Tedarik Zincirinin Silahlandırılması:
Yemen’deki Abluka ve Deniz Lojistiği Sermayesinin Çelişkileri
“Bu İsrail uçakları
bugün bombalarını Yemen’e atıyorlar. Demek ki o bombalar Gazze’nin üzerine
yağmıyor. Gazze halkının çilesini biraz olsun azaltan Allah’a hamd olsun.”[1]
Giriş
19
Kasım 2023’te, Yemen’deki Husiler[2] adıyla bilinen savaşçılar, Kızıldeniz’de
İsrail bağlantılı Galaxy Leader gemisine saldırdılar. Böylelikle, eşi benzeri
görülmemiş bir asimetrik savaş başlamış oldu. Takip eden aylarda bu eylem,
tarihte donanması bulunmayan bir gücün gerçekleştirdiği ilk kapsamlı deniz
ablukasına evrildi. Yemenli liderler bu eylemlerin, İsrail’in Gazze’de Filistin
halkına yönelik gerçekleştirdiği soykırıma doğrudan bir cevap olduğunu
söylediler.[3] Ayrıca, İsrail ekonomisini boğmayı, saldırılara son verdirmeyi
amaçladıklarını dile getirdiler.[4]
Saldırılar,
hemen dünya ölçüde sonuç verdi: Hayati önem taşıyan Babülmendep Boğazı ve
Süveyş Kanalı’ndan geçen konteyner trafiği, yüzde 90’dan fazla azaldı, enerji
ve kargo gemileri, Ümit Burnu’nu dolanmak zorunda kaldılar. Yolculukları
haftalarca uzadı. Maliyetlerine milyonlarca dolar eklendi. Sevkiyat sigorta
primleri arttı (DIA Public Affairs 2024; Financial Times 2024).
İsrail’in
uyguladığı soykırımı sona erdirmek için gerçekleştirdiği stratejik müdahalenin
yanı sıra, Yemen, ekonomi sahasında çilesini çektiği sefalete rağmen[5],
küresel kapitalizme ait dolaşım sistemindeki derinlere kök salmış çatlakların
açığa çıkmasını sağladı.
Bu
olay şahsında bölgesel savaş, iyice tırmandı. 7 Ekim’de başlayan çatışma
süreci, hızla birden fazla coğrafi ve stratejik alana yayıldı.
Başvurulan
askeri strateji, saldırgan, savunmacı, simetrik, asimetrik, yok edici veya
yıpratıcı olabilir. “Sahne” terimi, birden fazla aktörün yer aldığı kapsamlı
bir savaşın cereyan ettiği coğrafi alanı ifade eder. Gazze savaşı örneğinde,
alanlar Gazze Şeridi, Batı Şeria, Güney Lübnan, Suriye, İran, Kızıldeniz ve
İsrail’in merkezi gibi bölgeleri kapsıyordu. Bu noktada, birçok farklı strateji
biçimi devreye girdi. Bazıları, bu şekilde sınıflandırmakta tereddüt etse de,
söz konusu stratejilerin çeşitliliği ve bölgeye yayılması, çatışmanın birden
fazla devlet aktörünün yer aldığı bir savaş olduğunun somut delili. Bu savaş,
bir tarafta ABD ve İsrail’in diğer tarafta “Direniş Ekseni” olarak
adlandırılan, İran liderliğindeki Hizbullah koalisyonu, Irak milisleri, Hamas
ve Marksist-Leninist FHKC örgütü gibi Filistinli gruplar, devrilmesine kadar
Suriye’deki Esad hükümeti ve Ensarullah’ın bulunduğu bir savaş. Yemen’in
Kızıldeniz bölgesine müdahalesi, bu geniş çatışma ağının kritik bir noktasını
temsil ediyor.
Bu
makale, özünde şu soruyu soruyor: Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri, küresel
ticareti nasıl bu denli güçlü bir müdahaleyle aksatabildi? Asimetrik savaş,
eskiden beri taktiksel zekâ veya sembolik direniş üzerinden izah edilir. Buna
karşılık, bu makale, Yemen’in başarısının, ancak başvurduğu asimetrik
taktiklerin, deniz lojistiği sermayesinin yapısal kırılganlıklarıyla nasıl
etkileşime girdiğine, bunları nasıl güçlendirdiğine dair bir inceleme üzerinden
açıklanabileceğini söylemektedir.
Abluka,
lojistik sermayesinin içsel çelişkilerini açığa çıkardı. Burada sürtünmesiz
dolaşım ve lojistik faaliyetlerinin en iyi seviyeye çıkartılması çabası,
fazlalıkları ortadan kaldırmış, riski yoğunlaştırmış ve belli bir hedefe
yönelik müdahalenin bir çırpıda zarar verebileceği bir sistemin oluşmasına yol
açmıştır.
Burada
yaptığımız teorik katkı, lojistiğin jeopolitiği üzerine yapılan tartışmalar
içerisinde kapladığı alan üzerinden, ablukanın bir tür “karşı lojistik”, yani
kapitalist dolaşımın kasıtlı olarak bozulması (Cowen 2014) çabası olduğunu
savunmaktadır. Lale Halili’nin (2020) denizcilik altyapısını “savaşın ve
ticaretin sinirleri” olarak ele alan tarihsel analizini temel alan bu makale,
bu sinirlerin stratejik düzlemde nasıl hedefe konulabileceğine dair günümüze
ait bir ampirik vaka çalışması sunmaktadır. Dahası, jeopolitik ve ekonomik
mücadelenin kritik noktaları olarak darboğazlara ilişkin çalışmalarla
(Alimahomed-Wilson ve Ness 2018) kurduğu ilişki üzerinden makale, maddi açıdan
daha zayıf olan bir gücün bu düğüm noktalarını nasıl kullanabileceğini göstermektedir.
Analiz,
altı bölümden oluşmaktadır.
1.
Lojistik ve boğazların jeopolitiği üzerine literatürü inceler.
2.
Abluka, Yemen’in uzun direniş tarihi ve daha geniş bölgesel savaş bağlamında
ele alınır.
3.
Çatışmanın beklenmedik bir biçimde denizcilik alanına kaymış olması olgusu,
donanması olmayan ülkenin denizcilik sahasındaki inovasyon faaliyetleri
bağlamında incelenir.
4.
Yemen’in gelişmiş silahlara erişimi ve ablukanın sürdürülmesindeki operasyonel
rolü analiz edilir.
5.
Makalenin özünde, savaş süresince istismar edilen, denizcilik sermayesindeki üç
iç içe geçmiş kırılganlık incelenir: coğrafi, ekonomik ve finansal avantajlar.
6.
Sonuç bölümü, yirmi birinci yüzyılda altyapı mücadelesini anlamak için bu
gelişmelerin daha kapsamlı sonuçlarını değerlendirmeye tabi tutar.
Literatür
İncelemesi:
Darboğazlar, Karşı Lojistik ve Rekabetin Konusu Olan Dolaşım Alanı
Küreselleşme
üzerine yapılan araştırmalar, ticaretin entegrasyon ve verimlilik yoluyla
istikrarı artırabileceği görüşünü uzun zamandır savunmaktadır. Bhagwati (2004),
küreselleşmenin piyasaları büyütüp derin entegrasyonu teşvik etmek suretiyle
ekonomik istikrarı desteklediğini söyler. Krugman (1995), ölçek ekonomilerinin
ve ticari liberalleşmenin üretim ağlarını yereldeki şoklara karşı daha dirençli
hale getirebileceğini vurgulamaktadır. Helpman (2011), yoğunlaşan küresel
ticaretin inovasyonu ve teknolojik yayılımı teşvik ederek, firmaların uyum
yeteneğine yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır. Dünya Ticaret Örgütü (2021),
çok taraflı anlaşmaların ve küresel entegrasyonun tarihsel olarak krizler
sırasında bile ticaret akışlarını desteklediği iddiasındadır. Bu bakış açıları,
hep bir ağızdan, küreselleşmenin yol açtığı verimliliği ve entegrasyonu,
tedarik zincirindeki istikrarın potansiyel kaynakları olarak takdim
etmektedirler.
Eleştirel
politik iktisatçılar, hem istikrar sağlayıcı hem de istikrarsızlaştırıcı
sonuçlara vurgu yaptıkları çalışmalarında, bu iyimserliği incelikli bir şekilde
ele almışlardır. Rodrik (2011), küreselleşmenin pazarlara erişim imkânını
artırdığını ancak yereldeki kırılganlıkları artırma ihtimalinin açığa çıktığını
tespit etmektedir. Milberg ve Winkler (2013), küresel değer zincirlerinin
ekonomik faaliyeti bölgeler arasında nasıl yeniden dağıttığını ve riski nasıl
yaydığını tartışmaktadır. Baldwin (2016), parçalanmış üretim ağlarının riski
dağıtmadaki rolünü vurgulamaktadır. Gereffi vd. (2005) ile Coe ve Yeung (2015),
modüler ve coğrafi düzlemde dağılmış üretim ağlarının, firmaların şoklara cevap
olarak tedariki yeniden yapılandırmasına imkân sağlayabileceğini ortaya
koymaktadır. Ponte ve Sturgeon (2014), küresel değer zincirlerindeki yönetim
yapılarını riski yönetme mekanizmaları olarak vurgulamaktadır. Feenstra (1998),
Sheppard (2012), Dicken (2015) ve Christopherson vd. (2008) lojistik alanındaki
iyileştirmelerin, kurulan bağlantının ve bilgi akışının belirli koşullar
altında nasıl uyarlama çalışmalarını nasıl kolay kılabileceğini, yerele yönelik
bağımlılığı nasıl azaltabileceğini açıklamaktadır.
Yemen
ablukası, küreselleşmenin dayanıklılığının sınırlarını ortaya koyar. Coe vd.
(2004) ve Yeung (2015), küresel üretim ağlarının karşılıklı bağımlılıkları
nasıl yoğunlaştırdığını ortaya koymuşlardır, ancak bu tür çalışmalar, daha çok
karadaki faaliyetlere odaklanmışlardır. Lale Halili (2020), nakliye sahasındaki
tekelciliğin, ticareti dar koridorlara hapsettiğini, sistem genelinde
zincirleme reaksiyonlara yol açan tıkanıklık noktaları yarattığını
vurgulamaktadır. Cowen (2014) ve Neilson vd. (2018), tam zamanında lojistik ve
hız arayışının siyasi çatışma, işçi grevleri veya doğal afetlerden kaynaklanan
şoklara maruz kalma ihtimalini artırdığını göstermektedir. Bu, David Harvey’nin
(2005) küreselleşmenin eşitsiz coğrafyalarına yönelik eleştirisini, Timothy
Mitchell’ın (2011) ve Michael Watts’ın (2004) kaynak mücadelelerine ilişkin
analizlerini akla getirmektedir. Bu çalışmalar, dolaşım altyapılarının aynı
zamanda kırılganlık altyapıları olduğunu vurgulamaktadır. Bu tür görüşlerden
yola çıkarak, lojistik için önemli olan coğrafyalar, dolaşımı bir mücadele
alanı olarak gören yaklaşım üzerinden yeniden bir teorik zemine
oturtulmuşlardır.
Lojistik,
tarafsız bir olgu değildir. Bilâkis lojistik, güç ve kırılganlık arasındaki
gerilimde şekillenen kapitalizmin sinir sistemi gibi iş görür (Cowen 2014;
Khalili 2020). Lojistik devrimi, zaman içinde mekânı yok etmeyi amaçlamış,
ancak bunun yerine, “çağdaş yaşamın bağlı olduğu akışların kısıtlandığı yerler”
olan darboğazlar üretmiştir (Carse vd. 2018). Aynı şekilde, Chua vd. (2018),
lojistiği, sermayenin akışlarını mümkün kılan ve aynı zamanda yeni mücadele
alanları yaratan, çalkantılı ve çekişmeli bir dolaşım olarak tarif eder.
Karşı-lojistik
meselesini ele alan çalışmalar, dolaşımı aksatan müdahaleleri dolaşımın
silahlandırılması olarak anlar (Alimahomed-Wilson ve Ness 2018). Bernes (2013),
“karşı-lojistik” kavramını bu terimlerle ele alırken, Somali korsanları (Dua
2019), isyancı veya aktivist ablukaları (Bosworth ve Chua 2023; Danyluk 2023),
altyapıların nasıl siyasallaştırılabileceğini ve kullanılabileceğini ortaya
koymaktadır.
Darboğazlar,
sistemik bağımlılıkları kristalleştirir. Buralara liman işçileri, yerli
hareketler, iklim aktivistleri veya isyancılar eliyle gerçekleştirilen
müdahaleler, lojistiğin hem tahakküm hem de ihtimallerle tanımlı bir alan
olduğu gerçeğini açığa çıkartır.
Yemen
vakası, küresel denizcilik sistemindeki asimetriyi ön plana çıkarmıştır. Aşırı
optimizasyon, gemilerin devleşmesi, kurumsal konsolidasyon ve finansallaşma,
verimliliğin kırılganlıkla birleştiği bir sistem yaratır (Haralambides 2019;
Khalili 2020; Kumar 2024). Hepworth (2014), okyanusu aşan gemiyi, finansal
yükümlülüklerin fiziksel bileşenler kadar önemli olduğu, yüksek avantajlı sabit
sermaye olarak kavramsallaştırır. Sigortacılar, alacaklılar ve risk
yöneticileri, riskle yüzleşme ihtimalleri karşısında adımlar attıkça hem
maddiyat hem de finans düzleminde aksamalar yaşanır. Bu şekilde, risk algıları,
maddi hasar kadar istikrarsızlaştırıcı hale gelir.
Bu
açıdan bakıldığında, Yemen ablukası, karşılıklı bağımlılığın dayanıklılığı
sağladığı yönündeki yaygın iddiayı doğrudan sorgulamaktadır. Bunun yerine,
küresel ticaretin yoğunlaşmasının, sistemik riski darboğazlarda birleştirerek,
ağları zincirleme arızalara karşı savunmasız hale getirdiğini ortaya
koymaktadır. Bu, Aşok Kumar’ın (2020) “mekânsal esneklik düzeyi” kavramıyla
örtüşür. Bu kavramda, dar koridorlara kilitlenmiş altyapılar, aksamaya maruz
kalma ihtimalini artırmaktadır. Dakota’daki Standing Rock Siu Bölgesi’nden
geçecek petrol boru hattından Babülmendep’e dek gerçekleştirilen tüm ablukalar
özünde ortak bir dile sahiptir: dolaşım sahasını bir çatışma alanına
dönüştürerek altyapıları siyasallaştırmaktadırlar. Ancak Yemen ablukası,
asimetrik karşı lojistiğin, işçi hareketleri veya toplumsal hareketlerin yıkım
kapasiteleriyle yarışan, bazen onları aşan düzeylerde finansal ve altyapısal
kırılganlıkları nasıl harekete geçirebileceğini ortaya koymaktadır.
Ablukayı
Bağlamına Oturtmak: Yerel Direnişten Gazze ile Dayanışmaya
Abluka,
Yemen’de uzun süredir devam eden direniş hareketi ve onun karmaşık, çoğu zaman
ironik jeopolitik tarihi dışarıda tutularak anlaşılamaz. Askeri kapasite,
Ensarullah eliyle inşa ve icra edilmiş olsa da, eylem, ulusal bir dayanışma
projesi olarak anlaşılmış, kontrolleri altındaki Yemen topraklarında geniş
destek görmüştür (Shamir 2025).
Ensarullah,
Yemen’in kuzeyindeki Zeydi cemaatinin bağrından neşet etmiş, Zeydi siyasi ve
dini kurumlarının marjinalleştirilmesine, Suudi destekli Selefiliğin
yayılmasına ve Ali Abdullah Salih rejimi eliyle yapılan devlet zulmüne doğrudan
bir cevap olarak harekete geçmiştir (Agubamah 2025; Bonnefoy 2018; Dresch
2000). Ancak bu modern bağlam, bölgesel ittifakların rastlantısal doğasını
ortaya koyan ironik jeopolitik ittifakların daha derin bir tarihiyle
gölgelenmektedir. Örgütün Suudi ve İsrail çıkarlarının başlıca düşmanı olarak
aldığı mevcut konum, yirminci yüzyılın ortalarındaki önemli bir dönemin üzerini
örtmektedir: Kuzey Yemen İç Savaşı (1962-1970) sırasında, Nasırcı cumhuriyetçi
subaylar tarafından devrilen Zeydi İmamlığı, Suudi Arabistan ve İngiltere’den
oluşan bir koalisyon tarafından aktif olarak desteklenmiştir. Mısır’ın deniz
ablukasını kırmak ve Nasırcıların kesin bir zaferini engellemek amacıyla
kurulan bu ittifaka, kralcı güçlere silah ve malzemenin hava yoluyla
ulaştırılması için kullanılacak İsrailli pilotları da içerdiği bilinmektedir
(Halliday 1974; Jones 2004; Dışişleri Bakanlığı 2000). Bu başarısız müdahale,
“seyir güvenliğinin korunması”nın, güçlü devletlerin kendi stratejik amaçlarını
takip etmek için Kızıldeniz lojistiğini manipüle etmelerinde uzun zamandır
kullanılan bir bahane olduğunu ortaya koymaktadır.
Ne
var ki örgüt, 2000'li yılların sonlarında Başkan Ali Abdullah Salih ile ardı
ardına savaşlar yaşarken, düzensiz bir gerilla gücünden daha geniş hedeflere
sahip disiplinli bir orduya dönüşmek zorunda kaldı (Lackner 2019). 2009’daki
büyük Suudi müdahalesine rağmen, Ensarullah etkisini muhafaza etti, hatta
ertesi yıl Saada şehrinde fiili bir hükümet kurdu (Ashraf 2018).
Arap
Baharı’ndan sonra yerel siyasi ortam önemli ölçüde değişti. Salih’in yerine
Suudi desteğiyle Abdrabbu Manor Hadi geçti. 2014’te yeni yasalarla Ensarullah’ı
devre dışı bırakmayı uman Hadi hükümeti, istemeden de olsa onların mücadelesine
yeni bir ivme kazandırdı. Eylül 2014’e gelindiğinde, tahmini 30.000 deneyimli
ve yüksek eğitimli savaşçıdan oluşan bir güçle (Mutschler vd. 2024),
Ensarullah, başkent Sana’yı ve Kızıldeniz boyunca önemli bölgeleri ele geçirdi.
Nitekim, en az 2014’ten beri, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) bağlı
Kudüs Gücü, Mahan Hava Yolları aracılığıyla Yemen’e danışmanlar ve gelişmiş
silahlar taşıyor (Mutschler vd. 2024), Ekim 2014’te Ensarullah’ın Hudeyde
Limanı’nı ele geçirmesinden sonra ise deniz yoluyla ek sevkiyatlar yapılıyor.
Suudilerin Mart 2015’te abluka uygulaması sonrasında bile İran’ın desteği kara
ve deniz yoluyla yürütülen kaçakçılık faaliyetleriyle devam etti (Bonnefoy
2018).
Suudiler,
Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğiyle 2015’te Yemen’e yeniden müdahale etti,
ancak Yemen’in devlet aygıtı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeye devam eden
örgütü alaşağı yerinden edemedi. O yılın Nisan ayına kadar Ensarullah, ülkenin
ordusunun yüzde 60’ını, tanklar, topçu birlikleri ve helikopterler de dâhil
olmak üzere silahlarının ise yüzde 70’ini kontrol ediyordu (Mutschler vd.
2024). Dahası, örgütün eski baş düşmanı Salih ile pragmatik ittifakı, ona
meşruiyet kazandırdı. Böylelikle örgüt, eski cumhurbaşkanına hâlâ sadık olan
ordunun bazı kesimlerini kendi saflarına çekti, ta ki Salih, Aralık 2017’de
tekrar taraf değiştirmeye çalışıp suikasta kurban gidene kadar. Yıllarca süren
Suudi ve BAE bombardımanları, ayrıca, abluka kaynaklı açlık üzerinden
Ensarullah, hassas noktalara füze ve insansız hava aracı saldırılarını
artırarak rakiplerini savunmaya zorladı. 2019’da Suudilere ait Aramco
şirketinin Abkayik ve Hureys tesislerine yapılan, krallığın petrol üretimini
geçici olarak yarıya indiren saldırı, diplomasi ve finans düzleminde önemli
sonuçlara yol açtı. Ardından Abu Dabi’deki limanlara yapılan saldırılarla örgüt
etki sahasını genişlettiğini dosta düşmana gösterme imkânı buldu.
Nisan
2022’de BM arabuluculuğuyla sağlanan ateşkes, cephe hatlarındaki çatışmaları
büyük ölçüde durdurdu. Mart 2023’te Suudi-İran yakınlaşması sonrası barış
görüşmeleri epey ilerleme kaydetti, ancak henüz kalıcı bir çözüme ulaşılamadı.
Tüm olumsuzluklara rağmen, Ensarullah, 150.000 can kaybı pahasına, güçlü bir
Suudi liderliğindeki koalisyonla savaşmayı bildi (Gambrell 2024). Ancak 7 Ekim
2023 her şeyi değiştirdi.
Donanması
Olmayan Ülkenin Denizcilik Sahasındaki İnovasyon Faaliyetleri
Donanmalar,
tarihsel olarak devlet gücünü ve küresel erişimi sembolize etmiş, muazzam
kaynaklar, planlama, mühendislik ve inşaat yatırımlarına ihtiyaç duymuşlardır.
Yemen ise bunun aksine, yalnızca ucuz yerli teknoloji ve jeostratejik öngörüye
başvurmak suretiyle, büyük bir deniz zaferi elde etmeyi bilmiştir. Muhtemelen
bu süreçte Yemen deniz savaşları tarihine yeni bir sayfa ekledi.
Milan
Vego (2016), Maritime Strategy and Sea Control [“Denizcilik Stratejisi
ve Denizlerin Kontrolü”] adlı kitabında, güçlü rakipler arasındaki çatışmalarda
kritik su yollarının güvenliğinin sağlanmasının önemine vurgu yapıyor. Bu
güvenliğin sağlanamaması durumunda karada yürütülen operasyonlara destek sunulamayacağını
belirtiyor.
Dolayısıyla,
“denizlerin kontrolü için verilen mücadele” son derece önemli. Bu kontrolü
sağlamak amacıyla, suda avantajı olan güçler, genellikle rakiplerini tecrit
etmek, ekonomik istikrarlarını ve lojistiklerini ana cephenin ötesine
genişletme kapasitelerini ortadan kaldırmak için abluka uygularlar (Biggs vd.
2021).[6] Bu açıdan Yemen ablukası, kayda değer bir donanması olmayan Yemen
eliyle tarihe yeni bir sayfa eklemektedir. Bunu, örneğin, dünyanın en gelişmiş
ve kapsamlı ordularından biri olarak kabul edilen İsrail’in Gazze’ye uyguladığı
kara, hava ve deniz ablukasıyla karşılaştırmak gerekmektedir (Kosmatopoulos
2019).[7]
İsrail
Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) Gazze’de tesis ettiği hâkimiyet, Filistin
direnişine mensup örgütleri gerilla taktiklerine başvurmaya zorlayan asıl
etkendir. Ancak İran ve Hizbullah, tarihsel olarak daha geniş bir hareket
alanına ve daha fazla kaynağa erişime sahip olmuş, bu da onlara caydırıcılık
dereceleri oluşturma imkânı sağlamıştır (Bonnefoy 2018).
Yüzlerce
kilometre uzaktaki Yemen’de gücünü pekiştiren Ensarullah da Gazze’de bilinmeyen
bir hareket alanına sahiptir. İsrail’in gayri resmi nükleer yeteneklerine
(Bidder ve Nitzan 1996) ve dünyanın dört bir yanından temin edilen üst düzey
silah cephaneliğine (El-Shewy vd. 2025) rağmen, Yemen, elverişli coğrafyasını
ekonomik bir silaha dönüştürerek, minimum kaynaklarla olağanüstü bir
caydırıcılık düzeyine ulaşmayı bilmiştir.
Eleştirmenler,
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ni gemileri ayrım gözetmeksizin hedef almakla suçlayıp
durdular. Bu durum, Dış İlişkiler Konseyi’nin bile kabul ettiği üzere, gemi
sahipliği, mürettebat milliyeti ve sicilinin sıklıkla farklılık gösterdiği
küresel denizciliğin şeffaf olmayan yapısından kaynaklanıyor (Berman 2024).
Buna ek olarak, Yemen, saldırılardan önce gemilere hem yazılı hem de
görsel-işitsel uyarılar gönderdi; genellikle İnsani Operasyonlar Koordinasyon
Merkezi (HOCC) tarafından gönderilen e-postalar aracılığıyla, İsrail ile
bağlantılı gemilere belirli deniz bölgelerinden uzak durmaları tavsiye edildi
(Maltezou ve Saul 2024). Bazı vakalarda, saldırılar başlatmadan önce gerçek
zamanlı radyo iletişimi kullandılar veya videolara sözlü uyarılar eklediler; bu
da çatışmadan önce sinyal gönderildiğini ortaya koyuyor (Gambrell 2025). Bu
uyarılar, Yemenlilerin ayrım gözetmeksizin saldırmadıklarını, bir dereceye
kadar hedef belirlediklerini gösteriyor. Ama bir yandan da bu tür bildirimlerin
etkinliği ve tutarlılığı da tartışılıyor.[8]
Tarihsel
düzlemde deniz ablukaları, önemli donanmalarını devreye sokan İngiliz veya ABD
gibi deniz güçlerinin tercih ettiği bir araç olmuştur (Davis ve Engerman 2006).
Ancak Yemen, elindeki imkânlara güvenmek zorundaydı: küçük saldırı botları,
kıyı savunma sistemleri, deniz mayınları, insansız hava araçları ve füzelerle
hareket etmeye mecburdu. Üstelik bu, nispeten zayıf, deniz gücü olmayan bir
ülke tarafından gerçekleştirilen ilk başarılı deniz ablukası değildi.
2000’li
yılların başlarında bile, Somali korsanları, Aden Körfezi’nde ticari gemileri
kaçırmak, fidye almak ve bölgesel denizciliği aksatmak için küçük tekneler ve
hafif silahlar kullanmışlardı (BM 2011). Aynı şekilde, Tamil Eelam Kurtuluş
Kaplanları’nın (LTTE) deniz kanadı olan Deniz Kaplanları, seksenler ve
doksanlarda Sri Lanka’nın deniz operasyonlarını ve ticari gemilerini hedef
almak için küçük tekneler ve el yapımı patlayıcılar kullandı (Smith 2011).
Akdeniz’de Hizbullah, İsrail gemilerini ve askeri gemilerini taciz etmek için
sık sık küçük tekneler ve kıyı savunma sistemlerinden yararlandı (Cropsey
2022). Mekong Deltası’nda Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (NLF) askeri
kanadı, Amerikan güçlerine karşı nehir mayınları yerleştirdi (Tanham 2006). Kuzey
İrlanda’daki çatışmalar sırasında, Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA),
Kuzey İrlanda’daki İngiliz gemilerini hedef almak için küçük tekneler ve
patlayıcılar kullandı (Bell 2017). Filipinler’de mücadele yürüten Ebu Sayyaf
örgütü, Sulu ve Celebes denizlerinde korsanlık yapmak için küçük tekneler ve
hafif silahlar kullanıyor (Banlaoi 2007).
Ancak
Yemen, tüm dünya ticaretinin çift haneleri bulan bir yüzdelik kısmını başka
yöne sevk etmek suretiyle abluka meselesini bambaşka bir boyuta taşıdı. Bu,
tarihi boyutlarda bir sapmayı ve tam anlamıyla bir ablukayı temsil ediyor.
Abluka, Ensarullah’ın bölgedeki ABD ve Suudi nüfuzuna karşı yürüttüğü, uzun
süredir devam eden mücadelesinin bileşenlerinden biri.[9] Örneğin örgüt,
2016’da Kızıldeniz’deki ABD gemilerini hedef almış, saldırılar ABD
Donanması'nın misilleme saldırılarıyla karşılanmıştı. Aslında bu olay,
gelecekte olacaklara dair bir işaretti (Haight 2024).
Silahlar
ve Savaş: Yıkıcı Teknik Kapasite
Yemen’in
başarısı, bir yandan da gelişmiş ancak uygun fiyata satılan teknolojiye
erişimine de bağlı. Bu teknolojinin büyük bir kısmı yerli üretimdir veya İran
gibi müttefikler tarafından sağlanmaktadır. Modern uzaktan savaş, uzaktan
hassas vuruşları mümkün kılmıştır: Yemen Silahlı Kuvvetleri, artık keşif ve
hedefli vuruşlar için insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra, gemileri
uzaktan hedefleyebilen seyir ve balistik füzeler kullanmaktadır. Küçük
teknelerden oluşan bir filo da iş başındadır. Bunlar, çoğunlukla hızlı ve
manevra kabiliyetine sahip, patlayıcı yük taşıyabilen teknelerden oluşmaktadır.
Bir de gemilere saldırı ekipleri indirmek için helikopterlerden istifade
edilmektedir.
Sınırlı
sanayi kapasitesine rağmen Yemen, Çin’den Umman üzerinden ithal edilen, iki
farklı alanda kullanılabilen ticari teknolojiden yararlandı ve yerli tesisler
geliştirdi (Mutschler vd. 2024). İran’ın yardımıyla Yemen, 2015’ten beri
insansız hava aracı filosunu genişletti, sistemlerin çoğunu yerelde üretti.
Dikkat çekici saldırı dronları arasında Kasef-1 ve Kasef-2K (menzil 150 km,
İran’ın Ebabil-T modelinden esinlenilmiştir) ve 2018’den beri Samed-2 ve
Samed-3 dronları (menzil 900 km, patlayıcı yük taşıyabilen), yeniden
kullanılabilir saldırılar için tasarlanmıştır (Mutschler vd. 2024).
2014’ten
beri, İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü, Mahan Hava Yolları
aracılığıyla danışmanlar ve gelişmiş silahlar taşıdı (Mutschler vd. 2024).
İranlı mühendisler, ayrıca Saada’da Füze Araştırma ve Geliştirme Merkezi’nin
kurulmasına yardımcı olarak, Sovyet dönemine ait füzelerin modernize edilmesi
konusunda eğitim verdi, Yemen’e deniz mayınları ve insansız deniz araçları
tedarik etti (Nevola 2023).
Bauman’ın
(2000) “akışkan modernite” kavramını ve bölge-ağ ayrımını kullanan Mutschler
vd. (2024), Ensarullah’ın yaklaşımını “akışkan savaş” olarak tanımlayarak,
bölgesel kontrolden ziyade yıpratma ve tahribata vurgu yapıyor. Asimetrik
çatışmalarda, daha zayıf güçler, genellikle üstün teknolojik avantajları
etkisiz hale getirmek için yakın dövüşe giriyorlar. Sovyet Generali Vasili
Çuikov, bu stratejiyi Stalingrad’da “düşmanı kucaklamak” olarak resmiyete
kavuşturmuş, bu strateji, Vietnam’da mücadele yürüten Ulusal Kurtuluş
Cephesi’nin “kuşağı kavrama” stratejisiyle genişletilmiştir. Ancak Yemen’de
Ensarullah, İran Devrim Muhafızları tarafından sağlanan gelişmiş silah ve
eğitim cephaneliğinin giderek artması sayesinde, hem savunma hem de
genişletilmiş kuvvet operasyonlarına imkân sağlamak suretiyle, mekânsal
mesafeyi daraltmaya gerek kalmadan gerilla savaşının uyarlanabilir dinamizmini
açığa çıkartmayı bilmiştir.
Ocak
2024’te ABD, önemli bir kısmının ismini bilmediğimiz, yirmi kadar ülkeden
oluşan bir koalisyonun “Husilere karşı küçük savaş” yürüteceğini duyurdu
(Haight 2024: s. 3), ardından da Kızıldeniz’deki ticari gemi trafiğini korumak
amacıyla, Refahın Bekçisi Operasyonu denilen operasyonu başlattı. Yemen Silahlı
Kuvvetleri’ni zayıflatmakla görevli sınırlı bir harekât kapsamında koalisyon,
Yemen’deki silah stoklarını ve gelir kaynaklarını bombardımana tabi tutmanın
yanında ülkeye yönelik mali yaptırımları yürürlüğe koydu (Haight 2024; Martin
2024). Ancak bu “küçük savaş”, ABD deniz kuvvetleri komutanlarının kısa süre
sonra “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD Donanması’nın gördüğü en uzun
süreli çatışma” olarak tarif ettikleri savaşa evrildi (Gambrell 2024). Husilerin
insansız hava araçları ve füze bombardımanları, koalisyon güçlerini kolayca alt
etti. Arleigh Burke tipi muhripteki bahriyeliler, yoğun saldırılarla karşı
karşıya kaldılar. Mürettebat, ateşe en kısa sürede cevap vermek zorunda kaldı
(Gambrell 2024).
Temmuz
2024’e gelindiğinde, analistler, operasyonun başarısız olduğu sonucuna vardılar
(Curran vd. 2024; Haight 2024; Johnson 2024; Martin 2024; Paes vd. 2024; Samaan
2024; Webb 2024). Başarısızlığın altını çizen Foreign Policy dergisi,
Batı’nın Çin gibi denk bir rakibe karşı koyma kapasitesi konusunda operasyonun
“insanın içini acıtan sorular”ı gündeme getirdiğini söyledi (Johnson 2024).
Yemen’in
düşmana aman vermeyen asimetrik taktikleri, Kraliyet Donanması raporunda da
ifade edildiği biçimiyle (Ratcliffe ve Longley 2024) beş saat içerisinde beş
gemiyi hedef almak gibi, dünya denizciliğini raydan çıkarmakla tehdit edecek
düzeye ulaşmıştı. Zira küçük aksaklıklar bile zincirleme sonuçlara yol açma
riski taşıyordu. ABD yetkilileri, en nihayetinde çabalarının beyhude olduğunu
kabul ettiler, çünkü Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin nakliye yolları üzerindeki
fiili kontrolünü sürdürmesi için ara sıra gerçekleştirdiği saldırılar kafi
geliyordu (Gambrell 2024). Sırtlanılan mali yük o kadar büyüktü ki nakliye
şirketleri, Refahın Bekçisi Operasyonu bünyesinde hareket eden askeri
birliklerin refakatini kabul etmek yerine Ümit Burnu Rotası denilen hattı seçip,
Ümit Burnu’ndan dolaşıyorlardı. Sistem öyle kırılganlaşmıştı ki kimse, bir
İHA’nın menziline girmek istemiyordu. Zafer, hibrit savaşın olmuştu.
Kırılganlığın
Mimarisi: Yıkıcılığın Elindeki Üç Avantaj
Yemen’in
başarısı asla tesadüfi değildi, o, zaten başarısızlığa hazır bir sisteme baskı
uygulamanın sonucuydu. Kâr odaklı modern denizcilik endüstrisi, kendi direncini
kırmak suretiyle, üç temel zaafın açığa çıkmasını sağladı.
Avantaj
1: Coğrafi Avantaj -Babülmendep Boğazı
Coğrafyanın
ticaret akışlarını kısıtladığı küresel denizcilik geçiş noktaları, her zaman
büyük stratejik öneme sahip olmuştur. Bunların en kritikleri arasında, küresel
petrol tüketiminin yüzde 21’ine aracılık eden Basra Körfezi’ndeki Hürmüz Boğazı
ve her biri küresel tahıl ihracatının önemli bir bölümünü yöneten İstanbul
Boğazı, Cebelitarık Boğazı, Panama Kanalı ve Malakka Boğazı yer almaktadır
(Verschuur ve Hall 2024).
Bu
bağlamda, Asya’daki üretim merkezlerini Avrupa’daki tüketim pazarlarına
bağlayan Babülmendep Boğazı, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12-15’ine
aracılık etmektedir (Haralambides 2019). Bu oran, küresel petrol
sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 12’sini ve konteynerli malların yüzde 30’unu
kapsamaktadır. Bunu, Hint Okyanusu’nu Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden
Akdeniz’e bağlayarak yapmaktadır. Kızıldeniz, küresel ticaretin hayati bir
damarı olup, tüm konteyner trafiğinin üçte birine, komşu olmayan ülkeler arasındaki
deniz ticaretinin yüzde 23’üne aracılık etmektedir. Deniz yoluyla taşınan
petrolün yüzde 12’sinin, sıvılaştırılmış gazın yüzde 8’inin taşınmasına
aracılık eden boğaz, muazzam bir stratejik öneme sahiptir.
Babülmendep
Boğazı’nın en dar noktası 26 kilometre genişliğindedir. Tanker trafiği burada
iki kanaldan akar. Gelen gemiler ve giden gemiler ikişer deniz mili
genişliğindeki iki kanalı takip eder. Boğazdan geçiş engellendiğinde, gemiler,
çok daha uzun ve tehlikeli olan Ümit Burnu’nu dolaşmak zorunda kalırlar.
Burası, kanal öncesi kullanılan rotadır. Neticede boğazdaki rutin aksaklıklar
bile küresel sonuçlara yol açar. Verschuur ve Hall (2024), bu tür aksaklıkların
dünya ekonomisine yıllık 23,3 milyar dolarlık bir maliyeti olduğunu tahmin
etmektedir.
Bu
rotanın kuzey ucundaki Süveyş Kanalı da yirminci yüzyıl boyunca, özellikle
Süveyş Krizi (1956), Altı Gün Savaşı (1967) ve Yom Kippur Savaşı (1973) gibi
olaylarda tekrar eden stratejik çatışmalara sahne olmuştur. Tarihsel olarak,
bölgedeki deniz ablukaları, hayati önem taşıyan su yollarını fiziksel olarak
kontrol etmek veya kapatmak için daimi deniz kuvvetleri konuşlandıran devletler
tarafından gerçekleştirilmiştir. Örneğin, 1956 tarihli Süveyş Krizi sırasında
Mısır’ın kanalı millileştirmesi, İngiltere, Fransa ve İsrail’in askeri
müdahalelerine yol açmıştır. Çatışma neticesinde, kanal sekiz ay boyunca
kapanmış, bu da gemilerin Afrika’yı dolaşarak önemli maliyetlere katlanmak
zorunda kalmalarına neden olmuştur.
1967’deki
Altı Gün Savaşı’nın ardından Mısır, Süveyş Kanalı’nı bu kez gemileri batırarak
ve kanal kıyılarını askerileştirerek tekrar kapattı. Kapanma, sekiz yıl sürdü.
Bu müdahale, küresel denizcilik üzerinde muazzam bir etkiye yol açsa, tam
anlamıyla bir deniz ablukası sayılmazdı: açık denizdeki gemi trafiğinin
engellenmesinden ziyade, sabit bir iç su yolunun pasif olarak kapatılmasını
temel alıyordu.
Stratejik
yaklaşım dâhilinde, 1973'te Yom Kippur Savaşı sırasında Mısır, boğazda gerçek
bir deniz ablukası tatbik etmek suretiyle, açık denizlere yönelik tesir alanını
genişletti. Güney Yemen ile koordineli olarak Mısır, Kızıldeniz’in güney
çıkışına iki muhrip, iki denizaltı ve yardımcı gemilerden oluşan sınırlı bir
deniz gücü konuşlandırdı. Bu güç, 26 gün boyunca İsrail’in Eilat Limanı’na
giden deniz trafiğini başarıyla bloke ederek, Akabe Körfezi’ne (Eilat)
erişimini kesti ve gemileri Afrika’nın etrafından dolaşmaya zorladı (Bar-Joseph
2005; Kapeliouk 2022; O’Flaherty 2020). Bu operasyon, deniz gücünün stratejik
denizcilik hedeflerine ulaşmak için kara harekâtlarıyla nasıl entegre
edilebileceğini gösterdi.
Bugünkü
Yemen ablukasını diğerlerinden ayıran şey, resmi bir donanma olmadan tatbik
ediliyor olmasıdır. Babülmendep ve civarındaki sular uzun zamandır
tartışmaların konusudur. Örneğin birinci ve ikinci dünya savaşları esnasında
İngilizler bu bölgede devriye atmıştır. Ancak bu operasyonlar, geleneksel
devlet donanmalarını temel alıyordu. Yemen, bildiğimiz türde bir donanmaya
sahip olmamasına rağmen, deniz ablukasını etkili bir biçimde uygulamayı
bilmiştir.
Daha
yakın bir tarihte, 2021’de yaşanan Ever Given olayı, bu darboğazların
kırılganlığını daha da belirgin kıldı. Ever Given isimli konteyner gemisinin
altı gün boyunca karaya oturması, günlük ortalama kapasitesi 51,5 gemi olan
Süveyş Kanalı’ndan geçen trafiği durdurdu. Bu da yılda yaklaşık 19.000 geminin
1,17 milyar ton mal taşıdığı, küresel yükün yaklaşık yüzde 13,5’ine denk
geliyor (Lee ve Wong 2021). Abluka, 450 mega geminin birikmesine, dünya
çapındaki tedarik zincirlerinin aksamasına, günlük 9,6 milyar dolarlık
kayıplara ve alternatif kiralama oranlarında yüzde 47’lik bir artışa neden oldu
(Russon 2021). Kanal, sadece altı gün sonra yeniden açılmış olsa da, aksamalar,
gemilerin Ümit Burnu’nu dolaşmalarına sebep olup maliyetleri artırmanın
yanında, kanalın aşağı yönüne doğru akan trafiği etkilemeyi sürdürdü. Lee ve
Wong’un (2021: s. 2) açıkladığı gibi, “kanala sürekli gemi girdiği için,
gemiler, birikmiş yük nedeniyle sıranın en arkasında beklemek zorunda
kalıyorlar. Trafik yeniden başlasa bile, birikmiş yük konteyneri ve gemisi
bulma konusunda sorunlara yol açtı.” Tıkanmaya bağlı toplam kayıpların 79,6
milyar dolar veya dünya GSYİH’sinin yüzde 0,1’i olduğu tahmin ediliyor (Gokan
vd. 2024).
Kızıldeniz’deki
abluka, bilhassa deniz ticaretine büyük ölçüde bağımlı bir devlet olan İsrail’i
etkiledi. İsrail’in GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 58’i ticarete bağlıdır, bunun
(ağırlık olarak) yüzde 99,6’sı deniz yoluyla yapılmaktadır (Maor ve Eylon
2024). Bu bağımlılık, İsrail’i fiiliyatta doğal gaz hariç, hammadde, tüketim
malları ve enerji kaynakları konusunda ithalata bağımlı olan bir “ada devleti”
haline getiriyor (Razin ve Charney 2015). İsrail, deniz üzerinden taşıyacağı
yükün yüzde 80’ine Hayfa, Aşdod ve Eilat isimli üç büyük limanı aracılık
ederken, Hadera ve Aşkelon gibi daha küçük terminaller özel enerji
sevkiyatlarında kullanılıyor. Dünyanın devasa gemilere meyilli olduğu
koşullarda gemicilik ve denizcilik sahasında önemli güncellemelerin yapılmasına
ihtiyaç duyuldu. Bu gelişme neticesinde İsrail’in bu üç büyük limana yönelik
bağımlılığı fiiliyatta kalıcı hale geldi.
Avantaj
2: Ekonomik Avantaj -Birleşme, Devleşme ve Esnekliğin Kaybı
Denizcilik
lojistiğindeki temel kırılganlık, ekonomik dönüşümlerden kaynaklanmaktadır.
Yüksek kapasite, dönemsel talep ve son derece düşük kâr marjlarıyla tanımlı
sektör, bu sürece birleşmeyle cevap vermiştir. Birkaç dev firmanın hâkim olduğu
sektörde merkezi kontrol, artık büyük gemilerdedir. Bu gemilere ultra büyük
konteyner gemileri (ULCV) denilmektedir.
Joseph
Stiglitz’in (2006) tespitiyle, küreselleşme, ancak denizcilik lojistiği yanında
bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) sayesinde mümkün olmaktadır. Dolayısıyla
bugün küreselleşme, birleşmeye ve büyük siparişlere dayalı, tam zamanında
teslimat sistemlerine bel bağlayan küçük mülk sahipleri kulübüne doğru
ilerlemektedir.
Şu
anda dört büyük operasyonel ittifak, Ocean Alliance, Gemini Cooperation,
Premier Alliance ve (dünyanın en büyük bağımsız taşıyıcısı olarak faaliyet
gösteren) MSC, Asya ve Avrupa arasındaki konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde
95’ini, Asya ile ABD’nin Doğu Kıyısı arasındaki trafiğinse yüzde 90’ından
fazlasını kontrol etmektedir (Goodman 2024). Bu ittifaklar, özel altyapıya
sahip derin su limanları gerektiren ultra büyük konteyner gemileri (ULCV)
işletmekte, bu da giriş engellerini artırmaktadır. Bu gemiler, birim başına
nakliye maliyetlerini düşürse ve özellikle gelişmekte olan ülkeler için küresel
ticareti daha uygun fiyatlı hale getirse de, beraberinde önemli yapısal
bağımlılıkları da getirmektedir.
Haralambides’in
(2019: s. 3) belirttiği gibi, “gemi tasarımı ve yapımındaki teknolojik
gelişmeler göz önüne alındığında, coğrafi mesafe, ülkeler arasındaki ticaretin
belirleyicisi olarak, bugün çok daha az rol oynamakta, ticaret modellerinde
yerini gemi yükü oranlarıyla temsil edilen ekonomik mesafe kavramına
bırakmaktadır”.
Sonuç
olarak, uluslararası pazarlar genişledi ve düşük maliyetlerle seri üretime
imkân sağlandı. Dünya ticaretinin yüzde 90’ı artık deniz yoluyla
gerçekleştiriliyor (Haralambides 2019).
Denizcilik
sektörü iki segmente ayrılıyor. Petrol veya kömür gibi hammaddeleri taşıyan yük
taşımacılığı, düşük kâr marjları ve yüksek dalgalanma ile sözleşmeli basit
gemiler kullanıyor. Buna karşılık, düzenli hat taşımacılığı, sabit rotalarda
nihai ürün taşır, gemilere ve liman altyapısına büyük yatırımlar yapılmasına
ihtiyaç duyar. Örneğin, Avrupa ile Güneydoğu Asya arasında haftada bir düzenli
akacak bir hat taşımacılığı rotası oluşturmak, yalnızca gemi yatırımı için 1
milyar dolardan fazlasını gerekli kılabilir. Sermaye yoğunluğu ve altyapı
talepleri, pazar yoğunlaşmasına yol açarak, birkaç holdingin düzenli hat
taşımacılığı sektörüne hâkim olmasına imkân sağlamıştır.
Birleşme,
yeni bir olgu değil. 1998 gibi erken bir tarihte, Birleşmiş Milletler’in
“Konteyner Taşımacılığında Konsantrasyon” başlıklı raporu, daha büyük
firmaların artan hâkimiyetine vurgu yaparak, deregülasyonu, teknolojik
yenilikleri ve yükselen ticaret/GSYİH oranlarını temel etkenler olarak
belirlemiştir (BM 1998). Bu güçler, birleşmeleri, ittifakları ve daha büyük
gemilere ve limanlara yapılan yatırımları teşvik etmiştir. Raporda
“Konsantrasyon”, “nispeten daha büyük limanların, nakliye şirketlerinin ve
ittifaklarının, kalan daha küçük oyuncuların aleyhine pazar paylarını
artırması” anlamında kullanılmıştır (BM 1998: s. 85). Benzer eğilimler, gemi
inşaatı, konteyner kiralama, mürettebat kayıtları ve liman işletmeleri de dâhil
olmak üzere, diğer sektörlerde de ortaya çıkmıştır.
Gemilerin
devleşmesi süreci, bu gidişatı hızlandırdı. Seksenlerde, o zamanın en büyükleri
olan Panamax sınıfı gemiler, Panama Kanalı idaresinin getirdiği kısıtlamalar
sebebiyle yaklaşık 4.500 TEU (20x8x8 fit) taşıyordu. 2019 yılına gelindiğinde,
gemiler 22.000 TEU’ya ulaşmış, 25.000 TEU’luk tasarımları geliştirme aşamasına
geçmişti (Haralambides 2019). Daha büyük gemiler, ölçek ekonomilerinden
yararlanarak, birim kargo başına orantılı olarak daha az yakıt, çelik ve
mürettebat gerektirir, ancak bu, yalnızca tam kapasiteyle sefer yapmaları
durumunda geçerlidir (Haralambides 2019). Kargo yüklerini en üst düzeye
çıkarmak için taşıyıcılar, ittifaklar kurar ve gemilerinde yer paylaşarak,
büyük rotalarda daha az gemiyle çalışabilmelerini sağlarlar. Avrupa ve Asya
arasında haftalık bir sefer düzenlemek, her biri 100 milyon dolardan fazla
maliyetli dokuz veya 19 ULCV gerektirebilir.
Gemilerin
devleşmesi, limanların da buna paralel olarak iyileştirilmesini gerektirir.
Geminin su altı derinliği (su hattının altındaki derinlik) arttıkça, liman ve
kanal derinliği de artmalıdır. Örneğin, Süveyş Kanalı, 20,1 metreye kadar su
derinliğine sahip gemileri barındıracak şekilde taranmıştır.
Seksenlerde
10 ve 12 metre su derinliğine sahip gemilerin dünyanın çoğu limanına
erişebildiği döneme kıyasla, günümüzde ultra büyük yük gemileri (ULCV’ler)
genellikle 15-16,5 metre derinliğe ihtiyaç duymaktadır. Singapur, Rotterdam ve
Şanghay gibi büyük merkezler, bu gemileri desteklemek için tarama, konteyner
vinçleri ve genişletilmiş terminallere büyük yatırımlar yapmıştır. Bu arada,
daha küçük ve sığ limanlar, aktarma merkezlerine bağımlı hale gelerek, salt
besleyici liman hüviyetine kavuşmuşlardır. Yatırımın ölçeği, nakliyecileri
genellikle uğrak limanlarını yalnızca büyük kara ve hava ağlarına bağlı derin
su mega merkezleriyle sınırlamaya zorlamaktadır (Jacobs vd. 2010).
Süreçte
birleşme pratikleri daha da yoğunlaştı. Doksanlarda, en büyük 20 taşıyıcı
şirket, dünya konteyner kapasitesinin yarısını kontrol ediyordu (BM 1998); buna
karşılık, 2020’de on taşıyıcı şirketi yüzde 85’i buldu. Birleşme süreci liman
operasyonlarında işledi: 2001’de en büyük beş liman işletmecisi (DP World,
Hutchinson Port Holdings, COSCO, PSA International, APM Terminals) küresel
konteyner hacminin yüzde 25’ini kontrol ediyordu; 2020’de bu pay yüzde 60’ın
üzerine çıktı.
Sonuç
olarak, sistemin aksaklıkları absorbe etme yeteneği, yani “esnekliği” azaldı.
Basit bir ifadeyle, bugün giderek daha fazla trafik, giderek daha az sayıda
limana ve giderek daha sıkı zaman çizelgelerine göre akıyor. Herhangi bir
darboğazda veya mega merkezde Ever Given gemisinin karaya oturması gibi bir
aksaklık meydana geldiğinde sistem çöküyor. Eğer demiryolu, deniz ve karayolu
ile bölgesel merkezlere oradan da son teslimat taşıyıcılarına akacak olan
trafik planlanan varış noktalarına ulaşamazsa, modern lojistiğin tüm kılcal
hareketi durma noktasına gelecektir. Haralambides’in (2024: s. 375) belirttiği
gibi:
“bu noktada esas olarak,
gelirin maksimize edilmesine değil, maliyetin minimize edilmesine yönelik
adımlar üzerinde durulur. [...] Kurulan ittifaklarda, maliyet minimizasyonu
kapasite paylaşımını, ortak sefer planlamasını ve kullanılacak gemi tiplerine karar
vermeyi, hatta tek bir gemide kapasite (gemi bölmelerinin) paylaşımını içerir.
Bu nedenle, maliyet minimizasyonunun herhangi bir “esnekliğe” izin vermediği
açıkça ortaya çıkacaktır. Bir sistem (veya ağ) ne kadar ince ayarlanmışsa ve
optimizasyonu ne kadar karmaşık ise, esneklik olmadığında, bir aksaklığın
etkileri ve sonuçları o kadar derin olur.”
Sistem,
o kadar sıkı bir şekilde birbirine bağlı ki, herhangi bir yerdeki bir aksaklık
her yerde hissedilecektir.
Bu
gidişatın izleri, altmışlardaki “konteynerleşme devrimi”ne kadar izlenebilir;
bu devrim, standartlaştırılmış konteynerleri gündeme getirmek suretiyle, kargo
kapasitesini önemli ölçüde artırdı, yükleme ve boşaltma sürelerini kısalttı,
otomasyonu mümkün kıldı. Bu yenilikler verimliliği artırırken, aynı zamanda
sistemdeki dayanıklılığı da azalttı. Daha önce limanlar, çeşitli kargoları elle
taşımak için büyük iş gücü istihdam ediyordu. Tıkanıklık kronikti ve büyük
depolarda büyük stoklar tutmak gerekiyordu. Ancak konteynerleşmeden sonra, iş
gücü verimliliği arttı, insanın bir saatte yüklediği yük yaklaşık bir tondan
100 tona çıktı. Tek bir vinç operatörü, artık aynı sürede 20 konteyner
yükleyebiliyordu (Haralambides 2019), bu da zamanında üretimi ve siparişe göre
üretimi esas alan tedarik zincirlerinin önünü açtı (Pahl 2024). Bugün, her işçi
grevi, hava olayı veya silahlı bir grubun saldırısı, artık çok daha yüksek
sabit masraflarla yüzleşen bir endüstriyi bütünüyle altüst edecek zincirleme
bir krizi tetikleme potansiyeline sahip.
Kızıldeniz
ablukası, işte bu zaafları açığa çıkardı. İsrail’in tarihsel olarak altı büyük
ticari limanı vardı: Hayfa, Aşdod, Eilat, Hadera, Tel Aviv (Yafa) ve Aşkelon.
Ancak gemi boyutları, bu limanlardan üçünün en büyük modern konteyner gemileri
işlemden geçirmesini giderek imkânsız kıldı. Bugün sadece Hayfa ve Aşdod, ultra
büyük konteyner gemilerinin gereksinimlerini karşılayan derin su
konteyner/rıhtım tesislerine sahip (örneğin, Aşdod’daki yeni derin rıhtımlarda
17,3 m; rıhtım derinliği, “Eitan” terminalinde 15,5 m) (Proserve 2020).
Bununla
birlikte, Eilat, sadece daha küçük bir yardımcı liman değil, İsrail’in
Kızıldeniz’deki tek çıkış noktasıdır. Konteyner rıhtımlarının ~9,4–12 m ile
sınırlı olmasına rağmen, coğrafi çeşitlilik ve stratejik yedeklilik açısından
yapısal olarak vazgeçilmez niteliktedir (ShipNext 2025). Buna karşılık, Tel
Aviv ve Yafa, büyük kargo trafiği için eskidir, Hadera ise büyük ölçüde belirli
dökme yük ve enerji sevkiyatlarına hizmet vermektedir. Gemi boyutları arttıkça,
İsrail’in altı limanlı sistemi, esasen iki derin su konteyner limanı olan Hayfa
ve Aşdod’a mahkûm oldu. Eilat ise Asya’ya erişimi güvence altına almak,
Akdeniz’deki darboğazları atlamak açısından önemini korudu, ancak bu durum, yük
taşıma kapasitesi açısından pek fazla etkili olmadı.
İsrail’in
üç ana limanından ikisi zaten baskı altındaydı. İsrail’in başlıca derin su
limanı olan Hayfa, Hizbullah füze saldırılarının hedefi olmuştu. Yetkililer,
Aşdod’un aşırı yükü absorbe etme kapasitesine sahip olmaması nedeniyle,
doğrudan bir saldırının “korkunç bir senaryo”ya yol açabileceği konusunda
uyarıda bulunmuşlardı (Levy 2024).[11]
Diğer
derin su limanı olan Aşdod ise Gazze’ye yakınlığı ve Hayfa’dan yönlendirilen
kargolar nedeniyle baskı altındaydı. 2024 yılının sonlarında, İtalyan nakliye
devi Grimaldi, İtalyan Sahil Güvenliği’nin talimatı üzerine, gemilerini
Hayfa’dan Aşdod’a yönlendirdi (Levy 2024). Bu arada, dünyanın en büyüklerinden
biri olan Marshall Adaları sicili, ticari gemilere yönelik ikincil hasar
riskinin artması nedeniyle her iki limanın en yüksek alarm seviyesine
ulaştığını duyurdu (Reuters 2024). Böylece İsrail, hava kargo maliyetleri zaten
yüzde 30 artmış olmasına rağmen, yalnızca hava ve kara yollarına bel bağlamak
durumunda kaldı.[12]
İsrail
tahıl ithalatçıları birliği başkanı Itai Ron, o günlerde şunu söylüyordu:
“Denizcilik bölgesine bir füze isabet ederse, hiçbir gemi gelmez. Hiçbir gemi
sahibi, füze isabeti riski taşıyan bir bölgeye gemi göndermeyi göze almaz,
onları bunu yapmaya zorlayamayız” (Levy 2024).
Bu
durum, İsrail’in Kızıldeniz’deki tek limanı olan Eilat’ı, Süveyş Kanalı’nı
atlayarak Asya’ya açılan son stratejik çıkış noktası haline getirdi. Panamax
konteyner gemileri (5.000 TEU’ya kadar) ve Handymax/Supramax dökme yük gemileri
de dâhil olmak üzere 12 metreye kadar su çekimine sahip gemileri
ağırlayabilecek şekilde tasarlanan Eilat, genelde İsrail’in ticaret hacminin
yüzde 5-10’unu karşılıyor. Çin, Hindistan, Güney Kore, Singapur ve Körfez
ülkelerinden yapılan ithalat, makine ve buğdaydan ham petrole, araçlara ve gıda
maddelerine kadar uzanıyor. Hacim olarak daha küçük olsa da, İsrail’in Asya
ticaret yollarına bağlantısını garanti altına alma, Hayfa ve Aşdod baskı
altındayken stratejik yedek güç işlevi görme konusunda önemli bir işlev
görmüştür.
Ancak
sekiz aylık abluka sonrasında Eilat, fiilen boğuldu. Yemen’in insansız hava
aracı saldırıları tehdidiyle gemiler, Ümit Burnu Rotası’na yönlendirildi. Bu da
her seferde 11.000 deniz mili, 1 milyon dolar yakıt ve 10-20 gün daha fazla
zaman kaybına yol açtı (Martin 2024). Bu durum, programları ayarlamak için her
rotasyonda iki ek gemi, toplamda yaklaşık 200 gemi gerektirdi (Notteboom vd.
2024). Konteyner fiyatları fırladı: Şanghay-Rotterdam rotaları, Ekim 2023’te
1.004 dolardan Ocak 2024’te 3.577 dolara, Şanghay-Cenova rotaları ise 1.344
dolardan 4.178 dolara yükseldi (Canup 2024). Haziran 2024’te Çin’den Avrupa’ya
40 fitlik bir konteynerin maliyeti 1.200 dolardan 7.000 dolara çıktı. Los
Angeles ve New York’a uçuş ücretleri, sırasıyla 6.700 dolar ve yaklaşık 8.000
dolara ulaştı (Goodman 2024).[13]
Küresel
enerji piyasaları da sarsıldı. Shell ve BP’nin Kızıldeniz sevkiyatlarını askıya
almasıyla Brent petrolün fiyatı yüzde 4 artarak 80,75 dolara yükseldi
(Partington 2024). Denizciler, Kızıldeniz geçişleri için tehlike primi talep
ettiler, bu da bölgenin denizcilik işçilerinin en büyük toplu iş sözleşmesine
dâhil edilmesine yol açtı (Corbett 2023). Maersk gibi bazı şirketler, tehlikeyi
telafi etmek için ücretleri ikiye katladı (Ronnelund 2023), dünyanın en büyük
denizcilik işçi tedarikçisi olan Filipinler ise Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nden
geçen yolcu ve kruvaziyer gemilerinde kendi vatandaşlarının görevlendirilmesini
yasaklayarak, benzeri görülmemiş bir adım attı.[14]
İsrail
için bu aksaklıklar, ithalat maliyetlerine milyarlarca dolar ekledi, enflasyonu
artırdı, İsrail’in küresel pazarlardaki rekabet gücünü zayıflattı. Alkassas’ın
(2024) aktardığı gibi, İsrail, “büyük tankerlerin limanlarına ulaşmasının
zorluğu ve maliyeti sebeiyle, sıvılaştırılmış doğal gaz üretimi ve ihracatı
için bölgesel bir merkez olma hayalini gerçekleştirme fırsatını kaçırdı.”
Ablukanın
etkileri, ablukanın kendisinden daha uzun sürdü. Ocak 2025’te ateşkesin
yürürlüğe girmesinden sonra bile abluka ile ilgili belirsizlik sürdüğü için
Kızıldeniz fiiliyatta kapalı kaldı. Ancak yeniden uygulanan abluka, küresel
tedarik zincirlerinin birbirine bağlılığı ve denizcilik aksamalarının
zincirleme etkileri konusunda ibretlik bir ders sundu.
Avantaj
3: Finansal Avantaj -Yükümlülükler ve Aktüeryal Abluka
Konteyner
taşımacılığındaki artış, geniş kapsamlı “lojistik devrimi”nde (bkz. Bernes
2013; Bonacich ve Wilson 2008; Cowen 2014; Toscano 2014) önemli bir dönüm
noktasına denk düşer. Bu artış, “gemilerin coğrafyasını” akademik
araştırmaların kritik bir nesnesi haline getirmiştir (Hasty ve Peters 2012;
Hepworth 2014). Daha büyük ve daha gelişmiş gemilere yapılan yatırımlar,
kârlılık alanında yaşaan krizlere teknolojik, örgütsel ve mekânsal çözümler
sunmuştur (Harvey 2018; Silver 2003). Birleşme ve ölçek ekonomilerinden
yararlanarak birim maliyetleri düşürme çabası, piyasa payına hâkim olma
yönündeki genel kapitalist zorunluluğun yansımasıdır (Kumar 2019; Nitzan 2001).
Bununla birlikte, kapitalizmin denizcilik sahasında işleyen bu birleşme süreci,
sistemde kırıkları açığa çıkartmıştır.
Bunu
mümkün kılan, standardizasyondu. Standartize edilmiş konteyner, üretimin
dağılmasına, nakliye firmalarının birleşmesine, gemi ve liman teknolojisindeki
devrimlere doğrudan sebep oldu (Notteboom ve Rodrigue 2008). Bununla birlikte,
bunun arkasındaki ölçek ekonomileri, bu değişiklikleri durdu, “mekânsal
esneklik düzeyini” büyük ölçüde sıfırladı (Kumar 2020). Zira “piyasa”,
altyapıyı gereksiz harcamaların olmadığı en ucuz yerlere yönlendirdi. Bu,
coğrafi kısıtlamalara daha da yıkıcı bir potansiyel kazandırdı, çünkü bu tür
bir katılık, her konumdaki işçilere daha fazla zımni avantaj sağladı (Kumar
2020).
Yüksek
“mekânsal esneklik düzeyi”, her limanı ve her iş yerini gerekli kılar.
Kapitalizmin denizcilik sahasında bu esneklik düzeyi, firmaların gemileri,
limanları veya rotaları ne kadar kolay değiştirebileceğinin bir göstergesidir.
Yüksek esneklik düzeyi, nakliye şirketlerini geniş kapsamlı aksamalara maruz
bırakır. Selwyn’in (2008: s. 157) dediği gibi, “Tedarik zincirinin bir
noktasında yaşanan küçük aksaklıklar, zincirin daha yukarı veya aşağı
kısımlarında giderek daha büyük aksamalara yol açar.”
Bu
birleşmenin temelindeki finansman da oldukça sorunlu. İlk olarak, birleşmenin
kendisi, ilgili yasal masrafları, muhasebe maliyetlerini, işlem primlerini
karşılamak için önemli sermaye harcamalarına ihtiyaç duyuyor (CMA CGM
şirketinin 2016’da APL’yi satın alması bu ihtiyacın somut tezahürü). Bu, ultra
büyük konteyner gemilerine (24.000+ TEU kapasite) yönelik yatırıma göre daha
öncelikli bir ihtiyaç. Bu harcamaları finanse etmek için, nakliye firmaları
borçlanmak zorunda kalıyor, bu da finans piyasalarına daha fazla tabi hale
gelmelerine neden oluyor. Örneğin, Maersk’in borç/öz sermaye oranı, birleşmeden
sonra 2015’te 0,3 iken 2023’te 0,8’e yükseldi (Drewry 2023). Dahası, borç ödeme
yükümlülükleri esnekliği azaltarak firmaları, COVID sonrası navlun oranlarındaki
çöküş gibi talep şoklarına karşı savunmasız hale getiriyor (Notteboom vd.
2021). Sektörün önde gelen taşıyıcıları, 150 milyar doların üzerinde uzun
vadeli borca sahip. Bu durum, şirketlerin likidite krizlerine karşı savunmasız
olduklarını ortaya koyuyor (Drewry 2023).
İkinci
olarak, firmalar birleştikçe operasyonel riskler yoğunlaşır. Mega taşıyıcılar,
riski yoğunlaştıran ultra ağır yük gemileri (ULCV) işletmektedir: tek bir gemi
battığında, binlerce konteyner kaybolur. Yanlış bir yerde karaya oturan gemi,
küresel tedarik zincirlerini aksatabilir, milyarlarca dolarlık tazminat
talebine yol açabilir.
İttifaklar,
karşılıklı bağımlılıklar yaratır. Hanjin Gemicilik Şirketi’nin 2016’daki çöküşü
gibi bir ortak firmanın iflası, yükümlülükleri ittifak üyelerine yayabilir,
limanları, müşterileri ve ortakları mahsur kalan kargoları ve planlanmamış
maliyetleri üstlenmeye zorlayabilir.
Üçüncüsü,
taşıyıcılar, çok uluslu müşterilerle (örneğin Walmart, Amazon) uzun vadeli
anlaşmalar için müzakere yürütürken, bu müşterilerin daha fazla güvenilirlikle
ilgili talepleriyle yüzleşirler. Böylelikle yükümlülükler artar. 2021/2022’de
limanlardaki tıkanıklık krizi sırasında sıkça görülen, katı hizmet seviyesi
anlaşmalarına (SLA) uyulmaması cezaları gündme getirmiştir.
Maersk’in
Maersk Logistics ile lojistik alanına girmesinde olduğu gibi, dikey entegrasyon
stratejileri, uçtan uca kargo sorumluluğu getirerek, tazminat talebi riskini
artırmış, bu riski daha da yukarıya çekmiştir.
Son
olarak ve basitçe söylemek gerekirse: yoğunlaşma, mevcut riski katlar. Birkaç
ittifakın hâkimiyeti ve küresel ağlarda esneklik olmaması, herhangi bir
firmanın başına gelen (2018’deki COSCO siber saldırısı türünden) şokların
tedarik zincirleri boyunca yayılmasına neden olur. Sigortacılar, bu riskleri
birleşmiş firmalar için daha yüksek primlere yansıtarak, felaketlere maruz
kalma olasılıklarına vurgu yaparlar. 5,4 milyar dolarlık borç temerrüdünü
içeren Hanjin davası, küresel olarak 14 milyar dolarlık kargonun mahsur
kalmasına neden olmuş, düzenleyici kurumun ödeme gücü gereksinimlerini
sıkılaştırmasına, hayatta kalan firmalara ek uyumluluk maliyetleri getirmesine
sebep olmuştur (Alphaliner 2023).
İşte
Yemen’in uyguladığı abluka, bu mali yükümlülükleri bir silaha dönüştürdü.
Ülkenin ara sıra bile olsa saldırı düzenlemeye yetecek teknik kapasitesi, tüm
Kızıldeniz’i yüksek riskli bir bölgeye dönüştürdü. Mali avantajı bu noktada
Yemen’in batırdığı gemiler değil, küresel sigorta sektörü temin etti. Savaş
riski durumunda ödenen sigorta primleri, 2023 sonlarında bir geminin değerinin
yüzde 0,1’inden, Şubat 2024’te yüzde 1’e, Eylül 2024’te yüzde 2’ye çıkarak,
yüzde 900 oranında arttı (Bartlett 2024; Saul ve Cohn 2024). McGill and
Partners şirketinin denizcilik sigortası departmanı başkanı David Smith, daha
küçük sigortacıların Kızıldeniz teminatından tamamen çekildiğini fark ederek,
“Sigortacıların ‘hayır’ dediğini ilk kez görüyorum” diyordu (Saul ve Cohn 2024).
İyi de nasıl “hayır” demesinler ki? Bu sisteme kısa bir süre bile aşina
olanlar, herhangi bir yerdeki bir aksamanın kısa sürede her yerde bir aksamaya
dönüştüğünü bilirler.
Goodman’ın
(2024) tespitiyle, “bir yerdeki sorun, geniş çapta yayılma eğilimindedir. Varış
noktasına geç gelen kimyasal yüklü bir konteyner, bu malzemeleri bekleyen
fabrikalar için üretimde gecikmeyi ifade eder.” İşte bu “aktüeryal abluka”,
zamanla en etkili engelleme aracı haline geldi. Refahın Bekçisi Operasyonu
Komutanı Eric Blomber işin ciddiyetini şu ifadelerle dile döküyordu: “Sadece
bir kez hata yapma hakkımız var. [...] Husiler, her an bir gemiyi ele
geçirebilir” (Gambrell 2024).
Kraliyet
Donanması raporunda (Ratcliffe ve Longley 2024) da aktarıldığı biçimiyle,
Yemen’in düşmana aman vermeyen, beş saat içerisinde beş gemiyi hedef alabilen
asimetrik taktikleri, küçük aksaklıkların bile zincirleme sonuçlara yol açma
riskini taşıdığı dünya denizciliğini raydan çıkarmakla tehdit ediyordu. ABD
yetkilileri, en nihayetinde çabalarının beyhude olduğunu kabul ettiler, çünkü
nakliye yolları üzerindeki fiili kontrolü sürdürmek için ara sıra yapılan
saldırılar kafi geliyordu (Gambrell 2024).
Birleşik
nakliye sisteminin doğasında var olan yükümlülükler o kadar derindi ki,
firmalar, daha uzun olan Cape Rotası’na üstelik refakat gemisi olmadan
yöneldiler. Sistemin ekonomik kırılganlığı, teknik tehdidi varoluşsal hale
getirdi.
Denizcilik
danışmanlığı şirketi Zencargo’dan Annie-Sophie Fribourg, navlun oranlarının
zaten yüzde 90 ilâ 300 oranında arttığını, daha fazla gecikme ve liman
tıkanıklığının neredeyse kaçınılmaz olduğunu belirtti (Trade Financial Global
2024). IMF de Süveyş Kanalı ticaretinin 2024 başlarında yüzde 50 oranında
düştüğü, bunun zincirleme etkilerinin tüm etkilenen ülkelerde maliyetleri
artırıp tedarik zincirlerini aksatabileceği konusunda uyarıda bulundu (Kamali
vd. 2024). Şirket birleşmelerine sahne olan denizcilik sektöründe giderek artan
mali yükümlülükler, transit geçişi mali açıdan sürdürülemez kılmak için birkaç
saldırının kafi olması anlamına geliyordu. Üstelik Yemen’in her gemiye
saldırmasına gerek yoktu. Sadece saldırı riskini, istatistiki açıdan, sistemin
kendi kendini koruma mekanizmalarını tetikleyecek ölçüde yükseltmesi kâfi
gelecekti. Bunun sonucunda tüm gemiler, Ümit Burnu’nu dolanmak zorunda
kalacaklardı.
Birleşmeler,
kâr açısından operasyonları ne kadar rasyonelleştirirse rasyonelleştirsin, gene
de hem derin hem de sistemik yükümlülükleri artırır. Bu riskler, devasa
şirketlerin görünürdeki paradoksunu vurgular: ölçek büyüdükçe verimlilikle
birlikte kırılganlık da artar.
Bu
nedenle abluka, kapitalizmin denizcilik sahasının özünde varolan çelişkiyi
açığa çıkartmaktadır. Ölçek ekonomilerini hedeflemek, nakliye sektörünü
birleşmeye ve devasa şirketlere doğru yönlendirmiş, verimliliği büyük ölçüde
artırmış, ancak tüm bu süreç direncin ve esnekliğin azalması pahasına
gerçekleşmiştir. Yemen bu zaafı istismar ederek, yoğunlaşmış ekonomik gücün
kriz zamanlarında nasıl bir yük haline gelebileceğini göstermiştir. Tüm
ticareti birkaç büyük rotaya, birkaç büyük taşıyıcıya, birkaç büyük limana,
devasa gemilere, çok sıkı zaman çizelgelerine ve büyük yükümlülüklere
indirgemek, iyi planlanmış herhangi bir aksamanın küresel büyümenin belli
yüzdelik dilimlerle azalmasını beraberinde getirmektedir.
Sonuç:
Lojistik Çağında Altyapı Mücadelesi
Yemen’in
Kızıldeniz’deki ablukasının sürdürülen başarısı bir anormallik değil, bir tür
ifşaat olarak görmek gerekir. Bu durum, verimlilik ve kâr için aşırı optimize
edilmiş modern küresel kapitalizmin mevcur mimarisinin aynı zamanda bu
kapitalizmin en büyük zaafı haline nasıl geldiğini ortaya koymaktadır.
Gazze
ateşkesinden iki hafta önce, 5 Ocak 2025’te, Financial Times, lojistikte
büyük bir tersine dönüş yaşandığını bildirdi: nakliye şirketleri, dev gemileri
terk ederek daha küçük, daha esnek gemilere yöneliyordu. Bu değişimin iki
nedeni bulunduğunu söyleyen makaleye göre, ilk neden, Yemen’de yaşanan türden
ablukalardan gelecekte kaçınma isteği, ikincisi de imalatın Çin’in
hâkimiyetindeki İnci Nehri Deltası’ndan uzaklaştırılması için ortaya konulan
çabalardı.
Ultra
büyük konteyner gemisi siparişleri 2020’de 17 iken 2025’te 6’ya düşerken, 83
orta boy geminin (12.000-16.999 TEU) hizmete girmesi planlanıyordu. Bu da
2020’ye göre beş kat daha fazlaydı (Telling ve Ho-him 2025). Bu değişim, esasen
sektördeki yüksek mekânsal esneklik eksikliğinin yol açtığı risklerle daha
geniş bir düzlemde hesaplaşılması iradesinin yansıması (Kumar 2020). Ablukanın
hızlandırdığı stratejik yeniden ayarlama çabaları, devasa boyutlara ulaşmanın
sistemdeki kırılganlıkları arttırdığını somutta ortaya koydu. Konteyner
devrimiyle başlatılan süreçler, kısmen de olsa yürürlükten kaldırılıyordu.
Bu,
kısmen Yemen’in kurnaz ablukasının bir kanıtıdır; bu abluka, asimetrik savaşta
yeni imkânların olduğunu ortaya koymuştur: bu tür saldırılarla, uygun
coğrafyayı ve minimum düzeyde modern silahı kullanarak, kapitalizmin en derin
çelişkilerinden birine saldırmak, sadece İsrail’i değil, küresel ticareti de
diz çökmenin eşiğine getirmek mümkündü.
Bu
başarının altında yatan yapısal faktörler gayet açıktı: coğrafi darboğazlar,
küresel denizcilikteki birleşme pratikleri ve mali yükümlülüklerin artmasıyla
aksamaların ağırlığının artması. Kısacası, her yöne doğru incelen, küresel
ticareti birleştiren bağ, aynı zamanda zayıf noktalarını derinleştirdi ve
bunların nasıl istismar edilebileceğini gösterdi.
Georg
Lukács’ın (1972) gözlemlediği gibi, krizler, kapitalizmin iç çelişkilerini
ortaya çıkarır. Kızıldeniz ablukası, yüksek avantajlar sunan, birbirine güçlü
bağlarla bağlı bir denizcilik sisteminin kırılganlığını gözler önüne serdi.
Burada, Lale Halili’in (2020) deniz ticareti, lojistik ve hidrokarbon
taşımacılığının günümüz kapitalizminin en açık özeti olduğuna dair tespiti
üzerinde durulmalı: birkaç iyi yerleştirilmiş roket, son teknoloji ürünü bir
lojistik ağını Keşifler Çağı’na geri göndermeye yetti.
2025
baharına gelindiğinde, İsrail, Gazze’deki askeri saldırılarına yeniden başlamış
ve Yemen Kızıldeniz’deki ablukasını tekrar uygulamaya koymuştu. Buna karşılık,
ABD, ablukayı kırmak amacıyla Yemen’e hava saldırıları düzenledi, ancak pek
başarılı olamadı. 350.000 ilâ 500.000 askerden oluşan Yemen Silahlı Kuvvetleri
(Bar’el 2025), bu çok sayıda askeri müdahaleden yılmadı. Deniz savaşı teorisi,
âdeta bir gecede değişti.
4
Nisan 2025’te yayınlanan, “ABD’nin Yemen’e yönelik saldırıları ulaştığı sınırlı
başarısıyla eldeki mühimmatı tüketiyor” başlıklı New York Times analizi,
harekatın etkisizliğini vurgu yapıyor. Haberde, Pentagon’un Yemen’in askeri
tesislerini hedef alan Yılkı Binicisi Operasyonu’nda sadece üç haftada 200
milyon dolarlık mühimmat harcadığı belirtiliyordu. Ancak haberde de aktarıldığı
biçimiyle, “Pentagon yetkilileri, Husilerin büyük ölçüde yer altında bulunan
füze, insansız hava aracı ve fırlatma rampalarından oluşan geniş cephaneliğini
imha etmede yalnızca sınırlı başarıya ulaşıldığını kabul etmişlerdi” (Schmitt
vd. 2025).
Biden
yönetimi döneminde yapılan bombardımandan daha yoğununa şahit olunmasına
karşın, “Dirençli ve dayanıklı oldukları bilinen Husi savaşçıları, birçok
sığınaklarını ve diğer hedef bölgelerini takviye ederek, Amerikalıların
Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik füze saldırılarını engelleme yeteneğini
boşa çıkardılar” (a.g.e.).
6
Mayıs’ta Trump, İsrail’e önceden haber vermeden, Yemen ile “derhal yürürlüğe
girecek” bir ateşkes ilan etti. Anlaşmanın şartları, ABD’nin hava
bombardımanlarının durdurulmasını, Yemen’in de Amerikan gemilerini hedef
almaktan vazgeçmesini öngörüyordu. Ancak, anlaşma İsrail’i kapsamadığı için
Kızıldeniz ablukasının devam etmesine izin veriyordu.
Mayıs
ayı başlarında Yemen, İsrail’e karşı “hava kuşatması” veya kapsamlı hava
ablukası ilan etti. Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’na yapılan füze
saldırılarına karşılık olarak, neredeyse tüm büyük uluslararası havayolu
şirketleri, İsrail’e olan seferlerini askıya aldı. Lufthansa Grubu (Lufthansa,
SWISS, Austrian, Brussels, Eurowings), Air France-KLM, British Airways, Air
India, United Delta, Wizz Air, Aegean, AirBaltic, ITA Airways, LOT Polish,
Ryanair ve Iberia Express’in tamamı uçuşlarını durdurdu. Askıya alma süreleri
birkaç günden bir aya kadar, bazı durumlarda Haziran ayına kadar uzadı (Dawn
2025). Bu iptaller, İsrail’i uluslararası hava bağlantısının büyük bir
bölümünden kopardı, yolcu akışını aksattı, sigorta ve işletme maliyetlerini
artırdı, ticari havacılığın sürekli saldırılara karşı savunmasız olduğunu
ortaya koydu.
Ağustos
sonlarında İsrail, Gazze şehrine yönelik büyük bir askeri taarruza
hazırlanırken, Yemen liderliğine yönelik saldırılar düzenleyerek Başbakan Ahmed
Galib’i ve birkaç kabine bakanını öldürdü. Misilleme olarak, Ensarullah lideri
Abdülmelik Husi, İsrail’i kınadı ve Filistinlilerle dayanışm dâhilinde,
ablukanın sürdürüleceğine söz vererek, “Halkımızı yüzleştiği saldırılar asla
zayıf düşürmeyecek” (Al Jazeera 2025) açıklamasında bulundu, ardından da
İsrail’e iki füze fırlatılması emrini verdi. Bar’el’in (2025) tespitiyle,
İsrail savunmasını aşan tek bir Yemen füzesi bile önemli bir caydırıcılık
gücüne sahipti.
9
Ekim 2025’te İsrail ve Gazze arasındaki ateşkes nihayet sağlandı. Bu kırılgan
ateşkesin ardından, Aralık başı itibarıyla Yemen, Kızıldeniz ablukasını
sürdürmeye devam etti. Ensarullah’ın siyasi bürosunda üst düzey bir yetkili
olan Hazem Esad, ateşkesi memnuniyetle karşıladı, ancak şunları söylemeyi ihmal
etmedi: “Dikkatler anlaşmaya odaklanmışken, çatışmanın veya çatışmanın sona
ermesinin değil, ABD ve Batı tarafından desteklenen, bazı Arap rejimleri
tarafından meşrulaştırılan, Siyonistlerin Filistin’deki işgalinin sorunun özünü
teşkil ettiğini bir kez daha dile getiriyoruz.” (Ari 2025).
Bu
olayların hikâyesi henüz tümüyle kaleme alınmasa da bu hikâyenin onlarca yıl
analize tabi tutulması gerekiyor. Bu makale, Yemen’in başarısının tesadüfi
olmadığını, kapitalizmin denizcilik sahasında yüzleştiği temel zaaflardan
yararlanmanın bir ürünü olduğunu savunmaktadır. Silahlı diplomasi döneminden
beri, Batı güçleri deniz teknolojisindeki üstünlüğün denizler ve halklar
üzerindeki kontrolü garanti ettiğini varsaymıştır. Yemen’in harekatı bir
tersine dönüşü işaret etmektedir: yirmi birinci yüzyılda güç, sadece filolar ve
ateş gücüyle değil, aynı zamanda denizcilik sahasının kırılgan devreleri olarak
nakliye yolları, sigorta piyasaları ve şirket bilançoları aracılığıyla da
akmaktadır. Buralara yönelik asimetrik müdahaleler, en güçlü donanmaları bile
alt üst edebilmektedir.
Abluka,
küreselleşmenin verimlilik ve kâr için optimize edilmiş mimarisinin nasıl bir
silaha dönüştürülebileceğini ortaya koyan, sistemik kırılganlığın kesin bir
örnek çalışması olarak durmaktadır. Ancak bu direnişi harekete geçiren gerçek
güç, stratejinin ötesindedir: Yemen’in Filistin halkıyla kurduğu, sarsılmadan
ayakta duran dayanışma ilişkisi, devrimci mücadeleyi yeniden belâgat ve boş söz
yerine maddi fedakârlıklarla tanımlamaktadır. Bu, somutlaşmış bir direniştir.
Bu direnişte Yemen’in çektiği acılar, Gazze için bir kalkan, bombalanan
limanlarının soykırıma karşı bir barikat haline bilinçli bir şekilde
dönüştürülmüştür.
Başkaları
dayanışmadan dem vurmakla yetinirken, Yemen onu hayata geçirdi. Bombalara mani
olmak için üzerine yağacak bombaları kabullendi. İmparatorluğun lojistik
ağındaki konumunu kullanarak, bu sistemi içeriden parçaladı. Yemen, bir abluka
uygulamaktan daha fazlasını yaptı. Geç kapitalizmin temel bir gerçeğini ortaya
koydu: altyapının kendisi tartışmalı bir alandır, dayanışma, ele alacağımız
nihai silahtır.
Aşok Kumar
14 Aralık 2025
Kaynak
Dipnotlar:
[1] İsrail’in Yemen’in Hudeyde Limanı’nı bombaladığı gün Ahmed Hassan isimli
bir Ensarullah üyesinin yazdığı mesaj: X (erişim tarihi: 18 Kasım 2025).
[2]
Bu makale, Ensarullah’ın Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükümeti
olmadığını kabul etmekle birlikte, açıklık ve tutarlılık sağlamak amacıyla,
ideolojik evrimleri veya siyasi kimlikleri doğrudan ilgili olmadığı sürece,
makalenin geri kalanında onları anarken kısaca “Yemen” ifadesini kullanacağım.
Bu seçim, Ensarullah’ın Kızıldeniz’de abluka uyguladığı kuzey ve batı
Yemen’deki büyük kentler ile stratejik kıyı bölgeleri üzerindeki fiili
kontrolle alakalıdır. İncelenen dönemde Yemen’in denizcilik sahasındaki
duruşunu fiilen belirleyen aktör olarak Husilerden “Yemen” olarak bahsetmek,
devlet benzeri davranışları, askeri eylemleri ve jeopolitik sonuçları
tartışırken analitik netlik sağlayacaktır. Terim, meşruiyet beyanı olarak
değil, tanımlayıcı bir ifade olarak kullanılmaktadır.
[3]
“Soykırım” terimi tartışmalıdır. Genelde “İsrail-Gazze Savaşı” ifadesine
başvurulur. “İsrail-Hamas Savaşı”, “Gazze’deki Savaş” (Telling ve Ho-him 2025),
“Gazze’ye yönelik savaş” (Wells vd. 2024) ve “Aksa Tufanı Savaşı” (İbrahim
2024) gibi ifadeler de kullanılır. Bazı yazarlar “savaş” terimin kullanmayı
reddetmiş, yaşanan olayları “Gazze soykırımı” (Nagarajan 2024) veya “ikinci
Nekbe” (Ackerman 2024) olarak adlandırmıştır. Mamdani’nin (2009) gösterdiği
gibi, “soykırım” türünden ifadeler, politik açıdan tarafsız değildir, aksine,
seçici bir şekilde kullanılır ve bazen Batılı emperyalistlerin çıkarlarına
hizmet edecek şekilde kullanılmasına mani olunur.
[4]
Olayların ayrıntılı kronolojisi için Ek Bölüm’e bakınız.
[5]
Yemen, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İnsani Kalkınma Endeksi’nde 193
ülke içerisinde 186. sırada yer almaktadır (UN 2024).
[6]
Ablukaların yasal çerçevesi, meşru sayılabilmeleri için tekdüze bir şekilde
ilan edilmelerini ve uygulanmalarını gerektiren uluslararası hukuk tarafından
yönetilir. Yaptırımlar, ambargolar ve ablukalar, ayrı yasal kategorilerdir ve
ablukalar, ekonomik savaşın en aşırı biçimini temsil eder (Biggs vd. 2021).
[7]
Yemen’in uyguladığı abluka, uluslararası hukuk kapsamında yasal bir önlem
olarak savunulmuştur (Shamir: 2025). Devletlerin hem yasadışı işgale hem de
soykırım eylemlerine yardım etmekten veya desteklemekten kaçınma yönündeki
herkesi bağlayan yükümlülükleri göz önüne alındığında, bu, önemli bir husustur.
Uluslararası Adalet Divanı (UAD), “Ayırma Duvarının Hukuki Sonuçlarına İlişkin
Danışma Görüşü”nde, devletlerin uluslararası hukukun ciddi ihlallerine destek
vermeme görevlerini teyit ederken, BM Genel Kurulu (BMGK), Gazze dâhil olmak
üzere, işgal ve potansiyel soykırım bağlamında silah ambargosu ve ekonomik
kısıtlamalar uygulanması çağrısında bulunmuştur (örneğin BMGK Kararı ES-10/23).
Destekçiler, Yemen’in ablukasının bu yükümlülüklere uyma yönünde somut bir çaba
oluşturduğunu savunmaktadır (Mokhiber: 2015). Bununla birlikte, ablukanın
orantılılığı ve uygulanması hâlâ tartışma konusudur.
[8]
Kuru yük gemisi acentesiyle yapılan görüşme (gemi sahipleri ve kiracılar
arasında kuru yük taşımacılığını kolaylaştıran kişi), yazara verilen röportaj
(8 Eylül 2025). Acente, Husi gümrük işlemlerinin nasıl işlediğini şu şekilde
anlattı: “Kamuoyuna açık gemi verilerini (örneğin MarineTraffic’i) izliyorlar,
geminin sahibini, kiracısını ve yükünü tespit ediyorlar, bu taraflardan
herhangi birinin ABD veya İsrail ile bağlantılı olması durumunda uyarı
yapıyorlar ya da saldırı tehdidinde bulunuyorlar. Böyle bir bağlantı yoksa,
acenteler geminin kendisine has olan Uluslararası Denizcilik Teşkilâtı kayıt
numarasını Husilerin gümrük portalına (HOCC) kaydediyor, Aden Körfezi’nden
geçişe izin veren bir sertifika alıyorlar.”
[9]
Yemen, “İsrail, Gazze’ye tam insani yardım malzemesi girişine izin verene
kadar” Kızıldeniz’deki tüm ticari gemilere yönelik saldırılara devam edeceğini
açıkladı (UN News: 2024). Batılı yetkililer ve medya bu iddiayı reddetse de,
savaşın sonuna doğru ana akım basın, büyük ölçüde Kızıldeniz ablukasının
“Gazze’deki savaş sırasında Filistinlilere destek göstermek amacıyla
başlatıldığı” iddiasını kabul etti (Telling ve Ho-him 2025).
[10]
TEU = yirmi fit eşdeğer birim—20 fit uzunluğundaki, Uluslararası
Standardizasyon Örgütü ölçütlerine uygun bir konteynere eşdeğer hacim birimi.
[11]
2006’daki İkinci Lübnan Savaşı sırasında, Hayfa Limanı yakınlarındaki demiryolu
garajına bir füze isabet etti, bu da limanın kapanmasına ve nakliye
faaliyetlerinin Hayfa’dan feribot desteğiyle Aşdod’a yönlendirilmesine yol
açtı. Ancak Ulusal Güvenlik Koleji Araştırma Merkezi’nin 2009 tarihli bir
çalışması, “savaş sırasında Hayfa Limanı’nın neredeyse tamamen felç olması
halinde, Aşdod Limanı’nın acil bir durumda alternatif olarak hizmet
veremeyeceğini açıkça ortaya koydu. Aşdod Limanı, İsrail’in deniz ticaretinin
yüküyle mücadele etmek zorunda kaldı” tespitinde bulundu (Levy 2024).
[12]
Haber, İsrail gazetesi Calcalist’te yayımlandı ancak New
Arab’da yeni bir haber olarak tercüme edilip yayımlandı (2024).
[13]
Fiyat artışının nedenleri arasında şiddetli kuraklıklar, Panama Kanalı’ndaki su
seviyesinin düşmesi ve ABD, Kanada ve Alman liman işçilerinin grevleri de yer
alıyor (Goodman 2024).
[14]
Filipinler, gemi temin acentelerinden gemilerin Kızıldeniz bölgesinden
geçmeyeceğine dair onay mektupları sunmalarını istedi. Filipinli denizcilere de
bu rotalar üzerinden görevlendirmeyi reddetme ve gemi sahiplerinin masrafları
karşılığında ülkelerine geri gönderilmeyi talep etme konusunda yasal hak
tanındı. Bu önlemler, hem mürettebat esnekliği hem de potansiyel tazminat
yükümlülükleri açısından nakliye şirketlerinin yükümlülüklerini önemli ölçüde
artırdı (Rappler 2024).
[15]
Bu, Pentagon’un Savunma İstihbarat Teşkilâtı tarafından yayınlanan nadir bir
kamuoyu değerlendirmesiydi (Martin 2024).
[16]
Knesset’in (İsrail meclisinin) Ekonomik İşler Komitesi’nin 7 Temmuz 2024
tarihli toplantısında Eilat Limanı CEO’su Gideon Golbert, limanda sekiz aydır
hiçbir faaliyetin olmadığını, hiçbir gelir elde edilemediğini belirterek,
“limanın iflasın eşiğinde olduğu kabul edilmelidir [...] son aylarda oraya
sadece bir gemi geldi. Yemenliler limana erişim kanallarını fiilen kapattılar”
ifadesini kullandı (Middle East Monitor 2024).
Ek:
Zaman Çizelgesi
7
Ekim 2023: Gazze’deki Filistinli direniş örgütleri, İsrail’e karşı Aksa Tufanı
operasyonunu başlattılar.
8
Ekim 2023: Hizbullah, Aksa Tufanı’na destek amacıyla Lübnan-İsrail sınırındaki
İsrail askeri mevzilerine saldırılara başladı.
13
Ekim 2023: İsrail, Gazze’nin kuzeyindeki 1,1 milyon Filistinliye tahliye emri
vererek, yaklaşan bir kara işgalinin sinyalini verdi.
19
Ekim 2023: Yemen, Kızıldeniz’de İsrail gemilerine ilk roket ve insansız hava
araçlarını fırlattı.
27
Ekim 2023: İsrail, Gazze’ye kara harekâtı başlattı.
14
Kasım 2023: Yemen, Kızıldeniz’de İsrail ile bağlantılı veya İsrail’e bağlı tüm
gemileri hedef alan bir deniz ablukasını yürürlüğe koyduğunu duyurdu.
19
Kasım 2023: Yemen, Babülmendep Boğazı yakınlarında Galaxy Leader gemisini ele
geçirdi.
24-30
Kasım: İsrail-Hamas arasında kısa süreli ateşkes imzalandı. Bazı tutuklular
takas edildi.
9
Aralık 2023: Yemen, Gazze’ye yardım ulaşmadığı takdirde, İsrail’e Kızıldeniz
üzerinden giden tüm gemilere yönelik operasyonlarını artırma tehdidinde
bulundu.
12
Aralık 2023: Yemen, uyruğuna bakılmaksızın, İsrail’e giden tüm gemilere tam
deniz ablukası uygulayacağını duyurdu.
16
Aralık 2023: Dünyanın en büyük denizcilik şirketi Mediterranean Shipping
Company (MSC), diğer dev şirketler CMA CGM, Maersk ve Hapag-Lloyd’un izinden
giderek, gemilerini Ümit Burnu çevresinden dolaştıracağını duyurdu.
18
Aralık 2023: ABD, Kızıldeniz denizcilik yollarını güvence altına almak için
“Refahın Bekçisi Operasyonu” adı altında bir koalisyon kurdu.
12
Ocak 2024: Refahın Bekçisi Operasyonu Yemen’e yönelik ilk saldırısını başlattı.
16
Ocak 2024: Yemen, tüm ABD/İngiltere gemilerini “meşru hedef” ilan etti.
17
Ocak 2024: Pentagon’un Savunma İstihbarat Teşkilatı, Kızıldeniz’deki konteyner
taşımacılığında yüzde 90’lık bir düşüş yaşandığını, bunun 65 ülkeyi
etkilediğini, 29 nakliye ve enerji şirketinin deniz trafiğini başka yönlere
kaydırmak zorunda kaldığını duyurdu.[15]
7
Temmuz 2024: Eilat Limanı CEO’su, İsrail meclisinde limanın iflas ettiğini
duyurdu.[16]
15
Mart 2024: Yemen, Hint Okyanusu’ndaki gemileri de tehdit etmeye başladı.
31
Temmuz 2024: İsrail, Hamas’ın siyasi lideri İsmail Heniyye’yi Tahran’da Devrim
Muhafızları’na ait bir konukevinde kaldığı sırada suikastle öldürdü.
12
Haziran 2024: Yemen, İsrail’e giden ve Yemen hava sahasına giren her uçağı
düşürmekle tehdit etti.
28
Haziran 2024: Yemen, İsrail, ABD veya İngiltere ile bağlantılı tüm
gemi/uçakların Kızıldeniz, Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na girişini
yasakladığını duyurdu.
27
Eylül 2024: Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Lübnan’ın Dahiye kentine
düzenlenen hava saldırısında öldürüldü.
1
Ekim 2024: İsrail, Güney Lübnan’ı işgal etti.
17
Ekim 2024: Hamas lideri Yahya Sinvar, cephe hattında savaşırken öldürüldü.
27
Kasım 2024: Hizbullah ve İsrail, ateşkes konusunda anlaştı.
9
Aralık 2024: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İslamcı örgüt Hayat
Tahrirü’ş-Şam liderliğindeki isyancıların iktidarı ele geçirmesiyle kaçtı.
İsrail birlikleri, güney Suriye’ye girdi ve Suriye askeri tesislerine hava
saldırıları başlattı.
19
Ocak 2025: Gazze ateşkesi başladı. Yemen, İsrail’e karşı askeri operasyonları
durdurduğunu açıkladı, öte yandan, İsrail, ateşkesi ihlal ederse saldırıların
devam edebileceğinin sinyalini verdi. Ancak Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığı
savaş öncesi seviyesine dönmedi.
29
Ocak 2025: Ahmed Şara, Suriye Devlet Başkanı olarak atandı.
2
Mart 2025: İsrail, Gazze’ye yapılan tüm yardım geçişlerini durdurarak ateşkesi
bozdu.
5
Mart 2025: Yemen, uluslararası havayollarını İsrail havaalanlarına tüm
uçuşlarını iptal etmeye çağırarak “hava kuşatması” veya “kapsamlı hava
ablukası”nı başlattı.
12
Mart 2025: Yemen, İsrail’i Gazze’ye uluslararası yardımın ulaşmasına izin
vermesi için baskı yapmak amacıyla ablukayı yeniden devreye soktu.
15
Mart 2025: ABD, Yemen’de “Yılkı Binicisi Operasyonu” ismini taıyan hava ve
denizden gerçekleştirilen saldırı sürecini başlattı.
30
Nisan 2025: İngiltere, Yemen’de hava saldırıları düzenlemek için ABD’ye
katılıyor.
6
Mayıs 2025: Donald Trump, ABD ve Yemen arasında ateşkes ilan etti. İsrail’e
önceden haber verilmedi. Ticari gemilere yönelik saldırılar devam etti.
18
Mart 2025: İsrail, Gazze’ye hava saldırılarına yeniden başladı.
13
Haziran 2025: İsrail, ABD-İran arasında nükleer müzakereleri sürerken İran’ı
bombaladı, İran misilleme yaptı. Savaş, on iki gün sürdü.
21
Haziran 2025: ABD, İran’ın Natanz, Israhan ve Fordo adlı üç nükleer tesisini
bombaladı.
23
Haziran 2025: İran, Katar’daki ABD hava üssü Udeyd’e ateş açarak misilleme
yaptı. Trump, İran ve İsrail arasında ateşkes ilan etti.
28
Ağustos 2025: İsrail, Sana’da Yemen hükümetinin bir toplantısını hedef alan bir
hava saldırısı düzenledi. Saldırıda Başbakan Ahmed Rehevi ve birkaç bakan öldü.
9
Ekim 2025: İsrail-Gazze ateşkesi sağlandı. Yemen, “Asıl sorun devam eden
işgallerdir” diyerek Kızıldeniz ablukasını sürdürdü.
Kaynakça:
Ackerman S (2024) “Israel’s march to a second Nakba”. Catalyst 7(4) (son erişim tarihi: 18
Kasım 2025).
Agubamah
E (2025) “The role and implications of Houthis action in Israel–Hamas war
2023–2024.” Kashere Journal of Politics and International Relations 3(1):
s. 360–367.
Alimahomed-Wilson
J ve Ness I (2018) Choke Points: Logistics Workers Disrupting the Global
Supply Chain. Londra: Pluto Press.
Al
Jazeera (2025) “Yemen’s Houthi leader condemns Israel’s ‘record of terror’
after killings.” 31 Ağustos Jazeera.
Alkassas
M (2024) “How did Egypt and Israel’s economies do in a year of Houthi attacks?”
8 Ekim, Jazeera.
Alphaliner
(2023) “Hanjin Shipping Bankruptcy Case and Global Container Shipping
Con-solidation.” AXSMarine.
Ari
L B (2025) Houthis praise hostage deal, vow to keep backing Gaza, attack
Israel: “Zion-ist occupation is a core problem”. 9 Ekim, Ynet.
Ashraf
S (2018) “On the ground in Yemen: Q&A with Farea al-Muslimi. IPI Global
Observatory”, 23 Temmuz, GO.
Bhagwati
J (2004) In Defense of Globalization. Oxford: Oxford University Press.
Baldwin
R (2016) The Great Convergence: Information Technology and the New
Globalization.Cambridge: Harvard University Press.
Banlaoi
R C (2007) “The Abu Sayyaf Group: Threat of maritime piracy and terrorism.”
Yayına Hz.: P Lehr, Violence at Sea: Piracy in the Age of Global Terrorism içinde
(s. 121–138). Londra: Routledge.
Bar’el
Z (2025) “How the Houthis are using the conflict with Israel to complete their
take-over of Yemen.” 8 Eylül, Haaretz.
Bar-Joseph
U (2005) The Watchman Fell Asleep: The Surprise of Yom Kippur and Its
Sources. Albany: SUNY Press.
Bartlett
C (2024) “Attacks drive up Red Sea war-risk insurance premiums 900%.” 27 Şubat,
Loadstar.
Bauman
Z (2000) Liquid Modernity. Cambridge: Polity.
Bell
J B (2017) The Secret Army: The IRA. Londra: Routledge.
Berman
N (2024) “How Houthi attacks in the Red Sea threaten global shipping.” 12 Ocak,
CFR.
Bernes
J (2013) “Logistics, counterlogistics, and the communist prospect.” Endnotes 3.
Bidder
S ve Nitzan J (1996) “Putting the state in its place: US foreign policy and
differentialcapital accumulation in Middle East energy conflicts”. Review of
International PoliticalEconomy 3(4): s. 608–661.
Biggs
A, Xu D, Roaf J ve Olson T (2021) “Theories of naval blockades and their
application in the twenty-first century.” Naval War College Review 74(1):
s. 79–108.
Bonacich
E ve Wilson J B (2008). Getting the Goods: Ports, Labor, and the Logistics
Revolution. Ithaca: Cornell University Press.
Bonnefoy
L (2018) Yemen and the World: Beyond Insecurity. Londra: Hurst & Co.
Bosworth
K ve Chua C (2023) “The countersovereignty of critical infrastructure
security:Settler-state anxiety versus the pipeline blockade.” Antipode 55(5):
s. 1345–1367.
Canup
R (2024) “Red Sea crisis: Freight rates and supply chain delays.” The
Journal of Commerce 124(42): s. 12–14.
Carse
A, Cons J ve Middleton T (2018) “Preface: Chokepoints”. Limn.
Christopherson
S, Garretsen H ve Martin R (2008) “The world is not flat: Putting globalization
in its place.” Cambridge Journal of Regions, Economy and Society 1(3):
s. 343–349.
Chua
C, Danyluk M, Cowen D ve Khalili L (2018) “Turbulent circulation: Building a
criticalengagement with logistics.” Environment and Planning D: Society
& Space 36(4): s. 617–629.
Coe
N M, Hess M, Yeung H W, Dicken P ve Henderson J (2004) “Globalizing regional
development: A global production networks perspective.” Transactions of the
Institute of British Geographers 29(4): s. 468–484.
Coe
N M ve Yeung H W (2015) Global Production Networks: Theorizing Economic
Develop-ment in an Interconnected World. Oxford: Oxford University Press.
Corbett
A (2023) “Employers agree new Red Sea wage bonus amid Houthi attacks.” 22
Aralık, Tradewinds.
Cowen
D (2014) The Deadly Life of Logistics: Mapping Violence in Global Trade. Minneapolis:University
of Minnesota Press.
Cropsey
S (2022) “Israeli maritime power and Eurasian competition.” Naval War
College Review 75(1): s. 15–42.
Curran
E, Randow J ve Longley A (2024) “Here’s how Yemen’s Houthi attacks are
hurtingthe global supply chain.” 24 Ocak, BS.
Danyluk
M (2023) “Seizing the means of circulation: Choke points and logistical
resistance in Coco Solo, Panama.” Antipode 55(5): s. 1368–1389.
Davis
L E ve Engerman S L (2006) Naval Blockades in Peace and War: An Economic
History since 1750. Cambridge: Cambridge University Press.
Dawn
(2025) “Multiple airlines cancel flights after Houthi attack on Tel Aviv
airport.” 6 Mayıs, Dawn.
DIA
Public Affairs (2024) “DIA report confirms the Houthis’ use of Iranian missiles
andunmanned aerial vehicles to conduct attacks across the Middle East.” United
States Defense Intelligence Agency, 6 Şubat, DIA.
Dicken
P (2015) Global Shift: Mapping the Changing Contours of the World Economy (7.
Baskı). Londra: Sage.
Dresch
J (2000) A History of Modern Yemen. Cambridge: Cambridge University
Press.
Drewry
(2023) “Container Forecaster: Debt Structures and Financial Exposures of
MajorShipping Lines.” Drewry Shipping Consultants.
Dua
J (2019) Captured at Sea: Piracy and Protection in the Indian Ocean. Oakland:
University of California Press.
El-Shewy
M, Griffiths M ve Jones C (2025) “Israel’s war on Gaza in a global frame.” Antipode
57(1): s. 75–95.
Feenstra
R C (1998) “Integration of trade and disintegration of production in the
globaleconomy.” Journal of Economic Perspectives 12(4): s. 31–50.
Financial
Times (2024) “Shipping rates spike as businesses expect more Red Sea attacks.”
25 Mayıs, FT.
Gambrell
J (2024) “US Navy faces its most intense combat since World War II against
Yemen’s Iran-backed Houthi Rebels.”, 14 Haziran, AP.
Gambrell
J (2025) “Yemen’s Houthi rebels attack another ship in the Red Sea, killing 3.”
9 Temmuz AP.
Gereffi
G, Humphrey J ve Sturgeon T (2005) “The governance of global value chains.” Review
of International Political Economy 12(1): s. 78–104.
Goodman
P S (2024) “It’s all happening again: The supply chain is under strain.” 24
Haziran, NYT.
Gokan
T, Kumagai S, Hayakawa K, Tsubota K, Isono I, Keola S ve Kubo H (2024)
“Economic Impacts of the Blockage of the Suez Canal: An Analysis by IDE-GSM.” IDE
Discussion Paper No. 919, Institute of Developing Economies IDE.
Haight
B W (2024) “US strikes against the Houthis: A ‘splendid little war’ of
self-defense.” National Security Law Brief 15(1): s. 1–36.
Halliday
F (1974) Arabia Without Sultans: A Survey of Political Instability in the
Arab World. Londra: Penguin.
Haralambides
H (2019) “Gigantism in container shipping, ports, and global logistics: A
time-lapse into the future.” Maritime Economics & Logistics 21:
s.1–60.
Haralambides
H (2024) “The Red Sea crisis and chokepoints to trade and international
shipping.” Maritime Economics & Logistics 26: s. 367–390.
Hasty
W ve Peters K (2012) “The ship in geography and the geographies of ships.” Geography
Compass 6(11): s. 660–676.
Harvey
D (2005) A Brief History of Neoliberalism. Oxford: Oxford University
Press.
Harvey
D (2018) The Limits to Capital. New York: Verso.
Helpman
E (2011) Understanding Global Trade. Cambridge: Harvard University
Press.
Hepworth
K (2014) “Enacting logistical geographies.” Environment and Planning D:
Societyand Space 32(6):s. 1120–1134.
Ibrahim
A (2024) “Marking one year of the Tufan Al-aqsa War: How Malaysia supported
Gaza.” 10 Eylül, Bernama.
Jacobs
W, Ducruet C ve De Langen P (2010) “Integrating world cities into production
networks: The case of port cities.” Global Networks 10(1): s. 92–113.
Johnson
K (2024) “Why can’t the US Navy and its allies stop the Houthis?” 1 Temmuz, FP.
Jones
C (2004) Britain and the Yemen Civil War, 1962–1965: Ministers, Mercenaries,
andMandarins—Foreign Policy and the Limits of Covert Action. Liverpool:
Liverpool UniversityPress.
Kamali
P, Koepke R, Sozzi A ve Verschuur J (2024) “Red Sea attacks disrupt global
trade.” 7 Mart, IMF.
Kapeliouk
A (2022) Not by Omission: The Case of the 1973 Arab–Israeli War. New
York: Verso.
Khalili
L (2020) Sinews of War and Trade: Shipping and Capitalism in the Arabian
Peninsula. New York: Verso.
Kosmatopoulos
N (2019) “On the shores of politics: Sea, solidarity, and the ships to Gaza.” Environment
and Planning D: Society and Space 37(4): s. 740–757.
Krugman
P (1995) “Growing world trade: Causes and consequences.” Brookings Papers on
Economic Activity 1995(1): s. 327–362.
Kumar
A (2019) “Oligopolistic suppliers, symbiotic value chains, and workers’
bargainingpower: Labour contestation in South China at an ascendant global
footwear firm.” Global Networks 19(3): s. 394–422.
Kumar
A (2020) Monopsony Capitalism: Power and Production in the Twilight of the
Sweatshop Age. Cambridge: Cambridge University Press.
Kumar
A (2024) “When monopsony power wanes—Part one: Material conditions.” Historical
Materialism 31(4): s. 3–44.
Lackner
H (2019) Yemen in Crisis: The Road to War. Londra: Verso.
Lee
J M ve Wong E Y (2021) “Suez Canal blockade: An analysis of legal impact,
risks, andliabilities to the global supply chain.” MATEC Web of Conferences
339 Matec.
Levy
D (2024) “Hezbollah missiles threaten Adani’s Haifa Port: What happens if
Israel’s keytrade hub shuts down?” 10 Ekim, Calcalist.
Lukacs
G (1972) History and Class Consciousness: Studies in Marxist Dialectics (çeviri:
R Livingstone). Cambridge: MIT Press.
Maltezou
R ve Saul J (2024) “Houthis’ email alert to Red Sea ships: Prepare for attack,
withbest regards.” 3 Ekim, Reuters.
Mamdani
M (2009) Saviours and Survivors: Darfur, Politics, and the War on Terror.
New York: Pantheon.
Maor
Y ve Eylon Y (2024) “The disruption of global and national supply
chains—Aspects and insights.” Strategic Assessment 27(1): s. 21–39.
Martin
P (2024) “Red Sea attacks drove 90% decline in container shipping, US spies
say.” The Economic Times, 17 Haziran, ET.
Middle
East Monitor (2024) “Israel says Eilat port ‘bankrupt’ after months of Houthi
naval blockade.” 16 Temmuz, MEM.
Milberg
W ve Winkler D (2013) Outsourcing Economics: Global Value Chains in
CapitalistDevelopment. Cambridge: Cambridge University Press.
Mitchell
T (2011) Carbon Democracy: Political Power in the Age of Oil. Londra:
Verso.
Mokhiber
C (2015) “Yemen is acting responsibly to stop genocide and the US is
bombingthem for it.” 1 Nisan, Mondoweiss.
Mutschler
M, Bales M ve Meininghaus E (2024) “The impact of precision strike technology
on the warfare of non-state armed groups: Case studies on Daesh and the
Houthis.” Small Wars and Insurgencies 35(7): s. 1123–1150.
Nagarajan
N (2024) “On solidarity: Responses of European labor to the Gaza genocide.” 10
Nisan, Antipode.
Neilson
B, Rossiter N ve Samaddar R (2018) Logistical Asia: The Labour of Making a
World Region. Singapur: Palgrave Macmillan.
Nevola
L (2023) “Beyond Riyadh: Houthi Cross-Border Aerial Warfare (2015–2022).” 27
Ocak, Acled.
Nitzan
J (2001) “Regimes of differential accumulation: Mergers, stagflation, and the
logic ofglobalization.” Review of International Political Economy 8(2):
s. 226–274.
Notteboom
T, Haralambides H ve Cullinane K (2024) “The Red Sea crisis: Ramifications for
vessel operations, shipping networks, and maritime supply chains.” Maritime
Economics &Logistics 26: s. 1–20.
Notteboom
T, Pallis T ve Rodrigue J P (2021) “Disruptions and resilience in global
container shipping and ports: The COVID-19 pandemic versus the 2008–2009
financial crisis.” Maritime Economics & Logistics 23: s. 179–210.
Notteboom
T ve Rodrigue J P (2008) “Containerisation, box logistics, and global
supplychains: The integration of ports and liner shipping networks.” Maritime
Economics & Logistics 10: s. 152–174.
O’Flaherty
C (2020) Naval Minewarfare: Politics to Practicalities. Gloucester:
Choir Press.
Paes
W C, Beales E, Hinz F ve Ribe A V (2024) “Navigating Troubled Waters: The
Houthis’Campaign in the Red Sea and the Gulf of Aden.”, International Institute
for Strategic Studies IISS.
Pahl
J (2024) “Just-in-time port call optimization: Challenges and IT-systems.” Journal
of Physics: Conference Series 2867 IOP.
Partington
R (2024) “Oil prices hit $80 a barrel as fears grow over Red Sea disruptions
totrade.” 12 Ocak, Guardian.
Ponte
S ve Sturgeon T (2014) “Explaining governance in global value chains: A
modulartheory-building effort.” Review of International Political Economy
21(1): s. 195–223.
Proserve
(2020) “Ashdod, New 17m Deep Container Berths.” Proserve.
Rappler
(2024) “Philippines bars its seafarers from some vessels in Red Sea, Gulf of
Aden.” 24 Nisan, Rappler.
Ratcliffe
V ve Longley A (2024) “Red Sea turns more deadly as Houthis ramp upattacks.” 26
Haziran, Bloomberg.
Razin
E ve Charney I (2015) “Metropolitan dynamics in Israel: An emerging
‘metropolitan Island state’?” Urban Geography 36(8): s. 1131–1148.
Reuters
(2024) “Israel says seaports stay open for business despite Lebanon conflict.”
24 Eylül, Reuters.
Rodrik
D (2011) “The Globalization Paradox: Democracy and the Future of the World
Economy.” New York: W.W. Norton & Co.
Ronnelund
S (2023) “Maersk doubles wages for crew to compensate for Red Sea danger.” 30
Aralık, Scandasia.
Russon
M A (2021) “The cost of the Suez Canal blockage.” 29 Mart, BBC.
Samaan
J L (2024) “The Red Sea attacks highlight the erosion of US leadership in the
region.” 16 Mayıs, Atlantic Council.
Saul
J ve Cohn C (2024) “Red Sea insurance costs soar as Houthi shipping threats
loom, sources say.” 19 Eylül, Reuters.
Schmitt
E, Wong E ve Ismay J (2025) “US strikes in Yemen burning through munitions
withlimited success.” 4 Nisan, NYT.
Selwyn
B (2008) “Bringing social relations back in: (Re)conceptualising the ‘bullwhip
effect’ in global commodity chains.” International Journal of Management
Concepts and Philosophy 3(2): s. 156–175.
Shamir
J (2025) “A void only the Houthis are filling”: Conversation with Helen Lackner.
15 Nisan, JewishCurrents.
Sheppard
E (2012) “Trade, globalization, and uneven development: Entanglements of
geo-graphical political economy.” Progress in Human Geography 36(1): s.
44–71.
ShipNext
(2025) “Eilat ILETH Details: Departures, Expected Arrivals, and Port
Calls—Eilat(Israel).” Shipnext.
Silver
B J (2003) Forces of Labor: Workers’ Movements and Globalization since 1870.
Cambridge: Cambridge University Press.
Smith
J O (2011) “Maritime interdiction in Sri Lanka’s counterinsurgency.” Small
Wars and Insurgencies 22(3): s. 448–466.
State
Department (2000) Foreign Relations of the United States, 1961–1963, Volume
XVII:Near East, 1961–1962. Washington, DC: United States Department of
State.
Stiglitz
J E (2006) Making Globalization Work. New York: W.W. Norton and Co.
Tanham
G K (2006) Communist Revolutionary Warfare: From the Vietminh to the Viet
Cong. New York: Bloomsbury.
Telling
O ve Ho-him C (2025) “Shipowners switch to smaller vessels as world
tradereroutes from China.” 2 Ocak FT.
The
New Arab (2024) “Israel faces “horror scenario” if Haifa port targeted by
Hezbollah.” 13 Ekim, NewArab.
Toscano
A (2014) “Lineaments of the logistical state.” 28 Eylül, Viewpoint.
Trade
Financial Global (2024) “Maritime mayhem: Implications of the Red Sea shipping
crisis.” 22 Ağustos, TFG.
UN
(1998) “Concentration in Liner Shipping: Its Causes and Impacts for Ports and
Ship-ping Services in Developing Regions.” United Nations Economic Commission
for Latin America and the Caribbean PDF.
UN
(2011) “Report of the Special Adviser to the Secretary-General on Legal Issues
Relatedto Piracy off the Coast of Somalia.” United Nations Security Council Docs.
UN
(2024) “Human Development Report 2023–24.” United Nations Development Programme
HDR.
UN
News (2024) “Security Council strongly condemns Houthi attacks on Red Sea
shipping.” 10 Ocak, UN.
Vego
M (2016) Maritime Strategy and Sea Control: Theory and Practice. Londra:
Routledge.
Verschuur
J ve Hall J (2024) “Systemic Impacts of Disruptions at Maritime Chokepoints.” RS.
Watts
M (2004) “Resource curse? Governmentality, oil, and power in The Niger Delta.” Geopolitics
9(1): s. 50–80.
Webb
F (2024) “MoD responds to criticism of Red Sea operation protecting ships
fromIran-backed Houthi rebels.” 12 Aralık, Portsmouth.
Wells
K, Cortes-Morales S, Esson J, Horgan D, Nxumalo F, Phoenix A vd. (2024)
“Israel’s war on Gaza and the violation of children’s rights.” Children’s
Geographies 22(2): s. 197–200.
WTO
(2021) “World Trade Report 2021: Economic Resilience and Trade.” World
TradeOrganization.
Yeung
H W (2015) “Regional development in the global economy: A dynamic perspectiveof
strategic coupling in global production networks.” Regional Science Policy
& Practice 7(1): s. 1–23.