Birçok
Amerikalı, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ajanlarınca durdurulup
sorgulanma ihtimaline karşı, evlerinden her çıktıklarında vatandaşlık belgesi
taşımaları gerektiği gerçeğini öğrenince şaşırdı. Aslında bu yönergeyi veren,
mevcut İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’di.
Ülkede
hep siyahileri etkileyen durdurup arama uygulamalarının geçmişi göz önüne
alındığında, bu sorunlu bir durum. Latinler yanında en çok da siyahilerin
vatandaş olmadıklarından şüphe ediliyor. Vasquez Perdomo-Noem davasında Yüksek
Mahkeme, federal görevlilerin insanları “nasıl göründüklerine, hangi dili
konuştuklarına, ne iş yaptıklarına, hatta nerede olduklarına” göre durdurmaları
fikrine destek sundu. Ancak Minnesota’da kısa süre önce açılan bir davada
davacılar, “Somalililerin ve Latinlerin önyargıdan kaynaklanan, ırk temelli
fişleme pratiği sebebiyle durdurulup göz altına alındığını”, bu durumun
anayasal haklarını ihlal ettiğini savundular. Aynı davacılar, “Ayrımcı pratikler,
bu süreçte çok sayıda ABD vatandaşını da kapsıyor. İnsanlar kelepçeleniyor,
yüzleri taranıyor, bir yandan da belgeleri görmezden geliyor” dediler.
Siyah
veya esmer tenliyseniz, kolluk kuvvetlerince durdurulma olasılığınız çok daha
yüksek. Bu sorun nesillerdir mevcut. Bu koşullarda yönetim, istenmeyen
yabancıları ayıklama konusundaki gayretli girişimleri ışığında, bazı beyaz
insanları bile olumsuz etkileyecek adımlar atıyor. Bu konuyla ilgili bilinç, giderek
artıyor. Göçmen karşıtı ve yurttaş hakları karşıtı politikaların yarattığı
tehlikeyi vurgulamak için bazıları, İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Nazi
uygulamalarıyla paralellik kurdular.
Gizli
bir polis gücü olan Gestapo, insanlardan rutin olarak kimlik belgeleri
taşımalarını talep ediyordu. Bu taktiği Yahudilere ve diğerlerine karşı şiddet
uygulamak, onları tespit etmek için kullanıyorlardı. Bazıları, ICE ajanlarının
da aynı şekilde çalıştığını iddia ediyor. Ancak insanların anlaması gereken
şey, Holokost’un aşamalar halinde gerçekleştiğidir. Tarihçi Peter Lowenberg’ün
tespiti şu yönde: “Hedef grup önce marjinalleştirilmeli, ardından vatandaşlık kanununun
dışına atılmalı. Bu kritik bir moment. Bu adım sayesinde ilgili grup hukuken
dışlanıyor. Bir sonraki adım, aşağılamadır.”
Bu
süreci “sürgün, en nihayetinde ölüm kampları” izledi. Tarihin tekerrür etmesini
engellemek istiyorsak, işaretleri görmemiz, geleceği okumamız gerektiği açık. Bazıları,
tam da bunu yapıyor.
ABD
Çalışma Bakanlığı’nın kısa süre önce “Tek Vatan. Tek Halk. Tek Miras”
başlığıyla yayınladığı videoyu birçok kişi Nazi sloganı “Ein Volk, ein
Reich, ein Führer”e (tek halk, tek devlet, tek lider) benzetti. ABD, farklı
ırksal ve etnik kökenlere, kültürel uygulamalara, dini inançlara ve değerlere
sahip gruplardan oluşan, farklılıkları içeren bir ülke. “Tek miras” iddiası, bu
gerçeği ortadan kaldırıyor, ülkeyi temelde beyaz insanlara aitmiş gibi gösteren
genel söyleme katkıda bulunuyor.
Vox'ta yazan
Eric Levitz, Trump yönetiminin “beyaz milliyetçilere işmar etmekten vazgeçemediğini”
söylüyor. Buradan onun Nazi propagandasının bir araç olarak kullanıldığı
imasında bulunuyor.
Bu
tür kıyaslamalar yerinde olsa da, yetkililerin “belgeleri görmek” istemesi ve
marjinalleştirilmiş grupların haklarını ihlal etmesi örnekleri için yurt dışına
bakmaya gerek yok. Bu taktikler, geçmişte köle avcılarının, yakın zamanlarda
ABD’deki polis memurlarının kullanılan taktiklere çok benziyor. Neticede
önyargı ve faşizmin giderek artan tehdidine karşı uyarıda bulunulurken bile,
birçok kişinin siyahilerin ülke içinde karşılaştığı adaletsizlikleri göz ardı
etmesi, endişe verici.
Amerika'nın istisnai olduğuna dair efsane, toplumumuzun genel olarak adil olduğunu öne
sürer. Ancak bu eski moda düşünce, ulusun tarihiyle çelişmektedir. Siyahiler,
bu ülkede özgür oldukları süreden çok daha uzun süre köle olarak yaşamıştır. Neredeyse
bir yüzyıl boyunca ayrımcılığa maruz kalmış, nesiller boyu tam ve eşit
vatandaşlıktan mahrum bırakılmış, bu sisteme meydan okudukları için şiddet
tehdidiyle karşı karşıya kalmışlardır.
Ne
yazık ki bazıları, yalnızca Avrupalıların çektiği zorluklarla empati
kurabiliyor. Avrupa genelinde on milyondan fazla Yahudi’nin ölümüne yol açan
yabancı soykırımı bir trajedi olarak görüyorlar, ancak Belçika Kralı II.
Leopold’un Afrika halkına karşı işlediği ve on milyon kadar insanın ölümüne yol
açan soykırım gibi diğer örnekleri göz ardı ediyorlar.
Dilediği,
tercih ettiği şeyle empati kuran yaklaşım, Hitler’in neden canavarca bir
diktatör olarak hatırlandığını ve Leopold ile askerlerinin siyahilere
uyguladığı adaletsizliklerin neden nadiren tartışıldığını açıklıyor. Ülkemizin,
yerli halka karşı işlediği suçlara rağmen Kolomb Günü’nü kutlamasının nedeni de
budur. Bu durum, bazı kişilerin “belgelerinizi görmek” isteyen ICE memurları
ile Naziler arasında, köle avcıları, Konfederasyoncular, Ku Klux Klan üyeleri
ve polis memurlarından daha fazla karşılaştırma yapmaya istekli olmalarını da
açıklayabilir.
Bazı
Beyaz Amerikalılar, yurt dışındaki olaylara suçlama yöneltmek suretiyle, burada
siyahilere ve diğerlerine karşı işlenen vahşetlerden kendilerini soyutlamayı
umuyorlar. Ancak Nazilerin büyük ölçüde Amerikan ırkçılığından ilham aldıkları
göz önüne alındığında, bu tutum, sadece haksız değil, aynı zamanda yanıltıcı da
görünüyor.
Nazi
rejiminin Avrupa’da iktidara gelmesinden çok önce, Güney Carolina, 1704 yılında
Amerika’nın ilk köle devriyelerini kurdu. Diğer Güney eyaletleri de kısa süre
sonra aynı şeyi yaparak, kölelikten kaçmaya çalışanları yakalamak için
devriyeler oluşturdu. Bu devriyeler, siyahi insanları tarlalarda, ormanlarda ve
bataklıklarda kovaladı, kaçanları yakalamak, hatta öldürmek için sıklıkla
köpekler kullandı. Bu sistemde beyazlar, köleleştirilmiş siyahi insanların bir
plantasyondan diğerine seyahat etme veya bir kentteki pazara gitme gibi işleri
halledebilmesi için yazılı bir izin belgesi taşımasını istiyorlardı. Özgürlük
belgeleri veya izin belgesi yoksa, devriyeler, onların köle olduğunu
varsayıyordu. Irkçılık nedeniyle, birçoğu köle olmasalar bile köle olmaları
gerektiğine inanıyordu. Okuma yazma öğrenmeye mani olan yasalar nedeniyle, çoğu
siyahi insan, bu dönemde okuma yazma bilmiyordu, bu nedenle kendi belgelerinin
sahtesini üretemiyorlardı.
Özgür
doğacak kadar şanslı olanlar bile her zaman kölelik tehdidiyle karşı
karşıyaydı. Bu dönemde siyahi insanlar, baharın ortasında donmuş bir su
kütlesinin üzerinde yürüyormuş gibiydiler. Yanlış yöne atılan tek bir adım,
gözden düşmelerine, dondurucu soğuğa maruz kalmalarına ve özgürlüklerini tümüyle
kaybetmelerine neden olabilirdi. Sadece siyahi olmaları nedeniyle, bireyler
köleleştirilme olasılığı karşısında asla tam anlamıyla güvende değillerdi.
Örneğin, 1808 civarında New York’un Minerva kasabasında özgür doğmuş bir siyahi
adam olan Solomon Northup, Louisiana’da köle olarak satıldı.
Northup,
otobiyografisi On İki Yıl Kölelik’te, sorunlarının, kendisini gezici
sirklerinde müzik çalması için işe alan iki beyaz adamla tanışmasıyla
başladığını söylüyor. Onu, bir çiftliğinin, karısı ve üç çocuğuyla paylaştığı
evinin bulunduğu kendi siyahi topluluğundan söküp aldılar. İlk başta her şey
yolunda görünüyordu. Ona başlangıçta söz verilenden daha yüksek bir miktar olan
kırk üç dolar ödediler. Ancak bu görünüşte nazik davranış, onu gafil avlamak
için başvurdukları bir hilenin parçasıydı.
Adamlar,
Solomon’a uyuşturucu verdiler. Ateşli bir gecenin ardından doktora
götürülmesini önerdiler. Ancak onu aslında Washington’daki bir köle
hapishanesine götürdüler. Uyandığında, kendini zeminin ortasında büyük bir
halkaya zincirlenmiş halde buldu. William adında bir beyaz adam ona artık köle
olduğunu söyledi. Solomon, özgür doğduğunu söyleyerek itiraz etti, ancak köle
sahibi, gerçeği ayırt edilemez hale gelene dek Georgia’dan kaçan bir çocuk
olduğu yalanını tekrarladı. Dayak o kadar acımasızdı ki, bir noktada köle
sahibi, sopanın sapını kırdı. Özgür doğmuş olsalar da, beyaz insanların
önyargısı, Solomon Northup gibi siyahileri sürekli tehlikeye atıyordu. Bugün de
durum aynı, çünkü vatandaşlık statüsü, tek başına insanları ırk temelli fişleme
tehlikesinden korumuyor.
Vatandaşlığınızı
kanıtlamak zaman alabilir, özellikle ICE ajanları yanınızdaki kanıtları
görmezden gelirse, aile, arkadaşlar, iş arkadaşları veya avukatlardan yardım
almanız gerekebilir. Beklerken, belgesiz göçmenlerle aynı kötü muameleye maruz
kalabilirsiniz: gözaltına alınmak, kötü muamele görmek, sevdiklerinizden
ayrılmak, hatta hiç ziyaret etmediğiniz ülkelere gönderilmek.
Yargıç
Sonia Sotomayor, Vasquez Perdomo-Noem davasıyla ilgili yazısında, “Hükümetin
Latin kökenli görünen, İspanyolca konuşan ve düşük ücretli bir işte çalışan
herkesi tutuklayabildiği bir ülkede yaşamak zorunda kalmamalıyız” diyordu. Fakat
bu söylediği, tam da Trump yönetiminde gerçekleşmekteydi. Bazılarının hakları
önemsiz görüldüğünde böyle şeyler oluyor.
Başta
bazıları, ülke genelinde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği
baskınların yalnızca yabancı ülke doğumlu kişileri etkileyeceğine inanıyordu.
Ancak bazı ajanlar, vatandaşlığı kanıtlayan belgeleri görmezden geldi ve
göçmenlik duruşmalarına katılmak ya da vatandaşlık başvurusunda bulunmak gibi
kanıtları dikkate almadı. Yani, burada yasal olarak bulunmak, yeterli koruma
sağlamıyor.
Geçen
sonbaharda yayınlanan bir raporda, federal ajanların en az 170 vatandaşı “günlerce
tekmeleyip, sürükleyip, gözaltında tuttukları” belirtildi. Siyahilerin zaten
yerel polisin ırk temelli fişleme pratiğiyle karşı karşıya kaldığı bir ülkede,
göçmen karşıtı baskınlar, durumu daha da kötüleştiriyor.
Bazı
insanlar, göçmenlere şiddet uygulandığını gördüklerinde, “Bu, bizim mücadelemiz
değil” diyorlar. Protesto hareketlerinin ön saflarında yer alan siyahi
Amerikalılara, kendi gruplarının üyeleri kötü muameleyle karşılaştığında kenarda
durmaları söyleniyor. Ancak günler, haftalar ve aylar geçtikçe, topluluğumuz
üzerindeki etki inkar edilemez hale geliyor. Örneğin, görev başında bulunmayan
bir ICE ajanı, yılbaşı gecesi Los Angeles’taki dairesinin hemen dışında Keith
Porter adlı 43 yaşındaki bir siyahi adamı vurdu. Başka bir olayda, Minneapolis’teki
ICE ajanları, içinde altı siyahi çocuk bulunan bir arabaya göz yaşartıcı gaz
attı, hava yastıklarını patlattı ve çocukları zehirli kimyasallara maruz
bıraktı. Anneleri Destiny, en küçük çocuğunun “ağzının etrafında köpük toplanan
evladının cansız halde yere yığıldığını” söyledi. Ayrıca, kocasının
"gözlerinden yaşlar aktığını", kendisine "Sen nefesini geri
alana kadar sana tüm nefesimi vereceğim” dediğini aktardı. Neyse ki çocuklar
hayatta kaldı, ancak yaşadıkları deneyim, göçmen karşıtı politikalar sonucunda siyahi
Amerikalılara karşı devlet destekli şiddetin tırmandığını ortaya koyuyor. Ne
Porter ne de Jackson ailesi protestolara katılmıştı, ama bu göçmenlik karşıtı
politikadan bir şekilde etkilendiler. Tıpkı Dr. Martin Luther King Jr.’ın
Birmingham Hapishanesi’nden gönderdiği mektupta dediği gibi: “Herhangi bir
yerde yaşanan adaletsizlik, adaleti her yerde tehdit eder.”
Dördüncü
Kanun Değişikliği, vatandaşlara "kişiliklerinde, evlerinde, belgelerinde
ve eşyalarında makul olmayan arama ve el koymalara karşı güvende olma
hakkını" garanti eder. Memurların bir kişiyi ten rengine göre yargılamaları
veya herkesin evden her çıktığında vatandaşlık belgesi taşımasını beklemesi,
makul karşılanacak bir şey değil.
Gazeteci
Bob Niedt, Kiplinger’da tüketicileri Sosyal Güvenlik kartı, pasaport, doğum
belgesi ve diğer belgeleri cüzdanlarında taşımamaları konusunda uyardı, çünkü
bu, kimlik hırsızlığı riskini artırıyordu. Bu uyarı, Trump yönetiminin vatandaşların
federal memurlara vatandaşlık belgesi vermeye hazır olmaları gerektiğini
söyleyen emriyle çelişiyor. Bazıları ırk temelli fişleme pratiğine rağmen bu
emre uymamız gerektiğini iddia etse de, bu beklenti, vatandaşların “makul
olmayan aramalar”dan muaf olma hakkını göz ardı ediyor.
Vatandaşlara
ve ülkedeki diğer insanlara durdurulup aranmaya hazır olmalarını, bu duruma
katlanmalarını söylemek yerine, ırkçılığı sürdüren, vatandaşların haklarını
hiçe sayan kurumların hesap vermesini, gerekirse bunların ortadan
kaldırılmasını talep etmeliyiz.
Hem
bugünkü hem de altı yıl önce gerçekleşen protestolara rağmen, ırk temelli
fişleme pratiği devam ediyor. Bu pratik, köle avcılarından bugünün kolluk
kuvvetlerine dek uzanan bağı ortaya koyuyor. Örneğin, “2003-2024 yılları
arasında New York Emniyet Müdürlüğü memurlarınca durdurulan kişilerin yüzde 90’ı
siyahilerdi. New Yorklular içinde siyahilerin oranı yüzde 23, Latinlerin oranı
yüzde 29 olmasına rağmen tüm durdurma işlemlerinin yüzde 52’inde siyahiler,
yüzde 31’inde Latinler ana fail.”
ICE
ajanlarına, eğitim seviyeleri ne olursa olsun, kimin vatandaş olup olmadığını
belirleme talimatı vermek, ırksal önyargıya kapı aralıyor, zira bu tür varsayımlar,
genelde karar verme sürecini etkiliyor. Araştırmalar, “polise takdir yetkisi
veren yasal kuralların, ‘yargı yönetimi açısından mantıklı’ olsa bile, mevcut adalet
sistemimizde eşitsizlik hilafına işletilebileceğini” (Rushin & Edwards,
2021) öne sürüyor.
Aylar
önce siyahi göçmenlerin sıkış tepiş bindikleri köle gemilerindeki hallerini
ortaya koyan görüntüler dolaşıma sokuldu. Ancak üzücü gerçek şu ki bu gerçek,
beyaz insanlar bu çatışmanın içine çekilene, beyaz bir anne olan Renee Good bir
ICE ajanı tarafından öldürülene ve genç bir beyaz adam olan Kaden Rummler,
protestoculara ateş açan kolluk kuvvetlerince sol gözünden vurulup kör edilene dek
kimsenin umurunda olmadı.
Bugün
Amerika’da gördüklerimizle Nazilerin benimsediği politikalar arasında bazı kıyaslamalar
yapmak, akademik açıdan doğru olsa da, aynı kıyaslama, bu ülkedeki kolluk
kuvvetlerinin tarz ve üslubunu belirleme konusunda köle avcılarının oynadığı rol
tümüyle göz ardı edildiğinde, sorunlu bir hal alıyor.
Bazı
beyazlar, önyargıları ve faşizmi yerli bir sorun yerine dışarıdan ithal edilmiş
olgular olarak takdim etmek için beyhude yere çaba harcıyorlar. Bunu yaparak,
kendilerini marjinalleştirilmiş gruplara uygulanan kötü muameleden önemli
ölçüde uzaklaştırabiliyorlar. Ayrıca, devlet destekli şiddetin daha kolay kabul
edildiği, vatandaşların haklarının açıkça göz ardı edildiği bu noktaya nasıl
geldiğimizi düşünmek denilen o gerçek görevi üstlenmekten kaçıyorlar.
Misal,
“bu, benim bildiğim Amerika değil” deyip duranlar, farkında olmadan, siyahi
insanlara ve ırksal azınlıklara uygulanan adaletsizlikleri men edilecek
şeylermiş gibi görmediklerini itiraf ediyorlar. Oysa Amerika, ırkçılığın halen daha
devam ettiği bir ülke.
Siyahi
insanlar, durdurulup aranma, tutuklanma ve haksız yere mahkûm edilme olasılığı
en yüksek grup olmaya devam ediyor. Aynı zamanda, ten rengi farklı olan
göçmenlerin sınır dışı edilmeleri için yapılan baskınlara hedef olma, hücre
hapsinde tutulma ve mahkemelerde adil yargılanma hakkından mahrum bırakılma
olasılıkları daha yüksek.
Amerika’da
bir kişinin ten rengi, yaşadığı deneyimleri belirliyor. Birçok açıdan, bizi
buraya getiren şey, ırkçılığı inkâr eden tavırdır. Bu ülkede siyahi insanlara
uygulanan adaletsizlikleri kabul etmeye yanaşmayanlar, başkalarının da aynı
şekilde göz ardı edilmesinin yolunu açtılar.
Dr. Allison Wiltz
22
Ocak 2026
Kaynak
Kaynakça:
Alvord, K. (16 Ocak 2026). Kristi Noem says Americans should be prepared to
prove their citizenship as ICE ramps up raids. People.
Balkansky,
A. (1 Ekim 2019). Runaway! fugitive slave ads in newspapers: Headlines &
Heroes. The Library of Congress. LOC.
Breuninger,
K. (17 Ocak 2026). Labor Department accused of echoing Nazi slogan in Social
Media Post. CNBC.
Chacón,
J. (24 Eylül 2025). Whose common sense? some reflections on Noem v. Vazquez
Perdomo. Stanford Law School. Stanford.
Foy,
N., & Maney, S. (16 Ekim 2025). Immigration agents have held more than
170 Americans against their will, ProPublica finds. Propublica.
Hadden,
Sally E. Slave Patrols: Law and Violence in Virginia and the Carolinas.
Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2001.
Herchenroeder,
K. (16 Ocak 2026). Ice’s tear gas sent a 6-month-old to the hospital, the
latest in an alarming pattern. Motherjones.
How
the Supreme Court’s latest decision clears the way for racial profiling during
immigration raids. American Immigration Council. (9 Eylül 2025). AIC.
Karl
and Marie Cahn’s identification papers: Artefact. Musée
de l’Holocauste Montréal. (30 Aralık 2024). Muse.
Larose,
G. (5 Aralık 2025). Murrill: NOPD is breaking laws if it doesn’t ‘fully
cooperate’ with ICE, Border Patrol • Louisiana Illuminator. LI.
Levitz,
E. (14 Ocak 2026). The Trump administration can’t stop winking at white
nationalists. Vox.
Luck,
Patrick, 2023, “Louisiana Runaway Slave Advertisements Dataset, 1801–1820”, HD, Harvard Dataverse.
McVan,
M. (16 Ocak 2026). These are the arrests you’re not seeing • Minnesota
Reformer. MR.
Mubashir
Khalif Hussen, Mahamed Eydarus ve Javier Doe v. Kristi Noem in her official
capacity as Secretary of the U.S. Department of Homeland Security. (15 Ocak 2026).
PDF.
National
Archives and Records Administration. (n.d.). The Nuremberg Laws.
National Archives and Records Administration. Aotus.
Niedt,
B., & LeValley, D. (12 Ocak 2026). 10 worst things to keep in your
wallet. Kiplinger. Kiplinger.
Northup,
S., Coomber, S., & Barder, G. (2024). Twelve Years a slave. Sweet
Cherry Publishing.
Rannard,
G., & Webster, E. (12 Haziran 2020). Leopold II: Belgium “wakes up” to its
bloody colonial past. BBC.
Rushin,
S., & Edwards, G. (2021, March). An empirical assessment of pretextual
stops and racial … PDF.
Verite
News. (31 Ekim 2024). NOPD says data shows no racial disparities. we checked
it. Verite.
Vitali,
A., Hunt, K., & Thorp, F. (14 Aralık 2018). Trump referred to Haiti and
African nations as “Shithole” countries. Ali Vitali, Kasie Hunt ve Frank
Thorp V. NBC.
Dr.
Allison Wiltz, “Why Violence Against Black Americans Wasn’t Seen as Red Line”,
12 Ocak 2026, Medium.
Dr. Allison Wiltz, “How Popular Brands Capitalize on Slavery Loophole for Profit”, 12 Ocak 2025, Medium.










