Batı’nın
Afrika ile ilgili olarak kullandığı yüz terim ve bu terimlere diplomatik dilde yüklenen,
aslında tarihsel gerçekte sahip olduğu anlamlar.
İstikrarlı: Siyasetle
ilgili olan bu terim, “barışçıl, yönetilmeye açık, düzenli” gibi anlamlarda
kullanılıyor. Ama aslında kaynakların kesintisiz bir şekilde Batı’nın çıkar
dünyasına aktığı, sözleşmelere uyulduğu, petrolün ihraç edilebildiği, borçların
ödendiği bir düzeni anlatıyor. Terimin halkın karnının doymasıyla, güvenliğiyle
ya da hürriyetiyle bir alakası yok.
Demokrasi: Siyasetle
ilgili olan bu terim, “serbest seçimler, hukukun üstünlüğü, sivil özgürlükler”i
ifade ediyor. Ama aslında Batı sermayesiyle uyumlu düzeni anlatıyor. Doğru aday
kazandığında göklere çıkartılıyor. Yanlış aday kazandığında ise görmezden
geliniyor ya da alaşağı ediliyor. Örnekler: Gazze 2006, Cezayir 1991, Zimbabve
2008.
Diktatör: Siyasi
bir kavram olarak, “halkını ezen otoriter yönetici”yi ifade ediyor. Aslında Batı’nın
çıkarlarıyla iş birliğini kesmiş liderler için kullanılıyor. Dünün ortağı,
bugünün tiranı bu terimle karşılanıyor. Seçmeci bir üslupla kullanılan terim,
dost olan otokratlar için asla kullanılmıyor.
Başarısız
Devlet: Siyasi bir terim olarak, “temel hizmetleri sağlayamayan bir
hükümet”i ifade ediyor. Ama aslında hükümeti artık Batılı ticari çıkarları
koruyamayan veya maden çıkarma anlaşmalarına uyamayan ülkeyi anlatıyor. IMF
şartlarını reddettikten sonraki Somali de Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki
Libya da bu terimle tanımlanıyor.
İnsani
Kriz:
Siyasi bir terim olarak “Acil müdahale
gerektiren kitlesel acı”yı ifade ediyor. Kaynak tedarik zincirinde askeri
müdahaleyi veya STK müdahalesini haklı çıkaracak, ciddiyet arz eden aksamayı
anlatıyor. Nadiren kaynak fakiri kriz bölgelerinde aynı aciliyetle başvuruluyor.
Rejim
Değişikliği: Siyasi bir terim olarak, “halkın demokratik
iradesinin üstün gelmesi”ni ifade ediyor. Aslında Batı’nın yönettiği, daha
uyumlu bir hükümetin kurulmasını amaçlayan iktidar değişikliğini anlatıyor. Değişiklik,
bazen seçimlerle, bazen darbeyle, bazen de yaptırımların tetiklediği çöküşle
gerçekleşiyor.
Reform: Ekonomiye
dair bir terim olarak “modernleşmeyi, yönetişimi ve verimliliği” anlatıyor.
Aslında devlet varlıklarının özelleştirilmesini, sübvansiyonların
kaldırılmasını, piyasaların yabancı sermayeye açılmasını ve kamu
harcamalarından ziyade borçların geri ödenmesine öncelik verilmesini anlatıyor.
Her daim reçete edilen reformlar, aslında hiç tercih edilen bir şey değil.
İyi
Yönetişim: Siyasi bir terim olarak “şeffaflık, hesap verebilirlik,
hukukun üstünlüğü”nü anlatıyor. Yabancı şirketlerin serbestçe faaliyet
göstermesini, sözleşmelerin Batı mahkemelerine tabi oluşunu, kârların sorunsuz
bir şekilde ülkeye geri gönderilmesine imkân sağlayan yönetim sistemini ifade
ediyor.
Kontrolsüz
Uzam:
Askeri bir terim olarak “devlet kontrolü dışındaki bölge, güvenlik boşluğu”nu anlatıyor.
Batı’nın kaynak çıkarma altyapısının savunulamayacağı bölgeyi ifade ediyor. “Yönetim
açığı”, yalnızca erişim sorunu olduğu için bir sorundur.
Sivil
Toplum: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “vatandaşları temsil
eden kitle örgütleri”ni ifade ediyor. Burada aslında Batı’nın finanse ettiği
STK’lardan oluşan ve vatandaşlardan ziyade bağışçılara karşı sorumlu olan
paralel bir yönetim katmanı oluşturan ağdan bahsediliyor. Batı emperyalizmiyle
uyumsuz olan hükümetler üzerinde baskı uygulamak için kullanılıyor.
Kalkınma
Yardımı: Bir ekonomi terimi olarak “İnsanları yoksulluktan kurtarmak
için yapılan cömert yardım”ı ifade ediyor. Aslında piyasaları açan, bağışçı
ülkelerden danışmanları finanse eden ve borç bağımlılığı yaratan şartlı fonlama
pratiğine denk düşüyor. Genellikle bağışçı ülkelere sağladığından daha fazla
para kazandırıyor.
Gelişmekte
Olan Piyasa: Bir ekonomi terimi olarak “fırsatlarla dolu,
hızla büyüyen ekonomi”yi ifade ediyor. Aslında orta sınıfı satış yapılabilecek
kadar büyük, iş gücü sömürülebilecek kadar ucuz ve düzenlemeleri direnişsiz bir
şekilde faydalanılabilecek kadar gevşek bir ülkeyi anlatıyor.
Güvenlik
Ortaklığı: Askeri bir terim olarak “müttefikler arasında karşılıklı
savunma işbirliği”ni ifade ediyor. Aslında piplomatik koruma karşılığında
askeri üs kurma hakları ve istihbarat erişimine denk düşüyor. Ev sahibi ülke
bölgeyi temin ediyor, ortak ülke, kaynakları çıkarıyor, siyaset sınıfı süreci
yönetiyor.
Barışı
Koruma: Askeri bir terim olarak “Tarafsız güçler ateşkesi sürdürdüğü,
sivilleri koruduğu gerçekliği” ifade ediyor. Batılı güçlerinin çatışma
bölgesindeki silahlı varlığı, genellikle taraf seçerek, önemli altyapıyı
koruyarak ve belirli bir grubun kontrolünü sağlayarak çatışmayı uzatıyor.
Yaptırımlar: Siyasi
bir terim olarak “Hükümetin davranışını değiştirmeye yönelik, belirli bir
hedefe yönelik baskı”yı ifade ediyor. Ama aslında Batı’nın taleplerini reddeden
liderleri cezalandırmak için halklara karşı yürütülen ekonomik kuşatma savaşına
denk düşüyor. Liderler genellikle hayatta kalıyorlar ama olan halka oluyor.
Serbest
Ticaret Anlaşması: Bir ekonomi terimi olarak “birbirlerinin
pazarlarına erişim imkânı”nı anlatıyor. Aslında Afrika’daki endüstrilerinin karşılaştırılabilir
sermaye, altyapı veya sübvansiyonlardan yoksun olarak, Batılı şirketlerle
doğrudan rekabet ettiği ve kaybettiği asimetrik pazar açılımını ifade ediyor.
Yatırım
Ortamı: Bir ekonomi terimi olarak “işletmenin büyümesi ve
girişimcilik için gerekli koşullar”ı anlatıyor. Oysa aslında yabancı sermayenin
bir ülkeye ne kadar kolay girebildiği, faaliyet gösterebildiği ve çıkabildiğiyle
ilgili bir terim. “Kötü yatırım ortamı”, genellikle hükümetin kendi
kaynaklarının daha fazlasını elinde tutmaya çalıştığı anlamına geliyor.
Yolsuzluk: Siyasi
bir terim olarak “kamu görevini özel kazanç için kötüye kullanma”yı anlatıyor. Fakat
Batı’nın çıkarları uyarınca sağladığı fonları kendi ceplerine indiren Afrikalı
liderlere hiçbir şey yapılmıyor. Aynı fonları aklayan Batı bankalarına veya
rüşvet ödeyen şirketlere nadiren ceza kesiliyor.
Şeffaflık: Kurumsal
yapıya dair bir terim olarak “şeffaf yönetim, vatandaşlara karşı hesap
verebilirlik” gibi hususları anlatıyor. Afrika devletlerinin Batılı
alacaklılara, bağışçılara ve derecelendirme kuruluşlarına hesaplarını açmaları
zorunluluğu getirilirken, Afrika elitlerinin servetini elinde bulunduran Batılı
vergi cennetleri, şeffaf olmaktan uzak.
Hesap
Verebilirlik: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “Yanlış
davranışın sonuçlarıyla yüzleşme”yi anlatıyor. Afrikalı liderler, Uluslararası
Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor ama hukuka aykırı savaşları, darbeleri ve
kaynak çıkarımını organize eden Batılı liderlerse Facebook üzerinden anlaşmalar
yapıyorlar.
Hukukun
Üstünlüğü: Siyasi bir terim olarak “hukukun tüm vatandaşlara eşit
uygulanması”nı ifade ediyor. Pratikte ise yabancıların mülkiyet haklarını ve
yatırımlarını koruyan, sözleşmeleri Batı yanlısı mahkemelerde uygulayan ve
sermaye akışını tehdit eden her şeyi suç sayan bir yasal çerçeve uygulanıyor.
Uluslararası
Toplum: Siyasi bir terim olarak “dünya uluslarının ortak sesi”ni ifade
ediyor. Ama aslında ABD, AB ve en yakın müttefiklerine denk düşüyor. Batı’nın
tercihlerini evrensel bir yetkiye dönüştüren retorik bir araç bu. Afrika, Asya
ve Latin Amerika’ya nadiren danışılıyor.
Kapasite
Geliştirme: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “yerel kurumları kendi
kendilerini daha iyi yönetmeleri için eğitme”yi ifade ediyor. Fakat gerçekte herkes,
Batı’nın teknik yardımına, danışmanlarına ve eğitim programlarına bağımlı
kılınıyor, uzmanlığın ve karar alma gücünün dışarıya bağlı kalması sağlanıyor.
Kırılgan
Durum: Siyasi bir terim olarak “çökme riskiyle karşı karşıya olan hükümet”i
ifade ediyor. Aslında Batı’nın nüfuzunun azaldığı, Batı’nın çıkarlarına dostça
yaklaşmayan alternatif bir düzenin mümkün olduğu ülke için kullanılıyor.
Aşırıcılık: Siyasi
bir terim olarak “barışı tehdit eden, şiddete başvuran ideolojik hareketler”i
ifade ediyor. Aslında Batı destekli hükümetlere veya kaynak çıkarımına karşı
silahlı direnişi anlatıyor. Batı’nın çıkarlarını hedef alanlar “terörist”; yalnızca
yerel halka zarar verenlerse “istikrarsızlık yaratan unsur” olarak
yaftalanıyorlar.
Terörle
Mücadele: Askeri bir terim olarak “şiddet içeren devlet dışı
aktörlerle mücadele”yi anlatıyor. Aslında Batı destekli rejimlere ve kaynak
koridorlarına yönelik tehditleri ortadan kaldıran askeri operasyonları ifade
ediyor. Genellikle hedef aldığı hareketlerin daha da büyümesini sağlıyor.
Ulus
İnşası: Siyasi bir terim olarak “çatışma sonrası bir ülkenin
kurumlarını yeniden inşa etmesine yardımcı olma”yı anlatıyor. Genellikle Batı’nın
desteğiyle önceki yönetim yapısının yıkılmasının ardından, ülkenin yönetim
mimarisinin Batı çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını ifade ediyor.
Modernizasyon: Kültürel
bir terim olarak “Gelişmiş dünya standartlarına doğru ilerleme”yi anlatıyor.
Aslında gerçekte Batı’nın kültürel, ekonomik ve kurumsal yaklaşımlarının
benimsenmesini ifade ediyor. “Geleneksel yönetim sistemleri, ortak toprak
mülkiyeti ve yerli ekonomiler ‘modern öncesi’dir, değiştirilmelidir” deniliyor.
İnsan
Hakları: Siyasi bir terim olarak “tüm insanları koruyacak evrensel
kurallar”ı ifade ediyor. Fakat bu haklar belirli kişilere bahşediliyor.
Bağlantısız hükümetlere karşı yüksek sesle dile getiriliyor. Suudi Arabistan,
İsrail, Mısır ve diğer stratejik ortaklar için ise sessizce bir kenara
bırakılıyor.
Medeni: Kültürel
bir terim olarak “evrensel ahlak standartlarına bağlı olma”yı anlatıyor. Pratikte
Batı’nın normlarıyla uyumlu, Batı kurumlarına saygılı ve meşruiyet karşılığında
egemenliğinden vazgeçmeye istekli olanları ifade ediyor. Bunu reddedenler,
medeniyetsiz addediliyor.
Gelişmekte
Olan Dünya: Kültürel bir kavram olarak “refah yolunda ilerleyen kalkınma
sürecindeki uluslar”ı ifade ediyor. Ülkeler, sanayileşmiş ekonomiler için
sürekli kaynak temin edecek düzeyde tutuluyorlar. Kalkınma, sürekli olarak
ulaşılamayan bir hedef olarak kalıyor.
Borç
Azaltma: Bir ekonomi terimi olarak “Ödenemez borçların merhamet
nedeniyle iptali”ni ifade ediyor. Aslında stratejik olarak yapılan ve yeni
koşullar getiren, yeni borçlar ve yeni bağımlılıklar yaratan alacak silme
işlemlerine denk düşüyor. Ülke, varlıklarının mülkiyetinden olurken, alacaklı,
stratejik bir avantaj elde ediyor.
Yapısal
Düzenleme: Bir ekonomi terimi olarak “makroekonomik dengesizliklerin
düzeltilmesi”ni ifade ediyor. Aslında IMF’in emriyle gıda sübvansiyonlarının,
sağlık harcamalarının ve ithalat engellerinin kaldırılması, ardından da
kredilerin yeniden yapılandırılması karşılığında para birimi devalüasyonu ve
kemer sıkma politikaları uygulanmasını anlatıyor.
Özel
Sektör Gelişimi: Bir ekonomi terimi olarak “girişimciliği ve
ekonomik büyümeyi teşvik etme”yi anlatıyor. Afrika ekonomilerinin, yerel
işletmelerin kendi başlarına gelişemeyeceği varsayımıyla yabancı şirketlere
açılmasını ifade ediyor. Genelde özel sektör geliştirilirken yabancı şirketler
zengin ediliyor.
Nötr: Siyasi bir
terim olarak “tarafsız, taraf tutmayan”ı anlatıyor. Aslında Batı’nın
çıkarlarıyla uyumlu olanları ifade ediyor. Tarafsız bir gözlemci, tarafsız bir
arabulucu veya tarafsız bir kurum, Batı'nın bir çatışmaya ilişkin çerçevesini
ve tercih ettiği çözümü kabul eden kurumdur.
Meşru: Siyasi
bir terim olarak “geçerli yetkiye sahip olan”ı ifade ediyor. Aslında Batı
başkentlerince tanınanlar için kullanılıyor. Seçimleri kazanan ancak Batı’nın
dayattığı şartları reddeden hükümetler “gayrimeşru” kabul ediliyor. Darbeyle
iktidara gelen ancak Batı’nın çıkarlarına dostça yaklaşa hükümetlerse “geçiş
yönetimi” olarak adlandırılıyor.
Haydut
Devlet: Siyasi bir terim olarak “uluslararası normları ihlal eden devlet”i
anlatıyor. Batı egemenliğini reddeden, kaynaklarını dolar harici para
birimleriyle fiyatlandıran veya Çin, Rusya ya da diğer rakip güçlerle ilişkiler
kuran devleti ifade ediyor.
Propaganda: Kültürel
bir terim olarak “bilginin kasıtlı manipülasyonu”nu ifade ediyor. Afrika
hükümetlerinden veya Batı dışı kaynaklardan gelen, Batı’nın olaylara ilişkin yaklaşımıyla
çelişen her türlü anlatıya denk düşüyor. Batı’nın dezenformasyon kampanyaları “stratejik
iletişim” kapsamında yürütülüyor.
Çatışma
Sonrası Yeniden Yapılanma: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “savaş
sonrası yeniden yapılanma çabası”nı anlatıyor. Yıkıma uğramış bir ülkenin
dışarıdan yeniden şekillendirildiği, anayasasının, mahkemelerinin ve ekonomi
politikasının Batılı danışmanlarca yazıldığı, egemenliğin törenle iade edildiği
dönemi ifade ediyor.
Toprak
Reformu: Bir ekonomi terimi olarak “arazinin adil yeniden dağıtımı”nı
ifade ediyor. Afrika hükümetleri tarafından önerildiğinde, yabancı mülkiyet
haklarına yönelik bir tehdit olarak yaptırımlara ve izolasyona başvuruluyor.
Sömürgeciler tarafından dayatıldığında ise, geri döndürülemez bir tarihsel
gerçek kabul ediliyor.
Stratejik
İlgi:
Siyasi bir terim olarak “ulusal güvenlik açısından önemli konular”ı ifade
ediyor. Aslında kaynakların bulunduğu yer için kullanılıyor. “Stratejik”
sıfatı, kaynak çıkarımını politikaya, müdahaleyi ise zorunluluğa dönüştürüyor.
Yumuşak
Güç:
Kültürel bir terim olarak “Kültür, diplomasi ve değerler yoluyla etki”yi
anlatıyor. Batı medyası, Batı’nın eğitim sistemleri, Batılı STK’lar ve kültür
ihracı pratikleri, Afrika elitlerinin düşüncelerine, arzularına ve yönetmek
için başvurdukları çerçevelere şekil veriyor.
Barış
İnşası: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “sürdürülebilir barışa
yönelik uzun vadeli çalışmalar”ı anlatıyor. Batı’nın uzun süreli varlığı,
çatışmalardan etkilenen toplumları kaynaklara erişimi, borç geri ödemesini ve
stratejik üs düzenlemelerini koruyacak şekilde yeniden yapılandırıyor.
Evrensel
Değerler: Kültürel bir terim olarak Tüm insanlığın paylaştığı değerler”i
ifade ediyor. Pratikte Batı’nın liberal değerleri, tüm insan toplumlarının
evrim sürecinin son aşaması olarak takdim ediliyor. Bu değerlerden sapanlar, medeniyetin
başarısızlığı olarak nitelendiriliyor.
Çok
Taraflılık: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “uluslararası kurumlar
aracılığıyla küresel işbirliği”ni ifade ediyor. Aslında Batılı oy bloklarının,
Batı merkezli kurumların ve Batı tarafından atanan liderlerin hâkim olduğu çerçeveyi
anlatıyor. Bu çerçeve aracılığıyla Batı’nın tercihleri uluslararası hukuk haline geliyor.
Şartlılık: Bir
ekonomi terimi olarak “yardımın etkin bir şekilde kullanılmasını sağlama”yı
anlatıyor. Her kredi ve yardım paketinde yer alan ve karar alma yetkisini alıcı
hükümetten alacaklıya devreden madde. Egemenlik tali unsurdur.
Teknik
Destek: Kurumsal bir terim olarak “Yerel kapasiteyi geliştirmek için
uzman desteği”ni ifade ediyor. Batılı danışmanlar, uzmanlar ve ülkede yerleşik
personel, politikanın yol açacağı sonuçları, yerel öncelikler yerine bağışçı
ülkenin önceliklerinin şekillendirmesini sağlıyor. Uzmanlık, kontrol
mekanizması olarak kullanılıyor.
İç
Çatışma: Siyasi bir terim olarak “Gruplar arası iç şiddet”i ifade
ediyor. Çoğu zaman Batı’nın silah satışları, muhalif güçlere dolaylı destek ve
halkı radikalleştiren ekonomik baskı gibi dış etkenlerle körükleniyor. Ardından
“etnik gerilimler” veya “kabileciliğe” bağlanıyor.
Kabilecilik: Kültürel
bir terim olarak “ulusal birliği engelleyen ilkel etnik bağlılığı” ifade
ediyor. Bu aslında, Batı’nın Afrika'daki siyasi şiddete ilişkin tercih ettiği
açıklama, sömürgeci sınır çizimlerini, kaynak rekabetini ve onlarca yıldır
süren böl-yönet politikalarını analizden dışlayan bir açıklama yöntemi.
Aşırı
Nüfus: Kültürel bir terim olarak “Mevcut kaynaklara kıyasla çok
fazla insan olduğunu söyleyen fikri ifade ediyor. Afrika’daki yoksulluğun
günahını da sorumluluğunu da kaynak çıkarımına, borç yapılarına ve ticaret
rejimlerine değil, Afrika halkının sırtına yükleyen bir yaklaşım. Sorun nüfus;
kaynak tüketimi değil.
Beyin
Göçü:
Kültürel bir terim olarak “Nitelikli profesyonellerin daha zengin ülkelere göçü”nü
ifade ediyor. Aslında Batı ülkelerinin doğrudan fayda sağladığı bir kaynak
çıkarma sürecini anlatıyor: Afrika devletlerinin eğitim masraflarını
karşıladığı eğitimli doktorlar, mühendisler ve bilim insanları ithal ediliyor.
Eğitim desteği tek yönlü işliyor.
Yabancı
Doğrudan Yatırım: Bir ekonomi terimi olarak “büyümeyi ve istihdamı
artıran sermaye girişleri” ifade ediyor. Afrika’daki pazarlara giren
şirketlerin ham maddeleri sömürmesi, kârlarını yurt dışına aktarması, vasıflı
işlerde yerel işgücünü asgari düzeyde kullanması ve çoğu zaman çevreyi tahrip
etmesini anlatıyor.
Para
Birimindeki İstikrarlılık: Bir ekonomi terimi olarak “enflasyonu düşürmeyi
ve parasal güveni artırmayı” ifade ediyor. Burada aslında Afrika para
birimlerini dolara veya avroya sabitlemek veya para politikasını dış denetime
bırakmaktan; Döviz kurlarının Batılı ithalatçıları ve yatırımcıları
desteklemesini sağlamaktan bahsediliyor.
Piyasanın
Serbestleşmesi: Bir ekonomi terimi olarak “piyasaları devlet
müdahalesinden kurtarma”yı ifade ediyor. Afrika sanayilerine yönelik koruma
önlemleri kaldırılarak, daha iyi sermayeye sahip Batılı şirketlerin pazara
girip hakimiyet kurması sağlanıyor. Afrikalı çiftçiler, sübvansiyonlarını
kaybederken, Batılı tarım ihracatçıları desteklerini koruyorlar.
İkili
Yardım: Bir ekonomi terimi olarak “doğrudan hükümetler arası yardım”ı
anlatıyor. Aslında politik koşullar, bağışçı ülkenin tedarik şartları ve yerine
getirilmesi yardımın değerinden daha fazla maliyetli olan raporlama
yükümlülükleri içeren transferleri ifade ediyor.
Uluslararası
Hukuk: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “Devletler arasındaki
ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kurallar”ı ifade ediyor. Aslında Batılı
güçlerin egemenlik dönemlerinde yazdığı kurallara denk düşüyor. Afrika
devletlerine titizlikle, Batılı devletlere seçmeci bir tarzda, Afrika’da
faaliyet yürüten Batılı şirketlere ise neredeyse hiç tatbik edilmiyor.
Egemenlik: Siyasi
bir terim olarak “Devletlerin kendi kendilerini yönetme hakkı”nı ifade ediyor. Söz
konusu ülke müttefik olduğunda saygı duyuluyor. Müttefik olmadığında ise gizli
operasyonlar, vekalet savaşları, ekonomik baskı ve borç yoluyla saldırıya
uğruyor, saldırılar, geriye dönük olarak, “koruma sorumluluğu” terimiyle
gerekçelendiriliyor.
Kaynak
Laneti: Bir ekonomi terimi olarak “Kaynak bakımından zengin
ülkelerin yoksul kalması paradoksu”nu anlatıyor. Afrika kaynaklarının
çalınmasını normalleştiren, siyasetten arındırılmış bir çerçeveyi ifade ediyor.
“Lanet” kaynaklar değil; kaynakların sömürülmesi, borç ve bunların etrafında
kurulan itaatkâr elit kesim sistemidir.
Yönetim
Açığı: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “zayıf kurumların
vatandaşları hayal kırıklığına uğratması”nı ifade ediyor. Aslında bu, sorunu
Afrika’nın içinde konumlandıran ancak dış aktörlerin Afrika’daki kurumların altını
sistematik olarak nasıl oyduğunu, yetenekli liderleri nasıl suikastle
öldürdüğünü, yetenek yerine itaati nasıl ödüllendirdiğini asla incelemeyen bir
teşhis.
Diasporanın
Katılımı: Kültürel bir terim olarak “göçmenleri kendi ülkelerine
bağlama”yı ifade ediyor. Batılı hükümetlerin diasporadaki toplulukları, havalelerinin
gücü ve yurtdışında yetiştirilen çifte vatandaşlığa sahip siyasi figürler
aracılığıyla Afrika iç siyasetini etkilediği kanalla ilgili bir terim bu.
Jeopolitik
İstikrarsızlık: Siyasi bir terim olarak “bir bölgenin siyasi
düzeninde oluşan tehlikeli belirsizliği” ifade ediyor. Bir ülke, Çin, Rusya
veya başka bir rakip güçle ilişki kurmayı düşünüyor. Washington’a yapılan
telefon aramalarına cevap verilmemesiyle birlikte istikrarsızlık baş
gösteriyor.
Soykırımın
Önlenmesi: Askeri bir terim olarak “sivil nüfusu kitlesel vahşetten
koruma”yı anlatıyor. Seçmeci bir biçimde başvurulan bir yöntem. Müdahale,
stratejik çıkarlara hizmet ettiğinde kullanılıyor. Hizmet etmediğinde ise
kullanılmıyor, örneğin 1994 Ruanda’sında, Biafra’da veya Batı Sahra’da olduğu
gibi.
Fikri
Mülkiyet: Bir ekonomi terimi olarak “yenilik ve yaratıcılığı koruma”yı
anlatıyor. Batı tasarımı olan bu sistem, ilaç, tarım ve teknoloji
şirketlerinin, kısmen Afrika kaynakları ve emeğiyle oluşturulan bilgiye erişim
karşılığında, Afrika ülkelerinden ücret talep etmelerine imkân sağlıyor.
İklim
Finansmanı: Bir ekonomi terimi olarak “Yoksul ülkelerin iklim
değişikliğine uyum sağlamasına destek olma”yı anlatıyor. Küresel emisyonlara en
az katkıda bulunan ülkelere hibe değil, kredi verildi. Kirleticiler, kirletilen
ülkelerin adaptasyonundan faiz topluyor.
Nüfus
Kontrolü: Kültürel bir terim olarak “aile planlaması ve üreme sağlığı
hizmetleri”ni ifade ediyor. Genellikle Batı tarafından finanse edilen bu
program, Afrika’daki tüketim açıklarını veya servet sömürüsünü değil, Afrika’daki
doğum oranlarını hedef alıyor. “Sorun, sistemde değil, bedenlerde” deniliyor.
Vekalet
Savaşı: Askeri bir terim olarak “Yerel grupları destekleyen dış
aktörlerin dâhil olduğu çatışma”yı anlatıyor. Batılı veya rakip güçlerin
çıkarları adına Afrikalı örgütler arasında yaşanan savaşı ifade ediyor.
Kayıplar kıtanın geneline yayılırken, stratejik kazanımlar ise destekçilerine
kalıyor.
Silah
Satışları: Askeri bir terim olarak “müttefik devletlere askeri
teçhizatın yasal ticareti”ni ifade ediyor. Bu, Batı savunma sanayilerinin
Afrika’daki çatışmalardan kâr sağlamak için kullandığı mekanizma. On yıl
boyunca belirli bir tarafa satılan silahlar, bir sonraki on yıl boyunca Batı
destekli güçlere karşı kullanılacak.
Havaleler: Bir
ekonomi terimi olarak “Göçmenlerin ailelerini geçindirmek için evlerine
gönderdikleri para”yı anlatıyor. Batı’nın yardım ve yatırım politikalarının
başarısızlığını sübvanse eden özel sermaye akışlarına denk düşüyor. Uluslararası
transfer şirketleri ise dünyanın mali açıdan en savunmasız kesiminden yüzde 8-12
oranında komisyon alıyor.
Vergi
Matrahındaki Aşınma: Bir ekonomi terimi olarak “Kötü vergi sistemleri
nedeniyle hükümetlerin uğradığı gelir kaybı”nı ifade ediyor. Çokuluslu
şirketler, genellikle Batılı danışmanlarca tasarlanan transfer fiyatlandırması,
düşük sermayelendirme ve anlaşma ağlarını kullanarak, Afrika ekonomilerini
vergilendirilebilir gelirlerden mahrum bıraktığında yaşanıyor.
Kontrgerilla
Faaliyeti: Askeri bir terim olarak “silahlı isyancı grupları yenmek
için geliştirilen askeri strateji”yi ifade ediyor. Batı destekli hükümetlere
karşı silahlı direnişin bastırılması, genellikle insan hakları ihlalleri
diplomatik olarak göz ardı edilen devlet güçlerinin eğitilmesi ve
teçhizatlandırılması yoluyla gerçekleştiriliyor. Bu durum istikrar karşılığında
sağlanıyor.
Toplumun
Radikallikten Arındırılması: Kültürel bir terim olarak “şiddet yanlısı
aşırılıkçıları rehabilite etmeye yönelik programlar”ı ifade ediyor. Kontrgerilla
mücadelesinin ideolojik bileşeni. Kaynak gaspı, işgal, elitlerin yolsuzlukları
gibi şikâyetleri, düzeltilmesi gereken siyasi sorunlar yerine, tedavi
gerektiren psikolojik bozukluklar olarak yeniden çerçevelemeyi amaçlıyor.
Stratejik
Ortaklık: Siyasi bir terim olarak “Devletler arasında karşılıklı yarar
sağlayan ilişki”yi ifade ediyor. Afrika devletlerinin, diplomatik koruma,
askeri eğitim ve rejim güvenliği garantileri karşılığında üs kurma hakları,
kaynaklara erişim veya istihbarat sağlaması şeklinde resmi bir düzenlemeyi
anlatıyor.
Denizaşırı
Finans: Bir ekonomi terimi olarak “uluslararası finansal hizmetler
ve bankacılık”la ilgili. Büyük ölçüde Batı tarafından işletilen bu sistem,
Afrikalı elitlerin çalıntı servetlerini Londra, Cenevre ve Paris'te
saklamalarına ve şirketlerin kârlarını Afrika dışına vergisiz olarak
aktarmalarına imkân sağlıyor.
Gelişimsel
Devlet: Siyasi bir terim olarak “ekonomik büyümeyi aktif olarak
yönlendiren hükümet”i ifade ediyor. Güney Kore veya Singapur yaptığında kabul
edilebilir görülüyor. Bir Afrika hükümeti, aynı sanayi politikasını denediğinde
ise “devlet müdahalesi” veya “sosyalizm” olarak adlandırılıyor.
Basın
Özgürlüğü: Siyasi bir terim olarak “gazetecilerin müdahale olmadan
haber yapma hakkı”nı ifade ediyor. Afrika hükümetleri, Batı’ya ait veya Batı
tarafından finanse edilen medyayı kısıtladığında gündeme getiriliyor. Batı
hükümetleri, Julian Assange’ı hapse attığında veya Afrika devletlerine Çin
medyasını yasaklamaları için baskı yaptığında basın özgürlüğünden hiç söz
edilmiyor.
Demokratik
Gerileme: Siyasi bir terim olarak “hükümetler tarafından demokratik
normların aşındırılması”nı ifade ediyor. Batı yanlısı yönetimden uzaklaşan ülkeyi
anlatıyor. Seçimlerin hiç yapılmadığı veya göstermelik olduğu Suudi Arabistan,
Ruanda veya diğer müttefik ülkeler için bu terim hiç kullanılmıyor.
Seçim
İzleme: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “özgür ve adil
seçimlerin sağlanması için bağımsız gözlem”i ifade ediyor. Batılı kuruluşların
kontrol ettiği bir meşruiyet sürecini anlatıyor. Olumlu sonuçlar adil olarak görülüp
onaylanıyor. Olumsuz sonuçlar ise “endişeler”e ve yeniden sayım çağrılarına
veya rejim değişikliğine yol açıyor.
Kapsayıcı
Büyüme: Bir ekonomi terimi olarak “herkesin yararına olan ekonomik
genişleme”yi anlatıyor. Açık piyasalar, özelleştirme ve borç ödeme üzerine
kurulu) temel politikayı değiştirmeden yapısal uyum söylemine eşitlik terimini
ekleyen, retoriksel bir ifade.
Afrika’nın
Birliği: Kültürel bir terim olarak “Afrika birliği ve dayanışması
hareketi”ni ifade ediyor. Zararsız olduğunda idealist bir söylem olarak ele
alınırken, Afrika’nın Batı’nın finans sistemlerine olan bağımlılığını
azaltabilecek gerçek kurumlar, para birimleri veya ticaret blokları ürettiğinde
ise bir güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyor.
Kurumsal
Zayıflık: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “gelişmemiş devlet
kurumları ve mahkemeler”i ifade ediyor. Genellikle sömürgeci yönetim
planlarının, yapısal uyum kesintilerinin ve yetenekli bağımsız liderlerin
kasıtlı olarak ortadan kaldırılmasının bir ürünü olan bu durum, Afrika’ya özgü
bir eksiklik olarak tanımlanıyor.
Yasadışı
Madencilik: Bir ekonomi terimi olarak “ulusal yasaları ihlal eden
izinsiz maden çıkarma işlemi”ni anlatıyor. Bu durum, Afrika’daki kayıt dışı
madenciler için geçerli. Benzer koşullarda madencilik yapan ve çevre yönelik
maliyetleri başkalarının sırtına yükleyen, devlet sözleşmeleri bulunan Batılı
madencilik şirketleri ise “yasal olara” faaliyet yürütüyor.
Çevresel
Sürdürülebilirlik: Kültürel bir terim olarak “Ekosistemleri gelecek
nesiller için koruma”yı ifade ediyor. Afrika hükümetlerinden, kaynak çıkarımına
direndiklerinde talep edilen ancak Batılı şirketler bunu yaptıklarında göz ardı
edilen karbon kredileri, zengin ülkelerin kirliliğe devam ederken Afrika
ülkelerine kalkınmamaları için para ödemelerini sağlayacak şekilde
tasarlanmıştır.
Kültürel
Miras: Kültürel bir terim olarak “halkların tarihi ve sanatsal
mirasını koruma”yı ifade ediyor. Çoğu fetih, ticari dayatmalar, cebir veya
düpedüz hırsızlık yoluyla elde edilmiş, Avrupa müzelerinde bulunan Afrika
sanatına ait ürünlerle ilgili olarak tartışılırken, iade talepleri, yavaş ve
asgari düzeyde karşılanıyor.
Diaspora
Yatırımı: Bir ekonomi terimi olarak “Yurtdışındaki Afrikalılardan
gelen, ülkenin kalkınmasına katkı sunan havaleleri ve sermayeyi” ifade ediyor. Giderek
artan bir şekilde, artık ulaşmayan kalkınma yardımlarının yerine kullanılan bu
yöntem, Afrika’nın kalkınmasının yükünü Batı politikalarının
başarısızlıklarından kaynaklanan sorunlardan bireysel Afrikalı göçmenlerin sırtına
aktarıyor.
Borç
Sürdürülebilirliği: Bir ekonomi terimi olarak “bir ülkenin borcunu
zaman içinde ödeyebilmesini sağlama”yı ifade ediyor. IMF ve Dünya Bankası
tarafından yönetilen ve bir ülkenin ne kadar borç alabileceğini, hangi
şartlarda alabileceğini belirleyen çerçeveyi anlatıyor. Sürdürülebilirlik,
alacaklı tarafından, alacaklı için değerlendiriliyor.
Özgür
ve Adil Seçimler: Siyasi bir terim olarak “Gözdağı veya hile
olmaksızın gerçekleştirilen seçimler”i ifade ediyor. Batılı hükümetler için
sonuçları kabul edilebilir olan seçimlere denk düşüyor. Sonuçlar kabul edilemez
olduğunda ise, seçimlerde geriye dönük olarak “ciddi usulsüzlükler” olduğu
tespit ediliyor.
Nüfusun
Yer Değiştirmesi: Kültürel bir terim olarak “çatışma veya afet
nedeniyle evlerinden zorla çıkarılan insanlar”ı ifade ediyor. Genellikle
yapısal uyum politikalarının, kaynak çatışmalarının veya Batı destekli askeri
operasyonların öngörülebilir bir sonucudur. Sorumluluk gerektiren siyasi bir
ürün olmaktan ziyade, yardım gerektiren bir doğal afet olarak ele alınır.
Askeri
Müdahale: Askeri bir terim olarak “sivilleri korumak veya düzeni
sağlamak için güç kullanımı”nı ifade ediyor. Rejim değişikliğinin sert ucu.
Ekonomik ve politik baskıların itaatsiz bir hükümeti devirmekte başarısız
olduğu durumlarda uygulanıyor. Sonradan insani yardım diliyle allanıp pullanıyor.
Gıda
Güvenliği: Bir ekonomi terimi olarak “nüfusun güvenilir beslenmeye
erişimini sağlama”yı ifade ediyor. Sürekli tartışılıyor; ancak yapısal
değişikliklerle asla ele alınmıyor. Afrika gıda sistemleri, sömürgecilik mirası
olan nakit mahsullere bağımlılık ve sübvansiyonlu Batı tarım ithalatı nedeniyle
güvensiz hale geliyor.
Yoksulluğun
Azaltılması: Bir ekonomi terimi olarak “insanları
yoksulluktan kurtarmaya yönelik programlar”ı ifade ediyor. Batı’nın Afrika için
tasarladığı hemen ekonomi programının belirtilen amacı budur. Yoksulluktaki düşüş
oranı, yapısal uyum programlarına en çok maruz kalan ülkelerde asgari, Batı’nın
reçetelerini görmezden gelen ülkelerde ise azami düzeydedir.
Doğal
Kaynaklar: Bir ekonomi terimi olarak “bir ülkenin sahip olduğu ham
maddeler”i ifade ediyor. Batı’nın Afrika’ya yönelik politikalarının asli
meselesi konusu budur. Bir belgede “doğal kaynaklar” ibaresi geçiyorsa, bilin ki
şu sorular soruluyordur: neye ihtiyacımız var, nerede bulunuyor, ona erişim
imkânımızı nasıl sürekli kılarız?
Jeopolitik
Rekabet: Siyasi bir terim olarak “büyük güçler arasındaki nüfuz
mücadelesi”ni ifade ediyor. Afrika’nın merkezi rolü konusunda geliştirilen yeni
çerçeve bu. Çin’in altyapı yatırımları “borç tuzağı diplomasisi”; yüzyıllardır
süregelen Batı’nın kaynak çıkarma düzenlemeleri ise “ortaklıklar” ve “tarihsel
bağlar” olarak nitelendiriliyor.
Millileştirme: Bir
ekonomi terimi olarak “stratejik sektörlerin devlet mülkiyetine geçmesi”ni
ifade ediyor. Batı’nın düşmanlığını tetikleyen en güvenilir unsur. Bir Afrika
hükümeti, kendi petrol, maden veya topraklarının mülkiyetini ele geçirdiğinde, hemen
“haydut devlet” haline geliyor.
Darbe: Siyasi
bir terim olarak “hükümet gücünün yasadışı bir şekilde ele geçirilmesi”ni ifade
ediyor. Batı yanlısı bir hükümet devrildiğinde eleştiriliyor. Batı, bir hükümet
kurduğunda ise “geçiş dönemi” olarak nitelendiriliyor veya diplomatik
sessizlikle geçiştiriliyor. Hukukilik, yanlılığa göre ikinci planda kalıyor.
Afrika
Sorunlarına Afrikalı Çözümler: Kültürel bir terim olarak “Afrika’daki
çatışmaların çözümünde Afrika’nın kendi inisiyatifine saygı duyma”yı ifade
ediyor. Genellikle Batılı güçler, kaynak ayırmak istemediklerinde devreye
sokuluyor. İlgili sorun pahalı, karmaşık veya stratejik açıdan önemsiz
olduğunda Afrika’nın özerkliğine saygı duyuluyor.
Koruma
Sorumluluğu: Askeri bir terim olarak “kitlesel vahşetleri
önlemeye yönelik uluslararası yükümlülüğü” ifade ediyor. Egemenliği bir kalkan
olmaktan çıkarıp koşullu bir lütfa dönüştüren bir doktrin bu. Batı’nın tanımına
göre, vatandaşlarını “koruyamayan” Afrika devletleri, Batı’nın müdahalesine
direnme hakkını da kaybediyorlar.
Dış
Politika Bağımsızlığı: Siyasi bir terim olarak “bir ulusun kendi
diplomatik yolunu çizme hakkı”nı ifade ediyor. İlkesel düzeyde hoşgörüyle
karşılanıyor. Ancak pratikte, bu bağımsızlığa sahip Afrika devletleri, bağlantısızlar
hareketine katıldıklarında, Çin’le ilişki kurduğunda veya Yetkili Finansal
Analist (CFA) Frank Bölgesi’nden ayrıldığında diplomatik ve ekonomik sonuçlarla
karşılaşıyor.
Sürdürülebilir
Kalkınma Hedefleri: Kurumsal yapıya dair bir terim olarak “2030’a
kadar eşitlikçi kalkınma sürci için geliştirilmiş küresel anlayış”ı ifade
ediyor. Afrika hükümetleri için raporlama yükümlülükleri doğuran, ancak
başarısızlık koşullarını şekillendiren Batılı devletler ve şirketler üzerinde
bağlayıcı bir yükümlülük getirmeyen bir dizi iddialı hedefi içeriyor.
Afrika
Rönesansı: Kültürel bir terim olarak “Afrika’nın kültürel, politik ve
ekonomik canlanması”nı ifade ediyor. Afrobeats müziği, moda ve teknolojik
yenilik söz konusu olduğunda söylemsel düzeyde memnuniyetle karşılanıyor. Ama Afrika’nın
parasal egemenliği, sanayileşme politikası veya borç bağımlılığının azaltılması
söz konusu olduğunda ise bu talep ve irade, somut bir direnişle yüzleşiyor.
Ortaklık: Siyasi
bir terim olarak “karşılıklı fayda ve ortak hedeflere dayalı bir ilişki”yi
ifade ediyor. Kelime, “Kaynak çıkarma” ifadesi açık yüreklilikle dillendirildiği
vakit kullanılıyor. Bir tarafın kaynaklara, diğer tarafın sermayeye ve
sözleşmelere sahip olduğu, hiçbir tarafın şartların eşit olduğunu iddia
etmediği ortaklığı anlatıyor.


