1973
yılında Faiz Ahmed Faiz, Havana’daki José Martí havaalanına indiğinde duyduğu
ilk ses, hoparlörden yankılanan Fidel Castro’nun konuşmasıydı.
Pakistan’ın
ünlü komünist şairi, seyahatnamesine, bir zamanlar açlığa, yoksulluğa ve
sömürüye alışmış insanların, dünyanın ezilenleri için umut ışığı olacak yeni
bir toplum inşa ettiği bir ülkeye adım attığını söyleyerek başladı. Bu yazı,
aynı zamanda Faiz’in bir siyasi analist olduğunu da ortaya koyuyor. Kendi
ülkesinin insanları için Küba devriminin deneyimine ışık tutan bir yolculuğu
belgelemeyi kendine görev edinmiş bir yoldaşın sözleri, üstlendiği görevi dile
döküyor:
“Zihnimde Küba’ya dair net
bir imaj, bir resim yoktu. Sadece orada Amerikalı gangsterlerin, birçok barın
ve kumarhanenin olduğunu biliyorduk. [...] Sonra devrim geldi. Garip bir duygu açığa
çıktı. Bu uzak, kimsenin bilmediği adada, Rusya’nın, Amerika’nın, sizin ve
benim gözlerimizi kamaştırmaya başlayan tuhaf bir alev yükseliyordu. Siz de bu
alevin ne olduğunu ve nedenini merak etmiş olmalısınız. Geçen ay bu ateşin
kıvılcımlarını kendi gözlerimle görme ve sıcaklığını kendi bedenimde hissetme
fırsatım oldu.”
Herkesin
Şarkı Söylediği Ülke
Seyahatname,
aynı zamanda insanların tarihinin bir belgesidir ve yazı akışı kronolojiktir.
1959’da Faiz, Küb’'nın bir fısıltıdan, devrimcileri haydut olarak
adlandıranların sahip olduğu gazetelerde bir dipnottan ibaret olduğunu
söylüyordu. Bir ulus değil, toprakların üçte ikisinin, nüfusun sadece yüzde 8’ini
teşkil eden toprak sahiplerine ait olduğu bir plantasyondu. Birleşik Meyve
Şirketi ve Amerikan şirketleri en verimli toprakların büyük bir bölümünü
kontrol altında tutuyorlardı. Köylüler, kendilerine ait olmayan toprakları
işliyor, emekleri kuzeye akan kârları besliyordu. Okuma-yazma bilmeyenlerin
oranı yüzde 40’ın üzerindeydi, okulsuz, kimsenin okuma-yazma bilmediği köyler
vardı. Devrimin miras aldığı Küba buydu. Askeri diktatör Batista’nın yönettiği,
fiilen bir ABD kolonisiydi.
Faiz,
devamında, derin duygularla dolu ifadelerle, Fidel Castro’nun öyküsünü anlatıyor.
Küba'daki mücadele boyunca yaşanan olayların, Pakistan’da 1968-1969 döneminde Eyüb
Han’ın askeri diktatörlüğünü deviren devrimci ayaklanmayı hatırlattığını
görmezden gelmek imkânsız. Fidel’in Moncada’ya dair değerlendirmesi, bir
kışlaya saldırdıktan sonra katledilen genç devrimcilerle, işkence gören ama
ihaneti reddeden yoldaşlarıyla ilgili sözlerini okuyunca tanıdık bir ruhla
karşılaştı. Sadece beş yıl önce Ravalpindi’deki Pakistanlı öğrencileri, polis
karakollarını yakan işçi-öğrencilerin eylemlerini ve Heştnigar’daki köylülerin
silahlanmasını görmüştü. İsimler ve coğrafya farklıydı, ama cesaret aynıydı.
Faiz, Küba şehitlerinde Pakistan’ın kendi devriminin gerçekleşmemiş vaatlerini
gördü. Fidel’in meydan okuyan “tarih beni aklayacak” sözünde, Asya’dan Latin
Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada şehit düşmüş her genç devrimcinin sözlerini
işitti.
Fidel’in
sözleri şairi o kadar derinden etkiledi ki, kendi sözleriyle özetlemek yerine,
konuşmanın tamamını okuyucular için Urducaya çevirdi.
Faiz,
daha sonra dikkatini o dönemde gördüğü Küba Devrimi’nin başarılarına odaklıyor.
Tarım Reformu Yasası, toprak mülkiyetini ortadan kaldırdı ve topraklar köylüler
arasında yeniden dağıtıldı. Her bölgeye klinikler inşa edildi ve daha önce hiç
doktor görmemiş köylere koruyucu sağlık hizmeti ulaştırıldı.
Devamında
Faiz, güzel üslubuyla, Moncada Kışlası’nın okula dönüştürülme sürecini
aktarıyor. Eski askeri tesisler sınıflara dönüştürülüyor, ilkokullardan
üniversiteye kadar eğitim tamamen ücretsiz hale getiriliyordu. Devrimin
zaferinden sonraki 14 yıl içinde okuma yazma bilmeme oranı sadece yüzde 3’tü. Bu
noktada devrim öncesiyle mevcut hali kıyaslayan Faiz, “Şimdi Küba’da nereye
giderseniz gidin, bir uçtan diğerine okullar göreceksiniz” tespitinde bulunuyor.
Faiz
bu bölümü, Küba Devrimi’yle ilgili en unutulmaz bulduğu deneyime, Küba’da
hükümet ile halk arasında hiçbir ayrım bulunmaması gerçeğine değinerek
sonlandırıyor. Sokaklarda, tarlalarda, fabrikalarda ve üniversite kampüslerinde
sıradan Kübalılarla yaptığı görüşmelerde, liderlerden isimleriyle
bahsedildiğini anlatıyor. Sanki herkes Fidel, Che, Celia ve diğer devrimcilerin
isimlerini gündelik hayatlarında şahsen tanıyorlarmış gibi zikrediyor.
Devrimin
liderleri, kriz ve zorluklar içinde halkla birlikte çalışarak sosyalizmi inşa
ettiler. Doğrudan ABD destekli diktatörlük altında Küba’yı kuşatan karanlık,
devrimci idealleri için ayağa kalkan bir ulusun mırıldandığı ezgiler, sanat ve
müzikle aydınlanıyor. Faiz, “Burada herkes şarkı söylüyor” diye yazarken
sayfalardan neşe fışkırıyor.
İnsanlığa
Olan Borcumuz
Seyahatnamenin
sonlarına doğru, ABD emperyalizminin devrimci projeyi baltalamak için Küba’ya
uyguladığı tehditler ve baskılar karşımıza çıkıyor. Faiz bunu, Küba’nın ambargo
altında olduğu, Domuzlar Körfezi gibi ABD müdahalelerine karşı zafer kazandığı
bir dönemde yazıyordu. Burjuva tarihçilerinin “Küba Füze Krizi” olarak
adlandırdığı olayın, eski sömürgecilerin yabancı saldırganlığı karşısında Küba
halkının egemenliğini savunmasından başka bir şey olmadığını açıkça belirten
Faiz, bu müdahalesiyle Soğuk Savaş propagandasını alt üst ediyordu. Emperyalizmin
Küba’yı boğan elleri, bugün de ABD’nin Küba’ya karşı uyguladığı tek taraflı
yaptırımlar, ablukalar ve tehditler şahsında tekrar kendisini tüm şiddetiyle
hissettiriyor. Bu karşı-devrimci girişimlerin etkilerini anlayan Faiz şunu
söylüyor: “Devrim bir lüks değil, bir sınıf savaşıdır. Savaştır bu, illaki
yaralar açar.”
2005
yılında Pakistan, 7,6 büyüklüğünde bir depremle yerle bir oldu. 73.000’den
fazla insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan evsiz kaldı. Dünya yardım sözü
verdi, ama Küba farklı bir cevap verdi. 13.000 kilometre uzakta, ABD’nin ağır
ablukası altında bulunan bu ülke, diplomatik formaliteleri veya siyasi
kazanımları bile beklemedi. Bir hafta içinde, ilk Kübalı sağlık tugayı, cerrahi
setleri ve sahra hastaneleriyle Ravalpindi'ye indi. Bunu, Küba’nın Henry Reeve
Uluslararası Tugayı’nın tarihindeki en büyük tıbbi misyonu izledi. Sonraki yedi
ay boyunca, 2.400’den fazla Kübalı sağlık personeli, Pakistan’da görev yaptı.
Hayber Pahtunva ve Keşmir’de 32 sahra hastanesi kurdular. Diğer uluslararası
ekipler ayrılırken, Kübalılar kaldılar, dünyanın unuttuğu, yolları olmayan, depremden
etkilenmiş köylere gittiler. Uzmanlar, hastalık bulaşmasından kaynaklanan
ikinci bir ölüm dalgası konusunda uyarıda bulundular. Ancak, Kübalı doktorların
yorulmak bilmeyen çabaları sayesinde bu dalga asla gelmedi.
Fidel
Castro, 2006 yılında Pakistan halkına yönelik bir dayanışma jesti daha yaptı.
Küba, Pakistanlı öğrencilerin tıp eğitimi almaları için ücretsiz burslar
sağlayacaktı. Bugüne dek, yaklaşık 1000 Pakistanlı doktor, Küba
üniversitelerinden mezun oldu ve genellikle Kübalı doktorların ilk çalıştığı
aynı ihmal edilmiş bölgelerde toplumlarına hizmet etmek üzere eğitildiler.
Küba, sağlık altyapısını yerinde incelemek üzere 2025 yılında Pakistan Sağlık
Bakanı’nı ağırladı. Geçen yıl bile, Pencap kırsalından üç öğrenci, bu programa
devam etmek üzere Küba üniversitelerine tam bursla kaydoldu. Tarih, Faiz’in elli
yıl önce yazdığı şu sözlerinin doğruluğunu kanıtlıyor: “Küba devrimi asla
sadece Kübalılarla ilgili değildi, ezilenlerin tümünün onuruyla ilgiliydi.”
Bugün
ABD’nin uyguladığı petrol ambargosu nedeniyle yakıt kıtlığı ve elektrik
kesintileriyle karşı karşıya kalan Küba’ya aynı desteği verip vermediğimizi
kendimize sormalıyız. Küba’nın Pakistan’a verdiği yardım, koşulsuz yardımdı. Bu,
IMF gibi kurumların kamu harcamalarını kısan ve bizi daha da borç batağına
sürükleyen yapısal uyum programlarıyla tam bir tezat teşkil ediyor. Küba,
milyonlarca Pakistan vatandaşının hayatını kurtarmak için doktor gönderdi. ABD
ise bölgede milyonlarca insanın ölümüne ve yerinden edilmesine neden olan
savaşları destekliyor. Dolayısıyla, Küba’ya olan borcumuz, insanlığa olan
borcumuzdur.
Sözlerime,
Faiz’in Küba onuruna düzenlenen bir akşamda okuduğu, pek bilinmeyen şu şiiriyle
son vermek istiyorum:
“Dün
Sen, çiçekler açan bir adanın sesiydin.
7 milyon
Belki de daha fazla sayıda insanın lideriydin.
Bugün
Çin’de milyonlarca insan
Seninle omuz omuza.
Binlerce dil,
Senin adına saygı duruşunda.
Bugün
Sen, üç kıtanın sesisin.
Sen, tarihe ebedi bir çağrı olarak kazındın.
Sen çağlar ve gelecek nesiller için varsın.
Sen, köleleştirilmiş halklara mücadele lütfunu bahşettin.
Her çağda, sen baharın müjdecisisin.
Onca zorluğa rağmen,
İnsanlığın haklarını her daim sen koruyacaksın.
Fatma Şahzad
26 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder