“Afrika
halkının kahramanı Amílcar Cabral Portekizli sömürgeciler tarafından namertçe
katledildi.”
Teori
Silahı
Hem
Amílcar Cabral hem de Gassân Kenefâni, yirminci yüzyılın ikinci yarısına damga
vuran bağımsızlık hareketleri dalgasındaki ikinci kuşak sömürge karşıtı
liderler olarak kabul edilebilir.
Bu
makalede, özellikle ilk bağımsızlık hareketleri dalgasının liderlerinin, tabi
oldukları sınırların teorik analizine duyulan ihtiyaca yönelik temel kaygılarının
örtüştüğünü, ayrıca, toplumsal analizin, daha da özelde, sömürgecilikten
kurtuluş mücadelesinde sınıfsal analizin önemine dair anlayışlarında da bir
yakınlaşma olduğunu ortaya koyuyorum.
Aslında,
ilk bağımsızlık hareketleri dalgasının liderlerinin yeterli bir ideoloji
geliştirmediğini iddia ederken vurgulamak istedikleri şeylerden biri, bu
liderlerin kendi toplumlarının yapısını anlamakta başarısız olmalarıydı.
Bilhassa, sömürgecilikten ve yeni sömürgecilikten kurtuluşun sömürgeleştirilmiş
toplumların tüm üyelerinin çıkarına olmadığını, “halk” adı verilen muğlak bir
varlığa yapılan çağrıların ters tepebileceğini anlayamadılar. Aslında hem
Cabral hem de Kenefani, kendi toplumlarında sömürgecilikten fayda sağlayan, bu
nedenle, sömürgeciliğe karşı mücadeleyi desteklemelerinin beklenemeyeceği bazı
sınıfların bulunduğu gerçeğine dikkat çekti.
Cabral,
bağımsızlığını kazanmış bazı Afrika ülkelerinin yaşadığı başarısızlıkların ve
zorlukların kısmen net bir teorik yönelim eksikliğinden kaynaklandığını söylüyordu:
“Kurtuluş hareketlerindeki
ideolojik eksiklik, hatta ideolojinin tamamen yokluğu ki bu, esasen söz konusu hareketlerin
dönüştürmeyi hedeflediği tarihsel gerçekliğe dönük cehaletle açıklanabilir,
emperyalizme karşı mücadelemizin en büyük zayıflıklarından birini, hatta belki
de en büyüğünü teşkil etmektedir”
[Cabral 1979 [1966], s. 122]
Elbette,
Cabral’ın, bağımsızlık hareketlerinin ilk dalgasındaki ideolojik eksikliğin,
Gana gibi Afrika ülkelerinin yaşadığı başarısızlıkların ve zorlukların birincil
veya tek açıklaması olduğunu iddia etmediğini vurgulamak gerekiyor. Cabral, bu
zorluklara ve başarısızlıklara katkıda bulunan, dünya genelinde belirleyici
olan, yapısal unsurların bilincindeydi. Aslında, ilk dalganın liderleri,
sömürgecilerin ve yeni sömürgecilerin sürekli saldırılarıyla yüzleştiler. Hem
Cabral hem de Kenefani, saldırılara maruz kaldı. İlki 1973’te, ikincisi 1972’de
suikast sonucu öldürüldü. Bununla birlikte, Cabral, ideolojik-teorik düzeyde,
komprador burjuvazinin oluşumu da dâhil olmak üzere, bu küresel yapısal
unsurların ve etkilerinin, ilk bağımsızlık hareketleri dalgasının liderliğince
yeterince kavranmadığını, bu teorik eksikliğin, bu hareketlerin yaşadığı
başarısızlıkların bir sebebi olduğunu belirtiyor.
Bu
teşhis, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) tarafından da dillendirildi. Kenefâni,
FHKC’nin teorik söylemine şekil vermede önemli bir isim haline geldi. 1967
yenilgisinin ardından örgüt, Mısır ve Suriye’deki ilerici projelerin küçük
burjuvazinin elinde olduğunu savundu. Kenefâni, onları “küçük askeri burjuva
hükümetleri” olarak tanımladı ve bağımsızlık uğruna başarılı bir savaş yürütmek
için yeterli bir strateji formüle etmelerini engelleyen teorik bir zayıflıktan
muzdarip olduklarını dile getirdi (Kanafani 2024 [1970a], s. 198). Bunun
nedeni, bir yandan İsrail ve Batılı destekçileri, diğer yandan Filistinliler ve
müttefik Arap devletleri arasında kalkınma düzleminde varolan o büyük uçurumun,
geleneksel bir savaşı kazanma şansını ortadan kaldırdığını anlamadan,
geleneksel bir savaş yürütmeyi hedeflemeleriydi (üstelik geleneksel savaş,
siyasi konumlarını koruyabilecekleri tek yoldu) (PFLP 2017 [1969], s. 96).
Dolayısıyla, alternatif bir strateji benimsemeleri gerekiyordu: yüzlerini Vietnam’ı
örnek alan, buna bağlı olarak, Maoist modeli takip eden gerilla savaşına
çevirdiler (FHKC 2017 [1969], s. 99; Kanafani 2024 [1971], s. 171-173). Bu
Maocu etki, Gine ve Yeşil Burun’un Bağımsızlığı İçin Afrika Partisi’nin (PAIGC)
askeri stratejisine de yansıdı (Tomás 2021, s. 110).
Hem
Cabral hem de Kenefâni, sömürgeleştirilmiş toplumların sınıflara ayrışmışlığını
temel alan toplumsal analizin, kurtuluş mücadelelerinin tarihini nasıl
açıklayabileceğiyle ilgileniyorlardı. Başarıları ve başarısızlıkları, bu
hareketlerin liderliğinin sınıfsal konumu ve savaşçıların büyük çoğunluğunu
oluşturan halkın sınıfsal konumu düzleminde ele alınacaktı. Kenefâni ve Cabral
arasındaki temel karşılaştırma noktası, her ikisinin de bağımsızlığın ilk
dalgasından sorumlu siyasi hareketlerin güçlü ve zayıf yönlerinin analizini yapmak
için tarihsel materyalizmden yararlanmalarıdır. Her iki isim de kendi
toplumlarını ve sömürgeciliğin kendi toplumları üzerindeki etkisini sınıfsal
ayrışma açısından analiz etmek için tarihsel materyalizmden yararlandı.
Aslında,
yakınlaşmaları göz önüne alındığında, Cabral’ın Kenefâni’yi etkilediğini
söylemek mümkün. Kenefâni, Cabral’ın adını açıktan zikretmez ama onun
eserlerinin altmışlarda Beyrut’ta dolaşımda olduğunu biliyoruz (Traboulsi 2022,
s. 274). Dahası, Cabral’ın çalışmaları, Kenefâni’nin içinde bulunduğu Afrika-Asya
Yazarlar Birliği gibi uluslararası çevrelerde de biliniyordu. Dolayısıyla,
Cabral’ın Kenefâni’yi etkilediğine dair kimi işaretler mevcut. Nitekim, aşağıda
göstereceğim gibi, Kenefâni’nin teorik yazılarında sunulan kimi toplumsal
analizler, Cabral’ın Ocak 1966’da Havana’da düzenlenen Üç Kıta Konferansı’nın
ilk toplantısında yaptığı ünlü konuşmasında sunduğu toplumsal analizlerle
tamamen örtüşüyor gibi görünüyor.
Afrika-Arap
Dayanışmasının Politik İçeriği
Hem
Cabral hem de Kenefâni, Afrika-Arap dayanışmasının yoğunlaştığı bir dönemde faaliyet
yürüttü. Bu dayanışma, nihayetinde altmışların sonlarında ve yetmişlerin
başlarında Afrika’nın İsrail ile savaşan Arap devletlerine yönelik desteğin
yanı sıra Arapların da Afrika’daki kurtuluş mücadelelerine yönelik desteğinin
artmasına yol açtı (El Tayyeb 1985).
Cabral,
hem Afrika hem de üç kıtayı kapsayan dayanışma hareketlerinden yana olan bir
devrimciydi. Ancak Cabral’a göre, bu tür hareketler ırk temelli olamazdı, çünkü
Cabral’ın görüşüne göre, ırksal tekdüzelik siyasi anlaşmayı güvence altına
almazdı. Ayrıca, söz konusu halkların tarihsel olarak sömürgeciliğe maruz
kalmış olmaları da tek başına yeterli değildi. Çünkü belirli bir halkın
sömürgeciliğe maruz kalmış olması, belirli bir siyasi tepkiyi
benimseyeceklerini garanti etmiyordu. Dahası, böyle bir birlik, kültürel
tekdüzelik veya akrabalık varsayımına dayanamazdı. Bunun iki nedeni vardı:
1.
Tümüyle Afrika açısından baksak bile ortada “muhtelif Afrika kültürleri” vardır
(Cabral 1979 [1970], s. 149).
2.
Belirli bir toplum içinde bile kültür bir “sınıfsal karakter”e sahiptir (Cabral
1979 [1970], s. 144).[1]
Kültürün
sınıfsal niteliği, kültürün sömürgeciliğe vereceği cevapta belirleyiciydi. Kenefâni
de aynı görüşü savunuyordu (Kanafani 2024 [1970b], s. 147).
Cabral
ve Kenefâni’ye göre, söz konusu birlik, sömürgeciliğe ve yeni sömürgeciliğe
karşı verilen belirli bir siyasi tepkiyi temel almalıydı. Zaten tarih de bu şekilde
ilerledi. Örneğin, altmışlı yıllarda Afrika kıtasında temel ayrılıklar, ırksal
farklılıktan ziyade siyasi anlaşmazlıklar düzeyindeydi. Emperyalizme karşı daha
güçlü ve uzlaşmacı olmayan bir yaklaşımı savunan Kazablanka Bloğu’ndaki ülkeler
arasında Fas, Mısır, Gine, Mali, Cezayir ve Gana bulunuyordu. Liberya’nın
başkentinden adını alan Monrovia Bloğu’nu oluşturan ülkeler ise Tunus, Libya,
Sudan, Liberya, Fildişi Sahili, Senegal, Kamerun ve Nijerya idi. Dolayısıyla,
ayrışma, ırk, kültür veya dil değil, siyaset temelliydi (Sharawy 1984, s. 42).
Cabral’a
göre, inşa edilmeye değer tek birlik, “emperyalizm var olduğu sürece, bağımsız
bir Afrika devleti muktedir bir kurtuluş hareketi olmalıdır, aksi takdirde, o
devlet bağımsız olmayacaktır” (Cabral 1979 [1972], s. 116) diyen diğer kurtuluş
hareketleriyle kurulan birliktir. Muktedir bir kurtuluş hareketi olmak, hayati
çıkarı emperyalizmin karşısına çıkartılacak engelde olan sınıfların, yani
köylülerin ve işçilerin çıkarları doğrultusunda sistematik olarak hareket
ederek bir kurtuluş hareketinin bağımsızlığını koruyabileceğini kabul etmeyi
gerektirir.
Bu,
Kenefâni’nin “milliyetçilikteki teslimiyetin yardımcı unsuru olarak sınıfsal
teslimiyet”ten bahsederken kastettiği şeydi (Kanafani 2024 [1970b], s. 146).
Dolayısıyla, Afrika-Arap birliği tahayyül edilebilir olsa da bu birlik, sömürgecilik
ve yeni sömürgecilik sorununun çözümü konusunda varılacak siyasi anlaşmanın
temelinin net bir şekilde idrak edilmesine ihtiyaç duyuyordu. Bu nokta,
örneğin, çeşitli Arap ve Afrika devletlerinin Gazze’de yaşanan soykırıma karşı
tutumunu anlamak için önemlidir. Cabral ve Kenefâni’nin sunduğu analiz
açısından bakıldığında, bazı Arap devletlerini “akrabalarına” ihanet etmekle
suçlamak mantıklı değildir. Bu ahlakçı dil, bu devletlere hâkim olan sınıf
çıkarları ile Filistin meselesindeki tutumları arasındaki ilişkiyi gizler.
Aslında, şaşırtıcı ve açıklanması gereken şey, bazı Arap devletlerindeki
yönetici sınıfların kendi çıkarlarını koruyan küresel düzene karşı mücadeleyi
desteklemesidir. Hatta, böyle bir durum yaşanırsa, etnik-kültürel akrabalığın
sınıf çıkarlarının önüne geçtiği ve Cabral ile Kenefâni’nin yanıldığının
kanıtlandığı görülür.
Cabral’ın
Filistin’le İlgili Görüşleri
Cabral’ın
Filistin konusundaki duruşu Arap dünyasında iyi biliniyordu. Kenefâni’nin onu
Filistin hakkındaki açıklamaları aracılığıyla tanımış olması şaşırtıcı olmazdı.
Cabral, Filistin’in bağımsızlık mücadelesini açıkça destekliyordu, bu amaca
ulaşmak için bazı şiddet biçimlerinin kullanılmasının haklı olduğunu
savunuyordu. Cabral’ın ifadesiyle:
“Biz, emperyalizmin
manevralarıyla kandırılıp kendi vatanlarından sürülen Filistinli mültecilerin,
şehit düşmüş Filistinli mültecilerin yanındayız. Filistinli mültecilerden
yanayız, Filistinlilerin ülkelerini özgürleştirmek için yaptıkları her şeyi
gönülden destekliyoruz. Ayrıca, Filistin halkının onurunu, bağımsızlığını ve
yaşama hakkını yeniden kazanmasına yardımcı olmak için genel manada tüm Arap ve
Afrika ülkelerini bütünüyle destekliyoruz.”
[Cabral 1969 [1965], s. 82]
Cabral,
İsrail’in küresel emperyalist düzende kilit bir rol oynadığını, amacının, Arap
bölgesinde ve daha genel olarak Afrika kıtasında her türlü özgürleştirici
gelişmeyi hedef alan bir silah olarak işlev görmek suretiyle, ABD’nin emirlerini
uygulamak olduğunu net bir biçimde idrak etmiş bir isimdi:
“Temel ilkemiz, haklı
davaların savunulmasıdır. [...] Bu temelde, emperyalist devletlerin
Ortadoğu'daki egemenliklerini sürdürmek için kurdukları İsrail’in yapay
olduğuna, dünyanın bu çok önemli bölgesinde sorunlar yaratmayı amaçladığına
inanıyoruz. Bizim görüşümüz şudur: Yahudi dinini takip eden Yahudi halkının
dünyanın farklı ülkelerinde yaşama hakkı vardır, zaten gayet iyi bir hayat
sürmüşlerdir. Nazilerin Yahudi halkına yaptıklarından, Hitler ve yandaşlarının
son dünya savaşı sırasında yaklaşık altı milyon insanı yok etmesinden derin
üzüntü duyuyoruz. Ancak bunun onlara Arap ulusunun bir bölümünü işgal etme
hakkı vermediğini de düşünüyoruz. Filistin halkının topraklarına sahip olma
hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, Arap halklarının, Arap ulusunun
Filistinli Arapların vatanını geri kazanmak için aldığı tüm önlemlerin haklı
olduğunu düşünüyoruz.
Dünya barışını tehlikeye
atan bu çatışmada, Arap halklarının tamamen yanındayız ve koşulsuz olarak
onları destekliyoruz. Savaş istemiyoruz; ancak biz, Arap halklarının Filistin’de
özgürlüklerine kavuşmalarını, Arap ulusunun İsrail'in oluşturduğu emperyalist
rahatsızlıktan ve hâkimiyetten kurtulmasını istiyoruz.”
[Cabral 1968, s.125, aktaran: George nd, s. 22]
Cabral’ın
yürüttüğü tartışmada dikkat edilmesi gereken birkaç husus var.
1.
Cabral, “Filistin’in davası, sömürgeciliğin engelleriyle yüzleşmeden, bir
halkın kendi kaderini tayin etmesi, yani sömürgeleştirilmiş bir halkın kendi
tarihini kolektif olarak yazma hakkı üzerinden ele alınmalıdır” diyor. Fayiz
Sayeg’in de işaret ettiği biçimiyle (Sayegh 1970) bu dönemde İsrail’in yirminci
yüzyılın ortalarında, sömürgeciliğin sona ermek üzere olduğu bir dönemde
kurulmuş olması gerçeği karşısında birçok kişi kafa karışıklığı yaşarken Cabral
gayet net bir tutum sergiliyor.
2.
Cabral, Filistinliler ve müttefik halklar tarafından sömürge durumunun
üstesinden gelmek için alınan tüm önlemlerin haklı olduğunu söylüyor. Cabral, “Arap
halkının aldığı tüm önlemler meşrudur” dese de, o aslında her türden önlemi
meşru görüyor değil. Burada daha çok, Filistin direnişinin gerçekleştirdiği
şiddet içeren komando operasyonları da dâhil olmak üzere, şimdiye dek (1968’deki
konuşmasına dek) alınan önlemlerin haklı ve meşru olduğunu söylüyor. Cabral’ın
kendisi de, kurtuluş savaşlarında bile uyulması gereken normlar olduğuna
inanıyordu. Bu, Gine-Bissau’daki Portekizli savaş esirlerine karşı tutumunda
açıkça görülmektedir (Cabral 1969 [1968], s. 127-130).
Bununla
birlikte, Cabral’a göre, sömürge durumunun üstesinden gelmek için belirli
şiddet biçimlerinin kullanılması meşrudur. Cabral, bu iddiasını detaylandırmaz,
ancak bağlama dikkat ederek, onun gerekçesini biz oluşturabiliriz. İlk olarak,
Cabral, genelde acı çekmeyi ve şiddeti ya da sırf uygulamış olmak için
uygulanan şiddeti desteklemez. Bununla birlikte, sistematik şiddetin kesintisiz
olduğu bir sömürge durumunda, statükoyu alt üst etmek ve daha az şiddet içeren
bir sosyo-politik varoluş biçimi yaratmak için yoğunlaştırılmış (hatta
gösterişli) şiddetin sıklıkla gerekli olduğu savunur. Nitekim, Cezayir’in
tarihsel deneyimi, altmışlara gelindiğinde birçok sömürge karşıtı aydın ve
lidere bunu öğretmişti (Young 2001, s. 293-307).
Cabral,
birinin bir şeye hakkı olduğunu iddia ederken, o şeyi elde etmesini sağlayacak
tek araca sahip olma hakkını inkâr etmenin tutarsız olduğunu söylüyordu.[2] Dahası,
şiddetin gerekçelendirilmesi, sömürge sonrası durumda ortaya çıkacak bir ütopya
vaadine dayanmaz. Aksine, gerekçelendirme, sömürge durumunda sömürgeleştirilen
tarafın şiddet ve şiddet tehdidinin, sömürgeciyi taviz vermeye zorlayarak
sistematik sömürge şiddetini ve mülksüzleştirmeyi çoğu zaman hemen
hafifletebileceği gerçeğini temel alır.
Dahası,
Cabral ve Üç Kıta’da yer alan diğer aydınlar, şiddet içermeyen bağımsızlık
hareketlerinin bazı yerlerde (örneğin Gana ve Hindistan’da) kazanımlar elde
edebildiğinin farkındaydılar. Ancak sivil itaatsizliğin bir araç olarak
yeterliliği, sömürgecinin tepkisine ve sömürgedeki mevcut yasal yapılara
bağlıydı. Örneğin, Filistinli seçkinlerin İngiliz Mandası yetkililerine sundukları
dilekçelerin tekrar tekrar reddedilmesi, Filistin liderliğinin bazı
unsurlarının, mevcut halleri dâhilinde “şiddet olmadan siyasetin işe yaramadığını”
(Hughes 2019, s. 96) fark etmelerine yol açtı. Daha da genelde, işgalci veya zalim
bir gücün, direniş gücünün şiddet içermeyen fraksiyonuyla (ki bu fraksiyon,
şiddet içeren unsurları da içerir) müzakere etmeyi seçmesi gerçeğini, söz
konusu şiddet içermeyen fraksiyonun, durumu alt üst etmeye çalışan diğer şiddet
içeren unsurlar veya fraksiyonlar olmasaydı, işgalci veya baskıcı gücü müzakere
masasına getirmeyi başaracağı iddiasıyla karıştırmamak gerekir. Dahası, belirli
bir kurtuluş hareketinde şiddet yanlısı gruplar olmasa bile, bir toplumdaki
sömürgeci devlet tepki verirken, onun başka yerlerdeki şiddet içeren
bağımsızlık hareketlerinin varlığından haberdar olmadığını düşünmek saflık
olurdu. Örneğin, Hindistan’ın bağımsızlığı, sadece Gandi’nin şiddet içermeyen
hareketinin sonucu değil, aynı zamanda alt kıtada meydana gelen, şiddet içeren
ayaklanmaların yanı sıra İkinci Dünya Savaşı ve 1916’da İrlanda’daki Paskalya
Ayaklanması ile başlayan İngiliz İmparatorluğu genelindeki bir dizi şiddet
içeren ayaklanmanın da yarattığı baskının bir ürünü olarak görülmelidir
(Losurdo 2015, s. 106-107). Elimizde ikna edici bir argüman olmadan, tüm bu
faktörler üzerinden, Gandi’nin şiddet içermeyen hareketinin Hindistan’ın
bağımsızlığını kazanmak için yeterli olduğu varsayımında bulunamayız.
Sınıfın
Prizması: Birlik ve Parçalanma
Hem
Kenefâni hem de Cabral, sömürgeciliğe karşı direnişin tarihsel seyrini sınıfsal
analiz üzerinden anlamak gerektiğine vurgu yapıyordu. Bu vurgunun kanıtı, Kenefâni’nin
1936 İsyanı üzerine yaptığı çalışma ve Cabral’ın Gine-Bissau ve Yeşil Burun
Adaları’nın toplumsal yapısı üzerine yaptığı analizdi. Kenefâni, 1936 İsyanı’nı
önceleyen 1929 ve 1933 ayaklanmalarındaki savaşçıların büyük çoğunluğunun,
silah ve mühimmat satın almak için topraklarını büyük Arap toprak sahiplerine
satmak zorunda kalan küçük topraklara sahip köylüler olduğunu söylüyordu. Kenefâni’nin
aktarımına göre, kimi durumlarda büyük Arap toprak sahipleri de topraklarını
Yahudi yerleşimcilere satmıştı (Kanafani 2014 [1972], s. 34). Böylece Kenefâni,
Filistin’deki bazı sınıfların, küçük köylülerin çıkarlarıyla ve sömürgecilikten
kurtuluş mücadeleleriyle çelişen çıkarlara sahip olma biçimini inceledi.
Dahası, Kenefâni, 1936 İsyanı sırasında, Filistin’deki geleneksel seçkinlerden (şehirli
bir tabana sahip büyük toprak sahipleri ve tüccar ailelerinden) oluşan lider kadrosunun
Şam’da sürgündeyken faaliyet yürütmesinin, “toplumsal kökenleri yoksul
köylülükte bulunan yerel liderliğin rolünün önceki döneme göre daha büyük
olduğu ve bu yerel liderliğin köylülükle yakından bağlantılı olduğu” anlamına
geldiğini ortaya koyuyordu (Kanafani 2014 [1972], s. 92-93).
Bu,
önemli bir husus, zira Kenefâni, “Filistin mücadelesinin tüm tarihinde, halkın
silahlı devriminin 1937 sonu ile 1939 başı arasındaki aylarda başarıya hiç bu
kadar yakın olmadığını” savunuyordu (Kanafani 2014 [1972], s. 93).[3] Bu,
oldukça radikal bir iddiaydı: Kenefâni, liderliğin küçük toprak sahibi
köylülerden veya küçük burjuvazinin devrimci kesimini oluşturan eğitimli
çocuklarından seçildiği vakit, kırdan kenti kuşatma amacını güden Maoist halk
savaşı olarak yürütülecek silahlı mücadelenin başarılı olma şansının yüksek
olduğunu söylüyordu.[4]
Kenefâni’nin
analizi dikkat çekicidir, çünkü aynı dönemde Marksist olmayan kimi Arap
düşünürlerinin aksine, (misal, başarısızlığı Allah’tan uzaklaşmada arayan
İslamcılarda görülen türden) ahlak temelli analize takılıp kalmadı, bunun
yerine, yerel liderliğin köylüleri harekete geçirme yeteneğini toplumsal
kökenleri bağlamında izah etti. İsyan, İngilizlerin son derece acımasız ve
etkili bir karşı isyan kampanyası yürütmesi ve yoksul köylü kökenli yerel
liderliğin, geleneksel Filistin elitinden oluşan sürgündeki liderlikle olan
örgütsel bağlarından tamamen kurtulamaması nedeniyle başarısız oldu. Dahası, İngilizlerle
koordineli hareket eden Arap monarşileri, isyanı sistematik olarak baltaladılar
(Kanafani 2014 [1972], s. 88), bu rolü altmışları kapsayan o kritik dönemden
(Kanafani 2024 [1970c], s. 247–259) bugüne dek oynamaya devam ettiler.
Kenefâni’ye
göre, 1936 İsyanı’nın başarı ve başarısızlıklarının nedenleri salt akademik
düzeyde analiz edilemezdi. Bu analiz, mevcut duruma dair bir görüşe kavuşmamızı
sağlıyordu. Bu nedenle, Kenefâni’nin Corç Habaş ve Besil Kubeysi ile birlikte
taslağını hazırlamasına yardımcı olduğu Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin
Filistin’in Kurtuluşu için Strateji (Barakat 2024) isimli çalışmasında, “Arap
gericiliği” olarak adlandırılan güçlere önemli bir yer ayrılmıştı:
“Vatanımızda emperyalizmin
nüfuzunu ortadan kaldırmak için kitleler tarafından yürütülen gerçek kurtuluş
mücadelesinde, Arap gericiliği, kendi çıkarlarının yanında yer almaktan başka
bir şey yapamaz. Bu çıkarların devamlılığı, emperyalizmin varlığına bağlıdır,
dolayısıyla, Arap gericiliği, kitlelerin safında yer alamaz”
[PFLP 2017 [1969], s. 36]
Cabral
gibi, FHKC de Arap coğrafyasında, sınıfsal analizin Arap toplumlarını anlamak
için uygun olduğu fikrine yönelik muhalefetle yüzleşti. Kenefâni’nin önde gelen
aydınlarından biri olarak önemli bir rol üstlendiği FHKC, merkez emperyalist
ülkelerdeki klasik sınıfsal analizin, Arap toplumlarına uygulanmasını doğru
bulmuyor, ama bir yandan da Arap toplumlarında, bilhassa Filistin toplumunda
açık sınıfsal ayrışmanın mevcut olduğu gerçeğine inşaret ediyordu. Bu ayrışmanın
kanıtı, “savaşçıların ezici çoğunluğunun işçi ve köylü çocukları olması”ydı
(PFLP 2017 [1969], s. 45).
FHKC’ye
göre bu sınıflar, “Filistin halkının çoğunluğunu oluşturmakta, tüm kampları,
köyleri ve yoksul kent bölgelerini fiziksel olarak doldurmaktadır” (PFLP 2017
[1969], s. 47). Kenefâni, Arap Milliyetçi Hareketi’nin (AMH) ilerici Arap
milliyetçiliğinden FHKC’nin Maoizmden etkilenmiş Marksizm-Leninizme uzanan
yolculuğunu anlatırken, deneyim ve tarih bilincinin kendilerine “emperyalizme
karşı savaşı, belirli sınıflara güvenmedikçe kazanamayacaklarını, emperyalizme
karşı sadece onurları için değil, geçim kaynakları için de savaşan sınıflara
güvenmeleri gerektiğini” öğrettiğini dile getiriyordu (Kanafani 2024 [1972], s.
28).
Kenefâni’nin
1936 İsyanı’na ilişkin sınıfsal analizi, her daim mevcut duruma dair politik
bir değerlendirmede bulunma ihtiyacı ile ilgiliydi. Ramallah’taki Filistin
Yönetimi’nin Gazze’de devam eden soykırıma karşı aldığı konum için de benzer
bir analiz yapılabilir. Nitekim, tıpkı kampların yetiştirdiği çocukların, otuzlar
ve altmışlardaki Filistin isyanının yükünü taşımasında olduğu gibi, bugün de
Gazze ve Cenin’deki kampların çocukları aynı şeyi yapmaya devam ediyorlar.
Kenefâni
gibi Cabral da, yeterli sınıfsal analizindeki eksikliğin, bağımsızlık
hareketlerinin ilk nesil liderlerinin yaşadığı yenilgileri açıkladığını iddia
etti. Örneğin, Cabral, Kvame Nkruma’ya yönelik övgüsünde Nkruma’nın Afrika’nın
bağımsızlığının bir simgesi olarak sahip olduğu öneme vurgu yapar, bir yandan
da “Nkruma’nın kişiliğine, cesaretine ve olumlu eylemlerine rağmen Gana’da
ihanetin başarısını mümkün kılan ekonomik ve siyasi faktörler nelerdi?”
sorusunu soruyordu (Cabral 1979 [1972], s. 116). Daha da özelde, Cabral, şu soruyu
sormamız gerektiğini ısrarla dile getiriyordu:
“Gana’da ihanetin elde
ettiği başarı, sınıf mücadelesi, toplumsal yapıdaki çelişkiler, parti ve
silahlı kuvvetler de dâhil olmak üzere, diğer kurumların yeni bağımsız bir
devlet çerçevesindeki rolü gibi sorularla ne ölçüde bağlantılıydı? Gana’da ihanetin
elde ettiği başarı, o tarihsel varlığın, o tarihin ustasının, yani halkın doğru
tanımıyla ve bağımsızlıkla birlikte elde ettiği kazanımları savunmak için ortaya
koyduğu gündelik eylemleriyle ne ölçüde bağlantılıydı?
[Cabral 1979 [1972], 116]
Cabral’ın,
1936 İsyanı ile ilgili olarak Kenefâni’nin sorduğu aynı soruyu, yani halkın
tamamının sömürgeciliğe karşı mücadeleye dâhil olmasının gerçekten mantıklı
olup olmadığı ve sömürgeleştirilmiş bir toplumdaki tüm sınıfların sömürge
durumunun sona ermesinde bir çıkarı olup olmadığı sorusunu esasen sorduğu açık.
Cabral, muhtemelen Nkruma’nın Afrika toplumlarında sınıfların varlığını ve
sınıf analizinin Afrika toplumları için önemini reddeden bir toplumsal ve politik
teori olarak Afrika Sosyalizmi ile olan flörtüne atıfta bulunuyor (El Nabolsy
2023). Nkruma, kendisini deviren darbeden sonra Afrika Sosyalizmini eleştirmişti
(Nkrumah 1967).
Cabral,
Kenefâni gibi, yeterli toplumsal analizin eksikliğinin kurtuluş hareketleri
için bir engel teşkil ettiğini söylüyordu. Dahası, Cabral, Kenefâni gibi,
kurtuluş güçlerini köylülük, işçiler ve Cabral’ın “devrimci kesim” olarak
adlandırdığı küçük burjuvazinin, yani Cabral’ın kendisi gibi ilerici aydınların
oluşturduğu bir ittifak olarak tanımlıyordu (Cabral 1979 [1966], s. 135).
Cabral için küçük burjuvazi, mühendisler, avukatlar, doktorlar, öğretmenler vs’yi
ifade ediyordu. Ancak Cabral, bu küçük burjuvazinin kurtuluş projesinin
karşısında konum alabileceğinin de farkındaydı. Çünkü Cabral’a göre, devlet iktidarı,
nihayetinde egemen sınıfın ekonomik gücüne dayanıyordu. Küçük burjuvazi,
ekonomik güçten yoksun olduğu sürece asla egemen sınıf haline gelemezdi (ancak
yönetici sınıf olabilirdi).
Cabral’ın
da belirttiği gibi:
“Tarih, küçük burjuvaziden
gelen bireylerin bir devrim sürecinde oynadığı (çoğu zaman önemli) role rağmen,
bu sınıfın hiçbir zaman siyasi güce sahip olmadığını ortaya koymaktadır. Bu sınıf
asla siyasi iktidara sahip olamazdı, çünkü siyasi iktidar (devlet), egemen
sınıfın ekonomik kapasitesini temel almaktadır.”
[Cabral 1979 [1966], s. 136]
Öyleyse,
küçük burjuvazi, sömürge karşıtı devrime önderlik edebilir. Gelgelelim, egemen
sınıf haline gelemezse akıbeti nic’olur? Bu soruyu cevaplamak için öncelikle şu
soruyu cevaplamamız gerekmektedir: Sömürge ve yeni sömürge durumunda, siyasi iktidarın
temelinde yer alan türden ekonomik güce kim sahiptir veya sahip olabilir?
Cabral’a göre cevap, ekonomik gücün “iki varlığın elinde tutulmasıdır:
emperyalist sermaye ve yerli işçi [ve köylü] sınıfları” (Cabral 1979 [1966], s.
136). Sonuç olarak, küçük burjuvazinin bu iki varlıktan birinin yanında yer
almaktan başka seçeneği yoktur. Cabral’a göre, küçük burjuvazi, ya köylülük ve
işçiler lehine devlet iktidarından vazgeçerek “sınıf olarak intihar etmeyi”
(Cabral 1979 [1966], s. 136) seçebilir ya da “emperyalist sermaye” ile ittifak
kurmayı seçebilir.
Özellikle
dikkat çekici olan, Cabral’ın bu seçimin ahlaki terimler dışında ifade
edilemeyeceğini düşünmesidir. Kendisinin de belirttiği gibi, “eğer ulusal
kurtuluş esasen siyasi bir soru ise, gelişmesinin koşulları ona ahlak alanına
ait belirli özellikler kazandırır” (Cabral 1979 [1966], s. 136). Bir anlamda,
Cabral’ın öz çıkara başvurmanın, küçük burjuvazinin emperyalizmin ajanlarına
dönüşmemesini sağlamak için yeterli olmadığını kabul ettiğini söyleyebiliriz.[5]
Dolayısıyla, Cabral, genel olarak ahlaki açıklamalardan çekinirken, temel
düzeyde kurtuluş mücadelesi durumunda temel ahlaki sorulardan kaçış olmadığını
kabul etmektedir.
Şurası
açık ki esasında Cabral, bağımsızlığın ardından birçok kurtuluş hareketinin yüzleştiği
kararı ele alıyordu. Dahası, Filistin’deki küçük burjuvazinin karşı karşıya
kaldığı ve kalmaya devam ettiği durumu da tanımlıyordu. Kenefâni ve FHKC de,
İsrail’e karşı işçi ve köylü ittifakına önderlik eden kesimin küçük
burjuvazinin bir bölümü olmasından kaynaklanan sorunlar üzerinde durmuştu.
Nitekim, Kenefâni ve FHKC’nin sunduğu analiz, Cabral’ın üç yıl önce Havana’da dile
getirdiği analizle neredeyse aynıdır:
“[...] Filistin ulusal
hareketinin başında küçük burjuvazinin bulunmasının nedeni, ulusal kurtuluş
aşamalarında bu sınıfın, sayısal olarak nispeten büyük olmasının yanı sıra,
sınıfsal koşulları gereği bilgi ve güce sahip olması, devrimin sınıflarından
biri olmasıdır. Dolayısıyla, işçi sınıfının siyasi bilinç ve örgütlenme
açısından koşullarının yeterince gelişmediği bir durumda, İsrail’e,
emperyalizme ve Arap gericiliğine karşı çıkan sınıflar ittifakının başında
küçük burjuvazinin olması gayet doğaldır”.
[PFLP 2017 [1969], s. 54]
Cabral
ayrıca, ulusal hareketin en azından başlangıçta, küçük burjuvazi tarafından
yönetilmesi gerektiğini dile getirir. Zira, sömürge koşullarını sona erdirmekte
çıkarı olan, “kitlelerden daha yüksek yaşam standardına sahip olan, daha sık
aşağılanan, daha yüksek eğitim düzeyi ve siyasi kültür üzerinden mevcut durumun
niteliğini kavrayabilen tek sınıf, bu sınıftır (Cabral 1979 [1966], s. 135).
Cabral’a göre, köylülük, “mücadelede en büyük çıkara sahip” toplumsal gruptur,
ancak o, bu gerçeği kendi başına kavrayamaz (Cabral 1969 [1964], s. 60).
Kenefâni
de aynı şekilde, İsrail devletinin kuruluşundan önce Filistin’deki isyanlar
tarihinde aydınların oynadığı önemli role değinir (Kanafani 2014 [1972], s.
48). Ancak, Cabral’ın belirttiği, Kenefâni ile FHKC’nin de bilincinde olduğu üzere,
küçük burjuvazi kararsız bir müttefiktir. Bu nedenle, hepsi de bu sınıfın
liderliğine boyun eğmeme konusunda uyarıda bulundu (PFLP 2017 [1969], s.
53-55).
Kenefâni’ye
göre, liderliğin bu sınıfa veya komprador burjuvaziye teslim edilmesi,
milliyetçi projenin tamamının tasfiyesini gerektirir:
“Devrimci teori, sınıfın
teslimiyetinin Arap milliyetçilerinin teslimiyetinin yardımcı unsuru olduğunu,
milliyetçilerin teslimiyetinin sınıfın teslimiyetini dayatmak için koşullar sunduğunu
söylediğinde, örgüt, işçi ve köylüye öncelik vermekten kaçınamaz.”
[Kanafani 2024 [1970b], s. 146]
Cabral
ve Kenefâni’nin küçük burjuvazinin karşı karşıya kaldığı tercihe ilişkin
açıklamaları, Filistin’in geleceğini önceden gören açıklamalardır. Bir yanda
elinizde, Kenefâni ve Habaş gibi sınıf intiharını seçmiş küçük burjuva üyeler
var. Diğer yanda ise Filistin Yönetimi’nde çalışan lider ve görevli kimlikleriyle
İsrail işgalinin vekil gücü olarak çalışan, dolaylı yoldan “emperyalist sermaye”nin
ajanları olarak hizmet etmeyi seçmiş küçük burjuva üyeler var (Ajl 2024).
Bu
bağlamda, Cabral ve Kenefâni’nin yazıları, yalnızca altmışlardaki Üç Kıta
Marksizminin gelişimini değil, aynı zamanda günümüzü anlamak için de önemli.
Afrika-Arap dayanışması gerçekten mümkün, ancak bu dayanışma, ırkçı emperyalist
uluslararası düzen tarafından hep brlikte mağdur edilmekten dem vurmanın ötesine
geçmeli, açık bir politik ve toplumal temele sahip olabilmelidir.
Ziyad Nabulsi
Kaynak
Dipnotlar:
[1] Bu husus şu çalışmada daha da detaylı bir biçimde ele alınıyor: El Nabolsy ve
Ltifi 2021).
[2]
Buradaki riskler ve bu ilkenin savunulması ile ilgili olarak bkz.: Honderich
2007.
[3]
Arapça olan özgün metnin çevirisi yazara ait.
[4]
Esasında Filistin’de, taşranın kontrolü üzerinden kentlerin kuşatılması
ihtimali ve sömürge halkının sayısal üstünlüğü elde ettiği gerçeğini temel alan
Çin ve Vietnam devrimleriyle bağlantılı askeri metinlerdeki gerilla savaşı
teorilerine uygun ortam yalnızca bu dönemde oluştu. Kenefâni’nin tespitiyle,
1948 sonrası bu koşullar mevcut değildi, tek başına Filistin’in İsrail’le
mücadelesine değil de Arapların İsrail’le mücadelesine odaklanmak suretiyle bu
koşullar taklit edilmeye çalışıldı (Kanafani 2024 [1970b], s. 136). Başka bir
ifadeyle, Vietnam analojisini kullanırsak, orada Hanoi’nin yerini Filistin
değil Arap coğrafyası alabilirdi.
[5]
Tabii bu noktada öz çıkara seslenmenin de ahlakçı söylemin bir biçimi olduğunu
söylemek mümkün.
Kaynakça:
Ajl, M. (2024). “Palestine’s Great Flood: Part I.” Agrarian South: Journal
of Political Economy 13(1): s. 62-88. Türkçesi: İştiraki.
Barakat,
K. (2024). “Introduction: A Fundamentally Necessary Approach.” Ghassan
Kanafani: Selected Political Writings içinde, yayına hz.: Louis Brehony ve
Tahrir Hamdi, s. 93-95. Londra: Pluto Press.
Cabral,
A. (1979 [1972]). “Homage to Kwame Nkrumah.” Unity and Struggle: Speeches
and Writings of Amílcar Cabral içinde, çeviri: Michael Wolfers, s. 114–118.
New York: Monthly Review Press.
------------.
(1979 [1970]). “National Liberation and Culture.” Unity and Struggle:
Speeches and Writings of Amílcar Cabral içinde, çeviri: Michael Wolfers, s.
138 – 154. New York: Monthly Review Press.
------------.
(1968). “Determined to Resist.” Tricontinental 8 (Eylül-Ekim 1968): s. 114–127.
------------.
(1969 [1968]). “On Freeing Captured Portuguese Soldiers – I.” Revolution in
Guinea: Selected Texts by Amílcar Cabral içinde, çeviri ve yayına hz.:
Richard Handyside, s. 127 – 130. New York: Monthly Review Press.
-----------.
(1979 [1966]). “The Weapon of Theory: Presuppositions and Objectives of
National Liberation in Relation to Social Structure.” Unity and Struggle:
Speeches and Writings of Amílcar Cabral içinde, çeviri: Michael Wolfers, s.
119–137. New York: Monthly Review Press.
-----------.
(1969 [1965]). “The National Movements of the Portuguese Colonies.” Revolution
in Guinea: Selected Texts by Amílcar Cabral, çeviri ve yayına hz.: Richard
Handyside, s. 76-85. New York: Monthly Review Press.
-----------.
(1969 [1964]). “Brief Analysis of the Social Structure in Guinea.” Revolution
in Guinea: Selected Texts by Amílcar Cabral, çeviri ve yayına hz.: Richard
Handyside, s. 56-75. New York: Monthly Review Press.
El
Nabolsy, Z. (2023). “Questions from the Dar es Salaam Debates.” Revolutionary
Movements in Africa: An Untold Story, yayına hz.: Pascal Bianchini, Leo
Zeilig ve Ndongo Sylla, s. 244-261. Londra: Pluto.
-----------------ve
A. Ltifi. (2021). “Tarikh Ifriqiya we Taʾweil Amílcar Cabral lel Nazariya al Madiyah
al-Tarikhyiah.” Al-Pan-Africanism: Bayn al-Sera’ al-Tabaqi we al-Indwa’ al-‘arqi, yayına
hz.: Kribso Diallo, s. 283-304. 2021. Kahire: Mo’asasat
Arwqa lel-Derasat we al-Targama we al-Neshr.
El
Tayyeb, M. A. (1985). “African Perceptions of the Arab-Israeli Conflict.” The
Arabs and Africa, yayına hz.: Khair El-Din Hasseb, s. 344 – 366. Londra:
Routledge.
George,
N. (n.d.). “In the Hour of Arab Revolution” Tricontinental and the Question
of Palestine. [Henüz basılmamış elyazması].
Honderich,
T. (2007). “Terrorisms in Palestine.” Think 5(14): s. 7-22.
Hughes,
M. (2019). Britain’s Pacification of Palestine: The British Army, the
Colonial State, and the Arab Revolt, 1936–1939. Cambridge: Cambridge
University Press.
Kanafani,
G. (2024 [1972]). “On Childhood, Literature, Marxism, the Front and al-Hadaf.” Ghassan
Kanafani: Selected Political Writings, yayına hz.: Louis Brehony ve Tahrir
Hamdi, s. 21-38. Londra: Pluto Press.
--------------.
(2014 [1972]). Thawrat 36 – 39 fe Falastin. Kahire: Dar al-Taqwah.
--------------.
(2024 [1971]). “The Underlying Synthesis of the Revolution: Theses on the
Organizational Weapon: Lenin, Mao Tse Tung, Hồ Chí
Minh, Stalin, Giáp, Lukács.” Ghassan Kanafani: Selected Political Writings,
yayına hz.: Louis Brehony ve Tahrir Hamdi, s. 165 – 176. Londra: Pluto Press.
--------------.
(2024 [1970a]). “‘A Conversation Between the Sword and the Neck’: Ghassan
Kanafani Interviewed by ABC Journalist Richard Carleton.” Ghassan Kanafani:
Selected Political Writings, yayına hz.: Louis Brehony ve Tahrir Hamdi, s.
193-200. Londra: Pluto Press. Türkçesi: İştiraki.
--------------.
(2024 [1970b]). “The Resistance and its Challenges: The View of the Popular
Front for the Liberation of Palestine.” Ghassan Kanafani: Selected Political
Writings, yayına hz.: Louis Brehony ve Tahrir Hamdi, s. 121-164. Londra:
Pluto Press.
--------------.
(2024 [1970c]). “The Secret Alliance Between Saudia Arabia and Israel.” Ghassan
Kanafani: Selected Political Writings, yayına hz.: Louis Brehony ve Tahrir
Hamdi, s. 247-259. Londra: Pluto Press.
Losurdo,
D. (2015). Non-Violence: A History Beyond the Myth, çeviri: Gregory
Elliott. New York: Lexington.
PFLP.
(2017 [1969]). Popular Strategy for the Liberation of Palestine.
Utrecht: Foreign Languages Press.
Nkrumah.
K. (1967). African Socialism Revisited. MIA.
Sayegh,
F. (1970). A Palestinian View. Kahire: General Union of Palestine
Students.
Sharawy,
H. (1984). Al-‘Arab wā Al-Ifriqyiuon Wejehen le Wejeh. Kahire: Dar
Al-Thaqafa Al-Jadeeda.
Tomás,
A. (2021). Amílcar Cabral: The Life of a Reluctant Nationalist. Oxford:
Oxford University Press.
Traboulsi,
F. (2022). “Reading and Translating Gramsci in the ‘70s.” International
Gramsci Journal 4(4): s. 274-281.
Young, R. J. C. (2001). Postcolonialism: An Historical Introduction. Oxford: Blackwell Publishing.




