Neoliberal
küreselleşmenin yerini dijital kapitalizmin alması, son on yılın en önemli
dönüşümü. 2008’deki büyük bankacılık kriziyle doruğa ulaşan finansallaşma
modeli, teknoloji sektörünün öncülük ettiği, sistemin baskın eğilimlerini
belirlediği başka bir şema ile tamamlanmış veya değiştirilmiştir. Kapitalizmin
komuta merkezi teknoloji devlerinin eline geçiyor. Bu süreçte eski görevler
üstleniliyor, bir yandan da beklenmedik bir güçlükle yüzleşiliyor.
Altı
Önemli Değişiklik
Mega
teknoloji şirketleri, küreselleşmiş üretimle şekillenen küresel değer
zincirleri üzerindeki etkileri sayesinde, giderek hâkimiyet kazandılar. Ekonomik
faaliyetin uluslararasılaştığı süreçteki sıçrama, sadece ticaret veya finansla
sınırlı kalmadı, aynı zamanda üretim yöntemlerini de dönüştürdü. Bu değişim,
bilgisayarlarla başlatılan, ağlar üzerinden güçlendirilen ve yapay zekâ
tarafından pekiştirilen teknolojik devrim sayesinde mümkün oldu.
Teknoloji
şirketlerinin yükselişi ise sektörün kendi evriminin tezahürü. Sektör, dijital
iyileşme süreci dâhilinde birbiri ardı sıra gelen aşamalardan geçmiştir. İlk
bilgisayar teknolojisi, daha yüksek bellek kapasitesine sahip daha hızlı
bilgisayarlara doğru ilerlemiş ve bu işlem gücündeki artış, ticari kullanımını
teşvik etmiştir.
21.
yüzyılın başlarında, Büyük Veri ile bilgi işlem yeni bir boyuta ulaştı, son on
yılda sanal asistanlar, sesleri tanımaya ve telefonları aracılığıyla
kullanıcılarla etkileşime girmeye başladı. Bu gelişme, yapay zekânın temel
uygulamalarının önünü açtı. Bu olgunlaşmaya paralel olarak, bu teknoloji, iş
platformlarının otomasyonu ve robotlaştırılması sürecinde uygulanmaya başladı.
Üçüncü
aşamada dijitalleşmedeki artış, 2008 bankacılık krizi sonrasında bilgi
teknolojisinin geliştirilmesi için sağlanan muazzam sermaye sayesinde mümkün olabildi.
Bu kriz, merkez bankalarının başarısız kurumları kurtarmak için büyük miktarda
para enjekte etmesini (nitel rahatlatma işlemini) içeriyordu. Ancak bu fonların
daha sonraki hedefi, teknoloji şirketlerinin finansmanı oldu. Bu firmalar,
bankaların kendi avantajlarına yönlendirdiği benzeri görülmemiş miktarda
kaynağa sahipti ve bu parayı hızlı genişlemelerini tamamlamak için kullandılar.
Kapitalizmin
gelişimindeki bu önemli değişim, başta 2008 bankacılık krizine yönelik kapsamlı
ilgi sebebiyle gölgede kaldı. Regülasyon ya da finansallaşmanın salt devam
ettirilmesi ile ilgili tartışmalar, iktisatçıların asıl ilgilendiği hususlardı.
Bu süreç, bankaların çöküşünü önlemek için bankalara yapılan büyük sermaye
akışının nihayetinde dijital bir plütokrasiye nasıl yol açtığı fark edilmeden,
genel olarak neoliberal dönemin bir başka adımı olarak görüldü.
Bu
hızla büyüyen sektör, dijital devrimin temelini oluşturan verileri kontrolü
altına alarak kaynakları ele geçirdi ve kapitalizmi yeniden şekillendirdi.
Mevcut değişimin bu dördüncü belirleyicisi, bu vazgeçilmez kaynağın bir avuç
şirketin elinde yoğunlaşması ve ele geçirilmesiyle mümkün oldu.
Veriler,
bilgisayarların, internetin, ağların ve cep telefonlarının yayılmasıyla eş
zamanlı olarak toplandı, ele geçirildi, çıkarıldı ve çalındı. Bu altyapının
sahipleri (Space, Anthropic, OpenAI, Google, Meta, Microsoft, Amazon),
kullanıcıların seksenlerde kredi kartları aracılığıyla ücretsiz olarak
sağlamaya başladığı bilgilerin gasp edilmesi işlemini tamamladılar.
Bu
temellerin katlanarak biriktiği süreç, daha sonra Büyük Veri'ye
dönüştürülmeleri ve Veri Merkezlerinde işlenmeleri yoluyla tamamlandı. Bu
firmalar tarafından tasarlanan algoritmalar kullanılarak bu girdilerin
işlenmesi, dijital zenginlere sosyal kontrol ve kâr biriktirme için eşi benzeri
görülmemiş bir araç sağlıyor.
Bu
kontrol, emri altındaki birbirine bağlı devasa kullanıcı ağının sağladığı
verilerin kontrolsüz bir şekilde birikmesinden ortaya çıktı. Facebook, yaklaşık
8,2 milyarlık küresel nüfus içinde 3,12 milyar aylık aktif kullanıcıya sahip.
Bu platform, dünya nüfusunun yüzde 38’inde ve internet kullanıcılarının yüzde 54’ünde
faaliyet yürütüyor. Dünyanın en yaygın kullanılan mesajlaşma sistemi olarak WhatsApp,
yaklaşık 3 milyar kullanıcıyı birbirine bağlıyor. Instagram da benzer sayıda
kullanıcıya ulaştı, Messenger’ınsa yaklaşık 1,1 milyar kullanıcısı var.
Facebook,
WhatsApp’ı satın aldığında (2014), düzenleyicilere bu sistemden elde edilen
verileri kendi verileriyle karşılaştırmayacağına dair söz vermişti. Ancak bu
taahhüdünü yerine getirmedi, üstelik bu konuda cezalandırılmadı. Rakiplerinin
de yaptığı gibi devasa veri depolama işlemlerini gerçekleştirdi. Yapay zekâ,
bir avuç şirket tarafından yönetilen sunucularda bu veri platformunu kullanarak
gelişti.
Pandemi,
bu yeni aşamanın altıncı belirleyici faktörü olarak iş gördü. Yeni teknolojinin
tam olarak kullanılmasına yönelik büyük ölçekli bir deney yoluyla dijital
devrimde niteliksel bir sıçramayı mümkün kıldı. Beklenmedik tıbbi acil durum,
tüm davranışları izlemek, ölçmek ve tahmin etmek için geniş bir altyapıya dayalı
küresel bir anlık iletişim sisteminin kurulması sürecini hızlandırdı.
Dijital
platformlar, karantina dönemlerinde bu toplum mühendisliğinin uygulanmasını
mümkün kıldı. Çalışma, alışveriş ve iletişim için yeni bir model oluşturuldu ve
bu model, daha sonra çalışma hayatına entegre edildi. Pandemi sırasında
gerçekleştirilen o büyük deney, QR kodları, zorunlu bankacılık ve uzaktan
çalışmanın yaygınlaşması yoluyla günlük hayatta kalıcı hale gelen bu yeni
sistemin tüm mekanizmalarının geliştirilmesine imkân sağladı.
Dijitalleşmenin
Sırrı
Yapay
zekâ, son on yılda büyük bir ivme kazanan dijital devrimin en yeni ve en
gelişmiş aşaması. Ancak kökenleri, 1946’da bilgisayarın ortaya çıkışına, 1971’de
mikroişlemcinin devreye sokulmasına, 1991’den beri de internetin yaygın olarak
benimsenmesine kadar uzanıyor. Ardından, milyonlarca kullanıcıyı birbirine
bağlayan ve bireysel bilgisayarlardaki veri depolamasını dijital uzaydaki
konumla değiştiren ağlar ortaya çıktı.
Bu
değişim, bilişimde en önemli sıçramayı başlattı, onun değer zincirleri
aracılığıyla Endüstri 4.0’a tatbik edilmesi sürecini hızlandırdı. Bilgisayarın
ekonomiye ve günlük hayata dâhil edildiği ilk aşamayı (1985-2008), dijital
gelişme için düzenleyici platform olarak Web’in yaygın olarak benimsenmesi
izledi (2008-2022). Yapay Zekâ, ekonominin hızla uluslararasılaşmasına ayak
uyduran bir dizinin bir sonraki halkasını oluşturuyor.
Yapay
zekâ, OpenAI tarafından 2022’de piyasaya sürülen ChatGPT ile sahneye çıktı. Bu
proje, biyolojik sistemleri taklit eden algoritmalarla çalışan, sinir
ağlarından ilham alan bir “genel öğrenme makinesi”nin takdim edilmesi ile
ilgili. Bu sistemler, bu adaptasyona dayalı olarak eğitiliyor.
Gelişimi,
dijital evrenin sahiplerini güçlendiren, birleşen üç süreçten kaynaklandı. İlk
olarak internetin özelleştirilmesi, ardından verilerin ele geçirilmesi geldi.
Bu el koyma, İngiltere’deki ortak arazilerin çitle çevrilmesinin tarihsel
örneğini izledi, bu da ilkel sermaye birikiminin temelini oluşturdu. Son
olarak, 2008 krizinden sonra teknoloji elitinin merkez bankalarından aldığı
para akışı, yeni kastın yükselişini taçlandırdı.
Hali
hazırda oluşmuş bir finansal balonun (dot-com) ve gelişmekte olan bir diğerinin
(yapay zekâ balonunun) varlığı, tüm teknolojik devrimlerin klasik bir unsurunun
tekrarlandığını ortaya koyuyor. Bu durum, kanalların sayısındaki artış (1797),
demiryollarının her yana döşenmesi (19. yüzyılın ortaları), borsada çelik ve
elektrik merkezli gelişen canlılık (1890-1893), otomobil (1920-30) ve enerji
matrisi (1970-80) ile yaşananları tekrarlıyor.
Radikal
bir etkiye ve bunun sonucunda ortaya çıkan finansal patlamaya yol açan bir
yenilik, kapitalizmin niteliksel dönüşümünü bir kez daha etkiliyor.
Bu
trende öncülük eden şirketler, kullanıcılar tarafından özgürce sağlanan
verileri kullanmalarına ve toplamalarına imkân tanıyan donanım ve yazılımları
kontrol ederek en ön sıralarda yer aldılar. İlk olarak bu bilgileri mevcut
belgeleri kullanarak düzenlediler, ardından tüm bu kaynakları ele geçirmek için
sosyal medya etkileşiminden yararlandılar.
Microsoft,
seksenlerde bilgisayar teknolojisinin sembolik modeli haline gelen Windows
işletim sistemiyle bu süreci başlattı. Apple, kendi sistemiyle bu trendi
tamamladı, Google, (Gmail e-posta, YouTube video platformu gibi) çeşitli
bağlantı araçlarıyla birlikte önde gelen arama motorunu takdim etti. Akıllı
telefonlar için Android işletim sistemi, dünyanın verilerinin büyük bir
bölümünü toplayıcılarının kullanımına sundu.
Google,
kendini bir veri toplama ve düzenleme makinesine dönüştürdü. İnternette zaten
mevcut olan belgelerle tüm bilgileri gruplandırarak yola koyulan şirket,
ardından kitapları katalogladı (Google Kütüphane Projesi), haberleri düzenledi
(Google Haberler), sokakları, güzergahları ve şehirleri haritalandırdı (Google
Haritalar), dijital iş dünyasına hâkim olmak için gerekli araçları edindi. Bu
temel üzerine, platformlarında şirketlere reklâm alanı satarak, kampanyalarını
kişiselleştirmelerine ve müşteri sadakati oluşturmalarına, insanları müşteriliğe
indirgeyip kendilerine bağlamalarına imkân sağlıyor.
Dünyanın
en çok kullanılan sosyal ağı olarak Facebook, kullanıcılarının sağladığı zengin
bilgi birikimiyle aynı yolu izledi. Instagram ve WhatsApp da potansiyel
müşterileri belirleyip satış kaynaklarını bu kitleye odaklama işlemini daha
başarılı kılmak için fotoğraf, video ve mesajlardan istifade ediyor.
Tüketici
gelirleri ve tercihlerine dair detaylı bilgileri
temel alan bu yeni model, tüm ticari
faaliyetleri dönüştürdü. Bu yaklaşım aynı zamanda, müşteri
takip sistemiyle başlayarak
ticareti tamamen dönüştüren Amazon’un başarısının da anahtarı.
Amazon,
alıcı profilinin sistematize edilmesiyle, sadece çevrimiçi kitap satmaktan
(1994) öteye geçerek, Dünya’nın en büyük çevrimiçi perakendecisi haline geldi.
Yönetimi ve tüketicileri anlama yeteneği, eski perakende devlerini (Walmart,
Carrefour) yerinden etmesini sağladı. Şu anda sesli iletişim için Alexa
cihazını devreye sokan şirket, yapay zekâ yarışına da giriyor.
2009’dan
beri cep telefonlarının yaygınlaşması, reklâm platformlarının birleşmesi için önemli
bir araç sağladı. Bu cihaz, Google’ın başlattığı (1998), Facebook’un devam
ettirdiği (2004), YouTube’un güçlendirdiği (2005), Instagram ile Twitter’ın
sağlamlaştırdığı (2006) hâkimiyetin ardındaki büyük sırdı.
Uber
ve Airbnb gibi diğer platformlar, başkalarına ait araba ve ev gibi varlıkların
kullanımında aracı rolü üstlenerek, bu varlıkların yönetilmesi sürecini
başlattı. Bu model de, yükümlülükleri ve riskleri bu hizmetlerin
sağlayıcılarına devrederek, kâr elde eden teslimat veya kurye hizmetlerinde
(PedidosYa, Glovo, Rappi) bir patlamaya yol açtı.
Yeni
Plütokrasi
Dijital
evrim, tüm kapitalist iş modellerini alt üst etmiş, ilk gelenlere sayısız
avantaj sunmuştur. Öncü, kullanıcıları yeni hizmetlere bağlayan ağın kontrolünü
ele geçirir. Bu kapitalist başarının anahtarı, her girişimi organize eden
verilerin ele geçirilmesinde yatmaktadır.
Verileri
çıkaran, analiz eden ve paraya çeviren platformun yönetimi, bu hâkimiyetin ana
sırrıdır. Bilgileri ele geçirmek ve güvence altına almak için algoritmalara
ihtiyaç duyar. Müşteriler, yeni bilgisayarlı birikim modelini destekleyen
devasa altyapıyı kullanıyorlar.
Bu
güç araçlarının sahipleri, kapitalist egemen sınıfın içinde eşi benzeri
görülmemiş, muazzam bir güce sahip bir elit kesime dönüşmüşlerdir. Bilgi
vektörleri, patentler, algoritmalar ve lojistik sistemler üzerindeki
kontrollerinden kâr sağlayan, son derece güçlü bireylerden oluşan küçük bir
azınlık meydana getiriyorlar. Bu manipülasyon yoluyla, kapitalistlerin geri
kalanı ve toplumun tamamı üzerinde muazzam bir etki elde ettiler.
Kendi
çevrelerinde, potansiyel rakipler olarak ortaya çıkan şirketlerin tamamen veya
kısmen satın alınması yoluyla sektöre girmelerine mani olan bildiğimiz o oligopol
yapısını pekiştirdiler. Ana platformlar, yeni gelenleri satın almak veya
onlarla ortaklık kurmak için agresif stratejiler geliştiriyor.
Köklü
plütokratların hâkim konumunu tehdit eden nişler ortaya çıktığında, büyük bir
hızla harekete geçiyorlar. Dijital devrim tüm hızıyla devam ederken, iktidar
yapısını sağlamlaştırma sürecine yeni üyeleri dâhil ettikten sonra onları bu elitler
sınıfına kabul etmek zorunda kalıyorlar.
Dijital
dünyayı kontrol eden bir avuç milyarder, sermayenin bu şekilde yoğunlaşmasını
önlemek veya sınırlamak için tasarlanmış tüm mevcut düzenlemeleri kolayca
aşmıştır. İnternetin ortaya çıkışıyla birlikte gelmesi beklenen bilginin demokratikleşmesine
dair nahif beklentiler, sistemin sahiplerinin uyguladığı despotizm karşısında
kesin olarak suya düşmüştür.
Bu
dünyanın en ünlü isimleri, mülkiyeti sektördeki şirketleri organize etme veya
yönetme rolüyle birleştiren kapitalistler olarak faaliyet yürütüyorlar. Gates,
Zuckerberg, Bezos, Musk ve Altman’ın muazzam kârları, esas olarak bu
şirketlerin sahipleri olmalarından kaynaklanıyor.
Bu
şirketlerin borsadaki etkileyici değerleri ve elde ettikleri getiriler, bu
sahiplikten kaynaklanıyor. Ancak birçok durumda, bu rol, dijital icatları kârlı
ürünlere dönüştürme ve yenilikçilik işlevleriyle birlikte var oluyor. Bu ikinci
özellik için aldıkları övgü, benzeri görülmemiş bir eşitsizlik yapısı içinde
milyarder olarak birleşmelerinin yol açtığı muazzam toplumsal olumsuzlukları
çoğu zaman gizliyor.
Dijital
inovasyon etrafında ortaya çıkan yeni modele çeşitli isimler verildi. İlk terim
olan “teknokapitalizm”, bilgi teknolojisi devriminin, geleneksel petrol, çelik
veya otomotiv şirketlerinin yerini alarak, sistemin başına yeni bir iş
sektörünü nasıl gündeme getirdiğine vurgu yapıyordu.
Daha
sonra ortaya atılan “platform kapitalizmi” ifadesi, bu yan kuruluşların
sistemin genel işleyişinde oynadığı yeni baskın role işaret ediyordu. Bu
ifadeyi ortaya atan yazarlar (Nick Srniceks), tedarikçilerden oluşan bir
kamuoyunun, ağları kontrol eden yeni oligopoller aracılığıyla tüketicilerden
oluşan bir başka kamuoyuyla nasıl bağlantı kurduğunu gösterdi.
Kullanılan
diğer bir terim olan “dijital kapitalizm” de, yeni bilgi teknolojilerinin
aracılığıyla şekillenen bir sistemin genel dinamiklerine vurgu yapıyor.
Bu
üç tanım da kapitalizmden farklı bir sistemin varlığına işaret etmiyor,
kurulduğu imasında bulunmuyor. Ekonomi ve toplum, sömürüden elde edilen kârlar
için rekabete dayalı bir toplumsal rejim etrafında işlemeye devam ediyor.
Değişen şey, bu üretim biçimi içindeki birikim aşaması, modeli veya biçimidir.
Bu
yapının zirvesinde ve yeniden üretim dinamikleri içinde, kapitalizmin
gidişatını ve önceliklerini belirleyen yeni bir zenginler sınıfı ortaya
çıkmıştır. Benzeri görülmemiş bir zenginlik düzeyine ve sistemin gidişatını
etkileme konusunda da benzeri görülmemiş bir kapasiteye sahipler, ancak
projeleri, uluslararası ilişkilerdeki beklenmedik bir değişimle yüzleşiyor.
Dijital
Küreselleşme
Dijital
devrim, daha önceki tüm benzer dönüşümleri aşan küresel bir ölçekte
gerçekleşti. Demiryolları, elektrik, otomobiller, plastikler veya enerji
alanlarında yaşananların aksine, doğrudan gezegene yayıldı. Yabancı yatırımlar
veya şirketlerin kurulması yoluyla bir ülkeden diğerine yayılmadı, bilâkis, en
başından itibaren küresel çapta kullanıcıları tüketiciler olarak birbirine
bağladı. Bu nedenle Google, Meta, Microsoft, Amazon ve Facebook,
kuruluşlarından itibaren küresel ağlar ve işletmeler olarak ortaya çıktı.
Dijital
çağla birlikte başlayan bu uluslararasılaşma, küreselleşmenin yükselişiyle aynı
zamana denk gelmesi sayesinde mümkün oldu. Bilgisayarlaşma ekonominin
küreselleşmesi sürecini hızlandırırken, küresel faaliyetlerdeki bu sıçrama da
mega teknoloji şirketlerinin yükselişini güçlendirdi. Bu süreçler de jeopolitik
(küresel yönetişim) ve ideolojik (kozmopolitizm ve ulusötesilik) düzeylerde
küreselleşmenin temellerini besledi.
Ekonominin
küreselleşmesi ve dijital devrim, rekabetin baskısı altında şirketleri daha
büyük pazarlarda kârlılık elde etmek için yatırımlarını küreselleştirmeye
zorlayan kapitalizmin aynı itici gücüyle yayıldı. Bu baskı, üretim sürelerinin
önemli ölçüde kısalmasının yanı sıra mekânsal bir genişlemeye de yol açtı.
Doksanlardan
beri neoliberal ekonomi politikaları, kapitalist birikimin temelini oluşturan
uluslararasılaşma eğilimini hızlandırdı. Bu küresel etki, 21. yüzyılın
başlarında, üretimin uluslararasılaşması ve tüm sanayiinin dönüşümüyle, yani
sanayinin Doğu’ya taşınmasıyla, benzeri görülmemiş bir ölçeğe ulaştı.
Bu
bölgenin ekonomileri imalat faaliyetlerindeki paylarını ikiye katladı. ABD,
Avrupa ve Japonya’nın tarih boyunca imalatın merkezi olma vasfını ortadan
kaldırdı. Bu büyük dönüşüm, dijital devrimin getirdiği yeni iletişim ağları,
kullanıcı bağlantıları ve küresel pazarlama modelleri sayesinde mümkün oldu.
Küreselleşme,
altmışlarda sanayilerin çevreye taşınması, ürün döngüsünün farklı lokasyonlara
ayrılması, çokuluslu şirketlerin ortaya çıkması ve dünya ekonomisinin
farklılaşmış çerçevesi içinde ulusötesi firmanın homojen bir alanının
oluşmasıyla başlayan, uluslararası iş bölümünün yeniden şekillenmesi sürecinin
doruk noktası oldu.
Şirketler,
vasfa ihtiyaç duyan faaliyetleri seri üretimden ayırarak, ulusal verimlilik ve
ücret farklılıklar üzerinden kâr elde ettiler. Küreselleşme, üretim sürecinin
uluslararası alana doğru genişlemesiyle birlikte bu yeniden yapılanma sürecini
tamama erdirdi. Bu sayede, Eskiden hammadde
ihraç eden çevre ülkesi, üretim merkezi haline geldi. Çevre ülke, endüstriyel
üretime entegre edildi.
Bu
zincirin son halkası, küreselleşmiş firmalar tarafından dikey uzmanlaşma
biçiminde, ara mallara ve ithalata daha fazla önem verilerek, küresel değer
zincirlerinin (KDZ’ler) kurulmasıydı. Bu yeniden yapılanma sürecinde amaç,
kapitalistler tarafından elde edilen artı değerin beynelmilel kılınmış yönetimi
yoluyla, olağanüstü miktarlardaki artı değerin yapının tepesinde birikmesi aracılığıyla
kârların artırılmasıydı.
Bu
modelde uluslararası şirketler, çalışan sayısını ikiye katladı, küresel GSYİH’nin
dörtte birini, dünya ticaretinin yüzde 80’ini ve dünya çapında üretilen
servetin yüzde 40’ını kontrol altına aldı. Bu muazzam dönüşümler dizisi, bu
yükseliş eğilimlerinin her birine eşlik eden, destekleyen ve teşvik eden
dijital devrimin eş zamanlı gelişimiyle mümkün oldu.
Ancak
bu model, küreselleşmeye ilham veren ve bilgi teknolojisi devrimine öncülük
eden ABD’nin ekonomik egemenliğinin tartışmaya açılmayacağını varsayıyordu.
Wall Street bu süreçlerin finansal omurgasını, Washington ideolojik ve politik
içeriğini, Silikon Vadisi ise dijital altyapısını sağladı.
Küreselleşme
ve dijitalleşmenin birleştiği bu model, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün
ardından gelen tek kutuplu dünyada ABD’nin emperyalist üstünlüğünü yeniden
kurmayı vaat ediyordu. Ancak bu hayal, 2008 mali kriziyle birlikte sekteye
uğradı, son on yılda ise tamamen çöktü.
Küreselleşme
Sürecindeki Kopukluk
ABD’nin
dünya ekonomisine dijital alandaki liderliği üzerinden yeniden egemen olacağına
dair beklentinin suya düşmenin dört sebebi vardı: küreselleşme sürecindeki
kopukluk, Çin-ABD ekseninin dağılması, Amerika’daki sanayisizleşme süreci ve
Çin’in hızlı yükselişi.
Küreselleşme
sürecinde yaşanan aksaklık, otuz-kırk yıllık dönemi kapsayan önemli büyüme
sürecinin ardından dünya ticaretinin durgunlaşmasında açıkça görülmektedir.
Küresel GSYİH’de ticaretin payı yüzde 25’ten (1970) yüzde 61’e (2008) çıktı,
ardından yüzde 57’ye (2024) düştü. Yıllık doğrudan yabancı yatırım (DYY)
akışlarının zirve noktası olan 2007 yılında küresel GSYİH’nin yüzde 5,3’ü, bugün
yüzde 1,3’e geriledi.
“Yavaş
küreselleşme” ve “küreselleşme sürecinden uzaklaşma” gibi yeni terimlerin
yaygın kullanımı, bunların karşıtları olan “üretimin merkez ülkeye dönmesi”, “yakın
bir ülkeye taşınması” ve “dost ülkelere kaydırılması” gibi işlemlerin sahip olduğu
önemin yanında, korumacılık ve neo-merkantilizmin hâkim olduğu yeni gerçeklikteki
değişimi ortaya koyuyor. Bu değişimin etkisi, değer zincirlerinin devam etmesi
ve imalat faaliyetlerinin ulusal otarşinin eski kalıplarına geri dönmemesi
nedeniyle, sanayiden ziyade ticaret ve finans alanında çok daha önemli sonuçlar
doğuruyor. Ancak ABD liderliğindeki neoliberal küreselleşme ve dijitalleşme
senaryosu, artık geçmişte kaldı.
İkinci
olarak, küreselleşmenin temelini oluşturan iki süper güç arasındaki yakın
ekonomik ortaklık bozuldu. “Çin-Amerika” dönemi sona ermiş olup, Asya devinin
Amerikan tüketicisinin satın aldığı ürünleri üretmesi modeli, bugün ciddi
şekilde sorgulanmaktadır.
Asya
güçlerinden alınan krediler ve Batılı muadilinin borçlarıyla beslenen bu iyi
işleyen sistem, sürdürülemez bir kırılma noktasına ulaştı. Çin’in ticaret ve
finansal fazlalıkları ile ABD’nin açığı tarafından yaratılan küresel
dengesizlik, dünya ekonomisinde patlayıcı bir istikrarsızlığı körüklüyor. 2008’deki
bankacılık krizinden sonra, iki güç, bu dengesizliği düzeltmek için kademeli
olarak birbirinden uzaklaşmaya başladı. Bu ayrışma, küreselleşmenin
sürekliliğini kesin olarak baltaladı.
Üçüncüsü,
üretimin uluslararasılaşmasıyla birlikte, ABD’deki sanayisizleşme süreci,
dünyanın önde gelen gücü için sürdürülemez bir seviyeye ulaştı. Sanayisizleşme politikasını
savunanlar, Amerika’nın finans, hizmet ve yüksek teknoloji alanlarında
uzmanlaşmasının, imalattaki düşüşü telafi edeceğini, Washington’ın küresel
liderliğini yeni ve istikrarlı bir küresel iş bölümü içinde yeniden
yaratacağını varsaydılar. Neoliberal küreselleşme ve her ekonominin kendi
karşılaştırmalı avantajlarında kârlı bir şekilde uzmanlaşmasına dair tüm
neoklasik varsayımlar, bu yanıltıcı inanca dayanıyordu.
Bu
anlatının yanlışlıkları, ABD’nin yönetemediği bir dizi çelişkiyle birlikte son otuz
yıllık dönemde ortaya çıktı. Verimliliğin azaldığı, rekabet gücünün yok
edildiği bir ekonomide yapay zekâ temelli inovasyonları uygulamadaki yetersizlik,
bu yönetilemez hale gelmiş olan dengesizliğin en çarpıcı ve en yeni kanıtı.
Sonuç
olarak, Çin’in ezici yükselişi, küreselleşmeyi, ABD’nin emperyalizmin
liderliğini yeniden ele geçirmek için oynadığı o büyük kumarı sonuçsuz bıraktı,
hep yek atan Amerika’nın çöküş süreci hızlandı. Küresel ticaretin
genişlemesinden asıl faydalanan Washington değil, Pekin oldu, bu nedenle, bu
yolun ilk savunucusunun korumacı tepkisine rağmen, küresel işlemleri teşvik
etmeye devam ediyor. Hiçbir veri, ABD’nin düşüşünü, başta onun tarafından
desteklenen bir projeye rakip olan Çin’in elde ettiği avantajdan daha açık bir
şekilde ortaya koyamaz.
Bu
plan, Çin’e ast ve bağımlı bir rol atfetmişti. Asya’daki gücü, sadece temel
malların üreticisi, uluslararası şirketlerin Amerikalı destekçilerine bu
girdileri ihraç eden bağımlı bir ülke olarak tasavvur etti.
Ancak
Çin, Batı gücünün sadece bir vasalı olma yolunu izlemek yerine, yabancı
yatırımcılara teknoloji transferi düzenlemeleri getirerek, kendi özerk kalkınma
modelini oluşturdu. Neoliberalizm ve finansallaşmaya karşıt ekonomik
politikalarla iç kalkınmasına öncelik verdi.
Çin,
devlet düzenlemeleriyle kapitalistlerini disipline etti. Bu düzenlemeler,
firmaların kârlılığını sınırladı, burjuvazinin politik iktidarı kontrol etmesine
mani oldu, planlamanın üstünlüğünü yeniden teyit etti. Ayrıca İpek Yolu
etrafında kendi küreselleşme modelini oluşturdu. Bu alternatif plan, neoliberal
küreselleşmeye ve Amerika’nın dijitali esas alan yeniden doğuş projesine son
darbeyi vurdu. Bu sonuç, yapay zekânın yeni gerçekliğini değiştiriyor, onu başka
bir yöne doğru yönlendiriyor.
Özet
Dijital
kapitalizm, neoliberal küreselleşmenin kurduğu finansallaşma modelinin yerini
alıyor. Dijital bir plütokrasi ortaya çıktı. Bu yapı, kullanıcı verilerini ele
geçiriyor, banka kurtarma operasyonlarından kâr elde ediyor, pandemide emek
dünyası üzerinde yürütülen deneyi kontrol ediyor. Bu hâkimiyeti perçinleyen yapay
zekâ, dijital alanının milyarderlerinden oluşan bir elitin bilgiyi ele geçirip
manipüle ettiği süreci besliyor. Ancak küreselleşme sürecindeki kopukluk,
Çin-Amerika ekseninin dağılması, Amerika’nın sanayisizleşmesi ve Çin’in hızlı
yükselişi, bu tesis edilmiş olan üstünlüğün temellerini sarsıyor.
Claudio Katz
16 Ekim 2026
Kaynak




