“İmamoğlu
dolara iyi geldi” diyen Sol Parti, doların örgütüdür.
Butlan
kararının verildiği gün “Borsa çöktü” diye haber yapan TKP, borsanın örgütüdür.[1]
Gelgelelim,
o borsa ve o dolar, solcuların beklediği tepkiyi göstermemiştir. Bilâkis, İş
Bankası, Sabancı ve Koç’un hisselerinin değeri artmıştır.
“Batmakta
olan ekonomi”yi özne, kendini nesne kılan sosyalist hareket, her gün rezil
olmakta, ekonomiyi suyun yüzünde tutma “beceri”sini gösteren AKP’yi yüceltip
beslemektedir. Özneliğini burjuva iktisadı üzerinden kuranların burjuvaziye
teslim olmaları kaçınılmazdır. Ekonomizm, her yerde aynı sonucu üretir.
“Marksist”
ekonomi uzmanları, ABD’den ve AB’den medet ummuşlardır. DİSK eğitim uzmanı Gaye
Yılmaz ve ÖDP başkanı Hayri Kozanoğlu, IMF övebilmiştir. Her şeyin ve herkesin
bahanesi de AKP’dir. AKP sayesinde herkes, liberal olduğu gerçeğini ifşa
edebilme imkânına kavuşmuştur. Kimse, gitmesini isteyemez.
Bugün
solcular, içten içe, hâlâ borsanın ve doların AKP’yi götüreceğini düşünmektedir.
Borsayı ve doları yoldaş belleyen solcular, artlarındaki gücün uzantıları
olmayı içlerine sindirmişlerdir. Kitlelerle güç olma derdi olmayanların bel
bağladıkları yer, borsa ve dolardır.
Küçük
ve az olan burjuvazinin peşinden gitmenin bedelini ödeyen sosyalist hareket
için burjuva devrimi hiç bitmez.[2] Burjuva politikası, hep günceldir. Burjuva kültürü,
her daim yücededir. “Burjuvazi, yüz yıl önce devrimciydi ama şimdi gerici
sınıftır” diyen, diyebilen Lenin, artık gericidir. O çentik silinmiştir. Az ve
öz güç olarak burjuvaziye dair övgüler, sosyalist hareketi CHP’nin eşiğine
bağlamıştır.
Sosyalist
hareketi bitiren, CHP simyacılığıdır. O, bitmek istediği için bitmiştir. O; küçük,
az ve öz olmak istediği için kitlelere, halka, işçi sınıfına sırtını dönmüştür.
Sosyalist hareketin devrim diye bir menzili, sosyalizm diye bir ufku olamaz. CHP
üzerinden yapılan hesapların hepsi boş ve yalandır.
CHP’yi
cephe, kendisini parti görenlerle; CHP’yi parti, kendisini cephe görenler, CHP
binasının önüne giden sosyalist örgütler, kurultayda delegeleri satın almak
için kullanılan para dolu poşetlerin örgütleridir. Artık bu olgu tescillenmiş,
kayda geçmiştir. Kendisine karşı gelecek kişiyi iş imkânı, para, makam ile
satın almaya alışmış sosyalist şefler, CHP’ye yönelik saldırıyı üzerlerine
almışlardır. Alınganlıkları haklı ve meşrudur. Kendi yoldaşlarının peşine ajan
takan, kendi yoldaşlarının dedikodusunu yapan sosyalist şefler, İmamoğlu’yu kendilerine
dert edinmişlerdir. Bu da doğal bir sonuçtur.
Hiçbiri,
Ankara 1 Mayıs’ında sahneye zoraki çıkartılan maden işçilerini önemsememektedir.
O yüzden “sarı sendikaları” eleştirdiği vakit o maden işçisinin elindeki mikrofon,
zorla çekilip alınmıştır.
Bu
sol, “Bilgi Üniversitesi, arazisine çökmek için kapatıldı” der ama o arazinin
vaktiyle millete telefondan seks ve erotizm sohbetleri dinletip köşeyi dönen
bir TKP’liye nasıl ve kimlerce verildiğini, o okulun ideolojik anlamını ve
yerini sorgulamaz.
Ankara
sokaklarında Nazi işareti yapıp dolaşan bir çete varsa TKP, bu çeteyle ilgili olarak
hukuk yoluna başvurur, ama kendi içinde o Nazilere karşı mücadelenin ürettiği
marşları satar. Aynı TKP, fiili yönelimini eleştirip ayrılan eski yoldaşlarına
demir sopalarla pusu kurar. Nazilerse buğulu gözlerle savcıya şikâyet edilir.
CHP’ye
kol kanat geren sosyalist hareket, bunu CHP kitlesini önemsediği için yapmaz. Bu
örgütlerin CHP kitlesiyle ilgili öngörüleri, hesapları ve değerlendirmeleri de
yalandır. Bu süreçte açığa çıkan yolsuzluktan, kirden, şaibeden rahatsız olan
CHP kitlesi, dolar ve borsa gibi, butlana beklenen tepkiyi göstermemiş, CHP eylemleri,
sosyalist örgütlerin kadrolarına doğru daralmıştır. Bu açıdan sosyalist
hareket, yüz bin dolarla tatil yapanların, 600.000 TL’ye kiralık villada
oturanların, belediye yolsuzluklarının, uyuşturucu ve fuhuş partilerinin
uzantısı olduğunu kabul etmiştir.
Butlana
sebep olan dava sürecini başlatan, AKP değil, CHP’lilerdir. Yolsuzluğun,
delegelere verilen paraların peşine düşen, CHP’li yöneticilerdir. Kitleleri iç kavgaya
AKP üzerinden figüran kılanlar, o rüşvetlerin kaynağının hizmetçisidirler.
Şu
görülmüştür: sosyalist hareketin ufku ve menzili, borsaya ve dolara iyi gelen
bir CHP iktidarıdır. Bu sol, borsanın ve doların savaş açtığı Küba için hiçbir
şey yapamaz. O, devrim öncesi cumhuriyetin savunucusudur.[3] O yüzden vaktiyle
TKP, devrim öncesi Küba’nın simgesi olan bir pavyonun ismini açtığı bara (Cubana)
vermiştir!
Bugün utanmadan sıkılmadan bu CHP siyasetiyle bir alakalarının olmadığını söyleyen TKP'ciler, seçim öncesi Kılıçdaroğlu ile bizzat ruberu görüşen Kemal Okuyan tarafından verilen sözü açıklamalıdır.
Bugünkü
sosyalist hareket, “Ekim Devrimi ve Lenin sapmaydı. İlerleme süreci, kaptalist
gelişim kesintiye uğramamalı” fikrine vahiy gibi iman etmektedir. “Örgüt olduk
birey olamadık” diyen sol, “geri kalmış ülkede sosyalizm olmaz” önermesine bağlanmıştır.
Birey olanlar, CHP liberalizmine kul, CHP sosyal demokrasisisine köle
olmuşlardır. Sadece imaj üzerinden fark konulabilmektedir. O yüzden, saygı
duymadığı CHP binasına, Özgür Özel’in yanına giden Önder İşleyen, “sen
Kılıçdaroğlu’ndan genç oluşunu satıyorsun ama bak ben kot ceket pantolonla
geliyorum n’aber kanka!” demektedir. Erkan Baş ve EHP başkanı Hakan Öztürk’ün şortla
gitmesi şarttır! İmajla avlamayı düşündükleri kitleler değil, bireydir. Bu sosyalistler;
kitlelerden, hele ki işçi, ezilen ve yoksul halk kitlelerinden korkarlar, nefret
ederler. Dijital, kentsel, yeşil dönüşüm; o korku ve nefretin üzerini
örtmektedir.
Barış
Yıldırım ve ESP, “faşizme karşı birleşelim” derken, kitlelere değil, liberal
bireylere seslenmektedir. Her şeye her fırsatta “faşizm” diyenlerin faşizmle mücadeleleri
de tartışmalıdır. Faşizme karşı bireyle ve birey için mücadele edil(e)mez. Faşizmi
genele teşmil eden irade, liberalin iradesidir. Bu solcular, Sovyetler’i
emperyalist, komünist partiyi faşist bilen liberallerin soyundandır. Kemal
Okuyan, o nedenle AKP’nin bir devrim yapmış gibi hareket ettiğini
söylemektedir. Devrimin otoriterliği, karşı-devrimin otoriterliği ile birlikte
çöpe atılmaktadır. Sol, dolara ve borsaya yaranmanın, onlara hoş görünmenin
derdindedir.
İmamoğlu’nu
önder belleyen bu solcular, borsanın ve doların solcularıdır. Tek dertleri
bunlardır. Ne düşünüyorlarsa, ne yapıyorlarsa, dolar ve borsa içindir. Özgürlük
ile ilgili tanımları bu iki güce tabidir. Eşitlik anlayışları, emperyalizmin
düzleyiciliğine bağlıdır. Eşitlik, özgürlük derken gidip burjuvaziyle
kardeşleşmişlerdir.
Denilir
ki 1848, proletaryanın burjuvaziden ayrıştığı momenttir.[4] Bugün sosyalist
hareketin tarihinde ve zihninde böylesi çentiğe, ayraca ve kopuşa yer yoktur.
1917 zaten çoktan silinmiştir. Orak çekiç, bireyin hezeyanları, zevkleri, çıkarlarına göre dönüştürülmüştür.
Eren Balkır
23
Mayıs 2026
Dipnotlar:
[1] “Ekonomide Çifte Kırılma”, 21 Mayıs 2026, Sol.
[2]
Doğuş Çakan, “Burjuva Komünizmin Şafağı mı?, 4 Mayıs 2026, TvP.
[3]
Jorge Enrique Jerez Belisario, “Geçmişi Yeniden Yazarak Geleceği Öldürmek”, 20
Mayıs 2026, İştiraki.
[4]
Jérémie Daire, “1848: Proletaryanın Burjuvaziden Ayrıştığı Yıl”, 31 Ocak 2022, İştiraki.