12 Mart 2026

, ,

İstilanın Parçası Olarak Propaganda



Savaşlarını alenen yürütenler bile, eylemlerini yalanlar ve çarpıtmalarla haklı çıkarmaya çalışırlar. Bu çabayla, başkalarının saldırının kurbanlarına yardım etmesini mani olmak isterler. Yalan propaganda denilen saldırı, aslında savaşın önemli bir parçasıdır. Bu tür bir propaganda faaliyetinin parçası olanlar, böylelikle saldırganlığın da parçası haline gelirler.

Nazi Almanyası, propagandanın öneminin farkındaydı. Almanya Çekoslovakya’yı işgal etmeden önce, o ülkedeki Almanca konuşan azınlığın zulüm gördüğünü yüksek sesle iddia etti. Bu arada, Çekoslovakya’daki Alman azınlığı (Südet Almanları) temsil ettiğini iddia eden kukla bir Nazi yanlısı partiyi gizlice finanse etti. Nitekim, Çekoslovakya’nın Alman işgalinin zemini demokrasi ve azınlık hakları adına atıldı. Nazi yanlısı “Südet Almanları” partisinin lideri Konrad Henlein, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından ılımlı ve makul olarak kabul ediliyordu; bu arada, Hitler ile yaptığı görüşmelerde gizlice “Prag’dan her zaman tatmin olamayacak kadar çok şey talep etmeliyiz” konusunda anlaştı.[1] Henlein’in provokasyonlarının amacı, Çek hükümetinin baskıcı önlemlere başvurmasını sağlamaktı, bu önlemler Almanya tarafından derhal vahşet olarak nitelendirildi.

Hitler, 12 Eylül 1938’de Nürnberg’de yaptığı konuşmada, Çekoslovak hükümetini Alman azınlığı yok etmekle, onları evlerinden sürmekle, demokratik haklarını bastırmakla ve Alman esirleri idam etmekle suçladı. Bunu, Eylül 1938 ortalarında Sudet Almanlarının ayaklanması izledi. Daha sonra, (Hitler’in doğrudan emriyle oluşturulan ve Alman ordusu tarafından barındırılan, eğitilen ve donatılan) Sudetliler “gönüllü" güçleri, Çek hükümet kurumlarına terörist baskınlar düzenledi.

Südet Almanlarının baskı altında tutulduğu ve yok edildiği yönündeki propaganda, İngiltere ve Fransa’nın Hitler’in taleplerini meşru olarak değerlendirmesi için yeterli bir zemin sağladı. İngiliz Başbakanı Neville Chamberlain, kendince şu tarz bir ince ayrıma dikkat çekti: Hitler’in Çekoslovakya topraklarını zorla değil, barışçıl yollarla ele geçirmesini istiyordu.[3] Bu nedenle, İngiltere ve Fransa, Çeklere Almanca konuşulan bölgeleri Almanya’ya devretmeleri için bir ültimatom verdi. Südet bölgesini “barışçıl” bir şekilde işgal ettikten sonra Hitler, Çekoslovakya’nın geri kalanını askeri olarak işgal etmeye başladı. Bu şekilde, Çekoslovakya’daki Alman azınlığının baskı altında olduğu yönündeki uydurma propaganda, tüm ülkeyi boyunduruk altına almaya hizmet etti.

Geçtiğimiz yılın sonlarında İran’da iki veya üç hafta süren protestolar patlak verdiğinde, tüm dünya dikkatini bu protestolara, İran hükümetinin protestoculara verdiği cevaba, ardından gelen şiddet ve kargaşa olaylarına, ABD ile İsrail’in bu gelişmelerle bağlantılı olarak yaptığı açıklama ve eylemlere odaklamıştı.

Batı medyasının baştan beri anlattığı versiyon, açık ve netti: İranlılar, iktidardaki diktatörlüğe karşı barışçıl bir ayaklanma düzenledi. Rejim, binlerce protestocuyu katletti (kanıt içermeyen tahminler 40.000’e kadar ölü ve 300.000’den fazla yaralı olduğunu gösteriyor) ve iletişimi kesti. ABD’de yaşayan (1979 İran devrimiyle devrilen eski İran Şahı’nın oğlu) Rıza Pehlevi, halk hareketinin lideri olarak ortaya çıktı. İran rejimi kırılgandı ve çöküşün eşiğindeydi. Acımasız baskı, nihayetinde hareketi şimdilik bastırdı.

Müdahale

Başka yorumcularsa çok farklı bir gerçeği ortaya koydular. Protestolar, ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar sonucu oluşan vahim ekonomik durumla ilgili halkın gerçek şikâyetlerinin dile getirilmesiyle başlamıştı. İran hükümeti, protestocuların şikâyetlerinin meşruiyetini kabul etti ve diyalog çağrısında bulundu.[4] Ancak bu noktada (8-9 Ocak civarında), protestolar, karanlık güçlerin ABD/İsrail ajanları ve silahlı provokatörlerin teşkil ettiği eğitimli grupların eline geçti. Nitekim, İsrail istihbarat teşkilatı Mossad, Farsça sosyal medya mesajları yayınlayarak, “sahada protestocuların yanındayız” iddiasında bulundu ve onları teşvik etti. Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo sosyal medyada, “Sokaklardaki her İranlıya ve yanlarında yürüyen her Mossad ajanına mutlu yıllar” diye yazdı. Provokatörler binaları kundakladı, yüzden fazla polis veya güvenlik görevlisini linç etti, birçok sıradan İranlıyı öldürdü.[5] ABD Başkanı Trump, İranlılara kurumlarını “ele geçirmeleri” çağrısında bulunarak, “yardım yolda” dedi. Bu sırada, CIA destekli örgütler ve Batı medyası, ölümlere ilişkin yalan yanlış sayılar ve hükümetin işlediği vahşetlerle ilgili asılsız iddialar yaydı.

Ancak, hükümet politikalarını eleştirenler de dâhil olmak üzere, İranlıların büyük çoğunluğu, isyancılara karşı çıktı ve kendilerini onlardan uzaklaştırdı. Milyonlarca İranlı, isyancıları ve onları destekleyen karanlık güçleri, özellikle de ABD ve İsrail’i kınamak için mitinglere katıldı. Kısacası, son İran protestolarının ikinci aşaması ve protestolarla ilgili uluslararası propaganda, İran’ın siyasi hayatına yönelik bir tür emperyalist müdahaleydi.

Üçüncü Taraf

Bu bağlamda, Batı’da “Sol”un önde gelen şahsiyetleri olarak kabul edilen birçok kişi, yukarıdaki iki versiyondan da farklı bir pozisyon aldıklarını iddia ediyor. Bu şahsiyetler arasında Jeremy Corbyn, Zara Sultana, Jean-Luc Melenchon, Sahra Wagenknecht, Yanis Varufakis, Tarik Ali, Owen Jones, Zohran Mamdani, Alexandria Ocasio-Cortez ve Bernie Sanders yer alıyor. benzer pozisyonlar, ABD’de yayın yapan Jacobin dergisi, Drop Site internet sitesi ve Avrupalı siyaset platformu DiEM25 tarafından da benimseniyor.[6]

Bu şahsiyetler ve platformlar, Batı medyasının (otoriterliğe karşı halkın ayaklanması, acımasızca bastırılması söylemi üzerine kurulu) anlatımı genel olarak tekrarlıyor, ancak ABD ve diğer Batı ülkelerinin müdahalesine karşı çıkıyorlar. İran halkının kendi geleceğini belirlemesi, ABD ile diğer Batı ülkelerinin yalnızca uzaktan onların özlemlerini desteklemesi gerektiğini söylüyorlar.

İlk bakışta bu insanlar ve kurumlarla, Trump, Netanyahu, Macron ve diğer Batılı liderlerden önemli bir ayrım varmış gibi görünüyor. Oysa aslında ortada farklılık özde değil sadece görünüşte.

Zaruri Hazırlık Çalışmaları

İran’a yönelik müdahale, bombalama veya işgal için yürütülmesi gereken hazırlık çalışmalarının en önemli bileşeni uluslararası propaganda faaliyetidir. Bu tür propaganda, ABD ve müttefiklerinin, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Venezuela, Gazze veya başka herhangi bir ülkeye yönelik emperyalist işgalinin önemli bir parçası olagelmiştir. Dünyaya, Kuveyt’i işgal eden Irak güçlerinin hastanelerdeki kuvözlerden bebekleri çıkardığı (daha sonra “Nayirah tanıklığı” olarak ünlenen olay), daha sonra Irak’ın nükleer silah geliştirdiği, Libya’daki Kaddafi’nin askerlerine Viagra verdiği ve onları isyancıların kontrolündeki veya ihtilaflı bölgelerde kadınlara tecavüz etmeye teşvik ettiği, Suriye hükümetinin isyancıların kontrolündeki bölgelerde kimyasal silah kullandığı, Maduro’nun Venezuela seçimlerini hileyle kazandığı ve ABD’ye uyuşturucu kaçırdığı, Hamas’ın 7 Ekim’de Yahudi bebekleri fırınlara koyarak öldürdüğü ve Yahudi kadınlara toplu tecavüz ettiği gibi yalanlar dil denilen namluya sürüldü. Bu tür hikâyelerin ardından, ABD emperyalizmi, bu toprakların halkına akla hayale gelmeyecek zulümleri uyguladı.

İşgal öncesi propaganda çalışmalarının son örneği, İran’ın kendi halkına karşı katliamlar ve vahşetler işlediği yönündedir. Ölü ve yaralılara ilişkin tahminlerin İran içindeki belirli bir kaynağa dayandırılması mümkün değildir. Bu tahminleri, Batı medyasının alıntı yaptığı isimsiz hükümet yetkilileri veya isimsiz tanıklar, CIA bağlantılı Ulusal Demokrasi Vakfı'ndan fon alan ABD merkezli İran odaklı STK’lar, yurtdışındaki İranlıların örgütleri, Londra merkezli Suudi Arabistan tarafından finanse edilen uydu kanalı türünden medya kuruluşları dillendirilmektedir.

ABD ve İsrail’in İran’da kaos yaratabilecek geniş bir ajan ağına sahip olduğu gerçeğini kimse inkâr edemez. Örneğin, bu ağ, on yıldan fazla bir süredir İranlı nükleer bilim insanlarına yönelik suikastler düzenlemiştir. 2010 ile 2020 yılları arasında beş kişi, bombalı araç saldırıları veya silahlı saldırılarla öldürülmüştür. En az 10 kişi, Haziran 2025’teki İsrail hava saldırılarında öldürülmüştür. Açıkça görülüyor ki, İran’daki ABD-İsrail ajan ağı oldukça büyük, silahlı ve ölümcüldür, protestoları ele geçirip kaos yaratmış olmaları büyük bir olasılıktır. Ayrıca, bu ağın olayları pasif bir şekilde izlediğini ve hiçbir şey yapmadığını hayal edebiliriz.

Temel Mesele

Aslında temel mesele, ölenlerin sayısı veya uygulanan baskıcı eylemler değildir. 8 Ocak sonrası ayaklanmaların ve bunlarla ilgili propagandanın İran’a emperyalist bir müdahale ve İran’ın egemenliğine bir saldırı olduğu alenen ortaya çıktığında, tutarlı bir demokratik pozisyon ancak şu olabilir: ayaklanmalara, propagandaya ve emperyalizmin savaş planlarına kategorik olarak karşı çıkmak.

Bunun sebebi, İran hükümetinin toplumsal, ekonomik veya politik adımlarına ilişkin eleştiriler ne olursa olsun, emperyalist işgal ve istilanın, İran halkının hiçbir şekilde kontrol edemediği en eksiksiz despotizm biçimi olmasıdır. Bu nedenle, uluslardan oluşan bu dünyada, ulusal egemenlik, herhangi bir halkın toplumsal, ekonomik veya politik haklarını kullanmasının ön koşuludur. Bir Üçüncü Dünya ülkesinin egemenliği, emperyalist bir güç tarafından saldırıya uğradığında, demokrasiyi önemseyenlerin öncelikli görevi, saldırı altındaki ülkeyi desteklemektir.

Bir ülkenin egemenliğine yönelik saldırı, demokrasi kılıfına bürünebilir. Yakın tarihli bir örneği ele alalım: New York Times’ın haberine göre, “aktivistlerden, geliştiricilerden ve mühendislerden oluşan derme çatma bir ağ”, her biri 700-800 dolara mal olan 50.000 Starlink uydu terminalini kaçak yollarla ülkeye sokarak, İran’ın dijital bariyerlerini deldi ve bunları ülke genelinde gizli yerlere yerleştirdi. (NYT, bu çocuk masalını yüzüne geçirdiği ciddiyet maskesiyle birlikte anlatıyor. Görünüşe göre bazı yetişkin çocuklar bu masala inanıyor.) Elon Musk’ın Starlink’i normalde ücret karşılığında internet bağlantısı sağlıyor, ancak cömert Bay Musk, Ocak ayında İran’daki tüm Starlink hizmetlerinin ücretsiz olacağını duyurdu.[7] Böylece Starlink ağı, ABD ajanlarının sahada birbirleriyle iletişim kurmasını ve İran içinde Batı propagandasının yayılmasını sağlayacaktı. Bu şekilde, Batı medyasında demokratik iletişimin yayılması olarak sunulan şey, aslında İran’ın siyasi hayatına yönelik emperyalist bir müdahaledir.

Yukarıda bahsedilen “sol” şahsiyetlerin, Batı medyası ve CIA destekli kurumlar tarafından yayılan iddiaları bağımsız bir aklın süzgecinden geçirmediklerini görüyoruz. Kendisini “alternatif” internet sitesi olarak pazarlayan Drop Site, Tahran’ı ziyaret etmiş, “protesto eylemlerine katılmış, baskıyı görmüş bir kişiyle gerçekleştirilen röportaj videosunu yayınladı. Röportaj yapılan, (görüntüsü flulanan, sesi bozulan, ismi paylaşılmayan) kişi videoda şunları söylüyordu: “İran halkının özgürlük hareketini kimin ele geçirebileceği konusunda çok fazla tartışma olduğunu biliyorum, böyle bir ihtimal var, ama size şunu söyleyebilirim ki, İran hükümetinin protestolara verdiği tepki şekliyle, İran’daki her bir kişi bu rejimi sona erdirmek için herhangi bir istihbarat servisine seve seve katılır.”[8] İsmi paylaşılmayan bu kişinin İranlı diasporasının gerçek bir üyesi olduğunu ve yapay zekâ eliyle üretilmediğini varsaysak bile, yürüttüğü propaganda faaliyetinin alenen İran halkına ve egemenliğine karşı olduğunu söyleyebiliriz.

Vicdanî Retçiler

Şüphesiz ki, daha önce de belirttiğimiz gibi, bu “sol” şahsiyetler ve platformlar, ABD’nin işgal planlarını veya askeri saldırılarını desteklemiyorlar. Bu sadece, propaganda savaşının katılımcıları olsalar da, bunların askeri savaşta vicdanî retçiler olduklarını gösterir.

İnsan hayatına, binalara, ambulanslara, otobüslere ve benzeri şeylere verilen maddi zararın yanı sıra, propaganda savaşı, İran’ın siyasi itibarına da zarar verdi. Beşar Esad yönetimindeki Suriye hükümetine de benzer zararlar verildi. Suriye halkı, bir iç savaş yaşadı ve sonunda, 14 yıl dökülen kanın ve yaptırımların ardından, ABD ve müttefikleri, Şam’da İslami köktenci bir rejim kurdu. Bu süreçte, Filistin mücadelesi için önemli ve güvenilir bir destek ortadan kaldırıldı. ABD ile İsrail, Suriye’nin birçok bölgesini işgal etmeyi bile başardı. Esad’a karşı yürütülen propaganda savaşı, bu sonucun zeminini hazırlamaya yardımcı oldu ve bu sonuç da İran’a yönelik saldırının zeminini hazırladı.

Ancak İran’daki ayaklanmalar sona erdi ve dış güçlerin bunları çok yakında yeniden canlandırması mümkün değil. İran’ın “solcu” eleştirmenleri emperyalizmin ekmeğine yağ sürdüler, onun epey işini gördüler, ancak artık işlerini gördükleri için kâğıt peçete gibi çöpe atıldılar. Trump, yoluna devam etti. İranlı protestoculara “yardım” gönderme söylemini bir kenara bırakarak, İran nükleer programını sonlandırmazsa İran’ı yok edecek donanmayı göndereceğini duyurdu.

“Umarım İran hızla ‘masaya oturur’ ve tüm taraflar için iyi olan, nükleer silah içermeyen adil ve eşitlikçi bir anlaşma müzakere eder. Zaman daralıyor, gerçekten çok önemli! İran’a daha önce de söylediğim gibi, anlaşın! Yapmadılar ve ‘Gece Yarısı Çekici Operasyonu’ ile İran’da büyük bir yıkım yaşandı. Bir sonraki saldırı çok daha kötü olacak! Bunun tekrar yaşanmasına izin vermeyin.”

Yöntemler zaman zaman değişse de, bunu görmek isteyenler için emperyalist amaçlarda apaçık bir süreklilik vardır.

Politik Ekonomi Araştırma Birimi
30 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: