Almanya’da
derinleşen politik ve ekonomik kriz karşısında 10 Ekim 1923’te bir devrimci
kalkışma planı yürürlüğe konuldu. Başarısızlıkla sonuçlanan devrim girişiminin
ardından yaşanan dönüm noktasında, bölünmüş olan Komünist Parti’nin
temsilcileri, Moskova’da Komintern liderleriyle görüşmelerde bulunmuş,
görüşmeler neticesinde aşağıdaki metin kaleme alınmıştır. Komünist
Enternasyonal Yürütme Kurulu’nun kaleme aldığı metin, hem Komintern’in hem de
Alman seksiyonunun tarihi için önemli bir belgedir.
* * *
Giriş
Tüm
Komintern için son derece önemli olan bu belge, KEYK’in kısa süre önce Alman
Komünist Partisi Merkez Komitesi temsilcileriyle yaptığı bir konferansta
hazırlanmıştır.
Yakın
dönemde tanık olduğumuz politik krizin neticesi olarak Alman Komünist Partisi
Merkez Komitesi içindeki politik güçler, yeni bir yapıya kavuştular.
Bu
gruplar, şu şekilde şekillendi: Merkez Komite’de önemsiz sayılabilecek miktarda
oy alan (27’ye karşı 2 oy) sağcı grup (Brandler); şu anda partinin ana
gövdesini temsil eden kompakt grup (Merkez Komite’de 17 oy aldı); son olarak
eski sol (Berlin ve Hamburg).
KEYK’in
görüşüne göre, şu anda sağın oportünist hatalarına karşı merkez grup ile sol
grubun tam anlamıyla birleşmesinin sağlanması gerekmektedir. Bu birleşme
sürecinin fitilini, KEYK’in yardımıyla Alman Komünist Partisi’nin yüzde 99’unu
temsil eden bu iki eğilimin bir araya geldiği bu belge ateşlemiştir.
Polonyalı
komünistler dâhil, Komintern’in Moskova’da bulunan tüm temsilcileri, karar
tasarısına oy verdiler.
Son
anda, yoldaş Brandler’in takipçileri bile özel bir bildiri yayınlayarak,
prensipte karara imza attılar.
KEYK,
merkezi ana gövdenin sol kanatla birleşmesinin, sağ kanadın oportünist
hatalarına karşı Alman Komünist Partisi’nin şu anda karşı karşıya olduğu büyük
görevleri doğru bir şekilde yerine getirmesine yardımcı olacağına inanmaktadır.
KEYK, hangi taraftan gelirse gelsin, hizipçiliğin her türlü tezahürüne karşı en
sert önlemleri alacaktır.
G. Z.
* * *
1923
yılının Mayıs-Kasım ayları arasında Almanya, Polonya ve Bulgaristan’da yaşanan
olaylar, uluslararası hareketin tarihinde yeni bir dönemin başladığının
deliliydi.
Almanya’da,
Ruhr bölgesindeki krizin gelişmesiyle birlikte, proleter sınıf savaşı, devrimci
güçlerin kademeli olarak birikmesi aşamasından, iktidar mücadelesiyle ilgili
yeni bir aşamaya geçti.
Alman
devrimci hareketinin büyük önemi göz önüne alındığında, Ağustos ve Eylül
aylarında gerçekleşen tarihî değişim ve sonbahardaki olaylar, Komünist
Enternasyonal için büyük önem taşımaktadır. Bir bütün olarak Komünist
Enternasyonal, bu deneyimlerden çıkarılacak dersleri ve sonuçları en ince
ayrıntısına kadar değerlendirmelidir.
Bu
olayların taktiksel değerlendirmesinin neredeyse tamamen Komünist Enternasyonal’in
temel ilkelerine dayanması gerektiğinden, Yürütme Kurulu, mevcut dönemde hem
teorik hem de pratik olarak son derece önemli olan, Komünist Enternasyonal’in
taktiksel yöntemi Birleşik Cephe taktiğine dair eksiksiz ve somut bir izahatı bir
kez daha sunmak istemektedir.
1.
Birleşik Cephe Taktikleri
Komünist
Enternasyonal’in Üçüncü Dünya Kongresi’nde, Mart ayındaki yenilgiden
kaynaklanan, Alman Komünist Partisi’nce üstlenilmesi gereken görevler en
ayrıntılı şekilde tartışıldı ve bu görevler “Kitlelere!” sloganıyla özetlendi.
Aynı yılın Aralık ayında, kitlelerin nasıl kazanılacağına dair yöntem, Yürütme
Kurulu’nun birleşik cephe taktikleri hakkındaki kararında somutlaştırıldı.
Almanya’da
Komünist Parti, birleşik cephe taktiklerini büyük bir ciddiyetle uygulamaya
derhal başladı. Almanya’da bu taktikleri destekleyecek bir durum mevcuttu.
Partinin çalışmaları sonucunda büyük başarılar elde edildi. Kitlelerin giderek
artan sempatisini kazandı ve sosyal demokratların saflarında karışıklığa neden
oldu.
Seksiyonlarımızın
çoğu, birçok direnişi ve birçok hatayı aştıktan sonra, birleşik cephe
taktiklerini ancak yavaş yavaş uygulamaya koyabildi. Fransa’da 1922 yılında
partinin önemli bir bölümü, birleşik cephe taktiklerini anlamakta başarısız
oldu ve bu taktiklerin sosyal demokratlara verilecek ideolojik tavizler olarak
yorumlanmasından ciddi şekilde korktu. İngiltere’de yoldaşların bir bölümü,
birleşik cephe taktiklerini yanlış bir şekilde, komünistlerin mecliste
oportünist İşçi Partisi’ni eleştirmemesi gerektiği şeklinde yorumladı.
Finlandiya’da da benzer yanlış sonuçlara varıldı. Romanya’da yoldaşların bir
bölümü, birleşik cephe taktiklerinin sosyal demokratlarla mecliste işbirliği
tesis etmek anlamına geldiğine içtenlikle inandı. İtalya’da, uzun süre tam zıt
yönde ilerleyen Komünist Parti, komünist hareketin teori ve programının
saflığının tehlikeye atılabileceği korkusuyla birleşik cephe taktiklerini geniş
çapta uygulamaktan kaçındı. Diğer bazı partiler, bu taktikleri fazla mekanik
bir anlayışla yorumladılar ve ayda bir kez sosyal demokratlara klişeleşmiş bir
açık mektup yazıp, sonra da her şeyi unutmanın yeterli olduğunu düşündüler.
Gerçek bir politik mücadele yürütürken birleşik cephe taktiklerinden istifade
edemediler.
Birleşik
cephe taktikleri, özellikle başlangıçta, bazı ülkelerde yanlış uygulandı diye, “bu
taktikler yanlıştı” denilemez. Bu, meclisteki gruplar, birçok hatadan sonra
parlamentarizmi kullanmayı öğrenebildiler diye parlamentarizmi devrimci manada kullanmayı
reddetmek kadar yanlış bir çıkarımdır. Birleşik cephe taktikleri, onlarla
bağlantılı tesadüfi hatalara rağmen, kendi başlarına doğruydu ve hâlâ da
doğrudur.
Birleşik
cephe taktiklerinin güçlü yönleri olduğu gibi tehlikeleri de mevcuttur. Ekim
1923’te Alman proletaryasında güvenli ve kesin bir çoğunluğa sahip olmasak da,
o dönemde genç Komünist Parti’nin iktidarı ele geçirmek için güvenilir bir
çoğunluğa sahip olup olmadığını ciddi olarak sorgulayabilmesi, birleşik cephe
taktiklerinin iktidarı ele geçirmek için en temel ön koşulu, yani proletaryanın
çoğunluğunu proleter devrime kazandırmayı başarabileceğini kanıtlamaktadır.
Komünist partiler, sosyal demokratların etkisi altında olan geri kalmış
kitlelerin psikolojisini ve ruh halini tabii ki dikkate almalıdır, ama böyle
diye bu taktiklere yanlış denilemez. İlgili tespiti yapmakla, sadece
taktiklerin uygulanmasında bir tehlikenin mevcut olduğuna işaret etmiş oluruz.
Aralık
1921’de Yürütme Kurulu’nun ilk tezlerinde, birleşik cephe taktikleriyle
bağlantılı tehlikeler açıkça dile getirilmişti:
“Tüm komünist partiler,
yeterince güçlenmiş ve birleşmiş değil, hepsi de nihayetinde orta yolcu ve yarı-orta
yolcu ideolojilerden vazgeçmiş değil. Diğer uca savrulmalar yaşanacak, bazı
komünist partiler ve örgütler şekilsiz birleşik bir blok kurup dağılma eğilimi
içine gireceklerdir. Planlanan taktiklerin komünizm davası için başarıyla
uygulanabilmesi adına, bu taktikleri uygulayan komünist partilerin güçlü ve
kararlı bir şekilde birleşmiş olması, lider kadrolarının düşünsel netliğikle
hareket etmesi gerekmektedir.”
Dördüncü
Dünya Kongresi, birleşik cephenin tüm taktiklerinde ve İşçi Hükümeti’nin özel
sloganında gizli olan tehlikelere de dikkat çekti. Kongre, şu açıklamayı yaptı:
“Bu tehlikelerden kaçınmak
ve ‘demokratik koalisyon’ aşamasının kaçınılmaz olduğu yanılgısına karşı derhal
mücadeleye girişebilmek için, komünist partiler, her burjuva hükümetinin aynı
zamanda kapitalist bir hükümet olduğunu, ancak her işçi hükümetinin gerçekte
proleter sosyalist hükümet olmadığını akıllarından çıkartmamalıdır!”
Komünist
Enternasyonal’in bu uyarıları, özellikle Almanya’daki son olaylar göz önüne
alındığında, akılda tutulmalıdır; zira Rusya Seksiyonu’ndan sonra Enternasyonal’deki
en olgun parti olan Alman Komünist Partisi, birleşik cephe taktiklerinin
uygulanmasında ciddi hatalar yapmıştır.
Tüm
ülkelerdeki komünistlerin, birleşik cephenin taktiklerinin ne olduğunu ve ne
olmadığını dikkatlice düşünmeleri şarttır. Bunlar evrimin değil, devrimin taktikleridir.
İşçi (ve Köylü) Hükümeti, bizim için belirgin bir demokratik geçiş aşaması
olamayacağı gibi, birleşik cephenin taktikleri de demokratik bir koalisyon veya
sosyal demokratlarla bir ittifak değildir. Bunlar, tümüyle devrimci bir
ajitasyon ve seferberlik yöntemidir. Diğer tüm yorumları oportünist olarak niteleyip
reddediyoruz.
Bu
gerçeği aklımızda tutmalıyız, çünkü ancak o zaman birleşik cephe taktikleri
Komünist Enternasyonal için bir anlam ifade edebilir, proletaryanın büyük
çoğunluğunu devrimci iktidar mücadelesine kazanma gayesine katkıda bulunabilir.
Doğal
olarak, geniş işçi kitleleri arasında bir ajitasyon yöntemi olarak birleşik
cephe taktikleri, belirli bir döneme, yani işçi sınıfı hareketi için
belirleyici öneme sahip hemen her ülkede komünistlerin hâlâ azınlıkta olduğu
döneme uygundur. Somut koşullar değiştikçe, birleşik cephe taktiklerinin
uygulanması da değiştirilmek zorunda kalacaktır. Bugün bile taktiklerin
uygulanması farklı ülkelerde farklılık arz etmektedir. Mücadele, daha da sertleşip
süreci tayin edecek bir mücadele niteliği kazandıkça, çeşitli ülkelerde
birleşik cephe taktiklerinin uygulama biçimini birden fazla kez değiştirmek
zorunda kalacağız. Bütünlüğünü koruyan, hâlâ güçlü olan sosyal demokrat
partilerin çökeceği veya ihanetlerinde ısrar ederlerse sabun köpüğü gibi dağılacağı,
sosyal demokrat işçilerin bütün olarak bize katılacağı vakit gelecektir.
Birleşik cephe taktikleri, bu süreci daha da hızlandırır ve destekler.
2.
Almanya’daki Devrimci Kriz
Fransız
ordusunun Ruhr bölgesini işgalinden kısa bir süre sonra, Komünist Enternasyonal
Yürütme Kurulu, tüm seksiyonların dikkatini yaklaşan devrimci krize çekti.
Essen ve Frankfurt’taki Uluslararası Konferanslar da bu konuya tahsis edilmişti.
Almanya’daki
devrimci dalga, Ruhr’daki büyük grevler, Mayıs ve Haziran aylarındaki
mücadeleler, Yukarı Silezya’daki grev, Berlin’deki metal işçileri grevi,
Erzgebirge ve Vogtland’daki çatışmalar ve Cuno hükümetinin düşüşüne yol açan
Ağustos 1923’teki siyasi kitlesel grevle birlikte yükseldi.
Durum, iyice ciddileşti: fiyatlar arttı, para birimi değer kaybetti, enflasyon
yükseldi, ağır vergiler getirildi, meclis zayıfladı, kapitalistlerin
saldırıları proletaryanın zayıf saldırısının ardından arttı, gıda kıtlığı
yaşandı, ücretler düştü, işçi sınıfı toplumsal kazanımlarını bir bir yitirmeye
başladı, ayrılıkçı ve yerelci hareketler büyüdü, eski ve yeni orta sınıflar
giderek yoksullaştı ve orta sınıfa hitap eden demokratik partilerin etkisi azaldı.
Ruhr’daki
savaşın tüm yükü, sürekli olarak proleterleşen orta sınıfların ve proleterlerin
omuzlarına bindi. Sınıf çatışmalarının şiddetlenmesi, iktidardan kopan Alman
kapitalist ekonomisinin hızlı gerilemesiyle adım adım ilerledi.
Birçok
eyalette, açlıktan kırılan kitleler silahlanarak, eksik olan gıda maddelerini
ele geçirmek için kırsal bölgelere doğru yürüyüşe geçtiler. Orta sınıfın büyük
bir bölümü umutsuzluğa düştü, içinde bulundukları zor durumdan çıkış yolu
olarak gördükleri iki kutup, komünist ve faşist gruplar arasında salınıp durdu.
Büyük şehirlerde yağma vakaları, açlık-yoksulluk karşıtı gösterileri ve
isyanlar sıklıkla görülmeye başlandı.
1923
kışına kadar geçen aylarda, Almanya’da sınıflar arası güç dengesi istikrarlı
bir şekilde proleter devrim lehine değişti. Ruhr’daki hareket başlamadan önce,
on sekiz ila yirmi milyon Alman proleteri, her türlü bir milliyetçi düşünce
yapısından çok uzaktı. Şehirlerdeki altı ilâ yedi milyon küçük burjuva ve dört
ila beş milyon küçük köylü ile kiracı çiftçi arasında derin bir huzursuzluk gözlemleniyordu.
Demokratik
koalisyon politikası, alenen iflas etmişti. Demokratik burjuva partileriyle
iktidarı paylaşan sosyal demokratlar, ağır sanayi ve gerici militarizmin
temsilcileriyle sıkı bir blok oluşturup oluşturmamaya karar vermek zorunda
kaldılar, nihayetinde bu bloğu kurdular.
Alman
Komünist Partisi’nin görevi, bugün olduğu gibi o gün de, Ruhr krizinden
kaynaklanan uluslararası karışıklık döneminden, Alman kapitalizminin içsel ve
son derece zorlu krizinden ve Ruhr krizinin tasfiyesinden yararlanarak burjuvaziyi
devirmek ve proletarya diktatörlüğünü kurmaktı.
Bu
amaçla parti, hem Alman ağır sanayiine hem de Fransız emperyalizmine karşı
mücadele için sanayi proletaryasını seferber etmeli, aynı zamanda en azından
şehir ve kırsal kesimdeki orta sınıfları tarafsızlaştırmalı, mümkünse onları
kendi liderliği altına almalıydı.
Birinci
görev, ancak partinin, proletaryanın çoğunluğunu her türlü sosyal demokratın
etkisinden kurtarmayı ve onları kapitalist mevzilere karşı saldırıya hazır hale
getirecek şekilde örgütlemeyi başarması durumunda yerine getirilebilir.
Bu
görev, layıkıyla ifa edilememiştir. Bunun nedenleri aşağıda incelenecektir.
İkinci
görevse özünde faşist etkiyi yok etmek ve milliyetçi zihniyeti, Almanya’nın
büyük kapitalistlerine ve Fransız emperyalizmine karşı proletarya ile ittifak
halinde mücadele etme iradesine dönüştürmekti. Bu görev, Alman Komünist Partisi
tarafından başarıyla ele alındı. Bunun en iyi kanıtı, 29 Temmuz 1923 tarihli
Faşizmle Mücadele Günü’dür. Küçük burjuvazinin büyük bir bölümü, zaten Alman
Komünist Partisi’ne sempati duyuyordu. Parti, bu kesimlere faşistlerin “topluma
yönelik propaganda”sının ikiyüzlülüğünü ve büyük burjuvazinin yaverleri ve
yardakçıları olarak ulusa, proletarya ve küçük burjuvazinin ortak çıkarlarına
ihanet eden nesnel rollerini oldukça yüksek bir oranda göstermeyi başarmıştı.
Burjuvazi
safları, her geçen hafta çözülüyordu. Aynı zamanda Alman Komünist Partisi’ne
olan güven de artıyordu. Bu güveni örgütlemek ve son darbe için tüm mevcut
güçleri hazırlamak gerekiyordu.
Eylül
ayında, Alman Komünist Partisi ve Komintern Yürütme Kurulu, en büyük beş
partinin temsilcileriyle istişare ederek, Almanya’daki devrimci durumun olgunlaştığı
ve geleceği tayin edecek mücadelenin sadece birkaç haftalık bir mesele olduğu
sonucuna vardı.
O
andan itibaren parti, elindeki tüm güçleri seferber etti ve nihai mücadele için
her türlü aracı kuşandı. Parti, her üyesini aktif bir savaşçı, mücadele için
silahlanmış bir birey haline getirmek için hummalı bir çalışma yürüttü. Tüm
proletaryayı devrimci mücadele cephesine dâhil etmek için parti, her yerde
yerel eylem konseyleri kurdu ve destekledi. Demiryolu işçileri, elektrik
işçileri, devlet ve belediye çalışanları içinde yoğun bir ajitasyon çalışması yürütüldü.
Komünist
Enternasyonal Yürütme Kurulu, Enternasyonal’in tamamını, özellikle Almanya’ya
komşu ülkeler ile Sovyet Rusya’daki seksiyonları, yaklaşmakta olan Alman
devrimine odakladı ve tek tek bölümlerin görevlerini belirledi.
3.
Ekim Ayındaki Ricat ve Sebepleri
Ekim
ayında Alman Komünist Partisi, zayıflıklarına rağmen, iktidar için devrimci
mücadeleye hazırdı. Devrimci duruma ve Komünist Enternasyonal ile Alman
Komünist Partisi’nin çabalarına rağmen, ne devrimci bir nihai mücadele ne de politik
kitle mücadeleleri konusunda bir sonuca varılabildi. Bunun nedeni, bir dizi
hata ve eksiklik, kısmen de oportünist sapmalardı.
Devrimci
Olayların Seyrine Dair Öngörüdeki Kusurlar
Parti,
Almanya’daki devrimci durumun olgunlaştığını çok geç fark etti. Komünist
Enternasyonal Yürütme Kurulu da yaklaşan krize yeterince zinde bir şekilde
dikkat çekemedi, bunun neticesinde mücadeleye dair gerekli önlemler vakitlice
alınamadı. Zaten (Cuno Hükümeti ve Ruhr’un işgaliyle tanımlı) bir önceki
dönemin sona ermesiyle birlikte iktidar sorunu gündeme getirilmeli, teknik
hazırlıklar yapılmalıydı. Parti, Ruhr ve Yukarı Silezya’daki kitlesel
mücadelelerin, artan iktidar bilincinin ve niceliksel açıdan büyüyen politik
faaliyetin bir delili olarak önemini zamanında kavrayamadı, gerekli tutum
değişikliği, ancak Cuno’ya karşı başlatılan grevden sonra yapılabildi.
Taktiksel
Hatalar
Temmuz
ve Eylül ayları arasında gerçekleşen çok sayıda münferit eylemi yoğunlaştırma,
genişletme ve politik sloganlar içeren eylemlere dönüştürme görevi yerine
getirilmedi.
Cuno
grevinden sonra, belirleyici mücadele gerçekleşene dek temel hareketleri
erteleme hatasına düşüldü. En ciddi hatalardan biri de kitlelerin içgüdüsel
isyanına gerekli politik amaçlar kazandırılarak, onun bilinçli bir devrimci
mücadele iradesine dönüştürülmemesiydi.
Parti,
politik işçi konseylerinin görevleri için enerjik ve güçlü bir mücadele yürütme,
geçiş dönemi talepleri ile kısmi mücadeleleri proletarya diktatörlüğünün nihai
hedefiyle bağ kurma konusunda başarısız oldu. Fabrika konseyleri hareketinin
ihmal edilmesi, onlara geçici olarak işçi konseylerinin işlevlerini yüklemeyi
de imkânsız hale getirdi; böylece o belirleyici an geldiğinde, Sosyal Demokrat
Parti’nin etkisinden uzaklaşan kararsız işçilerin etrafında toplanabileceği
yetkili bir merkez teşkil edilemedi.
Eylem
konseyleri, kontrol komisyonları, mücadele komiteleri gibi diğer birleşik cephe
organları da mücadeleye politik düzlemde hazırlanmak amacıyla sistematik olarak
kullanılamadığından, mücadele, neredeyse tamamen bir parti meselesi şeklinde
yorumlandı, tüm proletaryanın birleşik mücadelesi olarak görülmedi.
Politik-Örgütsel
Zayıflıklar ve Eksiklikler
Parti,
proletaryanın kitle örgütlerinde giderek artan etkisini örgütsel olarak
pekiştirme konusunda gerekli yeteneği sergileyemedi. Güçlerini tek bir mücadele
amacına teksif edemedi.
Teknik
hazırlık, iktidar mücadelesi için örgütün yeniden düzenlenmesi, silahlanma ve
yüzyıllar süren iç konsolidasyon asgari düzeydeydi. Çok kısa ve hummalı teknik
hazırlıklar pratikte hiçbir sonuç vermedi; evet, parti, üyelerini teknik olarak
harekete hazırladı ama geniş proleter kitleleri kucaklayamadı.
Kuvvetler
Arasındaki İlişkinin Öngörülmesi Konusunda Yapılan Hatalar
Kritik
haftadaki teknik hazırlıkların hummalı temposu, mücadelenin yalnızca bir parti
mücadelesi olduğu görüşü, ön hazırlık niteliğindeki kısmi mücadeleler ve kitle
hareketleri olmaksızın “nihai darbe”ye odaklanılması, güç dengesinin gerçek
durumunu incelemeyi ve doğru tarihleri belirlemeyi imkânsızlaştırdı. Bu nedenle, işçi sınıfının çoğunluğunun
kritik noktalarda Alman Komünist
Partisi’nin önderliğini takip edip etmeyeceği konusundaki ifade, tamamen gerçek dışı ve güvenilmez bir hesaplama haline geldi. Aslında,
iddia edilebilecek tek şey, partinin henüz onların liderliğini ele geçirmeden
çoğunluğu kazanmaya doğru ilerlediğiydi.
Karşı-devrim
güçlerinin hafife alınması, partinin proletarya içindeki ketleyici bir güç
olarak sosyal demokratların gücünü küçümsemesinden kaynaklanıyordu. Ayrıca sol
sosyal demokrat liderlerin doğasını ve rolünü yanlış anlayan parti, kendi
saflarında gerekli kitlesel baskıyı uygulayarak, bu liderleri mücadeleye
katılmaya zorlayabileceğimiz yanılsamasının beslenmesine imkân verdi.
Saksonya
Konusunda Hatalı Politik-Stratejik Yönelim
Orta
Almanya’daki mevzilerin savunmasından yola çıkarak belirleyici mücadeleye geçme
yönündeki katı ve tek taraflı politika, hatalıydı. Bu politika, diğer sanayi ve
savaş bölgelerinin ihmal edilmesine, Saksonya mevzilerinin savaşsız teslim
edilmesinden sonra ciddi bir yön kaybına yol açtı. Partinin elindeki tüm
kozlarını Saksonya’ya oynaması, böylece başarısızlık durumunda ricat ve savunma
hattı ile yedek bir saldırı hattı oluşturamaması, ölümcül bir hataydı.
Partinin
tüm bu hataları ve eksiklikleri ile işçi sınıfının zayıflığı neticesinde, son
anda iktidar için verilecek nihai mücadeleden geri adım atıldı. Partinin daha
önce silahlı mücadelelere girişmediği Bulgaristan’da yaşanan yenilgi,
gelecekteki zaferler için gerekli temeli teşkil edebilecekken, Almanya’da 1919
ve Mart 1921 yenilgilerinden sonra komünistler, kitleleri zafere nasıl
götüreceklerini anlamak zorunda oldukları bir konumda bulunuyorlar.
Her
halükârda partinin cephesini derhal değiştirmemesi, hemen kısmi mücadelelere
girişmemesi, ayrıca bazı kısmi hazırlıklar yapılmış olmasına rağmen, imparatorluk
ordusunun (Reichswehr) girişi, Almanya genelinde sıkıyönetim ilan
edilmesi ve partinin ezilmesi üzerine derhal savaşmadan geri çekilmesi, büyük
bir hataydı.
4.
Saksonya Deneyi ve Hamburg’daki Mücadeleler
Almanya’da
sınıf çatışmalarının şiddetlenmesi, ekonomik krizin daha da derinleşmesi ve partinin
nihai mücadeleye odaklanması, Komünist Enternasyonal ve Alman Komünist Partisi
Yürütme Kurulu’nu, komünistlerin Saksonya Hükümeti’ne girmesine izin vermeye
itti.
Yürütme
organının görüşüne göre, Saksonya Hükümeti’ne katılım fikri, aşağıdaki
talimatnamede tanımlanan özel bir askeri ve politik görevdi:
“Mevcut durumu
değerlendirdiğimizde, belirleyici anın en geç dört, beş veya altı hafta içinde
gerçekleşeceğini düşündüğümüz için, doğrudan faydalı olabilecek her mevzinin
derhal işgal edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Mevcut durum göz önüne
alındığında, Saksonya Hükümeti’ne girme meselesi, pratik bir mesele olarak ele
alınmalıdır. Zeigner ve adamlarının Saksonya’yı Bavyera ve faşistlere karşı
savunmaya samimi bir şekilde hazır olmaları koşuluyla, hükümete girmeli, derhal
elli ilâ altmış bin kişiyi etkili bir şekilde silahlandırmalı, General Müller’i
görmezden gelmeliyiz. Aynı durum, Thüringen için de geçerlidir.”
Bu
başlangıçtaki varsayımlar doğrultusunda, hükümete katılma adımı, Dördüncü
Kongre kararlarına uygundu. Devrimci mücadelelerin teşvik edilmesi, işçi
kitlelerinin birleştirilmesi Sakson hükümetine girişin ön koşulları olmalıydı:
bu giriş, kitle hareketlerini temel almalıydı. Devrimci sürecin yavaşlaması
nedeniyle doğrudan askeri görev ertelenmek zorunda kalsa da, komünistler,
gerçek bir devrimci faaliyet yürütebilir, yürütmelidirler de. Ancak bu konuda
beklentilerin çok altında kaldıklarını belirtmek gerekiyor.
Öncelikle
işçilerin silahlandırılması meselesini düşmana aman vermeden ilerletmek onların
göreviydi. İşçi Hükümeti’ne katıldıkları ilk andan itibaren komünistlerin
proletaryanın silahlandırılmasından başka temel bir ilkeyi tanımıyor olmaları
gerekiyordu.
Ayrıca,
ülkeyi kurtarmak için proleter programlarını kitlelere açıklamak ve politik
işçi konseyleri için enerjik bir propaganda yürütmek, böylece sol sosyalist
bakanların sabotajlarına karşı koymak da görevleri arasındaydı. Üretimi sabote
eden imalat işletmelerinin kamulaştırılması ve evsiz işçiler ile çocukları için
zengin ailelerin evlerinin kamulaştırılması gibi devrimci önlemlerin derhal
alınması için parlamentoda ve fabrika konseylerinde çalışmak da görevleri
arasındaydı.
Hükümete
katıldıkları ilk andan itibaren, Zeigner’in ikiyüzlü politikasını, askeri
diktatörlerle yaptığı gizli müzakereleri ve sol sosyal demokrat liderlerin tüm
karşı devrimci rolünü kitlelerin gözünde değersizleştirmek de komünistlerin
görevleriydi. Bu ihmal ve partinin kitleleri harekete geçirememesi nedeniyle,
Saksonya deneyi, mücadelede ileriye doğru bir adım atamadı: Devrimci strateji
yerine, “sol” sosyal demokratlarla devrimci olmayan bir parlamenter işbirliğine
tanık olduk. Komünist bakanların yalnızca eyalet meclisine ve anayasaya karşı
sorumlu olduklarına dair özel iddiaları, demokrasiye dair vehimleri yok etmeye
pek de uygun değildi.
Chemnitz
Konferansı, ancak tüm parti organları tarafından yeterli devrimci çalışma
yürütülmüş olsaydı, parti için bir başarı addedilebilirdi. Parti, herkesin
öngördüğü düşmanın, yani Reichsexecutive’in (Reich'ın bireysel
devletlerinden birine karşı gönderdiği seferi kuvvetin) saldırısına hazırlıksız
yakalandı. Bu nedenle, genel grev önerilecek olmasına rağmen, konferansın
açılışından itibaren yalnızca Reichsexecutive’e karşı savunma meselesine
odaklanmaya çalışılmaması daha büyük bir hataydı. Bunlar, şüphesiz sol sosyal
demokrat liderlerin haince giriştikleri oyundan sonuç almalarını sağlayan
hatalardı.
Saksonya’nın
tam tersi bir örnek ise Hamburg’daki ayaklanmaydı. Burada, kararlı savaşçıların
cesur bir sürpriz saldırısının düşmanı askeri olarak ezebileceği kanıtlandı.
Ancak aynı zamanda, Hamburg’da olduğu gibi halkın sempatiyle karşıladığı,
kitlesel bir hareket tarafından desteklenen bu türden bir silahlı mücadelenin, münferit
kalması, bir işçi konseyi hareketince desteklenmemesi halinde başarısızlığa
mahkûm olduğunu da gösterdi. Hamburg’da bu eksikliğin fazlasıyla hissedildiği
görüldü.
Almanya
genelinde süren mücadele, merkezden gelen çelişkili emirler nedeniyle sekteye
uğradı, fiilen gerçekleşen grevler, Almanya’daki mücadele hakkında genel olarak
yeterli haberin gelmemesi, Chemnitz Konferansı’nın sonucu hakkında alınan
haberlerin yetersizliğinden etkilendi.
Bununla
birlikte, Hamburg’daki çatışmayı örnek teşkil edecek bir disiplinle sona
erdirmek mümkün oldu. Bundan çıkarılacak dersler, parti ve Enternasyonal için
değerlidir. Özellikle, isyancılara karşı askeri harekâtı destekleyen Hamburglu
sosyal demokrat liderlerin alçakça davranışları dikkat çekicidir. Onların
davranışı, madalyonun sadece bir yüzüdür, madalyonun diğer yüzü ise Zeigner ve
Saksonya’daki “solcu”larının davranışıdır.
Saksonya
deneyi, “sol” sosyal demokratları ciddi şekilde itibarsızlaştırdı. Onların
gerçekte karşı devrimin uşakları olduklarını gösterdi. Hamburg ayaklanması,
Alman proletaryasının iktidar bilincini önemli ölçüde artırdı, aynı zamanda
sosyal demokratlara ağır bir darbe indirdi.
Komünist
Parti, Saksonya deneyi sırasında ve Hamburg’daki mücadeleyle bağlantılı olarak
yapılan hataları bilince çıkartmalıdır. Bunu yapmadan Parti, gelecekte doğru
taktikler uygulayamaz.
5. Sosyal
Demokratların Rolü ve
Almanya’daki Birleşik Cephe Taktiklerindeki Değişim
Alman
sosyal demokratlarının önde gelen kesimi, şu anda yüzüne sosyalist maskesi takmış,
Alman faşizminin bir fraksiyonundan başka bir şey değil. Kapitalizmi proleter
devrimden kurtarmak için devlet iktidarını kapitalist diktatörlüğün
temsilcilerine teslim ettiler. İçişleri Bakanı Sollmann, sıkıyönetim ilan etti.
Adalet Bakanı Radbruch, “demokratik” adaleti devrimci proletaryaya karşı
olağanüstü hal adaletine dönüştürdü. Cumhurbaşkanı Ebert de hükümet gücünü
resmen Seeckt’e devretti. Meclis’teki sosyal demokrat fraksiyon, bu eylemleri
göz önünde bulundurdu ve anayasayı bir kenara bırakıp iktidarı Beyaz
generallere devreden Özel Yetkiler Yasası’na oy verdi.
Uluslararası
sosyal demokrasinin tamamı, yavaş yavaş kapitalist diktatörlüğün resmi silah
taşıyıcısı haline geliyor. İtalya’da Turati ve Modigliani, Bulgaristan’da
Sakasov, Polonya’da Pilsudski, Almanya’da Severing'in izinden giden sosyal
demokrat liderler, kapitalist diktatörlüğün iktidarında doğrudan yer alıyorlar.
Beş
yıldır her kesimden Alman sosyal demokratlar, yavaş yavaş karşı-devrim kampına
geçiyordu. Bu süreç artık tamamlanmak üzere. Scheidemann ve Haase’nin “devrimci”
hükümetinin meşru varisi, faşist General Seeckt’tir.
Kapitalist
diktatörlüğün saflarında bile farklılıklar olduğu doğrudur, bu farklılıkların
sınıf mücadelemiz için kullanılabilecek kadar önem arz etmesi ihtimali mevcuttur.
Ebert, Seeckt ve Ludendorff arasında da kimi farklılıklar açığa çıkmaktadır.
Ancak, Alman komünistleri, düşman kamptaki bu farklılıklar haricinde, asıl
önemli olanın, işçi sınıfına tüm meselenin özünü, yani emekle sermaye
arasındaki mücadelede Almanya Sosyal Demokrat Partisi liderlerinin Beyaz
generallerle geri dönülmez bir şekilde birleşmiş oldukları gerçeğini anlatmak
olduğunu unutmamalıdır.
Alman
sosyal demokratları, kapitalizmin safına şimdi geçmiş değil. Onlar özünde, her daim
proletaryanın sınıf düşmanları olmuşlardır. Ancak kapitalist demokrasiden
kapitalist diktatörlüğe geçtikten sonra bu durum, kitleler için son derece açık
hale gelmiştir.
Bu
gerçek, Almanya’ya karşı uygulanan birleşik cephe taktiklerinde bazı
değişiklikler yapmamıza neden oluyor.
Beyaz
diktatörlüğün paralı askerleriyle müzakereye yer yok! Almanya’daki her
komünistin bunu açıkça anlaması, tüm Alman proletaryasına yüksek sesle ve kesin
bir dille ilan etmesi gerekiyor.
Sosyal
Demokrat Parti liderlerinin sağ kanadından daha tehlikeli bir şey varsa o da solcu
liderleridir. Onlar, aldatılan işçilerin son yanılsaması, Severing, Noske ve
Ebert’in karşı-devrimci politikasını örten son incir yapraklarıdır.
Almanya
Komünist Partisi, Alman Sosyal Demokrat Partisi Merkez Komitesi ile olduğu
kadar, Alman Sosyal Demokrat Partisi Merkez Komitesi’ni teşkil eden karşı-devrimci
çeteyle aralarındaki bağı açıktan koparacak cesareti göstermedikleri sürece “sol”
liderlerle de her türlü müzakereyi reddeder.
Almanya’da
uygulanacak birleşik cephe taktiği artık şu şekildedir: “Aşağıdan birlik.”
Komünist
Enternasyonal Yürütme Kurulu’nun Aralık 1921 tarihli ilk tezlerinde şu
tespitlere yer veriliyordu:
“Menşevik liderlerin
diplomatik oyununa karşı bir denge unsuru olarak, Rus Bolşevikleri, şu sloganı
ortaya attılar: ‘Aşağıdan Birlik!’ Yani, işçi kitlelerinin, işçilerin devrimci
talepleri için kapitalizme karşı pratik mücadelede birleşmesi. Pratik, bunun
tek doğru cevap olduğunu kanıtladı. Zaman ve mekâna dair koşullara göre
değiştirilen bu taktiğin sonucu olarak, en iyi Menşevik işçilerin büyük bir
bölümü yavaş yavaş Komünizme kazandırıldı!”
Almanya
Komünist Partisi, aşağıdan yukarıya doğru birleşik cephe sloganını nasıl hayata
geçireceğini öğrenmelidir.
Alman
Sosyal Demokrat Partisi’ne hâlâ mensup olan işçiler arasında daha önce hiç
görülmemiş bir hareketlilik yaşanıyor. Liderlerinin politikalarının iflas
ettiklerini bizatihi görüyorlar ve yeni yollar arıyorlar. Bu nedenle, devrime
bağlılıklarını kanıtlamaya hazır dürüst proleterlerle karşılaştığımız her
yerde, Alman SDP işçileriyle yerelliklerde müzakereleri ve anlaşmaları
reddetmemiz için hiçbir neden yok.
Birleşik
cephenin organları, fabrika konseyleri, denetim komisyonları ve eylem
komiteleri, nihayetinde proletaryanın iktidar mücadelesinin merkezi olarak
yönetilen aygıtı haline gelecek kadar yakından iç içe geçmelidir.
6.
Partinin Acil Görevleri
Komünist
Enternasyonal Yürütme Kurulu’nun Eylül ayında Almanya’daki durum hakkında
yaptığı temel değerlendirme, esasen değişmeden kalmıştır. Başlayan mücadele
aşamasının niteliği ve Komünist Parti’nin temel görevleri değiştirilmemiştir.
Alman Komünist Partisi, ayaklanma ve iktidarı ele geçirme meselesini gündeminden
çıkarmamalıdır. Bu mesele, her zamanki gibi acil ve önemli bir şekilde
karşımızda durmalıdır. Almanya’da karşı-devrimin elde ettiği kısmi zaferler ne
kadar büyük olursa olsun, kapitalist Almanya’nın kriz koşullarında yüzleştiği
sorunların hiçbirini çözemez.
Dolayısıyla,
son birkaç ayda edindiği deneyimler ışığında, Alman Komünist Partisi bir dizi
acil görevle karşı karşıyadır.
Parti,
sekiz saatlik iş gününün ve işçi haklarının kaldırılmasına karşı proletaryanın
mücadelelerini örgütlemelidir. Parti, işsizler hareketini örgütsel ve politik
olarak çalışan işçiler hareketiyle birleştirmeli, böylece işçi sınıfının
açlıktan ölen işsizler ve hâlâ bir parça ekmekle geçinen çalışanlar olarak
bölünmesi tehlikesine mani olmalıdır. Parti, yaklaşan ekonomik mücadeleleri
önceden, sadece ücret indirimine yönelik olmayacak, aynı zamanda “İşsizler için
iş!” sloganında ifade edildiği gibi, politik bir amacı da olacak şekilde
hazırlarsa, bu görevi layıkıyla yerine getirebilir.
Parti
propagandası, en geniş kitleleri yalnızca proletarya diktatörlüğünün onları
kurtarabileceği konusunda bilinçlendirmeye yönelik olmalıdır. Bu görev, Sosyal
Demokrat Parti’yi siyaseten yok etme hedefiyle bağlantılı olmalıdır. Bu,
birleşik cephe örgütlerinin kurulmasını ve her kısmi mücadelenin kesin bir
amaca sahip olmasını gerektirir.
Parti,
sanayi proletaryasının yanı sıra kırsal proletaryayı, memurları ve görevlileri,
küçük köylüleri ve proleterleşmiş orta sınıfları da kazanmaya, onları devrimci
işçilerin hegemonyası altında işçi sınıfının müttefikleri haline getirmeye
çalışmalıdır. Bu, açık ve kesin bir dille yürütülecek ajitasyon faaliyetiyle,
Alman Komünist Partisi’nin ekonomik programı lehine propaganda yaparak, Batı’da
hâlâ var olan barışçı yönelime ait kalıntılara karşı mücadele ederek, Alman
devriminin ulusal rolünü ve Alman Sovyet Cumhuriyeti ile Sovyet Rusya
arasındaki ittifakın önemini vurgulayarak, devrimci hareketin kontrol
komisyonları ve benzeri organlarının örgütlenmesi konusunda kararlı ve yorulmak
nedir bilmeden yürütülecek çalışmalarla yapılabilir.
Parti
içinde ve dışında örgütlenme çalışmaları, ajitasyon ve propaganda ile birlikte
yürütülmelidir. Alman Komünist Partisi, sadece iyi bir propaganda partisi
değil, aynı zamanda iyi bir mücadele partisi de olmalıdır. İşçilerin
silahlandırılması ve belirleyici mücadeleye teknik olarak hazırlanmasına dönük
çalışmalar azimle sürdürülmelidir. Proleter “yüzyıllar”, sadece kâğıt üzerinde
değil, fiilen örgütlenmeli, geniş işçi kitlelerinin sempatisiyle
desteklenmelidir. Bu da ancak Alman Komünist Partisi’nin proletaryanın tüm
mücadele ve eylemlerinde aktif liderliğiyle kazanılabilir. İşçi kitleleri,
gösterilerinde, grevlerinde ve girdiği tüm kavgalarda “yüzyıllar”ın sunduğu
korumaya güvenebildikleri ölçüde, yüzyıllar da kitlelerin silahlanma, eğitim ve
düşman güçleri hakkında bilgi edinme konusunda gönülden desteğini alacaktır.
Bütün
bunların ön koşulu, partinin tüm deneyimlerinden tam anlamıyla yararlanmasıdır.
Demokrasiye ve parti içinde gelişmiş, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin veya
ideolojik ve örgütsel olarak etkisi altındaki bu parti örgütlerinin devrimci
mücadelelere önderlik edebileceğine dair vehmin her türden kalıntısı kökünden
sökülüp atılmalıdır. Proleter devrimin zaferinden önce Alman Komünist Partisi’nin
ayaklanmanın partisi olduğu, kapitalist sistemi bir tek onun yıkacağı, tüm
kısmi mücadelelerinde, ancak burjuvazinin devlet aygıtını yıkmayı hedefliyorsa,
sürekli olarak proletarya diktatörlüğünü kurma amacını göz önünde
bulunduruyorsa devrimci olabileceği gerçeğini her bir üyenin zihnine
kazınmalıdır.
Komünist
Parti, tek devrimci partidir. O, proleter kitlelerin diğer tüm partilere karşı
zaferini hazırlayacak ve gerçekleştirecek kadar güçlüdür. Bu, her bir parti
üyesinin kesin inancı olmalıdır.
Parti
içinde bu yönelimi sağlamak için, AKP’nin edindiği deneyimleri tüm üyeleriyle
açıkça tartışması gerekir. Parti, tartışmaları eylem gücünü zayıflatmadan nasıl
gerçekleştireceğini öğrenmelidir. Tüm güçlüklere ve yasadışı konumuna rağmen,
eylem gücünün tamamını pekiştirmek için, tüm farklılıklarını giderme ve bir
Parti Kongresi’nde tartışmalara son verme görevini savsaklamamalıdır.
Komünist
Enternasyonal, parti birliğinin korunmasını kesinlikle talep etmektedir.
Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu, Alman Komünist Partisi’nin tüm
üyelerini, hizipler arası çatışmaları sona erdirmek ve tam bir eylem gücü elde
etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya, Parti Kongresi’nde tüm partinin
birlikte bu kavgalara son vermesine çağırmaktadır.
Komünist
Enternasyonal Yürütme Kurulu, Alman Komünist Partisi’nin her üyesinin ve
Komünist Enternasyonal’in diğer tüm seksiyonlarının dikkatini, mevcut devrimci
krizin dayattığı devasa görevlere çekmektedir. Yürütme Kurulu, son birkaç ayda
elde edilen deneyimlerin boşuna olmadığına, bunların dikkatle incelenip
kullanılması halinde proletaryanın zaferini daha da yakınlaştıracağına kesin
olarak inanmaktadır.
Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu
Moskova
21 Ocak 1924
Kaynak