31 Mart 2026

, , , ,

Faiz Ahmed Faiz Küba’da


1973 yılında Faiz Ahmed Faiz, Havana’daki José Martí havaalanına indiğinde duyduğu ilk ses, hoparlörden yankılanan Fidel Castro’nun konuşmasıydı.

Pakistan’ın ünlü komünist şairi, seyahatnamesine, bir zamanlar açlığa, yoksulluğa ve sömürüye alışmış insanların, dünyanın ezilenleri için umut ışığı olacak yeni bir toplum inşa ettiği bir ülkeye adım attığını söyleyerek başladı. Bu yazı, aynı zamanda Faiz’in bir siyasi analist olduğunu da ortaya koyuyor. Kendi ülkesinin insanları için Küba devriminin deneyimine ışık tutan bir yolculuğu belgelemeyi kendine görev edinmiş bir yoldaşın sözleri, üstlendiği görevi dile döküyor:

“Zihnimde Küba’ya dair net bir imaj, bir resim yoktu. Sadece orada Amerikalı gangsterlerin, birçok barın ve kumarhanenin olduğunu biliyorduk. [...] Sonra devrim geldi. Garip bir duygu açığa çıktı. Bu uzak, kimsenin bilmediği adada, Rusya’nın, Amerika’nın, sizin ve benim gözlerimizi kamaştırmaya başlayan tuhaf bir alev yükseliyordu. Siz de bu alevin ne olduğunu ve nedenini merak etmiş olmalısınız. Geçen ay bu ateşin kıvılcımlarını kendi gözlerimle görme ve sıcaklığını kendi bedenimde hissetme fırsatım oldu.”

Herkesin Şarkı Söylediği Ülke

Seyahatname, aynı zamanda insanların tarihinin bir belgesidir ve yazı akışı kronolojiktir. 1959’da Faiz, Küb’'nın bir fısıltıdan, devrimcileri haydut olarak adlandıranların sahip olduğu gazetelerde bir dipnottan ibaret olduğunu söylüyordu. Bir ulus değil, toprakların üçte ikisinin, nüfusun sadece yüzde 8’ini teşkil eden toprak sahiplerine ait olduğu bir plantasyondu. Birleşik Meyve Şirketi ve Amerikan şirketleri en verimli toprakların büyük bir bölümünü kontrol altında tutuyorlardı. Köylüler, kendilerine ait olmayan toprakları işliyor, emekleri kuzeye akan kârları besliyordu. Okuma-yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 40’ın üzerindeydi, okulsuz, kimsenin okuma-yazma bilmediği köyler vardı. Devrimin miras aldığı Küba buydu. Askeri diktatör Batista’nın yönettiği, fiilen bir ABD kolonisiydi.

Faiz, devamında, derin duygularla dolu ifadelerle, Fidel Castro’nun öyküsünü anlatıyor. Küba'daki mücadele boyunca yaşanan olayların, Pakistan’da 1968-1969 döneminde Eyüb Han’ın askeri diktatörlüğünü deviren devrimci ayaklanmayı hatırlattığını görmezden gelmek imkânsız. Fidel’in Moncada’ya dair değerlendirmesi, bir kışlaya saldırdıktan sonra katledilen genç devrimcilerle, işkence gören ama ihaneti reddeden yoldaşlarıyla ilgili sözlerini okuyunca tanıdık bir ruhla karşılaştı. Sadece beş yıl önce Ravalpindi’deki Pakistanlı öğrencileri, polis karakollarını yakan işçi-öğrencilerin eylemlerini ve Heştnigar’daki köylülerin silahlanmasını görmüştü. İsimler ve coğrafya farklıydı, ama cesaret aynıydı. Faiz, Küba şehitlerinde Pakistan’ın kendi devriminin gerçekleşmemiş vaatlerini gördü. Fidel’in meydan okuyan “tarih beni aklayacak” sözünde, Asya’dan Latin Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada şehit düşmüş her genç devrimcinin sözlerini işitti.

Fidel’in sözleri şairi o kadar derinden etkiledi ki, kendi sözleriyle özetlemek yerine, konuşmanın tamamını okuyucular için Urducaya çevirdi.

Faiz, daha sonra dikkatini o dönemde gördüğü Küba Devrimi’nin başarılarına odaklıyor. Tarım Reformu Yasası, toprak mülkiyetini ortadan kaldırdı ve topraklar köylüler arasında yeniden dağıtıldı. Her bölgeye klinikler inşa edildi ve daha önce hiç doktor görmemiş köylere koruyucu sağlık hizmeti ulaştırıldı.

Devamında Faiz, güzel üslubuyla, Moncada Kışlası’nın okula dönüştürülme sürecini aktarıyor. Eski askeri tesisler sınıflara dönüştürülüyor, ilkokullardan üniversiteye kadar eğitim tamamen ücretsiz hale getiriliyordu. Devrimin zaferinden sonraki 14 yıl içinde okuma yazma bilmeme oranı sadece yüzde 3’tü. Bu noktada devrim öncesiyle mevcut hali kıyaslayan Faiz, “Şimdi Küba’da nereye giderseniz gidin, bir uçtan diğerine okullar göreceksiniz” tespitinde bulunuyor.

Faiz bu bölümü, Küba Devrimi’yle ilgili en unutulmaz bulduğu deneyime, Küba’da hükümet ile halk arasında hiçbir ayrım bulunmaması gerçeğine değinerek sonlandırıyor. Sokaklarda, tarlalarda, fabrikalarda ve üniversite kampüslerinde sıradan Kübalılarla yaptığı görüşmelerde, liderlerden isimleriyle bahsedildiğini anlatıyor. Sanki herkes Fidel, Che, Celia ve diğer devrimcilerin isimlerini gündelik hayatlarında şahsen tanıyorlarmış gibi zikrediyor.

Devrimin liderleri, kriz ve zorluklar içinde halkla birlikte çalışarak sosyalizmi inşa ettiler. Doğrudan ABD destekli diktatörlük altında Küba’yı kuşatan karanlık, devrimci idealleri için ayağa kalkan bir ulusun mırıldandığı ezgiler, sanat ve müzikle aydınlanıyor. Faiz, “Burada herkes şarkı söylüyor” diye yazarken sayfalardan neşe fışkırıyor.

İnsanlığa Olan Borcumuz

Seyahatnamenin sonlarına doğru, ABD emperyalizminin devrimci projeyi baltalamak için Küba’ya uyguladığı tehditler ve baskılar karşımıza çıkıyor. Faiz bunu, Küba’nın ambargo altında olduğu, Domuzlar Körfezi gibi ABD müdahalelerine karşı zafer kazandığı bir dönemde yazıyordu. Burjuva tarihçilerinin “Küba Füze Krizi” olarak adlandırdığı olayın, eski sömürgecilerin yabancı saldırganlığı karşısında Küba halkının egemenliğini savunmasından başka bir şey olmadığını açıkça belirten Faiz, bu müdahalesiyle Soğuk Savaş propagandasını alt üst ediyordu. Emperyalizmin Küba’yı boğan elleri, bugün de ABD’nin Küba’ya karşı uyguladığı tek taraflı yaptırımlar, ablukalar ve tehditler şahsında tekrar kendisini tüm şiddetiyle hissettiriyor. Bu karşı-devrimci girişimlerin etkilerini anlayan Faiz şunu söylüyor: “Devrim bir lüks değil, bir sınıf savaşıdır. Savaştır bu, illaki yaralar açar.”

2005 yılında Pakistan, 7,6 büyüklüğünde bir depremle yerle bir oldu. 73.000’den fazla insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan evsiz kaldı. Dünya yardım sözü verdi, ama Küba farklı bir cevap verdi. 13.000 kilometre uzakta, ABD’nin ağır ablukası altında bulunan bu ülke, diplomatik formaliteleri veya siyasi kazanımları bile beklemedi. Bir hafta içinde, ilk Kübalı sağlık tugayı, cerrahi setleri ve sahra hastaneleriyle Ravalpindi'ye indi. Bunu, Küba’nın Henry Reeve Uluslararası Tugayı’nın tarihindeki en büyük tıbbi misyonu izledi. Sonraki yedi ay boyunca, 2.400’den fazla Kübalı sağlık personeli, Pakistan’da görev yaptı. Hayber Pahtunva ve Keşmir’de 32 sahra hastanesi kurdular. Diğer uluslararası ekipler ayrılırken, Kübalılar kaldılar, dünyanın unuttuğu, yolları olmayan, depremden etkilenmiş köylere gittiler. Uzmanlar, hastalık bulaşmasından kaynaklanan ikinci bir ölüm dalgası konusunda uyarıda bulundular. Ancak, Kübalı doktorların yorulmak bilmeyen çabaları sayesinde bu dalga asla gelmedi.

Fidel Castro, 2006 yılında Pakistan halkına yönelik bir dayanışma jesti daha yaptı. Küba, Pakistanlı öğrencilerin tıp eğitimi almaları için ücretsiz burslar sağlayacaktı. Bugüne dek, yaklaşık 1000 Pakistanlı doktor, Küba üniversitelerinden mezun oldu ve genellikle Kübalı doktorların ilk çalıştığı aynı ihmal edilmiş bölgelerde toplumlarına hizmet etmek üzere eğitildiler. Küba, sağlık altyapısını yerinde incelemek üzere 2025 yılında Pakistan Sağlık Bakanı’nı ağırladı. Geçen yıl bile, Pencap kırsalından üç öğrenci, bu programa devam etmek üzere Küba üniversitelerine tam bursla kaydoldu. Tarih, Faiz’in elli yıl önce yazdığı şu sözlerinin doğruluğunu kanıtlıyor: “Küba devrimi asla sadece Kübalılarla ilgili değildi, ezilenlerin tümünün onuruyla ilgiliydi.”

Bugün ABD’nin uyguladığı petrol ambargosu nedeniyle yakıt kıtlığı ve elektrik kesintileriyle karşı karşıya kalan Küba’ya aynı desteği verip vermediğimizi kendimize sormalıyız. Küba’nın Pakistan’a verdiği yardım, koşulsuz yardımdı. Bu, IMF gibi kurumların kamu harcamalarını kısan ve bizi daha da borç batağına sürükleyen yapısal uyum programlarıyla tam bir tezat teşkil ediyor. Küba, milyonlarca Pakistan vatandaşının hayatını kurtarmak için doktor gönderdi. ABD ise bölgede milyonlarca insanın ölümüne ve yerinden edilmesine neden olan savaşları destekliyor. Dolayısıyla, Küba’ya olan borcumuz, insanlığa olan borcumuzdur.

Sözlerime, Faiz’in Küba onuruna düzenlenen bir akşamda okuduğu, pek bilinmeyen şu şiiriyle son vermek istiyorum:

“Dün
Sen, çiçekler açan bir adanın sesiydin.
7 milyon
Belki de daha fazla sayıda insanın lideriydin.

Bugün
Çin’de milyonlarca insan
Seninle omuz omuza.
Binlerce dil,
Senin adına saygı duruşunda.

Bugün
Sen, üç kıtanın sesisin.
Sen, tarihe ebedi bir çağrı olarak kazındın.
Sen çağlar ve gelecek nesiller için varsın.
Sen, köleleştirilmiş halklara mücadele lütfunu bahşettin.
Her çağda, sen baharın müjdecisisin.
Onca zorluğa rağmen,
İnsanlığın haklarını her daim sen koruyacaksın.

Fatma Şahzad
26 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: