Birinci
Dünya Savaşı’nın yaşandığı dönemde politik değilse de toplumsal ve psikolojik
koşullar olgunlaşarak, İran’ın geleneksel düşmanları ve zalimleri olarak kabul
edilenlere, yani Çarlık Rusyası ve İngiltere’ye karşı gelişecek ulusal
hareketin güçlenmesini sağladı. İngiltere, anayasacı hareketin ilk aşamasında
İranlıların kısa süreliğine gönlünü kazanmış olsa da, İran’ı iki nüfuz alanına[1]
bölmek için Rusya ile işbirliği yapması ve Rusya’nın İran egemenliğine yönelik
ihlallerine göz yumması nedeniyle hızla nefret edilen bir ülke haline geldi.
İran’ın bağımsızlığına yönelik açık ve aralıksız müdahaleler yanında İran’daki
milliyetçi güçlere ve masum insanlara karşı sergilenen acımasızlık, Rusya’yı
İran'ın en nefret edilen düşmanı yapmıştı. Tahran’daki ABD elçisinin ateşkes
arifesinde belirttiği gibi, İran “güçlü emperyalist komşularının her zaman avı
ve piyonu olmuş, onların çoğu zaman keyfi eylemlerinden çok acı çekmiş, zayıf
bir millet”ti. İran, komşularının, “ülkelerini yabancılara altın karşılığında
satmaya hazır” ve “bazı yabancı emperyalist güçlerin araçları” olarak hizmet
eden etkili, bencil İranlıların işbirliği olmadan amaçlarına
ulaşamayacaklarının gayet farkındaydı.[2]
Büyük
Savaş Sırasında Ekonomik Koşullar
Savaş
ilerledikçe, enflasyon, işsizlik, işgalci ordular tarafından gıda maddelerinin
ele geçirilmesi, yıkım ve ülkeden ayrılan Rus ordularının masum vatandaşları,
çoğunlukla köylüleri katletmesi, yağma, tecavüz ve cinayetler sebebiyle
ekonomik koşullar büyük ölçüde kötüleşti. Savaşın sonunda durum o kadar umutsuz
hale gelmişti ki, insanlar, ülkenin daha az talihsiz bölgelerinde geçimlerini
sağlamak için evlerini terk ediyorlardı. Yoksulların ve çaresizlerin durumu
nadiren kaydedilse de, günümüze ulaşan birkaç hikâye, Avrupa’daki savaşın İran
halkına dayattığı korkunç koşullara bir bakış atmamıza imkân sağlıyor.
Tahran’ın
ünlü İngiliz yanlısı gazetesi Rad, Hamadan’dan çekilen Rus askerlerinin gerçekleştirdikleri
vahşetleri aktardığı haberinde bildirdiğine göre bu süreçte erkekler ve
kadınlar öldürüldü, evler yağmalandı ve devlete ait tahıl çalındı. Beş gün
sonra benzer ihlalleri bildiren Zencan vali yardımcısı “bölgede hiçbir şeyin
güvende olmadığını” söylüyordu. Halhal, Garrus ve Kürdistan’da da Rus askerleri
korkunç eylemler gerçekleştirdiler. Bu zulüm, halkın Gilan’a kaçmasına neden
oldu. O kadar çok yoksul mülteci vardı ki, Küçük Han, eyaletten pirinç
çıkarılmasını yasaklamak zorunda kaldı.[3]
Urmiye’deki
Rus konsolosu B. Nikitin, Bolşevik ayaklanmasından önce Batı İran’daki Rus
askerleri arasında neredeyse hiç disiplin olmadığını aktarıyor. Bölgede
konuşlanmış 80.000 askerin yaptığı tek şey “yemek yemek, uyumak ve günde üç kez
yoksul şehrin çarşısını yağmalamaktı.”[4] Hoy’da (Azerbaycan) çarşı, Türkiye’den
dönen Rus askerlerince yağmalandı ve ateşe verildi.[5]
İngiliz
diplomatlarına ait mektuplar da müttefikleri General Biçerahov’un komutasındaki
askerlerin işledikleri vahşetlere tanıklık ediyor: “Biçerahov’a bağlı güçlerin kadın
ve çocuklara yönelik cinayetleri ve tecavüzleri sebebiyle biz onlar kadar
popüler değiliz, çünkü İranlılar ‘Ruslar sizin maaşlı elemanlarınız, olan
bitenden ahlaken sorumlusunuz’ diyorlar.”[6]
25
Şubat 1919’da Küçük Han, Reşt’teki İngiliz konsolos yardımcısına, artık
İngilizler tarafından finanse edilen ve kontrol altında tutulan, başında bir
Rus subayının bulunduğu Kazakların işledikleri ihlallerden şikâyet etti ve bu
kişilerin davranışlarının “vahşilerin davranışlarıyla bile kıyaslanamayacağını”
dile getirdi.[7]
Near
East
[“Yakın Doğu”] gazetesinin de bildirdiği üzere, koşullar kötüleştikçe sıradan
insanlar et bulmak şöyle dursun temel gıdaları olan ekmekten bile mahrum
kalmışlardı. Açlık insanları o kadar çaresiz bırakmıştı ki, intihar veya şehir
surlarının dışına atılan hayvan leşlerinin tüketilmesi, artık kimseyi
şaşırtmıyordu. Bu korkunç açlığın ortasında, bir avuç zengin toprak sahibi,
elinde muazzam bir serveti tutuyordu.[8] Yardım çalışmaları Amerikalı
hayırseverler tarafından organize edildi. Sadece Tahran’da günde yaklaşık
30.000 kişiye yemek verilirken, her gün yaklaşık 180 kişi açlıktan ölüyordu.
Taşradaki koşullar daha da kötüydü. Kum, Meşhed, Hamadan, Kirmanşah, Kazvin ve
Arak gibi şehirlerde her gün binlerce insanın öldüğü bildiriliyordu.[9] Tahran’daki
ABD elçiliği, “Sıkıntı ve açlık o kadar korkunç düzeydeydi ki, yüzlerce insan
ot, ölü hayvan eti, hatta bazı durumlarda insan eti yiyerek hayatta kaldı” diye
belirtti.[10] Bunların hiçbiri, özellikle varlıklı kesim olmak üzere,
iktidardaki elit üzerinde en ufak bir etki yaratmamış gibi görünüyordu, zira
ABD yardım fonlarının geleceği öğrenilir öğrenilmez, zengin toprak sahipleri, “ambarlarını
kilitlediler ve Tahran’da buğday fiyatı 180 toman/harvara ulaşana kadar buğday
satmayı reddettiler.”[11]
Bir
başka ABD raporu ülkedeki durumu şu şekilde özetliyor:
“Geçen yıl, İran’ın
şimdiye dek geçirdiği en zor yıllardan biriydi. Tüm büyük şehirlerde her gün
yüzlerce insan kıtlıktan öldü. Neyse ki, baharda hasat rekor düzeye ulaştı.
Ekmek ve gıda maddelerinin fiyatları büyük ölçüde düştü. Ne yazık ki, hükümet,
zengin toprak sahiplerinin tahıl stoklamasına mani olamıyor veya daha büyük
olasılıkla durdurmak istemiyor, bu nedenle fiyatlar, koşulların
gerektirdiğinden çok daha yüksek bir seviyede tutuluyor.”[12]
ABD
Maslahatgüzarı Caldwell şunları söylüyordu:
“İran uçların ülkesidir. Zenginler
çok zengin ve tembeldir, yoksullar ise Amerika’da yoksul olarak adlandırılan
türden değiller, sürekli açlık çekiyorlar, sık sık açlıktan ölüyorlar. Yılın bu
zamanında bile [Aralık] gıda ürünleri nesillerdir bilinen en yüksek fiyatlarda
ve tahıl, meyve ve hububat kıtlığı gerçekten endişe verici.
Nüfusun büyük çoğunluğu
köylü sınıfından olup, geçimini yalnızca ekmekle sağlamaktadır. Ekmek normal
fiyatının üç katıdır, çok kıttır ve arzı tamamen yetersizdir.[13] Halk
fırınlarında büyük kalabalıklar toplanıyor. İnsanlar sık sık hayal kırıklığıyla
evlerine dönüyorlar. [...] Polis memurlarının varlığına rağmen sık sık isyanlar
çıkıyor, bazen bu isyanlarda kan akıyor. [...] Dilencilerin sayısı giderek
çoğalıyor, yüzlercesi sokakları doldurarak acınası bir şekilde ağlayıp dileniyor,
zaman zaman çaresizlik içinde kuşatma altında tutulan insanlara saldırırlar.
İran’ın tüm bölgelerinden, illerinden ve şehirlerinden benzer koşullara tanık
olunduğuna dair haberler geliyor. Büyük yabancı birliklerin varlığının, en
azından kısmen, bu durumun, özellikle de İran’ın her yerinde, bilhassa kuzey
bölgelerinde ve Tahran civarında buğday ve ekmek ürünlerinde yaşanan gıda
kıtlığının sorumlusu olduğu söyleniyor.”[14]
Amerikalı
misyoner Rahip C. A. Murray aktarımı şu yönde:
“Buradaki [Reşt’teki]
yardım ihtiyacı yerel koşullardan kaynaklanmıyor. [...] Yardıma ihtiyacı olan
insanlar, Reşt’ten çok uzaktaki yaylalardaki ve dağ köylerindeki yoksul
evlerinden kaçan binlerce insan. Şu anda evimizin alt katındaki bir odada, biri
kocası ve üç çocuğuyla birlikte iki kadın var; onları kabul etmezlik edemezdik.
Adam ve ailesi, bir yıl önce o bölgede savaşan iki ordu tarafından evleri
yağmalanmış olan Zencan yakınlarından geliyorlar. Reşt’e geldiklerinde bol ve
ucuz pirinç olacağını düşündükleri için yiyecek hiçbir şey almamışlardı.
Üzerlerindeki paçavralardan başka hiçbir şeyleri yok, bir iş bulmaları da
mümkün değil. Diğer kadın şu hikâyeyi anlatıyor:
Hamedan'a altı kilometre
uzaklıktaki bir köyde yaşıyordu, ancak Rus askerleri oraya ya satın almak ya da
yağmalamak için gelmişlerdi. Çatışma çıktı, kocası öldürüldü. Kocasının sahip
olduğu yedi deve ve diğer her şey ellerinden alındı. En azından bebeğinin
yaşayabileceği bir yer bulmak ve kendisini birkaç gün daha hayatta tutmak için
küçük kızını üç tomana sattı.
Bazı tahminlere göre şu
anda şehirde yaklaşık 7.000 kişi var, bunlar Zencan, Hamedan ve hatta Tebriz
yakınlarından gelmişler. Reşt civarındaki köylerden değiller, [küçük bir kısmı
hariç]. Raporlar, 4.000 kişinin daha yolda olduğunu söylüyor; [...] takkiye
binaları geceleyin tamamen dolu oluyor, insanların bulabildiği diğer tüm
binalar, ahırlar, barakalar vb. de dolu. Bu binaların zeminleri geceleyin o
kadar çok insanla doluyor ki, yatacak yer kalmıyor. Neticede, çok sayıda insan
geceleri sokakta uyuyor. [...] İngiliz Konsolos Yardımcısı’nın İranlı
sekreteri, bir gecede 24 kişinin soğuktan, açlıktan veya hastalıktan öldüğünü
söyledi. [...] Aynı şeyi şehrin ana meydanında, sokakta yatarken doğum yapan
iki kadından da duydum.”
Misyoner,
zenginlerin “doğru ruh”a sahip olmaları halinde ölümlerin ve acıların sona
erebileceğini söyleyerek sözlerini tamamladı.[15]
İran’da
görev yapan, kıtlık döneminde halka yardım etmek için gelmiş olan bir Amerikalı,
“bazı bölgelerinde bol miktarda yiyecek bulunan bir ülkede var olan korkunç
açlığı” anlatırken şunu söylüyordu: “Yenmeyecek haldeki bir kaşık fasulyeyi
kumlu yolun kalın tozuna attığında, aç köylüler, içinde bir iki fasulye bulurum
umuduyla yerdeki tozu avuçluyorlardı.”
“Aynı insanlar konvoyun
etrafında yiyecek dileniyorlar, tozun içine düşen her kırıntı için çılgınca
bekliyorlardı. Atılan her boş yiyecek kutusu için deli gibi kavga ediliyordu.
[...] Kürt ve diğer yerli kadınların bir kutu ‘dana eti’ veya birkaç parça sert
bisküvi için kendilerini sattıkları birçok olaydan bahsediliyordu. [...] Açlıklarından
dolayı çok büyüktüler. Ayrıca açlıktan ölmek üzere olan insanların hayvan
dışkısı yediğini ve henüz kavurucu yaz güneşinden kurumamış az miktardaki otu
iştahla yediğini gördüm. Diğer acınası manzaralardan biri de yol kenarında
yatan, cam gibi görünen ve doğal olmayan derecede büyük gözleri sinekler ve
korkunç güneş tarafından yenen ölmek üzere olan insanlardı.”
Oysa
“Mezopotamya’da, sınırın hemen ötesinde, makul fiyatlarla elde edilebilecek
hatırı sayılır miktarda tahıl stoğu” vardı. Hüküm süren sefalet, “Amerikan
yardım komitesinin ödeyeceğini bildikleri fahiş fiyatlar için tahıllarını
saklayacak olan zengin tahıl üreticilerinin açgözlülüğü”ne bağlanıyordu.
Gerçekten de, “yardım parası dağıtılma ihtimali olan bölgelerde, gıda fiyatları,
her zaman yaklaşık olarak eşit miktarda gıda bulunan diğer bölgelere göre çok
daha yüksekti”.[16] Tahran’da yayınlanan bir haftalık gazete sonrasında
1917-1918 döneminde yaşanan kıtlık sırasında eyaletlerde bir milyon insanın
açlıktan öldüğünü, başkentte ölü sayısının 200.000’i bulduğunu yazdı. Bu
ölümler tümüyle zenginlerin stokçuluğu yüzünden yaşanmıştı.[17]
İran’ın
diğer bölgelerinde hüküm süren korkunç koşulların aksine, ABD bakanına göre, Küçük
Han’ın yetkisi altındaki Gilan’da kıtlık kontrol altına alındı. Reşt’teki
Amerikalı misyonerler, kendilerine gönderilen parayı iade ederek, “bu aşiret
mensuplarının [yani Cengelilerin] etkili önlemleri sayesinde yardımımıza
ihtiyaç duyulmadığını” belirttiler.[18] Bir yıldan fazla bir süre sonra, ABD
misyoneri Murray, Cengelilerin başarısını övdü: Tahran, Hamedan, Kazvin,
Zencan, Meşhed ve diğer şehirlerde yaşayan İranlılar, “utanç verici bir şekilde”
neredeyse hiçbir şey yapmıyorlardı. [...] Cengeliler kıtlık yüzünden Reşt’e
gelen mültecilerin bakımı için ayda 10.000 dolar veriyor,ve onları komşu
köylere dağıtmaya çalışıyorlardı.[19] Cengeliler, geri çekilmeye zorlanıp Gilan’daki
şehirler İngiliz kontrolüne geçtiği anda, fiyatların yükselmesinin yanı sıra,
benzin gibi temel ihtiyaç maddelerinin de “kıtlaştığını”, zira İngilizlerin
onlara savaş sebebiyle el koyduklarını bildirdi.[20] Bu, Cengelilerin Gilan’daki
İngilizleri yiyecek stoklamakla suçlayan bir bildirisiyle de doğrulandı.[21]
“Yeni
Dost” Almanya’nın Propagandası
Böylece,
ülke acı çekerken, yurtlarını Rus ayısının ve İngiliz aslanının pençelerinde
çaresiz bir kuzu olarak gören İranlı “milliyetçiler”, destek için düşmanlarının
Avrupalı düşmanlarına ve tarafsız güçlere yöneldiler.
Nitekim, Kalküta’da çıkan Farsça gazete Hablü’l-Metin, Mayıs 1914 gibi erken bir tarihte şunları dile
getirmekteydi:
“Almanya
ve İran, karşılıklı fayda için bir anlaşmaya
varabilir. Böylesi bir adım, başkalarının haklarının ihlali olarak görülemez.
[...] Almanya, İran’ın refahıyla
yakından ilgilenmelidir.”[22]
Amerika’nın
ülkeye yönelik kayıtsızlığı üzerinden Shuster hızla görevden alındı. Böylelikle
sadece Almanya ve müttefiklerinin geçebileceği bir kapı aralandı. Bu nedenle,
birçok İranlı giderek yüzünü Berlin’e çeviriyordu. Emperyalist güçler
arasındaki rekabette Batı Asya’nın sunabileceği imkânların farkında olan
Almanya, İran’ın çaresizliğinden yararlanmaya çalıştı.[23] Almanların 1916’da
yaptıkları bir araştırma, İran’daki Rus ve İngiliz egemenliğini, ülkenin ekonomik
potansiyelini ve daha fazla inşa edilecek demiryolunun Almanların çıkarlarına
hizmet edeceği ile ilgili değerlendirmeyi ele alıyordu. Çalışma, “Almanya ile
ittifak halinde olan güçlü ve bağımsız bir Pers İmparatorluğu”nun şu türden faydalar
sunacağını tespit ediyordu:
1.
İran’da Alman satıcıların pazar bulması;
2.
Hindistan’a giden ana yola erişme imkânı;
3.
Afganistan ile ticaret;
4.
Orta Asya ile ticaret;
5.
Bağdat Demiryolu ve Mezopotamya’da Almanya’nın çıkarına olan altyapının
güvenliğinin sağlanması;
6.
Gelecekte bir telgraf ağının kurulması.[24]
Neticede
Alman propagandası, Hindistan ile Akdeniz arasındaki bölgenin başka herhangi
bir yerinden daha çok İran’da elverişli bir zemin buldu.[25] Almanya ile
işbirliği o kadar yaygındı ki, İngilizler, daha sonra şunları söylediler:
“Almanya’yı destekleyen
tüm İranlıların açgözlülüğün etkisi altında olduklarını düşünmek bir hatadır.
Onunla birlikte hareket eden eski Demokrat Parti’nin birçok üyesi[26], ne kadar
yanlış yönlendirilmiş olsalar da, İran için tek umudun Rus gücünün yok
edilmesinde yattığına şüphesiz inanıyorlardı ve aslında Alman yanlısı olmaktan
çok Rus karşıtıydılar.”[27]
Cesurca
tasarlanmış ve altınla desteklenmiş yetenekli Alman propagandası, Almanya’yı
İslam’ın dostu ve koruyucusu olarak tanıttı. Bu propaganda, İran’ın ilan ettiği
tarafsızlığa rağmen, Rusların kuzeybatı İran’ı işgal etmesi nedeniyle daha da
başarılı oldu.
Gelen
haberlere göre Kirman’daki Alman konsolosu cami minberinden İslami vaazlar veriyordu.[28]
Elçi von Reuss, İranlılara Kayzer Wilhelm’in İran’daki koşullardan endişe
duyduğunu[29], İslam’a tüm gücüyle yardım edeceğini söyledi.[30] Kirman’da faal
olan İran "ulusal hükümeti”nin lideri Şah Nizam Sultani Mafi, yardımları
için ona teşekkür etti.[31] Bu propaganda o kadar etkiliydi ki, mollalar,
camilerde Almanya savaşta zafere ulaşsın diye dua ettiler, hatta Kayzer’in
Müslüman olduğu tezviratını yaydılar. Alman elçileri, yeni Müslüman olmuş gibi
dini törenlere katıldılar.[32]
Ocak
1915’te (Almanya ile ilişkili olan) Türkler İran’a girdiler ve Rusları
kovdular. Türkiye’nin İran ile İslam üzerinden sahip olduğu bağı yetkin bir
biçimde istismar eden Türk-Alman propagandası[33], Müslümanların ortak bir
düşmana karşı birleşmesini bir “görev” olarak nitelendirdi.[34] Bir ABD
raporuna göre, Almanlar “sık sık toplanan ve mümkün olduğunca çok taraftarı
Merkezi Güçler’in safına çekmek amacıyla İran’ın her yerine mektuplar yazan çok
sayıda komite üzerinden çalışma yürütüyorlardı. Propaganda materyali, Merkezi
Güçler’in elçilikleri ve fonları üzerinden sağlanıyordu.”[35] Osmanlı şeyhülislamı,
her Müslümanın İtilaf devletlerine karşı gerçekleştirilen cihada iştirak etmesi
gerektiğini söyleyen bir fetva yayınladı. Aynı şekilde Necef ve Kerbela’daki
Şii ulema da bunu istiyordu.[36] Gazeteler, Türk-Alman ortaklığına destek
oldular. İran’ın batısındaki Hamedan’da çıkan İttihad gazetesi,
imparatorun konuşmaları da dâhil olmak üzere,, tüm Alman ve Türk propaganda
bildirilerini yayınladı.[37]
Şubat
1916’ya gelindiğinde, Ruslar, geri dönmüşlerdi ve güneye doğru ilerliyorlardı.
Güney ve güneydoğuda İngilizler, kontrolleri altındaki alanları genişlettiler.
Kısacası, tarafsızlığına rağmen İran, Avrupa savaşında bir piyondan başka bir
şey değildi. Tarımsal ürünlerinin ele geçirilmesinden ve bunun sonucunda ortaya
çıkan kıtlıktan muzdaripti.[38] Bu dayanılmaz koşullar, İran’ı özgürleştirmek için başlatılan üç hareket
içinde en önemlisinin önünü açtı.[39] Lideri, hareketin kendisi gibi "ormanlı”
anlamına gelen “Cengeli” kelimesiyle birlikte
anılan Mirza Küçük Han’dı.
Lider:
Mirza Küçük Han
Üçüncü
Bölüm’de de dile getirildiği biçimiyle, encümenler, meclisler, hatta Avrupa
tipi partiler gibi kolektif eylem girişimleri başarısız olduğundan, İranlılar,
karizmatik bir lideri memnuniyetle karşıladılar. 1880-1981 yıllarında Reşt'in Üstad
Sara bölgesinde doğan Cengeli Hareketi’nin gelecekte başına geçecek olan Mirza
Küçük lakabıyla anılıyordu. Babası Mirza Bozorg, şehrin vergi idarecisi, zengin
Mirza Abdülvahab Mustafi’nin ofisinde kâtip olarak çalışıyordu.[40] Dört
oğuldan biri olan Küçük, on dört veya on beş yaşına kadar geleneksel bir din okulunda
eğitim gördü, ardından ilahiyat çalışmalarına başladı. Yirmi bir yaşına kadar
Reşt’teki Hacı Hasan Medresesi’ne devam etti ayrıca rivayete göre Tahran’daki
Mahmudiye Medresesi’nde ileri düzey dersler aldı.
Gençliğinde
bile etkileyici bir figür olan Küçük, uzun boylu, yapılı, parlak mavi gözlü[41],
gülümserken bile “demir gibi bir iradeyi ifade eden çelik gibi bir yüze” sahip
bir isimdi. Uzun, güçlü kolları ve elleri vardı.[42] İngilizlerin düşmanlıkla
kaleme aldıkları, hayat hikâyesine dair bir notta, Küçük, “değişken ve
şüpheci”, ancak “dürüst ve sadık”, “karaktersiz bir Cromwell, kararsız bir
Danton” olarak tasvir ediliyordu. “Vatanseverlik denilen ilkenin ötesine geçen
dini bağnazlığı ve batıl inanç sevgisi” üzerinden eleştiriliyordu.[43]
Genellikle nezaketi ve aydınlanmış ama bağnaz çileciliğiyle tanınıyordu.
Söylendiğine
göre Küçük Han, belirli bir cazibeye veya “manyetik çekim”e sahipti.[44] Önemli
rakiplerinden biri olan komünist lider Cevadzade Pişevari, onu dindar, “vakarlı”,
“keskin ve etkileyici” gözlere sahip olarak tanımlıyordu.[45] Dost ve düşman,
onda ateşli bir vatansever, idealist bir adalet savunucusu, dürüst ama
mütevazı, kişisel kazanç veya şöhretle ilgilenmeyen birini görüyorlardı. Tahran’daki
Fransız askeri ataşesine göre, Küçük Han, “yumuşak, ikna edici bir ses”e
sahipti. Köylülerce sevilen biriydi. Onların gözünde bir "kurtarıcı”, “havarilere
benzer” bir figürdü.[46] Vatanseverliği, dürüstlüğü ve adalet sevgisi, Reşt’teki
Amerikalı Presbiteryen misyonerinin de kaydettiği hasletlerdi.[47]
Münzevi
bir hayat süren Küçük Han, sadece gerektiğinde konuşan biriydi. Sadık,
hoşgörülü, sakin ve metanetli olarak tanımlanırdı. İntikamdan nefret eden Küçük
Han, düşmanlarına bile nazik davrandı, onları cezalandırmak yerine kendilerine
tavsiye vermeye meyilliydi, hatta öyle ki bazıları, onun “devrimci bir lider
için gerekli cesaret”ten yoksun olduğunu düşünüyorlardı.[48] Gene de ona “İslam’ın
Serdarı” (komutanı) veya “Gilan Şahı” deniyordu.[49]
Alkol
ve tütünden uzak dururdu. Sekreteri Fahrai’ye göre[50], o kadar çekingendi ki,
kırk bir yaşında ölümünden bir veya iki yıl öncesine kadar evlenmedi bile. Arap
ve İslam teolojisinin yanı sıra, Fars klasik şiirine de oldukça hâkimdi. Şiirlerin
çoğunu ezbere biliyordu. Firdevsi’nin Şahname’sini çok severdi. İttihad-ı
İslam Yüksek Konseyi üyesi iken gerçek adını kullanırken, Merkez Komitesi üyesi
olduğunda, Pers İmparatorluğu yabancı bir gasıpın boyunduruğundan
kurtarıldıktan sonra tahtın kendisine iade edildiği efsanevi eski kral Feridun’un
adını kullandı.[51]
Rivayete
göre şiire yeteneği vardı. Önemli bir özelliği de kehanete olan “tuhaf inancı”ydı.
Sekreterine göre, Mirza Küçük şüpheye düştüğünde her zaman bu temelde kararlar
alırdı ki bu da bazı meslektaşlarını düşmanlığa varacak kadar rahatsız ederdi.[52]
“Önemli girişimlerin ilahi iradeyle desteklenmedikçe başarılı olamayacağına
inanan Küçük Han, “Sonucu belirsiz olan işlerde Allah’a danışmanın [kehanette
bulunmanın] kimseye zararı olmaz. En küçük faydası, yapılan şeyden pişman
olmamaktır”[53] diyordu.
Marçenko,
hayatının başlarında Avrupa baskısını temsil eden her şeyden nefret etmeyi
öğrendiğini söylüyor.[54] İlk politik deneyimi konusunda pek bir şey bilinmese
de Şah’ın Avrupa güçlerinden borç para ile yaptığı Avrupa gezilerine karşı eylemlerin
gerçekleştirildiği Tahran’da bu tepkileri paylaştığını düşünebiliriz. Reşt’e
döndüğünde, genç teoloji öğrencileri arasında faaliyet yürüten Küçük Han,
teoloji öğrencileri konseyi olan Encüman-i Tullab’ı örgütlemeye çalışan
isimlerden biriydi. Söylenene göre kendisi, bu yeni ortaya çıkan demokratik
kurumları korumak için yoldaşlarını silahlandıran ilk anayasacılardandı. Ayrıca
Küçük Han, Üçüncü Bölüm’de bahsini ettiğimiz Leşt-i Nişa köylülerinin
savunmasına da katıldı.
Haziran
1908 darbesinden sonra, birçokları gibi o da tuhaf bir biçimde Çar konsolosunca
kontrol edilen gericilerin öfkesinden kaçıp Kafkasya’ya sığındı. Sürgün
sırasında parasız kalan Marçenko, bir arkadaşından destek gördü. Zengin ve
Fransa’da eğitim görmüş bir isim olan Mirza Hüseyin Han Kasmai, Settar Komitesi
liderleri ve Kafkas devrimcilerinin Muhammed Ali Şah’a karşı silahlı darbe
planlarını tamamlamaları ardından, Mirza Küçük ve yoldaşları Gilan’a döndüler.
Hayatları tehlikede olan Mirza Küçük ve yaklaşık 150 mücahit ve anayasacı, Reşt’teki
Türk konsolosluğuna sığındılar. Bunun üzerine bina, hükümet birliklerince
kuşatıldı, yirmi gün boyunca abluka altında tutuldu. Sonunda, Mirza Küçük ve
yoldaşlarına güvenli geçiş garantisi veren bir anlaşma neticesinde serbest
bırakıldılar.
Mirza
Küçük, Serdar Muhyi komutasındaki ve Sipahsâlâr’ın emrindeki mücahitlere
katıldı ve Tahran’a doğru yürüyüşe geçti. (Kazvin’i ele geçirmek için verilen
savaşta yer almasına rağmen, Tahran’a kadar devam edip etmediği bilinmiyor.)[55]
Anayasacılığa bağlılığını muhafaza eden Mirza Küçük, 1910 yazında, Türkmen
ordularıyla tahtı yeniden ele geçirmeye çalışan Muhammed Ali Şah’a karşı
savaştı. Kolundan ve göğsünden yaralanan Mirza Küçük, Rus konsolosluğuna
götürüldü ve Muhammed Ali Şah tarafından tedavi için Kafkasya’ya davet edildi.
(Bu davetin ardında muhtemelen yeminli düşmanlarından biri olan Mirza Küçük’ten
kurtulma planı vardı.) Görünüşe göre Bakû’ye giderken Hazar Denizi’nde
boğulacaktı, ancak vapur kaptanının merhametiyle kurtarıldı.
Gilan’a
döndükten sonra Mirza Küçük Tahran’a geçti. Rusya’nın Aralık 1911’deki
ültimatomu nedeniyle şehirde kalacağı süre uzadı, ardından memleketine giriş
yasağı getirildi. Çalışamadığı için yoksulluk içinde yaşadı. Daha sonraki
yıllarda, parası olmadığı için kendisini rahatsız eden bir dilenciyi
yanlışlıkla öldürdü. Mirza sonunda patlamış, dilenciye vurmuş, dilenci de
oracıkta ölmüştü. Dehşete kapılan Mirza Küçük Han, doğrudan Tahran emniyet
müdürü ve 1909’da görev yaptığı Settar Komitesi’nin komutanı Yefrem Han’ın
yanına gidip teslim oldu. Daha sonra dilencinin akrabalarının rıza göstermesi
üzerine serbest bırakıldı.[56]
Tahran’daki
uzun kalışı sırasında Mirza Küçük bolca tefekkür etti. Mücadelenin bir sonraki
aşamasına hazırlandı. Temasta olduğu muhtelif anayasacı unsurlarla geleceğe
yönelik olası planları görüştü.
Birinci
Aşama: Cengeli Hareketinin Doğuşu
Birinci
Dünya Savaşı patlak verdiğinde ve İran toprakları savaşan güçlerce işgal
edildiğinde, Mirza Küçük Han, halkı yabancı saldırganlara ve işbirlikçilerine
karşı seferber etmek için savaşın sunduğu altın fırsatı değerlendirmeye hazır
olan az sayıdaki kişiden biriydi. İran’da faal İttihad-ı İslam (İslami İttifak)
üyeleri ve sempatizanlarıyla istişare ettikten sonra, ulusal bir harekete
öncülük edeceği beklentisiyle, Hazar bölgesinin yoğun ormanlarında gerilla
operasyonları başlatmaya karar verdi.
1909’da
Kazvin’in ele geçirilmesi sırasında yanında olan deneyimli bir Mücahit olan
Mirza Ali Han Div Sâlâr (Sâlâr Fatih; Ek Bölüm’e bakınız) ile birlikte gizlice
Tahran’dan Mazenderan’a gitti. Muhtemelen operasyonları Mazenderan’da
başlatmayı hesap etmişlerdi. Ancak Mirza, Gilan’dan seferi başlatmasına
yardımcı olması için Lahican’a gitti, ardından Doktor Haşmet ile küçük bir
çiftçi ve ipek tüccarı olan Hacı Ahmed Kasmai ile görüştü. (Bazı iddiaların
aksine, İhsanullah Han’ın bu planlarla bir ilişkisi yoktu.)[58]
Küçük
Han’ın silah edinme yönündeki ilk girişimleri, on dört tüfek ve bazı mermiler
temin etmekle neticelendi. Böylelikle arkadaşlarıyla birlikte savaşı
başlatmasından yaklaşık bir ay sonra, Eylül 1914’te Gilan’daki Rus askerlerine
karşı operasyonlara başlama imkânı buldu.[59] Bölgede Rus birlikleriyle savaşan
gizemli bir özgürlükçü grubun varlığı haberi hızla yayıldı ve Rus baskısından zaten
bıkmış olan halk arasında efsanelere ilham verdi. Cengelilerin artan
popülaritesi, hayati önem taşıyan yiyecek, barınak ve mühimmat elde etmelerine
yardımcı oldu.[60] Silahların ve diğer malzemelerin büyük kısmı, Cengelilere
katılan İran ordusundan firar eden subaylarca toplandı. Örneğin, polis
raporları, Mart 1917’ye dek Reşt’teki sempatizan zanaatkârların yasadışı silah
alımıyla suçlandığını ve Cengeliler ile işbirliği yaptıklarını itiraf etmeye
zorlandıklarını göstermektedir.[61]
Cengeliler,
silahlarını Osmanlılardan, Gilan’daki Rus işgal birliklerine karşı düzenlenen gerilla
saldırılarından ve Mencil bölgesinde nüfuzlu bir adam olan Hasan Han Şani’nin
cesur ve güzel karısı Bulur Hanım’dan temin ettiler. Kadın, savaşçılarını
İngilizlere karşı çatışmalara götürdü ve silahlarını ele geçirip Küçük Han’a
verdi.[62] Buna, kendi ülkelerindeki Şubat devriminden sonra Gilan’daki Rus
askerlerinden yasadışı yollardan alınan silah da eklendi.[63] Para kaynağı,
doğalında destekçilerin bağışlarıydı, ancak hareket güçlendikçe Cengeliler,
güçlü toprak sahiplerinden “vergi” toplamaya başladılar.[64]
Ruslar,
Cengelilerin artan popülaritesi ve sempatizanların tutuklanması nedeniyle,
sonunda örgüt üyelerinin ve liderlerinin kimliğini belirlediler. Ayrıca, Küçük
Han’ın ilk baskınlardan sonra kendisiyle işbirliği kuruyor zannedip temas
kurduğu muhafazakâr bir toprak sahibi de bilgi sağlıyordu.[65] Böylece Rus
yetkilileri ve müttefiklerinin baskısı yoğunlaştı. 22 Ağustos 1915 tarihli,
Reşt’teki Rus konsolosu Lisenko’nun İran kargüzârına (eyaletteki Dışişleri
Bakanlığı temsilcisine) yazdığı bir mektupta, Tavaleş’in “isyancı” halkını
bastırma, mühimmat temin eden ve eyaletteki sayılarını artıran, Küçük Han
liderliğindeki örgütü ezme ihtiyacından bahsediliyordu.[66]
1914
sonbaharı ile 1915 yazı arasında, Reşt’teki Rus konsolosunun himayesinde,
gerici genel vali Cengelilere iki kez operasyon düzenledi. Abdürrezzak Şafti
önderliğindeki ilk grup, Tulem’de yaklaşık yirmi Cengeli savaşçısının elinde
aşağılayıcı bir yenilgiye uğradı. Talış’ın gerici aşiret lideri Serdar Muktedir
komutasındaki ikinci grup da Fumen ve Kasgar’da kolayca alt edildi.[67] Bu iki
başarı, Cengelilerin itibarını artırmakla kalmadı, aynı zamanda onlara silah,
mühimmat ve yük hayvanları konusunda da fayda sağladı. Gerilla taktikleri,
yerellikteki köylülerden ve kasaba halkından vakitli gelen bilgilere
dayanıyordu. Hükümet birliklerinin hareketlerinden haberdar olmalarını ve
sürpriz saldırılar düzenlemelerini sağlayan bir bilgi ağı, başarıları için
hayati önem taşıyordu.
Mayıs
ve Ağustos 1915’te Enzeli limanına yeni Rus birliklerinin gelmesinin ardından,
Kazaklar, Cengelilere karşı 500 kişilik ağır silahlı bir kuvvetle büyük bir
sefer düzenlediler.[69] Maklavan’da pusuya düşürüldüler. Küçük Han
liderliğindeki altmış bir Cengeli kuvveti tarafından ağır bir yenilgiye
uğratıldılar, sadece kırk beş Kazak hayatta kalabildi.[70] Yenilgi haberi Gilanlıları
sevindirirken, Rus yetkililerini öfkelendirdi.
Bu
arada, merkezdeki politik gelişmeler, Başbakan Mustafi’yi istifanın eşiğine
getirmişti. Hatırlayacağımız üzere, Mustafi’nin kabinesinin ilan ettiği
tarafsızlığa rağmen, büyük ölçüde İtilaf karşıtı olan üçüncü Meclis
milletvekillerinin büyük bir kısmı, Ahmed Şah’ın başkenti İsfahan’a taşıması
için Almanya ile bir tür gizli anlaşma yapmasını istiyordu.[71] Ancak Ruslardan
ve İngilizlerden gelen tehditlerin ardından Mustafi kabinesi, bu teklifi
reddetti. Alman yanlısı unsurlar, Kum’a gittiler, Ruslar karşısında güçlerinin maruz
kaldığı yenilginin ardından, Alman bakan Prens von Reuss’un yardımıyla “ulusal
hükümet”i kuracakları Kirmanşah’a geçtiler. Alman parasıyla finanse edilen bu
hükümette yer alanlar arasında Müderris, S. Mirza İskenderi, S. Tabatabai ve Nizam
Sultani Mafi gibi isimler yer alıyordu.[72]
1915
sonbaharında Cengeliler karşısında yaşadıkları aşağılayıcı yenilgiden sonra,
Rus yetkililer, Tahran hükümetine isyancılara karşı harekete geçmesi için baskı
yaptı. Vasakuni, Cengelileri yenemeyeceklerini anlayan Rusların, onları
iltifatlarla kazanmaya çalıştıklarını, ancak bu da başarısız olunca ikinci bir
cezalandırma seferi düzenlediklerini bildiriyor.[73]
Mesule
bölgesinde birleşmeyi amaçlayan iki yönlü bir operasyonda, Cengeliler, Hazar
kıyısından gelen ağır silahlı Rus birlikleri ile Azerbaycan’dan kuzeye doğru
ilerleyen Albay Mamanov komutasındaki kuvvetlerin saldırısına uğradı. Dondurucu
kış soğuğunda yaşanan ilk muharebede bazı kayıplar verdikten sonra Cengeliler
dağıldı. İki ay sonra Fumenat bölgesinde yeniden bir araya geldiler.
Ruslar,
çok sayıda ölü ve yaralının yanı sıra 600 adamını da “yaralanmamış esir” olarak
kaybetti.[74] Cengeliler Gilan’da yeniden itibar kazandılar, ünleri ülke
geneline yayıldı.[75] Rus konsolosunun Küçük Han’ı öldürtme girişimi başarısız
oldu.[76] Cengelilerle işbirliği yaptığından şüphelenilen kişilere ait birkaç
ev Rus askerlerince yağmalandı, Reşt’teki 160 ev yakıldı ve Sefdar’ın evi Rus
askerlerince tarafından işgal edildi.[77]
Siyaset
sahnesinde liberal Başbakan Mustafi, biraz aşırı uçta olsalar bile, sempati
duyduğu güçlere baskı uygulamak istemiyordu. Mirza’nın teğmenlerinden Dr. Haşmet,
Mustafi’ye Cengelilerin vatansever niyetleri konusunda güvence vermişti. Mustafi,
isyancılara yazdığı bir mektupta, İran’ın tarafsızlığına saygı duyulmasının ve
Türklerin İran’dan uzak tutulmasının önemini vurguladı. Eyaletin başına Yeni
bir vali atadığını belirten Mustafi, kendisinden Cengelilerle dostane bir
anlaşmaya varmasını istedi.
Dr.
Haşmet, başbakanın mektubuna, İran’ın merkezi hükümetinin güçlendirilmesinden
önce bazı önlemlerin alınması gerektiğini saygılı bir şekilde hatırlatarak cevap
verdi. Mustafi’ye:
1.
jandarmayı ve diğer güvenlik güçlerini güçlendirmesi;
2.
ülkesinin özgürlük yanlısı güçlerine güvenmesi;
3.
eğitim sahasını genişletmesi, vatansever aileleri ve aşiretleri koruması;
4.
hükümet ve mahkemeden çıkar çevrelerini uzaklaştırması;
5.
dürüst valilere ve taşra halklarına saygı duyması;
6.
tüccarların siyasete karışmasını yasaklaması; ve
7.
reform için fon toplaması çağrısında bulundu. Dr. Haşmet’in çıkarımına göre, İranlılar,
kendilerini ıslah edip yeniden eğitene dek yabancı güçlerin nüfuzu ortadan
kalkmazdı.[78]
Bu
arada, Gilan’a atanan yeni vali Haşmet Devlet, hemen Cengelilerle barış
görüşmelerine başladı.[79] Cengelilere saldırması emredilmiş olmasına rağmen,
Reşt’teki İngiliz konsolosuna Şah yanlısı güçlere güvenmediğini, bunun yerine,
“Küçük Han ile arkadaşları arasına nifak tohumları ekmeyi” amaçladığını
söyledi. İngiliz diplomat, Mustafi’nin askeri seferinin sonuçsuz kaldığını
düşünüyordu.[80] Nitekim diplomat, yeni valinin Cengelilerle işbirliği yaptığından
ve onlara silah edinmelerine yardım ettiğinden şüpheleniyordu ediyordu. (Bir
raporda, yeni valinin Cengelilere “saldırmak yerine” çatışmayı barışçıl bir
şekilde çözmeye çalışmasının sebebinin anlaşılmadığını söylüyordu.)[81]
Mustafi
kabinesi Cengelilere sempati duymasına rağmen, onun onlara karşı askeri bir
sefer düzenlemesinin nedeni, muhtemelen Rus baskısı yanında, bu eylemi “Rus
askerlerinin önceden Messule seferinde işlediği vahşetlerin tekrarlanmasına
mani olmak için gerçekleştirmişti. Bu sefer sırasında sekiz yaşındaki kız
çocukları bile öldürülmüş, bir dizi ahlaksız askerin şehvetine boyun eğmek
zorunda kalmışlardı.[82] Mustafi’nin zorla istifa ettirilmesi ve yerine Sipahdar
Reşti’nin getirilmesinin ardından, Gilan valiliği koltuğuna çok sert bir isim
olan Asef Devlet oturdu.[83]
Mustafi’nin
ayrılmasının ardından, “müzikli sandalye” oyunu oynayan başbakanlar (Fermanfarma
ve Sipahsâlâr gibi büyük toprak sahipleri), Cengelilere karşı seferler düzenlenmesini
sağlamak adına muhtelif adımlar attılar. Tahran hükümeti, hiçbir önlem
almazlarsa, Rusların ülkenin geri kalanını işgal etme ihtimalinden korkuyordu.
Ancak, isyancıları ortadan kaldırma isteğine rağmen, Sipahsâlâr, tıpkı Ahmed
Şah’ın halktan gelen telgraf bombardımanına maruz kalması gibi, Cengelileri
savunanların baskısına maruz kaldı. Böylece Mustafi’nin başlattığı müzakereler sürdürüldü.
Dr. Haşmet, Cengelilerden oluşan bir heyete başkanlık etti. İki zengin Gilanlı
din adamının da eşlik ettiği heyet, askeri çatışmaları durdurmak ve
liderlerinin güvenliğini garanti altına almak için valiyle sözlü bir anlaşmaya
vardı.[84] Anlaşma imza edilir edilmez, Cengeliler ve Rus askerleri arasında yaşanan,
sebebi bilinmeyen bir çatışma sebebiyle bozuldu.[85] Böylece çatışmalar yeniden
başladı.
İran’da
İngiliz ve Rus karşıtı duyguları yoğunlaştıran önemli bir olay, Sipahsâlâr’ın
kabinesi gözetiminde Rusların ve İngilizlerin İran maliyesini denetlemesine ve
kendi himayelerinde kuzeyde ve güneyde iki “ulusal” güç teşkil etmelerine izin
veren Karma Komisyon’un kurulmasıydı.[86] Rus gazetesi Novoye Vremya
[“Yeni Zaman”], 12 Ağustos 1916’da bu yeni “Sözleşme”nin, 1907 İngiliz-Rus
Sözleşmesi”nin “kadük metni”ni değiştirmek ve bu iki gücün itibarının
Alman-Türk propagandası eliyle zayıflatılması nedeniyle “akıllıca uygulamak” için
olduğunu yazdı.[87] Böylesi bir ulusal gücün yolunu açmak adına Rusların
Cengeli Hareketi’nin kalıntıları”nı sonsuza dek ortadan kaldırmaları
gerekiyordu.
Romanovların
yıkılışı sonrası Cengelileri ezmek için yapılan son Rus girişimi Kasım 1916’da
gerçekleşti. Asalem’de bir güç oluşturmayı vaat eden Rus Konsolosu Bloom ile
gerici bir savaş ağası olan Aşca Devlet arasında bir anlaşmaya varılmıştı.
Bloom’un talimatları doğrultusunda, Reşt emniyet müdürü Müfekkir Mülk, “görünüşte
aynı amaçla kasabanın ayak takımını toplamaya başladı, ama aslında amacı, Fumen
bölgesindeki köyleri yağmalayarak zenginleşmekti.”[88] Reşt’te toplanan ve
yerel “gerilla birlikleri” olarak adlandırılan adamlar, Müfekkir’in “Reşt’in
zengin İranlılarının çoğundan para gasp etmesi” için bir bahane haline geldi.[89]
Seferlerinden
haberdar olan Mirza Küçük, Müfekkir’e, Rus işgalcilerin çıkarları doğrultusunda
İranlıların kanını dökmemesini, Rusların Cengelilere karşı kendi Kazaklarını
göndermelerini rica eden bir mektup kaleme aldı. Haberciyi dövdükten sonra Müfekkir
sefere gene de devam etti. 18 Kasım’da 250 kişilik birlik teslim olmaya
zorlandı. Emniyet müdürü ile en yakın yardımcıları esir düştü. Kudretli müdür,
merhamet dilemek için Küçük Han’ın ayaklarına kapandı. Mirza’nın itirazlarına
rağmen, aristokrat esirler intikamcı Cengeli savaşçılarınca “parçalara ayrıldı”.
Öfkelenen Küçük Han, kalan tüm esirleri serbest bıraktı.[90] Arkadaşlarına,
hainlerden onlardan daha az nefret etmediğini, ancak onların “uşak değil devrimci
olduklarını” söyledi. Bundan böyle harekete muhalif olanların silahı alınıp
serbest bırakılacaktı.[91] İngiliz konsolosu, Müfekkir’in ölümünden duyduğu
üzüntüyü dile getirirken, “Onun yaşadığı ve yeteneklerini denetimsiz bir
şekilde kullandığı sürece özgürce nefes alamayan buradaki Perslerin hayatından
bir bulutu kaldırdığını ve “zulmünün birçoğunun Reşt’teki evlerini terk
etmesine neden olduğunu” dile getirdi.[92]
İkinci
Aşama: Rus Devrimi ve Cengelilerin Yeni Şansları
Cengelilerin
elde ettikleri başarılarının yarattığı bu yeni iyimserlik ve coşku ortamında,
Rusya’da gerçekleşen Şubat devrimi, İran’daki halkın coşkusunu ve umudunu daha
da artırdı. İranlılar, genel olarak, ortadan kaldırılmış olan Çarlık Rusyası’ndaki
rejimi zalim, acımasız ve yayılmacı olarak görüyorlardı. Aynı rejim, İranlıların
kendilerine ait olduğunu bildikleri birçok bölgeyi ele geçirmişti. Aynı zamanda
anayasacı hareketi ezmiş, reformları tereddütsüz engellemiş, gerici partiye
destek olmuştu.[93] Halkın coşkusunun düzeyini, Mustafi Memalik önderliğindeki
bir grup eski İranlı “liberal” milletvekilinin “Büyük Duma”ya gönderdiği
telgraftan anlamak mümkün:
“Büyük Rus halkı,
çocuklarının fedakârlığı ve temsilcilerinin asla unutulmayacak cesaretiyle
büyük özgürlük davası lehine ezici bir zafer kazandığında, Tahran’daki eski
milletvekilleri, Büyük Meclis’e, yalnızca hakikatin savunucuları arasında
bulunan metanetli direnişe duydukları hayranlığı ve saygıyı ifade etmekten
büyük memnuniyet duyarlar.”
Kuzey’deki
zalimin boyunduruğundan kurtulmak umuduyla coşa gelen İran’ın “liberal”
liderleri şunları söylediler:
“Böylesine zinde ve
capcanlı ellerle Doğu ile Batı arasına ekilen ışık, dünyanın aydınlanmasını
sağlayacak büyük ışıktır, karanlığın son kalıntılarını dağıtarak, aynı
ilkelerle hareket eden halkların kardeşlik sevgisi içinde birbirlerini
tanımalarına imkân sağlayacaktır. Yaşasın özgürlükçü Rusya!”[94]
Duma
Başkanı Rodzienko verdiği cevapt, “bizimle birlikte zafer kazanan büyük
ilkelerin, dünyayı barışçıl bir şekilde fethetmekte gecikmeyeceğine, tüm
halkları samimi kardeşlik bağlarıyla birleştireceğine, çıkarları ve özlemleri
düzene kavuşturmanın kaba kuvvetten daha iyi yolunu bileceğine olan inancı”nı paylaştığını
dile getirdi.[95] Aynı zamanda, İran’da konuşlanmış Çarlık güçlerindeki radikal
İranlılar ve devrimci Ruslar, orduların İran’dan çekilsin diye ajitasyon
faaliyeti yürütmekle kalmadılar, aynı zamanda birbirleriyle kardeşleştiler.[96]
Kafkasya’da
konuşlanmış Rus ordusu birlikleri de Çarlık rejiminin İran’da uygulamaya
koyduğu sömürgeci politikaları mahkûm eden devrimci kararlar aldılar. Bunun bir
örneği de 24 Nisan ile 16 Mayıs 1917 tarihleri arasında kabul edilen “Kafkasya Askeri Bölgesi Merkez Sovyeti” ile ilgili karardı. Eski Rus hükümetinin İran’ı “köleleştirdiğini” ve bu ülkede “özgürlük
fikirlerinin yayılmasını
engellediğini” kabul eden karar, devrimi özgürlüğü tesis ettiği ve yayılmacı amaçları reddettiği için övdü. İran’ın
egemenliğine saygı gösterilmesini isteyen karar, Kafkasya’daki
askeri birliklerin İranlı ve Rus demokratlar arasında karşılıklı güvenin
yeniden tesisi için çalışmaya hazır olduğunu ilan etti. Ayrıca, İran’daki Rus
askerlerini İranlılara karşı “makul ve iyi niyetli davranışlar” sergilemeye
çağırdı. Diğer maddeler ise Rusya ve İran’ın iki “özgür ulus”u arasında uyum ve
işbirliğini teşvik etmeyi amaçlıyordu.[97]
Görünüşe
göre bu girişimle bağlantılı olarak, Çarlık subayları, Küçük Han’ı Reşt’e
taşınmaya ikna etme çalıştılar. Reşt’teki Rus Komitesi, bu amaç doğrultusunda,
Prens Jarjadze’yi, kuzey İran’da konuşlanmış olan Rus kuvvetlerinde görevli
Gürcü bir subayı, Hacı Rüstem’i, Aliş Bey’i ve iki Kazak’ı Fumen’e gönderdi. Cengeli
lideri, Meclis’in açılmasından sonra teslim olacağını kamuoyuna açıkladı. Bu
karar kendisine ait değildi. Muhtemelen Tahran’daki önde gelen Demokratlar
içerisinden “kimi önemli isimler”ce oraya gönderildiğini söyledi. Reşt’e
dönüşü, İngiliz ve Rus konsoloslarının bir güvenlik belgesi[98], bir amân
ile güvence vermesine bağlıydı. Zira Cengelilerin karşısında hâlâ kendisinden üstün
bir düşman gücü vardı. Görüşmenin ardından komite delegeleri, “Küçük Han’ı en
abartılı ifadelerle methettiler” ve kendisinin Gilan genel valisi olması
gerektiğini dile getirdiler.[99]
Ne
var ki Cengelilerdeki isteksizlik çok uzun sürmedi. Haziran 1917'ye
gelindiğinde Reşt’te iyiden iyiye yerleşmişlerdi. Ağustos ayına gelindiğinde ise
İngiliz konsolosu, onları “Gilan'ın efendileri” olarak görüyordu. Bu noktada
Genel Vali Müfekkir Devlet, onlarla sürekli istişare halindeydi ve “onların
emirlerini bilfiil yerine getiriyordu.”[100]
Neticede
genel hava, aniden o kadar köklü bir biçimde değişmişti ki, Tahran’daki Alman
maslahatgüzarı, Haziran 1917’de, artık nefret edilmeyen Rusya’nın, İran’ın
dostu olarak Almanya’nın yerini alması sebebiyle, “milliyetçiler”le
ilişkilerini sürdürmeye dair umutlarının tümüyle suya düştüğünü bildiriyordu.[101]
Aynı coşkuyla hareket eden Mirza Küçük Han, Kerenski hükümetinden birliklerini
İran’dan çekmesini ve çarların İran’a dayattıkları tüm tavizleri yürürlükten
kaldırmasını talep etti. Karşılığında, İran’daki Rus askerlerine yönelik
tacizlere son vereceğini söyledi.[102] Ancak sözlerin yerini eylemler
almalıydı. İran halkının, diğer tüm milletlerden daha çok, yeni Rusya ile iyi
komşuluk ilişkileri kurmayı arzuladığını söyleyen, “Rusya’nın cesur gençlerinin
tamamen onurlu bir devrimle zalimden intikam almasından” duydukları sevinci
dile getiren Cengeliler, ezilen İran ulusunun artık “özgürlük havasını
soluyabileceğini” umuyorlardı.[103] Cengelilerin çıkardığı yeni gazetede çıkan
“Kısır Döngü” başlıklı bir makalede, İran halkının kaderine ilişkin şikâyet şu
şekilde dile getiriliyordu:
“İngiliz-Rus güçleri,
Osmanlı güçleri geri çekilmedikçe İran’ı terk etmiyor. Osmanlılar da
Rus-İngiliz güçlerini kovmak için geldiklerini, ancak rakipleri ayrıldıktan
sonra gideceklerini söylüyorlar! Herkes, İran’ı rahat bırakmalı!”[104]
Hatta
İngiliz hayranı Başbakan Vusuk Devlet bile Kerenski hükümetinin dışişleri
bakanına “coşkulu tebrikler” içeren telgrafı göndererek, “yeni rejimin,
devrilen hükümetin eksikliklerinden kaynaklanan anlaşmazlıklara dair fikri
mümkün olduğunca ortadan kaldıracağına dair kesin inancını” ifade etti.[105]
Ancak İranlılar, kısa süre sonra hayal kırıklığına uğradılar, çünkü yeni
dışişleri bakanı, yeni politikanın eskisinden farklı olmayacağını açıkladı:
“Dış politika konusunda,
Dışişleri Bakanlığı’ndan sorumlu olduğum Kabine, önceki rejimin üstlendiği
taahhütleri gözlemleyecek ve Rusya’nın sözüne sadık kalacaktır. Dost
ve müttefik diğer ülkelerle bizi birleştiren ilişkileri dikkatle geliştireceğiz
ve bu ilişkilerin, büyük küçük tüm ulusların kendilerini geliştirmekte özgür
olmalarına saygı duymakla ilgili demokratik ilkeyle hareket etmeye karar veren,
Rusya’da kurulan yeni rejimde daha dostane hale geleceğinden eminiz. Böylece
uluslar arasında daha iyi bir anlayışa katkıda bulunulacaktır.”[106]
Alışılagelmiş
diplomatik “barbarlık”tan arındırılmış olan yeni “demokratik” hükümetin yeni
açıklaması, aslında eski nüfuz alanlarının ve İran’a karşı alışılagelmiş zalimane
tavırların devam edeceği, daha da önemlisi, Rus güçlerinin İran’dan
çekilmeyeceği anlamına geliyordu.[107]
Bununla
birlikte, Rus Çarlığının çöküşü yeni bir özgüven getirdi. Cengeliler, iki
yıldan fazla süren sert gerilla savaşının ardından, çabalarının meyvelerini
toplamaya hazırdılar. Böylece başlayan Cengeli Hareketi’nin ikinci aşaması,
Gilan’da İttihad-ı İslam isimli politik yapının, merkezinde askeri bir örgütün
bulunduğu gayri resmi bir hükümetin kurulmasına, hareketin ideolojisini ve
programını kitlelere takdim eden Cengel gazetesinin çıkartılmasına
tanıklık etti.
Cengelilerin
mesajını Gilan dışında yaymak için bazı adımlar atıldı. 1916 yazında Küçük Han,
köylüleri kendisine katılmaya teşvik etmek için Sipahdar’ın mülkü olan Süleyman
Darab’a düzenli geziler gerçekleştirdi.[108] 27 Kasım 1916’da Gilan’da yaşayan
bir grup Kürt, Küçük Han’a katıldı. Sipahdar’ın yirmi dört köyünün
muhtarlarından her birinden 1000 toman bağışlamaları istendi.[109] Üç Cengeli
temsilcisi, hareketi büyütmek için 2 Aralık 1917’de Kazvin’e gitti.[110] Aralık
1917’de, Zencan ve Kazvin’deki Cengeli sempatizanları, Rus askerleri ve İranlı
Demokratlar arasında İngiliz karşıtı duyguları uyandırmak için çalışıyorlardı.
Kazvin’deki Demokratlar bir toplantı düzenlediler ve orada, Kuzey İran’daki Rus
birliklerinin görev sürelerini uzatmaya yardımcı oldukları gerekçesiyle İngilizleri
ağır bir dille eleştirdiler.[111]
Tahran’da
faaliyet yürüten Cengelilerin temsilcisi olduğu söylenen Şeyh Ahmed Sigari, Müşavir
Memalik gibi siyasetçilerle temasa geçti.[112] Cengelilerin hızla ulaştıkları
başarı, Kazvin ve Reşt’te darbe planladıkları söylentisine bile yol açtı.[113]
Artan güçleri ve Emir Aşayer’in onlarla kurduğu geçici işbirliği, Cengelilerin “çok
güçlendiğini” düşünen Yurt Beyi ile Halhallılar arasında bir bölünmeye bile yol
açtı. Bu da emirin birkaç ay sonra valiliğinden vazgeçmesine ve Cengelilerle
bağını koparmasına sebep oldu[114]
Bununla
birlikte, Hamedan'daki demokratik unsurlar, civar köylerde sempatizanlar
örgütlerken[115] Cengeli ajanları, mesajlarını iletmek üzere Batı Horasan'daki
Şahrud, Semnan, Bustan ve Damğan’a gönderildi.[116] Cengelilerin Günbedkavus’a
baskın düzenledikleri, hareketlerinin Doğu İran’da “ciddi boyutlara ulaştığı”
söyleniyordu.[117] Son olarak, Ocak 1918’de, Cengeli nüfuzunun kesintisiz yayıldığını
gören, Sipahsâlâr gibi büyük toprak sahiplerinin bile onlarla anlaşma yaptığını
tespit eden İngiliz askeri ataşesi, süreç karşısında epey endişelendi.[118]
Sonuç
1.
Cengeli Hareketi’nin bu ilk aşaması, tek bir adamın kendi inisiyatifiyle elde
ettiği gücün, zamanla çaresiz İranlıların “karizmatik lidere yönelik
açlıkları”[119] üzerinden, kısa sürede halk desteği kazandığını ortaya koyuyor.[120]
Bu destek sayesinde Cengeliler, halktan önemli askeri istihbarat, yiyecek,
barınak ve diğer türden konularda yardım gördüler.
2.
Hareket, Demokratlar ve “İttihat-Terakki" örgütü gibi gruplar içinde yer
alıp bölgede etkili kimi politik figürlerin desteğinden istifade etti, zaman
zaman kendilerine sıcak bakan valilerin desteğini gördü.
3.
Hareket, jandarmadaki bazı İranlı subayların önce sempatisini kazandı, ardından
onlarla pratikte işbirliği kurma imkânı buldu.
4.
Cengelilerin bu noktada epey muğlâk olan amaçları, salt yabancı zalimin
işgaline yönelik pratik muhalefete ve ulusal bağımsızlık arzusuna
indirgenmişti.
5.
Mücadelenin mızrağı, neticede bu dönemde çoğunlukla Mustafi gibi ılımlı
demokratların egemen oldukları Tahran hükümetine yöneltilmedi. Bu aşamada,
savaşan güçlerin ve katkıların çoğu köylülerden gelirken, küçük ve orta ölçekli
toprak sahipleri de dâhil olmak üzere, her türlü insanla koalisyon kurmak
oldukça normal karşılanıyor, Cengeliler arasında sürtüşmelere yol açmıyordu.
6.
Çatışma, esasen Çarlık güçleriyle yaşanıyordu. İngilizler, henüz saldırının
hedefi değildi.
7.
Cengeli Hareketi’nin bu ilk aşaması, çoğu İranlının kalbinde büyük umutları
yeniden canlandırdı.
Hüsrev Şakiri
[Kaynak:
Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921,
University of Pittsburgh Press, 1995, s.43-60.]
Dipnotlar:
[1] Bkz.: R. P. Churchill, Anglo-Russian Convention of 1907 (Cedar
Rapids, Iowa, 1939).
[2]
Report to U.S. Department of State, 28 Ekim 1918, USNA 891.00/1091.
[3]
Ra‘d, 16 Ocak 1918. According to Vasakuni’ye (“Küçük Han ve Eseri,” Zank,
9 Kasım 1919) göre, Küçük Han döneminde pirinç ancak ağır bir vergiyle ihraç
edilebiliyordu.
[4]
B. Nikitin, Irani keh Man Shenakhteh Am (Tahran, 1950), s. 211;
“Souvenirs,” unpublished MS deposited at the INALCO Library, Paris, s. 159-60.
[5]
Ra‘d, 28 Ocak1918.
[6]
Extract from a message by the British Consul Maclaren at Resht, 29 Haziran
1918, FO 248/1212.
[7]
Kuchek Khan, letter to British vice-consul at Resht, 25 Şubat 1919, FO
248/1243.
[8]
Near East, 12 Nisan 1918; mevcut durum, dünya ekonomisine entegre
olmamış kabileler için bile tahammül edilemeyecek düzeydeydi. Nikitin (Irani
keh Man Shen- akhteh Am, s. 281) Zencan yakınındaki bir kabilenin nüfusunun
yarısının savaşla alakalı amaçlar doğrultusunda tahıla el konulması neticesinde
yaşanan kıtlıkta öldüğünü, kabile reisinin, açlıktan ölmemek için toprağın
yarısını sattığını söylüyor.
[9]
Tahran’daki ABD heyetinin raporunda (21 Mayıs 1918, USNA 891.48/ 111) eyaletlerde
tifo, tifüs ve kolera salgınlarına rastlandığı ifade ediliyor.
[10]
Report from U.S. legation in Teheran, USNA 891.00/111.
[11]
Bir kilesi (36,5 kilosu) 35 dolar. Kürdistan’da 500 tumanı buluyor (USNA
891.48/111).
[12]
Report from U.S. legation in Teheran, 1 Kasım 1918, USNA 891.00/ 1072.
[13]
Near East gazetesi 12 Nisan 1918 tarihli nüshasında, Meşhed’de bir
harvar (294,8 kilo) buğdayın fiyatının 12 tomandan 45-50 tomana çıktığını
yazıyor.
[14]
Caldwell letter, 27 Aralık 1917, Iran, 1910-1929, USNA File 891/ 00, Roll 15.
[15]
C. A. Murray, letter from Resht, 28 Aralık 1917, USNA 891.00, Roll 15.
[16]
Report from U.S. famine relief agent, 24 Aralık 1918, USNA 891, Roll 15.
[17]
Naheed, 12 Nisan 1921. Birleşmiş Milletler’deki İran heyetinin
aktardığına göre, Birinci Dünya Savaşı sırasında nüfusu 500.000 olan başkentte
90.000 kişi kıtlık sebebiyle öldü. Ölümler istilacıların iletişim hatlarını
kesmesine bağlandı. League of Nations, Situation in Persia (Cenevre,
1920), s. 3. 1918’de İran’daki Demokrat Parti’nin kurduğu “Karma Kontrol
Komisyonu”nun açıklamasında, Orta İran’da kıtlık yüzünden ölenlerin sayısının
100.000 olduğu söyleniyordu. Bkz.: Qab- aleh-yi Tarikh, ed. I. Afshar (Tahran,
1990), s. 170.
[18]
Letter from U.S. minister Caldwell at Teheran, 21 Mayıs 1918, USNA 891.48/111.
[19]
Letter from C. A. Murray, 30 Ekim 1919, USNA 891.00/1071.
[20]
Letter from C. A. Murray, 21 Ağustos 1918, USNA 891.00, Roll 33; letter from J.
D. Frame, 20 Temmuz 1918, USNA 891.00/1047.
[21]
İttihad-ı İslam, Şevval 1336 11 Temmuz-8 Ağustos 1918), Qabaleh-yi
Tarikh, yayına hz.: Afshar (1990), s. 179-80.
[22]
Habl al-Matin, 20 Mayıs 1914, s. 8.
[23]
Alman diplomatlarına ait arşivlere yönelik bir çalışma için bkz.: U. Gehrke, Persien
in derDeutschen Orientpolitik Wahrend des Ersten Weltkrieges (Stuttgart,
1961); ayrıca bkz.: Christopher Sykes, Wassmuss, “The German Lawrence” (Londra,
1936); ve RMM, Haziran 1923.
[24]
E. Jaeger, Persien und die Persische Fragne (Weimar, 1916), s. 137 ve
başka yerlerde. C. Sykes’ın (Wassmuss, s. 60-61) kanaati aksi
yönde: “Almanların İran konusunda belirli arzuları olduğuna dair fikir saçma.
Tali ya da geçici kimi niyetleri olabilir. Almanların İran’daki zulüme yönelik
ilgileri samimi duygulardan kaynaklanıyor, bu duygular bizim kederli
Belçikalılara karşı duygularımız kadar samimi.”
[25]
Alman propaganda çalışmalarına ait bir metin olarak Le Sort de la Perse, La
Politique Anglaise Devoilee (Amsterdam, 1917), Farsça dâhil birçok dilde
yayınlandı. Eser, 1915’te İngiliz konsolosluğunda ele geçirilen diplomatik
belgeleri içeriyor. İngilizler bu çalışmanın sonrasında kendilerine zarar
verdiğini kabul ettiler (FO Persia, s. 49). Bkz.: L. I. Miroshnikov, Iran
in World War I (Moskova, 1963), s. 29- 31, 40-46.
[26]
Burada Alman askeri ataşesi ve elçilik görevlileriyle bir araya gelen İranlı
siyasetçilere atıfta bulunuluyor. Gehrke’nin çalışmasına ek olarak bkz.: A. A.
Sepehr (Mowarekh od-Doleh), Iran darJang-iBozorg (Tahran, 1956), bilhassa
s. 147,175, 237-75.
[27]
FO Persia, s. 50-51. İngilizler esas olarak Nizam Sultani Mafi’nin
Kirmanşah’ta Alman elçisi von Reuss’un yardımıyla kurulan “ulusal hükümet”e ve
onun Kave isminde gazete çıkartan Takizade’nin Berlin’de kurduğu
hükümete atıfta bulunuyorlar. Bkz.: Kaveh, 29 Şubat 1916; Bahar,
Malek osh-Sho’ara, Tarikh-i Mokhtasar-i Ahzab-i Siasi, Enqeraz-i Qajariyeh (Tahran,
1944,1984), s. 1:17-23, 2:14-18. Güneyde faal olan Demokrat Parti de
İngilizlere karşı Almanlarla işbirliği yaptı. Bkz.: A. Farashbandi, Tar-
ikhcheh-yi Hezb-i Demokrat-i Fars, Teheran, 1980.
[28]
Almanya’nın Tahran sefiri Kerman rapordan haberinin olmadığını iddia etti ve
şehirdeki konsolosluk görevlilerini suçladı. Bu paragraf, Asr-ı Cedid gazetesinin
31 Ağustos 1915 tarihli nüshasında yer alan röportajdan alındı. Aktaran:
Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 201.
[29]
A.g.e., s. 167.
[30]
A.g.e., s. 137, 208.
[31]
A.g.e., s. 309.
[32]
A.g.e., s. 201; R. K. Ramazani, The Foreign Policy of Iran, A
Developing Nation in WorldAJfairs, 1500-1941 (Charlottesville, 1966), s.
114-37. Harold Nicolson, Curzon: The Last Phase, 1919-1923, A Study in
Post-War Diplomacy (Londra, 1934), s. 13. Nicolson bu kitabında, Almanların
ellerindeki her türlü araçla İngilizlerin nüfuzunu kırdığını, itibarını
azalttığını, hatta II. Wilhelm’in Müslüman olduğu iddiasında bulunduğunu
söylüyor. Necef âlimlerinin desteği konusunda bkz.: Kaveh, 14 Mart 1916.
C. Sykes (Wassmuss, s. 54) ise Alman kayzerinin din değiştirdiğinden
bahsediyor. Kitap ayrıca o dönem din adamlarının ve Demokrat Parti üyelerinin
yardımıyla İranlıların desteğini Kayzer’in Müslüman olduğu yalanı üzerinden
kazanmaya çalışan Alman ajanlarının gerçek fikirlerini aktarıyor. “Canavar bir
halk, Tanrı’nın unuttuğu halk, bok çuvalları, hayvana dönmüş mollalar, aşağılık
pis domuzlar, yaban domuzları” (W. Griesinger, German Intrigues in Persia,
The Diary of a German Agent [Londra, 1918], s. ii, 36, 39).
[33]
“The Common Interest of Iran and the Ottomans” ve “The Royal [Ottoman] Herald” isimli
makaleler Takizade ve Berlin’deki arkadaşlarınca çıkartılan gazetede yayımlandı
(Kaveh, 15 Eylül ve 1 Aralık 1916).
[34] İran’daki
Türk kuvvetlerinin komutanı tarafından imzalanmış, Tahran’da dağıtılan bir
bildiri şöyle diyordu: “Ey İran’ın Müslümanları! Düşmanın her birini yakalayıp
öldürmelisiniz; onların malını ya da canını alın; telefon ve telgraf hatlarını
kesin; atlarını, silahlarını, tüfeklerini ve mühimmatlarını alın. [...] yiyecek
kaynaklarını kesin [...] çünkü bunlar cihadın şartlarıdır... bu eylemlerin her
biri yetmiş yıllık ibadete eşdeğerdir, kişinin cennete ve hurilerin bulunduğu
saraylara götürülür. [...] İslam ordusunun olmadığı yerlerde bir İslam komitesi
kurun, bu talimatlara uyun, İslam’ın ve İran’ın düşmanlarını cezalandırın.” Tahran’dan
rapor, 1 Kasım 1916, USNA 891.00/898.
[35]
Report from Teheran, 1 Kasım 1918, USNA 891.00/1072.
[36]
Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 159; Miroshnikov, Iran In World
War I, s. 40.
[37]
Ettehad, 9 Mayıs 1915.
[38]
Almanların İran’a müdahale konusunda dile getirdiği bir gerekçe için bkz.: W.
Litten, Wer hat die Persische Neutralist verletzt? (Berlin, 1920).
[39]
1920 yılında Tebriz’de faal olan hareketin başında Şeyh Muhammed Hiyabani, 1921
yılında Horasan’da faal olan hareketin başında ise Albay Muhammed Taki Han
vardı. Bkz.: The Revolutionary Movement in Iran versus Great Britain and
Soviet Russia, 1914-1932 (RM1), yayına hz.: C. Chaqueri (Floransa,
1979); A. Azari, Kolonel M. Taqi Khan Pesyan (Tahran, 1973); Colonel
Mohammd Taqi Khan, Iranshahr Publication Sayı. 20 (Berlin, 1927); ve A.
Azari, Qiam-i Sheikh M. Khiabani (Teheran, 1967). Azeri’nin
değerlendirmeleri taraflıdır.
[40]
Biyografik bilgilerin kaynağı: E. Fakhra’i, Sardar-i Jangal (Tahran,
1972); Mirza Isma’il Khan Jangali, Qiyam-i Jangal, Yad-dasht-hd-yi Mirza
Esmd’il Jangali [Memoirs] (Jangali), yayına hz.: ve takdim eden: E.
Ra’in (Tahran, 1978); Marchenko, “Mirza Kutchuk, dit Kutchuk Khan, sa Vie et
son Oeuvre,” RMM 40-41 (1920): s. 106-11 (tekrar: RMI içinde, s.
842-47); ve Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 384. Ayrıca bkz.: Mayıs
1919’da yolundan dönen Mirza Rıza Han’ın hazırladığı biyografik not, Qangali
file no. 194, FO 248/1244). Bu değerlendirmeye göre babası Kazvin
yakınlarındaki Bar Marzaman Han köyündendir.
[41]
Sardar, s. 35; Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 384; Y.
Div-Salar, “Ettehad-i Islam va Peydayesh-i Jangal,” Armaghan 4-5 (1965):
s. 227; Marchenko (“Mirza Kutchuk,” s. 842) kitabında, gözlerinin koyu renk
olduğunu söylerken Nikitin (Irani keh Man Shenakhteh Am, s. 300) Küçük
Han’ın mavi gözleriyle “Rus rahipler”e benzediğini iddia ediyor.
[42]
Sepehr (Iran dar Jang-i Bozorg, s. 384) emniyet müdürü Muhtari’yi tokatladığın,
öyle ki adamın ömrünün geri kalan kısmında sağır yaşadığını söylüyor.
[43]
Biyografik nota bkz.: Mayıs 1919, Jangali file no. 194, FO 248/1244.
[44]
Sardar, s. 38. Almanların Cengelilerle kısa süre birlikte olan Şiraz
konsolosu, Haziran 1918’de Küçük Han’ın “kendisini epey etkilediğini” söylüyor
(AA, Abt. A, Akt. Deutschland 135/21, bd. 3). K. Shahrokhi (Azadeh-yi
Gomnam, yayına hz.: N. Fathi (Tahran, 1954), s. 41) Mirza’nın kalbi kırık,
özgürlük sevdalısı İranlıları bir mıknatıs gibi kendisine çektiğini söylüyor.
Ayrıca bkz.: H. Jowdat, Yadboudha-yi Enqelab-i Gilan va Tarikhcheh-yi Jamiyat-i
Farhang-i Resht (Tahran, 1972), s. 54-55.
[45]
Ja’far Pishehvari, Yaddashtha-yi Zendan (Los Angeles, 1986), s. 115.
[46]
Report, 8 Eylül 1919, Archives du MAEF, doss. 5, s. 48-59.
[47]
Report made in summer 1919 by the U.S. Consulate at Tabriz, 30 Ekim 1919, USNA
891.00/1071.
[48]
Jowdat, Yadboudha-yi Enqelab-i Gilan , s. 55.
[49]
Yayına hz.: I. Afshar ve B. Razzaqi, Khaterat va Asndd-i Naser Daftar-Rava'i
(Tahran, 1984), s. 225; ve French military attache’s report, 8 Mayıs 1918,
Archives du MAEF, Serie E, doss. 5, s. 36-40.
[50]
Sardar, s. 37.
[51]
V. Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work "Zank, 30 Kasım 1919.
[50]
Mayıs 1919 tarihli biyografik not da bunu teyit ediyor: Jangali file Sayı. 194,
FO 248/1244.
[52]
Sardar, s. 37-38. Fahrai’nin iddiasına göre Küçük, ömrünün son
yıllarında evliydi. Ama şu çalışma söz konusu iddiaya karşı çıkıyor: Shahrokhi,
Azadeh-yi Gomndm, s. 472.
[53]
Marchenko, “Mirza Kutchuk,” s. 842-43; Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s.
384; L. C. Dunsterville, The Adventures of Dunsterforce (Londra, 1920), s.
29; Sardar, s. 35-36.
[54]
Marçenko’ya (“Mirza Kutchuk,” s. 845) ek olarak, Jangali (s. 57) and Sardar
(s. 40) Küçük Han’la kimi Mücahidler arasındaki anlaşmazlığa rağmen, Tahran
yürüyüşüne devam ettiğini, orada bir yıl daha Serdar Muhyi ile birlikte
kaldığını söylüyor. Fakat E. Fahrai, (Gilan dar Jonbesh-i Mashroutiyyat,
Tahran, 1973, s. 151-52), Mirza’nın anlaşmazlık neticesinde Reşt’e
döndüğünü iddia ediyor.
[55]
Sardar, s. 42.
[56]
İlkin on dokuzuncu yüzyıl sonlarında S. Cemaleddin Esadabadi tarafından ortaya
atılan İttihad-ı İslam fikrini yayan, Osmanlı Sultanı Abdülhamid oldu. Buradaki
fikir Şiilerle Sünnileri birleştirmekle ilgiliydi. Bu örgütün İran’daki faaliyetleri
konusunda net bir bilgi yok elimizde. Fahrai (Sardar, s. 22-23) S.
Muhsin İskenderi, S. Hasan Müderris gibi kimi eski vekillerin örgütün üyesi
olduğunu söylüyor. Y. Div Sâlâr ise (“Ettehad-i Islam va Peydayesh-i Jangal,” s.
224-25) İttihad-ı İslam’ın İran’daki her iki partiye mensup liberallerce oluşturulduğunu,
Necef’teki üst düzey âlimlerle temasta olduğunu iddia ediyor. Yazar ayrıca
Mustafi Memalik’in bu örgüte liderlik ettiğini, “Alman ve Osmanlı hükümetleriyle
birlik olduğunu, onlardan silah aldığını” söylüyor. Başka kaynaklar bu bilgiyi
teyit etmiyorlar. Ermeni Marksist yazar Vasakuni’nin Cengeli Hareketi ile
ilgili çalışmasında dillendirdiği, Cengelilerin Tahran’dan, muhtemelen Demokrat
Parti’nin önde gelen isimlerinden talimatlar aldığına ilişkin iddiası bu türden
söylentileri temel alıyor (Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18
Nisan 1919). İlginç olan şu ki İsveçli subayların liderlik ettiği İranlı
jandarmalara komuta eden Albay Lahuti, aynı isimle 1912’de bir program kaleme
alıp yayınlamış (Problems of Revolution and Socialism 3 (1975): s. 93-101.
1922’de başarısız bir isyan girişimine öncülük eden Lahuti, sonrasında Sovyetler’e
kaçıyor. Burada 1950’lerde ölene dek bir komünist ve Stalin hayranı bir isim
olarak yaşıyor.
[58]
İhsanullah Han, planları ilkin kendisinin ve Küçük Han’ın geliştirdiğini
söylüyor. Ama hareketin yenilgisi sonrasında aralarında oluşan husumet
sebebiyle bu iddianın şüpheli olduğunu söylemek gerek. Ehsanollah Khan
[Doustdar], “Revolutionary and National Movement in Persia, 1914-1917, Memoirs
of a Contemporary Witness” (Novyi Vostok, Sayı. 23-27, 1928-1929. Ayrıca
RMI, s. 643-726. J. Tabrizi, (Asrar- i Tarikhi-yi Komiteh-yi Mojdzdt,
Tahran, 1983) ise İhsanullah’ın 1917 yazına dek “cezalandırma komitesi”nin
aktif üyesi olduğunu söylüyor. Ayrıca bkz.: Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s.
416-30. O tarihten önce Küçük Han ile temas kurduğundan bahsedilmiyor. Div Sâlâr’ın
değerlendirmesi de İhsanullah’ın Cengeli Hareketi’nin oluşumundaki rolüne
ilişkin bir tespitte bulmuyor (“Ettehad-i Islam va Peydayesh-i Jangal,” s.
224-25); Hacavi’nin yayınlanmamış olan hatıratı (s. 18) da İhsanullah’ın Mirza’nın
safına 1917 yazında geçtiğini söylüyor. İşin ilginç yanı, İhsanullah’ın Kasım 1915’te
Kirmanşah’ta Alman hükümeti için savaştığını söyleyen Miroşnikov (Iran In
World War I, s. 50), kendisinin Cengeli Hareketi’nin liderlerinden biri olduğunu
iddia ediyor. İhsanullah’ın Novyi Vostok (Sayı. 26-27, s. 132) gazetesinde
yayınlanan resminde kendisinin 1916 yılında Hamedan’da olduğu görülüyor. Tebriz’de
Hınçakçıların Ermenice olarak çıkarttıkları Zank gazetesinde Vasakuni,
hareketin Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılı içerisinde Küçük Han tarafından
kurulduğunu, Kuzey İran’ı işgal etmiş olan Rus güçlerine karşı başarılı asker
harekâtlar düzenlediğini söylüyor (V. Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank,
18 Nisan 1919).
[59]
Mayıs 1919 tarihli bir biyografik nota göre (Jangali file Sayı. 194, FO
248/1244), Küçük Han Reşt’e ilkin 1915 yılının Nisan ayının sonlarında geliyor.
Fakat bu iddiayı başka kaynaklar desteklemiyor.
[60]
Vasakuni, “Küçük Han ve örgütünün sadece Gilan değil tüm İran genelinde büyük
bir halk desteğine mazhar olduğunu” söylüyor” (“Kuchek Khan and his Work,” Zank,
22 Kasım 1919).
[61]
Örneğin bkz.: Reşt Emniyet Müdürlüğü’nün 1 Mart ve 3 Mart 1917 tarihli raporları.
Belgelerin kaynağı: Iranian National Archives, yayınlayan: Ettela’at, 16
Haziran 1985.
[62]
S. Mehmoush röportajı, Ddmoun, Sayı. 14, 15 Aralık 1980, s. 2. Vasakuni’ye
göre (“Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919) Cengeliler Rus askerleri
ülkeyi terk etmezden önce ve terk ederken silahlarına el koydular. Tahminine göre
ellerinde 2.000 ilâ 2.500 silahlı adam, 4 top, 12.000 tüfek, birkaç milyon
mermi vardı.
[63]
İngilizlerin Reşt konsolosu Maclaren’ın raporuna göre, Petros ismindeki bir
Ermeni, Rus askeri araçlarını kullanan şoförlerden temin ettiği tüfek ve cephaneyi
Cengelilere satıyotdu (January 28 and February 11,1918, Jangali file Sayı. 26,
42, FO 248/1203). Maclaren, ayrıca Küçük Han’a Gürcü subaylarının da silah
sattığını söylüyor (December 1, 1917 and December 12, 1917, FO 248/1168).
[64]
İngilizlerin Reşt konsolosu, bu “vergi toplama işlemleri”nin 1916 yazı gibi
erken bir tarihte gerçekleştiğini söylüyor: Maclaren letters, 11 Haziran 1916
(FO 248/1149), 14 Ağustos 1916 21 Mayıs 1917 (FO 248/1138).
[65]
Rus konsolosuna Küçük Han’ın Gilan’a anayasa karşıtı Müçtehid Hacı Humami’nin
damadı, nüfuzlu din adamı Hacı S. M. Ruhani sayesinde döndüğü bilgisi çok
önceden iletilmiş. Ruhani, sonrasında İttihad-ı İslam üyesi oldu. Aşağıya bkz.
Mirza Isma’il Khan Jangali, Qiyam-i Jangal, Yad-ddsht-ha-yi Mirza Esma'il Jangali
([Hatırat) (Jangali), yayına hz.: ve takdim eden: E. Ra’in (Tahran,
1978), s. 60-66; Gilan, s. 27-31; ve M. H. Sabouri-Dailami, Negahi az
Daroun beh Enqelab-i Mosallahaneh-yi Jangal (Tahran, 1979), d. 22- 25.
[66]
National Iranian Archives (Sazman-i Asnad-i Melli), Ganjineh, bk. 1 (Tahran,
1988), s. 66-68.
[67]
Serdar Muktedir konusunda bkz.: Ek Bölüm. Mayıs 1919 tarihli biyografik nota
göre (Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244), karşılaşma 1915 güzünde
gerçekleşti. Fumen Bölgesi’ni yağmalayan Talışî kabilelerine bağlı güçler kuşatıldılar
ve Cengelilerle savaşma arzusundan vazgeçtiler. Bu tarih diğer raporlarla
örtüşmüyor.
[68]
Güney İran’da anarşinin hüküm sürdüğü gerekçesiyle 19 Ağustos 1915 günü İngiliz
askerleri Buşehr’e çıktı (Persia 1910-1929, USNA 891.00/738-1066, Roll 4).
[69]
Jangali’ye (s. 64) göre söz konusu güç, 450 Rus Kazak’ını ve 50 İranlıyı
içeriyordu; Saburi (Negahi az Daroun, s. 28) ise 400 kişi olduğunu
söylüyor.
[70]
Henüz Cengelilere katılmamış olan ve Reşt’ye yaşayan Saburi, yetmiş kişinin
hayatta kaldığını söylüyor.
[71]
Milletvekillerinin uyguladığı baskı, halkın desteğini de almıştı. Tahran’daki
ABD elçiliğine gönderilen bir telgrafta, “İsfahan’ın önemli şahsiyetleri,
mollaları ve tüccarları”ndan oluşan bir grup, “İslam dinini ve ülkeyi satmaya
çalışan, İran hükümetini Rusya ile İngiltere’nin çıkarları uğruna Türkiye’ye
karşı savaşmaya kışkırtmaya çalışan az sayıdaki hainlere” karşı çıkmıştı.
“Rusya ve İngiltere ile gizli bir antlaşma” haberinden korkan Kum’un “nüfuzlu
kişileri”nce gönderilen bir telgrafta ise, dini liderlerin cihat çağrısına
uyulması isteniyordu. Onlar, “sevgili Şahımız”ın “hain kabinenin ihanetine onay
vermeyeceğini” umuyorlardı. (10 Aralık 1915, USNA 891.00, Roll 4).
[72]
FO Persia, s. 48-49; Ramazani, The Foreign Policy of Iran, s.
127-35. Bu, İngilizce olarak yayınlanmış, olayların en iyi değerlendirmesini
sunan çalışmadır. İngilizlerce tutuklandığı vakit İskenderi’nin üzerinde
bulunan belgeler şurada veriliyor: ‘Translation of Captured Documents from
papers of Solaiman Mirza,” 11 Kasım 1918, WO 106/55.
[73]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.
[74]
Report, 8 Şubat 1916, AA, Abt. A, Persien Sayı. 24, Band 7/1. Ruskoie Slovo,
18 Ocak 1916. Bu rapor, Küçük Han’a bağlı bin adamın öldürüldüğünü söylüyor (akt.:
Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 321).
[75]
Bu dönemde bile Cengelilerin popülaritesi ve saygınlığı konusunda pek çok
kaynak mevcut. Cengelilerin Çarlık İmparatorluğu’nda bile bir şöhret
kazandıklarını belirtmekle yetinelim. Çarlık ordusundaki Gürcü subaylar ve
sıradan Tatarlar, Saburi’ye Cengelilerin cesaretine hayran olduklarını ve
davalarına sempati duyduklarını söylüyorlardı; İran’da görev yapan bir Rus
subayın eşi, gözyaşları içinde Saburi’ye, Almanya’ya karşı savaşta dört oğlunu
kaybettiğini, İran’da görev yapan kocasının, “Cengelilere mensup kabile üyelerince
canlı canlı yakılabileceğine dair korkusunu” dile getiriyordu! (Sabouri, Negahi
az Daroun, s. 42-44).
[76]
Maclaren letter, 8 Ocak 1916, FO 248/1149.
[77]
Maclaren letters, 8 ve 22 Ocak 1916, FO 248/1149.
[78]
Payandeh, Doktor Heshmat-i Jangali, s. 58-61. Başka bir makalesinde
(Payandeh, “Yadi az Doktor Heshmat Jangali,” Chista 1 [1987]) Tude
yanlısı olduğunu ortaya koyan bu yazar, Haşmet’in Cengeli Hareketi’ni Mustafi
ile yapılan toplantı sonrası yeniden örgütlediğini söylüyor ama bu iddiasını da
Küçük Han karşıtı ifadelerini de somut delillere dayandırmıyor.
[79]
P&yandeh, Doktor Heshmat-i Jangali, s. 62-64.
[80]
Maclaren letter, 24 Nisan 1916; FO 248/1138.
[81]
Biographical notice, Mayıs 1919, Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244. İngilizlerin
Reşt konsolosu 24 Şubat 1916 tarihli raporunda Haşmet Devlet’in Reşt hükümetine
bağlı maliye müfettişine altığı 1.800 tomanı harcadığı yerleri gösteren listeyi
vermeyi reddettiğini söylüyor (FO 248/1138).
[82]
Maclaren letter, 14 Şubat 1916, FO 248/1138.
[83]
Payandeh, Doktor Heshmat-i Jangali, s. 65.
[84]
Din adamları S. M. Ruhani ve S. Abdülvahab Salih’in İttihad-ı İslam üyesi
oldukları söyleniyor.
[85]
Fakhra’i (Sardar, s. 83-84) bu çatışmanın Rus askerleirnin Gilanlıları
öldürmesi ve eşyalarını yağmalaması neticesinde yaşandığını söylüyor.
[86]
Sipahsâlâr, günlüğünde İngilizler ve Ruslarla bu anlaşmayı imzalamasıydı İran’ın
durumunun daha da kötüye gideceğini söylüyor. Dediğine göre, Hafız’ın şiir
kitabı üzerinden baktığı fal sayesinde bu karara varıyor. Bu İranlılar arasında
gelecekten haber almak için başvurulan bir gelenek! A. S. KhaTatbari, Zendegani-yi
Sepahsalar-i A’zam (Teheran, 1949), s. 74.
[87]
Ramazani, The Foreign Policy of Iran, s. 132-33; ve “Iran’s Events,”
USNA 891.00, Roll 4.
[88]
Maclaren letter, 20 Kasım 1916; FO 248/1138.
[89]
A.g.e.
[90]
Yukarıdaki değerlendirmeler şu kaynakları temel alıyor Sabouri (Negahi az
Daroun, s. 28- 37); Jangali, s. 63-66; Sardar, s. 66-71; ve
Sepehr (Iran dar Jang-i Bozorg, p. 386).
[91]
Hacı Muhsin Fumeni isimli bir görgü tanığının hatıratından akt.: Payandeh, Doktor
Heshmat-i Jangali, s. 48. İngiliz konsolosunun mektubu (20 Kasım 1916, FO
248/1138), Küçük Han’ın tüm mahkûmların hayatlarına saygı duyulacağına dair net
talimatına rağmen emniyet müdürü vurularak öldürülüyor.
[92]
A.g.e. Müfekkir’in seferleri konusunda bkz.: biyografik not, Mayıs 1919,
Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244.
[93]
M. W. Shuster, The Strangling of Persia (New York, 1912); E. G. Browne,
“The Present Situation in Persia,” Contemporary Review, Kasım 1912 ve The
Persian Crisis of December 1911 (Cambridge, 1912).
[94]
88 eski İranlı vekilin imzaladığı telgrafın çevirisi için bkz.: U.S. legation,
Tahran, 2 Nisan 1917, USNA 891.00, Roll 4; Farsça ve Fransızca versiyonları
yanında imzacıların isimleri için bkz.: Sepehr, Iran dar Jang- i Bozorg, s.
409-10.
[95]
A.g.e.
[96]
Bunlar, Gilan ve başka şehirlerde bulunan Rus garnizonlarında kurulan asker
sovyetleriyle temas halinde, Tebriz ve Tahran’daki radikal İranlı Demokratlarca
meydana getirilen kent komiteleri. Dr. Hacı Rıza Han isimli ikinci Meclis
vekilinin (1909-1911) pratiği konusunda bkz.: M. Volodarsky, “Soviet- Iranian
Relations, 1917-21,” Slavic and Soviet Series 2, Sayı. 2 (1978): s. 52.
[97]
Tam metin için bkz.: Ayandeh, 13, Sayı. 4 (1987): n.p.
[98]
İngilizce metinde “af belgesi” ifadesi kullanılıyor ama bunun kötü bir çeviri
olduğunu söylemek gerek.
[99]
Maclaren letter, 19 Mayıs 1917, FO 248/1138. Takdir ettiklerine dair sembolik
bir jest olarak Çar yanlısı subay Cengeli liderine altından bir tabaka veriyor.
Maclaren letter, 15 Haziran 1917, FO 248/1138. Jaijadze, Gürcü alayına mensup
subayların Küçük Han’a İran parası karşılığı silah ve cephane satma teklifinde
önemli bir rol oynuyor (Maclaren letter, 1 Aralık 1917, FO 248/1168).
[100]
Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1138.
[101]
AA, Akten Persien C3408, Bd. 1, Sayı. 21/1, 5 Mayıs-3 Kasım 1917. Sonrasında bu
gerçeği Nicolson da Lord Curzon eleştirisinde (Curzon: The Last Phase, s.
128-29) kabul ediyor. Orada Nicolson şunu söylüyor: “Roller terse dönmüştü.
Artık Rusya düşman görülmüyor, İngiltere ise az biraz kudretsiz ama iyi niyetli
bir dost kabul ediliyordu.”
[102]
A.g.e.; this was the first time ever such a demand was put forward by
Iranians. It is important to note here that Soviet historiography has
systematically presented the cancellation of Tsarist treaties with Iran by the
Bolsheviks as a spontaneous gesture on the part of the latter! The Jangali
demands were noted in the same German diplomatic report as having been
acknowledged by the newspaper Ravienstvo, published in Russian and
Persian in Gilan by anti-tsarist Russians; the precise date of the publication
is not given.
[103]
Jangal, no. 1, 1917, pp. 3-4.
[104]
A.g.e.
[105]
Vousoq od-Doleh telegram, March 20, 1917, USNA 891.00, Roll 4.
[106]
A.g.e., italik bana ait. Ayrıca bkz.: Miroshnikov, Iran In World War
I, s. 73.
[107]
Cengelilerin Kerenski hükümetine yönelik hayal kırıklığının en somut delili,
Bolşevik hükümetinin temsilcisi Bravin’in gelişi karşısında duydukları olağanüstü
coşku.
[108]
Maclaren report, 22 Ağustos 1916, FO 248/1138.
[109]
Maclaren report, 17 Ocak 1917, a.g.e.
[110]
Maclaren report, 4 Aralık 1917, FO 248/1168.
[111]
Goodwin report, 7 Aralık 1917, FO 248/1168.
[112]
Personality Sayı. 67, 27 Şubat 1918, FO 248/1203.
[113]
Dunsterville telegram, 25 Mart 1918, WO 95/5043.
[114]
Note, 14 Nisan 1918, FO 248/1203.
[115]
Entry, 14 Nisan 1918, WO 95/5042.
[116]
Meshhed telegram, Sayı. 76, 13 Mayıs 1918, FO 248/1203.
[117]
Telegram Sayı. 294, 28 Mayıs 1918, FO 248/1203.
[118]
Draft, 19 Ocak 1918, FO 248/1203. 1 Ocak 1918 günü Sipahsâlâr, Cengelilere “sizin
emrinizdeyim” dedi. Oğu Emir Esad’ı onlara gönderdi. Emir Han ve Müiz Sultani,
Serdar İktidar adına Cengelilerle anlaşmak için Reşt’e geldi (Maclaren letter,
16 Şubat 1918, FO 248/1203).
[119] Bu, Erik Erikson’dan ödünç alınan bir kavram.
[120] Bu çalışmanın başka bölümlerinde de belirtildiği üzere, halk desteği giderek artmaktaydı, üstelik bu destek, kuzey illeriyle sınırlı değildi; örneğin: Hamedanlı bir grup Demokrat’ın Küçük Han’a gönderdiği destek mektubu ve aynı şehirden bazı “Vatansever İranlı Siyasetçiler”ce kaleme alınan İngiliz karşıtı bir Şabname (17 Nisan 1918, WO 95/5042); Hamedan’dan Cengeli Hareketi’ne yirmi dört gönüllünün katılması ve Mazenderan’dan Emir Mueyyed’in “umut dolu” destek mektubu (Hamadan telgram Sayı. 161, 13 Mayıs 1918, FO 248/1203); Cengeli yanlısı bir Demokrat olan S. Ahmed İhtişam’ın Hamedan’ın uzak köylerinde sempatizanlar örgütlemesine ilişkin bir rapor (14 Nisan 1918, WO 95/5042); Nihavend’deki mültecilerin Cengeli yanlısı propaganda faaliyeti yürütmeleri, Cengelilere iki destek mektubu gönderen Lurlar (McDonnel letter, 9 Nisan 1918, FO 248/1203); ayrıca Nihavend’deki kargaşaya ilişkin İstihbarat Özeti Sayı. 10 (10 Mayıs 1918, WO 95/5042). Bu olayda 200 eski jandarma Küçük Han’a katılmak istedi.

