Profesör
David Harvey, onlarca yıldır eser üreten, son derece etkili bir Marksist
coğrafyacı ve iktisatçı. Kapitalizmi ve onun sürekli değişen özelliklerini ve sınırlarını
analiz eden birçok önemli kitabın yazarı. Geçen Ekim ayında 90 yaşına girmesine
rağmen, New York Şehir Üniversitesi Lisansüstü Merkezi’nde ders vermeye hâlâ devam
ediyor.
2026’da
The Story of Capital: What Everyone Should Know About How Capital Works [“Sermayenin
Hikâyesi: Sermayenin Nasıl İşlediği Konusunda Herkesin Bilmesi Gerekenler”] başlıklı
yeni bir kitabı çıktı. Kitabı yayımlayan Verso’nun tanıtım yazısında şunlar
söyleniyor:
“Harvey, The Story of
Capital [‘Sermayenin Hikâyesi’] isimli kitabında, kavramsal mimariye
bütüncül bir yaklaşım sergiliyor, emek ve teknolojiden devlete ve jeopolitiğe,
kâr oranına, toplumsal yeniden üretime, doğayla ilişkiye, muhayyel sermayeye ve
rantiyelerin geri dönüşüne kadar birçok konuda içinden geçtiğimiz bu önemli
dönemde bize rehberlik ediyor. Bunu yaparak Harvey, çağdaş kapitalizmin
doğasını kavramaya çalışan herkes için önemli bir referans olacak bir eser
ortaya koymuştur.”
Verso,
ayrıca, Harvey’nin yeni kitabındaki kimi fikirleri aktardığı bir video da
yayınladı.[1]
Harvey’nin
tüm kitapları, on yıllar boyunca birçok Marksist teorisyenin eğitiminde merkezi
bir rol oynamıştır. Kendisi, bilhassa Marksist iktisat teorisinde bir ikon
haline gelmiştir. Ancak sorun tam da burada başlıyor. Kanaatimce Harvey, yirminci
ve yirmi birinci yüzyıl kapitalizmine dair yorumuyla okurlarını yanıltıyor.
Onun Marx’tan bu yana kapitalizmdeki gelişmeleri açıklamak için getirdiği
teorik “yenilikler”, temelde yanlış.
Bu
sonuca varmamı, son kitabının bir incelemesiyle değil, bunun yerine, son on
yılda veya daha uzun süredir Harvey’nin analizini ele aldığım blog yazılarıma
ve makalelerime atıfta bulunarak savunacağım.
Harvey,
altmışlardan itibaren kapitalizmin coğrafyası ve ekonomik temelleri üzerine
birçok kitap kaleme aldı. Bu süreç, ilk çığır açan eseri seksenlerde çıkarttığı
The Story of Capital [“Sermayenin Sınırları” -1982] ile başlıyor, New
Imperialism [“Yeni Emperyalizm” -2003] ve A Brief History of
Neoliberalism [“Neoliberalizmin Kısa Tarihi” 2005] ile iki binlerin başlarına
dek uzanıyor. Ancak ben, eleştirime The Enigma of Capital [“Sermayenin
Gizemi” -2010] adlı kitabıyla başlayacağım.
Kitabın
çıktığı yıl yazdığım blog yazısında da dediğim gibi, Harvey, bu kitapta,
kapitalist krizin başlıca nedeni olarak “kârlı yatırımın ulaştığı sınırların” Marx’ın
kâr oranının düşme eğilimi yasasıyla (KODEY) ile alakasının bulunmadığını
söylüyor. Harvey, özellikle Büyük Resesyon’da krizlere neden olma konusunda bu
yasanın herhangi bir rolü olmadığını açıktan dile getiriyor. Bunun yerine,
Büyük Resesyon’un, önceki 25 yılın ücretleri baskılayan ve aşırı borçlanmayı
teşvik eden neoliberal politikalarından kaynaklandığını düşünüyor. Nihayetinde
bu durumun Keynesyen tarzda “etkin talep” eksikliğine yol açtığını, bunun da,
Marx'ın kârlılık yasasının öngördüğünün aksine, kârlılıkta bir düşüşe neden
olduğunu söylüyor.
Harvey’ye
göre “neoliberalizm”, Kapital’in ikinci cildinde özetlendiği biçimiyle,
Marx’ın aktardığı yeniden üretim şemasının neredeyse her düzeyini değiştirdi.
Kapitalist krizler, yetmişlerdeki krizlerden farklı bir niteliğe sahipti. Artık
kapitalist talep, kârların “fazlasını” absorbe etmek için kâfi değildi. Bu
nedenle, kredi veya borçlanma yoluyla karşılanması gerekiyordu. Bu kredi miktarı
dibe vurduğunda, aşırı üretim veya yetersiz tüketim krizi ortaya çıkıyordu.
Marx,
ikinci ciltte, herhangi bir krizin, tüketim ve yatırım sektörleri arasındaki
orantısızlıktan veya bir fazlalığı “absorbe etme” kifayetsizliğinden kaynaklandığına
ilişkin iddiaları reddeder.[2] Artan yatırım, sermaye malları sektörünün zaman
içinde tüketim malları sektöründen daha hızlı büyümesi ihtimalini artırır.
Ancak, Andrew Kliman'dan alıntı yapacak olursak: “Yeniden üretim şemalarının
gösterdiği şey, tüketim talebinin azalmasına rağmen, yeni makineler üretmek
için makine talebindeki artış ve makine üretiminin göreceli genişlemesi yoluyla
büyümenin süresiz olarak gerçekleşebileceğidir.” (yayınlanmamış kitabından) Yeni
yatırıma veya tüketime yönelik kapitalist talep, değer üretimini
gerçekleştirmek için hâlâ yeterli olabilir.[3]
Dolayısıyla
kapitalizmdeki krizlerin nedeni, Marx’ın yeniden üretim şemasında aranamaz.
Kapitalist üretim biçiminde krediye duyulan ihtiyaç, talep eksikliğinden veya
tüketim malları fazlasını "absorbe etme” ihtiyacından kaynaklanmaz. Bunun
nedeni, fabrika, ofis ve yeni teknoloji gibi sabit sermayenin finansmanının,
tek bir üretim döngüsünde yaratılan değerden sağlanamamasıdır. Bu nedenle,
kapitalistlerin tek bir döngüdeki kârlarından daha fazla maliyetli üretim
araçlarını satın alabilmeleri için kredi sağlanmalıdır. Kredi, borcu ve faizi
geri ödeyecek kadar değerin ileride sağlanacağı vaadiyle verilir.
Buradaki
risk, Marx’ın da belirttiği gibi, bu para sermayesinin veya kredinin “muhayyel”
olmasıyla ilgilidir, zira yatırım, borcu ve faizi geri ödemek için yeterli artı
değer üretecek kadar verimli değildir. Bu durum, özellikle yatırımcılar
fonlarını doğrudan üretken sektörlere yatırım yapmak yerine borsa
spekülasyonuna yatırdıklarında geçerlidir. Dolayısıyla kapitalizmdeki krizler,
Harvey’nin öne sürdüğü gibi, çok fazla artı değeri absorbe edememekten değil,
nihayetinde yatırım ve krediyi finanse etmek için artı değerin yetersiz
kalmasından kaynaklanır. Bu konuda daha fazla bilgi için, Paul Mattick Jr.’ın
Harvey'in çalışmasına yönelik mükemmel eleştirisine bakınız.
2014
yılında Harvey, Seventeen Contradictions of Capitalism [“Kapitalizmin On
Yedi Çelişkisi”] isminde, okumaya değer bir kitap yayımladı. Marx’ın kriz
teorisini “düzeltmeye yönelik müdahalelerini” bir adım daha ileri götürerek, “kapitalizmin
merkezindeki çelişkinin tüketim araçlarından yoksun tüketicilere yol açan
sermaye biriktirme dürtüsü olduğunu” söyledi. Krizlere neden olan şey, tüketim
eksikliğiydi, kâr eksikliği değil. Dolayısıyla, Marx’ın kârlılık yasası,
krizleri açıklayamazdo, bu anlamda önemsizdi.
Harvey’ye
göre, seksenlerin başında tanık olduğumuz, sermayeyi değersiz kılıp yok eden,
kârlılığı yeniden sağlayan çifte resesyonun bu yasayla hiçbir ilgisi yoktu. Ona
göre her şey, “siyasetle alakalı”ydı.
Harvey,
Marx’ın kâr oranlarının düşme eğilimi yasasını kapitalizm koşullarında yaşanan krizlerin
önemli bir nedeni olduğunu söyleyen fikri redde tabi tutmakla kalmaz. Sermayenin
Gizemi adlı eserinde şöyle der:
“Birçok Marksist
iktisatçının iddia ettiği gibi, krizin oluşumunun nedenini açıklayan tek bir teori
yoktur. Örneğin, tüm bu akışkanlığı ve karmaşıklığı, misal, düşen kâr oranı
gibi birleşik bir teoriye sıkıştırmaya çalışmanın hiçbir anlamı yoktur.”
Aslında
Harvey, kapitalist krizlerin Marx’ın kârlılık yasasına dayandığını düşünen
benim gibi kişileri hedef alıyordu. 2014 yılında yazdığı bir makalede şöyle
diyor:
“Krizlerin ortasında,
Marksistler, sıklıkla kâr oranlarının düşme eğilimi teorisine temel nedeni izah
eden bir teori olarak başvuruyorlar. Örneğin, Michael Roberts, kısa süre önce
yaptığı bir sunumda, mevcut uzun süreli depresyonu bu kâr oranlarının düşme
eğilimine bağlıyor.”
Harvey,
devamında şunları söylüyor:
“Roberts, yasanın
geçerliliğinin kanıtı olarak, düşen kâr oranlarına ilişkin bir dizi grafik ve
istatistiksel veri ekleyip tezini güçlendiriyor. Verilerin gerçekten argümanını
destekleyip desteklemediği (a) verilerin teoriyle ilişkili güvenilirliğine ve
uygunluğuna ve (b) Roberts’ın tanımladığı mekanizmadan başka azalan kârlarla
sonuçlanabilecek mekanizmaların olup olmadığına bağlıdır.”
Harvey,
Michael Heinrich gibi Marx-Engels külliyatı araştırmacılarının Marx’ın da
kârlılık yasasına şüpheyle yaklaştığı ve onu terk ettiği yönündeki görüşlerini
kabul ediyor. “Heinrich’in açıklamasını, yasanın genel geçerliliği hakkındaki
uzun süredir devam eden şüpheciliğimle büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum.” Aslında
Harvey, bunun bir yasa olup olmadığı konusunda da şüphelere sahip: “Marx’ın
dilinin, bulgusunu bir yasa, bir eğilim yasası veya bazen sadece bir eğilim
olarak adlandırmak arasında giderek daha fazla gidip geldiğini biliyoruz.”
Harvey,
Marx’ın dile getirdiği yasayı kriz teorisinin temeli olarak savunanların, tek taraflı
yaklaşımlarıyla, her şeyi tek sebebe bağlama sevdalısı olduklarını söylüyor.[4]
Zira, “Yasanın savunucuları, genellikle karşıt eğilimleri küçümsüyorlar.” Dolayısıyla,
bizim gibi KODEY teorisyenleri, finansal çöküş gibi krizlerde kapitalizmin
sahip olduğu, nedeni ortaya koyacak daha iyi faktörler olduğu gerçeğini
dışlıyoruz. Dışarıdan bakıldığında biz, “finansallaşmanın 2007-2008 kriziyle
hiçbir ilgisi olmadığını öne sürüyoruz. Bu iddia, olayların gerçek seyri
karşısında gülünç görünüyor. Ayrıca bankacıları ve finansörleri krizin
yaratılmasındaki rolleri konusunda aklama amacı taşıyor.” Bu, benim gibi
insanların 2008 krizinde finansın rolüne çok önem verdikleri gerçeği göz önüne
alındığında tuhaf bir suçlama aslında (bu konuda The Great Recession: A Marxist
View [“Büyük Resesyon: Marksist Bir Görüş”-2009] ile Guglielmo Carchedi ile
birlikte yayına hazırladığım World in Crisis: A Global Analysis of Marx's
Law of Profitability [“Krizdeki Dünya: Marx’ın Kârlılık Yasasının Küresel
Analizi” -2018] isimli çalışmada benim kaleme aldığım bölüme bakılabilir.)
Harvey,
Marx’ın kârlılık yasasını destekleyen, sayıları giderek artan ampirik
kanıtların geçerliliğinden şüphe duyuyor, zira “iş dünyasındaki gelişmeleri ele
alan dergi ve gazetelerde, ABD’deki kâr oranının veya en azından kârın
kütlesinin düşmek yerine yükseldiğine dair bolca kanıt olduğunu” söylüyor. Savaş
sonrası kâr oranında bir düşüş olduğu doğru olsa bile, “kâr birçok nedenden
dolayı düşebilir” diyor. (Keynes sonrası açıklama) talepteki düşüşü; (yeni-Rikardocu
kârdaki düşüş açıklaması bağlamında) ücretlerdeki artışı; (neoklasizmin
açıklaması olarak) “kaynak kıtlığını”; (Monthly Review okulunun
endüstriyel sermayeden rant elde etme görüşü anlamında) tekellerin gücünü örnek
gösteriyor.
Ancak
o zamandan beri birçok yazar, Marx’ın kârlılık yasasının mantıksal olarak
tutarsız veya “muğlak” olmadığını ya da Heinrich’in öne sürdüğü gibi, Marx’ın
bunu sonraki yıllarında terk etmediğini ortaya koydu. Örnek olarak benim “Marx's Law of Profitability:
Answering Old and New Misconceptions” [“Marx’ın Kârlılık Yasası: Eski ve Yeni
Yanlış Anlamalara Cevaplar”] ile Cristos Balomenos’un “Did Engels’ editing of ‘Capital’,
Volume 3 Distort Marx’s Analysis of the ‘Tendency of the Rate of Profit to Fall?”
[“Engels Kapital’in 3. Cildi’ni Yayına Hazırlarken Marx’ın Kâr Oranlarının Düşme
Eğilimi Analizini Tahrif Etti mi?”] isimli makalesi, ayrıca, benim Engels 200
isimli kitabımın 106-111. sayfaları arasındaki bölüm gösterilebilir.
“Tek
taraflı veya saplantılı olma” konusuna gelince, Carchedi’nin de dediği gibi:
“Eğer krizler tekrarlanıyorsa
ve hepsinin farklı nedenleri varsa, bu farklı nedenler farklı krizleri
açıklayabilir, ancak tekrarlanmalarını açıklayamaz. Eğer tekrarlanıyorlarsa,
farklı krizlerin farklı nedenleri olarak tekrar tekrar kendini ortaya koyan
ortak bir nedenleri olmalıdır. Krizlerin ‘tek nedenliliği’nden kaçınmanın bir
yolu yoktur.”
2015
yılına gelindiğinde, Harvey, okurlarının Marx’ın krizleri sermaye döngüsünün
farklı parçaları arasındaki “karşılıklı etkileşim”in bir sonucu olarak
gördüğünü düşünmelerini istiyordu: üretim “diğer anlar” tarafından belirlenir.
Dolayısıyla, nedensel dizi “tek nedenli” veya tek yönlü değildir: sermayenin
karlılığından yatırıma ve üretime ve ardından tüketime doğru değil, “karşılıklı
etkileşim”e dayalıdır.
O
dönemde yazdığım bir makalede[5], Marx’ın görüşünü farklı şekilde yorumlamıştım.
Marx, “belirli bir üretim, belirli bir tüketimi, dağıtımı ve değişimi ve bu
farklı anlar arasındaki belirli ilişkileri belirler” diyor. Üretim, sadece “tek
taraflı bir biçimde”, diğer anlar tarafından belirlenir. Üretim, bir krizde
üretime geri besleme yapan bir zincirleme reaksiyonu başlatır ve tetikler.
Ancak
Harvey’nin dediği gibi, kapitalizmde krizlerin birçok nedeni vardır:
“İnsan vücudunun sadece
yaşlılıktan başka birçok farklı nedenden dolayı hastalanıp ölebileceği gibi,
sermayenin organik bütününde de birden fazla stres ve potansiyel başarısızlık
noktası mevcuttur. Dahası, bir noktadaki başarısızlık, genellikle başka bir
yerde başarısızlığa yol açar.”
Her
kriz farklı nedenlere sahiptir ve diğerlerinden farklıdır, bu nedenle: “Teşhis
koymaya çalışan Marksistin görevi, önceki herhangi bir krize atıfta
bulunmaksızın, sermayenin bu sefer neyden muzdarip olduğunu tespit etmektir.”
Marksistler,
bundan daha iyisini yapamazlar, çünkü insan vücudundaki hastalığa neden olan
şeyler zamanla değişebilir; örneğin genler mutasyona uğrar, çevre, yeme
alışkanlıkları ve sağlık hizmetleri değişir.
O
dönem kaleme aldığım yazıda kapitalizmde yaşanan krizlerle ilgili alternatif
bir mecaz önerisinde bulunmuştum: langırt makinesi. Top, sermaye birikimini
temsil eder. Zincirleme reaksiyonla çeşitli engellere çarparak hızla döner. Bu
engeller yanar ve her biri biraz farklı olan çeşitli krizlere denk düşer.
Harvey’nin
mecazında olduğu gibi, bir kriz, diğerinin üzerine sıçrar (konuttan hisse
senetlerine, bankalara vb.). Ancak langırt makinesinin varoluş nedeni, seviyesinin
aşağı doğru eğimli olması ve yerçekiminin devreye girmesidir; çalışma
prensibinin özü budur. Top, her zaman dibe doğru düşme eğilimindedir ve
dışarıdan gelen müdahaleler (hükümet müdahalesi vb.) bile bu eğilimi durduramaz.
Bu eğilim, nihayetinde engelleri ve müdahaleleri (karşı eğilimler) aşar ve top,
en alttaki deliğe düşer. Birikim durur.
Harvey,
daha sonra yayımladığı kitabı Marx, Capital and the Madness of Economic
Reason’da [“Marx, Kapital ve Ekonomik Aklın Çılgınlığı”], Marx’ın Kapital’in
birinci cildinde kapitalizmin üretim kısmına dair harika bir analiz sunmasına
rağmen, sonraki ciltlerinin eksik olduğunu, Engels tarafından bir araya
getirildiğini söyler. Bu nedenle Marx’ın analizi, modern kapitalizmdeki
gelişmeleri açıklamada yetersiz kalmaktadır. Çünkü üretim, “hareket halindeki
değerin sadece küçük bir parçası”dır. Harvey, kapitalizmde krizlerin, artı
değer üretiminden ziyade, dolaşım veya gerçekleşmedeki bir bozulmada bulunma
olasılığının en azından daha yüksek olduğunu düşünmektedir (2. Cilt). Krizlerin,
“finansallaşma” sebebiyle finans ve borç konusunda daha sık yaşandığını dile
getirmektedir (3. Cilt).
Netice
itibarıyla, sınıf mücadelesinin ve kırılma noktalarının en önemlileri, artık
geleneksel işçi-kapitalist çatışmasının (iş yeri veya üretim noktası) haricinde,
topluluklarda ve sokaklarda mevcuttur, iş yerinde değil.
Bense,
Kapital’in birinci, ikinci ve üçüncü ciltlerin arasında bir bağ
olduğunu, Marx’ın bu bağ üzerinden, kapitalizmdeki krizlere dair bir teori
sunduğunu, bu teorinin de sermayedeki kâr ve artı-değer biriktirme dürtüsünü
temel aldığını söylüyorum.[6] İlgili teoriye göre, Marx’ın kârlılık yasasının
işleyişine bağlı olarak, kâr, düzenli ve tekrarlayan aralıklarla düşer.
Paul
Mattick Jr.’ın yetmişlerde dile getirdiği biçimiyle:
“Dolaşım sürecinde ilk
ortaya çıksa da, gerçek kriz, bir dolaşım veya gerçekleşme sorunu değil,
yalnızca üretim ve dolaşımın birlikte oluşturduğu yeniden üretim sürecinin bir
bütün olarak bozulması olarak anlaşılabilir. Yeniden üretim süreci, sermaye
birikimine, dolayısıyla, birikimi mümkün kılan artı değer kütlesine bağlı
olduğundan, kriz olasılığından gerçek bir krize geçişin belirleyici faktörleri
(tek faktörler olmasa da) üretim alanında mevcuttur. [...] Sermayeye özgü kriz,
ayrı ayrı ele alındığında, ne üretimde ne de dolaşımda değil, birikimde içsel
olan ve değer yasası tarafından yönetilen kâr oranının düşme eğilimine bağlı
olarak oluşan güçlüklerden kaynaklanır.”
Harvey,
krizlerin esas olarak ücretlerin, yetmişlerden sonraki neoliberal dönemde
olduğu gibi, en dibe dek düşürülmesinden kaynaklandığını iddia ediyor (demek ki
bu, bir “gerçekleşme” sorunu, bir üretim sorunu değil). Peki amancak savaş
sonrası kapitalizm koşullarında, 1974-1975’te yaşanan ilk eş zamanlı durgunluk,
düşük ücretlerden mi kaynaklandı? Bilâkis, o dönem Marksistler de dâhil birçok
analist, ücretlerin kârları “düşürdüğünü”, bunun da durgunluğa neden olduğunu
savundu. Çoğu Marksist şimdi bunun, 1980-1982’deki durgunluğa yol açan bir
kârlılık krizi olduğu konusunda hemfikir.
Harvey,
kapitalizmin ellilerde iyi işlediğini, çünkü ücretlerin yüksek, sendikaların
güçlü olduğunu, muhtemelen etkili bir talep yarattığını düşünüyor. Bu konuda
dile getirilen başka bir açıklamada ise, kapitalizmin altın çağını yaşadığı,
çünkü savaş sonrası kârlılığın yüksek olduğu ve sermayenin bu nedenle üretimi
ve birikimi sürdürmek için tavizler verebildiği üzerinde duruluyor. Altmışların
ortalarından sonra büyük ekonomilerin çoğunda kârlılık düşmeye başlayınca, (işyerlerinde)
sınıf mücadelesi yoğunlaştı ve işçi sınıfının yenilgisinden sonra neoliberal
döneme girdik.
2018’de
Harvey, Marx’ın değer teorisini günümüze uyarlamak için kendi inisiyatifiyle
bir çalışma yürüttü. “Marx’ın Emek Değer Teorisine Reddiyesi” başlıklı
makalesinde[7], Marx’ın aslında bir “emek değer teorisi”ne sahip olmadığını söyledi.
Bunun yerine Marx, değerin, yalnızca piyasadaki değişim yoluyla
yaratılan/ortaya çıkan bir metada somutlaşan emeğin bir yansıması olduğunu söylüyordu.
Harvey’nin de belirttiği gibi: “Piyasa yoksa değer de yoktur”. Eğer bu
doğruysa, değer, üretim sürecinde değil, parada ortaya çıkar.
Harvey
burada, Marx’ın kârlılık yasasını da reddeden birçok savunucuya sahip “değer
biçimi” teorisini benimsiyor. Oysa bir malın değeri, piyasaya çıkmadan önce üretim
sürecinde harcanan ve kapsamı genişletilen emektir.[8] Değer, harcanan fiziksel
ve zihinsel insan emeğidir ve bu emek, piyasa için toplumsal üretim süreciyle
soyutlanır. Değer, paranın bir ürünü değildir. Para, harcanan emeğin temsili
veya değişim değeridir, tersi değil. Marx’ın Kapital birinci cildiğinde
dediği gibi: “Bir malın değeri, dolaşıma girmeden önce fiyatında ifade edilir,
bu nedenle ilgili değer, dolaşımın ön koşuludur, sonucu değil.”
2019’da
küresel ölçekte sermayenin kârlılığında uzun vadeli bir düşüş eğiliminin açığa
çıktığı görüşünü destekleyen kanıtlar, Marksist çevreler, hatta bazı ana akım iktisatçılar
eliyle ortalığa serilince Harvey, yasanın geçerliliğini reddetmek için yeni bir
argüman geliştirdi.[9] Marksistlerin kapitalizme bakarken kâr oranına çok fazla
önem verdiklerini, ancak kârın kütlesinin başına ne geldiğiyle ilgilenmediklerini
söyledi. Gerçekten de günümüzde bir kapitalist ekonomide neler olup bittiğini
ortaya koyan bir gösterge arıyorsak bakmamız gereken şey, kârın kütlesidir.
Ancak
bu gerçek, Marx’ın kârlılık yasasını hiçbir şekilde çürütmez. Aksine,
kapitalist bir ekonomide kâr oranı düştükçe, kârın toplamının artması büyük bir
olasılıktır. Henryk Grossman, başyapıtının büyük bir bölümünü, kâr oranı ve
kârın kütlesinin birbirini nasıl etkilediğini gösteren tablolar oluşturmaya
ayırdı, sonuçta, yetersiz kârın yatırımı sürdürmeye yetmediğini söyleyen bir
kriz teorisi üretti.[10]
2019’da
Tarihsel Materyalizm Konferansı’nda Harvey ile yaptığım bir tartışmada[11],
düşen kârların en nihayetinde büyümenin yavaşlamasına veya kârın toplamında
doğrudan bir düşüşe yol açtığını ve böylece tüketim veya kredide herhangi bir
düşüşten çok önce kapitalizmde bir birikim krizine neden olduğunu gösteren
güçlü ampirik kanıtlar sundum.
Jacobin dergisinde[12]
yayımlanan ve yeni kitabından alıntılar sunan makalesinde Harvey, Marx’ı
kapitalizmi küresel bir sistem olarak görmesi nedeniyle övüyor. Ancak mesele, piyasadaki
değiş tokuş ve her yerde gerçekleşen kapitalist üretim gibi sayısız ve hacimli
toplumsal pratiklerin sicilinden birkaç genel kavram ve ilişkiyi nasıl
damıtacağımız, türetilen kavramsal aygıtın (Marx’ın ifadesiyle) genel olarak
sermayenin “hareket yasaları”nın geçerli yorumlarına “yeterli” olmasını nasıl
sağlayacağımızdır.
Harvey’ye
göre, Marksist kriz teorisi, bu göreve uygun değildir. Bunun yerine Harvey,
Marksistlerin kapitalizmdeki birikim krizlerinden ziyade, toplumsal
eşitsizliğin nedenine ve “emeğin yabancılaşması”na odaklanmaları gerektiğini
öne sürüyor. Gördüğünüz gibi, sınıf mücadelesi, artık emek ve sermaye
arasındaki çatışmaya değil, “emek kapasitesinin dolaşımına”, yani tüketici
gücünün eksikliğine ve artan borçlara dayandırılıyor.
Marksist
iktisatçılar için 2020’lerde izlenecek yolun bu olup olmadığı konusunda
alınacak kararı okurlara bırakıyorum.
Michael Roberts
24 Mart 2026
Kaynak
Dipnotlar:
[1] “David Harvey presents The Story of Capital”, 23 Şubat 2026, Verso.
[2]
Michael Roberts, “David Harvey, Marx’s method and the enigma of surplus”, 13
Kasım 2011, Next Recession.
[3]
Michael Roberts, “Marx’s reproduction schema”, 6 Temmuz 2021, NR.
[4] David
Harvey, “Monomaniacs and the rate of profit”, 17 Aralık 2014, NR.
[5]
Michael Roberts, “Monocausality and crisis theory - a reply to David Harvey”, 14
Nisan 2016, Academia.
[6]
Michael Roberts, “Capital.150 part two: the economic reason for madness”, 23
Eylül 2017, NR.
[7]
Michael Roberts, “Marx’s law of value: a debate between David Harvey and
Michael Roberts”, 2 Nisan 2018, NR.
[8]
Michael Roberts, “Marx’s value theory and the value form interpretation”,
23 Aralık 2023, NR.
[9]
Michael Roberts, “The profit-investment nexus: Keynes or Marx”, Nisan 2017, Academia.
[10] Henryk
Grossman, Law of the Accumulation and Breakdown, 1929, MIA.
[11]
Michael Roberts, “HM1 – Marx’s double-edge law”, 11 Kasım 2019, NR.
[12] David Harvey, “David Harvey on Marxism for the 21st Century”, 24 Şubat 2026, Jacobin.






