“Özetle, Mariátegui bir
Marksist-Leninistti. Bunun da ötesinde, Partinin kurucusu olarak Mariátegui’de,
Başkan Mao’nun evrenselleştirdiği tezlere benzer tezler buluruz. Dolayısıyla,
benim görüşüme göre, Mariátegui, bugün yaşasa bir Marksist-Leninist-Maoist
olurdu. Bu bir spekülasyon değil, sadece José Carlos Mariátegui’nin yaşamını ve
çalışmalarını anlamanın ürünü olan bir tespittir.”
[Başkan Gonzalo, Röportaj, 1988]
Jacobin dergisi,
kısa süre önce Michael Löwy ile Jose Carlos Mariátegui üzerine bir röportaj
yayınladı.[1] Derginin eğilimine sadık kalan yazarlar, röportajda, Mariátegui’yi
kendi zamanından ve mekânından kopartmaya, düşüncesinin içeriğini zayıflatmaya
ve gerçek mirasını tamamen göz ardı etmeye çalışıyorlar. Dergi yazarları, Mariátegui’yi
Avro-komünistlerin gözdesi Antonio Gramsci’nin yanına yerleştiriyorlar. Bu
manevralar, uzun bir karşı devrimci ajitasyon tarihinin parçasıdır ve ele
alınmayı hak etmektedir.
Dürüst
olmayan teorisyenler, neredeyse sürekli olarak, en büyük devrimci liderlerin erdemlerini
ayaklar altına almaya çalışırlar. Buna defalarca kez tanık olunmuştur. Bu kişiler,
karşı-devrimle işbirliği içerisindedirler. Lenin, devrimcilerden bahsederken bu
olaya değinmiştir:
“Ölümlerinden sonra, ezilen
sınıfları ‘teselli etmek’ ve onları kandırmak amacıyla, devrimciler, zararsız
ikonalara dönüştürülürler, tabiri caizse, aziz ilan edilirler, isimleri belli
ölçüde kutsallaştırılır, ama öte yandan, devrimci teori özünden kopartılır,
devrimci yanı köreltilir, sıradanlaştırır.”
[Lenin, Devlet ve Devrimi]
Lenin’in
ortaya koyduğu bu olgu, her çağda, her ülkede ve çoğu devrimci liderde bir
dereceye kadar görülmektedir. Lenin’in bahsettiği üzere, İkinci Enternasyonal Marx
ve Engels’in içini boşaltmıştır. Çinli revizyonistler, Mao’yu salt bir ulusal
kahramana indirgeyip sıradanlaştırmıştır. Jacobin dergisi kendi
imgeleminde imal ettiği Mariátegui’yi herkese dayatır.
Lenin
biz komünistlere, “bu türden sahiplenme, mülk edinme pratikleriyle mücadele
edin, onları karşı-devrimci yönünü açığa çıkartın” talimatı vermektedir. Egemen
sınıfın fikirlerine hiçbir şekilde meydan okumayan, aksine, onları kırmızı bir
gecelikle örtbas eden, güçsüz ve iradesiz bir isyan fikrini herkese pazarlamaya
çalışan her türden karşı-devrimci girişim reddedilmelidir.
Aynı
şekilde, Leninizmden bağımsız olarak, yani Marksizm-Leninizmin Lenin sonrası
gelişmelerini ve dünya üzerindeki olağanüstü etkisini değerlendirmeden, Lenin’i
değerlendirmek imkânsızdır. Lenin, Lenin’den daha büyüktür ve yalnızca
yaşamıyla değil, ölümünden sonra eserlerinin kazandığı yaşamla da daha iyi
anlaşılabilir. Aynı şey, Mariátegui için de geçerlidir. Bizi burada
ilgilendiren de budur.
Akademik
sahte Marksizmde, bazı büyük düşünürlere tutunup, fikirlerinin halk
hareketlerinde ve en önemlisi de devrimci hareketlerde nasıl hayat bulduğunu
incelemeden, onların fikirlerinin sadece zihinlerde ve tartışma topluluklarında
kaldığını iddia etmek bir moda haline gelmiştir. Mariátegui'yi ve kurduğu Peru
Komünist Partisi’ni, partinin yeniden yapılanmasını, liderliğini ve Başkan
Gonzalo’nun yol gösterici düşüncesini kavramadan dürüstçe değerlendiremezsiniz.
Gonzalo, Mariátegui’nin öğretileri ve düşünceleri üzerine inşa ederek, bunları
geliştirmiş ve bu öğretileri gerçeğe dönüştürmüştür.
Peru
Komünist Partisi’nin (PKP) 1968 tarihli bir belgesinde, parti âdeta Jacobin
türü tahrifçilere cevap veriyor gibidir:
“Onu sessizliğe gömmeye
çalışanlar, Mariátegui hakkında çok şey yazıp çizdiler. Elbette, onu gizemli
kılmak, sistematik olarak çarpıtmak, anlamsız ukalalıkla onu ‘daha iyi’
göstermek için Mariátegui’den epey bahsedildiğini de görüyoruz. Mariátegui
hakkında ilk olarak, kendini davaya adamış bir Marksist olmadığı, düşüncesinin
Marksizm-Leninizm tarafından desteklenmediği söylendi.”
Parti,
genelin özele uygulanmasını gerçekten anlamanın önemini vurguladı:
“Mariátegui, sadece dört
beş formülü bilen, onları ezberden tekrar eden biri değildi. Çok daha
fazlasıydı, daha derin, daha Marksistti. Marksizm-Leninizmi alıp
gerçekliğimizle bütünleştiriyor, ülkemize taşıyor, toprağımızda somutlaştırıyor;
Marksizm-Leninizmi somutlayıp, takdim ettikten, onun ülkeye nüfuz etmesini
sağladıktan sonra bizi halen daha güncel olan bir düşünceyle bizi
aydınlatıyor.”
Jacobin
makalesi, Mariátegui’yi Troçki’ye sempati duyan biri olarak gösteriyor. Bunu
1923’te Troçki’nin kültür hakkındaki görüşleri üzerine yazdığı bir makaleye
dayandırıyor. Mariátegui’nin en büyük içgörülerinden saparak, Jacobin
röportajı, Stalin ve ait olduğu çoğunluğu Marksizmi Rusya’nın gerçekliğine en
etkili şekilde uygulayabilecek kişiler olarak gösteren, Troçki’nin sürgününe
dair 1929 tarihli makalesini görmezden geliyor. Mariátegui, Troçkistleri
yalnızca komünist hareketin teori takıntısına itiraz eden eleştiriler sundukları
için yararlı buluyor.
Mariátegui,
Peru’yu Peruluların kılmayla ilgili konumuyla tutarlılık arz eden yaklaşımı
dâhilinde şunları söylüyor:
“Rus devrimi, ulusal
örgütlenme dönemindeydi. Bu dönemde mesele, sosyalizmi uluslararası düzeyde kurmak
değil, iki kıtaya yayılan, bu nedenle, coğrafi ve tarihi bir bütünlük teşkil eden 130 milyonluk bir ulusta kurmaktı. Bu aşamada, Rus devriminin, onun ulusal karakterini ve sorunlarını daha derinden hisseden
insanlarca temsil edilmesi en mantıklısıydı.
Saf bir Slav olan Stalin,
bu adamlardan biridir. O, her zaman Rus topraklarına kök salmış devrimciler
grubuna mensuptur; Troçki, Radek ve Rakovski ise hayatlarının büyük bir
bölümünü sürgünde geçiren bir gruba mensuptur.”
[Mariátegui,
“Troçki’nin Sürgünü Üzerine”, 1929]
İki
çizgi mücadelesinin rolünü ve geneli özele uygulama zorunluluğunu sezgisel
olarak kavrayan Mariátegui, aydınlatmaya devam ediyor:
“Bu nedenle Bolşevik Parti,
ne huzurun hâkim olduğu, herkesin aynı fikri savunduğu bir okul değildi. Lenin,
ölümünden kısa bir süre öncesine kadar yaratıcı liderliğini partiye dayattı,
ancak bu olağanüstü liderin muazzam ve eşsiz otoritesine rağmen parti içinde
şiddetli tartışmalar yaşandı. Lenin, otoritesini kendi gücüyle kazandı. Daha
sonra bu gücü düşüncesinin üstünlüğü ve keskinliğiyle korudu. Bakış açıları her
zaman gerçekliğe en iyi şekilde karşılık geldiği için galip geldi. Ancak birçok
kez Lenin’in düşünceleri, Bolşeviklerin tutucu kesimine mensup isimlerin
direnişini kırmak zorunda kaldı.”
Troçki
konusunda ise Mariátegui, onun Marksizmi Rusya’nın özel yönlerine uygulama
konusunda başarısız olduğunu düşünüyordu. Kendi ülkesinde devrim yapma ile
ilgili görüşü üzerinden Mariátegui şu tespiti yapıyordu:
“[...] Stalin’in
yerine Marksist programı gerçekleştirme konusunda nesnel planda daha büyük beceriye
sahip bir lideri geçiremediği gerçeği üzerinden bakıldığında olayların,
Troçkizmin doğru olmadığını ispatladığı açıktır.”
Bir
de şu tespitini aktarmak gerek:
“Troçkizmde, somut ve net
formüller içerisinde yoğunlaşma imkânı bulamamış teorik radikalizm havası
vardır. Bu zeminde Stalin ve çoğunluk, yönetim sorumluluğunun yanı sıra,
olasılıklar konusunda daha gerçekçi bir anlayışa sahiptir.”
Jacobin dergisi,
Mariátegui’yi (beceriksizce de olsa) olağanüstü bir düşünür olarak öne
çıkarmaya çalışırken, Peru İşçileri Genel Konfederasyonu’nu kurması, programını
ve anayasasını yazması gibi gerçek örgütlenme çabalarını sistematik olarak göz
ardı etmektedir. O, sadece yerli köylülere ulaşma ihtiyacını teorize etmekle
kalmamış, bunu başarmak için ilk pratik adımları da atmıştır. En önemlisi de,
proletaryaya ve halka liderlik edecek Peru Komünist Partisi’ni kurmuştur.
İçi
boşaltılmış bir Mariátegui ile övünme eğilimi yeni bir şey değil. Başkaları,
bunu Jacobin’den daha kapsamlı bir biçimde yaptı. Aslında Peru Komünist
Partisi onlarca yıl önce yoldan sapmış, Mariátegui’nin kattığı özü yitirmişti.
“Partinin gelişimi ve
ondan çıkarılacak dersler konusunda şunları söylemek mümkün: Parti tarihini,
çağdaş Peru toplumunun üç dönemine karşılık gelen üç bölüme ayırarak
anlayabiliriz. Birinci dönem, ilk bölüm, Partinin Kuruluşu’dur. Bu dönemde tam
anlamıyla Marksist-Leninist olan José Carlos Mariátegui’ye sahip olduğumuz için
şanslıydık. Ancak kaçınılmaz olarak Mariátegui’ye karşı çıkıldı, onun çizgisi
terk edildi, yarım bıraktığı kuruluş kongresi hiçbir zaman yapılmadı. Yapıldığı
söylenen kongre ise, bildiğimiz gibi, Mariátegui’nin teorilerine tümüyle karşı
olan sözde ‘ulusal birlik’ çizgisine onay verdi. Bu şekilde Parti, Del Prado’nun
bağlantılı olduğu Browderizmin ve daha sonra modern revizyonizmin etkisi
altında kalarak, oportünizm tuzağına düştü. Bu süreç, bizi ikinci döneme,
Partinin Yeniden Yapılanması dönemine götürüyor. Bu, özetle, revizyonizme karşı
bir mücadeledir. Net bir biçimde gördüğümüz gibi, bu dönem altmışların başında yoğunluk
kazanmıştır. Bu süreç, Parti üyelerinin revizyonist liderliğe karşı
birleşmesine ve daha önce de belirttiğim gibi, Ocak 1964’teki 4. Konferans’ta
onları partiden ihraç etmelerine yol açtı. Yeniden yapılanma süreci, 1978-1979’a
kadar parti içinde devam etti ve bu dönemde sona erdi. Ardından üçüncü dönem,
Halk Savaşı'nı yönetme dönemi başladı ki bu da şu anda içinde yaşadığımız
dönemdir.”
[Başkan Gonzalo, “Röportaj”, 1988]
Jacobin dergisi ve
benzeri yayınlar, genelin özele uygulanmasıyla birlikte partiye rehberlik
edecek düşüncenin ortaya çıktığını söyleyen temel ilkeyi anlayamıyorlar. Jose
Carlos Mariátegui’nin uğruna yaşadığı ve öldüğü şey tam da bu uygulamaydı. Partiyi
onun düşüncesi kurdu. Bu düşünceye yönelik inceleme ve onu uygulamaya dönük
adımlar,sonrasında genel Maoizmle birleşti. Böylece seksenlerde ve doksanlarda
halk savaşını yeni ve şaşırtıcı zirvelere taşıyacak, günümüze dek devam edecek
olan Gonzalo Düşüncesi ortaya çıktı. Kafalarını iki ellerinin arasına alıp
derin düşüncelere dalan, doğrudan sınıf mücadelesini ve Marksizmin temellerini
reddedenler, bu gerçekleri göz ardı ediyorlar.
Mariátegui'yi
proto-Maoist olarak anlamak, Peru’da devrimin nasıl ve neden bu şekilde
geliştiğini anlamamızı sağlar. Mariátegui, Mao gibi, salt halk cephesine bağlı
kalmakla yetinmedi. Mariátegui, komünist liderliğe henüz teorileştirilmemiş
olan kitle çizgisini armağan etti. Faşizm ve kadınlar konusundaki çalışmaları
eşsizdi. Bu konularda en gelişmiş analizlerin temelini attı. İlgili
analizlerin, Mariátegui'nin kurduğu parti tarafından geliştirilmesi hiç de
şaşırtıcı değildi.
Jacobin’de çıkan
röportajda görüşülen kişi, Michael Löwy, tarihsel materyalizmi tamamen reddediyor.
Bu reddiye üzerinden, Mariátegui’yi birey olarak ele alıyor. Bireye dair
yorumun tüm tarihsel gerçeklerin, kanıtların ve bağlamın önüne geçtiğini
düşünüyor. Bu manevra, bu tür isimlerin çıkarları için hayati önem taşıyor.
Jacobin,
sorgulama sürecinde Mariátegui’yi çarpıtmak amacıyla yalanları tekrarlayarak şu
türden iddialarda bulunuyor:
“Mariátegui’nin
tepkilerini ve fikirlerini anlama çabası üzerinden birileri çıkıp onun kitaba
bağlı olduğunu söylüyor, birileri de kitap dışı olduğunu. Üçüncü
Enternasyonal’in kıyıya köşeye attığı bir isimken Mariátegui, sonrasında
yetmişlerde Latin Amerika’da ortaya çıkan Yeni Sol eliyle yeniden keşfediliyor.
Hatta kısa süre önce Latin Amerika’da Pembe Dalga denilen, solcu hükümetlerin
kurulduğu dönemde ismi yeniden gündeme geldi.”
O
halde, tarihin hayal gücüyle nasıl çeliştiğine dair bir örnek olarak,
Mariátegui’nin önderlik ettiği ve kurduğu partinin programlarına ve yazılarına
tekrar göz atalım:
“Partili komünistler,
Üçüncü Enternasyonal’e bağlıdır. Partiyi oluşturan grupların da ona
bağlanmasını sağlamak için çalışmayı kabul ederler. Benimsediğimiz ideoloji, felsefi,
siyasi ve sosyo-ekonomik, tüm yönleriyle kabul ettiğimiz devrimci ve militan
Marksizmdir. Desteklediğimiz yöntemler, ortodoks devrimci sosyalizmin
yöntemleridir. İkinci Enternasyonal’deki sosyal demokrasisin yöntemlerini ve
eğilimlerini sadece reddetmekle kalmıyor, aynı zamanda her türlü yolla ve
biçimde bunlarla mücadele ediyoruz.”
[Mariátegui’nin
1 Mart 1930’da PKP Merkez Komitesi’ne sunduğu, aynı yılın 4 Mart’ında onaylanan
belgeden]
Yukarıdaki
cümleleri idrak ettiğimizde, “Pembe Dalga”nın da Jacobin gibi Marksizmi
katledenlerin de bizim Mariátegui’mizi görmezden gelip ona karşı çıkarken,
yalnızca sahte bir Mariátegui’yi pazarlamaya çalıştıklarını net bir biçimde
görüyoruz.
Röportaj
yapılan kişi, tamamen katılmamız gereken bir gerçeği daha dile getiriyor:
“Mariátegui’nin
yazılarında dil bulan, komünizmin Yerli Amerikalı köklerine yönelik vurgusu
Afrikalı Amerikalıların mücadelelerine de uygulanabilir.”
Bu
uygulama, geneli özele uygulama gerekliliğini kavrayan Maoistler dışında hiç
kimse tarafından denenmemiştir. Eğer Siyahi Milleti, Mariátegui’nin
öğretilerinin temel gerçeklerini kavrarsa, Jacobin türü paçavralar bu kavrayışın
sonuçları karşısında tir tir titreyecektir.
Röportaj
yapılan kişi, “Latin Amerika’da bu yolu örtük olarak ya da açıktan yürüyen bir
politik güç var mı?” sorusuna, kasıtlı olarak ki Peru ve yakın tarihi hakkında
az da olsa bilgi sahibi olduğunu varsayarsak, “kasıtlı olarak” demek
zorundayız, PKP’nin varlığını, her zaman Mariátegui’nin yolunu savunduğunu,
hatta bu nedenle burjuvazi tarafından hakaret olarak kullanılan “Aydınlık Yol”
ismiyle anıldığını görmezden geliyor. Jacobin röportajında şöyle deniyor:
“Onun örnekliğinin izinden
giden Aníbal Quijano ve Alberto Flores Galindo gibi önemli Perulu düşünürleri
de anmak lazım. Yerlilerin politik mücadelelerine önderlik eden isimlerden olan
Hugo Blanco, Mariátegui’nin düşüncelerinden etkilenmiş biri. Yakın dönemde onun
Hugo Chavez ve sizin de bahsini ettiğiniz MST gibi köylü hareketleri üzerindeki
etkisinden söz etmek gerek tabii. Ama bence bugün Mariátegui’nin genel
anlayışını kendi varlığında en iyi şekilde cisimleştirmeyi bilmiş devrimci
hareket, her ne kadar yazılarının açtığı yoldan ilerlemiyor olsa da,
Chiapas’taki Zapatist deneyimidir.”
Röportaj
yapılan kişi, PKP’yi görmezden geliyor, Mariátegui’nin gerçek takipçilerinin
Zapatistalar olduğunu iddia ediyor! Mariátegui’nin proletarya diktatörlüğü,
devrimci şiddet ve öncü parti teorilerine bağlılığını ise hiç dikkate almıyor.
Röportajda
Mariátegui’nin mitin gücü ve dini sembolizmin kullanımına dair yazıları olumlu
bir şekilde ele alınırken, onun çizgisinin Peru koşullarına pratikte
uygulanmasına dönük çabalar göz ardı ediliyor.
Mariátegui
ve mitin gücü tartışılırken, Başkan Gonzalo önderliğindeki PKP’nin bu gücü
somutlaştırdığını ve gerçeğe dönüştürdüğünü anlamak gerekiyor. Peru’nun yerli
köylüleri, Başkan’a “Puka Inti” diye hitap ederdi. Bu tabir, İnka mitolojisinden
beslene Quechua halkının dilinde “Kızıl Güneş” demek. Birçoğu Gonzalo’yu, efsanelerde
aktarılan, yüzlerce yıl önce İspanyol zalimleri hayal kırıklığına uğratan, dondan
dona giren ruhlardan biri olarak görüyordu.
PKP’nin,
insan yağını emerek beslenen efsanevi bir varlığı tanımlayan “Piştako” terimini
kullanarak köylülere emperyalizmi öğrettiğini hatırlamak gerekiyor. Bu örnekler
ve Gonzalo’nun devrimci kitlelere olan inancı üzerinden PKP, Mariátegui’yi “büyük
bir düşünür” olarak görüp öven kişilerce “metafiziğe dayalı görüşlere sahip
kıyametçi bir tarikat” olarak tarif etti. Mao, sarayını ejderhalarla süsleyen
ancak gerçek bir ejderhayı görünce kaçan imparatordan bahsederken, esasen
Jacobin türü yayınların ardındaki kişilerin zihniyetini özetlemişti.
Jose
Carlos Mariátegui’nin öğretileri ve düşüncelerinin yeniden ele alınması ve
somut gerçekliğe uygulanması gerektiği doğrudur. Ancak bu noktada şunu söylemek
gerrekiyor: ilgili öğretiler ve düşünceler, Marksizm-Leninizm-Maoizm, özellikle
de Maoizm merceğinden değerlendirilmeli, bu şekilde, Jacobin dergisi ve
Michael Löwy de dâhil olmak üzere, Marksizmi tahrif edenlere karşı bu öğretiler
ve düşünceler zincirlerinden kurtulmalıdırlar.
Kavga
21 Aralık 2018
Kaynak
Dipnot:
[1] Nicolas Allen, “Mariátegui’s Heroic Socialism”, 15 Aralık 2018, Jacobin. Türkçesi: İştiraki.