05 Mart 2026

Liberal Cereyan



Biz Marxistler için liberal demokrasi, zaten baştan bir ufuk daralmasıdır. Çünkü politikayı gerçek güç ilişkilerinden koparıp, ahlaki tercihler ve doğru fikirler meselesine indirger.

Sanki toplumdaki sorunlar, üretim ilişkilerinden, sınıf dengelerinden, devlet biçiminden değil de insanların yanlış düşünmesinden kaynaklanıyormuş gibi anlatılır. Bu yüzden liberal düşünce, teoride kendisini bilgi tartışmasına, yani “nasıl düşünmeliyiz” sorusuna hapseder; pratikte ise siyaseti ahlak dersine çevirir. Bu da bize göre yalnızlık mabedi anlatısı kuran liberalin kaçışıdır. Kim doğru dili kullanıyor, kim kaba konuşuyor, kim eleştiriyi aşırıya kaçırıyor… Tartışma çoğu zaman buraya sıkışır.

Tanıl Bora’nın metni[1] bunun tipik bir örneği. Ahlaki bir rahatsızlık, teoride psikolojizme dönüşüyor ve mesele, “öğrenme korkusu” diye açıklanıyor. Oysa ortada psikolojik bir problem değil, siyasal bir kriz var. Kendisine yöneltilen eleştirilerin bazıları gerçekten ölçüsüz “görünebilir”. Ama bugün yapılan şey, o eleştirilerin siyasal içeriğiyle, yani hakikatiyle yüzleşmek yerine, meseleyi psikolojik bir arızaya indirgemek. Politik bir tartışmayı insanların ruh haline bağlayarak etkisizleştirmek.

Marx’ın politik ekonomiciler için söylediği şeyi hatırlayalım: görüntü ile hakikati sürekli birbirine karıştırırlar. Bu, çoğu zaman salt kötü niyetten kaynaklanmaz. Belirli bir maddi zeminde oluşmuş düşünme alışkanlıkları zamanla doğallaşır, niyet haline gelir. Ama bu alışkanlık yerleştiğinde, insan, ne kadar inkâr etse de hakikati görmezden gelme hali giderek düşünsel körlüğe ve yer yer düpedüz kötülüğe bulaşır.

Türkiye’de yıllarca liberaller, demokrasi dediğimiz şeyi kurumlara, prosedürlere ve doğru dile indirgedi. Sanki doğru kavramlar konuşulursa siyaset de düzelecekmiş gibi anlatıldı. Oysa bu çerçeve, aynı zamanda büyük bir iktidar transferinin ve sınıfsal yeniden yapılanmanın ideolojik zeminiydi. Demokrasi tahayyülü kuruluyordu. Bunun tam da anlattığımız çerçevede imkânsız olduğunu söyleyenlere ise gerçek bir tartışma zemini hiçbir zaman açılmadı.

Liberal değerlere destur vermeden yazılan hiçbir metnin o mecralarda yer bulmadığını bilen bilir. Eleştiri, biraz daha zorlayıcı ve teorik olduğunda, o meşhur kibarlık da hızla ortadan kalkar.

Şimdi düşünün: Bir fikriniz var, düşünmeye başlamışsınız, kendi cümlelerinizi kurmak istiyorsunuz. Ama size önerilen tartışma zemini, baştan sınırları çizilmiş bir “demokratik tartışma” yordamı. O çerçeveyi kabul etmezseniz, zaten tartışmanın dışına düşüyorsunuz. İşte o noktada gerilim doğar. Gerçekten demokrasi eksikliği gibi “görünür”, ama demokrasiyi kendi küçük dünyalarında fetheden liberaller, onun kapitalist maddi yapısal ilişkilere “gerekçe” ürettiğini görmezler. Onu maddi neden gibi anlamak isterler, kendi küçük varlığının bir anlamı olsun ister. Neden teoride psikolojizme gittiklerinin cevabı tam olarak burada.

Demokrasi, o temelde zaten toplumun onda dokuzu için yoktur; sınıfsaldır. İnsanlar, düşündüklerini ifade edecek kanallar bulamadıkça söz sertleşir, öfke büyür. Bu, boş bir slogan değil; siyasetin gerçek gerilimidir. Biz, buna politika diyoruz. Onlarsa, işler iyi gittiğinde kapitalizmin yapısal zincirlerini daha da sağlamlaştıracak hayal satmaya “politika” diyorlar, işler kötü gittiğinde, sınıfsal çelişki su yüzüne çıkmaya çalışırken uydurulan yalanları -liberalin beğenmediği ve çeşitli kulplar taktığı- “mevcut bilinç durumuyla” parçalamaya başladığında ise insanlık halini psikolojiyle ve kendi kovuğuna çekildiği vicdanıyla açıklıyor. İlki, tam olarak bir teorik tıkanmanın sonucu, İkincisi de pratik tıkanmanın. Bunu kaba bir otoriter zorbalıkla yapmıyorlar. Tam tersine, ince bir şekilde yapıyorlar. Sizin normatif düşünce alanında donanımsız ve silahsız olmanızdan faydalanarak ustaca manipüle ediyorlar. Üstelik her zaman “suçun birazı sizde” diyebilecekleri bir zemin de var. Ama bilgi onların tapulu malı değil. Tecrübe de salt liberallerin dar psikolojist teorik-ahlakçı pratik denklemine sığdırılamaz.

Düşüncenin bütün inceliklerini bilmese de insan, bazı şeyleri fark eder, bazı şeyleri bilir, çünkü deneyimler. Elbette insanın bu ince, demokratikleştirilmiş kibar manipülasyon karşısında kendisini eğitmesi gerekir. Ama bizi öfkelendiren ve bu öfkeyi politik kılan şey, olgu heveslisi liberalin bu sınıfsal olguyu hiçbir şekilde dikkate almamasıdır. Hatta ustaca manipüle etmesidir. Bunları yaptığı açığa çıktığında, yüzleşmekten kaçmasıdır. Halen kendi özel politik katkılarıyla küçültülen insana kendi dar teorik ve pratik çerçevesinden kibarca don biçme cüretidir. Bize göre aymazlığı kimlik edinmesidir.

Burjuvazinin gericiliği 1848 devrimleriyle birlikte tescillenmişti. Liberallerin ve liberal kurumların kaderi ise I. Paylaşım Savaşı sonrasında belirginleşti. Anti-Bolşevik histeriyle liberal kurumlar, bizzat burjuvazi tarafından delik deşik edildi ve yerleri siyasal sağ ile dolduruldu. Liberaller, kısa bir bocalamadan sonra yönlerini seçtiler: Sovyetler’i hedef alarak, emperyalist düzenin anti-komünist liberal demokratları oldular. Bu yüzden, bugün kriz dönemlerinde en akıllı liberalle bile konuşsanız, dönüp dolaşıp aynı Soğuk Savaş reflekslerine sarılıyor. Çünkü mesele, artık düşünmek değil; düşüncenin sınırlarını korumaktır. Teoride psikolojizm, pratikte ahlakçılık… Liberalizmin bugünkü hali budur.

Liberalizm düşünceden korkmaz; düşüncenin kendi sınırlarını aşmasından korkar. Bu, kriz zamanlarında sadece belirginleşir.

Minima Politika
5 Mart 2026
Kaynak

Dipnot:
[1] Tanıl Bora, “Öğrenme Korkusu”, 4 Mart 2026, Birikim.

0 Yorum: