Takdim
Bu
makalede amacımız okura, Malcolm X’in hayatına ve fikriyatına yüklenen çok
katmanlı anlama dair iki temel meseleyi düşünme fırsatı sunmaktır. Makalenin
ilk bölümü, Malcolm X’in yirmi birinci yüzyıl açısından sahip olduğu tarihsel
ve politik öneme odaklanmaktadır.
Malcolm
X (Hacı Malik Şabaz) 1965 yılında vefat etti. Onun bugün sahip olduğu anlam,
üzerinde durulmayı hak eden, önemli bir meseledir. Malcolm X’in bugünde geçerli
olup olmadığı sorusu, üzerinde durulması gereken bir konudur.
Gerçekte,
birçok okur için, özellikle ölümünden sonra doğan kuşaklar açısından Malcolm X,
temelde ikonalaştırılmış, hatta efsaneleştirilmiş bir simadır (Horne, 1993: s. 440–450;
Flick, 1981: s. 166–181). Bu makale okunduğunda, Malcolm’ın ABD’de ve günümüz
dünyasında karşı karşıya olduğumuz yakıcı politik sorunlar bağlamında bıraktığı
mirasın önemi ve eleştirel yönü takdir edilecektir.
Makalenin
ikinci bölümü, yöntemsel açıdan felsefidir. Bu son kısım, Malcolm’ın siyahi milliyetçiliğini
temel alan siyaset felsefesini sorgulamaktadır. Felsefi analizimizde kritik
olan, Malcolm’ın siyahi milliyetçisi bir felsefeci olarak geçirdiği diyalektik
evrimi inceliyoruz. Bu evrim, onun kâmilleşen anti-kapitalist eleştirisinin
gelişimini merkez alıyor. Siyahi milliyetçiliğinin teorik açıdan çok karmaşık
bir nitelik arz etmesi, bu bağlamda, Malcolm’ın düşünür olarak aldığı konum,
diyalektik ve tarihsel materyalizm perspektifinden açıklığa kavuşturuluyor.
Siyahi
milliyetçiliğinin yalnızca ırk analiziyle sınırlı olduğu yönündeki anlayış,
yanlıştır. Metnin bağlamını bu eleştiri oluşturmaktadır. Malcolm’ın hayatının
son yılında, ırkçılık, ulusal baskı ve kapitalist sınıf sömürüsüyle ilgili
sorunları daha iyi anlamak için büyük bir zihinsel çaba sarf ettiğini görüyoruz.
Çıkarımımıza
göre, Malcolm’ın düşünsel-teorik çabası, diyalektik bir gelişim sürecine
tabidir. Afrikalı-Amerikalıların özgürlüğü için gerekli devrimci araçları
şekillendirmeye çalışan Malcolm X, görüşlerini geliştirmiş, siyaset felsefesini
bu gelişim uyarınca revize etmiştir. Malcolm’ın siyaset felsefesinde yaptığı bu
revizyonlar ve düzeltmeler, Afrikalı-Amerikalıların durumuna ve dünyanın mevcut
haline dair incelemeye derinlikli bir çaba ile dâhil oluşunun dolaysız
tezahürleridir.
Malcolm
X’in Yirmi Birinci Yüzyılda Sahip Olduğu Anlam ve Geçerlilik
29
Mayıs 1964’te Malcolm X şunları söylüyordu:
“Bir tavuğun fıtratında
ördek yumurtası üretme yeteneği yoktur. Bunu yapamaz. Sadece o fıtratın üretmek
üzere kurulduğu şeye göre yumurta üretebilir. Bu ülkenin sistemi, bir Afrikalı-Amerikalı
için özgürlük üretemez. Bu sistemin, bu ekonomik sistemin, bu politik sistemin,
bu toplumsal sistemin, şu anki haliyle, bu ülkedeki siyahi adam için özgürlük
üretmesi imkânsızdır”
[Malcolm X, 1966: s. 68–69]
Bu
sözler ışığında şunu söyleyebiliriz: Malcolm X’i yirmi birinci yüzyılın
düşünürü/aktivisti olarak ele alanlar, onun yaklaşık elli yıl önce ABD
hükümetinin ve egemen sınıfının sahip olduğu emperyalist çıkarların, bugün
genellikle küresel kapitalizm/imparatorluk ve baskın “yüzde bir” söylemiyle ele
alınan olguların, Afrikalı-Amerikalılardaki politik güçsüzlüğün, yüzleştikleri
toplumsal baskının ve ekonomik sömürünün ayrılmaz bir parçası olduğunu görmek
zorunda.
Malcolm,
herkesçe gayet iyi bilinen “Oy Sandığı mı Kurşun Sandığı mı?” konuşmasında,
siyahilerin “demokrasinin kurbanları” olduğunu açıkça belirten isimdir [Malcolm
X, 1966: s. 26; Wolfenstein, 1993).
Malcolm,
Afrikalı-Amerikalıların maruz kaldıkları baskının, sadece tekil ırkçılık
eylemlerinin sonucu olmadığını, daha da önemlisi, yapısal ve sistemik olduğunu,
dolayısıyla, bu baskının, uluslararası planda sergilediği emperyalist/ırkçı niteliğiyle
ABD’nin politik, hukuki, ekonomik ve toplumsal düzeninin temelinde yer aldığını
çok iyi idrak etmiş bir devrimciydi:
“Sizin ve benim içinde
bulunduğumuz mücadelenin doğasını anlamamız için, yalnızca yerel ve ulusal
düzeyde yer alan çeşitli unsurları değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde yer
alan unsurları da bilmemiz gerekiyor. Bugün bu ülkedeki siyahi adamın sorunları,
artık sadece Amerikan zencisinin sorunu veya Amerika’ya ait bir sorun olmaktan
çıktı. Bu sorun, öyle karmaşık ve içinde o kadar çok sonuç barındıran bir sorun
haline geldi ki, onu gerçekten olduğu gibi görebilmek için tüm gerçekliğini,
dünya bağlamında veya uluslararası bağlamda incelemeniz gerekiyor.”
Malcolm
X, sözlerine şu şekilde devam ediyor:
“Siyahi topluluklarında,
topluluğun ekonomisinin dizginleri siyahi adamın elinde değildir. Siyahi adamın
kendine ait bir evi yoktur. Oturduğu evler hep başkalarına aittir. Topluluktaki
dükkânlar başkası tarafından işletilmektedir. Topluluktaki hiçbir şey, onun
değildir. Orada yaşamaktan ve en düşük kalitedeki pansiyon için en yüksek
kirayı ödemekten, en düşük kalitedeki yiyecek için en yüksek fiyatları
ödemekten başka hiçbir söz hakkı yoktur. O bu gerçeğin kurbanıdır, ekonomik
sömürünün, politik sömürünün ve her türlü sömürünün kurbanıdır.”
[Malcolm X, 1989: s. 151–152, 161]
Dolayısıyla,
bizim sormamız gereken soru şudur: Malcolm’ın gözlemleri günümüz için ne kadar
geçerlidir? Analizi, son elli yıldaki gelişmeleri ve yirmi birinci yüzyılın
ikinci on yılına girerken yüzleştiğimiz koşulları karşılıyor mu? Afrikalı-Amerikalı
topluluklarının konut koşulları, toplumsal konumları, eğitim düzeyleri, ücret
ve gelir seviyeleri, ekonomik koşullar ve politik durum açısından günümüzdeki
durumları nedir? Peki ya siyahi işçiler? Siyah işçiler, bugün hâlâ sayısız
sömürü biçiminin kurbanı mıdır?
Şu
anda görebildiğimiz kadarıyla birçok uzman, akademisyen ve aktivist,
zenginliğe, güce ve üretim araçlarına sahip olan azınlık ile yoksul ve
güçsüzlerin saflarına itilen, geçimlerini sağlamak için emeklerini satmak
zorunda kalan, giderek artan sayıdaki işçi arasında giderek büyüyen ekonomik
uçuruma vurgu yapıyor. Ocak 2014’te Oxfam International, “ABD’deki en zengin yüzde
1’in toplam gelirdeki payının 1980’den 2012 yılına gelindiğinde yaklaşık yüzde
150 oranında arttığını” söylüyor. Elitlerden müteşekkil bu ufak kesim, 2009’daki
mali krizden sonra yaratılan servetin yüzde 95’ine el koyarken, en altta duran
yüzde 90’lık dilim daha da fakirleşti” (Fuentes-Nieva ve Galasso, 2014).[1]
Ulusal
Kent Birliği’nin analizlerinde kullandığı “2014 Eşitlik Endeksi: Siyah-Beyaz”
isimli ölçüm aracını tanıtırken Valerie Rawlston Wilson, şu düşündürücü yorumu
yapıyor:
“Afrikalı-Amerikalılar, istihdam
alanında daha fazla güçlükle yüzleşiyorlar. Siyahlardaki işsizlik oranı, 2008
yılından bu yana ilk kez, o da kısa süreliğine ve dar bir alanda, yüzde 12’nin
altına düşmüş olsa da, siyahi işsiz işçilerin yüzde 42’si uzun süreli işsiz ve yüzde
28’i en az bir yıldır işsiz. Afrikalı-Amerikalılar için eksik istihdam oranı yüzde
20,5 iken, beyaz işçilerde yüzde 11,8 ve Hispanik işçilerde yüzde 18,4’tür.”
[Wilson,
2014: s. 15]
Ayrıca,
Kuzey Carolina merkezli Küresel Politika Çözümleri Merkezi, Mayıs 2014’te “Yoksulluğun
Ötesinde: Servet Konusunda Irki Sebeplerle Oluşmuş Eksikliği Gidermek Ulusal
Ekonominin Güvenliği İçin Neden Önceliklidir?” başlıklı bir rapor yayınladı.
Bulgular, aktardığı rakamlarla şu gerçeği ortaya koyuyor: “Tüm Afrikalı-Amerikalıların
ve Latinlerin üçte birinden fazlasının (ki ilkinde oran yüzde 38, ikincisinde
yüzde 35) hiçbir finansal varlığı yokken, bu oran, Beyazlarda sadece yüzde 14
düzeyindedir.”
Aynı
şekilde, Afrikalı-Amerikalıların yaklaşık yüzde 33’ü, Latinlerinse yüzde 28’i
ya hiç net bir servete sahip değil ya da negatif net servete sahipken, bu oran,
Beyazlarda sadece yüzde 13’tür (Tippett, Jones-DeWeever, Rockeymoore, Hamilton
ve Darity, 2014: s. 3). Stevie Wonder’ın şarkısına atıfla, çok fazla emekçi kıt
kanaat geçiniyor, sadece şehirde yaşamak için yetecek bir gelire sahip
olabiliyor.
Afrikalı-Amerikalı
emekçiler, Amerikan Rüyası’nın paydaşları olmaktan ziyade, “demokrasinin
kurbanları” olmaya devam ediyorlar. Siyahi işçi sınıfının sınıf çıkarlarının,
Shawn “Jay-Z” Carter, Kenneth I. Chenault veya Barack Obama gibi yönetici sınıfın
parçası haline gelmiş siyahi bireylerin çıkarlarıyla bağdaşmadığı net bir
biçimde görülüyor.
Malcolm’ın,
kapitalizmin bu türden bir sınıfsal ayrışmaya yol açacağına, bu ayrışmayla birlikte, ırklar
arası eşitsizliği artıracağına dair öngörüsü, önemlidir. Malcolm X, koordineli
bir siyahi kitle hareketi olmadan, sınıfsal ayrışmanın ırksal/ulusal bir
karakter kazanacağını, böylece orantısız sayıda Afrikalı-Amerikalının
parçalanmış topluluklar, düşük başarı gösteren okul sistemleri, evsizlik,
hapis, işsizlik, eksik istihdam ve yoksulluk içinde kalacağı uyarısında
bulunur.[2]
Malcolm’ın
kapitalizm özeti anlamlı değerlendirmeler içerir. Malcolm şunları söyler:
“Kapitalizm, eskiden
kartal gibiydi, ama şimdi daha çok akbaba gibi. Eskiden güçlü olup olmamasına
bakmaksızın, herkesin kanını emmeye yetecek kadar güçlüydü. Ama şimdi akbaba
gibi daha da korkaklaştı, sadece çaresizlerin kanını emebiliyor.”
[Malcolm X, 1966: s. 199)[3]
Malcolm,
Afrikalı-Amerikalıların karşı karşıya kaldıkları vahim koşulların temelinde,
devrimci dönüşümü hedefleyecek siyahi hareketinin inşa edilmesi açısından
hayati öneme sahip olan ekonomik nedenlerin yanı sıra, önemli politik sonuçların
da olduğunu görüyor. Bu anlayış üzerinden Malcolm, siyahilerin yüzleştikleri
zulmün sistemsel sömürüden kaynaklandığı, zulmün Afrikalı-Amerikalıların esasen
beyaz karşıtı bir konum almalarının şart olduğu düşünülen ırklar arası
çatışmaya indirgenemeyeceği sonucuna ulaşıyor. Malcolm, fikrini yalın ve net
ifadelerle dile getiriyor:
“Ben, ezenlerle ezilenler
arasında bir çatışma yaşanacağına inanıyorum. Ben, herkes için özgürlük, adalet
ve eşitlik isteyenler ile sömürü sistemlerini sürdürmek isteyenler arasında bir
çatışmanın yaşanacağına inanıyorum. [...] Zencilerin isyanını sadece siyahlar
ile beyazlar arasındaki ırksal bir çatışma veya tamamen Amerika’ya ait bir
sorun olarak tasnif etmek yanlıştır. Bilâkis, bugün ezilenlerin ezene,
sömürülenlerin sömürene karşı küresel isyanına tanık oluyoruz.”
[Malcolm X, 1992: s. 177]
Malcolm,
sadece ırkçı aşırılıkçı örgütler ve ırkçı yerel yönetim kurumları değil, ABD’nin
başındaki tüm federal hükümetin, Afrikalı-Amerikalıların insan hakları
mücadelesi için inşa ettikleri harekete yönelik şiddetli saldırılarda ve bu
hareketin nihayetinde Afrikalı-Amerikalıların çıkarlarını savunamaz hale
gelmesinde öncü rol oynadığını tekrar tekrar dile getiriyor.
Malcolm,
meseleye dair şunları söylüyor:
“Federal hükümetin kendisi
de Mississippi’deki hükümet kadar ırkçıdır, ırkçı sistemin daimi kılınması
konusunda eyalet yönetiminden daha fazla suçludur. Federal düzeyde daha kurnaz,
bunu yapmada daha beceriklidirler, tıpkı FBI’ın eyalet polisinden ve eyalet
polisinin de yerel polisten daha becerikli olması gibi. Siyasetçiler için de
durum aynıdır. Federal düzeydeki siyasetçi, genellikle yerel düzeydeki
siyasetçiden daha beceriklidir ve ırkçılık uygulamak istediğinde, bunu yerel
düzeyde uygulayanlardan daha fazla beceriye sahiptir.”
[Malcolm X, 1989: s. 19]
Peki,
Malcolm’ın 1965’teki değerlendirmesinden bu yana, dikkatimize sunduğu hükümetin
(ırkçı) eylemleriyle ilgili tespitleri geçerliliğini yitirdi mi?
New
Orleans’taki Katrina Kasırgası örneğini ele alalım. Rodney D. Green, Marie
Kouassi ve Belinda Mambo’nun haberine göre:
“Afrikalı-Amerikalılar,
şehrin en savunmasız bölgelerinde, deniz seviyesinin çok altında ve yetersiz
setlerle kötü korunan yerlerde yoğunlaşmıştı. Hükümetin Katrina’ya verdiği cevap,
siyahi sakinleri daha da dezavantajlı duruma düşürdü. Katrina, ilkin baskıyla
karşılandı. Blackwater şirketine mensup paralı askerlerle desteklenen ABD
birlikleri, şehre demir yumrukla saldırdı, çok az hizmet sundu. Ardından
şehir yönetimi, inşaat izinlerini askıya aldı, düşük gelirli siyah mahallelerinde
okulları yeniden açmayı veya elektriği uzun bir süre geri getirmeyi reddetti.
[...] Yerellik, eyalet ve ulusal düzeydeki politik liderlik ve içinde faaliyet
gösterdikleri tarihsel kurumsal ortam, düşük gelirli Afrikalı-Amerikalı nüfus
için pek elverişli değildi. Bu güçler, daha çok kâr odaklı hareket eden
müteahhitlerin ve diğer büyük işletmelerin çıkarlarını temsil ediyorlardı.”
[Green vd., 2013: s. 146–147, 153. [İtalikle sonradan eklendi]
İki
partili yapısıyla devlet iktidarı, sermaye diktatörlüğünü ve beyaz ırkçı
üstünlüğünü korumak ve geliştirmek gibi bir işleve sahiptir. Irkçılık ve
kapitalist statüko, her daim (çoğu zaman çıplak zor araçlarıyla) Afrikalı-Amerikalı
kitlelerin hilafına korunur. Malcolm’ın bu gerçeğe dair tespitleri alabildiğine
nettir:
“Bu nedenle, bugün siyahi
adam, Amerika’nın ‘işte senin hakların bu’ dediği haklara kavuşmaya
başladığında, kendisini o haklardan mahrum kılmak için uğraşanların zulmüne
maruz kaldığı vakit, o hakları korumak için elinden geleni yapmanın kendi hakkı
olduğunu düşünür. Bunun bir örneği, dün gece bu saatlerde Cleveland’da yaşandı.
Polis, oradaki insanlarımıza su hortumuyla su ve göz yaşartıcı gaz sıktı. Bizim
halkımız da polisi taş, kaya ve tuğla yağmuruna maruz bıraktı.”
[Malcolm X, 1966: s. 49]
Devletin
vahşetine karşı zaman zaman militanca bir tarzla şiddet araçlarını kullanan siyahi
halk kitleleri konusunda ise Malcolm X’in bu insanları sık sık “tarla zencileri”
olarak adlandırdığını görüyoruz. Malcolm’ın Afrikalı-Amerikalı topluluğuna
ilişkin körpe sınıf analizi, siyahi işçi kitlelerinin politik önemine vurgu yapıyor. Köle çiftliği benzetmesinden yola çıkan Malcolm, zekice bir tespitle, şunları söylüyor:
“İki tür zenci vardır.
Eskinin ev zencisi ve tarla zencisi. Ev zencisi, her zaman efendisini korurdu.
Tarla zencileri çok fazla yoldan çıktıklarında, onları kontrol altında tutardı.
Onları tekrar çiftliğe gönderirdi. Ev zencisi bunu yapabilirdi çünkü tarla
zencisinden daha iyi yaşardı. Daha iyi beslenir, daha iyi giyinir, daha iyi bir
evde yaşardı. [...] Efendisi hastalandığında, ‘Ne oldu patron, hasta mıyız?’
derdi. Efendisinin evi yandığında, yangını söndürmeye çalışırdı. [...] Ama bir
de sonra kulübelerde yaşayan ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan tarla zencileri
vardı. En kötü kıyafetleri onlar giyerdi. En kötü yemekleri onlar yerdi. Cehennemdi
yaşadıkları. Kırbacın acısını onlar hissederdi. Efendilerinden nefret ederlerdi.
[...] Ben, bir tarla zencisiyim. Eğer evde insan gibi yaşayamıyorsam, bir rüzgârın
esmesi için dua ederim. Eğer efendim bana iyi davranmazsa ve hastaysa, doktora
diğer yöne gitmesini söylerim.”
[Malcolm X, 1992: s. 27]
Malcolm
X’in değerlendirmesine göre, “tarla zencileri” veya siyahi kitleler, devrimci
eyleme başvurarak politik iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan her türden programı
ileriye taşıyacak katalizörlerdir (Malcolm X, 1992: s. 26-28). Dolayısıyla,
Malcolm’ın politik analizi, siyahların liberal politikacılara bağımlılığının,
Afrikalı-Amerikalılardaki politik güçsüzlüğe gerçek bir alternatif sunmadığını
net bir dille ortaya koymaktadır. Malcolm X, iki partili politik sistemin
temelde siyahların politik mülksüzlüğünü sürdürme aracı olarak işlediğini
göstermektedir. Bu kurumsal güçsüzlük hali, siyahi işçi sınıfına yönelik ırkçı
baskıyı ve sistemik (kapitalist) sömürüyü kolay kılmaktadır. Malcolm X, bu
noktada şu gayet ikna edici sözleri sarf eder:
“Amerika’da siz ve ben,
ayrımcı bir komplo ile değil, hükümet komplosuyla karşı karşıyayız. [...] Yurtdışına
savaşmaya ve ölmeye gittiğiniz aynı hükümet, sizi oy hakkınızdan, ekonomik
fırsatlarınızdan, düzgün konutlardan, düzgün eğitimden mahrum bırakmak için
komplo kuran hükümettir. Sadece işverene gitmenin bir anlamı yok, bu ülkedeki
siyahilerin maruz kaldıkları baskının da sömürünün de aşağılanmanın da
sorumlusu bizzat hükümetin kendisidir, Amerika hükümetidir. Bu gerçeği gidin
yüzlerine çalın. Bu hükümet, zencileri hayal kırıklığına uğrattı. Bu sözde
demokrasi, zencileri hayal kırıklığına uğrattı. Tüm bu beyaz liberaller,
zencileri hayal kırıklığına uğrattılar.”[5]
[Malcolm X, 1966: s. 30–31]
Bugün
Malcolm’ın siyahilerin “demokrasinin kurbanları” olduğunu söyleyen, ABD
hükümetiyle ilgili görüşü ideolojik saldırı altında. Bu ideolojik bakış açısı,
özellikle Barack Obama’nın ABD’nin ilk siyahi başkanı olarak seçilmesiyle daha
da belirginleşti. Örneğin, 2008’de Obama’nın seçilmesine cevap olarak aktör
Will Smith, şunları dile getirdi:
"[...] Bütün
bahanelerimiz ortadan kalktı. Size zulmeden beyaz bir adam diye bir şey yok,
çünkü eğer beyaz adam size zulmediyor olsaydı, Obama’ya da zulmederdi.”
[Hamilton
ve Darity, 2010: s. 209]
Smith’e
vereceğimiz cevap dâhilinde, öncelikle onun ırkçılığı siyahilerin baskıcı
koşulları ve buna karşılık gelen toplumsal statü/ırksallaştırılmış sınıf konumu
için bir açıklama değil de bir bahane olarak neden gördüğünü sormalıyız. Smith’in,
Obama’nın başkanlık seçiminin beyaz ırkçılığının sonunu işaret ettiğine dair
düşüncesi, onun ABD’deki hem ırkçılığın hem de siyasetin kurumsal ve sistemsel
(sınıf) karakterini açıkça göz ardı etmesinden kaynaklanıyor. Smith’le aynı
telden konuşan siyahi muhafazakâr gazeteci Gregory P. Kane, şunları söylüyor:
“1964’ten sonra, Johnson’ın
‘Yoksullukla Mücadele’yi başlatmasının ardından liberaller, yoksul insanlara,
özellikle de yoksul siyahilere, yapabilecekleri en kötü şeyi yaptılar. Bizi mağdur
ilan ettiler. Mağdur olduğumuzu kanıksayan bizden kimse, sorumlu davranmamızı
beklemedi, hatta bizi sorumlu davranmamız yönünde teşvik eden de olmadı.”[6]
Kane’nin
mağdurlukla ilgili fikri, siyahilerdeki yoksulluğun sorumluluğunu siyahi
yoksullar arasındaki kişisel sorumluluk eksikliğine yüklemesinin bir sonucu.
Kane’nin varsayımı, metodolojik bireyciliğe dayanıyor, sonuç olarak, kişinin
sosyo-ekonomik konumunun bir seçim meselesi (rasyonel seçim teorisi) ve aynı
şekilde bu seçimlerden kişisel sorumluluk meselesi olduğu görüşü ortaya
çıkıyor. Bu görüşün temelinde, siyahi yoksulların yoksullaşmasının nedeninin,
sahip oldukları değerlerin hayatta kötü kararlar almalarına yol açtığına dair
yaklaşım yatıyor. Buna “yoksulluk kültürü” tezi deniliyor.[7]
Buna
karşılık, Malcolm “demokrasinin mağdurları” üzerinde duruyor. Malcolm bu
görüşüyle, esas olarak sistemden kaynaklanan sömürüye ve zulme vurgu yapıyor.
Bu bağlamda Malcolm, asıl sorumlunun, kapitalist/ırkçı toplumsal düzende
başarıya ulaşmak için gerekli değerlere sahip olamayan yoksul siyahi kitleler
değil, onları mağdur edenler olduğunu söylüyor.
Gregory
Kane’in aksine, Malcolm’daki “mağduriyet” fikri, siyahi halk kitlelerinin
gerçek, maddi koşulların farkına varmalarını, yani maruz kaldıkları zulmün
nedenlerini anlamalarını ve toplumsal sıkıntıları için kendilerini
suçlamamalarını sağlıyor. Malcolm’a göre, siyahi kitlelerin sıkıntılarını ortadan
kaldırmaları onların toplumsal sorumlulukları. Bu sorumluluk, zulüm koşullarına
karşı mücadele etmek için gerekli asli değer.[8]
Smith
ve Kane’in siyahilerin ezilmesiyle ilgili görüşlerinin, Malcolm’ın sistemle
ilgili olarak geliştirdiği, Afrikalı-Amerikalıların “demokrasinin mağdurları”
olarak sömürülmesine yönelik yaklaşımıyla tam bir tezat teşkil ettiği apaçık
ortada. Malcolm’a göre, “Kuzey Amerika’daki siyahi adam, politik açıdan en
hasta olanıdır. Siyahi adam, beyaz adamın kendisini, siyahi bir “Demokrat”,
siyahi bir “Cumhuriyetçi”, siyahi bir “Muhafazakâr” veya siyahi bir “Liberal”
olarak görülme istemi denilen o aptallık üzerinden bölüp parçalamasına izin
verir.[...]” (Malcolm X, 1996: s. 313). Bu anlamda Malcolm, liberal/muhafazakâr
denilen ideolojik ayrımı da bu ayrımı esas alan politik yelpazeyi de bu zeminde
inşa edilmiş iki partili politik sistemi de küçümser. ABD’deki ırkçı siyaset
arenasında at koşturan ve işbirliği yapan katılımcıları “tilki” (liberaller) ve
“kurt” (muhafazakârlar) olarak tarif eder. Malcolm’ın konuyla ilgili
değerlendirmesi şu yöndedir:
“Tilki de kurt da
köpekgillerdendir, ikisi de köpek ailesine mensuptur. Şimdi seçiminizi yapın.
Kuzeyli bir köpek mi yoksa Güneyli bir köpek mi seçeceksiniz? Zira hangi köpeği
seçerseniz seçin, sizi temin ederim ki o köpek kulübesinden çıkamayacaksınız.”
(Ellis ve Smith, 2010: s. 15).[9]
Siyahi
seçmen kitlesinde yankı bulan, anlaşılabilir bir dille Malcolm, hem tilkinin
hem de kurdun köpek ailesine ait olduğunu, yani hem liberallerin hem de
muhafazakârların, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin, iki partili sistemin hâkim
çerçevesi içerisinde akraba olduklarını dile getiriyor. İki partili sisteme ve onun
ırkçı bir kurumsal gerçeklik olarak nasıl işlediğine dair analiziyle Malcolm,
bu politik sistemin Afrikalı-Amerikalı kitleleri, gerçek maddi (yaşam)
koşullarını değiştirmek için gerekli gücü elde etmesine aracılık eden politik
sürece etkin bir şekilde katılmaktan neden alıkoyduğunu cesurca ortaya koyuyor.
Malcolm
X’in politik görüşlerinin önemi, siyahi siyaset bilimci Mack H. Jones’un
aşağıdaki yorumunda net bir dille ortaya konulmaktadır. Jones, siyahi politik gücün
doğasını nasıl analiz etmemiz gerektiğine değinen yazısında şunları söyler:
“Siyahi politik güç
üzerine yazılan kitap ve makalelerin ekseriyeti, siyahi seçmenlerin veya devlette
memur olanların sayısını listeler, bunların doğalında belirli bir politik güç
düzeyini gösterdiğini öne sürer. Oy kullanmak, devlette memur olmak, elverişli
nüfus dağılımı ve ekonomik zenginlik, gücün temelleri veya kaynakları olabilir,
ancak bunlar, yalnızca potansiyel güç kaynaklarıdır. [...] Dolayısıyla oy
kullanmak, kendi başına güç değildir; siyahi çoğunluğa sahip olmak, kendi
başına güç değildir; seçilmiş ve atanmış siyahi devlet görevlilerine sahip
olmak da güç değildir. Bu olgular, ancak diğer aktörlerin, bilhassa beyaz
bireylerin ve grupların davranışlarını etkilemek ve değiştirmek için
kullanılabildikleri zaman güç haline gelir. Bu nedenle, belirli bir siyahi
topluluğunun politik gücünü değerlendirirken, topluluğun karşı karşıya olduğu
sosyoekonomik ve politik sorunlara dair tartışmaya da yer verilmelidir.”[10]
[Jones, 1978: s. 93]
Look
dergisinin, 1962’de eski asker ve yazar James Meredith’in ırk ayrımcılığının
had safhada olduğu Mississippi Üniversitesi’ne öğrenci olarak kaydolmasıyla
ilgili gerçekleri ifşa eden yazısına atıfta bulunan Malcolm, ırk ayrımcısı
Mississippi Valisi Ross Barnett ve liberal ABD Başsavcısı Robert Kennedy’nin
Meredith’in üniversiteye kabulü ve girişi konusunda yaptıkları politik
anlaşmadan söz ediyor. Muhafazakâr/ayrımcı bir kişi olan Barnett, anlaşma
uyarınca, üniversitenin kapısında durup Meredith’in girişini engelleyecek, buna
karşılık Kennedy, Adalet Bakanlığı’na bağlı polis memurlarıyla birlikte gelip
Barnett’i, Meredith’i Mississippi Üniversitesi'ne kabul etmeye zorlayacaktı. Bu
şekilde, her iki adam da kendi seçmenlerinin, yani liberal ve muhafazakâr
Demokratların politik desteğini/oylarını muhafaza edecekti. Malcolm’a göre,
Mississippi Üniversitesi’ne ilk kabul edilen siyahi öğrenci olarak Meredith’e
verilen onay, sadece göstermelik bir uygulama ve siyasi bir hileden ibaretti.
Malcolm, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyordu:
“Yani bu, sadece
göstermelik bir uygulamadan başka bir şey değil. Bizim gözümüzü boyamak için
başvurdukları bu türden göstermelik uygulamalardan sadece bir avuç insan
istifade edebiliyor. Seçilmiş birkaç zenci, bundan kazanç sağlıyor; seçilmiş
birkaç zenci, iyi işlerde çalışıyor; seçilmiş birkaç zenci, iyi evlerde yaşıyor
veya düzgün bir okula gidiyor. [...] Ağzını açıp sorunun nasıl çözüleceğini
soran kişi sayısı bir ikiyi geçmiyor. Bütün dünya, Amerika’da ırk sorununun
çözüldüğünü düşünüyor, oysa aslında Amerika’daki siyahilerin büyük çoğunluğu, hâlâ
gettolarda ve gecekondu mahallelerinde yaşıyor; hâlâ yetersiz konutların
kurbanı; hâlâ ayrımcı bir okul sisteminin kurbanı. [...] Hâlâ o yetersiz
eğitimi aldıktan sonra, sadece en kötü iş türlerini bulabildikleri için kurban
olmaya devam ediyorlar.”
[Malcolm X, 1992: s. 59–60]
Malcolm,
seçilmiş birkaç siyahi yüzün politik, ekonomik ve toplumsal açıdan etkili
olabilecekleri mevkilere getirilmesinin, kitlesel hoşnutsuzluğun mevcut
düzeyini aşağıya çekmeyi amaçlayan göstermelik uygulamalardan başka bir şey
olmadığını düşünüyor. Çünkü Malcolm, bu türden mevkilere insan yerleştirme
girişimlerinin, siyahi kitleleri temel alan politik gücün oluşturulması
ihtiyacını karşılamaya yetmediğini biliyor. Bu bağlamda, Lyndon Johnson’ın
kabineye siyahi bir üye atayabileceği söylentileriyle ilgili soruya verdiği
cevapta Malcolm, şunları söylüyor:
"Siyahi bir kabine
üyesi atamayı planladıklarını okudum. Evet, her yıl yeni bir numaraya
başvuruyorlar. Siyahi çocuklardan birini alıp kabineye koyacaklarmış, böylece bu
kişi, Washington’da bir ucunda ateşin, diğer ucunda bir aptalın bulunduğu bir
püroyla dolaşabilecekmiş. Şahsi sorunları çözüldüğü için, halkımıza ‘Bakın ne
kadar da ilerledik: Washington’dayım. Beyaz Saray’da çay içebiliyorum. Sizin
sözcünüzüm, liderinizim’ diyecek. Peki ama bu, işe yarayacak mı? Oraya
koyacakları kişi, alevler yükselmeye başladığında ateşe atılıp onu
söndürebilecek mi? İnsanlar öfkeyle sokaklara döküldüklerinde, kabineye
koyacakları o kişi, o insanların arasına karışabilecek mi? hiç şüpheniz
olmasın, halk, bu kişiyi onu kendilerine gönderenlerden önce ateşe atacak.”
[Malcolm X, 1966: s. 151]
Malcolm
X’in çığır açan politik bakış açısı, bugüne ait bir dizi soruya cevap sunuyor.
Siyahi komünist Bill Epton’ın tespitiyle:
“Malcolm, uluslararası
durumu ve ABD’deki Afrikalı-Amerikalıların sınıfsal konumunu net bir şekilde idrak
etmişti. Büyük genellemeleri oldukça spesifik hale getirebiliyor, bunların
bizim durumumuza nasıl uygulanabileceğini gösterebiliyordu. Karmaşık toplumsal,
politik ve kültürel gelişmeleri kısa ve özlü ifadelerle özetleyebiliyor, bu
gelişmeleri kitlelerin kolayca anlayabileceği, yalın ve gündelik bir dille
açıklayabiliyordu.”
[Mealy, 1993: s. 19]
Buradan,
Malcolm’ın bugün bize bıraktığı miras hakkında birkaç önemli soruyu
sorabiliriz.[11] Barack Obama’nın başkanlığını somut olarak nasıl analiz
etmeliyiz? Obama’nın başkanlığı, Afrikalı-Amerikalı işçi sınıfı için politik ve
toplumsal bir ilerlemeyi mi ifade ediyor? Gerçekten de ırkçılıktan arındırılmış
toplum mertebesine mi yükseldik?
Obama’nın
başkan seçilmesi ve ırkçılığın öneminin azalması, dolayısıyla ırkçılıktan
arındırılmış toplum mertebesine ulaşılması konusunda geliştirilen fikirlerle
ilgili olarak, iktisatçılar Derek Hamilton ve William Darity Jr. şu argümanı
öne sürüyorlar:
“Irkçılıktan arındığımızı
söyleyen ideoloji, siyahi Amerikalıların durumuyla ilgili toplumsal
sorumluluğun kısmen kabul edildiğini, siyahların ‘ırkçılık meselesini aşıp kişisel
sorumluluk almalarını’ gerektiren bir konuma geçildiğini söylüyor. [...]
Dahası, siyahilerin Amerika’ya yönelik özel hak iddialarında bulunmayı
bırakmaları, sadece tüm Amerikalılara hitap eden toplumsal değişim programlarına
uymaları isteniyor. Tüm bu düşünceler, Barack Obama tarafından seçim kampanyası
sırasında Philadelphia’da yaptığı ‘Daha Mükemmel Birlik’ başlıklı konuşmasında
açıkça ifade edildi. [...] Obama, hem zımnen hem de alenen, bugün siyahi
Amerikalıların karşılaştıkları ayrımcı engellerin onlara has olmadığını,
dahası, karşılaştıkları ayrımcı engellerin bugüne dek en alt düzeyde
tutulduğunu savunuyor. Oysa Obama, kişisel sorumluluk derken bilhassa siyahilere
hitap ediyormuş gibi görünüyor. Onun ayrımcılıkla ilgili sözlerinde,
yetmişlerin ortalarından sonlarına kadar siyahilerle beyazlar arasındaki ücret
eşitsizliğinin ve bu eşitsizliğin ayrımcılıkla alakalı kısmının zerre
değişmediğini ortaya koyan empirik kanıtlara nedense hiç değinilmiyor.”[12]
[Hamilton ve Darity, 2010: s. 208]
Ayrıca,
beyazlar ve Afrikalı-Amerikalılar arasındaki gelir farklılıklarının artmasının
yanı sıra, siyahi “orta sınıf” ile Afrikalı-Amerikalı kitleler arasındaki
gelir/servet uçurumunun da artmasının nedenini sormamız gerekiyor.[13]
Cleveland ve Gary’den Atlanta ve Los Angeles’a kadar eşi benzeri görülmemiş
sayıda siyahi devlet görevlisinin yanı sıra siyahi belediye başkanlarıyla
tanışmış olmamıza karşın, siyahi halk kitleleri, bugün neden politik güçten
yoksun? Siyahiler içerisinden seçilmiş ve atanmış devlet görevlileri, Malcolm X’in
bir zamanlar yaşadığı Detroit gibi Afrikalı-Amerikalı topluluklarının erime
sürecini durdurma konusunda neden elleri kolları bağlı?[14]
2006
yılında Michele Gilbert, bize şunları söylüyordu:
“Ülkemizdeki birçok kişi
için, toplumda ırkın yapısal önemi ortadan kalkıyor. Ancak, siyahi belediye
başkanlarının seçiminde ırk olgusunun oynadığı rolü incelediğimde, bunun siyahi
adayların politik başarılarını halen daha tayin ettiğini, bu konuda önemli bir
işlev gördüğünü tespit edebiliyorum. [...] Esasen araştırmam, ülkemizdeki
ırkçılığın mirasının siyaset arenasında hâlâ birincil faktör olduğunu doğruluyor.”
[Gilbert, 2006: s. 331]
Malcolm
X’in iki partili politik sistem ve devlet iktidarının kullanımı ile ilgili argümanları,
mevcut durumumuzu yansıtıyor. Bu argümanlar, mevcut sistemi, siyahilerin
özgürleşmesi mücadelesinin önünde duran bir engel olarak görmemiz gerektiğini
söylüyor.
Bugün
Malcolm’ın yirmi birinci yüzyılda halen daha muhafaza ettiği önem, Manning
Marable’ın Malcolm X: A Life of Reinvention [“Malcolm X: Yeni Bir Hayat
Yolu” -2011) adlı biyografisi üzerinden yeniden tartışılıyor. Bu pek de
güvenilir olmayan biyografiye verilen eleştirel tepki, çok sayıda aktivistin ve
akademisyenin Malcolm’ın politik ve teorik mirasının tüm devasa hacmiyle bugüne
ait bir mesele olduğunu ortaya koyuyor. Hiç şüphe yok ki bu yürüyen
tartışmalar, bünyesinde gerçekleştirilen kıymetli polemiklerle birlikte,
siyahilerin özgürlük hareketi ile Afrika-Amerika Çalışmaları alanına önemli
katkılar sunuyor.[15]
Yirmi
birinci yüzyılda Malcolm’ın mirasının geçerliliğini hâlâ korumasının bir başka
yolu da, siyahi milliyetçisi teşekküllerin sürekli olarak ortaya çıkmasıdır.[16]
Bununla birlikte, ulus devlet denilen hegemonik ideolojik mitin nüfuzu dikkate
alındığında, hâkim siyaset felsefesi okulları, Afrikalı-Amerikalı aydınların
düşüncelerinde siyahi milliyetçiliğinin etkisini ve önemini neredeyse tümüyle
göz ardı etmiştir. 1776 Devrimi’nin başlangıcından ve ardından ABD Anayasası
gölgesinde burjuva devletinin oluşumundan itibaren, Amerika Birleşik Devletleri’nin
(tekil) bir ulus devlet olduğu miti, baskın bir ideolojik etkiye sahip olmuştur.[17]
Çokuluslu
devlet gerçeğinin ilk bakışta göz ardı edilmesi, bir yanlışlık veya eksiklikten
kaynaklanmamaktadır. Bilâkis bu durum, ulus devletin işlettiği tekil
asimilasyon sürecine yüklenen ideolojik amaç uyarınca oluşmuştur. İlgili amaç, toplumsal
ve politik bütünleşmenin yol gösterici ilkesi olarak iş görmektedir. Rudolph O.
de la Garza, Z. Anthony Kruszewski ve Tomãs Arciniega’nın ifadesiyle,
“Yüzyıllardır İngilizler ve Amerikalılar, Amerika’nın yerli halkları ile İngiliz
çoğunluk arasındaki ilişkiyi makulleştirmenin şart olduğunu düşünmüşlerdir.
Meksikalı ve Kızılderili ‘sorununu’ çözmenin yolu, onları ‘Amerikalı’ yapmaktır.”
(Garza vd., 1973: s. 7).
Afrikalı-Amerikalıların
maruz kaldıkları ulusal zulmü göz önüne aldığımız vakit, Malcolm X’in ABD’deki
siyahilerin “Amerikanizmin kurbanları” olduğuna dair, tekrar tekrar dile
getirdiği tespitin, dolayısıyla, siyahi milliyetçiliğinin siyaset felsefesini
benimsemesinin nedenini anlayabiliriz. Buna göre, Malcolm’ın politik ve teorik
mirası, yirmi birinci yüzyılda canlı bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Bu
miras, düşünce ve teori düzeyinde en yoğun çabayı harcamamızı, eleştirel
dikkatimizi keskinleştirmemizi şart koşmaktadır. Tabii eğer bu yüzyılda
özgürlüğe uzanan yolu açmak için adım atmak istiyorsak.
Malcolm
X’in Siyahi Milliyetçiliğini Temel Alan Siyaset Felsefesi
Makalemizin
bu bölümünde temel amacımız, Malcolm X’in “siyahi milliyetçiliği” terimini ve özünde
yer alan karmaşık felsefi tespitleri nasıl ele aldığını incelemektir.[18] İslam
Milleti’nden ayrıldıktan sonra Malcolm X, siyaset felsefesi olarak siyahi milliyetçiliğini
benimsediğini söyledi. İlyas Muhammed ile arasındaki kişisel farklılıkların
ötesinde, Malcolm X’in siyahi milliyetçiliği ile ilgili yaptığı bu açıklama,
örgütten ayrılma nedenini de izah ediyor.
Akademik
çalışmalar bize, dini ve teolojik biçimine rağmen, İslam Milleti örgütünün milliyetçi
bir yapıya sahip olduğunu söylüyorlar.[19] Neticede Malcolm, İslam Milleti’nden
ideolojik olarak kopmadı, sadece İlyas Muhammed’in savunduğu özel siyahi milliyetçiliği
versiyonundan koptu.[20]
Siyahi
milliyetçiliğine ilişkin genel analizimiz, onun belirli ve çok yönlü
biçimlerinin olduğu tespitiyle yola başlıyor. Bu başlangıç noktasından hareketle, en önemli sorumuz şu oluyor:
Malcolm’ın siyahi milliyetçiliği anlayışını İlyas Muhammed’in görüşleri
karşısında felsefi planda nasıl değerlendirmeli, ideolojik olarak bu anlayışı nasıl
tarif etmeliyiz? Aralarındaki milliyetçilikle alakalı farklılıklar, kişisel
yani öznel mi yoksa felsefi mi?
Aynı şekilde, siyahi
milliyetçiliği ile ilgili değerlendirmeleri, Malcolm’ın İslam Milleti’nden ayrılmasında nasıl bir rol oynadılar? Burada biz daha çok, somut
milliyetçilik biçimlerini belirleme ihtiyacı ve bu ihtiyacın Malcolm X ile İlyas Muhammed arasındaki bağın kopmasına, nihayetinde ideolojik, politik ve
epistemolojik bir ayrılığa nasıl yol açtığı meselesiyle ilgileniyoruz.[21]
Bize
göre, Malcolm’ın düşünce sürecinde “siyahi milliyetçilik” terimi ile terimin muhtevası
arasında diyalektik bir gerilim söz konusu. Bir yandan, terim olarak “siyahi
milliyetçiliği”, süreçte, kendi tutarlılığı içerisinde, Malcolm’ın ideolojik çıkış
noktası olarak iş görüyor. Bir yandan da “siyahi milliyetçiliği”nin muhtevası
kendi dinamizmi içerisinde işlev görüyor, felsefi oluşum olarak ondaki
kesintisiz politik ve ideolojik süreci temsil ediyor.[22]
Düşüncesinin
özsel yönüne yönelik felsefi bir inceleme yaparken, “siyahi milliyetçiliği”
teriminin Malcolm’ın siyaset felsefesini yeterince tasvir etmediğini görüyoruz.
Gerçekten de, politik düşüncesi sürekli geliştiği için Malcolm X, zamanla “siyahi
milliyetçiliği” teriminin esasında sorunlu olduğu sonucuna ulaşıyor. Malcolm, “siyahi
milliyetçisi” adlandırmasını sürekli kullandığı vakit dünya ölçeğinde devrimci
bir mücadele inşa etmeyle ilgili enternasyonalist özlemine mani olduğuna
inanıyor. Bu nedenle, araştırma yöntemimiz gereği, Malcolm’ın siyahi
milliyetçiliği ile ilgili düşüncelerine atfedilen muhtelif anlamları eleştirel
bir şekilde sorgulamamız gerekiyor. (Collins, 1992: s. 59–85).[23]
Bize
göre, diyalektik olarak incelendiğinde siyahi milliyetçiliği tekdüze bir olgu
değil. Bilâkis, o, çok yönlü, çeşitli yönler içeren, tarihsel açıdan özgün bir
olgu. On dokuzuncu yüzyıldan bugüne dek uzanan süreçte özgün ve muhtelif siyahi
milliyetçilik biçimlerine tanık olunmuştur. Bu farklı kültürel, ekonomik, dini
ve politik milliyetçilik biçimleri, Afrikalı-Amerikalıların düşünsel ufkunda tekrar
tekrar ortaya çıkmaktadır. Maddi açıdan bu çok yönlü milliyetçilik biçimleri, ABD’deki
Afrikalı-Amerikalıların yüzleştiği ulusal baskının politik ve toplumsal
gerçekliğinin yansımasıdır.[24]
Çoğu
durumda, bu çoklu biçimler birbirini dışlamayacak şekilde yapılandırılmıştır, ama
gene de bu biçimler bir yandan da birleşme eğilimindedir, çoğu zaman bir biçim
diğerlerinin önüne konulur. Sonuç olarak, din temelli siyahi milliyetçiliği,
kültürel, ekonomik ve politik bir ifadeye kavuşabilir. (Smith, 1998: s. 533–547).[25]
Dini eğilime sahip milliyetçi gruplar, örgütler veya bireyler ekonomi ve
politika konusunda geliştirilmiş görüşleri temel alan programlar ortaya
koyduklarında, bu tür ifadeler, temel dini yükümlülükleri ortadan kaldırma veya
geçersiz kılmaz. Bizim İslam Milleti değerlendirmemizde, milliyetçiliği esas
alan sosyo-politik analiz ile ekonomik programları savundu diye örgüt, dini
yapı hüviyetini yitirmez.[26]
Ayrıca,
muhtelif siyahi milliyetçiliği biçimlerinin Afrikalı-Amerikalıların düşünsel ufkunda
her daim mevcut olduğunu savunuyor olsak da biz meseleye, bu biçimlerin altta
yatan (temel) içeriğin tezahürleri olduğunu söyleyen bir tür içerik-biçim
diyalektiği anlayışı üzerinden bakmıyoruz. Dean E. Robinson, Black
Nationalism in American Politics and Thought [“Amerikan Siyasetinde ve
Düşüncesinde Siyahi Milliyetçiliği”] adlı eserinde bu önemli noktayı şu şekilde
vurguluyor:
“Benzerliklere rağmen
‘özsel’ bir siyahi milliyetçisi gelenekten söz edilemez. Farklı dönemlerde
milliyetçilerin aldıkları konumlar, savundukları milliyetçiliklerin kısmen
benzer ancak büyük ölçüde özgül olan siyaset, düşünce ve kültür dönemlerinin
ürünleri olması sebebiyle, farklılaşmıştır. Bu noktayı kaçırmak, tarihsel bir
olgu olarak siyahi milliyetçiliğinin tarih dışı, teleolojik bir yorumuna yol
açar”
[Robinson,
2010: s. 6]
Farklı
biçimlere sahip olan siyahi milliyetçiliği, tarihsel planda meselelere somut
cevaplar geliştirmiştir. Siyaset felsefesi olarak siyahi milliyetçiliği fikrine
bağlı olan Malcolm’ın bu bağlılık üzerinden yaşadığı ilerlemeyi bahsini
ettiğimiz biçimler ve cevaplar üzerinden değerlendirmeliyiz.[27] Malcolm,
siyahi milliyetçiliği, özünde İslam Milleti ve İlyas Muhammed’in milliyetçi
ideolojisiyle ilişkili temel faktörlerle çatışan ve çelişen, dinamik bir
gelişim süreci dâhilinde idrak etmiştir.[28]
Bizim
kanaatimize göre, İlyas Muhammed’in din kaynaklı siyahi milliyetçiliği, İslam
teolojisiyle ilgili benzersiz bir bakış açısını temel alır. Dolayısıyla, bu
tespit üzerinden, beraberinde geliştirilen politik, ekonomik, tarihsel ve
ırksal analizlerin teorik düzlemde özgül bir yaklaşımla oluşturulmuş teolojik
çerçevenin muhtelif bileşenlerini temel aldığı sonucuna ulaşabiliriz.
Büyük
ölçüde, İlyas Muhammed’de milliyetçi politik bakış açısı teorik planda siyahi
dini teolojisini temel alıyor. Sonuçta Muhammed’in din temelli siyahi milliyetçiliği,
en iyi haliyle, siyasi teoloji olarak tanımlanabilecek şeyi teşkil ediyor
(Smith, 1998: s. 533–547).
Malcolm’ın
İlyas Muhammed’in konumundan ayrı, ondan bağımsız bir siyahi milliyetçisi görüş
geliştirme çabaları, hem teoloji hem de siyaset alanında gerçekleştirilecek
ideolojik bir kopuşa ihtiyaç duyuyordu. Malcolm, siyasi teolojiden giderek
uzaklaştı. Ancak daha da önemlisi, siyasi teolojiyi ilke olarak reddetti.
Malcolm, kendi siyahi milliyetçiliği anlayışını İslam Milleti’ndeki anlayıştan
ayırırken şu tespitleri yapıyordu:
“Siyahi Müslüman hareketi,
dünyaya gelen her beyaz bireyin doğası gereği şeytan olduğunu öğretir. [...]
Siyahi milliyetçileriyse bunu yapmaz. Siyahi milliyetçileri, insanları
davranışlarına, yaptıklarına göre yargılar, derilerinin renklerine göre değil.
[...] Siyahi Müslüman hareketi melez bir harekettir, politik ve dini açıdan
melezdir.[...]”
[Malcolm X, 1992: s. 211]
Malcolm,
siyahi milliyetçiliğinin teorik temeli olarak siyasi teolojiden başlamak
yerine, seküler bir siyaset felsefesiyle uyumlu olduğunu düşündüğü kendi milliyetçilik
anlayışından yola koyuluyor (Malcolm X, 1992: s. 251–252).
Siyaset
felsefesini teolojik bağlarından kurtardığı yeni teorik temel üzerinden Malcolm,
(İslam’a hizmet gayesiyle) Müslüman Camii A.Ş.’yi ve sosyal aktivist/devrimci
çalışmalarının politik kolu olarak Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nü
kurdu. Malcolm X için bu niteliksel açıdan farklı olan örgütsel yapılar, hayati
öneme sahipti. İkisi de farklı örgütsel görevlerin, dikkatlice incelememiz
gereken pratik kaygıların ve felsefi değerlendirmelerin tezahürüydü.[29]
Malcolm’ın
siyahi milliyetçiliği ile ilgili, zaman içerisinde gelişme kaydeden görüşünü “sol”
milliyetçilik yönünde atılmış bir adım olarak görmek gerekiyor. Özünde sol
milliyetçilik, içeriği itibarıyla anti-emperyalist ve anti-kapitalisttir, bu
nedenle, Malcolm’ın kapitalizm ve emperyalizm hakkındaki görüşlerinin
diyalektik gelişimi, gelişen milliyetçiliğinin temel özünü teşkil etmektedir.
Malcolm’ın siyahi milliyetçilik temelli siyaset felsefesi, insan haklarına
yönelik enternasyonalist çağrısını ve Afrikalı-Amerikalıların kurtuluşunun Afrika’nın
birliğine bağlı olduğuna dair görüşünü içermektedir. Dolayısıyla, Malcolm’daki
siyahi milliyetçiliği, özünde Afrika’nın birliği anlayışıyla da ondaki
enternasyonalizmle de çelişmez.[30]
Siyahi
milliyetçilik anlayışının diyalektik evrimi üzerinden baktığımızda, Malcolm’ın,
Afrika’nın birliği görüşüne ve enternasyonalizme doğru güçlü ve kararlı
adımlarla ilerlediğini görürürüz. Bu anlamda Malcolm, siyahi milliyetçiliği ile
ilgili görüşünün kapsamını Afrika’nın birliği ve genel anlamda “ezilenlerin” enternasyonalizmini
içerecek şekilde genişletmiştir.[31]
Malcolm’ın
düşünsel evrimindeki en önemli sorunlardan biri, İlyas Muhammed’in tüm beyaz
ırkı topyekûn mahkûm eden yaklaşımına yönelik geliştirdiği itirazdır. Tüm ırkı mahkûm
eden yaklaşım, İlyas Muhammed’in siyasi teolojisinin ve ona eşlik eden “Siyahi
Adama Mesaj”ının (Muhammed, 1965) temel ilkesidir. Aynı şekilde, İslam Milleti’nin
baş sözcüsüyken Malcolm, tüm beyaz insanların şeytan ve siyahi ırkın düşmanları
olduğu fikrini savunan öncü siyahi lider olarak tanımlanmıştır.
İslam
Milleti’nden ve İlyas Muhammed’in siyasi teolojisinden ideolojik planda kopan
Malcolm X, felsefi öze sahip ırkçılık eleştirisini artık beyazlara düşman bir
duruşla karıştırmamak gerektiğini görmüştür. Malcolm’ın içine girdiği, ırkçılık
eleştirisini ve ırk anlayışını dönüştürmeyle ilgili o zorlu felsefi mücadele,
gelişmekte olan fikriyatının önemli bir veçhesidir. Dahası, Malcolm, ilkesel
düzeyde, ırkçılığı açıklamak için siyasi teolojiye başvurmadığından, politik bakış
açısı için yeni bir zemin bulmak zorunda kalmıştır. Malcolm’ın geliştirdiği politik
teorik çerçeve solcudur, bu çerçeve, siyahi milliyetçiliği konusunda
geliştirdiği anti-kapitalist ve anti-emperyalist formülasyonlarla doğrudan
örtüşür. Malcolm’ın beyaz insanların topyekûn mahkûm edilmesini öngören anlayışa
yönelik reddiyesini ancak bu sola yönelimi dâhilinde kavrayabiliriz. Bu noktada
George Breitman’ın şu değerlendirmesi doğru ve yerindedir:
“Malcolm, siyahi
Müslümanların gidebilecekleri yere kadar gittikleri sonucuna vardı. Ama onların
daha da ileri gitmelerini istiyordu. Aktif mücadeleye katılmak, onu ideolojik planda
etkilemek ve devrimcileştirmek istiyordu. Yeni temeller üzerine yeni bir
hareket kurmak istiyordu, bu nedenle, tüm fikirlerini gözden geçirdi,
bazılarını muhafaza ederken bazılarını değiştirdi, bazılarını da bir kenara attı.
Sola yönelmeye başladı. [...] Afrikalı-Amerikalıların başlıca
müttefiklerinin, dünyadaki siyahi, kahverengi, sarı ve kızıl insanlar olduğuna
karar verdi; ancak daha sonra ‘militan beyaz’ Amerikalılar olarak adlandırdığı
kişilerle ittifak kurma ihtimali üzerinde durmaya başladı. [...] Bunların
hiçbiri, onu ırkların bütünleşmesini savunan bir ‘entegrasyoncu’ yapmadı. Ama
onu basit formülün ötesine, ‘beyaz adam düşmandır’ düşüncesinin ötesine taşıdı.
[...] Irkçılığın nedenlerini düşünmesini ve incelemesini, onun bir gün ortadan
kaldırılmasına dair imkân ve ihtimalleri görmesini sağladı. Bu durum onu,
Amerika’daki kapitalist toplumun ve dünya kapitalizminin doğasını her daim,
siyahilerin çıkarlarının nasıl desteklenebileceği ve korunabileceği bakış açısı
üzerinden incelemeye yöneltti.”
[Breitman vd., 1991: 122–124.32 [İtalik sonradan eklendi]
Okur,
Malcolm’ın bilimsel sosyalizm veya komünizmin bir biçimini benimsediğini
savunmadığımızı aklında tutmalıdır. Mevcut tüm bilgiler, Malcolm’ın Marksist politik
ekonomiyi sistematik olarak inceleme fırsatına sahip olmadığını açıkça ortaya
koymaktadır. Ayrıca Malcolm, siyahi işçi sınıfı ile siyahi burjuvazinin birbirlerini
karşıt kutuplara savuran sınıfsal çıkarlara sahip olduğu gerçeğini kabul edecek
noktaya gelmemişti. Örneğin, Malcolm’un “ev kölesi” ve “tarla kölesi”
arasındaki farka dönük vurgusu, Marksist bir sınıf analizinin tezahürü değildi.[33]
Aslında bu ayrım, Malcolm’ın önceki İslam Milleti döneminde gördüğümüz anti-komünizmden
kurtulduğunu, açıktan anti-emperyalist olan eleştiriyi benimsediğini ortaya
koyuyordu.
Malcolm,
her ne kadar toptan mahkûm etme fikrine karşı çıksa da “sol” siyahi
milliyetçiliği, bu mutabakatla birlikte gelen liberal vargıyı, yani daha iyi
ırk ilişkilerinin ırkçılığın sona ermesi için yeterli bir koşul olduğuna dair
liberal görüşü çöpe atıyordu. Bunun yerine, Malcolm, siyahi milliyetçiliğini
ırkçılığa, ulusal baskıya, kapitalizme ve emperyalizme karşı bir silah olarak geliştirme
amacındaydı (Baraka, 1992: s. 29). Bununla birlikte, Malcolm, “sol” siyahi milliyetçiliği
benimsediğinde, “siyahi milliyetçiliği”ndeki “siyah” ifadesinin kısıtlayıcı
yönlerinin de bilincindeydi. Başka ülkelere yaptığı seyahatlerde ve dünyanın
dört bir yanındaki siyahi olmayan devrimcilerle kurduğu ilişkilerde Malcolm, “Siyahi”
sıfatının kendi milliyetçiliği için ne anlama geldiği sorusunu düşünme mecburiyetiyle
yüzleşti.
Irksal
dışlayıcılık ilkesini savunmanın olası sonuçlarıyla mücadele eden bir isim
olarak Malcolm, siyahi milliyetçiliğine ırksal dışlama ilkesinin eklenmesi
durumunda, milliyetçiliğini uluslararası bir hareket düzeyine taşıma
çabalarının fiilen duracağının farkındaydı. Bu tür sonuçlarla mücadele
etmesinin tek gerçek sebebi, anti-emperyalist bir devrimci olarak Malcolm’ın
“Ezilenlerin Ezene Karşı Küresel İsyanı” (Malcolm X, 1992) için savaşan
öncüler arasına katılmayı amaçlamasıydı.
Tartışmamızın
gayesi uyarınca, eleştiri süreci kapsamında şu türden hususlara vurgu yapmak
gerekiyor: Malcolm’ın siyahi milliyetçiliği, ırk ve ırkçılık anlayışı, İlyas Muhammed
ve İslam Milleti’nin ırkçı teololojik temellerinin karşısına çıkarttığı
kapitalizm ve emperyalizme dair görüşleri, bu görüşlerin siyahi veya Afrikalı-Amerikalı
kimliğiyle rabıtası. Biz, her başlığı kapsamıyor olsa da bu hususların, Malcolm’ın
sol siyahi milliyetçilik anlayışını kurtuluş mücadelesi için gerekli siyaset
felsefesi olarak inşa etme çabalarına yönelik sorgumuz için tutarlı bir
analitik çerçeve sunduğunu düşünüyoruz.
Analiz
için kullanacağımız bu farklı başlıkları içeren teorik araç, bize Malcolm X’in
siyaset felsefesinin neden “sağ” değil de “sol” siyahi milliyetçiliğe
yöneldiğini anlamamıza katkıda bulunacak. “Sol siyahi milliyetçiliği” derken, özünde
anti-emperyalist ve anti-kapitalist nitelikte olan belirli milliyetçilik
türlerini kastediyorum. Ulusal baskının ve ırkçılığın kapitalizm ve emperyalizmle
yakından bağlantılı olduğunun farkına varılması, sol milliyetçiliğin temel
yönlerinden birisidir.[34]
“Sağ”
milliyetçiliktense, kapitalist/emperyalist yapısal koşullarla uyumlu olma
eğiliminde olan belirli milliyetçilik türlerini kastediyorum. Irkçı
ideolojilerin, hatta siyahi milliyetçiliği kisvesi altındakilerin bile,
kapitalist/emperyalist statükoyu parçalamak yerine, onu ya iyi niyetli ya da
açık bir şekilde onayladığını varsayıyorum.[35] Malcolm’ın sol siyahi
milliyetçiliği benimsemesi, onu İlyas Muhammed’in ırkçı siyasi teolojisinden uzaklaştırıp,
devrimci anti-emperyalist hareketin safların aktif bir özne olarak katılmaya sevketmiştir.
John H. McClendon Ill
Stephen C. Ferguson Il
[Kaynak:
Malcolm X: From Political Eschatology to Religious Revolutionary, Yayına
Hz.: Dustin J. Byrd ve Seyed Javad Miri, Brill, 2016, s. 37-90.]
Dipnotlar:
[1] Bu makalenin bir dizi taslağını okuyup aydınlatıcı yorumlar ve önerilerde
bulunan, Fresno Devlet Üniversitesi’nden Dr. Malik Simba’ya teşekkür etmek
isteriz. Nicholas Galasso, “Working the Few: Political Capture and Economic
Inequality” Oxfam International Report (20 Ocak 2014) Oxfam. Ayrıca bkz.: Rakesh Kochlar, Richard
Fry ve Paul Taylor, “Twenty to One: Wealth Gaps Rise to Record Time Between
Whites, Blacks, Hispanics” (Washington, DC: Pew Research Center, 2011). Derek
Hamilton ve William Darity, Jr., “Can Baby Bonds Eliminate the Racial Wealth
Gap in Putative Post-Racial America?” Review of Black Political Economy 37.3–4,
(2010): s. 207–216.
[2]
Bryan Warde, “Black Male Disproportionality in the Criminal Justice Systems of
the usa, Canada, and England: A Comparative Analysis of Incarceration” Journal
of African American Studies 17.4 (Aralık 2013): s. 461–479. Robynn
Cox, “Crime, Incarceration, and Employment in Light of the Great Recession.” The
Review of Black Political Economy 37.3-4, (2010) s. 283–294. Sandra
Phillips, “The Subprime Crisis and African Americans” The Review of Black
Political Economy 37.3-4, (2010): s. 223–229. Gregory N. Price, “The
Subprime Crisis and African Americans-Response.” The Review of Black
Political Economy 37.3-4, (2010): s. 231–236. Kimberly Hefling,
“Disparities Remain in America’s Schools” (21 Mart 2014) Yahoo. Rochelle L. Rowley ve David W. Wright,
“No ‘White’ Child Left Behind: The Academic Achievement Gap between Black and
White Students.” The Journal of Negro Education, Cilt. 80, Sayı. 2
(Bahar 2011), s. 93–107. Michele A. Gilbert, “Race, Location, and Education:
The Election of Black Mayors in the 1990s.” Journal of Black Studies 36.
3 (Ocak, 2006): s. 318–333.
[3]
Ayrıca bkz.: Thomas M. Shapiro, “Policies of Exclusion Perpetuate the Racial
Wealth Gap”, One Nation Underemployed: Jobs Rebuild America içinde.
Ulusal Kent Birliği’nin 2014’teki Siyah Amerika Devleti konferansının başlığı
buydu.
[4]
Ayrıca bkz.: Robin D.G. Kelley, “House Negroes on the Loose: Malcolm X and the
Black Bourgeoisie” Callaloo 21.2 (Bahar 1998): s. 419–435. “Ev Zencisi”
denilen figür, Quentin Taratino’nun 2012 tarihli Western filmi Django
Unchained [“Zincirciz”] filminde de karşımıza çıkar. Samuel Jackson’ın
canlandırdığı “Stephen” karakteri efendisi Calvin Candie’ye alabildiğine sadık
bir isimdir. “Kültür politikası” bağlamında filme getirilen bir eleştiri için
bkz.: Adolph Reed, “Django Unchained, or, The Help: How “Cultural
Politics” Is Worse Than No Politics at All, and Why,” Nonsite, (25 Şubat 2013).
[5]
Hükümetin hukuk sistemine ait araçlar üzerinden Siyahilerin haklarından mahrum
bırakılması hususunda oynadığı rol konusunda bkz.: Malik Simba, Black
Marxism and American Constitutionalism: an Interpretive History from the
Colonial Background to the Ascendancy of Barack Obama, İkinci Basım,
(Kendall Hunt Publishing, 2013).
[6]
Gregory P. Kane’in açıklaması konusunda şu sitede yer alan, alıntıyla ilgili
bölüme bakınız.: Black Conservative. Akademiden bir ismin Will
Smith ve Gregory P. Kane’in konumuna benzer bir yerden, “kurban edilenler”in
ideolojisini ele aldığı çalışma için bkz.: Charles Johnson, “The End of
the Black American Narrative: A New Century Calls for New Stories Grounded in
the Present, Leaving behind the Painful History of Slavery and Its
Consequences” The American Scholar (Yaz, 2008): s. 32–42. Johnson’ın
eleştirisi için bkz.: Derek Hamilton ve William Darity, Jr., “Can Baby Bonds
Eliminate the Racial Wealth Gap in Putative Post-Racial America?” s. 209.
[7]
“Sefaletin kültürü” tezine ilişkin bir tartışma ve eleştiri için bkz.: Alice
O’Connor, Poverty Knowledge: Social Science, Social Policy, and the Poor in
Twentieth-Century U.S. History. Princeton, N.J.: Princeton University
Press, 2001; ve Adolph Reed, “The ‘Color Line’ Then and Now: The Souls of Black
Folk and the Changing Context of Black American Politics,” Adolph L. Reed ve
Kenneth W. Warren, yayına hz.:. Renewing Black Intellectual History: The
Ideological and Material Foundations of African American Thought içinde
(Boulder: Paradigm Publishers, 2010): s. 252–303.
[8]
Sefaletin kültürü tezini savunan bir diğer isim de Bill Cosby’dir. Bir eleştiri
için bkz.: Earl Ofari Hutchinson, “Bill Cosby’s New Book Full of Racial
Stereotypes” Alternet, (15 Ekim 2007).
[9]
Ayrıca bkz.: Hank Flick ve Larry Powell, “Animal Imagery in the Rhetoric of
Malcolm X,” Journal of Black Studies 18.4 (Haziran 1988): s. 435–451.
[10]
Ayrıca bkz.: Adolph Reed, Jr., “The Black Urban Regime: Structural Origins and
Constraints.” Stirrings in the Jug: Black Politics in the Post-Segregation
Era içinde (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1999): s. 79–115.
William Reed, “Profiling the Black Mayors of America.” The Hudson Valley
Press (11 Eylül 2013).
[11]
Örneğin Malcolm’ın Mississippi Özgürlük ve Demokrasi Partisi analizine
bakılabilir: Malcolm X, “With Mrs. Fannie Lou Hamer,” yayına hz.: George
Breitman, Malcolm X Speaks içinde (New York: Grove Press, 1966): s.
108–114.
[12]
Ayrıca bkz.: Robert Staples, “The Post Racial Presidency: The Myths of a Nation
and its People” Journal of African American Studies 14.1 (Mart 2010): s.
128–144. Irkın azalan önemi konusunu ele alan klasik bir çalışma için bkz.:
William Julius Wilson, The Declining Significance of Race: Blacks and
Changing American Institutions, 3. Basım, (Şikago: University of Chicago
Press, 2012). Wilson’ın solcu eleştirileri konusunda bkz.: Thomas D. Boston, Race,
Class, and Conservatism. Boston, Massachusetts: Unwin Hyman, 1988; ve
Steven Rosenthal, “How Liberal Ideology Assists the Growth of Fascism: A
Critique of the Sociology of William Julius Wilson,” Journal of Poverty 3.2
(1999): s. 67–87.
[13]
Bkz.: Bart Landry ve Kris Marsh. “The Evolution of the New Black Middle Class.”
Annual Review of Sociology 37 (2011): s. 373–378, C1-C3, s. 379–394.
Ayrıca bkz.: Eugene Robinson, Disintegration: The Splintering of Black
America. New York: Doubleday, 2010.
[14]
Devitt, Caitlin. “Detroit Mayor Cuts Wages, Benefits.” Bond Buyer 381.33750
(19 Temmuz 2012): s. 1–8. Ayrıca bkz.: Lisa Saunders, “Employment and Earnings:
A Case Study of Urban Detroit,” The Review of Black Political Economy V.
39.1 (Mart 2012): s. 107–119. Michael Bonds, “Black Political Power Reassessed:
Race, Politics, and Federal Funds,” Journal of African American Studies
11.3-4 (Aralık 2007): s. 189–203. Neil Kraus ve Todd Swanstrom, “Minority
Mayors and the Hollow-Prize Problem,” Political Science and Politics 34.1
(Mart 2001): s. 99–105. Johnnie Dee Swain, Jr., “Black Mayors: Urban Decline
and the Underclass,” Journal of Black Studies 24.1 (Eylül 1993):
s. 16–28.
[15]
Manning Marable, Malcolm X: A Life of Reinvention (New York: Penguin
Group, 2011). Marable’ın kaleme aldığı bu biyografi şu röportajda bu bölümün
yazarlarından biri tarafından eleştirildi: Bill Castanier, “Debate Still Rages
over Malcolm X: A New Biography Reignites Old Controversies Surrounding the African
American Leader,” City Pulse (27 Nisan 2011 Çarşamba). Ayrıca bkz.: V.P.
Franklin, “Introduction: Reflections on the Legacy of Malcolm X,” The
Journal of African American History, 98.4 (Güz 2013): s. 562–564. Phillip
M. Richards, “Marable’s Malcolm and the Myth of the Folk,” (Review of Malcolm
X: A Life of Reinvention by Manning Marable) The Journal of
African American History 98.4, (Güz 2013): s. 573–578. Abdul Alkalimat,
“Rethinking Malcolm Means First Learning How to Think: What Was Marable
Thinking? And How?” The Black Scholar, 41.2 (Yaz 2011): s. 2–10. William
W. Sales Jr., “Manning Marable’s Reinvention of Malcolm X: The Biography that
Hype Couldn’t Save,” The Black Scholar, 41.2 (Yaz 2011): s. 26–33.
Yayına hz.: Jared A. Ball ve Todd Steven Burroughs, A Lie of Reinvention:
Correcting Manning Marable’s Malcolm X (Baltimore: Black Classic
Press, 2012). Yayına Hz.: Herb Boyd, Ron Daniels, Maulana Karenga ve Haki R.
Madhubuti, By Any Means Necessary: Malcolm X – Real, Not Reinvented:
Critical Conversations on Manning Marable’s Biography of Malcolm X.
Şikago: Third World Press, 2012.
[16]
Eddie Glaude, Is it Nation Time? Contemporary Essays on Black Power and
Black Nationalism (Şikago: University of Chicago Press, 2002). Melanye T.
Price, Dreaming Blackness: Black Nationalism and African American Public
Opinion. (New York: New York University Press, 2009). Kevin Rashid
Johnson, “Black Liberation in the 21st Century: A Revolutionary
Reassessment of Black Nationalism” Kasama (20 Şubat 2012). Daryl Augusta
Hugley, The State of Black Nationalism in 21st Century Urban America (MS
Thesis: Southern Connecticut State University, 2012).
[17]
Politik ideoloji olarak ulus devlet miti ile ilgili kapsamlı bir tartışma için
bkz.: John H. McClendon III, “Jazz, African American Nationality, and the Myth
of the Nation-State,” Socialism and Democracy 18.2 (Aralık 2004): s.
21–36.
[18
] Siyahi milliyetçiliği ile ilgili tartışmalar konusunda bkz.: James Lance
Taylor, Black Nationalism in the United States: From Malcolm X to Barack
Obama (Boulder: Lynne Rienner Publishers, 2011); E.U. Eissen-Udom, Black
Nationalism: The Search for an Identity in America (Şikago: University
of Chicago Press, 1962); St. Clair Drake, The Redemption of Africa and Black
Religion (Chicago: Third World Press, 1970); and Robert Allen, “Racism and
the Black Nation Thesis,” Socialist Revolution, 6.1
(January/March 1976).
[19]
Örneğin bkz.: Lewis Edward Wright, The Political Thought of Elijah Muhammad:
Innovation and Continuity in Western Tradition (Doktora Tezi: Howard
University, 1987).
[20]
Ernest Allen, Jr., “Religious Heterodoxy and Nationalist Tradition: The
Continuing Evolution of the Nation of Islam” The Black Scholar 26.3-4, (Güz-Kış
1996): s. 2–34. E.U. Eissen-Udom, Black Nationalism: The Search for an
Identity in America (Şikago: University of Chicago Press, 1962). Yayına hz.: William L. Van Deburg, Modern Black
Nationalism: from Marcus Garvey to Louis Farrakhan (New York: New
York University Press, 1997).
[21]
Karl Evanzz, The Judas Factor: The Plot to Kill Malcolm X. New York:
Thunder’s Mouth Press, 1992. Yayına hz.: Robert L. Jenkins ve Mfanya Donald
Tryman, The Malcolm X Encyclopedia (Westport: Greenwood press, 2002).
[22]
Ayrıca bkz.: W. Marvin Dulaney, “Documenting the Life and Legacy of Malcolm X”
(Yayına hazırlayan Manning Marable ve Garrett Felber’ın eleştirisi, The
Portable Malcolm X Reader) The Journal of African American History, 98.4
(Güz 2013): s. 602–608. Kevin Ovenden, Malcolm X: Socialism and Black
Nationalism (Londra: Bookmarks, 1992). Hank Flick, “Malcolm X: The
Destroyer and Maker of Myths” Journal of Black Studies 12. 2 (Aralık,
1981): s. 166–181
[23]
Bkz.: George Breitman, The Last Year of Malcolm X (New York: Merit
Publishers, 1967), s. 64–65. Yayına hz.: Robert Terrill, The Cambridge
Companion to Malcolm X (Cambridge: Cambridge University Press, 2010).
Anthony Marcus, Malcolm X and the Third American Revolution: The
Writings of George Breitman (Amherst: Humanity Books, 2005).
[24]
Ayrıca bkz.: I.K. Sundiata, Brothers and Strangers: Black Zion, Black
Slavery, 1914–1940 (Durham: Duke University Press, 2003); Wilson Jeremiah
Moses, Classical Black Nationalism: From the American Revolution to
Marcus Garvey (New York: New York University Press, 1996); Wilson Jeremiah
Moses, The Golden Age of Black Nationalism, 1820 – 1925 (New York;
Oxford: Oxford University Press, 1988); Tunde Adeleke, UnAfrican Americans:
19th Century Black Nationalists and the Civilizing Mission (Lexington:
University Press of Kentucky, 1998); ve yayına hz.: John H. Bracey, Jr., August
Meier ve Elliot Rudwick, Black Nationalism in America (Indianapolis:
Bobbs-Merrill, 1970).
[25]
Ayrıca bkz.: Joseph R. Washington, Jr., The Politics of God (Boston:
Beacon Press, 1969).
[26]
Bkz.: C. Eric Lincoln, The Black Muslims in America (Boston: Beacon
Press, 1961); ve Nathaniel Deutsch, “The Approximate Other: The Nation of Islam
and Judaism”, Yayına hz.: Yvonne Patricia Chireau ve Nathaniel Deutsch, Black
Zion: African American Religious Encounters with Judaism içinde (New
York: Oxford University Press, 2000): s. 91–117.
[27]
Bkz.: James Lance Taylor, Black Nationalism in the United States: From
Malcolm X to Barack Obama (Boulder: Lynne Rienner Publishers, 2011).
Roderick D Bush, We Are Not What We Seem: Black Nationalism and Class
Struggle in the American Century (New York: New York University
Press, 1999). Alphonso Pinkney, Red, Black, and Green: Black Nationalism in
the United States (New York: Cambridge University Press, 1976). Yayına hz.:
John H. Bracey, Jr., August Meier ve Elliot Rudwick, Black
Nationalism in America (Indianapolis: Bobbs-Merrill, 1970).
[28]
Malcolm, İslam Milleti’nden koptuktan sonra siyahi milliyetçilerinin
anlayışıyla İslam Milleti’nin anlayışı arasına kama soktu. Bu noktada Malcolm, İslam
Milleti’nin görüşlerinin muhafazakâr ve apolitik olduğunu, siyahi milliyetçilerinin
farklı bir yerde durduğunu söyledi. Bkz.: Malcolm X, “The Black Muslim
Movement: An Assessment” February 1965: The Final Speeches içinde (New
York: Pathfinder, 1992): s. 211.
[29]
Örneğin bkz.: Benjamin Karim, Peter Skutches ve David Gallen, Remembering
Malcolm: The Story of Malcolm X from inside the Muslim Mosque by his Assistant
Minister Benjamin Karim (New York: Carroll and Graf Publishers, Inc.,
1992); “Basic Unity Program, Organization of Afro-America Unity”, yayına
hz.: Steve Clark, The Final Speeches, February 1965 içinde (New
York: Pathfinder, 1992): s. 257–269; ve William W. Sales, Jr., From Civil
Rights to Black Liberation: Malcolm X and the Organization of Afro-America
Unity (Boston: South End Press, 1999).
[30]
Malcolm’ın siyahi milliyetçiliğiyle Afrika’nın birliği üzerinde duran görüşünü
karşı karşıya getiren çalışmasında Wolfenstein şunu söylüyor: “Üzerinden bir
yıl bile geçmeden Malcolm X siyahi milliyetçilik alanını terk edip
Afrikalı-Amerikalı enternasyonalizmi alanına geçti. Siyahi milliyetçiliği
doğası gereği ırkçı ve dini bir yaklaşımken diğerine kıyasla daha çok politik
bir kültürdü.” Bkz.: Eugene Wolfenstein, The Victims of Democracy: Malcolm
X and the Black Revolution (New York: the Guilford Press, 1993): s. 313.
[31]
Örneğin bkz.: Roderick D. Bush, The End of White World Supremacy: Black
Internationalism and the Problem of the Color Line (Philadelphia: Temple
University Press, 2009); George Breitman, Malcolm X: the Man and His
Ideas (New York: Pathfinder, 1965).
[32]
Breitman’ın bu meseleyi tartıştığı çalışma için bkz.: “Myths about Malcolm X”,
George Breitman, Herman Potter ve Baxter Smith, The Assassination of Malcolm
X içinde (New York: Pathfinder Press, 1991) alıntılar şu sayfalardan:
122–124.
[33]
“Ev zencisi / tarla zencisi” ayrımının Malcolm’ın siyaset felsefesindeki yerine
dair bir analizi için bkz.: Adolph Reed, “The Allure of Malcolm X and the
Changing Character of Black Politics,” Stirrings in the Jug: Black Politics
in the Post-Segregation Era içinde (Minneapolis, MN: University of
Minneapolis Press, 1999), s. 220–221 ve Patricia Hill Collins, “Learning to
Think for Ourselves: Malcolm X’s Black Nationalism Reconsidered”, yayına hz.: Joe
Wood, Malcolm X: In Our Own Image içinde (New York: St. Martin’s Press,
1992): s. 59–85. Afrika’yı merkeze koyan bir Malcolm X okuması için bkz.:
Molefi Asante, Malcolm X As Cultural Hero: And Other Afrocentric
Essays (Trenton, N.J: Africa World Press, 1993); Molefi Asante, Afrocentricity:
A Theory of Social Change (Gözden geçirilip genişletilmiş versiyonu (Şikago,
Illinois: African American Images, 2003), s. 26–27; ve Oba T’Shaka, The
Political Legacy of Malcolm X. Richmond, California: Pan Afrikan
Publications, 1983.
[34]
Bkz.: Malcolm X, “There Is a Worldwide Revolution Going On”, Malcolm X ve Bruce
Perry, Malcolm X: The Last Speeches içinde (New York: Pathfinder Press,
1989); ve Kevin Ovenden, Malcolm X: Socialism and Black Nationalism (Londra:
Bookmarks, 1992).
[35]
Afrikalı-Amerikalıların teorik çalışmalarında sağ milliyetçilik konusunda yürütülen
tartışmalar için bkz.: Hayward Farrar, “Radical Rhetoric Conservative Reality:
The Nation of Islam As an American Conservative Formation”, yayına hz.: Peter
Eisenstadt, Black Conservatism: Essays and Intellectual and Political
History içinde (New York: Garland Publishers, 1999) s. 109–130: Judith
Stein, The World of Marcus Garvey: Race and Class in Modern Society (Baton
Rouge: Louisiana State University Press, 1986); Stephen W. Angell, “Henry
McNeal Turner – Conservative? Radical? Or Independent?”, yayına hz.: Peter
Eisenstadt, Black Conservatism: Essays and Intellectual and Political
History (New York: Garland Publishers, 1999): s. 25–50; ve Nell Irvin
Painter, “Martin R Delany: Elitism and Nationalism”, yayına hz.: Leon Litwack ve
August Meier, Black Leaders of the Nineteenth Century (Urbana:
University of Illinois press, 1988): s. 149–172.