Son
dönemde Amerikalıların İslam’a karşı yeni bir kutsal haçlı seferi başlatmaya
her zamankinden daha fazla hazır olduklarını fark ettiniz mi? Bu, sadece sosyal
medya algoritmalarının ardındaki önyargıdan ibaret bir mesele değil.
Elbette,
İslam karşıtı duygular, 11 Eylül’den beri Batı toplumunun az çok belirleyici
bir özelliği olmuş, ama bu duygular, siyasi eğilimlerin estirdikleri rüzgârlarıyla
birlikte gelip geçmiştir. Ancak Amerika-İslam İlişkileri Konseyi’nin 2024
ortalarında yayınladığı rapor, ABD’de Müslümanlara ve Araplara yönelik nefret
suçları ve ayrımcılıkla ilgili şikâyetlerin tüm zamanların rekor seviyelerine
ulaştığını ortaya koyuyor.
Dahası,
Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre adayı Valentina Gomez gibi aşırı İslam karşıtı,
İsrail yanlısı figürlerin sosyal medyada desteklendiği görülüyor. Gomez, Kur’an’ı
alev makinesiyle yakarak, tüm Müslümanları “terörist” olarak nitelendirmiş, “İslam’ı
sonsuza dek durduracağım” iddiasıyla viral olmuştu.
Örgütlü
dinin sert bir eleştirmeni olarak ün kazanan Amerikalı komedyen Bill Maher,
eleştiriyi belirli dinlerin hak ettiğini düşünen biri. Maher, Filistin
topraklarında İsrail’in işlediği vahşetleri sorgulamaya cüret eden liberal veya
muhafazakâr Amerikalıları gün boyu yerden yere vuruyor, hepsini “terörist
destekçisi” olarak yaftalıyor.
Öte
yandan, dünyada kendisini belirli bir “dini grubun tek vatanı” ilan eden tek
devlet olarak İsrail, erkekleri, kadınları ve çocukları toplu halde öldürme,
mahkûmları işkenceye maruz bırakma, uluslararası hukuku ihlal ederek başka bir
ulusun topraklarını çalma ve tek bir makalede ele alınamayacak kadar çok
skandala karışma konusunda serbest geçiş hakkına sahip.
İslam:
Batı’nın Yıkımının Habercisi mi?
Amerika’daki
İslam karşıtı haçlı askerlerinin listesi uzayıp gidiyor, oysa bugün Hristiyanlığın
veya Batı medeniyetinin sonunu getirebilecek birleşik bir İslam veya Arap
devleti mevcut değil! Eskiden Saddam Hüseyin ve Beşar Esad’ın siyasi partilerince
temsil olunan, Arapların birliğini savunan Baas hareketi ezildi. Aslında Batı
kaynaklı istikrarsızlaştırma faaliyetleriyle tanımlı süreç, böylelikle doruk
noktasına ulaştı.
Yirmi
birinci yüzyılın tapınakçılarının iddialarının aksine, bugün ortada Sünnileri,
Şiileri, Vehhabileri, Sufileri vb. İslam medeniyetini büyütme amacıyla
birleştirecek bir yapı yok. Esasında Müslümanlar, çoğunlukla birbirleriyle
savaşmakla o kadar meşguller ki, başkalarına gerçek bir tehdit teşkil
edemezler.
Batı’da
İslam’a karşı yaygın olan hoşnutsuzluk, esas olarak kitlesel yasadışı göç ve bu
göçmenlerin çoğunun Müslüman olup yasaları çiğnemeleri ve ev sahibi ülkelerin
kültürlerine uyum sağlamayı reddetmeleriyle ilgilidir.
Ancak
bunun İslam’ın kendisiyle hiçbir ilgisi yok, tamamen Batı’nın Ortadoğu ve Kuzey
Afrika’yı on yıllarca süren savaşlar ve rejim değişiklikleriyle
istikrarsızlaştırmasıyla ilgili bir mesele bu! Gerçekte savaşlardan harap olmuş
topraklardan kaçan insanların göçünü ifade eden ve “İslami istila” olarak
tanımlanan olgu, bizzat Batı’nın yarattığı bir krizdir. Yol açtığı olumsuz
sonuçlar kendiliğinden oluşmaktadır, İslami bir komploya delalet etmez.
Öte
yandan, Yahudilerin gerçekten de iyi finanse edilmiş siyasi çıkarlarını
yönlendiren birleşik bir güçten söz edilebilir: İsrail. Yahudi devleti,
sömürgeci projesinin devamı için ABD’den yıllık milyarlarca dolarlık askeri
yardıma ve Washington’ın küresel diplomatik nüfuzuna bağımlıdır.
İsrail,
İslam’dan Nefret Etmenizi İstiyor
Dolayısıyla,
İsrail’in ABD’de nüfuz oluşturma amaçlı operasyonlarının Tel Aviv’in başlıca
dış politika hedeflerinden biri olması, şaşırtıcı değil. 2024 yılında, Amerikan
İsrail Kamu İlişkileri Komitesi (AIPAC), ABD siyasetinin gidişatını doğrudan
etkilemek için siyasi kampanyalara yaptığı bağış miktarı yaklaşık 52 milyon
doları buldu. Bir de tabii, Esther Projesi gibi İsrail’in nüfuz oluşturma amacıyla
yürüttüğü gizli operasyonlar var. Bu Esther Projesi’nde sosyal medyada faal
influencer’lara Arapları/Müslümanları şeytanlaştıran ve İsrail’in ABD
kamuoyundaki imajını iyileştiren İsrail propagandasını yaymak için gönderi
başına 7000 dolar ödeniyor.
Ancak,
İsrail’in tüm düşmanlarının ortak dini olan İslam söz konusu olduğunda, Tel
Aviv, İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim 2023’te başlayan son çatışmalardan bu
yana Amerikalıları İslam’dan nefret ettirmek için milyonlarca dolar harcadığı
kapsamlı bir kampanya yürütüyor.
Cezire’ye
göre, kampanyanın arkasındaki Tel Aviv merkezli pazarlama şirketi Stoic, İsrail
Diaspora İşleri Bakanlığı tarafından finanse ediliyor ve amacı, Amerikan
kamuoyunu Filistin’e yönelik destek zemininden uzaklaşsın diye gizlice manipüle
etmek.
“Kampanyanın varlığı,
araştırmacıların sosyal medya platformlarında şüpheli kalıplar fark etmeye
başladığı 2024 yılının başlarında ortaya çıktı. İsrail yanlısı içerik yayan ve
ağırlıklı olarak Gazze’deki İsrail eylemlerine destek toplamaya odaklanan çok
sayıda sahte hesap tespit edildi. Bu hesaplar, ağırlıklı olarak üç internet
sitesiyle bağlantılıydı: ‘Moral Alliance’, ‘Unfold Magazine’ ve ‘Non-Agenda’.
Bu siteler, topluca Facebook, Instagram ve X’te 40.000'den fazla takipçi
topladı.
Kampanya, genellikle meşru
haber kaynaklarından alınan İsrail yanlısı makalelerin yayınlanmasını, ardından,
yüzlerce sahte sosyal medya hesabı aracılığıyla paylaşılmasını içeriyordu.
Bunun bir örneği, BM Yakındoğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık
Ajansı (UNRWA) personelinin 7 Ekim saldırısına karıştığı iddialarını konu alan
bir makaleydi. Araştırmacılar, içeriğin sıklıkla birden fazla hesapta kelimesi
kelimesine tekrarlandığını, aynı kişileri aynı gönderiler ve cevaplarla hedef
aldığını tespit ettiler.”
Asıl
mesele de Esther Projesi’nin ardındaki bu Stoic ve Bridge Partners firmalarının
yabancı kurum olarak kaydedilmemiş veya kimliklerini açıklamamış olmaları. Bu da,
Yabancı Kurumların Kayıt Altına Alınması Yasası’nı (FARA) açıktan ihlal edildiğini
ortaya koyuyor. ilgili yasa, Rusya gibi Washington’ın hedefinde olan ülkelere
uygulanıyor. Rusya’ya ait televizyon kanalı RT, geçen yol kanalla ilişkili olduğu
iddia edilen medya kuruluşlarını kaydettirmedi diye “kamusal söylemi gasp etmek”le
suçlanmıştı.
“Zihninize
hangi imgelerin ve fikirlerin girmesine izin vereceğiniz konusunda seçici olun.”
[Epiktetos]
Ancak
İsrail söz konusu olduğunda, Washington’daki güçlü kişilerin kamusal söylemin
başına ne geldiğiyle veya iyi finanse edilmiş siyasi çıkarların bize neye
inanmamızı söylediğiyle ilgilenmedikleri net bir biçimde görülüyor. Bu güçlerin
kontrolünde işleyen süreçte birey, siyasi meselelerin medya eliyle yapay bir
biçimde üretildiğini görmüyor, bu meselelere dikkat kesilmeye değip
değmeyeceğini anlama imkânı bulamıyor.
İsrail’in
düşmanlarının tamamı da esasen kendi ulusal egemenliklerini korumaya çalışıyor.
Dolayısıyla, bu güçlerin size zarar vermek istediği düşüncesine teslim olmayın.
İsrail’in dış politika ajandası, zulüm ve yıkımla tanımlı. Bu ajanda, İsrail’den
gayrı hiçbir ülkeyi umursamıyor. Tel Aviv, yayılmacı emellerini gerçekleştirmek
için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olduğunu cümle âleme gösteriyor.
Donald Courter
8 Kasım 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder