Yalçın
Küçük nedir, Küçükçülük kimdir?
Solculuk
üzerinden belirli bir kültürel sermaye biriktirenlerin, geçimini solculukla
sağlayanların devlete yaltaklanma biçimidir. Bunun burjuvaziye yaltaklanma
biçimleri de mevcuttur. Bu anlamda, Tayyip huzurundaki el pençe ile askerin
huzurundaki el pençe arasında bir fark yoktur!
Seksenlerin
ortasında Yarın dergisinde bir polemiğe şahit olunur. Yarın yazarı,
Küçük’ün Çözüm dergisine verdiği röportajda dergiyle ilgili dediklerine
içerlemiştir. Orada Küçük, “Eylülist rejim, kendisi için şöyle bir çitleme
sistemi geliştirdi. Bu stratejide gazete denilince Cumhuriyet, dergi
denilince Nokta okuyacaksın, parti denilince SHP, lider denilince
Ecevit’i destekleyeceksin, gençliği Yarın’a ve Gökyüzü’ne teslim
edeceksin”[1] diyor. Devletin solu Yarın’a kapatmayı ve çitlemeyi
kafasına koyduğunu söylüyor. Bu sözü kendisine Eylülist rejime çalışan, devlet
içre dostları fısıldamış olmalı.
“Akıllı
kavga”dan dem vuran Yarın yazarı, “Biz, senin Türkiye Üzerine Tezler
için çalışma yaparken genelkurmaydan aldığın izinle arşivde gezindiğinden
bahsediyor muyuz?” cevabını verir. Kitap hazırlanırken Üruğ Paşa’dan izin
alınmıştır. Esasında ikisi de doğru söylemektedir: Solu Yasemin Çongar’ın Yarın’ına
hapseden de Küçük’e o kitabı yazdıran da aynı devlettir. Aslında Tezler,
12 Eylül Kemalizminin açtığı düzlem için sipariş edilmiş bir çalışmadır.
Kemalizm içi tartışmaya sebebiyet vermesi, toplum mühendisliği ve
jeopolitikayla alakalıdır. Birilerinin Kürt’ün ve Ortadoğu’nun içine sızması
gerekmiştir. Sızılmıştır. Bu sızma için geçiş süreci teorize edilmiş, kılıflar
örülmüştür.
Çünkü
“işçi de halk da değildik, varoşlara gittik, sosyalizm bitti. Sol, eninde
sonunda aydın hareketidir” diyen Küçük, solu varoşlardan kurtarmaya
ahdetmiştir. Bu emir de yukarıdandır. “Sol, varoşlardan çıkmalı” diyorsa, lafı
ettiği dönemde illaki devlet ve sermaye, kentsel dönüşüm kararı almıştır,
ayrıca varoşlar, devlet eliyle AKP’ye bırakılmıştır. Bu bilgi ve emir, Mehmet
Ağar, Yiğit Bulut, Deniz Baykal gibi dostları üzerinden Küçük’e iletilmiştir.
Bunu kendisi bulmuş gibi yutturabilmesi, önemli bir maharettir. Bir sahnesi
vardır ve o sahnede tek kişilik gösterisinde, herkesi kendisine ikna etme
konusunda başarılıdır. Şov devam etmelidir!
Varoşlardan
goşistleri temizleyeceğine söz veren Küçük, kendi dergisinde yazan bir
yoldaşının aktardığına göre, Ayrancı’daki bir evde 12 Eylül darbesinin haberini
almış, “bunlar bizimkiler, Kemalistler, goşistleri temizleyecekler” diyerek,
heyecanla yerinden fırlayıp ellerini çırpmıştır. Sonrasında ne yazdıysa
yazdırıldığını varsaymak zorundayız. Tezler’in genelkurmay izni ve
emriyle yazıldığını düşünebiliriz. Kongar, İran’daki devrim sürecinde “İslamcılarla
görüşmek gerek” dediği, TKP’nin 12 Eylül günlerinde MSP ile ittifaktan söz
ettiği, Sovyetler’in Kenan Evren’i desteklediği koşullarda, Cumhuriyet’in yeni
yönelimine teorik kılıf örülmüştür. Bu çaba, “Kemalizm ülkeye dar gelen bir
gömlek, Türkiye’nin agresif Atatürk’e ihtiyacı var” demiştir.[2] AKP’nin rahme
düşürüldüğü zeminde bunu demeye mecburdur.
Garip
olan şu ki devlet, bu tartışmaları bizzat yürütüyor. Ortamı hazırlamak için
Küçük gibilere görev veriyor. Sonra devlet, diyelim, Suriye’ye girdiğinde,
Yalçın Küçükçülere, “vay be hocam büyük kâhin, nasıl bildi ama!” diyerek, küçük
insanlar gibi, “devlette adamamımız var” duygusuyla ömür tüketmek kalıyor.
Aslında
Küçük, iş ve görev gereği Batı’da görülen, Brookings türünden bir enstitü ve
düşünce kuruluşu olarak çalışmıştır. Parti ve mücadele fikrini her zaman
tasfiye etmek için uğraşmıştır. ABD’de yetişmiş bir isim olarak bu enstitü
işlerini bizzat üstlenmiştir. Onu, CIA’in Kültürel Özgürlük Kongresi’nden, sol
anti-komünizmden, CIA eliyle çıkartılmış “Marksist” dergilerden ayrı ele
almamak gerekmektedir. Neticede o, “komünist emperyalizm” diyen yoldaşı Avcıoğlu’ya
bağlıdır.
Baba filminin
hikâyesinin anlatıldığı dizide aktarıldığı üzere, filmi yaratan kişi,
emperyalistlerin gözde enstitüsü RAND elemanıdır. Demek ki İtalyan mafyası ve
mafyalaşma ile ilgili bir toplum mühendisliği işlemi yürütülmüş, bu alana bir
kişi görevlendirilmiştir. Hollywood, işgal edilen Tahran Büyükelçiliği’nde
rehin alınan Amerikalıları kurtarmak için doğrudan devreye sokulmuş bir
yapıdır.
Bilim
ve sanat arasında şovunu yapan bir isim olarak Yalçın Küçük de böylesi bir
eleman olarak görülmeli, yazıları Marksist birikim değil, devletin müdahalesi
ve gayreti üzerinden okunmalıdır. Küçük, devlet ne yapıyorsa onu yazmış, ne
diyorsa onu söylemiştir.
İçkilerin
devrildiği kalabalık bir ev muhabbetinde gaza gelen Küçük, hararetli
konuşurken, sarhoşluğun da etkisiyle, sandalyesiyle birlikte geriye doğru
devrilir. Herkesin kendisine güleceğini düşünür, bakar ki hâlâ dinleniyor,
yerde sırt üstü yatan Küçük, konuşmaya devam eder. Bugün Küçük hatıraları
anlatanlar, sola dair çok şey söylemektedir.
Ölmeden
önce selam söylediği, TİP’e selam çakarken ismini andığı yoldaşı Metin
Çulhaoğlu, yıllar önce kendisi ile ilgili yazdığı yazıda, onun “çekirdekten bir
Marksist olmadığını, altmışların başındaki CHP-Yön-Planlama üçgeninin Marksizme
taşıdığı yetenekli ve üretken bir aydın” olduğunu söyler.[3] “Onda bir adamları
toplayıp bir adam yapıyorum” dediğini aktarır. Çulhaoğlu kendisine paye
biçmektedir, zira Küçük'ün Marksizm ile ilişkisi dolaylı ve talidir.
Eski
komünist Rasih Nuri İleri’nin Küçük’ün dergisi Toplumsal Kurtuluş’ta
yazdığı, TİP-Doğan Avcıoğlu sürtüşmesi ile ilgili yazısında[4] vaat edilen
birlik, Küçük şahsında gerçekleşmiştir. Küçük, diğer sola karşı Sovyet
çizgisini, Sovyet solculuğuna da Kemalizmi bir bariyer olarak örmüştür. Tüm
siyasetinin özeti budur. Burada Marksizme yer yoktur.
Rasih
İleri’nin yazısını bugün okuyanlar, CIA’in Avcıoğlu’na karşı çektiği
operasyonun izlerini ararlar mı, bilinmez. Orada İleri, “TİP sekterdi, Avcıoğlu
kaypaktı” demektedir. Sabetayizm avcılığı yapacaksak, orada TİP adına karşı
tarafa set çeken isimlerin de Avcıoğlu’nun kurduğu Sosyalist Kültür Derneği’nin
de Yahudi niteliğine odaklanmamız gerekir. İsrail’in garnizon devlet olarak
inşa edildiği, güçlenmek için her türlü yöntemi denediği, Arap olmayan civar
devletlerle gizli istihbarat anlaşmaları imzaladığı dönemde birileri, Arap’la
ve Müslüman’la ilişkili olarak ilerleyen sosyalizme set çekmek için
uğraşmıştır. Yön çizgisinin derdi de Ortadoğu ve Doğu’yla ilişki kurmak
değil, onu devlet ideolojisi içerisinde etkisiz kılmak, ülkedeki tesirini
ortadan kaldırmaktır. 9 Mart, bilinçli yürütülmüş bir tasfiye operasyonudur.
Bugün
Emre Kongar’ın ölüm yazısı, bu düzlemde kaleme alınmıştır. Yazı,
Kemalist-komünist ittifakına tokat indirmiş, öğrencisi Vegan Zülal’in tepkisi
tüy dikmiştir. Yalnız bu Kongar, otuz yıl önce intihalcilik suçlaması üzerinden
ve sağa hizmet etmesiyle birlikte sol nezdinde tükenmiş bir isimdi. Onu popüler
eden Merdan Yanardağ olmuştur. Her taşın altından çıkan Yanardağ, kendi
örgütünü tasfiye etmiş bir isimken yıldız olmuştur. Uzunca bir dönem Yalçın
Küçükçü olarak anılan bir çevreyle hareket etmiştir. Bugün yoldaşı, hocası
Küçük’e küfretmektedir.
Veganzülal
gibi isimlerin çıkışları, Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi içine dönük
mesajdır. “Kemal Paşa’yı, ‘Duçemiz’i eleştirenlerin dilini keseriz”
denilmektedir. Duçe harici bir sol ufka, sosyalizm tasavvuruna, devrim
mücadelesine izin verilmeyeceğini söylemektedir. Bu, yüz küsur yıldır
söylenendir. TKP, Veganzülal için yayınlarında “halka böcek yedireceğiz” diyen
örgüttür. Bu kadar hakareti haketmemiştir!
Yalçın
Küçükçülüğün mayası, özü tasfiyeciliktir. Varoşları temizlemek, goşistleri
ıslah etmek, devletin ve burjuvazinin dişine uygun bireyler yetiştirmektir. Bu
ekipten ayrılan genç bir kadının anlattıkları ibretliktir. İki yıllık
birlikteliği akıl hastanesinde sonlanmıştır. Kendi kadınlığını istismar eden
yoldaşı ve diğer yoldaşları, bu kadını Yıldız’da faşistlerin saldırısında bir
başına bırakıp kaçmışlardır. Hepsinin derdi, kendi bireysel dünyaları,
dünyalıkları, o dünyaya kestikleri solcu pozlarıdır. Yalçın Küçük, renkli bir
kılıftan ibarettir.
Bu
genç kadının anlattığına göre, İlkay Demir’in oğlu ve arkadaşları, Yalçın
Küçükçü ekibe dâhil olmak ister. Toplantı sonrası şef, bu bahsini ettiğimiz
arkadaşın yanına gelir ve “bunların içine gir, burayı dağıt, tasfiye et” der.
Arkadaş da “iyi ama bunlar da bizim gibi Yalçın Küçükçü, bunu niye yapalım?”
cevabını verir. İstanbul Üniversitesi’nden gelen bu ekibin başındaki kişi o
kadar Küçükçüdür ki yaz kış, gece gündüz boynundaki kırmızı atkıyı çıkarmayan
bir isimdir! Herkes ve her şey, kontrol altına alınmalıdır.
Bugün
“Yalçın Küçük’ün ruhu, yöntemi bizde yaşıyor”[5] diyen Sos.org sitesi, şaibelidir.
Bu isimler, önce Yalçın Küçük’ü enstitülerine çağırdılar, sonra şefleri Zeki
Tombak’ı “örgütün paralarını ziyafet sofrası kurmak”la eleştirdiler, küçük
burjuvalığını yüzüne vurmak için bize ait bir yazıyı bile kullandılar. Sonra bu
isimler, mezun oldular, köşeyi döndüler, bu sefer de “Küçük burjuvaziyi
eleştirmemek lazım, CHP’yi eleştirmenin yeri değil, Kemalizme dokunmamak gerek”
demeye başladılar. Şimdi Yalçın Küçükçü ruhun kendilerinde yaşadığını
söyleyerek, bir yerlere mesaj göderiyor, işmar ediyorlar. Genelkurmay
kalıbından çıkma jeostrateji gevezelikleri döşeniyorlar. Parayla satın
aldıkları ekonomi-politik malumatlarını kesip kesip satıyorlar. Muhayyel ve
hafi enstitü, çalışıyor.
O
dönem, bunların içine Yalçın Küçükçü ekipten biri geldi. Ertesi gün
“arkadaşlar, Kuzey Irak’tan sekiz adet Glock marka girdi ülkeye, bunun birini
biz alalım” dedi. O silahı alma yönünde atılacak her adım, o gençlerin önemli
bir kısmının içeri girmesiyle sonuçlanacaktı. “Küçükçülük kimdir?” sorusunun
cevabı burada aranmalı. Bireyin yürüyüşü, kitlesel kolektif yürüyüşe tahammül
edemez. Aydın tarikatı olarak Küçükçülerin derdi, devletin muhayyel ve hafi
enstitüsüne kadro olmak, bunun diyeti olarak, toplumsal-tarihsel bağları kesip
atmaktır.
Neticede
Toplumsal Kurtuluş, “Lenin ekonomi-politik bilmiyor, ben biliyorum,
ekonomi-politiği devrimcileştiriyorum” sözüyle başladı, “Marx’a karşı
Proudhon’u tercih etmek lazım” sözüyle sona erdi. Küçük, en son AKP’nin askeri
temelli ekonomi-politiğini meşrulaştırmak için Fransız devriminin savaşlar için
vergi toplayan maliye bakanını övüyordu.
Perinçek’in
itibarsız olduğunu söyleyen Küçük, MedTV’ye sızmak zorunda. Daha önce “Kimse
Kıbrıs çıkartmasında Rum öldürmedi” diyen Küçük, sadece Yunan illerinde
basılan, burada her öksürüğü kitaba dönüştürülürken nedense yayımlanmayan
röportaj kitabında, tecavüz ve katliamların yaşandığını, kendisinin de insan
öldürdüğünü söylüyor, nabza göre şerbet veriyor. Kürt’ü ehlileştirdiğini
söylüyor. “Dişlerini ben söktüm” diyor. Kuklaya odaklanıp kuklacıya bakılmıyor.
Ona bunları yaptıranlarla kimse ilgilenmiyor, çünkü herkes, Yalçın Küçük olmak
istiyor.
“İsrail
Atatürk’ün Yahudi olduğunu söyleyecekti, buna ben mani oldum” diyor. Kimse,
“Sen bu bilgiye nasıl ulaştın?” sorusunu sormuyor. AKP ile birlikte girişilen
sabetayizm avcılığı, aslında “onları ben akladım, halklaştırdım, temize çektim”
cümlesiyle sona eriyor. Demek ki paşanın kökenini İsrail, Küçük aracılığıyla
açıklıyor! Sara ve diploma meselesi de ona söylettiriliyor.
Bireyin
yürüyüşüne değil, sınıfi kitlenin kolektif yürüyüşüne bakmak, orayla düşünüp
eylemek gerekiyor. Çeşitli momentlerin ürünü olan küçük aydınların peşinden
gitmeyi solculuk, devrimcilik saymamak, bilgiyi onlara mal edip, kitapları o
eşeğe yükleyip “solculuk” pozu kesmemek gerek. Yalçın Küçük’ün ölümü sonrası
küçük YK’ların türemesi ihtimali, kolektif devrimci mücadele adına herkesi
tedirgin etmeli. Muhayyel ve hafi enstitü ile proletarya adına dövüşülmeli.
Eren Balkır
15
Nisan 2026
Dipnotlar:
[1] Aktaran: Serdar Can, “İcazet Edebiyatı Üzerine Yalçın Küçük’e Kısa Bir
Yanıt”, Yarın, Ocak 87, Sayı 65, s. 17. PDF.
[2]
Yalçın Küçük, Emperyalist Türkiye, Başak yay., Temmuz 1992, s. 94.
[3]
“Yalçın Küçük: Bir Soran Var!”, Temmuz 1988, Gelenek.
[4]
Rasih Nuri İleri, Toplumsal Kurtuluş, Sayı 5, Kasım 1987, s. 32-35.
[5]
Tevfik Atmaca, “1947 Şebekesi”, 12 Nisan 2026, Org.








