Geçtiğimiz
yüzyıl boyunca Küresel Güney’deki ülkeler, kalkınmanın sürekli ve değişen kimi
güçlükleriyle boğuşmuşlardır. Sömürgeci, emperyalist ve yeni-sömürgeci
sömürünün ortak potasında şekillenen bu devletler, siyasi bağımsızlıklarının
ilk yıllarından (elliler ve altmışlardan) bu yana, nüfusları için maddi refahı
güvence altına almak ve gerçek siyasi egemenlik için ekonomik temeli kurmak
konusunda zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Geçmişte yaşamış Afrikalı
kalkınma bilimci ve heterodoks iktisatçı Tandika Mkandavire, yeni bağımsız
olmuş Afrika devletlerinin hükümetleri için beş “tarihsel görev” belirlemiştir:
“Kıtanın tümüyle sömürgecilikten arındırılması, ulus inşası, ekonomik ve toplumsal
kalkınma, demokratikleşme ve bölgesel işbirliği.” (Mkandawire, 1999)
Siyasi
bağımsızlığın kazanılmasından bu yana, bu kalkınma konusunda yüzleşilen
güçlüklerin genel çerçevesini genelde her bir tarihsel dönemin gereklilikleri
şekillendirmiştir. Bu süreç, kalkınma için gerekli geliri yaratma meselesinin
acil bir ihtiyaç halini almasıyla başlamış, ardından küresel emtia
piyasalarının oynaklığı ve daha sonra uluslararası finans kuruluşlarının (UFK)
baskılarıyla devam etmiştir. Bunlara strateji konusunda geliştirilmiş
paradigmalarda değişiklik yaparak cevap verildi.
Bağımsızlık
sonrası dönemde, altmışların ve yetmişlerin ilk yıllarında, madencilik ve
birincil emtia bağımlılığının ardından devlet öncülüğünde sanayileşme ve kamu
yatırımları dalgasına tanıklık edildi. Sonrasında bu dalga, seksenler ve doksanlarda
gündeme gelen Washington Mutabakatı ile kırıldı, mutabakat, yol açtığı felâketle
birlikte ülkelere serbestleşmeyi ve piyasa köktenciliğini dayattı. Neoliberal
projenin yüzleştiği ağır başarısızlıklar, stratejik devlet müdahalelerini gündeme
getirdi, Güney ülkeleri arasında kurulacak ekonomik işbirliklerine dair
tartışmaları yeniden canlandırdı (Chang vd., 2014; Stiglitz, 2018). Bu
değişikliklerin ardından, bir zamanlar neoliberal kitabi yaklaşımın sapkın
gördüğü sanayi politikasına tekrar ilgi gösterilmeye başlandı (Cramer vd.,
2020; Oqubay, 2015).
Çin,
Güney Kore ve Brezilya gibi ülkelerin hızlı ekonomik dönüşümleri, sanayi
politikasının doğruluğunu kanıtlamıştır. Bununla birlikte, günümüzdeki sanayi
politikalarının, karbonsuzlaştırmanın varoluşsal zorluğu, egemen borcun
yıpratıcı ağırlığı ve küresel kapitalist sistemin doğasında var olan amansız,
sık krizler tarafından şekillendirilen karmaşık bir zeminde ilerlediği açıktır.
Bu zorluklar, hep birlikte, özerk kalkınmaya yönelik tarihsel deneylerin
eleştirel bir şekilde yeniden incelenmesini değerli kılmaktadır.
Bu
teorik ve politik bağlamı temel alan makale, bağımsız Tanganika ve Tanzanya’nın
ilk cumhurbaşkanı, devrimci aydın ve ulusal kurtuluş lideri Julyus K. Nyerere’nin
sınai kalkınma anlayışını ele alıyor. Değerli derslerle yüklü projesini katı
bir şablon olarak sunmuyoruz. Onu bugün Güney’de süren tartışmalara ışık
tutabilecek derslerle dolu, zengin ve eğitici bir deneyim olarak ele alıyoruz.
Nyerere:
Genel Bakış
“Altmışlı yıllarda (sonradan
Tanzanya adını alacak olan) Tanganika’da, Afrika’nın bu bölgesinde büyümek, eşsiz
bir deneyimdi; komşularımızın çoğu kabileler arası çatışmaların ve diğer
çekişmelerin sarsıntılarını yaşarken, biz ülkemde göreceli bir barış ve
istikrarın tadını çıkarıyorduk.”[1]
[Godfrey Mwakikagile, Life Under Nyerere -2006)]
Tanzanya’nın
kalıcı siyasi istikrarı ve ulusu birleştiren söylemi, Julyus Kambarage Nyerere’nin
devlet adamlığının tezahürleridir. Bunlar, ülkenin başkanlığını üstlenmeden
önce başlattığı siyasi projenin uzantılarıdır. Siyasi yolculuğu, 1954 yılında,
kuruluşundan itibaren ulusal özyönetim ideallerine adanmış bir örgüt olan
Tanganyika Afrika Ulusal Birliği’nin (TAUB) kurulmasıyla başladı. Bu hedefin
peşinde, Nyerere, Mart 1955’te, ardından Kasım 1956’da BM Vesayet Konseyi
önünde Tanganyika’nın durumunu anlatırken, sömürge düzeninin araçlarını aynı
düzene karşı ustaca kullandı. Orada, İngiliz yönetiminin ülkeyi özyönetime
hazırlama görevini yerine getiremediğini ikna edici bir şekilde savundu. Böylelikle
sömürgeciye uluslararası baskı uygulamayı bildi (Msekwa, 2005).
İngiliz
sömürge hükümetinin Nyerere’nin siyasi hırslarını sınırlama girişimi, onu
öğretmenlik kariyeri (ki bu kariyerden “Mvalimu” unvanını miras almıştı) ve
siyasi aktivizm arasında seçim yapmaya zorlamasıyla gerçekleşti. Nyerere’ye,
öğretmenlik yaptığı Darüsselam Salaam yakınlarındaki St. Francis Koleji’nin
yönetimi tarafından bir ültimatom verildi: ya siyasi faaliyetlerine son verecek
ya da öğretmenlik işini kaybedecekti (Shivji vd., 2020). Bu hamle ters tepti.
Nyerere’nin güvenli mesleğinden vazgeçme yönünde aldığı bilinçli karar, kamuoyu
nezdinde bağlılığını sergileme konusunda önemli bir eyleme dönüştü ve onu tüm
zamanını halkına adayan bir eylemci haline getirdi. Bu, Nyerere’nin Tanganyika
genelinde özgürlük ve bağımsızlık vizyonunu dile getiren ülke çapında bir
kampanyaya girişmesine ve TANU’nun 1958-1959 seçimlerinde ezici bir zafer
kazanmasına imkân sağladı. Bu yetki, Nyerere’nin 1961 yılına kadar bağımsızlığa
geçiş sürecini müzakere etmesini sağladı. Bağımsız Tanganyika’nın ilk başbakanı
ve daha sonra cumhurbaşkanı oldu.
Aynı
stratejik akıl, bağımsızlık sonrası dönemi yönetmesinde ve 1964’te birleşik bir
Tanzanya’nın kurulmasında da ona rehberlik etti. Modern Tanzanya’nın iki kurucu
parçası olan Tanganyika ve Zanzibar’ın birliğinin baş mimarı olarak Nyerere,
Tanzanyalılar için ortak bir kimliğin dayandığı tutarlı bir ulusal anlatıyı
proaktif bir şekilde inşa etti. Bu, Kisvahili’nin ulusal dil olarak teşvik
edilmesi de dâhil olmak üzere, bir dizi sosyopolitik araç aracılığıyla
gerçekleştirildi (Saul, 2012). Nyerere tarafından oluşturulan sivil ve şiddet
içermeyen yönetim modeli, on yıllardır dikkat çekici bir şekilde dirençli
olduğunu kanıtladı. Bu, diğer sömürge sonrası Afrika devletlerini mahveden
darbeler, karşı darbeler ve iç savaşlarla tam bir tezat oluşturmaktadır
(Shivji, 2012). Herhangi bir sömürge sonrası toplumda, uzun vadeli siyasi
istikrar tarihsel bir tesadüf değil, dikkatli liderliğin ve vizyoner siyasi
projelerin bir neticesidir.
Nyerere’nin
projesi, siyasi birlikteliğin ötesine geçerek, Tanzanya halkı için derin maddi
hizmetler sunmayı ve sosyal refahı artırmayı hedefledi. Bağımsızlığın ardından,
her 870.000 vatandaşa yalnızca 12 tam nitelikli doktor düşen, son derece az
gelişmiş bir ülkenin başkanı olmuştu (Nyangoro, 2002). 1985’te başkanlığının
sonuna gelindiğinde, bu durum tamamen değişti. Tüm şehir merkezlerinde ve
köylerin üçte birinde sağlık ocakları kuruldu. Ülkedeki 8.000 köy içinde temiz
suya erişebilenlerin oranı yüzde 60’ın üzerine çıktı, devlet ücretsiz sağlık
hizmeti ve eğitim sağlıyor, hatta öğrencilerin okula ulaşımını bile
karşılıyordu (Townsend, 1998). Nyerere dönemindeki Tanzanya’nın ekonomik
politikaları, Kenya gibi komşu ülkelerin genellikle daha yüksek ihracat
gelirleri kaydetmesine yol açsa da, Tanzanya’nın kalkınma yolu, halkı için daha
sağlam bir kamu refahı temeli oluşturarak, farklı, toplum odaklı bir ilerleme
ölçütü tanımlamıştır (Adésínà, 2009; Rodney, 1972; Townsend, 1998).
Nyerere’nin
iç politikadaki başarıları kadar önemli olan uluslararası mirası, siyasi
biyografisinin güçlü bir dayanağını oluşturmaktadır. O, sadece Afrika
bağımsızlığının en özgün siyasi felsefecilerinden biri olarak değil, aynı
zamanda kıtanın tarihsel gerçeklerine ve ihtiyaçlarına bilinçle uyarlanmış bir
proje oluşturmasıyla da öne çıkmış, dünya sahnesinde de önemli bir ahlaki ve
stratejik ses haline gelmiştir.
Nyerere’nin
liderliğinde Tanzanya, Güney Afrika’nın kurtuluşu için mücadele eden
hareketlerin başlıca sığınağı ve lojistik merkezi haline geldi. Güney Afrika’da
faal olan Afrika Ulusal Kongresi Pan-Afrikacı Kongresi, FRELIMO (Mozambik
Kurtuluş Cephesi), ZANU (Zimbabve Afrika Ulusal Birliği) ve ZAPU (Zimbabve
Afrika Halk Birliği) ve Namibya’daki SWAPO (Güney Batı Afrika Halk Örgütü) gibi
örgütlerin tümü genel merkezlerini Darüsselam’da kurdu. Bu, Tanzanya’nın
bölgesel sömürge karşıtı mücadelenin merkez üssü statüsünü pekiştirdi. Tanzanya’da,
emperyalizm karşıtı dayanışma, 1973’te açılan (o zamanlar Filistin Kurtuluş
Örgütü’nün bir elçiliği/ofisi olan) Afrika’daki en eski Filistin
elçiliklerinden birine ev sahipliği yaparak da kendini gösterdi (Magama, 2020).
Bu, Filistin mücadelesiyle dayanışmaya yönelik erken dönem Pan-Afrikacı
duruşuyla tutarlı bir duruşun neticesiydi. Tanzanya’nın küresel emperyalizm
karşıtı duruşu, altmışların sonlarından itibaren başlayan, yetmişler boyunca devam
eden, hükümet ve ülkedeki öğrenci aktivizmi düzleminde Vietnam, Küba ve Çin ile
çeşitli dayanışma biçimlerinin geliştirildiği süreçte de kendini gösterdi
(Burton, 2024).
Bu
yollarla Nyerere, Bağlantısızlar Hareketi’nin teorik bir dayanağı olarak ortaya
çıktı ve pasif tarafsızlığa değil, aktif ve ilkeli bir şekilde kendi kaderini
tayin etme, anti-emperyalizm ve adaletsiz küresel ekonomik düzenin radikal bir
şekilde yeniden yapılandırılmasına dayanan bir bağlantısızlık vizyonunu dile
getirdi. 1987’de Güney Komisyonu’na başkanlık etmek üzere seçilmesiyle, seçkin
konumu küresel olarak kabul edildi. Küresel Güney’in dört bir yanından aydınlar
ve devlet adamlarından oluşan bu meclis, devletlerine ve uluslarına karşı
kurulmuş küresel düzene doğrudan bir cevap niteliğindeydi. Nyerere’nin bu
girişime liderlik etmesi, onu Küresel Güney’e mensup ülkeler arasında kurulacak
dayanışma ilişkileri, kendi kaderini tayin etme ve kalkınma için temel bir
düşünür olarak konumlandırdı. Daha yakın bir tarihte, 2009 yılında, BM Genel
Kurulu, Nyerere’ye ölümünden sonra “sosyal adaletin dünya kahramanı” unvanını
vererek, “tüm Afrika’yı sömürgecilikten kurtarmaya ve tüm ekonomik çabaların
merkezine kâr maksimizasyonunu değil, insanı koyan bir toplumsal ve ekonomik
sisteme yönlendirmeye yardımcı olduğunu” dile getirdi (Brockmann, 2009: s. 7).
Nyerere’nin
uluslararası, bölgesel ve ulusal mirası çok geniş olmakla birlikte, bu makale,
Nyerere’nin sanayileşme ve kalkınma ile ilgili fikriyatında yer alan görüşlere
odaklanıyor. Ardından gelen analiz, Ucema felsefesinin ekonomik boyutlarını,
sanayileşmeye yönelik bölgesel yaklaşımını ve politika çerçevelerindeki
egemenlik, kalkınma ve ithal ikamesinin kritik bağlantısını sorguluyor. Bu
incelemenin ardından, makale, Nyerere’nin teorik-düşünsel mirasının bugünün kalkınma
söyleminde marjinalleştirilmesinin nedenlerini eleştirel bir şekilde inceliyor,
son olarak, onun yeniden keşfedilen görüşlerinin bugün Küresel Güney’deki
sanayi politikasına ilişkin tartışmaları teorik açıdan nasıl besleyeceği,
onları nasıl ilerletebileceği soruları üzerinde duruyor.
Tarım
Vakfı: Sanayileşme Yolu Olarak Ucema
“Bize göre, Afrika’da
toprak, her daim topluma ait olarak kabul edilmiştir. Toplumumuzdaki her
bireyin toprağı kullanma hakkı vardır, çünkü aksi takdirde geçimini sağlayamaz,
yaşam hakkına sahip olmak için yaşamı sürdürme araçlarına sahip olma hakkına da
sahip olmak gerekir.”
[Julius K. Nyerere’nin
1962’de yazdığı, TAUB’un yayınladığı Ucema: Afrika Sosyalizminin Temeli adlı
çalışmadan]
Kisvahili
dilinde topluluk ve aile birliğini ifade eden Ucema, Nyerere’nin sosyopolitik
felsefesi ve Afrika sosyalizminin kendine özgü ifadesiyle eş anlamlı hale
geldi. Bu, sadece ideolojik bir duruş değil, ulusun kendine yeterli bir yapı
olarak inşa edilmesini amaçlayan kapsamlı bir siyasi projeydi. Mekanizmaları, köy
kooperatiflerinin oluşturulması sürecinde devletin liderliğini ve teknik desteğini
temel alıyordu. Burada amaç, kendi kendini yöneten tarım topluluklarının oluşturulmasıydı.
Tüm bu adımlar, tarımsal üretimi dönüştürmeye yönelikti (Sheikheldin, 2015).
Özünde Ucema, eşitlik ve verimlilik gibi iki hedefi uyumlu kılmayı amaçlıyordu.
İlgili anlayış, bugün küresel akademik ilginin konusu olmaya devam eden uygun
teknoloji ve katılımcı kalkınma kavramlarına öncülük etti (Morehouse, 1979;
Sheikheldin, 2018). Nyerere’nin mirasının en önemli ve cazip yanlarından biri de bu
tür anlayışların devlet çapında uygulandığı tarihte nadir görülen hususlar
olması, bu anlamda, gerçek dünyadaki potansiyellerini, zorluklarını ve politika
gereksinimlerini ortaya koymasıdır.
Nyerere’nin
Afrika’da, özelde Tanzanya’da emeğin örgütlenmesi konusunda geliştirdiği
sosyalist anlayış iki temel ilkeye dayanıyordu.
1.
Halkın büyük çoğunluğunu kapsayan ve devlet için gelirin büyük kısmını üreten
kır ekonomisinin nesnel merkeziliği.
2.
Bilhassa geniş aile birimi ve ortak mülkiyet geleneği olmak üzere, Afrika’nın
tarihsel toplumsal örgütlenme biçimlerine verilen değer.
Bu
anlayış, genele teşmiş edilmiş, tek tip sosyalist modelin açıktan
reddedilmesiyle birleşti. Nyerere, sanayi devrimiyle tetiklenen Avrupa’nın
tarihsel gidişatının Afrika’nınkinden temelde farklı olduğunu sürekli olarak
savundu. Bu nedenle, Afrika’nın sosyalizme giden yolu, yabancı modellerin basit
bir taklidi olamazdı (Nyerere, 1977c). Ona göre, “Eğer Marx, Sumbavanga’da
[Tanzanya’da bir yerleşim yeri] doğmuş olsaydı, Kapital yerine Aruşa
Deklarasyonu’nu ortaya koyardı” (Shivji, 2012: s. 108).
Bu
temel üzerinden Nyerere, Tanzanya’nın eşitliğe ve sosyalizme giden yolunun,
kıtanın başlıca varlıkları olan toprak, emek ve önceden var olan toplumsal
değerler üzerine kurulu tarımsal bir yol olması gerektiğini teorize etti. Bu
yaklaşımı hem pragmatik hem de egemenlik gerekçelerine dayandırdı. Öncelikle
Tanzanya, büyük ölçekli ağır sanayi ile kalkınmasını başlatmak için gerekli
olan muazzam sermayeden ve uzmanlık bilgisinden yoksundu. Ayrıca, bu kaynaklar
için dış kaynaklara bel bağlamanın, ülkenin zor kazanılmış siyasi egemenliğini
kaçınılmaz olarak tehlikeye atacağını, yeni bağımlılık biçimleri yaratacağını
savundu. Ayrıca, tarımın kendisini organize etme seçenekleri içinde, modern
tarım aletlerinin yüksek maliyeti, insanların büyük çoğunluğu için bireysel
mülkiyeti ulaşılmaz kılıyordu. Bu nedenle, ülkenin tüm kaynaklarını kullanan
verimli bir üretim elde etmek, bu üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini
gerektiriyordu; bu mülkiyet, vatandaşlarını sadece söylemle değil, eylemlerle
temsil eden bir devlet tarafından düzenlenmeli ve desteklenmeliydi.
Bu
argümanlar, Nyerere’nin altmışlar boyunca halka yaptığı konuşmalarda
tekrarlandı. İlgili argümanlar, Afrika’ya has geçiş sürecine ve Afrika
bağlamına uygun siyasi ve kalkınma projelerinin önemine yapılan atıflarla
desteklendiler. Ayrıca argümanlar, Ucema köyleştirme projesinin ideolojik
temelini oluşturdu. Ucema köyleri, devlet hizmetlerinden yararlanılarak
kolektif olarak işlenen, görevlerin ve kârların demokratik ve kooperatif
yöntemlerle dağıtıldığı entegre konut ve tarımsal üretim birimleri olarak
tasarlandı. Bu köyler kurulduktan sonra, sömürge döneminde elden çıkarılan
topraklar millileştirildiler, kalan arazilerde devlet kaynaklı kiralama
sistemleri oluşturuldu etti (Patnaik vd., 2011). 1968’den 1973’e kadar uzanan
ilk aşamasında proje, halkın coşkulu desteğiyle karşılandı. Devletin tarımsal
geliri ilk yılda artarak, güvenilmez ve çoğu zaman azalan yabancı hibelerin
akışını geride bıraktı (Ibhawoh & Dibua, 2003). Ancak bu ivmeyi sürdürmek
zor oldu. Gönüllü katılımda bir yavaşlama yaşandı; bu durum, büyük ölçüde
bireysel çiftçiler için doğrudan mali teşviklerin eksikliğinden
kaynaklanıyordu. Bu da politika değişikliğine yol açtı. 1973’te Nyerere, daha
önce vurguladığı gönüllü ve teşvikli köyleşme politikasından vazgeçerek, tüm
kırsal nüfusun köylerde yaşamasını zorunlu hale getirdi.
Ucema
çerçevesinde verimliliği artırma zorunluluğu, Nyerere’nin politikalarını
tarımın ötesine taşıdı. Kırsal kesimdeki kadınların uzun saatler çalıştığını,
nüfusun diğer kesimlerinin ise ülkenin kalkınmayla alakalı acil ihtiyaçlarına
uygun olmayan çalışma programlarına sahip olduğunu vurguladı (Nyerere, 1977a).
Ayrıca, eğitimin radikal bir şekilde yeniden düşünülmesini savundu, müfredat ve
yapıların, kayıt yaşı da dâhil olmak üzere, ayrıcalıklı birkaç kişiye ilerleme
sağlamak yerine, topluluklarına hizmet edebilecek ve onları sürdürebilecek
bireyler yetiştirmek üzere yeniden tasarlanmasını istedi (Nyerere, 1977d).
Önemli
olan, Ucema’nın tarımsal odak noktasının hiçbir şekilde sanayileşmenin açık bir
reddi değil, tamamlayıcı bir aşama modeli önerisi olmasıydı. Felsefe, tarımsal
verimlilikteki beklenen artışı, sanayi genişlemesini finanse etmek için gereken
fazla sermayeyi yaratmanın temel bir ön koşulu olarak belirlemişti. Bu arada,
model aslında tarımsal ürünlerin işlenmesi için kooperatif olarak yönetilen
küçük ölçekli sanayileri içeriyordu. Bu küçük sanayiler, devasa fabrikalar
değil, aşırı sermaye yatırımı gerektirmeden yerel iş gücünden ve hammaddelerden
yararlanan, merkezi olmayan ev sanayileri olarak tasavvur edildi ve tasarlandı.
Çin destekli Dostluk Tekstil Fabrikası gibi ulusal pazara hizmet etmeyi
amaçlayan büyük stratejik sanayi tesislerine gelince, Nyerere, lojistikteki
verimliliğe öncelik verdi ve bu tesisleri mevcut altyapının ek maliyetleri en
aza indirdiği kent merkezlerine yerleştirdi (Nyerere, 1977b). Böylece Ucema,
dönüştürülen tarım sektörünün, benzersiz bir Tanzanya’ya özgü, merkezi olmayan
bir sınai kalkınma yolunun maddi ve toplumsal temelini oluşturacağı diyalektik
bir ilerleme öngördü. Modelin en büyük eksikliği, Tanzanya toplumundaki sınıf
mücadelesini göz ardı etmesi, böylelikle, varlıklı köylülerin köyleri kendi
çıkarları için kullanmalarına imkân sağlamasıydı (Shivji, 1970).
Kendine
Yeterlilik Odaklı Sanayi Politikası: Özgürlük ve Kalkınma
“Şu an oldukça rahat bir
durumdayız; döviz kuru şu anki sorunlarımızdan biri değil. Ancak bunun bir
sorun haline gelmemesini sağlamalıyız ve bunu ihracatımızı artırarak ve
çeşitlendirerek, ayrıca ithal ikame sanayilerini bilinçli bir şekilde
geliştirerek yapabiliriz.”
[Julius K. Nyerere’nin
Tanzanya Bankası binasının temel atma töreninde yaptığı konuşma, Darüsselam, 9
Aralık 1966]
Siyasi
projesinin her veçhesinde görüldüğü üzere, Nyerere’nin sanayi politikası da
temelde Tanzanya için kendine yeterliliği sağlamak, halkı için özgürlük ve
kalkınmayı güvence altına almak gibi genel hedeflere yönelikti. Özgürlük ve
kalkınma arasındaki içsel bağlantı, Nyerere’nin en önemli düşünsel
katkılarından biridir. Nyerere bunu, ana akım söylemin bunları ayrı konular
olarak ele aldığı bir dönemde dile getirmişti. Felsefesinde, ulusal egemenlik,
açlık ve yoksulluktan kurtulma ve bireysel özgürlükler de dâhil olmak üzere
özgürlük, maddi ve teorik bir temele, topluma sunulan zenginliğin ve bilginin
artırılmasına; başka bir deyişle, kalkınmaya bağlıydı. Nyerere, gerçek
kalkınmanın ancak özgür insanlar ve dışsal bağımlılıktan bağımsız olarak kendi
çıkarlarını takip edebilen egemen devletler tarafından yönlendirildiğinde elde
edilebileceğini savundu (Nyerere, 1973). Bu diyalektik çerçeve, ithal ikameci
sanayi politikasına yönelik gerekçesinde de görüldüğü gibi, sanayi stratejisini
şekillendirdi; bu sanayileri, ülkeyi kronik döviz ihtiyacından kaynaklanan
kırılganlıklardan ve bağımlılıklardan kurtarma gerekliliği üzerinden ele aldı.
1967
tarihli Aruşa Deklarasyonu büyük ölçüde bu gündemin temel taslağını teşkil
ediyordu. Nyerere tarafından kaleme alınan TAUB belgesi, üretim araçlarının
mülkiyetini açıkça kendine yeterlilik ve ulusal sanayi ihtiyaçları hedefleriyle
ilişkilendiriyor. Deklarasyon, “toprak, ormanlar, mineraller, su, petrol ve
elektrik, haber medyası, iletişim, bankalar; sigorta; ithalat ve ihracat
ticareti; toptan ticaret; demir ve çelik, takım tezgahları, silahlar,
otomobiller, çimento, gübreler ve tekstil endüstrileri; ve halkın büyük bir
bölümünün geçimini sağladığı veya diğer endüstrilerin temel bileşenlerini
sağlayan büyük fabrikalar; büyük plantasyonlar ve özellikle önemli endüstriler
için gerekli hammaddeleri sağlayanlar” dâhil olmak üzere, nispeten geniş bir
stratejik varlık yelpazesinin devlet mülkiyetinde olmasını zorunlu kılıyor. Aruşa
Deklarasyonu’nun yayınlanmasından yaklaşık bir ay sonra yayınlanan (Nyerere,
1968a) bir makalede Nyerere, belirli sektörlerin tamamen devlet mülkiyetinde
olması gerekliliğini ayrıntılı olarak açıkladı. Bu sektörleri başlıca üretim ve
değişim araçları olarak tanımladı. İlgili sektörlere madenler, elektrik,
iletişim, gübreler ve temel sanayiler için gerekli hammaddeleri sağlayan
sektörler dâhildi. Ayrıca silah sanayisini de ekleyerek, özel yatırımcıların
ölüm araçlarında pay sahibi olmaması gerektiğini belirtti. Diğer sektörlerde
özel yatırımcılar yer alabilirken, devletin çoğunluk hissesi üzerindeki
kontrolü elinde tutması gerekiyordu. Bu ilkeler, kapsamlı bir millileştirme ve
devlet öncülüğünde yatırım programı aracılığıyla hızla hayata geçirildi.
Politika, 1968 tarihli Sosyalizm ve Kırsal Kalkınma (Nyerere, 1977c)
broşüründe daha da radikalleştirildi. Bu broşürde, müşterek girişimlerdeki kamu
hisselerinin mümkün olduğunca işçi kooperatiflerine ait olması, böylece
vatandaş mülkiyeti modelinin daha da derinleştirilmesi önerildi. Aynı makalede
Nyerere, kamuya ait şirketlerin (veya günümüzde adlandırıldığı gibi, devlet
işletmelerinin kârlarının ulusal kalkınma ve refah için kullanılmasının önemini
de vurgu yaptı.
Bu
çerçeve, Tanzanya Elektrik Tedarik Şirketi (TANESCO) ve çimento, tekstil, bira
ve diğer tüketim malları alanlarındaki devlet girişimlerinin holding şirketi
olan amiral gemisi Ulusal Kalkınma Şirketi de dâhil olmak üzere, ekonominin
zirvesine hükmetmek üzere tasarlanmış bir dizi kamu iktisadi teşebbüsünün
ortaya çıkmasına yol açtı. Nyerere, bu mülkiyet yapısını, ulusal asgari ücreti
de içeren ilerici işgücü politikalarıyla tamamladı. Piyasa düzenlemesine yaklaşımı
da nispeten pragmatikti. 1967’deki bir başkanlık konuşmasında, fiyat
kontrolünün karmaşıklığını tartışarak, birleşik ulusal fiyatların ancak
devletin satıcılar için temel maliyeti eşitlemek üzere ulaşımı sübvanse etmesi
durumunda mümkün olabileceğini savundu (Nyerere, 1977a). Bu örneği, ülke
genelindeki bölgesel ekonomik eşitsizlikleri göz ardı eden dogmatik, aceleyle
uygulanan kontrollere karşı uyarıda bulunmak için kullandı. Fiyat kontrolünün
karmaşıklığını hafifletmek için çözümü, bu konu için ulusal bir konsey
oluşturmaktı.
1970
yılında Nyerere, kamu şirketlerinde “işçi katılımı”nı öngören bir başkanlık
genelgesi yayınladı. Bu genelge, şirket yönetim kurullarına danışmanlık yapan
işçi ve üst yönetim temsilcilerinden oluşan işçi konseylerinin kurulmasını
sağladı. Girişim, endüstriyel çatışmaları azaltmayı, işçilerin yabancılaşmasını
gidermeyi ve kolektif mülkiyeti teşvik ederek verimliliği artırmayı
amaçlıyordu. Ancak, 1971-1976 yılları arasında endüstriyel anlaşmazlıklar ve
grevlerde bir artış yaşandı. Araştırmacılar bunu, kamulaştırma öncesi yönetim
personelinin görevde tutulması ve varlıkları kamulaştırılan aynı çokuluslu
şirketlerle yönetim anlaşmaları yapılması politikasına bağlıyor (Shivji vd.,
2020). Bu durum, bir yandan işçiler, diğer yandan yönetim ve yabancı sermaye
arasında sert ve düzenlenmemiş bir sınıf çatışmasına yol açtı. Sınıf
mücadelesine yönelik kör nokta, tarımda olduğu gibi sanayi alanında da olumsuz
sonuçlar doğurdu.
Nyerere’nin,
basit ithalatın yerine yerli üretim ve tarımsal ürünlerin işlenmesi yoluyla kendine
yeterliliği kolaylaştıran sektörlere öncelik vermesi, yeni teknolojiyi takip
etmeye yönelik iddialı çabaları engellemedi. Ancak teknolojinin uygulanması
kasıtlı olarak stratejikti. Örneğin, Nyerere, acilen ulaşılması gereken amacın,
dünyanın en gelişmiş makinelerini benimsemek değil, teknolojiyi uygun şekilde
ve yerli iş gücünün beceri seviyesi dahilinde kullanmak ve böylece yabancı
uzmanlığa yeni bağımlılıklardan kaçınmak olduğunu açıkça vurguladı (Nyerere,
1977b). Öte yandan, Tanzanya, ulusal teknolojik yeteneklerinin gelişimini
hızlandırmak için stratejik ve iddialı projelere de yatırım yaptı. Bunun en
önemli örneklerinden biri, otomotiv motorlarının yerel olarak tersine
mühendisliğiydi. Tanzanya Otomotiv Teknolojisi Merkezi (TATC) ve Tanzanya
Mühendislik ve İmalat Tasarım Organizasyonu (TEMDO) gibi Tanzanya’daki
araştırma ve teknoloji kuruluşlarınca yönetilen, kamunun finanse ettiği,
stratejik bir proje, karmaşık bir içten yanmalı motorun tersine mühendisliğini
başarıyla gerçekleştirdi.[2]
Nyerere’nin
iktidarda olduğu dönemde başlayan ve iktidardan ayrıldıktan sonra, doksanların
başında tamamlanan proje, ileri imalat konusunda ülke kapasitesinin yüksek olduğunu gösterdi, dahası, Tanzanya’da bir mühendis ve teknisyen nesli yetiştirdi. Sonuç
olarak, Nyerere döneminden (1961-1985) sonraki siyasi geri çekilme ve yapısal
uyum baskısı nedeniyle motor prototipi ticarileştirilmedi. Gene de proje,
Nyerere’nin sanayi, ekonomi ve eğitim politikaları altında oluşturulan teknik
ve kurumsal altyapının güçlü bir kanıtıdır. Bu, Nyerere’nin sanayi
politikasının kusursuz ve geliştirilebilir yönleri olsa da, öğrenmeye değer
önemli başarılar içeren bir miras bıraktığını ortaya koymaktadır. Bu durum, bilhassa
şu anda benzer zorluklarla karşı karşıya olan ve kendine yeterlilik, özgürlük
ve kalkınma özlemlerini paylaşan Küresel Güney ülkeleri için geçerlidir.
Kolektif
Kendine Yeterlilik Yöntemi Olarak Bölgesel Entegrasyon
“Şu anda Afrika'da elli
demir ve çelik kompleksine sahip olamayız. Hepsi de karşılayamayacağımız kadar
büyük bir zararla çalışır... Sanayi stratejilerimizi koordine etmeli, teknik
bilgi alışverişinde bulunmalı ve bu sanayileri bir araya getirmenin bir yolunu
bulmalıyız.”
[Julius K. Nyerere, Afrika
Birliği Örgütü’ne hitaben yaptığı konuşma, 28 Nisan 1980]
Nyerere,
kendi kaynaklarına güvenme (özgüven) felsefesini açıklarken, bunun bir
izolasyon reçetesi değil, daha adil bir uluslararası işbirliği biçiminin ön
koşulu olduğunu sürekli olarak vurguladı. Anlayışına göre özgüven,
bağımlılıktan kurtulmuş ulusların gerçek ortaklar olarak etkileşime girebilecekleri
kolektif egemenliğin temel bir unsurdu. Çelik üretimiyle ilgili ünlü benzetmesi
bu ilkeyi güçlü bir şekilde örneklendirdi. Burada Nyerere, sermayesi yetersiz
tek bir ulusun, modern kalkınma ve sanayinin temel taşı olan kendi çelik
fabrikasını asla karşılayamayacağını savunuyor. Ancak, komşu ülkeler arasında
yatırımları paylaşarak ve kaynakları birleştirerek, böyle bir proje ekonomik
olarak uygulanabilir hale geliyor. Bu model, yalnızca bireysel maliyetleri en
aza indirmekle kalmıyor, aynı zamanda fabrikanın çıktısı için büyük entegre
pazarlar da garanti ediyor, böylece gerçekleşmesi imkânsız olan bir ulusal
hayali ulaşılabilir bir bölgesel zorunluluğa dönüştürüyor.
Nyerere,
siyasi ittifakların ekonomik birlikle desteklenmesi gerektiğini savundu. Bu, 1970’te
Darüsselam’da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Konferansı’nın hazırlık
toplantısındaki açılış konuşmasının merkezinde yer alan fikirdi (Nyerere,
1974). Bağlantısızlığın temel mesajını, “küçük veya askeri olarak daha zayıf
ulusların kendi çıkarları doğrultusunda kendi politikalarını belirleme hakkını
savunmak” olarak çerçeveledi. Bu siyasi hakkın ekonomik destek olmadan anlamsız
olduğunu ve ekonomik zayıflığın, “Büyük Güçler”in askeri güç kullanmadan bile
daha zayıf uluslara kendi iradelerini dayatmalarına imkân sağladığını savundu.
Küresel Güney’de, ekonomik zayıflıktan kurtulma yeteneğini engelleyen ortak
sermaye ve teknik uzmanlık eksikliklerini tespit etti. Buna göre, Nyerere,
Bağlantısızlar Hareketi’nin aynı zamanda bir ekonomik ittifak haline gelmesi
gerektiğini savundu. Ortak sanayi yatırımları, ortak altyapı projeleri ve
üretken kapasiteler oluşturmak ve karşılıklı olarak faydalı pazarlar yaratmak
için tasarlanmış tercihli ticaret anlaşmalarının pratik örneklerini öngördü; bu
da Bağlantısızlar Hareketi’nin gerçek siyasi bağımsızlığa olan orijinal
taahhüdünü destekleyecekti.
Bu
vizyon, Bağlantısızlar Hareketi tarafından kurulan, Nyerere’nin başkanlığını
yaptığı, Küresel Güney'in önde gelen liderleri ve aydınlarından oluşan üst
düzey bir girişim olan 1987 Güney Komisyonu aracılığıyla daha ayrıntılı olarak
incelendi ve geliştirildi.[3] Komisyonun dönüm noktası niteliğindeki raporu, “Güneyin
İtirazı” (Nyerere & Independent Commission of the South on Development
Issues, 1990), 1990 yılında yayınlandı ve büyük kalkınma gereksinimleri
konusunda Güney-Güney işbirliği için teori ve politika çerçevesi sundu. Rapor,
diğer birçok çıktının yanı sıra, küresel ticaret ve kolektif eylem
düzenlemelerinin yanı sıra, mevcut neo-kolonyal ve neoliberal modellerden
niteliksel olarak farklı olan ve güney dayanışması yoluyla oluşturulan, kendine
yeten kalkınma yollarını savunan endüstriyel ve teknolojik alanlarda bölgesel
entegrasyon imkânlarını özetledi.
Nyerere’nin
bölgesel bütünleşme fikrine olan bağlılığı, sadece teorik çabalarıyla değil, Doğu ve
Güney Afrika için Tercihli Ticaret Bölgesi gibi Afrika uluslarını birleştirmeye
yönelik pratik siyasi çabalarıyla da doğrulanmaktadır. Bu teorik ve politik
girişimler, Nyerere’nin projesinin çevresel unsurları değil, mantıksal
uzantılarıydı. Bunlar, düşmanca bir küresel düzenin baskılarına dayanabilecek
ve kolektif egemenlikle tanımlanan bir geleceği güvence altına alabilecek kadar
güçlü bir bölgesel ekonomik temel inşa etmeye yönelik kasıtlı bir stratejinin
parçasıydı.
Bir
Mirasın Aşınması: Hâkim Dil Nyerere’nin Adını Neden Sildi?
1990
yılında Güney Komisyonu raporu yayınlandığında, BM Genel Kurulu, tüm BM
kuruluşlarından raporun tavsiyelerini incelemelerini ve dikkate almalarını
istedi. Aynı yıl, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (BMKP) tarafından
desteklenen ilk İnsani Kalkınma Raporu yayınlandı. O zamana dek, altmışların
sonlarından beri Nyerere, Oxford University Press ile birkaç kitap yayınlamıştı
ve bunlardan bazıları eleştirmenlerden önemli övgüler almıştı. Yetmişlerde ve
seksenlerin başlarında, Nyerere’nin adı, Kuzey’deki ilgili akademik çevreler de
dâhil olmak üzere, Güney’deki yönetim ve kalkınma ile ilgilenen çevrelerde iyi
biliniyordu. Seksenlerin sonlarında ve doksanların başlarında, Nyerere,
Güney-Güney işbirliği ile ilgilenen çevrelerde hala etkiliydi. Ancak, doksanların
ortalarından itibaren katkıları daha az bilinir hale geldi ve adı milenyumun
başında büyük ölçüde unutuldu. Bu durum, neoliberal saldırının Afrika siyaseti
ve kalkınma çalışmaları akademik çevrelerinde iyice yerleştiği, yapısal uyum
programlarının ve uluslararası finans kuruluşlarının desteklediği kalkınma
söylemlerinin egemenliğinin sürdüğü döneme denk geldi. Elbette, kalkınma
araştırmaları ve kalkınma politikası oluşturma çevrelerinde, Afrika kalkınması
için o “karanlık zamanları” belgeleyen ilgili literatürü üretmeye devam eden
küçük “direniş havzaları” vardı (örneğin, Adésínà, 2009; Mkandawire, 1999,
2001). Ancak genel tablo kasvetliydi.
O
zamana dek hâkim atmosfer, Nyerere’nin anti-emperyalist, pan-Afrikacı,
sosyalist kalkınma anlayışıyla çelişiyordu; bu anlayış, kalkınmacı devlet
modelini, sanayi politikasını, kendine yeterliliği ve Güney ülkeleri arası
işbirliğini destekliyordu. Uluslararası Finans Kurumları, Nyerere’nin modelini geri
plana atan siyasi ve ekonomik söylemlerden daha fazla cesaret aldılar. Zaman zaman
Nyerere’nin adı ve mirası yüceltilerek anıldı ve törenlerde zikredildi, ancak
hepsi bu kadardı. Sonraki nesil Afrikalı kalkınma bilimcileri (özellikle
ekonomistler), Afrikalı karar vericiler, Afrikalı STK yöneticileri ve “aktivistler”
ve Uluslararası Finans Kurumları’na çalışan danışmanlar, Nyerere ve mirasından
neredeyse hiç bahsetmediler. Birçoğu onun eserleriyle bile tanışmadı.[4] Gerçekten
de, sadece Nyerere’nin mirasını değil, Amilcar Cabral, Robert Sobukve gibi
ulusal kurtuluş sürecinin muhtelif Afrikalı liderlerinin mirasları da benzer
bir muameleyle yüzleşti. Son zamanlarda, Nyerere’nin mirasının bazı
bölümlerinden, örneğin Tanzanya’daki Ucema döneminden bahsedildiğinde, bunlar,
çoğunlukla olumsuz anlatıların parçası olarak sunuluyor; başarısızlıklar
abartılıyor ve başarılar küçümseniyor.
Ancak
şimdi bu ihmal dönemi yeniden gözden geçiriliyor. Çeşitli Afrikalı kalkınma
bilimcileri ve politika yapıcıları, ulusal kurtuluş dönemine ve siyasi
bağımsızlığın ilk on yıllarına ait konuları ve bakış açılarını yeniden ele
almaya başladılar (Adésínà, 2009; Oqubay, 2015; Sheikheldin, 2015). Kalkınmacı
devlet, sanayi politikası, Afrika’nın bölgesel entegrasyonu ve Güney ülkeleri
arası işbirliği gibi konular yeniden gündeme geldi (Chang vd., 2016; Cramer
vd., 2020; Sheikheldin, 2025; Wade, 2018). Onlarla birlikte, Nyerere’nin
mirası, hem onu takdir eden hem de eleştiren yeni bakış açılarıyla yeniden
canlanıyor.
Kör
Noktalar: Nyerere’nin Mirasıyla Eleştirel Düzeyde Yüzleşmek
Nyerere’nin
mirasını takdir eden her türden bakış açısı bir yandan da eleştirel olmalıdır.
Bu, olumlu görüşler ve başarılar gören, aynı zamanda teorik ve pratik
eksiklikleri gözden geçirmeyi gerekli gören yaklaşımın gereğidir. Bu bölümde,
Nyerere’nin mirasıyla eleştirel düzeyde ilgilenmenin bazı temel noktalarını
kısaca vurgulayacağız.
Nyerere’nin
felsefi temellerindeki başlıca teorik ve stratejik kör noktalardan biri,
bağımsız Tanzanya’daki sınıf çatışmasını erken dönemde fark edememesidir. Aruşa
Deklarasyonu gibi temel yazılarında Nyerere, yeni bağımsız olmuş Tanzanya’yı,
sömürgecilik sonrası toplumlarda çatışan sınıfların ortaya çıkmasından etkilenmemiş,
sınıf çatışmasından arınmış bir bölge olarak ele almıştır. Nyerere, kapitalist
üretim ilişkileri ortaya çıkmadan önce yeniden yapılanma fırsatı görmüştür.
Bununla birlikte, Nyerere’nin mirasının birçok samimi bilim insanı,
Tanganyika/Tanzanya toplumunun zaten sömürge sonrası sınıf çelişkilerinin
ortaya çıkışını gösterdiği göz önüne alındığında, bunu teorik çalışmalarının
başlıca sorunlu yönlerinden biri olarak değerlendirmektedir (Rodney, 1972;
Shivji, 1970). Bu tür teorik ve stratejik eksiklikler, planlama ve karar alma
süreçlerine kesinlikle yansımıştır.
Ayrıca,
bu makalede daha önce ele alınan Ucema’nın zorunlu köylüleştirme aşaması, Ucema
projesinin ve tüm Nyerere mirasının eleştirilerinin en önemli hedefi olmuştur.
Zorunlu köylüleştirme aşaması, Ucema’nın pratiğinde ciddi bir tutarsızlık
olduğunu kanıtlamış, bu nedenle eleştiriyi hak etmiş olsa da, Ucema projesine
genel olarak dengeli bir bakış açısı sunan çalışmalar da mevcuttur (Freyhold,
1979; Hydén, 1980). Burada vurgulanması gereken iki önemli husus vardır.
1.
Zorunlu köylüleştirme diğer ülkelerde “başarılar” kaydetmiştir. Yani, kırsal
kesimdeki köylülerin devletin ekonomik dönüşüm ve sanayileşmeye yatırım
yapabileceği, kamu hizmetlerinin sağlanmasına ve altyapının geliştirilmesine imkân
tanıyan yüksek bir fazlalık üretmesini sağlamıştır. SSCB’deki (Davies, 1980) ve
Çin’deki kolektivizasyon, bu anlamda “başarılı” oldu, yani, tasarımlarının
ardındaki hedeflere ulaştılar, üstelik Ucema’nın zorunlu köylüleştirme
aşamasından daha fazla baskı uyguladılar. Bu anlamda, zorunlu köylüleştirmenin
kendisi Ucema’nın başarısızlığının “neden”i olarak tanımlanamaz.[5]
2.
Ucema planı, nispeten başarılı bir şekilde, gönüllü köylüleştirme ile başlamıştır.
Bununla birlikte, Freyhold (1979) ve Hyden (1980) gibi isimlerin çalışmaları, Tanzanya’daki
beklenmedik uzun kuraklık dönemi ve Dünya Bankası gibi kuruluşların sorunlu
müdahaleleri de dâhil olmak üzere, artan baskıya katkıda bulunan çeşitli dış
faktörleri vurgulamıştır. Gönüllü köylüleştirme oranının (Ucema’nın ilk aşamasına
nispetle) yavaşlaması) gibi ek faktörlere de değinilmelidir. Nihayetinde bu ilk
başarının ardından, Ucema planı güçlüklerle yüzleşti. Zorunlu köylüleştirme,
istenen etkiyi sağlamayan bir kurtarma girişimiydi, ancak başarısızlığın nedeni
de değildi. Bu bağlamda, Ucema’nın elde ettiği nispi başarı, nihai başarısızlık
kadar ders içeriyor.
Bazı
çalışmalar, Ucema’daki strateji ve yönetim arasındaki uyumsuzluğu Nyerere
mirasının bir başka eksikliği olarak vurguluyorlar (Sheikheldin, 2015). Bu
argüman, teknik ve yönetimsel eksikliklere işaret etmektedir. Nitekim, bu
teknik/yönetimsel eksikliklerin bazıları Nyerere’nin kendisi tarafından da
vurgulanmıştır. Bunlar arasında, Tanzanya’daki kamu sektörünün bunları
millileştirmek için gerekli insan ve kurumsal kapasiteye sahip olduğundan emin
olmadan bazı sanayileri millileştirmenin aceleciliğine ilişkin kendi
düşünceleri de yer almaktadır. Bu durum ayrıca, daha önce bu sanayi
işletmelerine sahip olan yabancı şirketlerin yönetim sözleşmeleri yoluyla geri
dönmelerine de imkân sağlamıştır.
Bir
diğer genel eleştiri ise, Nyerere’nin yolsuzluğu ve siyasi liderliğin
zayıflamasını besleyen koşullarla mücadele etmeye odaklanmasına rağmen,
nihayetinde iktidardaki elit içinde yüksek kalibreli stratejik ve ahlaki
liderliği yeniden üretmeyi başaramamasıdır. Bazı akademisyenlerin vurguladığı
gibi, Nyerere’nin cumhurbaşkanlığından çekildiği zamana kadar, iktidardaki
partinin üst kademelerinden hiç kimsenin projesini açıkça savunmaya istekli
olmaması oldukça dikkat çekiciydi. Nyerere, ilerleyen dönemlerinde devlet
aygıtı ve iktidardaki elit içinde olduğu kadar genel sosyo-politik ve
sosyo-ekonomik ortamlarda da dönüşümlere duyulan ihtiyacın daha çok farkına
vardı. “995 yılında iktidardaki Devrimin Partisi’nin düzenlediği genel
toplantıda Nyerere şunu söyledi: “Vatanzania vanataka Mabadiliko; Vasipoyapata
ndani ya CCM, vatayatafuta nje ya CCM' (kabaca şu şekilde tercüme edilir: “Tanzanyalılar
değişim istiyorlar ve eğer bu değişim imkânını Devrimin Partisi içinde bulamazlarsa,
onu partinin dışında arayacaklar”).
Genel
olarak, Nyerere’nin kör noktaları son derece öğreticidir. Bize, ekonomik olarak
ilerici herhangi bir politikanın, komprador burjuvazi ve rantçı sınıfların eline geçmemek veya neoliberal kurumlar ve güçler tarafından
aktif olarak desteklenen bir “kalkınma” versiyonundan kaçınmak için ulusal güç
yapılarının açık bir analiziyle tasarlanması gerektiğini öğretmektedirler.
Ayrıca, teori sağlam olsa bile, iyi bir strateji olmadan teori kendini
kanıtlayamaz. Dahası, etkili uygulama ve pratik için yetenekler geliştirilmeden, hiçbir strateji başarılı olamaz. Nyerere’nin mirası ve geçmişimizdeki
diğer önemli vizyonerlerin mirasıyla ilgilenirken, şu genel ilkeyi hatırlamakta
fayda var: “Vizyon ilham verir, pratik öğretir” (Shivji, 2008).
Bir
Mirası Geri Kazanmak: Nyerere’nin Yeni Küresel Güney’e Sunduğu Pusula
Nyerere’nin
altmışlarda teşhis ettiği yapısal tehditler, bugün Küresel Güney’de kalkınmayı
kısıtlayan prangalara dönüşmüştür. Ekonomik bağımlılığın tehlikeleri,
neoliberal projenin başarısızlığı ve ulusal egemenlik ile insan özgürlüğü
arasındaki temel bağ, tarihsel dipnotlar değil, bugünun gerçekleridir. Aslında,
neoliberal söylem, akademik ve deneyimsel alanlarda zemin kaybetmeye başlarken,
siyasi iktidar üzerindeki hâkimiyetini daha da artırdı. Uluslarımızın borç yükü
ağırlaştı, uluslararası finans kuruluşlarına iç politikayı dikte etme konusunda
eşi görülmemiş bir avantaj sağladı. Tek bir “Büyük Güç”ün tek kutuplu düzeni soluyor olsa da, ortaya çıkan çok kutupluluk, özgürleşmeyi garanti etmiyor.
Bağlantısızlar Hareketi, Güney Komisyonu ve diğer deneyimlerden ders çıkaran kolektif stratejiler ve yenilenmiş kolektif egemenlik girişimleri
olmadan, Küresel Güney, yalnızca eski efendileri yenileriyle değiştirme
riskiyle yüzleşir.
İklim
değişikliğinin artan belirsizlikleri, savaş ve çatışmaların yol açtığı yer
değiştirmeler ve salgın hastalıklar gibi yeni varoluşsal krizler, bu süregelen
zorlukları daha da karmaşık hale getiriyor. Bu tür acil durumlar, yakın
tarihimizde stratejik emtialarda kendine yeterliliğin ve sağlam, devlet
garantili sosyal yardım sistemlerinin gerekliliğini artırmıştır.
Bu
karmaşık ortamda, Nyerere’nin özgürlük ve kalkınmaya dair diyalektik anlayışı,
sanayi politikası oluşturmak için vazgeçilmez bir pusula görevi görebilir. Bizi
hem toplumsal hem de ekonomik haklara öncelik veren insan merkezli modellere
yönlendirir. Özgürlüğü artırma denilen ana hedefin yönlendirdiği felsefesi,
kalkınma ve haklardan mahrum bırakılma arasındaki ince çizgide gezinmek için
kritik bir çerçeve sunar. Bizi, çevresel çöküş, kaynak savaşları veya servet
dağılımındaki eşitsizlikler yoluyla özgürlüğün sınırlandırılmasıyla
sonuçlanmayan sanayileşme yolları çizmeye zorlar. Dahası, ortak mülkiyet, işçi
mülkiyeti ve doğrudan demokrasi ile ilgili kapsamlı deneyleri, her ne kadar
hepsi başarılı olmasa da, pratik bilgi açısından hayati bir kaynak
oluşturmaktadır. Misal, bugün devlet müdahalesi ve demokrasiye ilişkin kalıcı
sorunları çözmeye yönelik girişimlerimize dair kritik bilgiler sunmaktadır.
Nyerere’nin kendisinin de öngörülü bir şekilde vurguladığı gibi, “eğer halk,
kamu mülkiyetine dâhil edilmezse, izlenen politikaları kontrol edemezse, kamu
mülkiyeti sosyalizme değil, faşizme yol açabilir. Eğer halk egemen değilse, o
zaman kendi adlarına dayatılan korkunç bir istibdat koşullarında acı çekebilir”
(Nyerere, 1968b).
Nyerere’nin
bölgesel entegrasyon konusunda sunduğu önerilerin önemi, günümüz koşullarında
daha da artmaktadır. Kırılgan küresel tedarik zincirleri ve yaptırımlar ile
gümrük vergileri gibi silahlandırılmış ekonomik araçlar çağında, özerk bir
şekilde (yani imparatorluğa bağlı olmadan) kolektif kendine yeterlilik ve Güney
ülkeleri arası işbirliğinin genel mantığı, stratejik bir zorunluluk haline
gelmiştir. Ayrıca, Nyerere’nin tarım odaklı sanayileşme taktikleri, genel bir
şablon oluşturmasa da, mevcut kaynakları tanımlanmış kalkınma hedefleriyle
stratejik olarak dengeleyen bir sanayi yol haritası tasarlamakla ilgili
metodolojik yaklaşımı, uygun, bağlama özgü sanayi politikasının verimliliğine
dair güçlü bir kanıt teşkil etmektedir.
“Mvalimu”[6]
J. K. Nyerere’nin kalkınma ve sanayi politikası tartışmalarına yaptığı
katkıların yeniden değerlendirilmesi, düşünsel-teorik açıdan kritik bir
zorunluluktur. Mirası, arşivlere kaldırılmış sıradan bir kalıntı değil, Güney’in
sosyalist felsefesinin yaşayan bir geleneği ve özgürlüğün adil bir ekonomik
düzenin somut sonucu olduğu bir gelecek yaratmayı amaçlayan her proje için
zengin, kritik ve pratik bir kaynaktır.
Muzan Nil
Gussay Şeyheldin
30
Aralık 2025
Kaynak
Dipnotlar:
[1] Godfrey Mvakikagile, Tanzanya’nın önde gelen akademisyenlerindedir ve
Afrika çalışmaları alanında uzman bir yazardır. Kendisi, aynı zamanda ülkenin
en eski ve en büyük, İngilizce yayın yapan gazetesi aynı zamanda Doğu Afrika’nın
en büyük üçüncü gazetesi, Standard’ın muhabiridir.
[2]
İkinci yazar, çok sayıda araştırma projesi aracılığıyla Tanzanya’nın ulusal
teknolojik yetenekleri üzerine kapsamlı araştırmalar yürütmüştür. Araştırma
sırasında, birinci elden deneyimlerini paylaşan kıdemli araştırma ve teknoloji
örgütlerine mensup mühendisler ve teknik personelle yapılan kişisel
görüşmelerden elde edilen, aynı hikâyenin birden fazla ve tutarlı anlatımı
ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, hikâyenin doğruluğunu teyit edebiliriz. Hikâye, o
dönemde özellikle kalkınma planlamasında sanayileşmeye öncelik veren Güney
ülkelerinde gördüğümüz benzer hikâyelerle de örtüşmektedir.
[3]
O dönem Nyerere Bağlantısızlar Hareketi liderlerince oynadığı rol üzerinden başkan
adayı gösterildi, zira Nyerere 1985 yılında başkanlıktan istifa etmişti.
[4]
Doğrudan deneyimleri üzerinden yazarlar, muhtelif çok bileşenli örgütlerde,
Uluslararası Finans Kuruluşları’nda, Afrika üniversitelerinde çalışan birçok üst
düzey iktisatçı ve akademisyenle bir araya gelişmiştir. Bu isimlerin, uzmanı
olduklarını söyledikleri konularla ilgili olarak Nyerere’nin geride bıraktığı
miras konusunda çok az, çoğunlukla kulaktan dolma bilgiye sahip oldukları
görülmüştür.
[5]
SSCB ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde yürürlüğe konulani cebri kolektivizasyon
planları, halk arasında büyük acılara ve ölümlere yol açmıştır. Bu durum, iyi
bir şekilde raporlanmış ve incelenmiştir. Ayrıca, her iki ortamda da amaçlanan
ekonomik hedeflere ulaşmada büyük ölçüde başarılı olmuşlardır. Bu, cebri
kolektivizasyonu destekleyen bir argüman değil, aksine, kolektivizasyonun Ucema’nın
başarısızlığının tek sorumlusu olarak görülemeyeceğinin bir göstergesidir. Bu
bölümün de gösterdiği gibi, Ucema’nın nihai sonucu birçok faktörün bir araya
gelmesinden kaynaklanmıştır.
[6]
“Mvalimu” [“Muallim”], Kisvahili dilinde “öğretmen” demek. Onu sadece
onurlandırmak için kullanılan bir ifade değil. Bu isim, aynı zamanda ömrü
boyunca Tanzanya milletinin asli felsefecisi ve pedagogu olarak oynadığı rolün
yansıması. Daha da önemlisi, kelime köken itibarıyla mütevazılığı ve kendini işçilerle
bir görme tavrını yansıtıyor. Zaten Nyerere’nin ilk kariyeri ve resmi eğitimi
de ortaokul öğretmenliği ve eğitimcilik.
Kaynakça:
Adésínà, J. O. (2009). “Social policy in sub‐Saharan
Africa: A glance in the rear‐view
mirror.” International Journal of Social
Welfare, 18(s1). Wiley.
Brockmann,
M. D. (2009). Address by the President of the Sixty-Third Session of the
United Nations General Assembly, at the Launch of the World Day of Social
Justice. United Nations.
Burton,
E. (2024). “Frontline Citizens: Liberation Movements, Transnational Solidarity,
and the Making of Anti-Imperialist Citizenship in Tanzania.” International
Review of Social History, 69(S32), 197–225. Cambridge.
Chang,
H., Grabel, I., & Wade, R. (2014). Reclaiming Development: An
Alternative Economic Policy Manual (2. Baskı). Zed Books.
Chang,
H.-J., Hauge, J. L., & Irfan, M. (2016). Transformative industrial
policy for Africa. UNECA.
Cramer,
C., Sender, J., & Oqubay, A. (2020). African Economic Development:
Evidence, Theory, Policy (1. Baskı). Oxford University PressOxford. Oxford.
Davies,
R. W. (1980). The Socialist offensive: The collectivisation of Soviet
agriculture, 1929-1930. Harvard University Press.
Freyhold,
M. von. (1979). Ujamaa villages in Tanzania: Analysis of a social experiment.
Monthly Review Press.
Hydén,
G. (1980). Beyond Ujamaa in Tanzania (Reprint 2020). University of
California Press. Brill.
Ibhawoh,
B., & Dibua, J. I. (2003). “Deconstructing Ujamaa: The legacy of Julius
Nyerere in the quest for social and economic development in Africa.” African
Journal of Political Science, 8(1), s. 59–83.
Magama,
T. (2020, June 5). “Palestine, Julius Nyerere and international solidarity.” Middle
East Monitor. MEM.
Mkandawire,
T. (1999). “Globalization and Africa’s Unfinished Agenda. Macalester
International, 7 (Bahar), s. 71–107.
Mkandawire,
T. (2001). “Thinking about Developmental States in Africa. Cambridge Journal
of Economics, 25(3), s. 289–313.
Morehouse,
W. (1979). “Science, Technology, Autonomy, and Dependence: A Framework for
International Debate.” Alternatives: Global, Local, Political, 4(3),
s. 387–412. Sage.
Msekwa,
P. (2005). “Tanganyika’s Independence Struggle.” First Magazine, s. 40–42.
Mwakikagile,
G. (2006). Life Under Nyerere. New Africa Press.
Nyangoro,
J. (2002). “The Challenge of Development in Tanzania.” D. McDonald & E. N.
Sahle (Yayına Hz.) The Legacies of Julius Nyerere: Influence on Development
Discourse and Practice in Africa içinde. Africa World Press, Inc.
Nyerere,
J. K. (1968a). “Detailing public ownership: Public ownership in Tanzania
(published in the Sunday News of 12 February 1967).” Freedom and Socialism:
Uhuru Na Ujamaa; a Selection from Writings and Speeches, 1965-1967 içinde.
Oxford University Press.
Nyerere,
J. K. (1968b). “The Varied Paths to Socialism, Address to Cairo University, 10
April 1967.” Ujamaa—Essays on socialism içinde. Oxford University Press.
Nyerere,
J. K. (1973). Freedom and Development: A Selection from Writings and
Speeches 1968-1973. Oxford University Press.
Nyerere,
J. K. (1974). “Opening address to the Preparatory Meeting of the Non-Aligned
Nations Conference, Dar es Salaam. 13 April 1970.” Man and Development
içinde. Oxford University Press.
Nyerere,
J. K. (1977a). “After the Arusha Declaration: Presidential address to the TANU
National Conference, 17 October 1967.” Ujamaa—Essays on socialism içinde.
Oxford University Press.
Nyerere,
J. K. (1977b). “Purpose of Man—A speech at Dar es Salaam University college, 5
August 1967.” Ujamaa—Essays on socialism içinde. Oxford University
Press.
Nyerere,
J. K. (1977c). “Socialism and Rural development, (a policy booklet published in
September 1967).” Ujamaa—Essays on socialism içinde. Oxford University
Press.
Nyerere,
J. K. (1977d). “The Arusha Declaration.” Ujamaa—Essays on socialism
içinde. Oxford University Press.
Nyerere,
J. K. & Independent Commission of the South on Development Issues. (1990). The
Challenge to the South: The Report of the South Commission. Oxford
University Press.
Oqubay,
A. (2015). Made in Africa: Industrial Policy in Ethiopia (1. Baskı).
Oxford University Press.
Patnaik,
U., Moyo, S., & Shivji, I. G. (2011). The agrarian question in the
neoliberal era: Primitive accumulation and the peasantry. Pambazuka.
Rodney,
W. (1972). “Tanzanian Ujamaa and Scientific Socialism.” African Review, 1(4),
s. 61–76.
Saul,
J. S. (2012). “Tanzania fifty years on (1961–2011): Rethinking ujamaa, Nyerere
and socialism in Africa.” Review of African Political Economy, 39(131).
Scienceopen.
Sheikheldin,
G. (2018). Liberation and Technology: Development possibilities in pursuing
technological autonomy. Mkuki na Nyota Publishers; Jstor.
Sheikheldin,
G. H. (2015). “Ujamaa: Planning and Managing Development Schemes in Africa,
Tanzania as a Case Study.” The Journal of Pan African Studies, 8(1),
s. 78–96.
Sheikheldin,
G. H. (7 Ocak 2025). Recalling earlier Pan-African development debates:
Nyerere, South Commission, and developmental states. Pan-Africanism in the
Contemporary World: Policy, Politics, and Practice, Addis Ababa.
Shivji,
I. G. (1970). Tanzania: The Silent Class Struggle. Zenit.
Shivji,
I. G. (2012). “Nationalism and pan-Africanism: Decisive moments in Nyerere’s
intellectual and political thought.” Review of African Political Economy,
39(131). Scienceopen.
Shivji,
I. G. (with Organization for Social Science Research in Eastern and Southern
Africa). (2008). Pan-Africanism or pragmatism? Lessons of the
Tanganyika-Zanzibar union. Mkuki na Nyota Publishers ;
Organization for Social Science Research in Eastern and Southern Africa.
Shivji,
I. G., Yahya-Othman, S., & Kamata, N. (2020). Development as rebellion:
A biography of Julius Nyerere. Mkuki na Nyota Publishers.
Stiglitz,
J. (3 Mayıs 2018). The Stockholm Statement: New Strategies for Inclusive
Development. The Economic and Social Research Foundation (ESRF) in Tanzania
High Level Roundtable Forum, Darüsselam.
Townsend,
M. K. (1998). Political-economy issues in Tanzania: The Nyerere years,
1965-1985. Edwin Mellen Press.
Wade,
R. H. (2018). “The Developmental State: Dead or Alive?” Development and
Change, 49(2), s. 518–546. Wiley.