Aşağıdaki
metin, Abdülaziz Rentisi (23 Ekim 1947 - 17 Nisan 2004) tarafından kaleme
alınmış, Nisan 2003 başlarında yayımlanmış/dağıtılmış bir makaledir. Makale, Rentisi’nin
çeşitli direniş aktörlerinin ABD’ye karşı uygulayabileceği farklı boykot
biçimlerine ilişkin görüşlerini dile getirmektedir. İkinci Körfez Savaşı’nın
ortasında ve genelde Filistinlilere, özelde Batı Asya’daki Filistinlilere
yönelik zulme odaklanan makale, Rentisi’nin ABD’ye karşı en etkili direniş
biçimi olarak gördüğü şeyi ifade etmekte ve savunmaktadır. ABD’ye karşı
ekonomik ve kültürel boykotu savunması bakımından, Rentisi'nin savunduğu
strateji, onun uygun bir şekilde gerçekleştirilebilir olarak gördüğü şeyin orta
derecede pragmatik bir ifadesi olarak durmaktadır. Bu belge, makalenin
tamamının başlangıçta kayıp olduğu düşünüldüğü için önemli bir tarihi değere
sahiptir. Bildiğim kadarıyla, bu belgenin bugüne kadar yapılmış ilk İngilizce
çevirisidir.
Belgenin
bu versiyonunda, daha sonra eklenmiş bir giriş de bulunmaktadır. Herhangi bir
yazar adı içermemekte, bunun yerine İngilizcede tam bir karşılığı olmayan “Nâziât”
(النازعات) kelimesi yer
almaktadır. “Nâziât Sûresi” (Kur’an 79), İngilizcede
genellikle “Those Who
Drag Forth” (veya
alternatif olarak “Those Who
Extract”) olarak çevrilir ve bu, orijinal Arapça ifadenin anlamına en yakın olanıdır. Bu girişin anonim bir Hamas üyesince yazıldığı sonucuna ulaşmak mümkün. Giriş bölümünün
ilk iki paragrafında Rentisi’den
sürekli “liderim” olarak bahsetmesi göz önüne alındığında, bunun Rentisi’nin Hamas’ın başında bulunduğu yirmi beş günlük dönemde kaleme alındığı açıktır. Bu dönem, Şeyh Ahmed Yasin’in 22 Mart 2004’te
Siyonist teşekkül tarafından öldürülmesinin ardından başladı ve Rentisi’nin 17
Nisan 2004’te hedef alınarak öldürülmesine kadar sürdü.
Rentisi’nin
hayatının genel hatlarını okura tanıtmak amacıyla makaleye kısa bir
biyografi ekledim.
Biyografi:
Abdülaziz
Rentisi, 23 Ekim 1947’de Mecdel ve Yafa arasında bulunan Yibna köyünde doğdu.
Anne ve babası Fatima ve Ali Abdül Hafız’dı. 1948’deki Nekbe’den ve köyünün
Siyonist güçlerce işgalinden sonra, Rentisi’nin ailesi Gazze’ye kaçtı ve Han
Yunus mülteci kampına yerleşti. O sırada altı aylıktı. Dokuz erkek ve iki kız
kardeşiyle birlikte kampta büyüdü. Rentisi, Birleşmiş Milletler Filistinli
Mülteciler Yardım ve Çalışma Ajansı’na (UNRWA) bağlı okullarda eğitim gördü,
zor şartlar altında yaşayan kalabalık ailesine destek olmak için okuldayken
çalışmak zorunda kaldı.
Rentisi,
1965 yılında ortaöğretimini tamamladı. Bu, babasının vefat ettiği yılla aynı
zamana denk geliyordu. Rentisi, okulunun en başarılı öğrencilerinden biriydi,
bu başarı ona UNRWA bursuyla Mısır’da okuma şansı sundu. İskenderiye
Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldu, 1971 yılında doktor olarak mezun oldu.
Mezun olduktan sonra Rentisi, Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nde doktor olarak
çalıştı. 1973 yılında Rentisi, Raşa Adluni ile evlendi.[1] Daha sonra 1974 yılında çocuk hastalıkları
alanında uzmanlaşmak üzere İskenderiye Üniversitesi’ne geri döndü ve 1976
yılında çocuk hastalıkları alanında yüksek lisans derecesi aldı.
1976’da
Gazze’ye taşındıktan sonra Rentisi, Nasır Hastanesi’nde çocuk hastalıkları
bölüm başkanı olarak görevine devam etti. Sıklıkla yoksul çocukları ücretsiz
olarak tedavi ederdi. Mısır’daki öğrenimi sırasında Müslüman Kardeşler’in
fikirlerinden etkilenmişti. Gazze’ye döndükten sonra harekete katıldı, Han
Yunus vilayetinde en önde gelen liderlerinden biri oldu. Ayrıca
Mücemmetü'l-İslamiye ve Filistin Tıp Birliği’nin yönetim kurulu üyesiydi. Buna
ek olarak, 1978’de açıldığında Gazze İslam Üniversitesi Fen Fakültesi’nde
öğretim görevlisi olarak çalıştı.
Siyonist
işgal, onu 1983’te Nasır Hastanesi’ndeki işinden uzaklaştırdı. Rentisi, o yıl
ilk kez tutuklandı ve işgal yetkililerine ödenecek vergileri boykot etme
kampanyası düzenlemekle suçlandı. 1986’da Rentisi, Gazze İslam Üniversitesi’ndeki
işine geri döndü ve üniversite kliniğinin sorumlusu oldu. Rentisi, 9 Aralık
1987’de Şeyh Ahmed Yasin’in evinde bir araya gelen ve İslami Direniş Hareketi’ni
(Hamas) kurmaya karar veren Gazze’deki Müslüman Kardeşler'in yedi liderinden
biriydi. Özellikle, Gazze’deki Müslüman Kardeşler’in siyasi bürosu toplandı ve
bir önceki gün yaşanan olayın (Siyonist işgalcilere ait askeri cemsenin
Cebeliye mülteci kampında Filistinli bir sivilin arabasına çarpması ve dört
Filistinli işçinin ölmesi olayının) ve Filistin halkının bu olaya verdiği
tepkinin, işgalle çatışma başlatmak için uygun koşulları yarattığı sonucuna
vardı. İlk Hamas bildirisi, o akşam kaleme alındı. Toplantıya katılanlar, Şeyh
Yasin, Rentisi, Salah Şehadet, Muhammed Şamah, İsa Naşşar, Abdülfettah Dukhan
ve İbrahim Yazuri, böylece Hamas'ın resmi kurucuları oldular. 14 Aralık 1987’de
Hamas’ın ilk basın açıklaması Hareketü’l-Mukavemetü’l-İslamiyye (İslami Direniş
Hareketi) adı altında yayınlandı. Bu açıklamada örgütün politikaları ve (Mısır’ın
Camp David Anlaşmalarını imzalamasının kınanması gibi) tutumları özetlendi. “Hâ”,
“mīm”, “sīn” harfleriyle imzalanan açıklama, “Hamas”ın kuruluşunu
resmen duyurdu.
İşgal
karşıtı faaliyetleri nedeniyle Siyonist işgal yetkilileri, Rentisi’yi Şubat
1988’de ikinci kez tutukladı ve Eylül 1990’a dek hapiste tuttu. Serbest
bırakılmasının ardından, Aralık 1990’da üçüncü kez tutuklandı ve bir yıl
süreyle idari gözaltına alındı. Rentisi, 17 Aralık 1992’de işgal yetkilileri
tarafından Lübnan’ın güneyindeki Mercü’z-Zuhur köyüne sürgün edilen Hamas ve
Filistin İslami Cihadı’ndan 415 Filistinli aktivist arasında yer alıyordu.
Burada Rentisi, sürgündeki Filistinlilerin resmi sözcüsü olarak seçildi.
15
Aralık 1993’te Rentisi, yoldaşlarıyla birlikte, (işgal yetkilileri, Filistin
siyasi liderliği ve ABD arasında Nisan 1993’te varılan bir anlaşma sonucu)
Gazze’ye döndü. Ancak hemen idari gözaltına alındı. Ağustos 1995’te, Siyonist
işgal askeri mahkemesi tarafından hapse mahkûm edildi ve Nisan 1997’ye kadar
hapiste kaldı. Nisan 1998’de, o sırada Hamas’ın resmi sözcüsü olarak görev
yapan Rentisi, Filistin Ulusal Yönetimi’nin güvenlik güçlerince tutuklandı.
Annesinin ölümü nedeniyle 15 ay sonra serbest bırakıldı. Rentisi, 2000 ve 2001
yılları arasında Filistin Yönetimi’nce üç kez tutuklandı. Açlık grevine
başlamasının ve Siyonist işgal ordusunun uçaklarının tutulduğu hapishaneyi
bombalamasının ardından serbest bırakıldı.
10
Haziran 2003’te Rentisi, Siyonist işgal istihbarat servisleri tarafından
düzenlenen bir suikast girişiminin hedefi oldu. Korumalarından biri şehit oldu,
oğlu Ahmed ağır yaralandı. Ardından, Eylül 2003’te bir başka başarısız suikast
girişiminin hedefi oldu. Ayrıca, Şeyh Ahmed Yasin’in 22 Mart 2004’te şehit
edilmesinden üç gün sonra üçüncü bir başarısız suikast girişiminin de hedefi
oldu.
Rentisi,
Başkan George W. Bush’un “küresel teröristler” olarak adlandırdığı altı Hamas
liderinden biriydi. Sonuç olarak, varlıkları donduruldu ve onunla tüm işlemler
yasaklandı. Yasin’in şehit edilmesinden sonra Hamas, Rentisi’yi halefi olarak
atadı. Bu görevi üstlenmesinden bir aydan kısa bir süre sonra, 17 Nisan 2004’te,
Siyonist işgal helikopteri Gazze’deki arabasına üç füze ateşledi, kendisi ile
iki arkadaşı şehit oldu. 18 Nisan 2004’te, Gazze’deki Şifa Hastanesi’nden
başlayan cenaze törenine on binlerce Filistinli katıldı. Büyük Ömer Camii’nde
dualar edildi. Rentisi, Şeyh Rıdvan Mezarlığı'na defnedildi.[2]
* * *
Amerika’yı Neden Kuşatmıyoruz?
Giriş
Filistin
Medya Merkezi, liderim (Allah onu korusun) bu makaleyi yazdığı zaman
yayınlamıştı, ancak daha sonra internetten ve merkezin web sitesinden silindi.
Müslüman Kardeşler Tarih Ansiklopedisi, liderimin sayfasında diğer birçok
makalesiyle birlikte yeniden yayınlayana kadar kayıp olarak kabul ediliyordu.
Bu makalenin değeri, okuyucunun, zamanında Hamas’ı temsil eden liderim ile
mücahit hareketini temsil eden Şeyh Usame bin Ladin’in çağrısı arasında Amerika’ya
ilişkin görüş ve eleştiri birliğinde bulacağı ortak noktada yatmaktadır. Bugün,
düşmanın sınırlarına girmesiyle birlikte, en çok ihtiyaç duyulan şey, çatışma
veya fitne benzeri çekişme olmadan çözülebilecek farklılıkları
küçümsemeden, yöntem ve hareket açısından ortak zemin aramaktır.
Bu,
liderimin yeniden yayımlanan ilk makalesi ve bunu takip edecek daha birçok
makale var. Bu makaleler, direnişin ihtiyaç duyduğu ve günümüz gerçekliği için
hâlâ geçerliliğini koruyan konuları ele alıyor. Bir süre önce yazılmış olsalar
da, hâlâ geçerliliğini koruyorlar. Mücahitlerin mirası, her zaman vukuf ve
anlayışla damgalanmıştır; bu da yazılarının çoğunun zamansal bağlamını aşmasını
ve tükenmez bir fayda ve rehberlik kaynağı olarak kalmasını sağlar.
Allah
bize başarı nasip etsin.
-Çekip çıkaranlar
* * *
Dr. Abdülaziz Rentisi’nin Makalesi
Kur’an’ın
ilahi adaletinin bir parçası da, düşmanlarımıza onların bize davrandığı gibi
davranmayı öğretmesidir:
“Kim size zulüm ederse,
siz de ona, size zulmettiği ölçüde zulüm edin.” [Bakara: 194]
“Eğer
cezalandırırsanız, siz de onlara, size yapılan azabın aynısıyla azap edin.” [Nahl: 126].
Dolayısıyla,
bize karşı savaşanlarla savaşmamız şaşırtıcı değildir: “Size karşı
savaşanlara Allah yolunda savaşın” [Bakara: 190] ve bize karşı
saldırganlıklarını kesen, haklarımızı iade eden, yani teslim olup hakikate
boyun eğenlerle barışmamız da şaşırtıcı değildir. Gerçekten de, “Eğer onlar
barışa yönelirlerse, siz de ona yönelin” [Enfâl : 61]. Peki, düşman, bizi
Irak, Sudan, Libya ve diğer Arap ve İslam ülkelerindeki kuşatma gibi bir
kuşatmayla kuşatırsa ne yapmalıyız?
İlahi
adalete uygun olarak onları kuşatmamız gerektiği açıktır. Bu, ahlaki, ulusal ve
vatansever bir görev olmasının yanı sıra, şeref ve haysiyetin de bir gereğidir
ve her şeyden önce dini bir görevdir.
Peki
Amerika’yı kuşatmak mümkün mü, yoksa bir hayal mi?
Gerçek
şu ki, Amerika’ya yönelik kapsamlı bir abluka ancak, ümmet iyi durumda olursa,
içinde bulunduğu bunalımdan çıkarsa, halkı birleşirse, saflarını sıklaştırırsa
ve Rabbinin ipine sımsıkı sarılırsa başarılabilir. Bu, mümkün ve bir gün
gerçekleşecek olsa da, mevcut durumumuzda böyle olmadığı açıktır. Eğer ümmet iyi
durumda olsaydı, Amerika’yı diplomatik, ekonomik, kültürel ve güvenlik
açısından boykot ederdik. Ona karşı her türlü ambargoyu uygulardık, hatta
Amerika’yı boykot etmeyen ülkeleri cezalandırırdık. Bahsettiklerim bir hayal gibi görünüyor, bu doğru. Bunu inkâr etmiyorum, ancak bunun nedeni, ümmetin
sefil gerçekliğidir ve başka bir şey değildir.
Ümmetin
hali, hızlı bir çözüm için pek umut vaat etmiyor. Pişmanlık, acı, keder ve
çaresizlikle yetinmeli miyiz, yoksa Amerika’ya bir abluka uygulamamızı
sağlayacak alternatifler mi aramalıyız? Belki bu alternatifler, ümmetin ayaklanması
halinde başarabileceği şeylerden daha az etkili olabilir, ancak gene de
Amerika denilen düşman üzerinde muazzam bir etki yaratabilirler. Bununla,
kalplerinde nefret, öfke ve esarete karşı kıyamın ateşi yanmaya başlamış
olanların Amerika’ya uygulayacağı ablukayı kastediyorum. Eğer insanlar
hedeflerine ulaşmak isterlerse, Allah’ın izniyle, bunu başaracaklardır. Amerika’ya
son derece etkili bir abluka uygulayabilirler. Bu, çeşitli bayraklar altında
gerçekleştirilebilir:
Ekonomik
Abluka
Bu,
ulusal, Arap, İslami veya uluslararası bir alternatifi olan hiçbir Amerikan
malını satın almamamız gerektiği anlamına gelir. Alternatifi olmayan ancak
onsuz da yapabileceğimiz Amerikan mallarından mutlaka vazgeçmeliyiz. Bunu
yaparken, dini bir görev yerine getirdiğimizi, yaptığımız işin Allah yolunda
bir cihat olduğunu ve Kıyamet Günü’nde bunun karşılığını alacağımızı
hissetmeliyiz. Bu yasağı kasten veya dikkatsizce ihlal eden herkes, Kıyamet
Günü’nde sorguya çekilmemek için tövbe etmesi gereken bir günah işlediğini düşünmelidir.
Amerika’nın
elde ettiği kârlar, ister küçük ister büyük olsun, savaş uçaklarına, füzelere,
yıkıcı bombalara, mermilere ve tüfeklere dönüştürülüyor. Başka bir deyişle, her
gün gördüğümüz korkunç sahnelere, çocuklarımızın, kadınlarımızın ve
yaşlılarımızın bedenlerinin ve kanlarının her yerde, her gün ufku doldurduğu
görüntülere dönüştürülüyor. Bunlar, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanları
aşağılamak için bir makineye dönüştürülüyor. Ayrıca, medeniyetimizi yok etmeyi,
bizi dinimizden ve inançlarımızdan uzaklaştırmayı amaçlayan Siyonist haçlı
planlarını da destekliyorlar.
"Şüphesiz inkâr
edenler, mallarını Allah’ın yolundan insanları saptırmak için harcarlar” (Enfâl:
36).
“Ve eğer
yapabilirlerse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam
edeceklerdir" (Bakara: 217).
“Onlar, sizin de
kendileri gibi inkâr etmenizi isterler" (-Nisa: 89).
Direnişle
Kuşatma
Amerikalıların
Filistin, Afganistan, Irak, Filipinler, Çeçenya, Keşmir ve diğer yerlerde
güvenliğimizi elimizden aldığı, Amerika’nın bize doğrudan saldırdığı veya
düşmanlarımızı her türlü lojistik yardımla destekleyerek onların bizim adımıza
bize saldırmasına imkân sağladığı bir dönemde, bu saldırganlığa Amerika’yı
direnişle kuşatarak karşılık vermeliyiz.
Güvenliğimizi
elimizden alanların güvende kalmasına izin vermemeliyiz. Amerikalılar, bir
Müslüman ülkeye her girdiklerinde, temel amaçları bir tür saldırganlık
gerçekleştirmek olmuştur. Onlar, kötü Amerikan zihniyetinin bizi öldürmek için
tasarladığı en yeni kitle imha silahlarıyla deneyler yapanlardır. Onlar,
kendilerine sadık rejimleri Müslüman gençlerimizi zulmetmeye ve ortadan kaldırmaya
devam edenlerdir. Onlar, Müslümanlarla savaşan, geçim kaynaklarının her
zerresini yok edenlerdir. Onlar, Müslümanların servetini yağmalayanlardır.
Müslümanları televizyonda bile aşağılamakta aşırıya kaçanlar onlardır.
Guantanamo’daki Nazi-Siyonist gözaltı tesisinde ve bugün Irak’ta olduğu gibi.
Amerika’nın Müslümanlara karşı tüm saldırganlık biçimlerini burada saymaya
gerek yok. Amerikan propagandasının her Müslümanı dünyanın her köşesinde
aranan, peşinde koşulan bir terörist olarak göstermesine değinmek yeterli
olacaktır.
Peki
neden onlar bizi takip ederken biz de onları takip edemiyoruz? Neden onlar bizi
rahatsız ederken biz de onları rahatsız edemiyoruz? Bunu yapacak gücümüz var.
Çocuklarımızı öldürdükleri kitle imha silahlarından mahrum bırakıldığımıza
göre, bedenlerimizi silaha dönüştürmek bizim hakkımız değil mi?
Bu
katiller, güvenliklerinin bizim güvenliğimiz pahasına sağlanamayacağını
hissetmedikçe, biz de güvenliğin tadına varamayacağız. Aziz Irak halkının iki
şehidi, Naşid ve Vedad, Amerika’yı güvenliğin tadından mahrum
bırakabileceğimizi kanıtladı. Direniş silahı, Amerikan terörizmi karşısında en
keskin silahımızdır. Şair Ebu Kasım Şabbi’nin aktardığı üzere, Peygamberimiz
(s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ben zafere korku salarak ulaştım” (Sahih
Buhari, no. 438; Sahih Müslim, no. 523a).
Güçler
eşitlenmedikçe adalet olmaz. Onların terörizmi, bizim direnişimizle çarpışmalı.
Medya
Ablukası
Siyasilerin,
medya mensuplarının ve sivil toplum örgütlerinin Amerikan basınına boykot
uygulaması bir görevdir. Arap ve İslam rejimlerimiz, Amerikan medya
mensuplarının ülkelerimize girmesine izin verirse, özellikle Amerikan
gazetecilerinin büyük bir kısmının tehlikeli bir güvenlik ve istihbarat görevi
üstlendiğini fark edersek, onlara karşı sert bir boykot uygulayabiliriz. Onları
boykot etmek, farklı düzeylerde olumsuz etkiler yaratacaktır. Bu etkiler en
azından psikolojik, güvenlik ve ekonomik düzeyleri kapsar.
Turizmin
Abluka Altına Alınması
Eğer
ülkelerimizdeki resmi makamlar Amerikalılara, Amerika’nın Müslümanlara
uyguladığı seyahat ve hareket kısıtlamalarının aynısını uygulayamıyorsa, en
azından otellerimizi, restoranlarımızı, ticari dükkanlarımızı ve özel ulaşım
araçlarımızı onlara kapatabilecek kapasitede olduğumuzu kanıtlamalıyız.
Yaptığımız şeyin ulusal ve dini bir görev olduğunu anlamalıyız, bilhassa bu
Amerikalı turistlerin çoğunun, istihbarat görevi görerek, güvenliğimiz ve
ulusal çıkarlarımız pahasına kendi ülkelerinin çıkarlarına hizmet ettiğini idrak
etmeliyiz.
Bunlar
kapsamlı olmasa da, abluka modellerinden bazılarıdır. Siyonist teşekkülün
abluka altına alınması, dünyanın her köşesindeki İslam evlatlarının gurur
duyduğu ulusal ve dini bir görev haline geldiği gibi, biz de Amerika’yı abluka
altına almalı, bunu vicdanımızda ve duygularımızda güçlendirmeliyiz. Amerika,
İslam’a savaş ilan etti, Bugün Irak ve Filistin’deki Müslümanlara karşı en
iğrenç terör eylemlerini gerçekleştiriyor.
Abdülaziz Rantisi
2003
Kaynak
Dipnotlar:
[1] Raşa Salih Ahmed Adluni 17 Kasım 1955’te doğdu. Gazze İslam Üniversitesi’nde
“dini temeller” okudu, ve daha sonra Mücemmetü’l-İslamiye’de Filistinli
Kadınların Çalışmaları Dairesi müdürü olarak çalıştı. Kocası gibi o da Hamas’ın
aktif bir üyesiydi. İngilizce diplomasının yanı sıra Kur’an tefsiri alanında
yüksek lisans derecesi de aldı. 19 Ekim 2023’te Aksa Tufanı sırasında Siyonist
ordunun gerçekleştirdiği bir hava saldırısı sonucu şehit oldu. Bkz: “Al-Rantisi’s
wife: I was shocked by his death... but I didn’t shed a single tear,” El-Masry
El-Youm, 16 Şubat 2009; (erişim tarihi: 6 Mart 2026.MY.
[2] Bu biyografide bir araya getirilen kaynaklar şunlardır: Yayına Hz.: Mahdi Abdul Hadi, Palestinian Personalities: A Biographic Dictionary. gözden geçirilmiş ve güncellenmiş ikinci baskı (Kudüs: PASSIA), 2006; Michael Fischbach, “Al-Rantisi, Abd al-Aziz”, yayına hz.. Philip Mattar, Encyclopaedia of the Palestinians (New York: Facts on File, 2005).







