“Direniş,
toplumsal bir varlık olarak insanın kendisini yeniden üretme sürecinin
temelidir.”
Bu
söz, bilim insanı Ali Kadri’ye ait, ancak bu, sadece akademik bir fikir değil,
imparatorluğun şiddetine ve zulmüne maruz kalan herkes için somut bir gerçekliktir.
Devrimci
siyasi tutsak George Jackson’ın dediği gibi: “Hayat devrimdir, eğer onun
gereklerini okuyup uygulamaya koymazsak, dünya ölüp gidecek.”
Direniş
de devrim de hayatın ta kendisidir: Bu, dünya genelinde süren anti-emperyalist
mücadelenin maddi ve manevi gerçekliğidir.
İmam
Hüseyin’in Kerbela’da Yezid’e karşı savaşırken şehit olmasına dayanan Şii
direniş anlayışı, materyalist anlayışın bir adım ötesine geçer:
“Günümüzde yaşayan en önemli
Şii âlimlerden biri olan Şeyh Muhammed Ali Şimali, en yüce insan hakkının yaşam
değil, onur olduğunu söylüyor. Devamında şu soruyu soruyor: ‘Eğer hayattasınız
ama aşağılanıyorsanız, küçük düşürülüyorsanız, insanlık dışı muamele
görüyorsanız, o hayatın değeri nedir?’
Bu görüşünü Hadîd suresi
25. ayet üzerinden temellendiriyor. Her peygamberin görevi, adaletti. Onur,
doğrudan adalet mündemiçtir. Âdil olmak, insanlara onura layıklarmış gibi
davranmaktır. Önce hayat değil, onur.
Şimali, Kerbela’yı bu
şekilde yorumluyor. İmam Hüseyin, Yezid’e boyun eğdiği takdirde
yaşayabileceğini biliyordu. Huzur içinde ibadet edebilirdi. Ancak ibadetle
geçecek onursuz bir hayatın, zalim birine teslim olmanın hiçbir değeri yoktu.
Hüseyin, bunu şu şekilde
ifade etmişti: ‘Ölüm, şerefini kaybetmekten evladır. Şerefini kaybetmekse
cehenneme gitmekten evladır.’
İran... Bir ülke,
medeniyet, bir fikir. Bugün insanlık onuru için savaşıyor. İmam Humeyni’nin
vizyonu buydu. Devrim, o onur içindi. Bu yüzden İran, her Batılı analist teslim
olması gerektiğini söylerken, teslim olmuyor. İran, topraklarına bombalar
düştüğünde, İslam Cumhuriyeti, ‘Nasıl hayatta kalacağız?’ değil, ‘Bu zilleti
nasıl reddedeceğiz?’ sorusunu soruyor. Bunlar farklı sorular. Farklı şekilde cevaplanıyorlar.”[1]
Filistinli,
Lübnanlı, İranlı anneler, oğullarını ölüm sevdikleri için savaşa göndermezler.
Hayır, onlar hayatı severler. Direnişin yaşam için bir ön koşul olduğunu,
direnişi bıraktığımızda hepimizi bekleyen kaderin, şehitlik bile olsa,
direnişin sonuçlarından çok daha kötü olduğunu anlarlar.
Direniş,
sadece tüfek veya füze ateşleme eylemi olarak anlaşılamaz. Direniş
savaşçılarını besleyen ve çoğaltan, takip edildiklerinde onları saklayan,
topraklarını terk etmeyen, düşmanla işbirliğini reddeden, direnişin devamlılığı
için toplumsal temeli oluşturan topluluktur.
Ekim
2022’de, Batı Şeria’daki bir mülteci kampında yüzlerce gencin, kel olan
Filistinli savaşçı Uday Tamimi’yi takip eden İsrail işgal güçlerini şaşırtmak
için saçlarını kazımıştı.
Perşembe
günü aşiretlerin yakalanması için ödül teklif etmesinin ardından, yüzlerce
Iraklı çocuk ve aile, düşürüldüğü iddia edilen bir ABD pilotunu aramaya çıktı.
Cumartesi sabahı erken saatlerde Lübnan’ın doğusundaki Bekaa’da, kadınlar da
dâhil olmak üzere, tüm köyler, paraşütçüleriyle pusu kurmaya çalışan İsrail
işgal güçlerine bağlı askerlere karşı silahlandı. Bugünün sabahında, erken
saatlerinde bir başka pusu girişimini daha engelledi.
Her
gece, bombalar yağmasına rağmen milyonlarca İranlı, sokaklarda gösteri yapıyor.
Bu
halk direnişin beşiği, direnişin halktan ayrı bir varlık olarak asla
görülememesinin sebebi.
Mao’nun
dediği gibi, “Gerilla, halkın içinde denizde yüzen balık gibi hareket eder.”
Düşmanın
savaş alanında topyekûn soykırım yapmasının nedeni de budur. Zira düşman,
gerillaları askeri olarak yenemediğinde, direnişin halk denilen beşiğini
tümüyle yok etmeye çalışırlar. Ancak yaptıkları, bugüne dek daha fazla özgürlük
savaşçısının doğmasına neden olmaktan başka bir işe yaramadı.
Bu
halk beşiği sayesinde, emperyalist güçler yeryüzünü yakıp kavururken, gökyüzünü
alev alev yakarken, bulutlardan ölüm yağdırırken bile, direniş, Gazze
tünellerinde, Lübnan dağlarında, Yemen denizinde, Irak çöllerinde ve İran
şehirlerinde yenilmeden yoluna devam ediyor.
Calla Walsh
9 Mart 2026
Kaynak
Dipnot:
[1] Iran’s Amazing, “Dignity”, 5 Mart 2026, X.


0 Yorum:
Yorum Gönder