Sol
tarihinin muhteşem bir örneği. Sacco ve Vanzetti’nin özgürlüğü için yürütülen
kampanya yıllarca sürdü. Kampanya, beynelmilel bir niteliğe kavuştu. Bilhassa Fransız
işçi sınıfı, iki devrimciyle gösterdiği dayanışmada epey kararlıydı. Humanite
gazetesinin dış haberler editörü, daha sonra Fransız Komünist Partisi vekili
olan, Nazi işgalinin kurbanı Peri, bizi Ağustos 1927’de Sacco ve Vanzetti’nin öldürülmesi
haberinin işitilmesi sonrası isyanlarla ve gösterilerle hareketlenen Paris
sokaklarına götürüyor.
Gabriel
Peri’nin Daily Worker dergisinde yayınlanan “Paris, Sacco ve
Vanzetti'nin Ölümünü Protesto Ediyor” başlıklı makalesi. Cilt 4, Sayı 235, 15
Ekim 1927.
* * *
Paris,
işlenen suçu 23 Ağustos sabahı şafak vakti öğrendi.
Son
birkaç saat içinde umutlar zaten azalmıştı.
Saat
beşi birkaç dakika geçtikten sonra artık şüphe duymak mümkün değildi.
İş
tamamlanmıştı.
Saat
6:30’a gelindiğinde, korkunç haberin hızla yayılan etkisi Paris’i ve
banliyölerini sarmıştı.
Elektrik
çarpması gibi bir şey yaşandı! Bu korkunç kelime, işçilerin yüzlerini
buruşturdu. Yüzler kireç gibi oldu. Duygularına yenik düştüler. Tereddüt
ettiler. Sonra birden o öfke patlak verdi:
“Necis
hayvan sürüsü! Necis hayvan sürüsü!”
Bir
an için, büyük ve şaşkın işçi kalabalığında bir hareketlenme yaşandı. Sonra
gözlerindeki öfke ışıl ışıl parladı.
Gri
ve kasvetli güne proleterlerden oluşan seli boşaltan metro istasyonlarında aynı
sahneler tekrarlandı. Şüphe, tereddüt, şaşkınlık. Binlerce kez tekrarlanan şu mahkûm
edici çığlık:
“Necis
hayvan sürüsü! Necis hayvan sürüsü!”
İdam
haberi ağızdan ağza, evden eve, sokaktan sokağa yayıldı. Hızla bir söylenti
dolaştı. Halk içinde eyleme geçelim sözleri işitilmeye başlandı.
1921’den
beri Fransız işçi sınıfı, iki şehidin davasını kendi davası olarak
benimsemişti.
Bundan
böyle Sacco ve Vanzetti için yürütülen kampanya, Fransa’daki işçi mücadelesinin
en önemli kesitlerinden biri olarak anılacaktır.
Önümüzdeki
günlerde, en açgözlü ve en saldırgan kapitalizme karşı verilen bu devasa beynelmilel
mücadelenin derslerini çözümlemek gerekecek. Şimdilik, Amerikan işçileri için
bu mücadelede tanık olunan son olayları yeniden gözden geçirmekle yetinelim.
3
Ağustos’ta, sosyal demokrat gazeteler, entelektüel ve siyasi çevrelerin
protestolarını bir araya getirirken, Fransız Komünist Partisi, doğrudan dükkânlara,
ofislere, fabrikalara seslenmeye karar verdi. Partinin sloganı şuydu:
“Sacco-Vanzetti’ye karşı
işlenen suçu protesto etmek için her yerde, kapanış saatlerinde gösteriler
düzenlensin, yüz binlerce kişi, bu suça karşı oy kullansın.”
O
gece, devasa bir savaş cephesinde toplanan Lyon proletaryası, Sacco ve Vanzetti'nin mücadelesine gerçek sınıfsal anlamını kazandırdı. Bay Herriot’nun baş yargıç
rolünü üstlendiği bu şehirde bile, her görüşten işçi, iki muhteşem miting
düzenledi. Rhone valisinin emirlerine uyan polis, eşi benzeri görülmemiş bir
provokasyona başvurdu ve göstericilere silahla saldırdı. Ancak Lyon toplantısı,
Fransa’nın tamamında yankı buldu.
O
trajik gecenin ertesi günü, Massachusetts valisinin kararının haberi Paris’e
ulaştı. Fuller, suçun işlenmesi emrini vermişti. Aynı akşam, Paris bölgesindeki
sendika örgütlerinin düzenlediği bir toplantıda Parisli işçilere bu durum
bildirildi. Genel Birleşik İşçi Konfederasyonu sekreteri Racamoni, “Bu işlenen suçu
ancak muazzam bir güç gösterisi önleyebilir” diyerek, yankılanan alkışlar
eşliğinde, konfederasyonun genel grev çağrısında bulunan bildirisini okudu. Bu
karar coşkuyla onaylandı.
Gösterinin
sonunda, tutukluların affedilmesini ve serbest bırakılmasını talep eden işçi kitlesi
dağılırken, polis, işçilerin üzerine saldırdı, Paris’in FKP’li vekili Jacques
Duclos’ya vahşice saldırdı. Duclos, hastaneye kaldırılmak zorunda kaldı.
Grev,
Pazartesi günü yapılacaktı. Pazar günü yeni bir gösteri, 100.000 işçiyi kızıl
bayraklar etrafında bir araya getirdi. Parisli işçiler, büyük şehrin
sokaklarında safları sıklaştırmış halde yürüdüler. Dev pankartlarda şunlar
yazıyordu:
“Halkın dostu ve Amerikan
kapitalistlerinin düşmanı oldukları için elektrikli sandalyede idam cezasına
çarptırılan Sacco ve Vanzetti için adalet”
“Sempatizanlar, görüşüne
bakılmaksızın, işlenecek suça müdahale etmelisiniz.”
“Amerika’da adaletin
makamı elektrikli sandalyedir.”
“Sacco ve Vanzetti’yi
kurtarmak için genel grev!”
“1887-1927! Amerikan
adaletini örnekleyen tarihler!”
“Şanghay trajedisi
tekrarlanmamalı! Sacco ve Vanzetti’ye elveda!”
Amerikan
bayrağı taşıyan, içi tıka basa dolu otomobiller, defalarca “Af! Af!” nidalarıyla
karşılandı.
Bunun
üzerine yeni dünyadan gelen turistler, varlıklarını belli ederek şöyle cevap
verdiler: “Yaşasın Sacco ve Vanzetti!”
Aynı
sabah Paris’e gelen Luigia Vanzetti, bitmek bilmeyen bir alkış tufanına maruz
kaldı. Yirmi toplantı salonundan yankılanan çığlıklar, sanki proleter
kalabalığın en derinliklerinden yükseliyormuş gibiydi: “Kahrolsun Fuller! Af!
Af!”
Aynı
gün tüm Fransa, Paris’teki gösterilere karşılık verdi. Roubaix’de birleşik
cephe toplantısı yapıldı, Havre, Dieppe, Sotteville, Tours, Toulouse ve Oran’da
gösteriler düzenlendi.
Nihayet
8 Ağustos Pazartesi günü genel grev başladı. Böylece konfederasyon sloganlarını
gerçekleştirmiş oldu:
“Eğer, herkesin kınamasına
rağmen, Amerikalı zenginler, o korkunç suçu işlerlerse, onlara her türlü yolla
müdahale etmek gerekecektir: Bu nedenle, eğer bu korkunç hüküm her şeye rağmen yürürlüğe
konulursa, Genel İşçi Konfederasyonu, yirmi dört saatlik grev eyleminin şu
şekilde uzatılması gerektiğini duyurur:
1. Amerika’dan ithal
edilen tüm ürünlerin, malların, ticari eşyaların ve Amerikan fabrikalarında
üretilen ürünlerin Fransa’da tüketiciler tarafından boykot edilmesi;
2. Denizciler, liman
işçileri ve demiryolu işçileri örgütlerinin bu ürünlerin taşınmasını
reddetmesi;
3. Aynı şekilde, Yanki
zenginlerinin temsilcilerine ve özellikle Amerikan Lejyonu üyelerine boykot
uygulanmalıdır;
4. Amerikan menşeli her
türlü sergi, oyun veya etkinliğin boykot edilmesi.”
Greve
çağrı, her yerde takdire şayan bir disiplinle yerine getirildi. Lyon, St.
Etienne, Cette, Alais, Le Boucau, Avignon, Beziers, Dunkerque, Cyonnax,
Marsilya, Montpellier, Douai, Havre gibi merkezler, kendilerini tümüyle greve
adadılar. İşçiler ayaklandılar ve emperyalistlerin yürürlüğe koyduğu vahşi
baskıyı simgeleyen iki şehidi katillerden söküp alma iradesini ortaya koydular.
Paris
bölgesinde, hareket, kenar mahallelerdeki emekçi kitlelerin kınayıcı eylemlilik
sürecine katıldıklarına tanıklık etti.
Sabah
saatlerinde sayısız toplantı, öğleden sonra coşkulu buluşmalar ve etkileyici
gösteriler, akşam ise Paris’in Latin mahallesinde bulunan kilise binası
Pantheon’da devasa bir tören. İşte bu büyük gün bunları kaydetti.
12
Ağustos Perşembe günü, L’Humanite gazetesi, Paris işçilerine kurtuluş
haberini duyurdu. “Hâlâ Hayattalar!” Komünist gazetenin dev manşeti, bir zafer
çığlığı gibi herkesin gözleri titretti. Bulvarlardaki kalabalığın, tüm
mahallelerdeki salonların ve Paris işçilerinin kapıştığı binlerce L’Humanite
gazetesini taşıyan gazete satıcılarının bağırışları da aynı şekilde
yankılandı.
Fakat
kitlelerin sevincine tarifsiz bir ıstırap karışmıştı. Büyük isyan devam etse
de, acımasız girişim yeniden başlayacaktı. Onları hâlâ öldürebilirlerdi. Cezayı
erteleyen mahkeme, korkunç bir farstan başka bir şey değildi.
12
Ağustos sabahının şafağından itibaren bu önsezi, işçilerin ruhuna musallat oldu
ve o günden işçiler itibaren teyakkuzda kaldılar.
Ne
yazık ki, şimdi onların önsezilerinin ne kadar haklı olduğunu biliyoruz. Sekiz
gün sonra, Massachusetts mahkemeleri kararlarını onayladı. Bunu işçilerden
gelen büyük bir öfke patlaması izledi. 21 Ağustos Cumartesi günü, Paris’te elli
toplantı düzenlendi. Taşrada da başka gösteriler yapıldı, ertesi Pazar, sağanak
yağmur altında, Pre-Saint-Gervais yakınlarındaki Butte du Chapeau Rouge’da
20.000’den fazla işçi toplandı.
Sırılsıklam
kıyafetlerle, saatlerce yağmurda ayaklarını yere vurarak, yüzleri yağmur
damlalarıyla ıslanmış işçiler, hâlâ bir şans varken, son kez Paris’te misafir
olan Amerikan Lejyonu liderlerine ve Atlantik ötesindeki, adaleti ayaklar
altına alan, savaş borçlarını kontrol eden Amerikalı kapitalistlere çevirdiler
yüzlerini.
Fakat
saatler geçti. Boston’dan gelen haberler, saat gibi işleyerek, en kötüsünün
gerçekleşmek üzere olduğu şüphelerini doğruladı. Konfederasyon, hiç vakit
kaybetmeden Genel İşçi Konfederasyonu’na ortak eylem önerisi sundu. Komünist
Parti de benzer bir öneriyi Sosyalist Parti’ye iletti. Amaç, Paris’in kalbinde
devasa bir gösteri düzenlemekti.
Sonra,
sabah saat beşte. Elektrik çarptı herkesi! İki saat sonra, Montmartre Caddesi’nde,
L'Humanite gazetesinin vitrinlerinin altında nefes nefese bekleyen işçi
kalabalığı varken, partinin gazetesi işçilere şu çağrıyı yaptı:
“Artık o korkunç sınıfsal
hüküm infaz edildiğine göre, nihai hesaplaşmayı bekleyen her sınıf bilincine
sahip işçinin görevi, katillerden adil bir şekilde intikam almaktır.
Ancak, Komünist
Enternasyonal’e uygun olarak, imzası bulunan örgütlerin gerekli misillemelerden
bahsederken, hiçbir şekilde bireysel terör eylemlerini kastetmedikleri, aksine,
bu eylemleri her zaman proletarya için devrimci bir eylem aracı olarak görmeyi
reddettikleri aşikârdır.
Yapmanız gereken şey,
uluslararası işçi sınıfının, bu suçtan hep birlikte sorumlu olan ABD kapitalizmine
karşı kolektif misillemeleri organize etmek, hazırlamak ve harekete
geçirmektir.
1. Amerikalı faşistlerinin
Komün’ün Oğulları şehrinde küstahça geçit töreni yapmasını engelleyerek
Amerikan Lejyonu’na karşı koyun. Sacco ve Vanzetti cinayetinin suç ortakları,
hak ettikleri gibi karşılanacak, proletaryaya karşı gelmenin cezasız
kalmayacağını öğrenecekler.
2. Yanki Kapitalizmini
Boykot Edin: Pratik ve etkili boykot önlemleri derhal alınacaktır.
3. Bu gece saat 8’de
gösteri yapın: Başka bir şey beklemeden, bu gece saat 8’de eski devrimci
banliyölerden ve kızıl mahallelerden gelen muazzam işçi kalabalığı bulvarlara
insin ve orada hep bir ağızdan eleştirilerini dile getirsin.
Her türlü provokasyon
karşısında soğukkanlılıklarını koruyacaklar ve gelecekteki adaletin yolunu
açacak bu gösteriye, uluslararası işçi sınıfını karakterize eden o büyük ve
sakin niteliği kazandıracaklar.”
O
gece, saat 9’da, işçiler bulvarlarda yürüyüşe geçecekti! Yas içinde ama öfkeyle
kaynayan her kızıl mahallede, slogan âdeta yanmış bir fitil gibi
yankılanıyordu!
Kabine,
alelacele toplantıya çağrıldı. Polis müdürlüğünde bir konferans düzenlendi.
Polis müdürü Chiappe, gösteriyi yasakladı.
Ama
işçi kitlelerinin öfkelerini haykırmalarını engellemeye çalışanların vay haline!
Saat
8’den itibaren, Rue Montmartre’den Porte-Saint-Martin’e kadar uzanan
kaldırımlar ve bulvarlar öfkeli bir kalabalıkla doldu. Sokaklarda, hem
protestocu işçilerin hareketleri hem de polisin sürekli artırdığı güvenlik
hatları nedeniyle sık sık trafik sıkışıklığı yaşandı.
Atlı
muhafızlar, yaya polisler ve sıradan polisler, küçük gruplar halinde hareket
ediyorlardı. Amaçları, işçilerin “hareket halinde kalmasını” sağlamak ve
bulvarlardan geçen yoldaşları sokaklarda durdurmaktı. Polisin başındaki yüzbaşı
rütbeli amirler emri altındaki polisleri gaza getirdi. “Haydi! Şuradaki trafiği
açın! Hepsini dağıtın!” diye bağırdı içlerinden biri.
Polis
düdüğü tiz bir sesle çaldı, polisler itaatkâr bir şekilde insan avına
başladılar.
Saat
9’dan itibaren çatışmalar başladı. Rue Montmartre’nin köşesinde polis ilk
çatışma yaşandı, ancak yoldaşlarımızın bir kısmı oradaki bulvarın bir tarafını
oluşturan kafe-bara sığındı, diğer yüzlercesi ise Rue Montmartre boyunca kaçtı.
L’Humanite’nin önüne vardıklarında şöyle bağırdılar:
“Yaşasın
Sacco! Yaşasın Vanzetti! Kahrolsun Fuller!”
Aniden,
hâlâ bulvarın aynı tarafında duran, Rue Cadet’ten gelen geniş bir gösterici
kolu Montmartre mahallesine dağıldı. Cumhuriyetçi muhafızlar, tarifsiz bir
vahşetle üzerlerine saldırdı. Polis coplarını salladı. Yaralılar yere düştü.
Kafenin terası işgal edildi.
Place
de la Republique’te bir, Rue de Lanery’de bir, Boulevard Sebastopol’da bir, Rue
Montmartre’da bir, Gymnase’de bir, Gare de L'Est’te bir olmak üzere toplam dört
olay yaşandı!
Kadınlar,
çocuklar, erkekler, tarifsiz bir vahşetle yere seriliyor, dövülüyor, çiğneniyordu.
Tutuklamalar, ardından dayaklar... sonra kurşunlar vızıldı, kan aktı.
Kafeler
kapandı. Teraslar, barlar kapandı, bulvarlar boşaldı.
Polis,
arabaların, taksilerin ve otobüslerin oluşturduğu karmaşanın ortasında
saldırıya geçti. Barikatlar oluşturuldu. İşçi kitlesi tepki gösterdi, karşı
saldırıya geçti. Yakındaki sokaklara geri püskürtülen kalabalık yeniden toplandı,
öfkesini haykırdı, Amerikan kapitalizmine yuh çekti.
Ve
aniden kitlelerin ilham meleği, kendiliğinden iniverdi yere: “Montmartre’ye!
Montmartre’ye! Milyoner zevk düşkünlerinin başkentine!”
Göstericilerin
oluşturduğu kafileler, Clichy Meydanı’na, Blanche Meydanı’na ve Pigalle Meydanı’na
doğru ilerledi.
Yukarıda,
zevk dolu bir gece yaşanıyordu. Her gece yaşanan ve doruk noktasına ulaşan zevk
gecesi: caz, Charleston dansı, şişesi yüz frank olan şampanya ve paranın sel
olup aktığı kumar masaları.
Keyifleri
yerinde kimi isyancılar, [birkaç kelime eksik] açılan pencerelerin arkasında
sahte bir gülümseme takındılar. “Amerikan Lejyonu”nun karargâhı olarak
kullandığı Moulin Rouge kabaresi binası, binlerce ampulü altında tüm
ışıklarıyla gülümsüyor, parlıyordu.
Camlar
kırıldı. “Sacco! Vanzetti! Affedilsin!” bağırışları...
Kitlelerin
öfkesi konuşmaya devam ederken, kabarenin derinliklerine gömülmüş bu
enternasyonalistler, çılgın partiler düzenleyerek, son barikatlarının kurulduğu
yerde, gerçek Paris’le, Komünün Oğulları’nın Paris’iyle tanıştılar.
Çatışma
sırasında 124 polis memuru yaralandı. 211 kişi gözaltına alındı. Sanıklar
ertesi gün mahkemeye çıkarıldı ve ağır cezalar aldı.
Aynı
gün, hükümet yasağına rağmen Lyon, Rouen, Marsilya ve Nîmes'te büyük gösteriler
düzenlendi. Her yerde boykot sloganı yankılandı. İşçi sendikalarının yönettiği
belediyeler, Amerikan Lejyonu’nun kabulü için gerekli ödenekleri onaylamayı
reddetti.
Kitlelerin
haklı öfkesi, yoğun bir gerici saldırının işaretiydi. Kırk sekiz saat sonra
Seine valisi, polis gücünü artırma niyetini açıkladı.
Oysa
Perşembe günü yaşanan karışıklıkların tamamen polis vahşetinin sonucu olduğu
açık. Partinin ve Genel Birleşik İşçi Konfederasyonu’nun bu gösteriye kazandırmak
istediği niteliği belirlemek için yukarıda yeniden yayınladığımız çağrıyı
okumak yeterli. Hatta kitlelerin baskısı altında kalan birçok sosyal demokrat
gazete bile polis vahşetini kabul etmek zorunda kaldı.
Ancak
gerici basın serbest bırakıldı. Vaillant-Couturier’nin derhal tutuklanmasını
talep etti.
Perşembe
gecesi Paris halkı, kaldırımların hâkimiydi. Katillerin suç ortakları olan
Amerikan lejyonerlerinin, Sacco ve Vanzetti ile derin bir dayanışma içinde olan
işçilere hakaret etmesine izin vermeyeceklerdi.
İşte
Santé hapishanesinde tutuklu bulunan Komünist Parti vekilleri Cachin, Doriot ve
Marty’nin Temsilciler Meclisi başkanına yazdığı mektubun metni:
“Sayın Başkan: 19 Eylül’de
Amerikan Lejyonu kongresi vesilesiyle yapılması planlanan ulusal şenliğin
gerçekleştirilememesi nedeniyle hükümete soruşturma teklifinde bulunma
niyetinde olduğumuzu size bildirmekten onur duyuyoruz.
Talihsiz ve masum işçiler
Sacco ve Vanzetti’nin idam edilmesiyle kitlelerde uyanan duygu o kadar derindir
ki, yas döneminde böyle bir kutlamanın düzenlenmesi, haklı olarak, bu ülkenin
işçilerine hakaret olarak değerlendirilebilir.
Komünist dileklerimizle,
M. Cachin, A. Marty, J.
Doriot, Santé’de tutuklu bulunan milletvekilleri.”
Fransız
işçileri, dolara köle olmuş, her şeye kadir dolara bağlı Fransız Cumhuriyeti
temsilcilerinin Wall Street bankacılarından hak ettikleri muameleyi
gördüklerini biliyorlardı. Ancak 21 Ağustos’taki gösteriden sonra, 19 Eylül’de,
ulusal bayram ve Amerikan Lejyonu Kongresi gününde, Paris’in Sacco ve Vanzetti’nin
cesetleri üzerinde dans etmeyeceği açıkça ortaya çıktı.
Gabriel Peri
15 Ekim 1927
Kaynak
* * *
Daily
Worker gazetesinin Cumartesi eki, daha sonra Pazar eki olarak
değiştirildi ve tartışmalar, uluslararası konular, edebiyat ve sunulan belgeler
içeren daha uzun makalelere yer verdi. Daily Worker, 1924 yılında ABD
Komünist Partisi ve öncül örgütleri tarafından New York’ta yayınlanmaya
başladı. ABD tarihindeki en uzun ömürlü ve önemli sol yayınlardan biri olan
gazete, zirvede olduğu dönemde 35.000 tiraja ulaştı. Daily Worker, 1917’den
Kasım 1919’a kadar Cleveland’da solun hâkim olduğu Ohio Sosyalist Partisi
tarafından yayınlanan Ohio Socialist’in içinden çıktı, daha sonra
Komünist İşçi Partisi’nin gazetesi olan Toiler ismini aldı. Aralık 1921’de,
resmi olarak faaliyet gösteren Amerika İşçi Partisi, Toiler’ı İşçi
Konseyi gazetesiyle birleştirerek, Worker gazetesini kurdu ve bu gazete,
13 Ocak 1924’ten itibaren Daily Worker olarak yayınlanmaya başladı.