Aşağıda,
Ayşenur Ezgi Eygi ve Uluslararası Dayanışma Hareketi (ISM) ile birlikte işgal
altındaki Batı Şeria’ya seyahat eden bir yoldaşla yapılan röportaja yer verilmektedir.
Ayşenur Ezgi Eygi, ABD’nin Washington eyaletindeki Seattle şehrinde yaşayan bir
Filistin özgürlük aktivistiydi. 2024 yılının sonlarında Batı Şeria’da düzenlenen
bir gösteri sırasında İsrail işgal güçlerince katledildi. Bu röportaj, dünyanın
dört bir yanına dağılmış çeşitli anarşist ve özerk medya yapımcılarından oluşan
bir kolektifin podcast’i olan Beautiful Idea’da [“Güzel Fikir”]
kaydedilip yayınlanmıştır. Tüm bölümün linki dipnotlarda bulunabilir.[1]
* * *
ISM’in
tam olarak ne olduğunu ve ne işe yaradığını açıklayabilir misiniz?
Uluslararası
Dayanışma Hareketi’nin kısaltmasıdır. 2001 yılında bazı Filistinli aktivistler,
küçük bir grup Siyonizm karşıtı İsrailli aktivist ve bazı uluslararası
aktivistler tarafından kurulmuştur. Dört ilke uyarınca faaliyet gösteriyorlar:
1.
Filistinlilerce yönetilmektedir;
2.
Sivil itaatsizliği ideoloji olarak olmasa da bir strateji olarak benimser;
3.
Kararlarını fikir birliğiyle alır;
4.
Açıktan Siyonizm karşıtı olmayı da içeren, zulüm karşıtı bir bakış açısı
üzerinden hareket eder.
Hareketin
kökenleri, Birinci ve İkinci İntifada sırasında ortaya çıkan Filistin halk
komitelerine dayanmaktadır. ISM’in amacı, halk direnişine katılmak ve onu
desteklemektir. Bunu çeşitli faaliyetlerle yaparlar. Yaptıklarının büyük bir
kısmı, “koruyucu varlık” olarak adlandırdıkları husustur:
uluslararası gönüllüler, Filistinlilerin hem İsrail yerleşimcilerinden hem de
ordudan gördüğü şiddetin miktarını azaltmak veya hafifletmek umuduyla
Filistinlilere günlük yaşamlarında eşlik ederler. Somutta bu çalışma, tarlada
koyun çobanlarına eşlik etmek, çiftçilerin hasatlarına yardımcı olmak, okul
çocuklarına okula giderken eşlik etmek veya yıkım tehdidi altındaki evlerde
bulunmak gibi basit faaliyetleri içerir.
Filistin’deki
halk direnişine katılmak sizin için ne anlama geliyor? ISM’in farklı hükümet
kurumları ve silahlı gruplarla ilişkisi hakkında biraz daha bilgi verebilir
misiniz?
Öncelikle
şunu açıklığa kavuşturmalıyım: ben, ISM’e gönüllü olarak katıldım. Batı Şeria’ya
seyahat ettim, ancak arkadaşım, ben geldikten kısa bir süre sonra öldürüldüğü
için ISM ile yapmayı planladığım çalışmaları gerçekleştiremedim. Bu nedenle,
pratikte nasıl göründüğü hakkında ayrıntılı bilgi veremem. Anladığım kadarıyla,
ISM’in herhangi bir siyasi oluşumla doğrudan bir ilişkisi yok. Örgüt, herhangi
bir siyasi parti veya gruba karşı veya lehine bir pozisyon almıyor. Gönüllüler
arasında çeşitli siyasi görüşlerden insanların olduğunu tahmin ediyorum, ancak
bir örgüt olarak, örneğin Filistin Yönetimi, Hamas veya herhangi bir parti
benzeri oluşumla resmi bir bağı yok. İsrail hükümetiyle olan ilişkisi çokça
tartışılıyor, zira ISM, açıktan Siyonizm karşıtı bir örgüt.
ISM
ile çalışmaya neden karar verdiğiniz? Ayrıca, sivil itaatsizliğin bir strateji
mi yoksa bir ideoloji mi olduğu, bunun ISM ile çalışma kararınızla nasıl
bağlantılı olduğu konusuna biraz daha değinebilir miyiz?
Benim
durumumda, Batı Şeria’ya gitmeye karar vermemin nedeni, şahsen daha geniş,
acımasız, sömürgeci dinamikte herhangi bir fark yaratabileceğimi düşünmem
değildi. Uluslararası bir koruma görevlisi olmanın da durum hakkında çok
şey değiştireceğine ikna olmamıştım. Benim için bu, özellikle kendimi tehlikeli
koşullara maruz bırakma fırsatıydı; bu deneyimin gelecek mücadeleler için
faydalı olacağı, gelecekte harekete geçmek için bana daha fazla cesaret
vereceği umuduyla hareket ettim.
“Koruyucu
varlık” hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu
konuyla ilgili görüşlerim biraz karışık. Tam olarak ne düşündüğümden emin
değilim. İfadenin kendisi, benim için biraz rahatsız edici çünkü uluslararası
gönüllüler ile Filistinliler arasında doğuştan gelen bir farklılığın kabul
edildiğini ortaya koyuyor. Uzun vadede bu farklılığı vurgulamanın veya kabul
etmenin kurtuluş için sağlam bir strateji olup olmadığından emin değilim. Bu,
benim zihnimde dayanışmanın ne anlama geldiğini sorgulatıyor. Bu stratejinin
temel varsayımı, uluslararası gönüllülerin ırksal veya ulusal ayrıcalıklarını
harekete geçirerek, egemen sınıfın ve ABD hükümetinin diğer dünya güçleriyle
birlikte Filistin’deki etnik temizliği ve soykırımı finanse etmeyi bırakmaları
gerektiğine ikna olacakları yönünde. Bu mümkün olabilir, ancak pek olası
görünmüyor. Henüz işe yaramış değil.
Kasıtlı
olmasa da, tesadüfen bu yaklaşım, Amerikalıların veya diğer uluslararası
aktörlerin hayatlarının Filistinlilerin hayatlarından temelde daha değerli ve
tamamen ayrı olduğu önermesini de kabul ediyor. Bu, muhtemelen İsrail hükümeti
ve ordusunun gözünde doğrudur. Ancak bu yaklaşımın dayanışma kavramını ortadan
kaldırdığını düşünüyorum. Eğer gerçekten Filistinli veya başka insanlarla
dayanışma içindeysek, kendimizi onlardan farklı görmememiz gerekmez mi?
Filistinlilerin isyancı olarak hayatlarını tehlikeye soktukları, öte yandan,
uluslararası aktörlerinse sadece toplumsal itibarlarını riske attıkları
kademeli bir mücadele olamaz. Dayanışmanın kapsamı, eşit olarak katılmak yerine
isyancıları uzaktan desteklemek veya gözlemlemekten ibaret. Çok sayıda
uluslararası aktör, kendilerini mücadelenin yüzde yüz içindeymiş görmeye
istekli olana dek Filistinli isyancılar fiilen yalnız kalacaklar.
Ayşenur
ile birlikte Filistin’e gittiniz. Onu bu yolculuğa motive eden şey neydi?
Ayşenur’un
katlinden bu yana, onu tanıyan, belki de benden daha yakından tanıyan veya
farklı şekillerde ya da hayatının farklı dönemlerinde tanıyan kişiler
tarafından yazılmış birçok anma yazısı yayınlandı. Bunların hepsi okunmaya
değer. Benim durumumda, dört yıl önce arkadaşım olan eşi aracılığıyla
tanıştık. O zamandan beri, onunla tanışmadan önce oldukça aktif bir siyasi
hayatı olduğunu öğrendim. 7 Ekim’den sonra, ikimiz de Filistin’le dayanışma
çalışmalarına yeniden dâhil olduk, bu da ortak siyasi faaliyet etrafında yeni
bir dostluk dinamiği oluşturmamıza katkıda bulundu.
Batı
Şeria’ya gitmemizden önceki yıl, bazı önemli işlerde yer aldı. Örneğin, Gazze’deki
insanlar için bağış toplama kampanyası düzenledi. Bunu görünüşe göre tamamen
kendi başına, çok kısa bir sürede yaptı ve sadece birkaç saat içinde 40.000
veya 50.000 dolar tutarında bir parayı toplamayı başardı. Beklediğinin 10 veya
20 katıydı. Çok azimli bir örgütçüydü. Bir şeye karar verdiğinde, onu takdir
edilecek bir biçimde yapardı.[2] Geçen yıl Ayşenur, ayrıca öğrencisi olduğu
Washington Üniversitesi’ndeki öğrenci kampının organizasyonunda da yer aldı.[3]
Yorulmak
nedir bilmeden çalıştı. Kamplardaki deneyimler, siyasi ilişkimizi
derinleştirdi. Bundan emin değilim ama Washington Üniversitesi’ndeki kampın
nasıl sonuçlandığına dair hayal kırıklığının onu Filistin çevresinde farklı bir
faaliyet arayışına ittiğini düşünüyorum. İşte tam da o noktada Filistin’e
seyahat etme gündemiyle gelip benimle temas kurdu. Daha önce ISM ile gönüllü
olarak çalışmak hakkında konuşmuştuk ama ikimiz de buna gerçekten karar
vermemiştik. Ancak Washington Üniversitesi kampının kötüleşmesinin ardından
gitme konusunda daha emin olmuş gibi görünüyor. Onun kesinliği ve kararlılığı,
beni de bu adımı atmaya motive etti.
Bu
geziyi planlamak ne kadar sürdü? Hangi adımları attınız? Filistin’e vardığınızda
durum nasıldı?
ISM,
bir değerlendirme süreci işletiyor. Bu sürecin ardından, Filistin’e gitmeden evvel,
internette bir dizi bilgilendirme ve eğitim oturumuna katıldık. Planlama süreci
3-4 ay sürdü.
Bence
Batı Şeria, büyük ölçüde Gazze’de devam eden soykırım nedeniyle uluslararası
toplumun radarına girmeyen bir yer. Ancak Batı Şeria’daki gerçeklik de çok
acımasızdı ve o yıl boyunca giderek daha ölümcül hale gelmişti. Her zaman
kötüydü. Geçen yıl önemli ölçüde daha da kötüleşti. Batı Şeria’da çok karmaşık
bir yönetim sistemi var. Özünde bu sistem, İsrail işgaline ve kontrolüne
dayanıyor, ancak farklı bölgelerde farklı isimlerle anılıyor. Üç bölge var: A,
B ve C. Oldukça karmaşık. Üç farklı bölge uygulaması, 1993-1995 döneminde
imzalanan Oslo Anlaşmaları’nın neticesi. A Bölgesi, Filistin Yönetimi’nce
kontrol ediliyor. B Bölgesi’nin kontrolü, Filistin Yönetimi ve İsrail ordusuna
ait. C Bölgesi, tümüyle İsrail ordusunca kontrol ediliyor. Aslında İsrail
ordusu, bu bölgelerin herhangi birinde istediğini yapabilir, ancak A Bölgesi’nde
ve bir ölçüde B Bölgesi’nde nispeten daha az varlık gösteriyor. C Bölgesi ise
genellikle İsrail hükümetinin yardımıyla İsrailliler tarafından aktif olarak
yerleşime açılan ve ilhak edilen yerler.[4]
Batı Şeria’daki büyük şehirlerin bazıları, öncelikle A Bölgesi’nde bulunuyor.
Örneğin, ISM’nin kısmen merkezi olan Ramallah ve bir diğer büyük şehir olan
Nablus. Ancak Nablus’un haricinde, arazisi B ve C bölgelerinin bir karışımı
olarak tanımlanan ve son dört beş yıldır aktif olarak yerleşim yeri inşa edilen
Beyta adlı bir kasaba bulunuyor.
Ayşenur’un
öldürülmesiyle ilgili deneyimleriniz hakkındaki düşüncelerinizi duymak süreci
anlama konusunda yardımcı olacak.
İki
günlük eğitimin ardından, Beita’da her hafta Cuma günü yapılan eylemlere
katılmayı planlıyorduk. Ancak beklenmedik bir şekilde hastalandım. Ayşenur,
gösteriye bensiz gitmeye karar verdi.
Şunu
söylemem lazım: olay, medyada geniş yankı buldu. Birçok kişi, zaten ayrıntıları
biliyor.[5] Ben, orada değildim ama diğer ISM gönüllülerinin görgü tanıklıklarından
neler olduğunu bir araya getirebildim.
Gösteriye
katıldı. Gösteri başlar başlamaz, İsrail askerleri göstericilere göz yaşartıcı
gaz ve gerçek mermi sıktı. Bu bölge, çok dik bir tepede bulunuyor. İsrail
askerleri kalabalığa ateş etmeye başladıklarında, protestocular, genellikle
hızla tepeden aşağıya, köye yakın zeytinliklere çekiliyorlardı. Bu geri çekilmenin
ardından, gösterinin sona erebileceği izlenimini veren bir sakinlik aşamasına
geçiliyordu. İnsanlar, daha sonra bu aşamanın 20 ila 30 dakika sürdüğünü
söylediler. Ancak İsrail askerleri her zaman yaptıkları gibi o gün de civardaki
Filistinlilere ait evleri gözetleme noktası olarak kullanıyorlardı. Tepenin
zirvesinde bir grup İsrail askeri, tepenin aşağısına kadar net bir görüş
açısına sahip oldukları bir Filistinlinin evinin çatısını ele geçirdi. Geri
çekilen göstericiler, askerlerin çatıda durduğu yerden 200 metreden fazla
uzaktaydı. Sonra aniden, gösterinin sona erdiğinin düşünüldüğü bir anda, iki el
gerçek mermi sesi duyuldu. Kurşunlardan biri, metal bir şeye, ya bir direğe ya
da çöp konteynerine çarptı, sekerek, Filistinli bir gencin bacağına isabet
etti. Diğeri ise doğrudan Ayşenur’un başına isabet etti. Zeytinliklerden
birinde, bir zeytin ağacının yanında duruyordu. Ambulansa bindirilip hastaneye
kaldırılırken insanlar kanamayı durdurmaya çalıştılar, ancak Nablus’taki
hastaneye ulaştıktan çok kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.
Bunu
nasıl öğrendiğiniz? O döneme ait günlüğünüzden bazı parçaları paylaşmak ister
misiniz?
Batı
Şeria’dayken tuttuğum günlük, bir mesajlaşma uygulaması üzerinden bir grup
arkadaşıma gönderdiğim düzenli raporlardan oluşuyordu. Arkadaşlarıma bu listede
benden güncellemeler almak isteyip istemediklerini sordum ve elimden geldiğince
rapor gönderiyordum. Ayşenur’un vurulduğunu, Beyta’daki olay yerinde bulunan
diğer IŞİD üyelerinden gelen bir mesajla öğrendim. Bir süre şok geçirdim. Kısa
süre sonra öldüğü haberi geldi. O gün yazdıklarımın bir kısmını paylaşabilirim.
O sırada duygusal olarak ne halde olduğumu yansıtan cümleler içeriyor.
6
Eylül 2024: Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Kolay bir
yolu yok. Keşke güzel bir şeyler yazabilseydim ama hıçkırıklarım yüzünden
yazamıyorum. Arkadaşım, yoldaşım ve Filistin’e birlikte geldiğim arkadaşım
Ayşenur, İsrail işgal güçlerince başından vurularak öldürüldü. Huzur içinde
yatsın. O, artık mücadeledeki birçok şehitten biri.
Bütün
gün burada oturuyorum, gözlerimden ara ara yaşlar akıyor. Ne yapacağımı
bilmiyorum. Çok pişmanım. Keşke o değil de ben ölseydim. Ondan çok daha
yaşlıyım ve hayatında yapmak istediği çok şey vardı. Buraya ölmeye daha
hazırlıklı gelen bendim. Riskleri biliyordum. Gelmeden önce vasiyetnamemi
hazırlamıştım. Sanırım, o bu ihtimali pek düşünmemişti. Onu gösteriye gitmekten
vazgeçirmeliydim. Bugün Covid olduğum için gitmemem istendi. Bu yüzden Ramallah’ta
kaldım. “Sonra birlikte gideriz, bir hafta daha bekleyelim” demeliydim. Oysa
ben, bana “benim yerimde olsan yalnız gider miydin?” diye sorduğunda, “giderdim”
dedim. Bu sabah ona göz yaşartıcı gazla başa çıkması için bazı malzemeler
verdim, tetikte olmasını, gösteride öne çıkmamasını, ateş hattından uzak
durmasını ve daha deneyimli aktivistlere yakın durmasını tavsiye ettim. Son
olarak, iyi olacağını düşündüğümü söyledim. Aslında, ona söylediğim son şeyin
şu olduğunu düşünüyorum: “Bence iyi olacaksın.” Bu da hiçbir şey bilmediğimi
gösteriyor.
Bugün
saat 14:41: Eşi Hamid’i aradım, kendisine hepimizi harap edecek haberi
verdim. İkimiz de hıçkıra hıçkıra ağladık. Eşi sizinle birlikte çıktığı bir
seyahatte öldürülen arkadaşınıza ne dersiniz? İstanbul’dan Filistin’e sizinle
birlikte seyahat etmişken, siz onunla gösteriye gitmediğinizde ne dersiniz?
ABD-İsrail’e ait soykırım makinesine karşı bir cep telefonu kamerası getirmenin
tamamen yetersiz olduğunu aylardır bildiğiniz halde, gene de onunla birlikte
buraya seyahat ettiğinizde ne dersiniz? Dürüst olmak gerekirse, benim için
yaralanma, tutuklanma veya ölüm ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyordum.
Nedense Ayşenur’un öleceğini aklıma bile getirmemiştim. Bu ana hazırlıklı
değildim. Çok ani oldu.
Teşekkür
ederim. Günlüğünüzün diğer bölümlerinden de paylaşmaya devam etmek ister
misiniz?
Sonraki
iki haftaya ait günlükten birkaç bölümü aktarabilirim. Ayşenur, Türkiye’de
doğmuş ama sanırım bir yaşına bile gelmeden ABD’ye taşınmış. Yani ABD’de
büyümüş, ancak ailesi, resmi cenaze töreninin Türkiye’de yapılmasına ve Türkiye’ye
defnedilmesine karar vermiş. Ben de cenaze için oraya gitmeye karar verdim. Günlükteki
bu bölüm cenaze töreninden.
14
Eylül 2024: Birkaç arkadaşım beni tek başıma dururken gördü. Hafif bir
baş sallama veya el hareketiyle beni fark ettiler. Bir arkadaşım yanıma gelip
sarıldı ve kulağıma “Özür dilerim” diye fısıldadı. Hamid’in beni gördüğünü
sanmıyorum. O ve diğerleri mezarını toprakla doldurduktan sonra, uzun süre
mezarın yanında ciddi bir şekilde oturdu, çiçeklerle bezenmiş, bir kefiye ve
iki küçük bayrakla (biri Türk, diğeri Filistin bayrağı) örtülmüş yeni toprak
yığınına baktı. Yüzünde gözyaşı görmedim. Gözleri kuru görünüyordu. Ben de
öyleydim. Bu anda gözyaşlarım akmayacaktı. Bir şeyin arkasında sıkışmış
gibiydiler. Belki de ölmüş olsaydım ve beynimde dönüp duran hiçbir endişem
olmasaydı, bu beden nasıl ağlayacağını bilirdi. Bunun yerine, endişeyle çok
meşgul olduğum için mezarlığın başka bir bölümüne geçtim. Bir süre geçti ve
herkes gitti. Şimdi tek başıma oturuyorum, bu bedenin huzura kavuşacağı
bilinmeyen zamanı bekliyorum.
Daha
sonra, Ayşenur’un mezarına yaklaştım, nihayet yakınlaşma fırsatı bulduğum ve
etrafta hiçbir kamera veya devlet adamı olmadığı için şükrettim. Cesedini örten
toprağa dokundum, o an söyleyebildiğim tek şey, tekrar tekrar “Üzgünüm” oldu.
Bunu yaparken gözyaşlarım nihayet akmaya başladı. O an onunla olmam gerekiyordu.
Eve
döndükten birkaç hafta sonra şu düşüncelerimi kaleme aldım:
Her
sabah, yapım aşamasında olan anıtın ortasında Ayşenur’un yüzüne bakarak birkaç
dakika geçiriyorum, olanları düşünüyorum. Bazen göz kapaklarımdan birkaç damla
yaş süzülüyor, yanaklarımdan aşağı akıyor, bazen acı dolu bir inilti, bazen de
başımı sallıyorum. Gözyaşlarım yüzeye çıktığında kendimi güçsüz hissetmiyorum.
Sadece gözyaşlarımın etkili ve kararlı bir eyleme dönüşmemesi beni güçsüz
hissettiriyor. Kederimin aldığı kıvrımlar ve dönüşler bunlar. Şüphesiz ki, bu
dolambaçlı yolun sonuna henüz ulaşabilmiş değilim. Şimdilik söyleyebileceğim
tek şey, hayatın ölüm ve yas tutmaktan ibaret olduğudur. Gene de şehitlerimizi
onurlandırmalıyız. Bizi yok eden şeyi, Filistin halkını yok eden şeyi yok
etmeliyiz. İntifadayı küreselleştirmeliyiz.
Döndüğümden
beri ne yapacağımı, onu nasıl onurlandıracağımı, nasıl hatırlayacağımı ve nasıl
bir rapor vereceğimi gerçekten anlayamadım. Paylaşabileceğim tek şey bu günlük
kayıtları oldu, çünkü bunlar ağızdan dökülen en dürüst sözlerdi.
ISM’e
geri dönmek isterim. Deneyiminiz, eşlik etmenin rolüne dair anlayışınızı nasıl
etkiledi, etkilediyse nasıl etkiledi? ISM’in yaptığı çalışmalar hakkındaki
analiziniz nedir?
Şunu
söylemeliyim ki, ISM’de tanıştığım insanlar, hayatımda tanıdığım en cesur ve en
özverili insanlardı. Bu yüzden, hem bireyler hem de bir örgüt olarak ve
yaptıkları iş açısından onlara büyük saygı duyuyorum. Ayrıca, ISM ile sahada
çalışmadım. Sadece eğitim aldım ve ertesi gün Ayşenur öldürüldü. Orada
geçirdiğim birkaç günün geri kalanını anma törenlerine katılarak geçirdim.
ISM
gönüllülerinin birçoğu, doğrudan varlıklarının hayat kurtarmada somut bir fark
yarattığına dair anekdotlar anlatıyor. Bu deneyimleri göz ardı edemem. Ancak
Filistin bağlamına daha geniş bir perspektiften bakarsak, bu tür bir eşlik etme
veya koruyucu varlık modelinin hizmet odaklı bir çerçeveye dönüşme eğiliminde
olduğu görülüyor.
“Hizmet
odaklı” derken neyi kastediyorsunuz?
Bu,
uzun vadeli bir direniş stratejisinden ziyade, bir krize müdahale modeli gibi. Bu
demek değil ki bu tür şeyler önemsiz. Ancak geriye dönüp baktığımızda, Siyonist
teröre karşı genel olarak etkili olup olmadığını değerlendirirsek, etkili
olduğundan pek emin değilim. İsrail devletinin uyguladığı şiddet ve baskı
düzeyi, sivil itaatsizlik ilkesine bağlılığı zaman zaman mantıksız hale
getiriyor.
“Silahlı
çatışmaya bıçakla gidilmez” diye yaygın kullanılan bir cümle vardır. Ancak bu
modelde, ağır silahlı güvenlik güçleriyle yaşanan şiddetli bir çatışmaya sadece
kamerası olan bir akıllı telefon getiriyorsunuz. Bu, yeterli görünmüyor.
Sizce
hangi direniş stratejisi etkili olur? Özellikle Filistin’de hangi uluslararası dayanışmanın
faydalı olacağını düşünüyorsunuz?
Filistin
bağlamında, İsrail’in ABD'nin askeri, ekonomik, diplomatik vb. desteğini
kesmediği sürece yerleşimci sömürgecilik projesini, ona eşlik eden tüm vahşeti
durdurmayacağı açıkça görülüyor. Bu da sanırım Amerikalılar için daha geniş bir
stratejiye işaret ediyor: Filistin’e koruyucu bir varlık olarak gitmek yerine,
ABD’de kalıp, ABD imparatorluğunu içeriden yıkmaya çalışmak.
7
Ekim 2023’ten kısa bir süre sonra yayınlanan bir makalede, ABD’de Filistin’le
dayanışmanın ne anlama geldiğine dair varılan sonuç oldukça basitti: Filistin’le
dayanışma, ABD’yi yok etmek anlamına gelir.[6] İsrail yerleşimci devleti, bir
imparatorluk projesidir. Ancak bunu nasıl yapacağımız sorusu, giderek zor bir
soru haline geliyor.
Evet.
Bu da size soracağım bir sonraki soruydu.
Bence
durum oldukça belirsiz. Genelde bir hareket olarak, net bir yönü yok. Anladığım
kadarıyla, en ilham verici anlar, sabotaj ve mülk tahribatı içeren doğrudan
eylem kampanyaları oldu. Bunlar, görebildiğim en somut dayanışma eylemleri gibi
görünüyor. Daha spesifik bir örnek, İsrail’in en büyük silah üreticilerinden
biri olan Elbit Systems’ı hedef alan Filistin Hareketi’nin eylemi.[7] Faaliyetlerinin
çoğu İngiltere’de gerçekleşti, ancak ABD’nin doğu kıyısında da faaliyetlere
tanık olundu. Faaliyetlerinin bazıları, silah üreticisinin fabrikalarını ve
ofislerini kapatmada başarılı oldu. İsrail devletine maddi desteği sınırlamak
amacıyla, faaliyetlerini doğrudan finanse eden grupları hedef alan diğer küçük
doğrudan eylemler de gerçekleştirildi.
Ayrıca
Direniş Ekseni ile ilgili düşüncelerinizi de duymak isterim. Örneğin, İsrail
ordusuna karşı savaşan, devletçi veya kapitalist bir yönelime sahip, solcu veya
anarşist değerleri paylaşmayan örgütlü silahlı gruplar var. Bu, net bir cevabı
olmayan gerçekten zorlu bir nüans.
Hayatımın
büyük bir bölümünde, ABD’deki Filistin dayanışma hareketi, kamuoyunda neredeyse
barışçı ve liberal bir yaklaşım sergiledi. Kamuoyunda, bu grupların hiçbiri
Hamas’ı desteklemekten bahsetmezdi, hatta silahlı mücadelenin varlığını bile
kabul etmezdi. Bu tasvirde, Filistinliler sadece kurbanlardı. Sanırım bu durum,
son bir yılda değişti. Dayanışma hareketinin, sömürgecilik karşıtı solun önemli
bir kısmı bugün Hamas’ı ve Filistin direnişindeki diğer silahlı grupları,
bölgedeki genel Direniş Ekseni ile birlikte aktif ve açıktan destekliyor. Bu
yeni dayanışma hareketi, Direniş Ekseni’ni sömürgecilik karşıtı mücadelenin bir
tür öncüsü olarak görüyor. Bu durumda, Filistin’le dayanışma, bu hareketleri ve
siyasi partileri sorgusuz sualsiz desteklemek anlamına geliyor. Bunu biraz
sorunlu buluyorum. Ancak bu söyleme yer açılmıyor, zira doğalında şiddete bir
mücadele biçimi olarak ideolojik bir karşıtlığınız olduğu varsayılıyor.
Ama
benim bakış açım bu değil. Şahsen, Filistin gibi bir yer bağlamında gerçekten
mantıklı olan tek şeyin silahlı mücadele olduğunu düşünüyorum. Ben, Hamas
uzmanı değilim. Sadece kamuoyuna açıkladıkları ve kolayca ulaşılabilen şeyleri
biliyorum. Hamas’a itirazım, siyasi vizyonlarının kapitalizmi veya merkezi
devlet otoritesini ortadan kaldırmakla hiçbir ilgisinin olmamasıdır. Siyasi
değerlerimi bu tür bir vizyonla bağdaştırmak zor. İtirazım, silahlı mücadeleye
başlamış olmaları değil.
Ortada
çok fazla Siyonizm yanlısı propaganda var ve bunların tek amacı, Filistin
direnişini itibarsızlaştırmak. Bence bu gerçek kabul edilmeli. Ayrıca,
sömürgecilik karşıtı mücadelelerin liderleri olarak kabul edilen bu örgütlerin
siyasi vizyonunun tam olarak ne olduğu konusunda devrimciler arasında dürüst
bir tartışma yapılmalı. Buna tarihsel bir perspektiften de bakmalıyız. Geçmişteki
sömürgecilik karşıtı mücadelelerde çeşitli siyasi yönelimler ve vizyonlara tanık
olundu. Neredeyse her zaman, bu mücadelelerdeki otoriter gruplar iktidarı ele
geçirmeyi başardılar. Bağımsızlık kazanıldıktan sonra, bu gruplar, iktidara
yükselip iktidar partisi haline geliyorlar. Bu genellikle, önceki sömürge
rejimi altında var olan eşitsizliklerin ve toplumsal sınıf örgütlenmesinin
çoğunluk için yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor. Tarihsel örnekler göz
önüne alındığında, sömürgecilik karşıtı mücadeleye eleştirel bir bakış açısıyla
ve farklı bir vizyonla, anti-kapitalist ve anti-devletçi bir vizyonla
yaklaşmalıyız.
Dipnotlar:
[1] The Beautiful Idea, “The Murder of Ayşenur Ezgi Eygi and the Future
of International Solidarity,” 5 Nisan 2025, BI.
[2]
Instagram.
[3]
Horizend, “The LZ and Death by Negotiation,” Horizend; Julia Park, Susan Fried ve
Maeve Smith, “Voices From Inside and Outside the Liberated Zone at the
University of Washington,” South Seattle Emerald, 4 Haziran 2024, SSE.
[4] “What are areas A, B, and C of the occupied
West Bank?” 11 Eylül 2019, Jazeera.
[5] Miriam Berger, Loveday Morris, Meg Kelly,
Jarrett Ley ve Sufian Taha, “New video, witnesses challenge Israel’s account of
U.S. activist’s killing,” Washington Post, 11 Eylül 2024, WP.
[6] Anonim, “10 Anarchist Theses on Palestine
Solidarity in the United States,” Haters Café, PDF.
[7] Bkz.: palestineaction.org



