Giriş
Birinci
Dünya Savaşı ve takip eden yıllar yüzyıllar sürmüş imparatorlukların yıkıldığı,
yerlerine yeni devletlerin kurulduğu bir dönemdir. Osmanlı ve Rusya imparatorlukları
da bu dönemde yıkılarak, yerlerine Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği
(SSCB) kurulmuştur. Her iki devletin bu
dönemde mücadele verdikleri ortak düşmanları (İngiltere), benzer ekonomik, sosyal
ve siyasi problemleri vardır. Bu ortaklık ve benzerlikler iki devleti
kuruluşlarının ilk yıllarında birbirlerine yakınlaştırsa da, bu devletlerden
birinin, SSCB’nin diğerinden çok bariz bir farkı vardır; sahip olduğu
ideolojiyi en başta yakın çevresindeki ülkeler olmak üzere tüm dünya ülkelerine
yaymak.
SSCB
tarafından benimsenen sosyalist ideoloji, devletin bu ideolojiyi diğer devletlere
de yaymasını öngörmektedir. Bunun için yapılması gereken diğer ülkelerdeki
sosyalistlerle işbirliği yaparak, bu ülkelerde sosyalist kadroların yetişmesini
sağlamak ve desteklemekti. Bu amaçla, Sovyet yönetim 1921-1938 yılları arasında
Moskova’da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV)[1] kurulmuş, bu
üniversiteye sadece SSCB’ye yeni katılan ülkelerden değil, bütün dünya
ülkelerinden öğrenci toplayarak, devrimci kadroların yetiştirilmesi misyonu
yüklenmiştir. ABD ve Meksika’dan Çin’e kadar pek çok ülkeden öğrenci bu
üniversitede eğitim almıştır. Türkiye’den de pek çok kişi Moskova’ya giderek bu
üniversitede okumuş, ülkeye döndüklerinde ise bir kısmı TKP içinde sol
ideolojiye hizmet etmeye devam ederken bir kısmı da pişmanlık duyarak sol
hareketi terk etmiştir.
Makalede,
Moskova’da kurulmuş olan Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV) ve bu
üniversitenin misyonu hakkında bilgi verilecektir. Ayrıca, bu üniversitede
okumuş Türk öğrencilerinin hatıralarından faydalanılarak KUTV bünyesinde Türk
öğrencilerin okuması için kurulmuş olan Türkiye Sektörü ve Türk öğrenciler
hakkında bilgiler derlenmeye çalışılacaktır.
Bu
öğrencilerin Türk solu üzerindeki etkisine ise kısaca değinilecektir. Makalenin
sonunda ise Türkiye sektöründeki eğitim hakkında yazılmış arşiv belgesi
niteliğindeki bir rapor incelenecektir.
KUTV’un
Kuruluşu
Yeni
kurulmuş olan Bolşevik Rusya’da 1917-1920 yılları arası oldukça çalkantılı ve
kanlı geçti. Devrimle başlayan iç savaş 1922’ye kadar devam etti. Devrime karşı
koyanların acımasızca öldürüldüğü bu dönem, bir gerçeği daha ortaya koymuştu:
Rusya’da ve Rusya’ya katılmakta olan diğer ülkelerde yaşayan halkların çoğu
yeni ideolojiyi, yani komünizmi bilmemektedir. Bundan dolayı, Birliğe bağlı
Orta Asya, Sibirya ve Kafkasya bölgelerinde yeni yönetimi temsil eden
idareciler kendilerinden beklenen görevleri beklendiği ölçüde yerine
getirememekteydiler.
Bolşeviklerce
ele geçirilen yeni ülkelerde komünist bir entelektüel ve idareci sınıfının
olmaması, halka yeni ideolojinin anlatılmasını zorlaştırıyordu. Öte yandan,
yeni idare tarafından atanan komünist yöneticiler ise ne yöneticiliği, ne de
komünizmi biliyorlardı. Ele geçirilen ülkelerde örneğin bir denizci, eski bir
asker ya da üniversiteyi bitirememiş bir öğrenci dahi idareci olabiliyordu. Yetişmiş
kadroların olmaması en temel eksiklikti. Halka komünizmi anlatacak eğiticilerin
yetiştirilmesi ve bu halkların da bir an önce “komünistleştirilmesi”,
buralardaki geleneksel toplumsal yapının yıkılıp “Sovyet” toplumunun inşa
edilmesi gerekmekteydi.
Bolşevik
rejim, yeni ele geçirilen yerlerde toplum yapısını temellerini ortadan kaldırıp,
yeni bir insan tipi (buna sonraki yıllarda “Sovyet insanı”[2] denecektir) ve
yeni bir toplum (Sovyet toplumu) inşa etmek istiyordu. İlerleyen yıllarda,
belki de tarihte görülmüş en büyük toplum mühendisliği SSCB’de uygulanacaktı.
Bunda büyük ölçüde başarılı olunacak ve değerleri ve yapısı ile Çarlık
döneminden çok farklı yeni bir Sovyet toplumu inşa edilecektir.[3]
Öte
yandan, Sovyet yönetiminin en büyük amaçlarından biri, devrimi diğer doğu
ülkelerine yaymaktı. Ancak, bunun için kadrolar eksik ve yetersizdi. Bu
noktada, hem yeni katılan halklara komünist rejimi anlatacak, hem de devrimi
özellikle henüz komünist rejimin hakim olmadığı doğu ülkelerinde yayacak
kadroları yetiştirmek gerekiyordu. 3. Komünist Enternasyonal (Komintern)
tarafından 10-16 Eylül 1920’de Bakü’de düzenlenen Doğu Halkları Kongresi’nde
Aksiyon ve Propaganda Konseyi oluşturulmuştu. Devrimin doğu ülkelerinde
yayılmasını sağlamak amacıyla Komisyon bazı tavsiyeler hazırlamıştı. Bunlardan
biri de Asya ülkelerinde komünist düşünceyi yaymak için liderler yetiştirmek
amacıyla bir üniversitenin kurulması idi. (Türkeş 1999: 75)
Bu
amaçla, 21 Nisan 1921 tarihinde Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi, ya da
Rusçadaki kısa adıyla KUTV kuruldu. Önce Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde
kurulan KUTV, taşıdığı öneme binaen daha sonra Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin
kontrolüne verildi. Misyonu ise “Leninizm hakkında gerçekleri doğu halklarına
anlatacak ve devrimi bütün dünyaya yayacak kadroların yetiştirilmesi” olarak
belirlenmişti. (Pravda: 6 Mayıs 1921) Bir başka ifade ile KUTV’un amacı
“‘Doğudaki anlaşmalı ve otonom cumhuriyetlerden, otonom eyaletlerden,
komünlerden ve milli azınlıklardan gelecek öğrencilerden «siyasi işçilerin»
hazırlanmasını organize etmek” idi. (Kuznetsova vd. 1970: 18)
KUTV’un
kurulduğu dönemde devrimin getirdiği coşku, kazanılan başarılar, Orta Asya
devletlerinin Birliğe katılması, devrimin yakında tüm doğu devletlerinde ve
dünyada da gerçekleşeceği inancını doğurmuştu. Bu sebeple, KUTV’da sadece
Sovyetler Birliği’ne bağlı doğu ülkelerinin değil, diğer Asya ülkelerinin de
ekonomisi, tarihi, kültürü ve hatta devrimci hareketleri de incelenmeye
başlandı.
KUTV’un
en aktif bölümlerinden biri de Çinli öğrencilerin okuduğu Çin Sektörü idi. Bu
sektör, 1925 yılında üniversiteden ayrılarak ayrı bir üniversite haline
getirilir. Üniversiteye ise aynı yıl ölen ve Çin Cumhuriyetinin ilk kurucularından
ve ilk Cumhurbaşkanı olan Sun Yat-sen’in adı verilerek, Sun Yat-sen Çin
Emekçileri Komünist Üniversitesi haline gelir. (Panin 2012: 154) Ancak bu
üniversite 1930 yılına kadar eğitime devam eder. Devrimin Çin’de yayılması SSCB
için hiçbir zaman ihmal edilecek bir konu olmamıştır. Bu yüzden, Çinli
devrimcilerin yetiştirilmesi amacıyla 1934 yılında KUTVA’ya bünyesinde tekrar
Çin sektörü açılır. Bu sektör 1936 yılında KUTV’dan ayrılarak Milli ve Kolonial
Problemler Bilimsel Araştırma Enstitüsü adı ile ayrı bir yapı haline getirilir.
(Pantsov 2001: 230)
Bazı
Türkçe kaynaklarda KUTV’u ilk yıllarda yöneticiliğini Komünist Partisi Merkez
Bürosu (SBKP) üyesi Karl Radek’in üstlendiği belirtilse de (Özbek 2005: 240),
bu bilgi doğru değildir. Radek 1925-1927 yılları arasında Sun Yatsen Çin
Emekçileri Komünist Üniversitesi’nin rektörlüğünü yürütmüş, asla KUTV’da
çalışmamıştır. (Artyomov 2000: 8). Aynı şekilde Sultan Galiyev’in Lenin’in
talimatıyla rektörlüğe getirildiği bilgisi de doğru değildir. Rus kaynakları
Sultan Galiyev’in KUTV’da 1921 Ekiminden itibaren sadece ders verdiğini
belirtmektedir (Landa 1999: 53).
KUTV’da
sadece doğu ülkelerinden öğrencilerin okuduğunu söylemek yanlış olur. ABD’den
gelen öğrenciler olduğunu, hatta bunların bir kısmının zenci olduğunu kendisi
de bir Afrikalı-Amerikalı komünist olan Harry Haywood’dan öğreniyoruz. Haywood,
yazdığı Siyah Bolşevik: Bir Afro-Amerikalı Komünistin Otobiyografisi
adlı eserinde KUTV’daki öğrencilik yıllarını anlatmaktadır. Harry
Haywood kardeşi Otto Haywood ile beraber 1925’de KUTV’da okumaya
gelmişti. Bir Rusla evlenen Haywood Hall, Komintern bünyesindeki Zenci
Komitesi’nin Başkan Yardımcılığı’na seçilmişti. Haywood kardeşler
1930’da ABD’ye dönerek komünist faaliyetlere orada devam ettiler.
Haywood bize KUTVA’nın ilk yıllarında öğrencilerin büyük kısmının
Stalin’den ziyade Troçki taraftarı olduğunu da aktarmaktadır.[4]
Bir
başka Afrikalı-Amerikalı olan Lovett Fort-Whiteman, 1924 yılında Moskova’da toplanan
3. Enternasyonel’in 5. Kongresi’ne katıldı. Kongrede “Zencilerin Amerika’daki
en devrimci sınıf olmalarının mukadder olduğunu” söylüyordu. Fort-Whiteman
Moskova’da KUTV’a yazıldı ve burada 8 ay eğitim aldı. Daha sonra Şikago’ya
dönerek American Negro Labor Congress’i (Amerikan Zenci Emek Kongresi) kurdu ve
buradan KUTV’a öğrenci göndermeye başladı. Time dergisi, onu “siyahların
en kızılı” olarak nitelendirdi. Amerikan Komünist Partisi içinde on yıl kadar
süren başarısız bir mücadeleden sonra SSCB’ye kaçtı. Burada evlendi ve
üniversitede çalıştı. 3 yıl sonra ABD’ye dönme talebi Sovyet otoriteleri
tarafından reddedildi. Irk ve sınıf konusunda resmi görüşle örtüşmeyen
fikirleri yüzünden Sibirya’daki bir Gulag’a gönderildi. Burada 1939 yılında
öldü. (Arsenault 2008: 3)
1925
ve 1938 yılları arasında Afrika ve Orta Amerikalı pek çok zenci (sayılarının 60
ile 90 arasında olduğu tahmin edilmekte) KUTV’da eğitim gördü. Bu öğrencilere
uygulanan 14 aylık eğitim programında Marksist-Leninist teori, ispiyonaj
(istihbarat), gerilla savaşı, gizli kodlar ve yeraltı siyasi çalışma teknikleri
gibi konular vardı. Amerikalı, İngiliz ve Kanadalı beyazlar ve zenciler
arasında ırk yüzünden ciddi tartışmalar çıkıyordu. Bir defasında, böyle bir
tartışmadan sonra yapılan soruşturmada iki beyaz ve bir zenci KUTV’dan
atılmıştı.[5]
KUTV’da
Yetişen Ünlü Devrimciler
KUTV’da
yetişen devrimcilerin meşhurlarından bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: “Çin’de
Liu Şab Şi, Peru’da Jose Carlos Mariategui, İran’da İran Komünist Partisi
liderlerinden Mikailyan Sultanzade, Irak’ta Irak Komünist Partisi kurucularından
Yusuf Selman Yusuf, Lübnan’da Arap Komünist Partisi’nin kurucusu ve teorisyeni
Musa Rıdvan Hilmi bunlardan bazılarıdır.
KUTV,
devrimci yetiştirme görevini sadece Moskova’da yapmamış, mezun olan
öğrencilerini çeşitli ülkelere göndererek geleneğin devam etmesini sağlamıştır.
Manabendra Nath Roy (Manubendru Nath Ray) ve Philips Allen gibi KUTV’lular Meksika ve diğer Latin Amerika
ülkelerine giderek örgütlenme içerisinde olmuşlardır. Üçüncü Dünyacı devrim
dalgası kısa bir sürede Meksika ve Küba’da kendini göstermiştir (Özbek 2005:
241).
Japonya’dan
Sen Katayama, Endonezyalı Tan Malaka, Vietnamlı Ho Chi Minh gibi isimler de
KUTV’dan mezun olup, ülkelerinde önemli konumlara gelmişlerdi (Türkeş 1999:
74).
KUTVA’ya
ülke içinden ve ülke dışından az sayıda fakat çok farklı ülkelerden öğrenciler
alındı. Bu ülkeler arasında İran, Çin, Vietnam, Kore, Japonya, Filipinler, Orta
Asya Türkî Cumhuriyetleri ve Türkiye sayılabilir.
KUTV’un
öğrenci sayısı 1921’de 713 (Tekeli vd 2003: 538.), 1923’te 933 kişiydi.
Bunlardan 147’si kadındı. (Timofeyeva 1988: 26-28) Kendisine önemli misyonlar
yüklenmiş bu üniversitenin zengin sayılabilecek bir de öğretim üyesi kadrosu
vardı. 1924’te 170 öğretim üyesi ders vermekteydi. (Timofeyeva 1988: 52) 1927
yılı kayıtlarına göre KUTV’da 74 farklı milletten öğrencilerin okuduğu 10
farklı sektör (milliyetlere ayrılmış eğitim grupları) vardı (Tsiperoviç 1999:
96).
KUTV,
dışarıya kapalı özel bir eğitim kurumuydu. Eğitim Moskova’da, Putinski
Sokağı’ndaki görkemli bir binada yapılıyordu. Kursiyerler için tahsis edilmiş
bir de yurdu vardı. Kurum, başarısını kısa sürede kanıtladı. Bölgelerde Moskova’ya
bağlı şubeler açıldı. Bakü, İrkustk ve Taşkent’de açılan bu şubelerde, civar
ülkelerden öğrenciler eğitim aldılar. Moskova’da ise çeşitli bölgelerden gelen
“yoldaşların” katılımı ile “Dünya Devriminin Problemleri” konulu bir tartışma
kulübü de kuruldu. (Syezdov 1970: 493) KUTV bünyesinde kurulan “Milli ve
Koloniyal Problemler Akademik Araştırma Derneği (NIANKP) bünyesinde oluşturulan
bir grup Afrika çalışmalarına yoğunlaştı. (Tiyambe 2007: 218)
1927’de
üniversitenin görevleri arasına bir yenisi daha eklenir. Buna göre üniversite organları,
diplomatik ve askerî birimler için gerekli bilgileri toplayıp analiz ederek,
ilgili birimlere rapor halinde sunacaktır (Zakanov 1927: 583).
1924’te
Lenin’in ölmesi ile SSCB’nin başına geçen J. Stalin de bu üniversiteye büyük
önem vermiştir. Daha 1923 yılında, Lenin ölmeden kısa süre önce, üniversitenin
adı “Stalin Adına Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi” olarak
değiştirilmiştir. (Darya 2010: 10) Stalin’in zaman zaman KUTV’un dergisi olan Lenin’in
Bayrağı Altında’da yazı yazdığını; ya da mezuniyet törenine mesaj
gönderdiğini; hatta kimi zaman KUTV öğrencilerini kabul ettiğini görüyoruz
(Stalin 1952: 133).
KUTV,
1938 yılına kadar eğitimine devam etti. Daha sonraki yıllarda, özellikle 2.
Dünya Savaşı sonrası ülke dışından gelen öğrencilerin eğitimi misyonu SSCB’deki
diğer üniversitelere aktarılarak KUTV’un misyonu sürdürüldü (Timofeyeva 1988:
179).
KUTV’da
Türkiye Sektörü
Osmanlı
Devleti’nin son dönemlerinde komünizme karşı yeterince ilgi oluşmuştu. 1909
yılında Selanik’te Osmanlı Sosyalist İşçi Federasyonu kurulmuştu. Bunu takiben,
1910 yılında İstanbul’da Hüseyin Hilmi’nin girişimleri ile Osmanlı Sosyalist
Fırkası kurulmuş ve bu fırka İştirak gazetesini de çıkartmıştı. Bu partinin
kuruluş ve yönetiminde ayrıca Baha Tevfik, Sosyalist gazetesi sahibi Namık Hasan,
Hamit Suphi ve İnsaniyet gazetesi sahibi İbnüttahir İsmail Faik de görev
aldı. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, 1988: 1841).
Dolayısıyla, Türk toplumu daha Osmanlı döneminde sosyalist fikirler ile
tanışmıştı.
Kurtuluş
Savaşı sırasında emperyalist güçlere karşı bir mücadelenin verildiği Türkiye’de,
başarılı bir “anti-emperyalist devrim” gerçekleştirmiş olan Sovyetler
Birliği’ne karşı ilgi hiç de az değildi. Buna bağlı olarak, önceden belli
ölçüde var olan komünizme karşı ilginin, devrim sonrası hayranlığa da dönüşerek
arttığını görüyoruz.
Ancak,
komünist olmak Türkiye’de yeni rejim tarafından tehdit olarak algılanmaya sebep
oluyor ve bu sebeple çoğu zaman Türk komünistler ülke dışına kaçıyorlardı.
Sovyetler’in ilk yıllarından itibaren Moskova, Türk komünistler için bir cazibe
merkeziydi. Türkiye’den kaçan komünistler 1918 yılının Temmuz ayında Moskova
Türk Sol Sosyalistler Kurultayı’nı kurdular. Mustafa Suphi bu kurultayda
yöneticiydi. Suphi, Müslüman Halklar Komiserliği’ne katıldı ve Yeni Dünya
adlı bir gazete çıkardı. Takip eden yıllarda ise, Moskova’ya gizlice
gelenlerden bir kısmı hemen KUTV’a kaydolarak burada eğitim almaya başladılar
(Akar 1989: 13).
KUTV’da
Türk öğrenciler için “Türkiye Sektörü” adı verilen özel bir bölüm oluşturuldu
ve burada Türkçe-Rusça eğitim verilmeye başlandı. Türkiye’den KUTV’da eğitim
almış ünlü kursiyerler arasında Nâzım Hikmet, Nâzım Hikmet’in ilk eşi Nezhat
Hanım, Vâlâ Nureddin, TKP kurucularından Zehra Kosova, Şevket Süreyya Aydemir,
Dr. Şefik Hüsnü Deymer, Mehmet Bozışık, İsmail Bilen gibi dönemin meşhur
solcuları sayılabilir.
KUTV’da
okumuş Türk komünistlerle ilgili pek fazla yazılı bilgi mevcut değildir. Bazı
“eski tüfek sosyalistler”in hatıralarında geçen tek tük bilgiler dışında bilgi
bulmak oldukça zordur. KUTV’da okumuş Türklerin hatıralarından derleyebildiğimiz
kadarıyla KUTV’da eğitim hakkında bilgi vermeye çalışacağız.
KUTVA’da
Eğitim
Kurulduğu
ilk yıl olan 1921’den itibaren KUTV’da Türk öğrencilerin okuduğunu görmekteyiz.
Türk öğrenciler, KUTV’da daha çok sosyal konularla ilgilidirler. Vâlâ
Nurettin’in aktardığına göre, Rusya tarihi ve 1905-1917 arası Rus devrim tarihi
gibi konular okutulmaktaydı. Öğrenciler ayrıca, Orta Doğu ve Asya’daki siyasi
konuları bolca aktaran Novi Vostok (Yeni Doğu) gibi yayın organlarını da
takip ederek, devrimin bu ülkelere nasıl yayılabileceğini konuşuyorlardı.
Derslerde bir taraftan Lenin, Marks, Buharin, Hobson ve Sombort gibi komünist
düşünür ve devrimcilerin yazdıkları okutulurken, bir taraftan da, tarihsel
materyalizm, sermaye ve artı değer gibi teorik kavramlar öğretiliyordu (Türkeş
1999: 80).
Bu
müfredat öğrencilere sadece Rus kökenli hocalar tarafından değil, Sultan Galiyev,
Turar Rıskulov, Neriman Nerimanov ve Ahmet Baytursun gibi Müslüman ve Türk
kökenli isimler tarafından da öğretiliyordu. (Türkeş 1999: 80) Müslüman ve Türk
kökenli bu rehberler, Türk öğrencilerinin kendilerine verilmek istenen öğretiyi
daha içten benimsemelerine yol açıyordu. Örneğin, Şevket Süreyya Aydemir’in
üzerinde Sultan Galiyev etkisinin Kadro hareketi yıllarında, hatta ömür boyu
devam ettiğini söylemek abartı olmaz (Demirci 2006: 37).[6]
1922-23
öğretim yılında KUTVA’da görülen dersler şunlardı:
Hazırlık
Dersleri: Coğrafya, Matematik, Fizik ve Kimya, Biyoloji, Sosyal Gelişmeler
Tarihi, Siyasi İktisat, Rusça.
İlk
Dönem Dersleri: İktisadi Coğrafya, Siyasi İktisat, Fizik ve Kimya, Biyoloji, Fiziki
Coğrafya, Matematik, Rusça Dilbilgisi.
İkinci
Dönem Dersleri: Siyasi İktisat, İktisadi Coğrafya, Avrupa Tarihi, Biyoloji,
Matematik, Fizik ve Kimya.
Üçüncü
Dönem Dersleri:
1-Ana
Grup: İktisadi Yapıların Gelişme Tarihi, Tarihsel Materyalizm, İktisadi Coğrafya,
Biyoloji.
2-İktisat
Grubu: Siyasi İktisat, Tarihi Materyalizm, İktisadi Yapıların Gelişme Tarihi.
3-Tarih
Grubu: Rusya Tarihi, Avrupa Tarihi.
4-Fen
Bilimleri Grubu: Matematik, Geometri, Trigonometri, Fizik, Kimya, Biyoloji,
Coğrafya, Rusça (Türkeş 1999: 79).
KUTV’da
Türk Öğrenciler
Gizli
yollardan Moskova’ya giderek KUTV’da okuyan pek çok Türk olduğu bilinmekle
beraber, bunların sayıları hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. KUTV’da toplamda
kaç Türk öğrenci okumuştu? Hiçbir kaynakta net bir sayı belirtilmemekle
birlikte, KUTV’a gönderilen öğrenci sayısı Hasan Kaşarcı’ya göre 400 kişi
civarında. Ama Kaşarcı, bu gidenlerin birçoğundan davaya yarar gelmediğine
inanıyor (Akar 1989: 44). Eldeki az sayıda kaynaktan bazı meşhur KUTV mezunları
hakkında derlediğimiz bilgiler ise oldukça sınırlıdır. Şimdi bu isimlerden ve
KUTV maceralarından kısaca bahsetmeye çalışacağız.
Bahsedeceğimiz
KUTV mezunlarından ilki Nâzım Hikmet’tir. Nâzım Hikmet, KUTV’un ilk öğrencileri
arasında yer alır. Kendi ifadesine göre “Hakikatı aramak için” 30 Eylül 1921’de
19 yaşındayken İstanbul’dan Rus mültecisi götürmekte olan bir gemi ile gizlice
Batum’a geçer. Bir süre Batum’da kaldıktan sonra Tiflis üzerinden, yanlarında
kara yoluyla Batum’a gelmiş olan Şevket Süreyya Aydemir ve karısı Leman, Vâlâ
Nureddin ve Ahmet Cevat Emre ile buluşur. Ahmet Cevat Emre Batum’da Yeni
Dünya adlı Marksist bir gazete çıkarmaktadır. Bakü’ye ticaret için gelmiş
bir tüccar iken, Mustafa Suphi ile tanışıp TKP’ye girmişti. Önceden tanıdığı
bir Rus profesörün teklifi üzerine Moskova’da bir üniversitede ders vermeyi
kabul eder. Ancak, bir şartı vardır. Yanındaki gençleri de Moskova’ya
götürecektir. Gürcü lider Arjenikidze’nin bu şartı kabul etmesiyle hemen bir
yol tezkeresi düzenlenir ve Nâzım Hikmet, Ş. Süreyya Aydemir, Aydemir’in karısı
Leman ve Vâlâ Nureddin ile beraber Moskova’ya gelirler (Nureddin 1965: 286). Bundan
da anlaşıldığına göre, bu isimlerin hiçbiri başlangıçta KUTV’da okumak amacıyla
Türkiye’den ayrılmış değillerdir. Ama kader hepsini bu okulda birleştirir.
Ahmet
Cevat 1924’te yurda döner ve sol hareketten uzaklaşır. Daha sonra da
Çanakkale’den milletvekili olur. Nâzım, Ahmet Cevat’ı şöyle anlatır:
“Ellisinde var herhalde.
Türkiye’deyken kooperatifçilik ve Türk grameri üstüne kitaplar yazmış.
Abdülhamit devrinde jöntürklük edip Fizan’a sürülmüş. [...] Çarlık yıkıldıktan
sonra Bakü’ye gelmiş ticaret için, sonra Suphi’yle tanışıp partiye girmiş. [...]
Fransızca bilir, Rusça bilir, Rumca bilir. Marksizmin kimi teorilerini, mesela
‘artı, değer’ teorisini, ondan öğrendim. [...] Moskova’ya beraber geldik.
Üniversitede hoca oldu.” (Hikmet 1969: 424-425).
Kaderin
bir başka cilvesi de Nâzım KUTV’da okurken, öz dayısı Ali Fuat Cebesoy’un
Moskova Büyükelçisi olmasıdır. Hatta Nâzım, ailesine yazdığı bazı mektupları
dayısı vasıtası ile gönderir (Aydemir 1986: 106).
Nâzım
ve Va-Nu (Vâlâ Nureddin) Moskova yıllarında birbirlerinden hiç ayrılmazlar.
KUTV’da da beraberdirler. Moskova’ya KUTV’un tatilde olduğu bir dönemde
varırlar. Öğrenciler, Moskova dışında Udelnaya bölgesinde yaz kampındadırlar.
Kendilerine kısa süre sonra Ankara’dan gelmiş olan Sadrettin Celal, Vedat Nedim
Tör ve İstanbul’dan gelen Sakallı Celal de katılır (Sülker 1975: 147-148).
Nâzım’ın
yakın dostu Radi Fiş[7], Nâzım’ın KUTV dönemini şöyle anlatır:
“Nâzım, Moskova’da KUTV’a
kayıt olur. Bu yıllarda Asya’nın pek çok ülkesinden devrimci gençlerle birlikte
okur. Genç Türk şair, daha dördüncü yılında dünyada görülmemiş bir toplum
oluşturan devrim Rusyası’nın kahramanca atmosferine kendini kaptırır. [...]
KUTV’un diğer öğrencileriyle birlikte Nâzım subbotniklerde[8] çalışır. İşçi
gruplarıyla beraber Moskova dışındaki ilk tarım komünlerinden ekmek toplar.
KUTV öğrencilerinin fabrika kulüplerinde yaptıkları tiyatro ve pandomim
gösterilerine katılır (Fiş 1960: 34-35).
Moskova’ya
geldiğinde henüz 19 yaşında olan Nâzım, KUTV’da düzenlenen bir edebiyat
gecesinde devrimin büyük şairi Mayakovski ile karşılaşır. Mayakovski’nin gerek
şiiri, gerekse şiir okuma tarzı Nâzım’ın üzerinde çok tesirli olur (Fiş 1960:
37). Nâzım’ın basamaklı şiir yazma tekniğini Mayakovski’den aldığı söylenir.
Nâzım,
KUTV’un Türk öğrencilerinin okuduğu Türkiye Sektörü’nden başka, Fransız
Sektörü’nde hazırlık bölümüne yazılır. Bunda amacı Fransızcasını ilerletmektir
(Sülker 1975: 168).
KUTV
öğrencilerinden İhsan Taşdelen, 1975 yılında Yeni İstanbul gazetesinde yayımlanan
hatıratında, Nâzım Hikmet ve Vâlâ Nurettin’in Moskova’da Komünist Gençlik
Teşkilatı içindeki Türk Politbüro’nun yedek üyeleri olduğunu belirtir (Sülker
1975: 179).
Lenin
öldüğünde, naaşının başında beşer dakikalık saygı nöbeti tutulmuştur. Türklerden
Nâzım ve bir başka öğrenci bu nöbeti tutmak için seçilmişlerdir (Sülker 1975:
176).
Nâzım’ın
ilerleyen yıllarda kıdeminden dolayı KUTV’daki Türk öğrencilere ders verdiğini,
yaz aylarında Udelnaya’da kurulan kampta Türk öğrencilerinden sorumlu kişi
olduğunu da görüyoruz. Öğrencileri her sabah toplayıp Pravda gazetesinde
yayınlanan makaleleri öğrencilere yorumlayan Nâzım, kimi zaman da öğrencilere
ateşli nutuklar atardı. Şevket Süreyya Aydemir’e göre, kitap ve teori ile arası
pek iyi olmayan Nâzım’ın bu eksiğini Vâlâ Nurettin kapatırdı. Kamplardaki
tartışmalarda heyecanlı konuşmalar yerini teorik tartışmalara bırakınca devreye
hemen Vâlâ Nurettin girerdi (Sülker 1976: 179-180).
Arkadaşları, Nâzım’ın teoriyle arasının çok fazla iyi olmadığını, işin daha çok şiir, sanat
ve duygu yönüyle ilgilendiğini belirtirler. Nâzım ve arkadaşları, KUTV’da bir
de “6 Ağustos 1921 Hücresi” kurmuşlardır. Hücrenin aldığı bir karar bu
duygusallığı açığa vurmaktadır. Hücrenin üç üyesi, bir gece toplanarak,
ideolojiye zarar verecek her engeli yok etme kararı alırlar. Bu kapsama giren
Şevket Süreyya’nın 15 yaşındaki eşi Leman’ın Nâzım tarafından öldürülmesi
kararı alınır. Ertesi gün Nâzım, Leman’ı suda boğmak üzere gezme bahanesi ile
nehir kenarına götürür. O sırada eve erken dönen Şevket Süreyya, karısını evde
bulamayınca nehir kenarına gider ve onları nehir kenarında bulur. Bu şekilde Nâzım
planını gerçekleştiremez. Yıllar sonra, 1950 yılında hapisten çıkan Nâzım, bir
gün Aydemir’in evine konuk olur. Bir zamanlar öldürmeyi planladığı Leman
hanımın olgunlaştığını ve “mükemmel bir ev hanımı” haline geldiğini görür ve
onu öldürmeyi tasarladığından dolayı pişman olur (Göktürk 1977: 88-89).
Nâzım
Hikmet, 1924 ortalarında ülkeye döner. Vâlâ Nurettin ise Moskova’da bir Ermeni
kadınla evlenir ve Nâzım’dan bir yıl sonra, 1925 ortalarında yurda döner
(Tunçay 2002: 20).
Şevket
Süreyya Aydemir de, KUTV’a Nâzım’la birlikte giden ilk öğrencilerdendir. Aydemir’in
1921’de Batum ve Tiflis üzerinden Nâzım Hikmet’le beraber Moskova’ya
geldiğinden yukarıda bahsedilmişti. Kısa süre Moskova’da kendileri için
gösterilen lüks bir otelde kalan grup, daha sonra KUTV öğrencilerinin bulunduğu
Udelnaya’daki kampa giderler. Nâzım, önce gitmek istemez ama Aydemir ve Vâlâ
Nurettin tarafından ikna edilir. Kamp hayatı renkli geçmektedir. Yeni
arkadaşlarla tanışırlar, birbirlerini eleştirdikleri ve özeleştiri yaptıkları
“karakteristika” seanslarına katılırlar. Kampta işleri nöbetleşe öğrenciler
yapmaktadır (Tekeli vd 2003: 61).
Yaz
sonunda Moskova’ya dönen öğrenciler KUTV’daki normal eğitimlerine başlarlar.
Esnek bir eğitim verilen KUTV’da İngilizce, Almanca, Fransızca, Farsça, Arapça,
Japonca ve Çince eğitim verilmektedir. Yeni gelen Türk öğrencilerin bir grup
oluşturması ile Türkçe dersler de verilmeye başlanır. 84 ülkeden öğrencileri
olan okulda, ayrıca Sovyet Cumhuriyetleri’nden olup da, savaş sebebiyle
eğitimleri yarıda kalmış olanlar da vardır. Politika, İktisat ve İşçi Sınıfı
Tarihi adlı üç fakülte mevcuttur. Eğitim üç yıl olarak planlanmıştır, ancak
parti ihtiyaç duyarsa bu süre bitmeden de öğrenciler ülkelerine geri dönebilmektedirler.
Şevket Süreyya’nın da iki yıl sonra ülkeye geri döndüğünü görüyoruz. Daha
sonraki yıllarda yazdığı hatıralarında bu yıllara eleştiri ile yaklaşacak olan
Şevket Süreyya, KUTV’da verilen eğitimi şöyle tasvir etmektedir:
“Biz kolektif bir
kadrolaşmanın standart formülleri içinde yetiştirilmiştik. O havanın içinde ben
değil bizler vardık. Hatta bizler bile değildik. O sıralandığımız saflarda biz
ruh ve fikir yapımıza damgasını vurmakla kalmayan etkinin, kolektif bir akımın,
standart bir dünya görüşünün, sadece sıradan askerleri, hatta robotlarıydık. Bu
saflarda yoğruluşun acayip ama hiç yadırgamadığımız çarkları içinde bir
hammaddeydik. Bu çarkların düğmeleri, manivelaları kim bilir hangi ellerle,
hangi kafa ve merkezlerden harekete getiriliyorlardı. Ama biz bu oluşuma
kendimizi bütünümüzle vererek, her nefes alışımızda vardığımız aşamadan
kayıtsız şartsız memnun, yoğrulup duruyorduk”.
Bu
yoğruluşların düzenlendiği garip imalathane bizim üniversitemizdi ve bu
üniversite başka bir üniversite idi. Bir takım yarınki savaşlar için, başka türlü
savaşçılar, öncüler hazırlayan, hem dünyasal, hem mistik bir arena. Dünyanın
yedi iklim dört bucağından gelen yüzlerce genç insan, bu çatının altında hem
kendi kendilerini geleceğin bilinmeyen serüvenleri için hazırlıyorlardı, hem de
o göze görünmez, ama hesaplı, karışık tertipler içinde yarınki misyonlarına
hazırlanıyorlardı. Gerçi üniversitede ilk bakışta hiçbir olağanüstü hal göze
çarpmazdı, ama bir de o sakin gibi görünen fırtınalı akışlarını
görebilmeliydi.” (Aydemir 1979: 61-62).
Üniversitedeki
atmosferi kendine has edebi üslubuyla böyle tasvir etmektedir Şevket Süreyya.
Üniversite öğrencilerinin toplantı yapabilmesi için Chate Noir adlı sinema
salonu tahsis edilmiştir. Ama bazen başka yerlerdeki toplantılara da
katılmaktadırlar. “Zaman zaman Moskova çevresindeki eski fabrikaların, Mahorka
(bir nevi değersiz yaprak tütünü) kokan yarı atölye toplantı yerlerine de
giderdik. Nitekim Stalin’i ilk defa böyle bir yerde dinledim.” (Aydemir 1979:
65). Tabi her zaman dinleyici değil bazen konuşmacı oldukları durumlar da
oluyordu. 1922 sonunda Türkiye’de TKP üyeleri tutuklandığında, Şevket Süreyya
Türk büyükelçiliği önünde bir protesto tertiplemiş, bir kamyonun üzerine
çıkarak ateşli bir konuşma yapmıştır. “Benim böyle bir hava içinde Türkiye
Büyükelçiliği önünde, gene bir kamyondan sanki bütün dünya ufuklarını
yumruklayarak çınlayan haykırışlarımı, o zaman elçilikte askeri görevli Saffet
Bey (Arıkan, eski bakan ve CHP Genel Sekreteri) diğer görevlilerle birlikte
balkondan dinlemişlerdi (Aydemir 1979: 65).
Okulun
bir müdürü olmasına rağmen, öğrenci komiteleri idarede çok etkindirler. Sabah
eğitime İsveç jimnastiği ile başlanır. Öğrencilere zaman zaman silah talimi de
yaptırılır. Yemekhanede bazı işler ortak yapılmakta ve öğrencilere haftada bir
sıra gelmektedir. Türk öğrenciler okulda başarılıdırlar. Kısa süre sonra Şevket
Süreyya askerî komitenin, Nazım Hikmet de sanat komitesinin başı seçilir
(Nurettin 1965: 325).
Atilla
İlhan, Aydemir’in Sultan Galiyev’in fikirlerinden etkilendiğini yazmaktadır (2000).
Galiyev’in bir süre sonra sistem dışına itildiği ve Stalin’in görüşlerinin
hakim olduğu bir ortamda, Şevket Süreyya Galiyevciliğini çok ortaya koyamamış
gibi görünmektedir. Şevket Süreyya’nın daha sonraki yıllarda Kadro dergisinde
savunacağı ulusal kurtuluş hareketi ile ilgili düşüncelerinin şekillenmesinde
Sultan Galiyev’den etkilendiği aşikârdır. (Yanardağ 1988: 179-181). İsmail
Hüsrev Tökin’in kendisiyle yapılan bir röportajda söylediğine göre, Galiyev’le
ne Şevket Süreyya, ne de kendisi de bir KUTV öğrencisi olan İsmail Hüsrev Tökin
tanışmamıştır (Ertan 1994: 296–297). Oysa Şevket Süreyya KUTV’a 1921’de
girmişti ve Sultan Galiyev KUTVA’nın kurulduğu 1921 Ekiminden itibaren KUTVA’da
ders vermeye başlamıştı (Landa 1999: 53). Türk öğrencilerinin derslerine
girmemiş olsa bile, her ikisi de aynı dönemde KUTV’daydılar.
Şevket
Süreyya, KUTV’daki eğitimini tamamlayamadan, 1923 sonlarında ülkeye geri döndü
(Göktürk 1977: 114). Aydemir, Türkiye’ye döndükten sonra sol faaliyetlere devam
etti. 1925 yılında tutuklandı ve 10 yıl hapse mahkûm edildi. 1927 yılında çıkan
genel aftan yararlanarak özgür kaldı. Bu tarihten itibaren ise Kemalist bir
çizgiye kaydı. İlerleyen yıllarda, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını ve
fikirlerini anlattığı üç ciltlik Tek Adam isimli kitabını yayımladı.
1932-35 yılları arasında Atatürk’ün talebiyle çıkarılan Kadro dergisinde
yer aldı. Fikirleri ve faaliyetleri Sovyetler tarafından yakından takip edildi.
1937 yılında SSCB’nin resmî istihbarat örgütü olan NKVD tarafından yazılan bir
raporda kendisinin “Kemal’in tarafına geçtiği” ve “kendi komünist
faaliyetlerini fikirsel komünizmin bir parçası saydığı” ifade edilmektedir
(Akbulut 2010: 61).
Aydemir’in
Ankara’da, Moskova’dan hocası olan Ahmet Cevat’ın sayesinde Milli Eğitim
Bakanlığı Yüksek ve Teknik Öğretim Genel Müdür Yardımcılığı’na, daha sonra da
Ticaret Lisesi Müdürlüğüne getirilmiştir. Şevket Süreyya’nın bu görevlere
getirilmesi, onun artık Kemalist iktidar tarafından bağışlandığını ve
aklandığını göstermesi bakımından önemlidir (Demirci 2006: 39).
Nâzım
Hikmet ve Şevket Süreyya ile aynı dönemde KUTV’da okuyan bir başka isim de
Vedat Nedim Tör’dür. 1925–1927 yılları arasında TKP’nin genel sekreteri Sefik
Hüsnü’nün yurtdışında bulunması nedeniyle Vedat Nedim Tör, bu görevi (genel
sekreterlik görevini) yürütmüştür. 1934’te yapılan TKP Merkez Komitesi’nin Dış
Büro toplantısında kabul edilen bir raporda Vedat Nedim Tör’in açıkça baştan
beri polis ajanı olduğu, SSCB’ye gelen Türk öğrencileri grubunu dağıtmakla
görevli olduğu, hedefinin partiyi yok etmek olduğu, yazmaktadır (Akbulut 2010:
49). Bu kanaatin oluşmasında Tör’ün 1927 tevkifatında polise bildiklerini
anlatması etkili olmuştur.
KUTV
ile ilgili olarak zikredeceğimiz bir başka ünlü Türk komünist de Dr. Şefik
Hüsnü Deymer’dir. 1887’de Selanik’te doğan Deymer, Paris Sorbon Üniversitesi
Tıp Fakültesi’nden emraz-ı asabiyye ve kalb mütehassısı olarak mezun oldu.
Şefik Hüsnü Deymer işgal altındaki İstanbul’da arkadaşları ressam Namık Kemal
Bey, Hilmioğlu Hakkı Bey, Ethem Nejat beylerle beraber Türkiye’nin ilk legal
Marksist partisi olan Türkiye İşçi-Çiftçi Sosyalist Partisi’nin kurucularından
ve ilk genel sekreteri idi. Deymer, Aydınlık isimli legal bir Marksist
dergi de çıkarmıştı. Yazılarında ve KUTV’da bulunduğu dönemde “B. Ferdi” takma
adını kullanıyordu (Akbulut 2010: 31-33).
Daha
önce muhtelif defalar Moskova’ya gelmiş olan Şefik Hüsnü, 1933 yılında tekrar
Moskova’ya gelerek, Komintern’in Doğu Sekreterliği’nde çalışmaya başladı. Aynı
zamanda KUTV’da Türk öğrencilerinden oluşan bir gruba da öğretmenlik yapmaya
başladı. (Akbulut 2010: 53). Şefik Hüsnü 1919 tarihinde Türkiye İşçi ve Çiftçi
Sosyalist Fırkası’nın kurucularından ve Türkiye Komünist Partisi’nin yayın
organı Aydınlık’ı çıkaran kişi olmasına rağmen, Komintern ve NKVD’nin 1937’de
kendisi hakkında hazırladıkları belgelerde “kötü bir teşkilatçı”, “liberal
yönleri olan” ve “yönetme becerisi olmayan” bir kişi olarak bahsetmeleri de
ilginçtir (Akbulut 2010: 60-61).
Dönemin
önde gelen komünistlerinden Laz İsmail lakaplı İsmail Bilen de 1925-27 arasında
KUTV’da okudu. Üç yıllık üniversitenin birinci yılında Bilen hem Rusça öğrenir,
hem de tercüman vasıtasıyla dersleri dinler. KUTV’daki Türk seksiyonu Parti
Komitesi’ne sekreter ve üniversite parti komitesine üye seçilir. Bilen yurda
döndükten bir süre sonra tutuklandı. 1934’de SSCB’ye gitti ve ölene kadar orada
kaldı. SSCB’de bulunduğu dönemde Komintern’de çalıştı (Tüstav Yay. 2004:
30-33).
KUTV’da
okuyan bir diğer ünlü isim de İsmail Hüsrev Tökin’dir. 1922-1925 yılları
arasında KUTVA’da okumuş, hatta bir süre de okutmanlık yapmıştır. İsmail Hüsrev,
1922 sonunda KUTV’da eğitime başlamış ve burada çok iyi bir performans
göstermiştir. Hocasıyla beraber pek çok seminer düzenler. 1925 sonunda KUTV’dan
ayrılırken kendisine “lektör”, yani öğretim üyesi ünvanı verilir[9] ve Kızıl
Profesör Üniversitesi’nde okuyarak profesör olması teklif edilirse de, o
Türkiye’ye dönmeyi tercih eder. 1926 başında ülkeye, gidişinde olduğu gibi
pasaportsuz olarak bir Rus şilebiyle döner (Tekeli vd 2003:109-110).
Bu
tarz pasaportsuz giriş çıkışlar KUTV öğrencileri için sıkça izlenen bir yoldur.
Ülkeye pasaportsuz giriş yapmaktan tutuklanıp kısa bir süre hapis yatan İsmail
Hüsrev, takip eden dönemde koğuşturmalardan yılarak Vâlâ Nurettin ile beraber
TKP’den ayrılır. İsmail Hüsrev’in hareketten ayrılmasında başka faktörler de
vardır. Hüsrev, Sovyetler’in diğer “milli kurtuluş hareketlerini komünizmin bir
yedek gücü, daha doğrusu uydusu olarak” görmüştür. Buna göre, komünizm ile
kapitalizm arasında bir fark kalmamaktadır. Ayrıca İsmail Hüsrev’in TKP’den
ayrılmasının bir diğer sebebi, babasına Rusya’ya tıp eğitimi için gittiğini
söylemesine rağmen bunu yapmaması üzerine, milli mücadelede cepheye sürekli
cephane taşımasından dolayı Milli Mücadele önderlerinden sürekli takdir almış
babasında oluşan hayal kırıklığıdır. Hüsrev, yabancı bir hareketin içinde yer
almış olmanın anlamsızlığını görür (Tekeli vd 2003:111).
1956-1973
yılları arasında TKP’nin Genel Sekreteri olan Zeki Baştımar da bir KUTV
öğrencisiydi. Trabzon Öğretmen Okulu’nda iken sosyalist harekete katılan
Baştımar, okulu bitirince 1926 yılında KUTV’a gönderilir. Burada üç yıl eğitim
alır. Yurda döndüğünde Nazım Hikmet, Hamdi Şamilof[10] ve Sarı Mustafa’nın başı
çektiği TKP içindeki muhalefet hareketinde yer aldı. 1932’de tutuklanarak 1 yıl
hapis cezası aldı. 1934’te tekrar KUTV’a gitti. “Petrov” takma adını kullandığı
bu dönemde KUTV’da hem öğrencilik, hem de öğretmenlik yaptı. 1937’de ülkeye
dönüşünden sonra bir akrabası vasıtasıyla Başvekâlet Kütüphanesi’nde tercüman
olarak çalıştı. Baştımar, Tolstoy’un Harp ve Sulh ve Mujikler
adlı romanlarını ve Puşkin’in Erzurum Yolculuğu adlı kitabını Türkçeye
çeviren kişidir (Akbulut 2010: 9).
KUTVA’da
okumuş bir başka isim de Nail. V. Çakırhan’dır. Çakırhan 1946 seçimleri
öncesinde kısa süreli Bayar-Menderes ittifakı ile TKP arasındaki yakınlaşmanın
mimarlarındandır. 1934-37 arasında üç yıl KUTV’da okumuştur. 1934’te hapisten
çıktıktan hemen sonra Hopa üzerinden tek başına Gürcistan’a, oradan da
Moskova’ya geçmiş. Çakırhan KUTV’da bulunan diğer Türk öğrencilerle birlikte
ekonomi-politik, materyalist felsefe ve dünya sınıf mücadelesi gibi dersler
almıştır. “Böylelikle politik ve teorik bilinçlenmemizin ufku genişliyor ve
daha yetkin kadrolar haline geliyorduk” diyor Çakırhan. Diğer bazı KUTV’lularda
görüldüğü gibi Çakırhan Moskova’da bir de evlilik yapmış ve bir çocuğu
olmuştur. “Halen görüşür, gelir gideriz. O dönemin bir hatırasıdır bana oğlum”
diye ekliyor kendisi ile yapılan bir röportajda (Akar 1989: 99).
Türkiye
Komünist Partisi adına 1934-37 yılları arasında KUTV’da eğitim görmüş Zehra
Kosova ise anılarında KUTVA’daki eğitimi şöyle anlatır:
“6 Eylül 1934’te derslere
başladık. Ders gördüğümüz okul çok büyüktü. [...] Her gün saat 7’de kalkılır,
önce bir salonda jimnastik hocasının nezaretinde idman yapılırdı. İdmana
başlamak için doktor kontrolünden geçmek şarttı. Ardından duşumuzu alır ve
kahvaltıya otururduk. Saat dokuzda başlayan derse, onda ara verilir, teneffüse
çıkılır, sonra tekrar derse girilir ve on ikide yemek paydosu verilirdi.
Öğleden sonra derslere devam ederdik. Gördüğümüz dersler arasında tarih,
iktisat, inkılâplar tarihi, sosyalizmin temel kuralları, parti tarihi, Türkçe,
matematik, coğrafya önemli yer tutuyordu.” (Kosova 1996: 102)
Kosova’nın
anlatımlarından 1936’da KUTV’daki Türkiye sektörünün şefliğini Baytar Salih
lakabıyla bilinen Salih Hacıoğlu’nun, 1937 yılında Ferdi takma adını kullanan
Şefik Hüsnü’nün (Deymer) yaptığını öğreniyoruz. Baytar Salih daha sonra Stalin
tarafından sürgüne gönderilir ve orada da ölür (Kosova 1996: 106).
Zehra
Kosova’nın aktardığına göre, KUTV’da birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar vardır.
Her ülkenin vatandaşları kendi gruplarında ana dillerinde ve kendi
milletlerinden hocalardan ders almaktadırlar. Bu hocaların bazıları Rusça da
bilmektedir. Herkes kendi ülkesinin komünist partisi adına eğitim almaktadır ve
Türk öğrenciler de TKP adına buraya gelmişlerdir. “Enternasyonal bir yapısı
olan okulda Çinli, Hintli, Japon, Fransız, İngiliz velhasıl her milletten
öğrenci vardı. Bunların tümü kendi ülkelerindeki komünist partilerin üyesi
idiler. Biz de oraya Türkiye Komünist Partisi adına gelmiştik.” (Kosova 1996:
103)
Türkiye’de
KUTV Ekolü
Türkiye’deki
komünistler arasında ilk belirgin ayrılık 1929 yılında baş gösterir. Türkiye
Komünist Partisinden olup, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde eğitim
almış Şefik Hüsnü, Hasan Ali Ediz, Baytar Ali Cevdet olmak üzere Aydınlık
ağırlıklı kadro ile, Nâzım Hikmet, Mustafa Börklüce, Hamdi Şamilof gibi
kadrolar Muvafakat ve Muhalefet adı altında ikiye bölünürler. Ancak Muhalefet
grubunun kadroları eğitimli ve daha popüler olmaları sebebiyle Muvafakat’a
karşı üstünlük sağlar (Babalık 2005: 54).
1927’ye
kadar legal olarak devam eden faaliyetler, bu tarihten itibaren illegal olmaya
başlar. 1927 ile 1932 yılları arasında illegal olarak çıkarılan dergiler içerikleriyle
de legaliteden çok illegaliteye kaymıştır. 1931 yılında yayın hayatına başlayan
Kızıl İstanbul dağıtmış olduğu gizli bildirilerde hükümete, yönetim ve seçim
sistemine karşı eleştirileri ağır bir dille halka aktarmıştır. Ancak, 1932’ye
gelindiğinde TKP’nin gizli çalışmaları hızla artarken çoğu Doğu Emekçileri
Komünist Üniversitesi’nden eğitimli beyin takımı dört büyük tutuklama ile ağır
kayıplar vermiştir. Nâzım Hikmet, Mart 1933’ten Ağustos 1934’e kadar Bursa
Cezaevi’nde tutuklu kalmıştır. Mayıs 1933 tutuklamaları sırasında Hamdi Şamilof
ve Musolini Ahmet gibi Muhalefet liderlerinin sorgulanması haberleri, TKP’nin
en güçlü kanadı olan Muhalefet’in komünist çevreler tarafından itibarını
yitirmesine sebep olmuştur.
Şevket
Süreyya, Vedat Nedim ve İsmail Hüsrev (Tökin) gibi KUTV’lular, 1932 yılında Kadro
dergisini çıkarmıştır. Aslında derginin kurulması Atatürk tarafından
istenmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Burhan Asaf Belge de derginin
kurucularındandır. Dergiye yüklenen misyon Kemalizmin teorisini oluşturmaktır.
Dergiyi çıkaran ve isimlerini yukarıda zikrettiğimiz KUTV’lular, burada
aldıkları eğitim sırasında çok sağlam bir teorik altyapıya sahip olmuşlardır.
Ancak, dergi ilerleyen sayılarda rejimi eleştirmeye başlar. Çoğu KUTV kökenli
olan Kadro yazarlarına Marksizme kaydıkları eleştirisi yapılır. 36 sayı
yayınlanan Kadro dergisi 1935 yılında kapanır (Demirci 2006: 50).
KUTVA
Hakkında Bir Rapor
Aşağıda
okuyacağınız belge, bu üniversitenin Türk öğrencilerinin okuduğu Türkiye
Sektörü (bölümü) ile ilgili hazırlanmış bir rapordur. Raporun kimin tarafından
ve hangi tarihte yazıldığı belli değildir. Ancak Latin harfleriyle yazılmış
olması 1928 yılından sonra yazıldığını gösteriyor. Ayrıca metinde geçen
“kollektif ’ (Rusça: ekip, çalışma arkadaşları) ve “seka” (Rusça: Tsentralniy
Komitet, “Merkezi Komite” ifadesinin kısaltılmış hali) gibi ifadeler,
raporu yazan kişinin çok iyi Rusça bildiğini ve uzun süredir Rusya’da kaldığını
göstermektedir. Raporda dikkati çeken bir başka nokta ise: şahıs isimlerinin
sadece baş harflerinin kullanılmasıdır. Bundan da anlaşıldığı üzere raporu
yazan kişi tedbire ve gizliliğe azami özen göstermektedir. Metin Türkçe olarak
ve daktilo ile yazılmıştır. Rusya Devlet Sosyal ve Politik Tarih Arşivi’nde
bulunan raporun tam metnini hiçbir değişiklik yapmadan dikkatlerinize
sunuyoruz.
“30
ikinci teşrin[11] günü toplanan harici büro, mektebe ait görüşülen işleri
aşağıdaki karara bağlar:
Mektep, fırkaya genç,
sağlam savaşçılar yetiştirmek için kurulmuş ve bunun için çalışan bir terbiye
ocağıdır. Bu bakımdan mektep, bir taraftan, talebe yoldaşlara bir fırka
savaşçısına lazım olan bilgiyi verir, diğer taraftan da onları tam bir fırkalı
olarak, fırka disiplinini benimsemiş, çalışkan ve girişken yetiştirmek ve ondan
bu sahadaki eksiklerini gidermek, küçük burjuva artıklarını en aza düşürmek
için çalışır.
Talebe arkadaşlar
memlekete döndükleri zaman yetişkinliklerine göre yerler tutacakları için,
kendi başlarına fırka sekasinin emir ve isteklerini hayata geçirebilecek gibi
yetiştirilmelidir. Hem derslerde, hem de paylarına düşen içtimai işlerde
talebenin idarecilik kabiliyetleri ve inisiyatifleri yükseltilmelidir. Onun
için mektep idaresi ve öğreticiler talebe yoldaşlarla çok sıkı bağlı bulunmalıdır.
Ayrı içtimai işleri üzerine alan yoldaşlara ve onların kolektiflerine işleri ve
çalışmaları hakkında yol gösterilmelidir. Bu, talebe yoldaşlara kolektif
işlerinin nasıl iyi ve tamam yapılacağını gösterir. Fakat bu, hiçbir zaman,
talebe arkadaşlara her vakit, her hangi bir işi yapmak veya bir şeyi anlamak
için başlarında bir yetişkin yol göstericiyi aratacak gibi olmamalıdır. Bunun
için mektep idaresi ve öğreticiler yardım ve yol göstermek için beraber
bulundukları kolektiflerde arkadaşların kendi kafalarını işletmelerini, kendilerini
bu gibi işlere alıştırmalarını temin eden bir yoldan yürümelidirler.
Talebe yoldaşların iyi
taraflarını daha çok açmak, kötü ve eksik taraflarını da azaltmak için, mektep
idaresi ve öğreticiler talebeyle candan bağlı olmalı, onları yakın görmelidir.
Onlara kendilerini ve isteklerini iyice açmak imkânlarını vermelidirler. Bu,
müdür ve öğreticilerin, talebenin istek ve zorlarını daha iyi anlamalarını
kolaylaştırır. Buna göre de müdür ve öğreticiler onlara yol gösterebilirler,
onları yetiştirebilirler. Bu da talebe yanında müdür ve öğreticilerinin
otoritesini yükseltir. O zaman bu otorite formal değil içten gelen, sevgi ve
saygıya dayanan bir otorite olacaktır. İstenilen ve beklenilen otorite de
budur. Böyle olursa talebeyle mektep idaresi arasında ayrılık hissedilmez, müdür
ve öğreticiler talebenin yükselmesi için çırpınan, her vakit yalnız onların
iyiliğini isteyen, onlara her zaman doğruyu gösteren ve böyle olduğu için de
sevilen, sözü dinlenen, bilgisinden ve görgüsünden faydalanmak istenilen daha
yetişkin, daha yüksek arkadaşlar olarak kafalarda yer tutacaktır. Talebeyle
müdür ve öğreticiler arasında bir küçük büyük ayrılığı duyulmamalıdır.
Talebe yoldaşlar,
birbirinden hesap sormaya ve birbirine hesap vermeye birbirinin yanlışlarını
iyi bir niyetle tenkit etmeye alıştırılmalıdır. Onlar hem iyi tenkit yapmasını
hem de iyi tenkide dayanmasını öğrenmelidirler. Onların birbirlerinde
göremedikleri yanlışları ve eksiklikleri müdür ve öğreticiler tenkit etmelidir.
Müdür ve öğreticiler her ufak şey için kendileri tenkit yapmamalıdır, talebeyi
bu gibi tenkitleri muhakkak yapmak lazım geldiğine inandırmalıdır. Talebe
kendisi bu tenkidi yapmadıkça müdür ve öğreticiler bunu yapmalıdır, hiç bir
yanlış başıboş bırakılmamalıdır.
Mektepte kitap ve öğretici
eksikliğini gidermeye çalışmalıdır. Türkçeye çevirmeleri makineyle yazmak,
derslerde ve içtimalarda öğreticilerin anlattıkları faydalı şeyleri
stenografiyle tutmak için, memleketten, hiç olmazsa orta mektebi bitirmiş bir
kadın yollamayı, fırka sekası iş edinir. Siyasî şubelerde yapılan
değişikliklerden faydalanarak oralarda öğreticiliğe yarar yoldaşları işe
çekmeye mümessil ve mektep müdürü yoldaşlar uğraşır. Mektebin kalabalığı göz
önünde tutularak müdüre bir yardımcı bulmak geri bırakılmaz bir iş sayılır.
Harici Büro mektep işleri
hakkındaki görüşmelerini aşağıdaki kararlara bağlar: Talebemizin ayrı bir
seksiyon halinde toplanması, programların memleketleştirilmesi, derslerin artan
bir nispette memleketle bağlı yürütülmesi ve ana dilde yapılması, memleket
meselelerine, fırka kuruluşu işlerine ve pratiğe hususi bir ehemmiyet
verilmesi, muallimlerin terbiye işlerine faal bir tarzda iştirakleri, talebenin
maddi vaziyeti ve terbiyesi işlerinde geçmişe nazaran kayda değer iyilik ve
belli başlı edebiyatın ana dile çevrilmesinde ve kısmen basılmasında atılan
adımlar son senelerin belli başlı muvaffakiyetleridir.
Gerek yukarıda kaydedilen
ve gerekse Fırka, K.[12] gençliği ve diğer içtimai işlerin yoluna konulması
sahasında göze alınmağa değer muvaffakiyetlere rağmen, yapılması lazım
noksanlıklar vardır. Kurslarını bitiren yoldaşlar nazariyeyi ameliye ile kâfi
derecede canlı olarak bağlayamıyorlar. İşletmelerde kütle mesaisini
beceremiyorlar ve dönüşlerinde buralarda yerleşmeğe can atacak yerde cihaza[13]
kapılanmağa koyuluyorlar, konspirasyon işlerinde noksanlıkları görülüyor.
Yoldaşlarda bu ve bunun gibi eksiklikleri azaltmakta mektep yapabileceğinin
hepsini yapmış değildir. Mektep, fırka aktifinin nazari-ameli bilgisini
yükselten, fırkalılığını sağlamlaştıran, kuvvetlendiren bir terbiye ocağıdır.
O, talebeyi yükseltirken bilhassa memlekette inkılapçı ameliyeye faydalı olmağı
göz önünde tutar. Diğer taraftan da onları, fırka disiplinini, konspirasyona
riayeti iyice benimsemiş, girişkenliği az çok açılmış, küçük burjuvalık
artıklarını en aza indirmiş ve fırka emirlerini tastamam yerine getirir birer
fırkalı haline getirmeğe, talebede davamıza bağlılık ve fedakârlık hissinin
kuvvetlendirilmesine çalışır. O, talebenin dönüşte bulundukları yerlerde ve
işlerde umumi talimatlara göre iş görebilmek kabiliyetlerini yükseltir. Bu
sahada derslerden gayrı, ayrı ayrı fırka, içtimai işler ve pratikten istifade
edilir ve kendilerine yol gösterilmek suretiyle yardım edilir. Ancak bu yardım,
onlarda inisiyatifi açıp yükseltmeği, kafalarını işletmeği gözden uzak tutmaz.
Terbiye yoldaşlarda kolektif çalışmağa ve iş bölümüne alıştırmağı elde etmeği
gözde bulundurur. Gerek Fırka ve içtimai işler, gerekse dersler sahasında
birbirlerinin noksanlarını görüp giderilmesini iş edinmeğe alıştırmak, onlara
verilmiş işlerden hesap vermek ve istenmek suretiyle talebe yoldaşlar iyi
niyetle tenkit yapmağa ve tenkide dayanmağa alıştırılır ve bu işte bilhassa
talebelerin aktifliği göz önünde tutulur. Mühim hiçbir yanlış başıboş
bırakılmaz.
Talebelerle mektep idaresi
ve muallimler arasındaki bağlılığın canlılığı ve sıkılığı derecesinde talebenin
iyi ve noksan taraflarını anlamak ve bu sayede de karşılaştıkları zorlukları
gidermek hususunda onlara yol göstermek ve yardım etmek mümkün olur, karşılıklı
sevgi derinleşir.
Mektepte okuyacak
fırkalıların istenildiği derecede iyi yetişmeleri ve istenilen meziyetleri
alabilmeleri, sıkıdan sıkıya gönderilirlerken seçimlerinde gösterilecek dikkat
ve itinaya bağlıdır. İş başında az çok pişmemiş, kabiliyet ve sadakati kâfi
derecede anlaşılmamış yoldaşların gönderilmesinin önü alınmalıdır. Şimdiye
kadar ki görgü, seçkilerinde itina edilmeyenlerden çok kere zarar geldiğini
göstermektedir. Çok dikkatli seçkinin işe elverişli kadrolara sahip olmak
hususunda katî rolü vardır. Fırkada bir rolü olmamış kadınları gönderilen
talebenin zevcesidir diye göndermeği, yaşı küçük çocukluları yollamağı
bırakmalıdır.
Mektebin kitab ve muallim
eksikliğini gidermeğe çalışmalıdır. Türkçeye çevrilmiş edebiyatı makinayla
yazmak, ders takrirlerini v.s. stenografiyle yazmak üzere memleketten hiç
olmazsa orta mektebini bitirmiş bir kadın yollamağı, kitap ve diğer vasıtaları
göndermeği M. K. İş edinir.
Siyasi şubelerde yapılan
değişikliklerden faydalanarak oralardan muallimliğe yarar yoldaşlar getirtmeğe
mümessil yoldaş uğraşır. Mektebin kalabalığı göz önünde tutularak müdüre bir
muavin bulunması geri bırakılmaz bir iş sayılır. B. L. M.’nin bu seneki
alımında fırkamıza ayrılan yerlerden faydalanmak ve kendilerinden fazla işler
beklenen ve çok sıkı tecrübeden geçmiş yoldaşlardan mürekkep bir grup
göndermeğe, M.K. çalışır.”[14]
Raporun
başında bu raporun Harici Büro, yani TKP’nin SSCB’de bulunan kadrolarının
oluşturduğu kolu, tarafından kaleme alındığı ifade edilmektedir. Raporun
muhtevası bize KUTV’un sorunları ve yapılan eğitim hakkında çok değerli
bilgiler vermektedir. Rapor bize KUTV’un nasıl bir endoktrinasyon eğitimi
verdiğini de göstermektedir.
Rapor
KUTV’un kuruluş amacını net bir şekilde ifade etmektedir: “Mektep, fırkaya
genç, sağlam savaşçılar yetiştirmek için kurulmuş ve bunun için çalışan bir
terbiye ocağıdır.” Burada “savaşçı kelimesini “mücadeleci” olarak anlayabileceğimiz
gibi, KUTV’da ispiyonaj ve silahlı eğitim de veriliyor olmasından dolayı
“militan” olarak da anlayabiliriz. Talebenin disiplinli, burjuva davranış ve
düşüncesinin etkisinden kurtulmuş bir parti mensubu olması istenmektedir.
Talebelerin idarecilik kabiliyetleri arttırılarak, ülkeye döndüklerinde kendi
başlarına parti emirlerini yerine getirme kapasitesine sahip olmaları
beklenmektedir. Raporda eğiticiler ile talebeler arasındaki ilişkilerin nasıl
olması gerektiği üzerinde de durulmaktadır. İdareciler ve öğreticilerin
talebeyle samimi bir ilişki kurması gerektiği, bunun talebenin verilen eğitimi
daha candan kabul etmesini sağlayacağı ifade edilmektedir. Talebenin
eğitimindeki bir unsurun da tenkit etme ve tenkide dayanabilme, kendi kusurunu
görebilme özelliğinin kazandırılması olduğu raporda ifade edilmektedir.
Rapordan anlaşıldığı kadarıyla kitap ve eğitici eksikliği söz konusudur. Bunun
için Türkiye’den eğitici olabilecek kişilerin bulunup getirtilmesi ve ders
notlarını daktilo etmek için bir kadın sekreterin Türkiye’den getirilmesi
istenmektedir.
Rapordan
anlaşıldığı kadarıyla, müfredatın Türkiye’deki güncel konuları içerir hale
getirilmesi, öğrencilerin maddi şartlarının iyileştirilmesi ve muallimlerin öğrencilerin
terbiyesinde daha aktif olmaları gibi konularda önceki dönemlere başarılar elde
edilmiştir. Mektepte verilen eğitimin eksikleri de raporda yer almaktadır.
Öncelikle mektebi bitiren talebeler teori ve pratiği bir araya getirmekte
zorlanmaktadırlar. Yani öğrendiklerini hayata aktarmakta güçlük çekmektedirler.
Ülkeye döndüklerinde işçilerin toplu çalıştıkları bir işletmeye girerek parti
fikirlerini yaymak yerine, devlet memuriyetini tercih etmektedirler.
Raporda
yer alan bir başka dikkat çekici husus da talebelerin seçilmesinde dikkat
edilmesi gerekenlerdir. Türkiye’de iken komünist partisi içinde biraz da olsa
olgunlaşmamış kişilerin gönderilmemesi istenmekte, aynı şekilde gönderilen
kişilerin parti mensubu olmayan eşlerinin ve küçük çocuklarının da
gönderilmesinin eğitimi olumsuz etkilediği ifade edilmektedir.
Sonuç
Doğu
Emekçileri Komünist Üniversitesi, 1921-1939 yılları arasında Türkiye’den pek
çok TKP üyesi ve sol görüşlü kişinin giderek eğitim gördükleri bir kurum olarak
Türk solunun gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Bu okulda okuyan Türk
öğrencileri 1920-1930 arası dönemde Türk solunun belkemiğini teşkil
etmişlerdir. KUTV’da aldıkları yoğun teorik eğitim sayesinde Türk solunun
düşünce ve teori yönünü kuvvetlendirmişlerdir. KUTV’daki eğitimlerinden dönen Vâlâ
Nurettin, Şevket Süreyya Aydemir, İsmail Hüsrev Tökin ve Vedat Nedim Tör gibi
bazı isimlerin ise kısa süre sonra hareketten uzaklaştıklarını, hatta “rejimin
emrine girdiklerini” ve birikimlerini resmi ideolojiyi desteklemek için
kullandıklarını görmekteyiz. Kadro dergisi ile yaşanan tecrübe bunun en
temel örneğidir. Elimizdeki bilgiler Türkiye’deki sol hareketin yurtdışı
bağlantılarını anlama ve SSCB’den ne ölçüde yönlendirildiğini görebilme
konusunda önemli ipuçları vermektedir. Bu ise Türk solunun tarihi incelenirken
göz önünde tutulması gereken hususlardandır.
İhsan Çomak
[Kaynak:
Bilig, Kış 2016, Sayı. 76.]
Dipnotlar:
1. KUTV: Üniversitenin Rusça adının (Komunistiçeski Universitet Trudiyaşihsa
Vostoka) kısa yazılışı.
2. “Гомо советикус/Homo Sovieticus”. Rus bilim adamı ve yazar Aleksandr Zinovyev
tarafından “Sovyet İnsanı” adıyla 1982 yılında basılan kitabın başlığıdır.
Kitapta Sovyet rejimi ciddi şekilde eleştirilmektedir.
3. Çarlık ve Sovyet dönemlerindeki toplum yapıları ve bunların karşılaştırılması ile
ilgili bir analiz için bkz. “Interrelations Between Bolshevik Ideology and The
Structure of Soviet Society.” Dinko TOMASİC, American Sociological Review;
Nisan 1951, Cilt. 16, Sayı. 2, s. 137-148.
4. Haywood’un anıları için bkz: Harry Haywood, Black Bolshevik: Autobiography of
an Afro-American Communist, Liberator Press, Şikago, 1978.
5. KUTV’da okumuş Afrikalı-Amerikalılar için önemli bir çalışma: Woodford McClellan
“Africans and Black Americans in the Comintern Schools, 1925-1934”, The
International Journal of African Historical Studies, Cilt. 26, Sayı. 2,
1993, s. 371-390.
6. Süreyya Aydemir, Kadro ile Sultangaliyev arasında bir bağ yok aslında. Bunu Kadro hareketinden önemli bir isim de söylemiştir. Sultangaliyev’in KUTV’da yalnızca öğretim üyesi olarak görev yaptığı da yanlış bir bilgidir. 4 Mayıs 1923’te tutuklanıncaya kadar üniversitenin yönetim üçlüsünde yer alıyor. Kendisi, aynı zamanda bu yükseköğretim kurumunun kurulmasını başlatanlardan, örgütleyicilerinden. Doğu Halkları Komünist Örgütleri 2. Kongresi’nde doğuda çalışacak nitelikli parti, sovyet ve askeri kadroların yetiştirilmesine yönelik öneriler sunuyor. 1921 yılında Narkomnats’a bağlı Doğu kurslarının açılması kararlaştırılıyor, bu, sonrasında Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne dönüştürülüyor. “Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi rektörlüğünün raporunda, Sultangaliyev’in “Devrim ve Sömürgeler” başlıklı dersini dinlemek isteyenlerin sayısının çok fazla olduğu, öğrencilerin, bu dersler başka derslerle çakıştığında, diğer derslere katılmadıkları belirtiliyor.” -İştirakî’nin notu.
7. Nâzım’ın 1950’de Moskova’ya üçüncü gelişinden itibaren sürekli yanında olan
Radi Fiş, 1998 yılında Moskova’da yaptığımız görüşmede, “Nâzım ile nasıl
tanıştınız?” şeklindeki sorumuza, “Ben o sırada bir iş için havaalanındaydım. Nâzım’la
orda tanıştım” şeklinde cevap vermiştir. Bu kaçamak cevaptan o dönemde çok iyi
Türkçe bilen Fiş’in KGB tarafından Nâzım’ın havaalanına geldiği ilk günden
itibaren onu takiple görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu yakın birliktelik, Nâzım’ın
ölümüne dek devam etmiştir. Bu birlikteliğin bir ürünü olarak Nâzım Hikmet’i anlatan
Nazım Hikmet: Sanatı ve Hayatından Parçalar adlı kitabını 1960 yılında
yayınlayacaktır.
8. Anadolu kültüründeki imeceye benzeyen ve Cumartesi günleri toplumsal alanlarda
yapılan gönüllü çalışma.
9. İsmail Hüsrev’e ait KUTV diplomasının Şevket Süreyya Aydemir tarafından yapılan
noter tasdikli tercümesi Mete Tunçay tarafından yayınlanmıştır. Bkz: Türkiye’de Sol Akımlar (1908-1925), BDS
Yay., İstanbul, 2002, s. 622.
10. Asıl adı Hamdi Alev’dir. Trabzon’un Of ilçesinden olan Hamdi, askerlik yaparken,
künyesini “Hamdi Şamil Of ” diye okuduğundan lakabı “Şamilof” olarak kalmıştır.
11. Eski takvime göre Ekim ve Kasım ayları.
12. Muhtemelen “komünist” kelimesinin kısaltması.
13. Devlet kurumlarına.
14. Rossiiski Gosudarstvenniy Arhiv Sotsialnoi Politiçeskoi İstorii (RGASPİ), f.
532, op. 8, d. 4, l. 13.
Kaynaklar:
“Meşrutiyet, Emperyalizm ve İşçi Hareketi” (1988). Sosyalizm ve
Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi. C. 6. İstanbul: İletişim Yay.
Akar,
Atilla (1989). Eski Tüfek Sosyalistler. İstanbul: İletişim Yay. Akbulut,
Erden (2010). Şefik Hüsnü Deymer. İstanbul: Sosyal Tarih Yay.
Arsenault,
Raymond (2008). “Forgotten Revolutionaries”. The Washington Post. 13 Ocak.
3.
Artyomov,
V. A. (2000). Karl Radek, İdeya i Sudba. Moskova: TsÇKİ Yay.
Aydemir
Şevket Süreyya (1967). Suyu Arıyan Adam. Ankara: Remzi Kitabevi.
Aydemir,
Aydın (1986). Nâzım. İstanbul: Broy Yay.
Aydemir,
Şevket Süreyya (1979). Kırmızı Mektuplar ve Son Yazıları. İstanbul: Çağdaş
Yay.
Babalık,
Naciye (2005). TKP’nin Sönümlenmesi. İstanbul: İmge Yay.
Demirci,
Fatih (2006). “Kadro Hareketi ve Kadrocular”. Dumlupınar Ün. Sosyal Bilimler
Dergisi 15: 35-54.
Dinko,
Tomasic (1951). “Interrelations Between Bolshevik Ideology and The Structure of
Soviet Society”. American Sociological Review 16 (2): 137-148.
Ertan,
Temuçin Faik (1994). Kadroculuk ve Kadro Hareketi (Görüsler, Yorumlar,
Değerlendirmeler). Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.
Fiş,
Radi (1960). Nazım Hikmet, Oçerk jizni i tvorçeskba. Moskova: Sovyetski Pisatel.
Göktürk,
Halil İbrahim (1977). Bilinmeyen Yönleriyle Şevket Süreyya Aydemir. İstanbul:
An Matbaası.
Haywood,
Hary (1978). Black Bolshevik: Autobiography of an Afro-American Communist.
Şikago: Liberator Press.
Hikmet,
Nâzım (1969). Nazım Hikmet: Bütün Eserleri. C. 7. Sofya: Narodna Prosveta.
İlhan,
Attila (2000). “Şüpheli KUTV Yolcusu”. Cumhuriyet. 5 Temmuz.
Kosova,
Zehra (1996). Ben İşçiyim. İstanbul: İletişim Yay.
Kuznetsova,
N. A. ve L. M. Kalugina (1970). İz istorii Sovyetskova Vostokovedeniya. Moskova:
Nauka.
Landa,
R. G. (1999) “Mirsaid Sultan Galiyev”. Boprosı İstorii 8: 53-70.
McClellan,
Woodford (1993). “Africans and Black Americans in the Comintern Schools”. The
International Journal of African History 26 (2): 371-390.
Nurettin,
Vala (1965). Bu Dünyadan Nâzım Geçti. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Özbek,
Gökhan (2005) “Üçünçü Dünyada Devrim ve Kutv”. İleri 25: 229-238.
Panin
E. V. and T. İ. Harlamova (2012). “Komunistiçeskiy Universiteti Dilya Natsionalnıh
Menşinstv vı Covyetskoi Rossii”. İstoriçeskie, Filosfskie, Politiçeskie i
Yüridiçeskie Nauki Kulturologie i İstkustvovedenie. Vopprosı Teorii i Praktiki
7: 153-156.
Pantsov
A. V. (2001). “Taynaya İstoriya Sovyetko-Kitayskih Otnoşenii: Bolşeviki i
Kitayskaya Revolutsiya (1919-1927)”. Moskova: İzd. Dom Muravey Gayd. 456.
Pravda
Gazetesi. “O zadaçah KUTVA”. 6 Mayıs 1921.
Spiçak,
Darya Aleksandrovna (2010). İstoriya Podgotovka Kadrov Kitaya İ Gomindana B
Moskovskih Uçebnih Tsentrov Kominterna (1921-1939). Aftoreferat. Moskova.
Stalin
İ. V. (1952). Soçineniya. Tom 7. Moskova: Gos. İz. Politiçeskoi
Literaturı.
Sülker,
Kemal (1976). Nazım Hikmet’in Gerçek Yaşamı-1 1901-1928. İstanbul: May
Yay.
Tekeli
İlhan ve Selim İlkin (2003). Kadrocular ve Kadroyu Anlamak. İstanbul: Tarih
Vakfı Yurt Yay.
Timofeyova
N. N (1988). Komunistiçeski Universitet Trudiyaşihsa Vostoka Kutv-Tsenter
İdeinnei Podgotofki Komnistiçeskih İ Revolutsionnih Kadrov Vostoka.
Dissertatsiya na saiskaniye üçeonnoi stepeni na kandidata istoriçeskih
nauk. İnstitut Bostokovedeniye, Moskova. Tiyambe, Zeleza (2007). The
Study of Africa: Global and Transnational Engagements. Dakar: Codesria
Pub.
Tsiperoviç,
İ. (1999). “Unikalnaya Kitayskaya Kollektsiya Vı Biblioteke İnstitüta
Vostokovedeniye (St. Peterburgskiy Filial)”. Materialı Nauçnoi Konferentsii
Posveşenniyu 50-Letiyu Obrazobaniye Kitayskoi Narodnoi Respubliki. St.
Peterburg. 95-101.
Tunçay,
Mete (2002). Türkiye’de Sol Akımlar I (1908-1925). İstanbul: BDS Yay.
Türkeş,
Mustafa (1999). Ulusçu Sol Bir Akım: Kadro Hareketi (1932-1934). Ankara: İmge
Yay.
Yanardağ, Merdan (1998). Türk Siyasal Yaşamında Kadro Hareketi. İstanbul: Yalçın Yay.


