Gördüğümüz
gibi Cengeliler ilk uluslararası teşebbüs dâhilinde, Şubat Devrimi’nden sonra
yeni demokratik Rusya’yı, 1812’deki Gülistan’dan bu yana Çarlık rejimi
tarafından İran’a dayatılan tüm anlaşmaları iptal etmeye davet etti.[1] Ancak
Şubat Devrimi’nin doğurduğu her iki hükümet de bunu yapmayı reddetti. Buna
karşılık, çoğunlukla askeri personelden oluşan ve Bolşevikler ile solcu
devrimcilerin hâkimiyetinde olan Gilan’daki Ruslarca çıkartılan gazete, bu
çağrıya cevap verdi. Enzeli’deki Rus revkomundan (devrimci askeri komiteden)
Feodor Nikolayeviç Bravin[2], 24 Ağustos ile 4 Eylül 1917 tarihleri arasında Cengeli liderleriyle görüşen ikinci
Rus devrimciydi. Cengel gazetesi, bu ziyaretleri dostluğun ilk kanıtı, “parlak bir geleceğin vaadi” olarak değerlendirdi. Burada “umut
tohumları ekiliyor, böylece
gelecekteki eylemler bundan kaynaklanan mağrur ağacın meyvesi olacak”tı.[4] Cengeliler, Bolşevik elçilerle
yapılan görüşmelerin “kardeşliği ve eşitliği” doğuracağını umuyorlardı. “Kuzeyden
bize refah yolları açılacak, o artık bize zarar veren, bize karşı
kurulan komplolara kaynaklık eden bir yer olmaktan çıkacak.”[5]
Bolşeviklerin
Diplomatik Hamlesi
Bu
arka plan üzerinden Bolşevikler, İran meselesine yüksek öncelik verdiler. 2
Aralık 1917’de, “Rusya ve Doğu Müslümanlarına” hitaben yapılan
bir çağrıda, yeni Sovyet hükümeti, İranlıların Kerenski’nin yapmasını umduğu
şeyi yaptı. Bildiride şunlar yazıyordu:
“Dünya halklarını
soyanların ve köleleştirenlerin düzeni, son günlerini yaşıyor. Rus Devrimi’nin
indirdiği darbelerle köleliğin ve serfliğin eski dünyası sarsılıyor… Yeni bir
dünya, işçilerin ve hür insanların dünyası doğuyor. [...] Bu kutsal görevi dâhilinde
Rusya yalnız değil, biliyoruz. Rus Devrimi’nin yaptığı özgürlük çağrısı, Doğu
ve Batı’nın tüm işçilerine ulaşıyor. [...] Kapitalist yağma ve şiddet üzerine
kurulu olan imparatorluk, viran oluyor. Emperyalist haydutların altındaki
toprak, kayıyor.”
Doğu
halkları meselesinde bildiride şu ifadeler yer alıyordu:
“Bu büyük olayların
karşısında biz yüzümüzü size, Rusya’nın ve Doğu’nun emekçi, her şeyden mahrum
kalmış Müslümanlarına dönüyoruz. [...] Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım
Tatarları, Sibiryalı Sartlar, Türkistanlı Kırgızlar, Transkafkasyalı Türkler ve
Tatarlar, Kafkasya’nın Dağıstanlı ve Çeçen halkları, çarlar, Rusya’nın
zalimleri tarafından camileri, ibadethaneleri yerle bir edilmiş, inançları ve
töreleri ayaklar altına alınmış olan herkes! İnanç, örf ve âdetleriniz, millî
ve kültürel kurumlarınız şuandan itibaren serbest ve dokunulmazdır. Kendi millî
hayatınızı tam bir özgürlük içinde düzenleyin. Bu, sizin hakkınızdır. [...]Bu
devrimi ve onun tam yetkili hükümetini müdafaa edin!”
En
önemlisi de tüm “gizli anlaşmalar”ın, bilhassa Rusya ve İngiltere arasında
1907’de imzalanan ve Kerenski hükümeti tarafından onaylanan “İran’ın paylaşılmasına
ilişkin anlaşmanın geçersiz ilân edilmesi”ydi.[6] Bu bildiri, şüphesiz ki,
çarlık rejimi idaresi altında büyük acılar çekmiş olan Rusya’nın komşularının
hassasiyetlerini korumak için hazırlanmıştı. İranlıların duyması gereken şey
tam da buydu.
Elbette,
İran veya Türkiye gibi ülkelerde muktedir elitlere veya ailelere doğrudan bir
saldırı söz konusu değildi. Dikkatlice kaleme alınmış bildiri, radikal
liderlerin önderliğindeki kitlelerde umut uyandıracak kadar kışkırtıcıydı,
ancak gerici muktedir elitlerle müzakere için tüm yolları açık bırakacak kadar
da muğlâktı. Peki bu tutum tesadüf müydü? Yoksa zamanla daha belirgin bir şekil
alacak olan Sovyet dış politikasındaki iki eğilimin mi yansımasıydı? Ya da
pragmatizm ve devrimci coşkuyu harmanlayan kurnazca hesaplanmış politikalar
mıydı? Bunu bilmek zordu. Ancak önemli olan, koyu İngiliz hayranları dışında
tüm İranlıların Moskova’dan etkilenmiş olmasıydı. Bu nedenle, 14 Aralık 1917
gibi erken bir tarihte, aşırı gerici ve yeni atanan Başbakan Ayn Devlet’in bile
Sovyet rejimini tanımaya yönelmesi şaşırtıcı değildi.[7] Bu karar, liberal Müstafi
Memalik tarafından da onaylandı.[8] İran hükümeti, Petrograd’daki elçisine
Sovyet hükümetine teşekkür etmesini ve “Rus hükümetinin iyi niyetine
minnettarlığımızı ifade eden bildiriler yayınlamasını, İran hükümetinin
kendilerine zorla kabul ettirilen, İran’ın bağımsızlığı ve güvenliğine aykırı
olan tüm anlaşmaları çoktan iptal ettiğini belirtmesini” söyledi. “Sonunda,
İran hükümetinin mevcut ihtiyaçlara uygun yeni anlaşmalar yapmaya ve
müzakerelere girmeye hazır olduğunu belirtmelisiniz”[9] dedi.
Ancak
bu tanıma ve Tahran’daki diğer iki istikrarsız kabine tarafından verilen onay,
hiçbir zaman resmiye kavuşturulmadı. Görünüşe göre bu, İran siyasetinin
iplerini tek başına elinde tutan ve İran hazinesini kontrol eden İngilizlerin
baskısının bir sonucuydu.
Troçki,
4 Ocak 1918’de Rus kuvvetlerinin İran’dan “mümkün olan en kısa sürede”
çekileceğini, Kazak Tugayı’na talimat veren Rus misyonunun geri çağrılacağını
ilan etti. Bu açıklamadan önce, Rus birliklerinin İran topraklarından
çekilmesini öngören, önceki ay imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması’nın 9 ve 10.
maddeleri hakkında hükümetini bilgilendiren, Petrograd’daki İran
maslahatgüzarına bir not gönderilmişti.[10] Ertesi gün, İran maslahatgüzarına
geri çekilme programı verildi ve yeni Sovyet “dış politikasının, güçlü veya
zayıf olsun, halkların haklarına saygıya dayalı olduğu” söylendi.[11]
Bu
yetkili, Tahran’a şunları bildirdi: “İran'la ilgili ateşkesin 12. maddesinin
uygulanması konusunda, burada İngiltere ile ön görüşmelere başlamayı
planladıklarını öğrendim. Ancak İngiltere’nin onayının veya reddinin Rus
ordusunun geri çekilmesinin bir koşulu olacağını düşünmüyorum. Gene de genel
olarak, Müttefiklerin ateşkes konusundaki bakış açısı hakkında bilgilendirilmek
istiyorlar.”[12] İran’ı etkileyen politik konularda ihtiyatlı davranan
Sovyetler, İran elçisine “sonuçlarını beklediklerini” söylediler. İran
Dışişleri Bakanlığı, yeni elçileri Bravin ile İran hükümeti arasındaki
görüşmeler hakkında bilgi verdi.[13] İran elçisi, daha sonra üstlerine “Sovyetler’in
fiili hükümetiyle ilişkilerimizin durumu konusunda kesin bir politika
benimsemelerini” tavsiye etti ve kesin talimatlar istedi. Resmi tanıma mümkün
değilse, “gayri resmi, yani yarı resmi çalışma ilişkileri” kurulmalıydı.[14]
İran
Dışişleri Bakanlığı, Tahran’daki Çarlık elçiliğinin birliklerin geri
çekilmesini görüşmemesinin nedeninin, tahliyeyi engellemeye çalışan
İngilizlerle temas halinde olmaları olduğunu belirtti. İran’ın ekonomik ve politik
bağımsızlığını güvence altına almak için elçi, Bolşevik hükümetine birliklerin
geri çekilmesi konusunda İngiltere’ye “danışmamaları” için baskı yapmalı,
Sovyetler’i ordularının tamamını İran topraklarından “derhal” tahliye etmeye
teşvik etmeliydi. Tahran, ona vakit kaybetmemesi için baskı yaptı:
“Şimdi zaman elverişli
olduğuna göre, Meclis’in oturumda olmadığı, baskıyla yüzleştiği koşullarda, temel
kanunlara aykırı olarak, bizden aldıkları anlaşmaların ve olumsuz tavizlerin
iptali gibi tüm önemli konularda [...] ayrıca Türkmençay Antlaşması’nın feshi,
günümüz ihtiyaçlarına uygun ticari anlaşmaların imzalanması, kapitülasyonların
kaldırılması, Kazak Tümeni’nin dağıtılması [...] İran’ın politik ve ekonomik
bağımsızlığıyla bağdaşmayan tüm konularda, bizzat siz mevcut Sovyet
hükümetinden belgeleri temin etmeli, bu değerli fırsatı kaçırmamalısınız.”15
27
Ocak 1918'de Troçki, Halk Komiserleri Konseyi’nin 1907 tarihli İngiliz-Rus
Anlaşması'nı “kesin olarak feshettiğini” ilan ettiğini duyurdu. Konsey, ayrıca
“İran halkının özgür ve bağımsız varoluş hakkını herhangi bir şekilde
sınırlayan veya engelleyen tüm önceki ve sonraki anlaşmaları geçersiz ve
hükümsüz ilan etti.”[16]
Petrograd’daki
İran maslahatgüzarı Tahran’a Sovyetler’in Bravin’i İran’a temsilci olarak
göndermeyi planladığını bildirdi. Gene ihtiyatlı bir şekilde hükümetine Sovyet
hükümetini tanımayı reddetme konusunda “diğer güçlerin örneğini” izlememesini
tavsiye etti: “Özellikle mevcut hükümetin programı göz ardı edilemeyecek
derecede İran için elverişli olduğundan, mevcut moment İran için hassas [...] mevcut
hükümetin temsilcilerinin yanı sıra Etter’in [yani Kerenski’nin]
temsilcilerinin de övgüyle kabul edilmesi uygun olacaktır.”17 Bu görüşün
yurtdışındaki İranlılar arasında, özellikle Kafkasya’da yaygın olduğu, Tiflis’ten
S. H. Takizade ve bir arkadaşının Tiflis Demokrat Partisi adına İran Dışişleri
Bakanı’na İran elçisini yerinde tutmasını tavsiye eden bir telgraf
göndermesiyle kanıtlanmaktadır.[18]
Sovyetlerin
İlk İran Elçisinin Uzlaştırma Çabaları
Petrograd’daki
İran elçiliği, Tahran’daki Çarlık bakanının değiştirildiğini, yeni diplomat F.
N. Bravin’in İran Dışişleri Bakanlığı’na Tahran’a yakında gideceğini
bildirmesiyle öğrendi.[19] Kendisini “Bolşeviklerin İran Sarayı’ndaki Rus
Diplomatik Temsilcisi” olarak tanıtan Bravin, Grand Hotel’de bir oda tuttu ve
bir ofis kurdu.[20] Tahran’daki Rus elçiliğini ele geçirme girişimi, kuzey İran’daki
Rus askerlerinin revkomundaki yoldaşları tarafından desteklendi.[21]
ABD
elçiliği tarafından izlenen Tahran basın raporlarına göre, 27 Ocak 1918’de
birçok Tahranlı ve Demokrat Parti temsilcisi Bravin ile görüştü ve gelişini
tebrik etti.[22] Ayrıca Dışişleri Bakanı Müşavir Memalik ile birkaç görüşme
yaptı[23] ancak Çarlık bakanıyla ilişkilerini kesmediği için yeni elçiyi
tanımayı reddetti. İran hükümeti, sadece İngiliz baskısı altında değildi, aynı
zamanda çekişen iki Rus fraksiyonundan hangisinin galip geleceğinden de emin
değildi.
Hükümetin
kararsız tavrı, İran’daki demokratik güçlerin yanı sıra radikal ve devrimci
güçler tarafından da tepkiyle karşılandı.[24] Bravin, Tahran siyasetinin
radikal kanadını oluşturan bir grup İranlı demokratla görüştü.[25] Ayrıca
Demokrat Parti genel merkezini ziyaret etti ve Farsça olarak “Fars ulusunun ve
Rusya ulusunun birliği” konulu bir konuşma yaptı.[26] Kuzeydeki Cengeli
devrimcileri ise Tahran’ın Sovyet elçisini tanımasını talep etti. Bravin,
Çarlık rejimine verilen tavizlerden vazgeçmek için Tahran'da bulunmasına
rağmen, İran’ın işlerinin İngilizlerin elinde olması nedeniyle kabul
edilmediğini veya dinlenmediğini söylediler.[27]
Bravin
hükümetine şunları bildirdi: “Bu 1907 İngiliz-Rus Anlaşmasının iptaliyle ilgili
bilgiye İranlıların tepkisini tarif etmek zor. Tahran bir sevinç dalgasıyla
sarsılıyor. Tüm zamanım, dostlukla tanımlı duyguları ifade etmek için gelen
heyetler ve kişilerle görüşmelerle geçiyor. Sokaklarda bile kalabalıklar beni
alkışlıyor.”[28] Tahran gazeteleri, özellikle İran gazetesi, Bravin’in
açıklamalarını yayınladı. Basının, özellikle İran’daki Çarlık ve İngiliz
politikalarına karşı olanların bu açıklığı, Bravin’e hazır bir platform
sağladı.
İran
Dışişleri Bakanlığı’na İran’da yayınlanan bir açıklamada Bravin şunları
söyledi: “Rus Çarları dönemindeki eski hükümet, her zaman İran hükümetine
karşıydı, hatta birçok durumda yanlış yapmış İranlı tebaayı koruyordu. Şimdi
Rusya Cumhuriyeti, İran’ın bağımsızlığına saygı duyuyor, bu nedenle İran
Dışişleri Bakanlığı’na bundan böyle hiçbir kapitalistin, prensin vb. Rusya
Cumhuriyeti’nin koruması altında olmadığı bildiriliyor.”[29] “Rus
kapitalistlerini İran hükümetine karşı koruma” politikasını eleştiren Bravin,
bundan böyle tüm Rus tebaasının İran yasalarına göre muamele görmesi
gerektiğini vurguladı. İran’daki Rus kapitalizm haklarının ortadan
kaldırıldığını açıkça ilan etti. “Bu nedenle, İran Dışişleri Bakanlığı’nın
bundan böyle, merhum Rus rejiminin İran’da kendisi için elde ettiği tüm eski
imtiyazları, maden, balıkçılık ve ulaşım imtiyazları da dâhil olmak üzere (İran’ın
süngüsü veya güçlü adamları kullanılarak elde edilen) artık Rus Cumhuriyeti’nin
koruması altında olmadığını kabul etmekte özgür olduğu belirtilmiştir.[30] Haziran
ayında, Rus, Türk ve İngiliz “işgal birlikleri”nin “kuzey İran’ı harap ettiğini”
kabullendi, hükümetinin, Rus askerlerinin verdiği zararlar için İran’a tazminat
ödemeye hazır olduğunu, aynı şeyin İngilizlerden de isteneceğini düşündüğünü
söyledi.[31] Ayrıca Cengelileri “ülkelerinin bağımsızlığı için savaşan ulusal
güçler” olarak tanıdı, ancak İran hükümetine karşı çıkanlara “katılan veya
yardım eden herhangi bir Rus bireyi veya grubu”nu “isyancı” olarak niteleyip
eleştirdi.[32] Başka bir açıklamasında Bravin şunları söyledi:
“İran hükümetinin
zayıflığı, genel olarak haklarının ve ulusal zenginliğinin yabancı emperyalizm
ve kapitalizmin eline geçmesinden kaynaklanmaktadır. Devrimci Rus ulusu, Rusya’da
bu kapitalistleri içeriden ortadan kaldırdıktan sonra, sevgili kardeşi, komşu
ülke İran’ın aynı kapitalizmin baskı ve saldırganlığından kurtulması
gerektiğine inanıyor, İran’ın yabancı kapitalizmin pençelerinden kurtulmasını
görmek istiyor.”
Dahası,
İran’dan "süngü veya İran’ın güçlü adamları kullanılarak” elde edilen tüm
Çarlık imtiyazlarının iptalini yineledi.[33] Bravin, Hazar Denizi’ni “İran’ın
en eski mülklerinden biri” olarak kabul etti, bu nedenle İran gemilerinin “Hazar
Denizi’nde serbestçe seyredebileceğini” belirtti.[34]
İngiliz
tepkisinden korkan Tahran hükümetine baskı yapmak için Bravin, halka “Rusya’nın
devrimci ulusunun İran’ın tüm yabancı kapitalizm ve feodalizmin baskısına ve
ihlallerine karşı kendini savunmasını beklediğini" söyledi.[35]
Bütün
bunlar işe yaramadı. Bravin’in hem gizli hem de açık olarak ne yaptığını bilen
İngilizler, özellikle Sovyetler’le olan bağlantısını keserek ve engelleyerek
çabalarını adım adım etkisiz hale getirdiler. Bravin, 9 Haziran 1918 tarihli
bir telgrafta hükümetiyle “posta veya telgraf yoluyla” iletişim kuramadığını
belirtti. Sovyet Dışişleri Komiserliği’nden “Petrograd ve Tahran arasında
düzenli çalışma için üç veya dört kalıcı özel kurye” atamasını rica etti.
Hükümetinden ne kişisel ihtiyaçları için ne de kendisine emanet edilen işi
yerine getirmek için para almadığından şikâyet etti. Yardım için Petrograd’ı “kuşattı”.[36]
İran’daki
çalışmaları hakkında Bravin şunları bildirdi: “İran hükümeti hâlâ bizi boykot
etmeye devam ediyor. Sovyet Cumhuriyeti’ni ve diplomatik temsilcisi olan beni
tanımayı reddediyorlar.” Üstlerinden “tüm dostluk ifadelerimize ve samimi
tavrımıza rağmen bize gülen İran hükümetiyle kararlı bir şekilde harekete
geçmelerini” rica etti. Ayrıca, Kazak Tümeni ve Rus konsolosluk birliklerindeki
subayların “açıkça İngilizler için çalıştıkları” gerekçesiyle rotasyon
yapılmasını istedi. Petrograd’daki İran elçisine, eski Çarlık Bakanı von Etter
ve işbirlikçilerinin “suçlu” ilan edildiği ve Bravin’e resmi kimlik belgesi
verilmesi gerektiği söylenmeliydi.[37]
Daha
sonra Bravin, İran’daki Rus İskonto Bankası çalışanlarının yeni Sovyet
hükümetini tanıyan kişilerle değiştirilmesini talep etti.[38] İşbirliği eksikliğinden ve İran’daki
Rus diplomatik birliğinden
izole edilmesinden açıkça hayal kırıklığına uğrayan Bravin, Petrograd’dan Doğu İran’daki
Rus konsoloslarının yerine Farsça konuşan meslektaşlarının
getirilmesini istedi, çünkü onlarsız çalışmalarını başarıyla sürdüremezdi.[39]
Petrograd’ın iletişimlerini almaması veya sorunlarını acil görmemesi
nedeniyle hiçbir cevap alamayınca, “tamamen
terk edildiğini”, cumhuriyetin düşmanları tarafından Rusya’dan “tamamen
koparıldığını” şikâyet etti. Komiserliğe gönderdiği “500 rapor” için “hiçbir
onay” almadığından şikâyet etti.[40] Taşkent’teki Dışişleri Komiserliği’nden
Krimov aracılığıyla mesaj gönderme stratejisi bile işe yaramadı. Yardım
etmediler. İngilizler tarafından da engellendiler.[41]
Ancak
Bravin’in açıklamaları ve diğer İngiliz karşıtı bildiriler, yeni Rus rejimini
İran’da şüphesiz çok popüler hale getirdi. Tahran’da dağıtılan bir el ilanında
şöyle yazıyordu: “Bolşevikler, ilahi merhametin melekleri mi yoksa işkence ve
sefaletin canavarları mı, dış etkilerle buraya çekilmedikçe bu ülkeye girmeleri
olası değildir. Onlar, Rus kapitalistlerinin korkunç düşmanlarıdır. Onlarla
Afganlar veya Türkler arasında en ufak bir anlaşmazlık olmadığını fark
etmediniz mi?”[42]
İlginçtir
ki, ardı ardına gelen Tahran hükümetleri Sovyet girişimlerini kullanarak İran’daki
tüm yabancı, özellikle İngiliz kapitülasyon haklarını iptal etmeye çalışırken,
Bravin’in ısrarla talep ettiği gibi yeni Rus hükümetini sözlü olarak tanımaya
ve Çar elçisini sınır dışı etmeye hazır değillerdi. Tahran’ın direnişi, Bravin’i
Sovyetler’in niyetleri konusunda İran’ın yönetici elitini rahatlatmaya mecbur
etti. 2 Aralık 1917 tarihli, muğlâk ifadeler içeren bir Bolşevik bildirisine
uygun olarak şunları dile getirdi:
“Lenin adına şahsen, yeni
Rus hükümetinin İran’daki monarşiye kesinlikle karşı olmadığını temin etmekle
görevlendirildim. Bizim için İran’ın hangi rejim altında yönetildiği tamamen
önemsizdir. Hükümetimizin amacı ve programı, İran halkının sömürgecilik
karşıtı, özgürlük arayışındaki mücadelelerini desteklemekten ibarettir. İran
halkının ilerlemesi ve refahı ile ülkenin sömürgecilik boyunduruğundan
kurtuluşunu hedefleyen her İran hükümetiyle işbirliği yapacağız. [...] Bazı
devrimci liderler, aşırılıkçı sloganlar atmış olabilir. Ancak Lenin, her
ülkenin kendine özgü bir durumu olduğuna inanmaktadır. Örneğin, İran’da işçi
hareketlerinden söz edilemez. [...] Emin olun ki, İran’da Bolşevik propagandası
yapmayı amaçlamıyoruz. Ben, sizin ülkenizde bir misafirim ve Rusların ev
sahiplerine ihanet etme geleneği yoktur.”[43]
Başlangıçtaki
devrimci karakterinden arındırılmış bu pragmatik politikayı izlerken, Sovyet
önerilerini yineleyen Bravin, İran hükümetine sömürgeciliğe karşı mücadelesinde
ve politik bağımsızlık arayışında yardım teklif etti.[44] Ancak tüm çabaları
boşunaydı. İngilizler, Tahran hükümetini yalnızca İngiltere’ye sempati duyan
bir hükümet olarak tutmak için gayretle çalışıyorlardı. Temmuz 1918’in sonuna
doğru, Bravin’in misyonu başarısız olarak kabul edildi. Daha önce belirtildiği
gibi, 12 Ağustos 1918’de (Cengelilerin İngiliz-Biçerahov güçlerinin birleşik
saldırısı altında ilk yenilgilerini yaşadıkları sıralarda), sıkı bir İngiliz
hayranı olan Vusuk Devlet başbakan oldu. Bu, durumu tamamen tersine çevirdi.
Bu, Bravin’in misyonunun İran halkının kalbini kazanmış olsa da, yöneticileri
nezdinde başarısız olduğunun bir işaretiydi. Bravin, geri çağrıldı ve benzer
bir görev için Afganistan’a gönderildi.[45]
Kolomitsev’in
Başarısız Elçilik Faaliyeti
Tahran’a
gönderilen bir sonraki Sovyet elçisi I. O. Kolomitsev’di.[46] Onun atanması,
Bakû Komünü’nün başındaki Ermeni Bolşevik liderin Beyaz güçler ve İngiliz
destekçilerince alaşağı edilmesi ve yaşadığı trajik sondan önce aldığı son
kararlardan biri olmalıydı.[47] Kolomitsev atanmasını şöyle anlattı:
“Temmuz ayında Yoldaş Şaumyan,
C. Karahan tarafından imzalanmış bir telgraf aldı. [...] Ona Bravin’in yerine
başka birini seçmesini tavsiye ediyordu. [...] Şaumyan, İran’da bir yıldan
fazla çalıştığımı, Fransızca ve Farsçaya hâkim olduğumu bildiği için bana
büyükelçilik görevini teklif etti. Kendimi yeterince deneyimli görmediğimden,
bu görevi kabul etmedim, ancak başka biri gelene dek büyükelçilik görevini
sürdürerek Sovyet elçiliğinin birinci sekreteri olarak görev yapmayı kabul
ettim.”48
Kolomitsev’e,
Tebriz sosyal demokrat grubunun bir üyesi olan ve ikinci sekreter olarak
atanmış, Tahran’daki Sovyet elçisi Karahanyan eşlik etti.
Yeni
elçi, Tahran ile Moskova arasında ileride kurulacak tüm temaslara mani olan Başbakan
Vusuk’un göreve gelmesiyle aynı zamanda işbaşı yaptı. 26 Ekim 1918’de hem
Tahran'daki İngiliz elçiliği hem de eski Çar bakanı von Etter, Tahran’da yeni
Rus hükümetinin Ufa’daki Beyaz hükümet olduğu yönünde bildiriler yayınladı.
Kolomitsev, Ufa hükümetinin “İngiliz süngülerini ve Müttefik altınlarını
kullanan bir sahtekârlar çetesi” olduğunu belirten güçlü bir karşı bildiriyle
karşılık verdi. Kolomitsev, “yasal hükümetin Rusya’nın kalbi olan Moskova’da
bulunduğunu”, bu sahtekârları tanımanın “Rusya’nın devrimci demokrasisince İran’ın
Rusya’ya karşı düşmanca bir eylemi olarak görüleceğini” ekledi.[49] Ancak bu
açıklamalar kulak ardı edildi. Kolomitsev, İran dışişleri bakanına şunları
söyledi: “İngiliz büyükelçisinin iradesiyle dikte edilen olumsuz cevabınız,
beni hayal kırıklığına uğratsa da, İran halkının beni tanıdığı gerçeğinde
teselli bulduğumu belirtmeliyim. Bu tespitimin kanıtını her gün bir dizi kamu
görevliniz aracılığıyla görüyorum.”[50]
İran’daki
halkın tutumlarını değerlendiren Kolomitsev, Moskova’ya şunları söyledi:
“Halk, Sovyet hükümetine
karşı çok olumlu bir tutum sergiliyor. [...] İran’da şu anda radikal bir
ayaklanmanın [perevorot] gerçekleşmesine dair bir hayal kurulamaz, zira
ülke, halen daha feodalite aşamasından geçiyor, sanayi proletaryası veya
örgütlü köylülüğü yok. Şehirlerde her gün yüzlerce binlerce insan ölüyor, dini
önyargılar ve kalpsizler insanları korkuya mahkûm ediyor, zavallı İranlılar her
yönden eziliyorlar. [...] Ülke topraklarının yüzde 70’inden fazlasını kontrol
eden hanların ve yetkililerin sömürüsü nedeniyle insanlar devrimi ölümden daha
çok tercih ediyorlar.”
Kolomitsev,
İranlıları koordineli bir propaganda faaliyetiyle Sovyetler’in davasına örgütleyebilecek
“cesur bir halk” olarak görüyordu.[51]
3
Kasım’da, görünüşe göre, Tahran’da Çar’a bağlı olarak faaliyet yürüten bakan
Hildebrandt’ın da eşlik ettiği Beyaz Rus subaylarının komutasındaki Kazak
Tugayı’ndan bir grup asker, Bolşevik elçisinin konutuna baskın düzenledi.
Yanındaki Karahanyan ve iki eşi tutuklandı, ancak Kolomitsev kaçtı. İranlı
dostlarının yardımıyla, Haziran 1919’da Moskova’ya kaçana dek üç ay boyunca
İran’da saklanmayı bildi. Orada, yeni dışişleri bakanı Çiçerin tarafından
karşılandı.[52] Çiçerin, 26 Haziran 1919’da Tahran’daki Sovyet elçiliğine
saldırdıkları için İngilizleri kınamanın yanı sıra, hükümetinin İran ile ilişkiler
kurma arzusunu yeniden teyit etti. Kolomitsev, resmi Sovyet temsilcisi olarak
bir kez daha İran’a gönderildi. Beyaz Rus ve İngiliz hatlarını büyük
zorluklarla geçtikten sonra nihayet İran sınırına ulaştı ve burada hemen
İngiliz-Kazak zulmüne maruz kaldı. 24 Ağustos 1919’da meslektaşı Karahanyan ile
birlikte kurşuna dizildi.[53] Kolomitsev’in idamı, Başbakan Vusuk ile Lord
Curzon’un İran’ı fiilen bir İngiliz himayesine dönüştürme planını kabul etmesi
karşılığında önemli bir rüşvet aldığı 19 Ağustos 1919 tarihli meşhur
İngiliz-İran Anlaşması’nın imzalanmasıyla aynı zamana denk geldi.[54] İran’da
İngiltere’ye karşı muhalefet saat geçtikçe yoğunlaşırken, İran’ın muktedir
elitleriyle başarılı bir şekilde başa çıkamama, Moskova’yı bir kez daha
uzlaşmacı, belirsiz bir tutumdan Sovyet Rusya’dan gelen açıklamalarda yansıyan
devrimci bir politikaya geçmeye yöneltti.
Sovyet
Diplomasisinin Radikalleşmesi
Önde
gelen Bolşevikler için “dünya devrimi”, başlangıçta Avrupa’da devrim anlamına
gelirken, Doğu sorunu unutulmamıştı. Sovyetler’in Vusuk’un eylemleri karşısında
duyduğu hayal kırıklığı politikanın değişmesini sağladı. Doğu, artık dünya
devrimine dâhil edilebilirdi. Bu sıralarda, önemli bir Bolşevik uzmanı olan
Konstantin Troyanovski, Doğu’daki devrimin yolunu şöyle tarif ediyordu:
“İran, Doğu Enternasyonali’nin
kuruluşu bağlamında önemli bir yere sahiptir. Ancak İran’ın birincil görevi,
Orta Asya’daki politik özgürleşme hareketinin doğal ‘havza’sını oluşturmak ise,
onun bu havzanın rezervuarında ve kanallarında biriken tortu ve atıklardan
arındırılması gerekir. Ancak o zaman İran, tarih ve doğanın kendisine verdiği
görevi yerine getirebilecektir. İran halkının en iyi dostu, proleter Rusya,
Bolşevik Rusyası’dır. O, İran’ın samimi ve çıkarsız ilham kaynağı, değerli
danışmanı, rehberidir.
Politikamız, temelde
devrimci demokratik bir politika olmalıdır. Bu nedenle, çıkarlarımız, İran
halkının çıkarlarıyla mükemmelen örtüşmektedir. Asya’nın doğal havzasının
arındırılması, Ruslar kadar İranlılar için de önemlidir. Eğer İran, Doğu
devriminin kalesi olan Hindistan’a girmek için geçilmesi gereken kapı ise, İran
devrimini sağlamlaştırmalıyız. İran ayaklanması, tüm Asya’ya ve Afrika’nın bir
bölümüne yayılacak bir dizi devrimin işareti fişeği olacaktır.
İran’da devrimin patlak
vereceği elverişli zemin uzun zamandır hazırlanmaktadır. İngiliz, Rus, Fransız
ve Alman emperyalistleri orada çalışma yürütmüşlerdir. Tek gereken, dışarıdan vurulacak
fiske, dış yardım, bir girişim ve sonuçta bir karardır. Bu fiskeyi de Rus
devrimcileri, Kafkasya’daki Rus Müslümanları vuracaktır.
Hindistan, bizim başlıca
hedefimizdir. [...] Tıpkı Mısır ve Süveyş Kanalı’nın İngilizlerin Doğu’daki hâkimiyetinin
anahtarı olması gibi, İran devrimi de tüm Doğu’nun devriminin anahtarıdır.
İran, devrimin Süveyş Kanalı’dır. Hareketin politik merkezini İran’a
kaydırırsak, Süveyş Kanalı, stratejik değerini ve önemini yitirecektir.
Doğu devriminin başarısı
için, Sovyetler tarafından fethedilmesi gereken ilk ülke İran’dır. [...] Ne
pahasına olursa olsun İran bizim olmalı, devrime ait olmalıdır."[55]
Aynı
cihette, İngiliz-İran Anlaşması ilan edildiğinde, Rusya ve İngiltere tarafından
“aşağılanmış” ve "tebaa” gibi muamele görmüş olanlar arasına İran’ın muktedir
elitini de dâhil eden Çiçerin, “İran’ın İşçileri ve Köylüleri”ne devrimci bir
çağrıda bulundu: “Çünkü bir zamanlar güçlü olan İran halkı, despotik
devletlerinin, kâr ve zevk düşkünü feodal beylerin tahammül edilmesi mümkün
olmayan boyunduruğu altında en düşük yoksulluk ve aşağılanma seviyelerine
ulaşmıştı. Yeni fetihler peşinde koşan çarlığa bağlı İngiliz soyguncuları ve
ajanları, sizi yavaş yavaş daha da düşük bir kölelik seviyesine çektiler,
zulmün boyunduruğunun muhafaza edilmesine katkıda bulundular.” Çiçerin,
İngiltere ve Çarlık Rusyası’nı İran’ın düşünsel ve ekonomik ilerlemesini
engellemekle suçladı.[56]
Çiçerin’e
göre, bağlı olduğu devrimci hükümet, kendi ülkesinde, İran’daki kurtuluş
hareketini ezmek için asker gönderen aynı Çarlık despotizmiyle mücadele
ediyordu. Troçki’nin İran’a karşı yapılan tüm gizli anlaşmaları geçersiz ilan
ettiğini belirtti. İran’ın da aynı yönde bir açıklama yapmasıyla, “İran halkı
için yeni bir özgür yaşamın başlayacağı, yabancı soyguncuların yüzyıllık
baskısından sonra bir yeniden doğuşun yaşanacağı izlenimi oluştu. Ancak olan bu
değildi.”[57] Çağrıda, “yerli despotları ve zalimleri İngiltere’den para alan,
nihayetinde hizmetleri karşılığında ücret alan İran’ın hizmetkârları haline
gelen İran’ın sömürülmesi” kınandı.
“[...] Zafer kazanan
İngiliz soyguncusu, İran halkına kölelik düzenini dayatmaya çalışırken, Rus
Cumhuriyeti’nin başındaki Sovyet işçi ve köylü hükümeti, bu köleliği yürürlüğe
koyan İngiliz-İran antlaşmasını tanımadığını ciddiyetle ilan ediyor. Rusya’nın
işçi kitleleri, İran’ın işçi kitlelerini kardeşleri ve dostları, emeğin tam
özgürleşmesi için devrimci mücadelede gelecekteki yoldaşları olarak
görmektedir.”[58]
Çağrıda,
“bir kâğıt parçası” olarak görülen Curzon-Vusuk anlaşması, “dolandırıcılık ve
haydutluk” şeklinde nitelendirildi. Çiçerin, İran’da Çarlık rejimine sağlanan
ayrıcalıkların iptal edildiğini bir kez daha dile getirdi. Kurtuluşun yakın
olduğunu söyleyen Çiçerin, Rus işçileri adına İran’ın ezilen kitlelerine “kardeşçe
bir el uzatıyoruz. Sizinle birlikte, büyük küçük tüm soygunculara ve zalimlere,
anlatılmamış acılarınızın kaynağına karşı mücadele görevini
tamamlayabileceğimiz an yaklaşıyor” dedi.[59]
İran
Dünya Devrimine Katılacak
Sovyet
Rusya’nın yeni radikal tutumu, özellikle İranlıların büyük çoğunluğunun artan
memnuniyetsizliği göz önüne alındığında, İran devrimci hareketinin
radikalleşmesine yol açtı.[60] Gördüğümüz gibi, Doğu Bolşevikleri arasındaki
radikal unsurlar, devrimi doğuya doğru genişletmek, özellikle Küçük Han
önderliğindeki Cengeli devrimcileriyle işbirliği yapmak için Stalin’in Milliyet
İşleri Bakanlığı’nın resmi organını kullandılar.[61] Bu gazetede çıkan bir
makalede, “Şimdi, bu Doğu’daki Müslüman ülkelerin dünya olaylarının, dünya
proletarya hareketinin yörüngesine çekilmesi gereken an gelip çattı”
denilmekteydi.[62] İran’da 1919 anlaşmasına karşı direniş ivme kazanırken, Zhizn
Natsional’nostei’deki makaleler daha fazla devrimci öneri sunmaya
başladılar.
Böylece,
Ekim 1919’da, eski ve etkili bir Azeri (Tatar) Bolşevik ve Stalin’in
komiserliğinde görevli olan Efendiyev, Küçük Han’ın bir müttefik olarak önemine
daha fazla vurgu yaptı.[63] Efendiyev gibi isimler, dünya devriminin kaderinde
Doğu’nun önemi üzerinde duruyorlardı.[64] İç savaş sona ererken ve Aran
(güneydoğu Kafkasya’da halkının çoğunluğu Azerbaycanca konuşan, sonrasında Kuzey
Azerbaycan olarak adlandırılan bölge) Sovyet yönetimine girerken, kuzey İran’daki
İranlı devrimcilerle ilişkiler kurmak için daha pratik adımlar atıldı. (Bu adımlar
ileride ele alınacak.)
İran
Komünizminin Doğuşu
İkinci
Bölüm’de, halkın otokrat Kaçar idaresine karşı hoşnutsuzluğunun artmasıyla birlikte
hem İran içinde hem de dışında ortaya çıkan muhtelif sosyal demokrat örgütlere
kısaca değinmiştik. Bunların başında, Himmet adı verilen Kafkas
Müslümanlarından oluşan sosyal demokrat grubun yardımıyla kurulan İran Sosyal
Demokrat Partisi (İSDP, Fırka-yi İctimaiyun Ammiyun İran) gelmektedir.[65]
Birinci Dünya Savaşı sırasında yeniden canlandığında Bolşeviklere yakınlaşan bu
örgüt, Efendiyev ve Neriman Nerimanov gibi Müslüman kökenli Bolşeviklerce
yönetiliyordu.[66] On yıl önce olduğu gibi, şimdi radikalleşmekte olan Güney
Kafkasya’daki İranlı işçilere ve göçmenlere yakın duruyorlardı. 1916 yılına
gelindiğinde, İSDP’deki devrimciler yeni bir parti olan Adalet’i (veya Adalet
Partisi) kurmuşlardı.[67] Savaşın yol açtığı acılara ek olarak, bu İranlı
işçiler ve göçmenler, hem Rus çarlığı hem de hareketin İranlı liderlerince
anayasa devriminin yaşadığı yenilgiden de zarar görmüşlerdi. Bu nedenle, onları
geçimlerini sağlamak için göç etmeye zorlayan ülkelerinin sorunlarına radikal
bir çözüm arıyorlardı.
Kurulduktan
sonra, Adalet, hem savaş karşıtı çabalarda hem de Rus iç savaşında RSDİP
(Bolşevik Parti) ile dayanışma içinde olduğunu ilan etti. Çarlığın yıkılmasının
ardından, Adalet, görüşlerini gazeteleri aracılığıyla yaymaya başladı.[68]
Kendini “proleter” bir parti olarak adlandıran Adalet, “sınıfsız bir toplumda”
insan özgürlüğü ve mutluluğu için mücadele edeceğini ilan etti. İşçilerin ve
köylülerin çıkarlarını savunmaya hazır olmaları koşuluyla, proleter olmayan
unsurları da üye olarak kabul edeceğini belirtti. Üretim araçlarının tamamının
kamulaştırılmasını ve bunların “ortak mülkiyet”e dönüştürülmesini öngörüyordu.
Ancak muhtemelen, sosyal demokrat fikirleri yayarak, halk demokrasisini
savunmaya hazır güçlü bir güç oluşturarak politik zemini hazırlamak gerekecekti.[69]
Önemli
olan, Adalet’ın Rusya’daki devrimin başarısının İran’da özgürlüğün kapılarını
açabileceğine inanmasıydı. Bu nedenle, 30 Temmuz 1918’de Himmet’e katılarak,
parti üyelerinin askeri örgütlere üye olmaları ve kendilerini silahlandırmaları
gerektiğini söyledi. Bu andan itibaren Adaletçiler, resmen Rus iç savaşına
katılarak, Kafkasya ve Orta Asya’daki İranlı göçmenleri seferber etmek için
geniş bir kampanya başlattılar.[70] Bu silahlananlar, nihayetinde İran’a
gönderildiler, zira parti, Rusya’daki iç savaşın sona ermesinden sonra devrimi
güneye doğru genişletmeyi de planlıyordu.
Mevcut
az sayıdaki kaynak, Adalet’in bileşiminin tamamen proleter olduğunu kabul ediyor.[71]
Partinin itici gücü, 1903 yılında Azerbaycan’ın Kafkas sınırındaki Erdebil’den
petrol sahalarında çalışmak üzere Bakû’ye göç eden Kafarzade (1885-1918) idi.
1905 devrimci ayaklanması sırasında RSDİP’e katılan Kafarzade, Himmet ve İSDP
ile birlikte çalıştı. Artık Adalet’in lideri olan Kafarzade, o kadar hızlı bir
şekilde itibar kazandı ki, İranlı göçmen nüfusunca Bakû’de İran konsolosu
olarak çalışan kişinin yardımcısı seçildi. Neticede resmi konsolos, onu bu
şekilde tanımak zorunda kaldı.[72] İranlı göçmenler arasında politik gücü
artınca, Bakû’deki gericiler onu ortadan kaldırmaya çalıştılar. Kafarzade, kısa
süre sonra halka açık bir toplantıda suikast girişiminin hedefi oldu, ancak
hayatta kaldı. Bakû’de Şaumyan’ın önderliğinde Bolşeviklerin egemen olduğu
rejim kurulduktan sonra, Kafarzade, Kafkas Bolşeviklerinin koalisyon kurmak
istediği Cengelilere elçi olarak atandı. Reşt’e vardığında, Bolşevizmin
düşmanları tarafından öldürüldü.[73] Bakû’deki suikast girişimi ve Reşt’teki
cinayet, Adaletçileri öfkelendirdi, onların İran’ın başındaki elitlere yönelik
nefretlerini daha da körükledi.
Devrim
İran’a Yayılıyor
Düşmanlarının
ve İran’daki İngiliz destekçilerinin muhalefetinden yılmayan Adaletçiler,
devrimci hareketi İran’a yayma konusunda giderek daha kararlı hale geldiler.[74]
Adalet, kısa sürede eski İSDP şubelerini yeniden diriltti. Ayrıca, Tebriz, Merend,
Hoy, Erdebil, Halhal, Zencan, Reşt, Kazvin ve Tahran gibi kuzeydeki şehirlerde
yeni şubeler açtı.[75] Doğu İran’da bulunan Meşhed kentinde de benzer bir örgüt
kuruldu.[76] (1920’ye gelindiğinde, Adalet’in Tebriz şubesi, o zamana dek
Bolşevik yanlısı olan Alman Konsolosu Wustrow’un doğrudan yardımından istifade
etti.)[77] Ülkedeki örgütlenme çalışmalarını nitelikli kılmak adına, 1918
Aralık ayı gibi erken bir tarihte Adalet üyeleri, özel kadro eğitimi için
Moskova’ya gönderildiler.[78] Ayrıca “İranlı proleterlerin kültürel ve teorik
düzeyini yükselterek, İran’daki büyük sosyalist devrim sorununu anlamalarını
sağlamak” için de çabalar sarf edildi.[79]
Aynı
dönemde Kafkasya, Orta Asya ve kuzey İran’da Bolşevikler ve Adaletçiler
tarafından geniş çaplı bir İngiliz karşıtı kampanya başlatıldı. Buna örnek
olarak, Bolşevik gazetesi Yoksulların Sesi’nde yer alan, İngilizleri
Hindistan, Mısır, Arabistan, İran, Türkiye, Azerbaycan ve Afganistan’a “kötü
niyetli politikalarını” dayatmakla suçlayan bir makale gösterilebilir. Makale,
somut örnekler vererek, İngilizlerin Hindistan’ın zenginliklerini yağmalama
hevesiyle, ülkedeki “vatansever olmayan ve dinsiz” unsurları istismar ettiğini,
Müslüman din adamlarına rüşvet vererek birçok Hintli Müslümanı Türkiye ve İran’daki
Müslüman kardeşlerine karşı kışkırttığını iddia ediyordu.[80] Türkiye’den
Mustafa Suphi ile İran’dan Sultanzade gibi Müslüman ülkelerin önde gelen
Bolşeviklerinin imzaladıkları bir bildiride, “kötü İngilizler”in aşiret
liderlerine ve büyük toprak sahiplerine, İran şahına ve Hint prenslerine rüşvet
vererek, topraklarındaki “sefil işçileri” emperyalist güçlerin “demir pençesine”
düşürdüğü dile getiriliyordu.[81] Bolşevik propagandası sürekli olarak
Sovyetler’in Çarlık Rusyası’nın İran’da emperyalistlere verdikleri tavizlerden
vazgeçtiğini vurguluyordu.[82]
Taşkent’teki
bir Bolşevik komiser, İranlı demokratlara yazdığı açık bir mektupta, İran
anayasasının Çarlık ve “İran kanına susamış” İngiltere tarafından yok
edildiğini söylüyordu. Yeni Rus hükümeti ise bunun aksine,
“1907'den beri bu baskıya
karşı gösterdiğiniz muhalefeti övüyor, cesur eylemlerinizin ve mevcut
özverinizin boşa gitmeyeceğinin güvencesini veriyor. Kızıl Muhafızlar Aşkabat’ı
ele geçirdiğinde, Sovyetler, kardeşlik duygularıyla size yardım eli uzattı ve
düşmanla savaşmanıza yardımcı oldu. Afganistan, İngilizlere karşı savaşarak
devrime katıldı bile. Siz de aynısını yapmalı, Rus Sovyetleri’ne yardım
etmelisiniz. Hindistan uyanıyor! Türkiye isyan ediyor! Sizi aşağılayan düşmanı
yenmemizi sağlayacak tek bir cephe oluşturabilmemiz için o büyük savaşa
hazırlanmalısınız.”83
1918
yazından sonra İran’da Adaletçilerin faaliyetleri başarılı oldu. Adaletçilerin
Merkez Komite’ye sunduğu bir raporda, Tebriz’deki gelişmeler konusunda oldukça
olumlu bir tablo çiziliyordu:
“İngilizlerin teşvikiyle
[Demokratların, yani Hiyabani’nin grubunun muhalefetine rağmen] Bolşevizm adına
çalışan insanlar, epey başarılı oldular. Size temin ederim ki, Kafkasya’da bu
kadar başarılı olmak imkânsızdır.”[84]
Başka
bir raporda ise şöyle deniyordu:
“Bolşevik İran örgütü
[Adalet] üyeleri, Hiyabani önderliğindeki Demokratların tüm zulmüne rağmen,
yüksek övgüye mazhar olması gereken bir özveriyle önemli faaliyetler
yürüttüler. Bolşevik politikasının İran’ın her yerinde, özellikle Azerbaycan
vilayetinde yayılması için zemin hazırladık.”
Rapor
ayrıca şu iddiada bulundu:
“Azerbaycan’da, tüm
bölgelerde çoğunluk, Bolşeviklerden yana. [...] Sadece Bolşevik güçlerinin
gelmesini, hükümet binalarını ele geçirmesini, bu sürecin siz yoldaşlarımızın
talimatları ve planları uyarınca örgütlenmesini bekliyorlar.”[85]
Bazı
Bolşevik yetkililer tarafından askeri bir işgalin düşünüldüğü açıkça
görülüyordu, zira 18 Mayıs 1920’de Bolşevik deniz kuvvetlerinin Enzeli’ye
çıkarma yaptığı sıralarda (bkz. 9. Bölüm) özellikle (Giorgo Orjonikidze ve
Kirov’un komutasındaki On Birinci Kızıl Ordu’dan) Nikolay Y. Biller Tebriz’e
gönderilmişti. Biller, 20 Mayıs 1918 tarihli bir raporda, sadece kuzey İran’daki
askeri durumu değil, aynı zamanda Adalet’in gücünü ve faaliyetlerini, bunun
yanında, Alman Konsolosu Wustrow’un girişimlerini de ayrıntılı olarak
değerlendirdi. Bolşeviklerin çok az direnişle karşılaşacağından emindi. Biller’in
komitesinin Tebriz’de dağıttığı propaganda amaçlı bildiriler, halka Bolşevik
birliklerinin çoktan sınıra ulaştığını, yakında İran'a geçeceğini garanti
ediyordu.[86]
Bu
tür propaganda ve Bolşeviklerin iç savaşta artan başarıları, bazı önde gelen
Gilanlıları etkilemiş gibi görünüyor. Küçük Han’ın takipçisi ve anayasacı
hareketin bileşenlerinden olan, savaş sırasında Ruslara ve İngilizlere karşı
savaşan Meşhedi Baği’nin, Ocak 1919’da “sosyalist”, “hatta neredeyse Bolşevik”
bir cumhuriyet kurmak için çalıştığı bildiriliyor. Sadece Mirza Kerim Han, Serdar
Muhyi ve Hamid Sultan’ın takipçi olarak, daha fazla taraftar toplamak için Bakû’ye
gitti.[87] Bir ay sonra Küçük Han’ın yakın dostlarından birçoğunun, Dr. Haşmet,
Mirza İsmail Cengeli, Mirza M. Muharrir, İhsanullah Han Dustdar (İhsan), Mirza
Salih Muzafferzade ve Mirza M. Garniye’yi de içeren bir “Bolşevik komitesi”
kurduğu bildirildi. Bolşevik etiketi abartılı olsa da, bu grubun Bolşeviklerden
derinden etkilenmiş hareketin radikal kanadını temsil ettiğine hiç şüphe yok.[88]
İran
Kızıl Ordusunun Oluşturulması
Bu
arada, Adalet partisi de devrimin alanını İran’a doğru genişletmek amacıyla bir
“Kızıl Ordu” kurmaya başladı. Orta Asya’daki çeşitli şehirlerde ve yerleşim
yerlerinde konferanslar düzenleyen Adalet liderleri, komşu Müslüman ülkelerden
gelen komünist liderlerin eşliğinde, İranlı göçmenleri İran Kızıl Ordusu veya Persarmiya’ya
katmak için harekete geçti.[89] Adalet’in bildirdiğine göre yaklaşık 30.000
gönüllü seferber edildi.[90] Ayrıca, uzun zamandır “ilerici bir güç” olarak
kabul edilen İran jandarması içinde çalışan, gidişat karşısında hoşnutsuz olan
subayları da bu davaya örgütlemek için yoğun çabalar sarf edildi.[91] Bu
çağrılar başarılı olmuş gibi görünüyor, zira bazı subaylar Persarmiya’ya
katıldı.[92] Mayıs 1920’de Adaletçilere katılan yirmi iki İranlı jandarma, Persarmiya
tarafından hemen Aşkabat’taki göçmen yurttaşlarına askeri eğitim vermeleri için
görevlendirildi.[93] Bu olaylar, partiye başkalarını da çekmek için Adalet
propagandasında duyuruldu.[94] Bu nedenle Sultanzade, “Partimiz orduda, yani
jandarmalar arasında büyük bir sempatiyle karşılanıyor” diye yazdığında aslında
hiç de abartmıyordu. Rus yoldaşları arasında her türden şüpheyi ortadan
kaldırmak adına, İran ordusunun “Rus Kazakları ve jandarmalarıyla”
kıyaslanamayacağını, çünkü birincisinin “çoğunlukla köylü ve çoğu zaman yoksul
köylüler” olduğunu sözlerine ekleyen Sultanzade “İşte bu yüzden aralarındaki
ajitasyonumuz böylesine olumlu bir karşılık görüyor”[95] diyordu.
Adalet’in
Son Hazırlıkları
Persarmiya ile
ilgili planlar tamamlandığında, Adalet, İran’a yerleşmeden önce politik
programını güncellemek için 1-3 Nisan 1920 tarihlerinde Taşkent’te son bir
konferans düzenledi.[96] Bu konferans, daha sonra İran’ın politik durumunu
etkileyen iki önemli olayla ilgiliydi. İlki, Bolşeviklerin 27 Nisan 1920’de
(daha sonra Sovyet Azerbaycanı olarak yeniden adlandırılan) Aran’da iktidarın
alınması, ikincisi de 18 Mayıs’ta Sovyet deniz kuvvetlerinin Enzeli’ye
inişiydi. Adalet’ın üst düzey liderleri, İran’ın ekonomik durumu ve parti
örgütlenmesini görüştüler.[97] Parti ayrıca, On Birinci Kongre’sini telgraf
yoluyla bildirerek Rusya Komünist Partisi (B) ile bağlarını tazeledi:
“Adalet’in ilk bölgesel
konferansı, uluslararası haydutların müdahalesini cesurca püskürten Rus kardeşlerini
ve yoldaşlarını selamlıyor. İran halk kitlelerinin mücadelesi halkın zaferine
yol açacak ve kraliyet tahtının yıkıntıları üzerinde devrimin kızıl bayrağı
dalgalanacaktır.”[98]
Yeni
tüzük maddeleri uyarınca, partinin toplumsal tabanı bir miktar genişletildi:
işçiler ve köylülerin yanı sıra, “aydınlar, sanayi işletmeleri ve demiryolları
çalışanları” da Adalet’e katılabilecekti. Parti, Lenin’in “demokratik
merkeziyetçilik” ilkesi uyarınca faaliyet gösterecekti. Parti programı, daha
önce benimsenen kolektivizasyon politikasını yineledi. Konferans kararları,
daha önce de belirtildiği gibi, İran Kızıl Ordusu (IRA) veya Persarmiya’nın
kurulmasına ilişkin yürütme kararının onaylanmasıyla mühürlendi.[99] Başarı
şansları konusunda iyimser olan kimi Adalet üyeleri kısa süre sonra İran’a
gittiler. İran’ın devrimci durumun en güçlü görüldüğü yer olarak değerlendiren
Sultanzade, Sovyet Rusya’daki “sosyalist devrime bağlı olarak, tüm dünyada işçi
sınıfını sömürenlere karşı mücadeleye hazırlanan İran Komünist Partisi’nin
mücadelesinin yüz kat kolaylaştığı” iddiasındaydı. İyimser bir şekilde İran’ı “şahın
tahtının yıkıntıları üzerine sosyalist devrimin kızıl bayrağını dikecek ilk
Doğu ülkesi” olacağı öngörüsünde bulunuyordu.[100] Bu konuda yalnız değildi.
11. Bölüm’de göreceğimiz gibi, Bakû’deki yeni komünist hükümetin yayın organı,
İran Komünist Partisi’nin Enzeli kongresini tartışırken aynı iyimserliği dile
getiriyordu.
İran
Komünist Partisi’nin Enzeli Kongresi ve Akıbeti
23-25
Haziran 1920’de, Sovyet güçlerinin Enzeli’ye
çıkarma yapmasından beş hafta sonra, İran Komünist Partisi (İKP), İran topraklarında düzenlenen ilk Adalet kongresinde kuruldu.[101]
Lenin ve Sovyet Azerbaycanı’ndan Neriman Nerimanov’u fahri başkan olarak seçen elli
bir delege (yirmi dördü İran’daki örgütleri,
yirmi yedisi Kafkasya ve Orta Asya’yı, dördü ise
Sovyet Azerbaycan ve Rusya’yı temsil
ediyordu) kongrede, İran’ın iç ve dış durumu, parti örgütlenmesi, tarım sorunu
ve parti tanıtımı,
taktikleri ve organları ile
ilgili raporları dinledi.[102] Parti, devrimci programı konusunda kısa sürede
uzlaşmaz iki fraksiyona ayrıştı: “ulusal-devrimci” stratejiyle “saf komünist”
strateji karşı karşıya geldi.
Anayasacı
harekete tanıklık eden dönemin emektar devrimci mücahidi Haydar Han Emmioğlu’nun
yokluğunda, ulusal-devrimci fraksiyona Ebukov ve Naneyşvili adında iki Kafkas
Bolşevik önderlik etti. “Sınıfsal işbirliği”ni savunan Ebukov, “aktif
militanların dağılmış tüm devrimci güçleri tek bir savaş biriminde yeniden bir
araya getirme görevi” olduğunu vurguladı. İngilizler, “komünist hareketin büyük
düşmanı” olduğu için, İranlı komünistler, “dünya devrimi davasına” hizmet etmek
üzere saldırılarını onlara yöneltmelilerdi. Ayrıca, eğer aşiret reisleri,
hanlar ve büyük toprak sahipleri bir işe yarayacaksa, “onların da Sovyetler’in
desteğini görecekleri, burjuvazinin ayağa kalkması durumunda ona destek
verileceği” söylendi.[103]
Bolşevik
partisinin (Orjonikidze yönetimindeki) Kafkas Bürosu’nu temsil eden Naneyşvili,
İranlı komünistlerin, “daha bilinçli ve
daha iyi örgütlenmiş olan, İngilizlere karşı mücadelede geniş halk
kitlelerini seferber edip yanlarında sürükleyebilen” İran
burjuvazisiyle işbirliği yapması gerektiğini söyledi. Kongreye “tüm
devrimci güçlerin İngilizlere karşı yönlendirilmesi gerektiğini, bizim için başka bir taktik olamayacağını, İran’ın henüz komünizm için yeterince olgunlaşmadığını” vurguladı.[104] Görünüşe göre İran’ın
Avrupa toplumuyla tamamen aynı sınıf yapısına sahip olduğunu varsayan Ebukov ve
Naneyşivili, burjuvazi ile ne kastettiklerini açıklığa kavuşturmasa da muhtemelen
İran’da milliyetçi olarak anılan Müşir Devlet ile Mustafi Memalik gibi
politikacıları kastediyordu. Yoksa Küçük Han’ı mı kastediyorlardı?
Kafkas
Bürosu temsilcileri ayrıca, İran’daki “mütereddit” unsurların “Sovyet
iktidarının ne burjuvaziyi ne de toprak sahiplerini tehdit ettiğini anlamaları
gerektiğini” söylediler. “Bu nedenle, toprak sahiplerine veya burjuvaziye karşı
hiçbir gösteriye müsamaha gösterilmemelidir” dediler. Bu fraksiyon sadece şu
sloganı kabul ediyordu: “Kahrolsun İngilizler! Kahrolsun şah hükümeti!”[105]
Aralık 1917’den beri kullanılan belirsiz dil dikkatle muhafaza edildi.
Buna
karşılık, “saf komünist” programı destekleyen rakipleri, Bolşeviklerin
Türkistan için benimsediği çizgiye benzer şekilde, ülkenin
“Sovyetleştirilmesini” tercih ediyorlardı. Rakipleri gibi, şah hükümetini
devirmek ve İngilizleri kovmak için kısa vadeli bir strateji savunurken,
Sovyetleştirme savunucuları, “hanlara ve büyük toprak sahiplerine karşı
mücadele” konusunda ısrar ettiler. Hararetli tartışma, kongrenin ikinci
eğilimin hâkim olduğu programı, yani İran Komünist Partisi’nin (B) programının
kabul edilmesiyle sona erdi.[106]
En
gelişmiş demokrasi biçiminin “sovyet demokrasisi” olduğunu iddia eden program,
İran’daki “proletarya diktatörlüğünün somut görevlerini” şu şekilde özetliyordu:
“1. İşçileri ve köylüleri ‘sovyet
demokrasisi’ kurarak sömürüden kurtarmak; bunun için parti ‘kültür ve etkinlik
düzeylerini yukarı çekmeli.
2. ‘Sınıf karakterine’
sahip bir Kızıl Ordu’yu ‘proletarya diktatörlüğü’nün bir aracı olarak kurmak.
3. İran’ın ‘ulusal ve dini
çeşitliliği’ meselesini ‘federatif bir birlik’ kurarak çözüme kavuşturmak.
4. Kitlelerin ‘geri
kalmışlığı ve cehaleti’ göz önüne alındığında, dini inançlarını incitmekten
kaçınmak.
5. Ülke genelinde geniş,
ücretsiz bir eğitim sistemi kurmak; anaokullarından en yüksek akademik
kurumlara kadar tüm sistemi komünist ideolojiyle donatmak.
6. Tüm büyük fabrikaları,
değirmenleri, madenleri, sulama ve bankacılık sistemlerini, ayrıca toplu taşıma
hizmetlerini millileştirmek; ulusal bir ulaşım ağı geliştirmek; zanaatkârlar ve
küçük üreticiler için kooperatif sistemini teşvik etmek; toprak üzerindeki özel
mülkiyeti kaldırmak ve toprakları köylü üreticilere devretmek.
7. Hem merkezi hükümet hem
de yerel konseylerce uygulanacak ulusal bir konut planı geliştirmek; çalışma
koşullarını düzenlemek ve ilerici mevzuat yoluyla halk sağlığını teşvik etmek.”[107]
Pravda, kongre
hakkında şu yorumu yaptı: “Devrimci sloganlar, İran’da hiç bu kadar popüler
olmamıştı.” Bolşevizm ile İran toplumu arasındaki bağ olarak Cengelilerin
önemine dikkat çeken Pravda, “Çoğu eyaletin ulusal lideri, köylüler,
zanaatkârlar ve küçük burjuvazi arasında büyük bir popülariteye sahip olan
eylem adamı Mirza Küçük’tür” diyordu. Küçük’ün emperyalizmi, şah hükümetini ve
hükümet destekçilerini eleştiren yeni çizgisini destekleyen Bolşevik gazetesi,
“İran’daki devrimci gelişmenin ilk aşamasında Mirza Küçük’ün sloganları, Fars
komünistlerinin sloganlarıyla aynıdır. Bu sloganlar olmadan yeni hükümet var
olamaz” tespitinde bulunuyordu.[108]
Ancak,
yukarıdaki programın benimsenmesi, İKP’nin iki fraksiyonu arasında ciddi
sürtüşmelere neden oldu. Bu sürtüşmeler öyle bir düzeye yükseldi ki Lenin’in
kişisel müdahalesine ihtiyaç duyuldu. Lenin’in tavsiyesi, anlaşmazlığın
Gilan’daki Cengeli Hareketi üzerindeki etkisi göz önüne alındığında,
vazgeçilmez görünüyordu. Orada, İhsan liderliğindeki solcu Cengelilerle
birlikte İKP’nin yürüttüğü güçlü faaliyetler, hareket içinde ciddi bir
bölünmeye yol açtı.
İşin
tuhaf yanı, yozlaşmış bir merkezi hükümete karşı devrimci bir mücadelenin
ortasında toplanan Enzeli kongresi, İran Komünistleri arasında, Lenin’in
müdahalesinin bile çözemediği, uzlaşmaz bir çekişmeye yol açtı. Sultanzade’ye
göre Lenin, “saf komünist” eğilimin yanında yer aldı.[109] Ancak iddiaya göre Lenin
karşıt fraksiyona da destek veriyordu.[110] Bu çekişme, parti, otuzların
başlarında Stalin eliyle ezilene dek devam etti. (Bkz.: 11. Bölüm)
Lenin’in
Doğu Stratejisi
Marx’ın
da belirttiği gibi, sosyalist devrimcileri başından beri rahatsız eden konu, Türkiye
ve İran da dâhil olmak üzere, tüm Batı Asya’daki toplumsal ilişkilerin niteliğiydi.
Marx’a göre, Doğu’daki temel olgu, özel toprak mülkiyetinin olmamasıydı. Ona
göre bu, “Doğu’nun cennetine açılan kapının anahtarı bile oydu”. Politika
düzleminde “her yanda amaçsız hareketler”e rastlansa da bu özelliğin değişmez
olduğunu görmüştü. Asya’da “Tamamen ayrı bir örgütlenmeye sahip olan ve kendi
içinde küçük bir dünya oluşturan” köyün teşkil ettiği “huzurlu cumhuriyeti”,
“durgun Asya despotizminin sağlam temeli”ni oluşturuyordu.[111] Bu nedenle Marx
için, bu tür ülkelerde kapitalist (yani sömürgeci) nüfuz “devrimci bir
olgu”ydu, ancak “ahlaki açıdan arzu edilir” değildi.[112]
Buna
karşın Marx, Doğu’nun veya dünyanın geri kalanının, Batı Avrupa’nın acı verici
kapitalist deneyimini tekrarlamak zorunda olduğuna inanmıyordu. “Batı Avrupa’da
kapitalizmin doğuşuna dair taslağını, tarihsel koşulları ne olursa olsun, tüm
halklara nihayetinde toplumsal emeğe ait üretim güçlerinin alabildiğine büyümesini
ve insanın en eksiksiz gelişimini sağlayan ekonomik oluşuma ulaşmak için
dayatılan genel gidişatın tarihsel-felsefi teorisine dönüştürme” girişimlerine
şiddetle karşı çıktı.[113] Marx kolonileri, Avrupa’da sosyalist olarak kabul
edilen herhangi bir devrimi bastırmaya hazır olası karşı-devrim merkezleri
olarak görüyordu.[114]
Engels,
Karl Kautsky’ye yazdığı ünlü mektupta, 1882 yılında, daha sonra emperyalist
ülkelerdeki sosyalist eğilimlere yol açacak olan iki tezi ortaya attı:
1.
Avrupa sosyal demokratlarının çoğunun savunduğu, Avrupa proletaryasının
kolonilerin bağımsızlaşmasına katkıda bulunmasının görevi olduğunu söyleyen, sosyalist
sömürgecilik tezi;
2.
Kolonilerin kurtuluşunu emperyalist ülkelerin proletaryasına bile fayda
sağlayacak şekilde gören militan sosyalizmin tezi.[115]
Taktikler
konusunda Engels, (Batı Asya gibi) nüfusunun üçte ikisinin hâlâ Ortaçağ
koşullarında yaşadığı İtalya’daki sosyalistlere, demokratik hareketi destekleme
ve ilerletme, nihayetinde proletaryanın hedefine, yani iktidarı ele geçirmesine
yardımcı olma görevine sahip olduklarını söyledi. Bu taktik, sosyalistleri,
ister saf cumhuriyetçiler isterse duygusal sosyalistler olsun, ilerlemenin
yürüyüşünde basit bir aşamayı nihai hedef olarak görebilecek daha az açık
görüşlü partilerin elinde yaşayacakları hayal kırıklığından kurtaracaktı.[116]
Buna karşılık, tavsiye istendiğinde 1908’de İran’da meşruti hükümeti yeniden
kurmak için yapılan silahlı mücadele sırasında Kautsky, Tebriz’deki İranlı
sosyalistlere bu taktiği önermişti. İranlı sosyal demokratlara yazdığı aynı
mektupta Kautsky, kapitalizmi devirmek isteyen Doğu halklarının sadece kendi
topraklarında değil, aynı zamanda emperyalist Avrupa’da da sosyalizm için
mücadele ettiklerini söylüyordu.[117]
Lenin’in
tartışmaya duhul ettiği dönemde Doğu’daki hem ekonomik koşullar hem de politik
mücadeleler, Avrupalı sosyalistlerin sömürge sorunu konusunda bölünmüş olduğu bir
noktaya ulaşmıştı.[118]
Lenin’in ilk açıklamaları, Çarlık ve Doğu’daki diğer gerici güçlerin
baskısını eleştirmekle sınırlı kaldı. Lenin’in medya üzerinden edindiği, Doğu ülkelerine
dair bilgileri sınırlıydı. Bu nedenle, söz konusu ülkeleri bir bütün olarak ele alıp 1905’teki
Rusya ile kıyaslıyordu. Lenin için, yerel
(daha sonra ulusal) burjuvazinin önderliğinde Doğu’da “burjuva demokrasisinin”
başarısı, 1848’de Almanya ve 1905’te Rusya için olduğu gibi “tarihsel bir
zorunluluktu.”[119] Bu dönemde Lenin, devrimin iki aşamalı olduğu anlayışına
bağlıydı: önce burjuva-demokratik aşama, ardından proletaryayı güçlendirecek
sosyalist aşama.[120] Lenin’e göre, Avrupa burjuvazisi, yerel burjuvazinin hâlâ
halkın yanında saf tuttuğu, “tutarlı bir demokrasiyi temsil edebilecek” durumda
olduğu sömürgelerdeki demokratik hareketlere görünürde sempatiyle yaklaşmasına
rağmen “Ortaçağ”ın gerici güçleriyle ittifak halindeydi. Lenin’in düşüncesine
göre, bunun sebebi devletin aklıydı.[121]
Demek
ki Lenin’in 1917 öncesinde sömürge sosyalist hareketlerine ilişkin görüşünü şu
şekilde özetlemek mümkün:
1.
Marx’ın öğrettiğinin aksine, tüm kapitalizm öncesi toplumlar (ki bunlar “feodal”
idi) sosyalizme ulaşmadan önce mutlaka kapitalist aşamadan geçmek zorundaydı.
2.
Sömürgelerde ve yarı sömürgelerde, kurtuluş hareketi, hâlâ oynaması gereken
devrimci rolü göz önüne alındığında, kapitalist gelişmenin ayrılmaz bir parçası
olarak bir “ulusal devlet” kurmaya çalışacak olan burjuvazi tarafından
yönetilmeliydi; ancak bu tarihi görev, Avrupa’da sosyalist devrimin gelmesinden
önce tamamlanamayabilirdi. Bu, 1907’de Sosyalist Enternasyonal’in sağ kanadının
savunduğu, bir tür “sosyalist” veya “hayırsever” sömürgeciliğe benzer bir
görüştü.
3.
Emperyalist burjuvazinin sömürgelerde reform girişiminde bulunması
düşünülemezdi.
4.
Avrupa proletaryası, insanlığı (sömürgelerdekiler de dâhil olmak üzere)
kapitalist boyunduruktan kurtaracaktı. Bu nedenle, Lenin’in planında sömürgeler,
Marx’ın, daha sonra Kautsky’nin onlara atfettiği rolü oynamıyordu.
Ekim
sonrası kurulan yeni dünyada, Lenin’in Doğu hakkındaki fikirleri, köklü değilse
bile önemli kimi değişikliklere tanık oldu. Lenin, bu değiştirilmiş görüşünü,
Üçüncü Enternasyonal’in kuruluşundan bu yana ilk kez Kasım 1919’da eski Rus
İmparatorluğu’na mensup Doğu halklarına ait örgütlerin kongresinde dile
getirdi. Geçmişte dünya devrimini beklemek gerekirken, şimdi Doğu halklarının
kurtuluşları için Rus devrimine bakabileceklerini söylüyordu. Ancak gene de beklentisi
Almanya’da başlayacak bir Avrupa devrimi yönündeydi, zira komünizmin nihai zaferine
yalnızca gelişmiş ülkelerin proletaryası ulaşabilirdi. Doğu halkları, bu
noktada yardımcı bir rol oynayacaktı: “Görüyoruz ki Avrupa proletaryası, ezilen
sömürgelerin, özellikle de Doğu’nun tüm emekçi kitlelerinin yardımı olmadan
zafer kazanamaz.”[122]
1920
yazında Komintern’in ikinci kongresinden önce Lenin, Doğu sorunu hakkında şu
tezleri ortaya koydu[123]:
1.
Burjuva demokrasisinde eşitlik, hem sömüren hem de sömürülen tarafından
paylaşılan soyut bir ilke olup, ezilen sınıfları büyük ölçüde aldatmaktadır.
2.
Komünistler, burjuva demokrasisinin sahteliğini ve ikiyüzlülüğünü kınamalı,
politikalarını öncelikle ekonomik koşullar olmak üzere, belirli tarihsel
durumların kesin değerlendirmelerine dayandırmalı, ezilen işçilerin ve diğer
sömürülen halkların çıkarları ile egemen sınıfın çıkarlarını da içeren ulusal
çıkarlar arasında net bir ayrım yapmalıdır.
3.
Emperyalist savaş, burjuva demokrasisinin sahteliğini ortaya çıkardığı gibi,
sömürge proletaryasının ve emekçi kitlelerin yoğunlaşan mücadelesi, ulusların
kapitalizm altında barış ve eşitlik içinde birlikte yaşayabileceğine dair küçük
burjuva milliyetçi yanılsamasının çöküşünü hızlandırdı.
4.
Bu öncüllerden hareketle, Komintern’in sömürge politikasının “toprak
sahiplerini ve burjuvaziyi devirmek adına verilecek müşterek devrimci mücadele
için tüm ulusların proletaryaları ve emekçi kitlelerinin daha yakın bir
birliğini” teşvik etmesi gerektiği sonucuna ulaşıldı. Bu birlik, tek başına,
kapitalizme karşı zaferi güvence altına alacaktı. Söz konusu birlik olmadan
ulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kaldırılması imkânsızdı.[124]
Lenin’in
taslak bildirisi ayrıca, “herhangi bir ülkedeki proletarya mücadelesinin
çıkarlarının, dünya çapındaki mücadelenin çıkarlarına tabi kılınması
gerektiğini” söylüyordu.[125] Bu bildiri, çoğu zaman sadece “kötü” küçük
burjuva milliyetçiliğini gizleyen enternasyonalizme yönelik göstermelik
bağlılığa mani oluyordu.[126]
İran’da
görülen türden durumlarla ilgili olarak Lenin, “Şu anda, çeşitli ulusların
çalışan halkları arasında daha yakın bir birliğe duyulan ihtiyacın salt
tanınması veya ilan edilmesiyle yetinilemez; tüm ulusal kurtuluş hareketlerinin
ve sömürgeciliğe karşı mücadelelerin Sovyet Rusya ile yakın ittifakını tesis
edecek bir politika izlenmelidir”[127] diyordu. İran gibi ataerkil-köylü
ilişkilerinin hâkim olduğu ülkelerde, komünist partilerin, din adamlarına ve
diğer gerici ve Ortaçağcı unsurlara karşı mücadelelerinde burjuva-demokratik
kurtuluş hareketlerine yardımcı olmaları gerektiği önerisinde bulunuyordu.
Avrupa ve Amerika emperyalizmine karşı hareketler olarak hanların, toprak
sahiplerinin ve mollaların konumlarını güçlendirmeye çalışan pan-İslamcılığa ve
benzeri eğilimlere karşı direnmeleri gerektiğini dile getiriyordu. Lenin,
toprak sahiplerine ve toprak ağalarına karşı köylü hareketini desteklemenin ve
“işçi halk sovyetleri” kurarak sovyet sisteminin temel ilkelerini uygulamaya
çalışmanın gerekliliğini görmüştü.[128]
Komintern’in
burjuva-demokratik milliyetçi hareketleri yalnızca komünist partilerin veya
gelecekteki proletarya partilerinin unsurlarının eğitim çalışmalarında ve
örgütlenme faaliyetlerinde engellenmemesi koşuluyla desteklemesini tavsiye eden
Lenin’e göre Komintern, bu tür ülkelerde burjuva demokrasileriyle geçici olarak
ittifak kurabilirdi, ama onlarla birleşmemeliydi. Öte yandan, bu tür
ülkelerdeki komünistleri ulusal duygulara karşı duyarsız olmamaları konusunda
uyardı. Halktaki güvensizliği ve önyargılar aşmak için kimi tavizlere ihtiyaç
vardı.[129]
İkinci
kongreye resmi olarak sunulan tezler, Sovyet ilkelerinin ataerkil-köylü
toplumlarına uyarlanması gibi bazı radikal noktaların üzerini örtmüş olsa da[130]
Lenin, iki hafta içinde kongreye sunduğu raporda, bu konuyu tekrar gündeme
getirdi.[131] Bu konular, kongrenin Ulus ve Sömürge Komisyonu’nda, özellikle
Hintli delege Roy ve İranlı Sultanzade tarafından şiddetle tartışıldı.
Sultanzade, köylü sovyetlerinin, proletaryası olmayan sömürge ülkelerindeki
işçi sovyetlerine paralel olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu.[132]
Lenin,
kongrede yaptığı konuşmada, komisyonun üzerinde anlaştığı şu önemli noktaları
vurguladı:
1.
“Halklar ve bir bütün olarak dünyadaki politik sistemi arasındaki karşılıklı
ilişkileri, sovyet hareketine ve Sovyet Rusya’nın önderliğindeki sovyet
devletlerine karşı küçük bir grup emperyalist ulusun yürüttüğü mücadele tayin
etmektedir.”
2.
Komintern ve bağlı kuruluşları, “sömürücü ülkelerin burjuvazisi ile
sömürgelerin burjuvazisi arasında gerçekleşen yakınlaşma” nedeniyle,
burjuva-demokratik hareketler aksine, ulusal devrimci hareketleri
destekleyecekti. Her ikisi de ulusal hareketlere karşıydı. Bu nedenle komünistler,
yalnızca eğitim ve örgütlenme faaliyetlerinde komünistleri engellemeyen burjuva
kurtuluş hareketlerini desteklemeliydi. Buna karşılık, burjuva reformizmiyle
mücadele etmekle yükümlüydüler.
3.
Komisyondaki tartışmalar sırasında yapılan “ikna edici argümanlar” temelinde
Lenin, sömürgelerdeki çalışmalarının temeli olarak köylü sovyetlerinin önemine
bir kez daha vurgu yaptı.
4.
Geri kalmış ulusların, kurtuluşa giden yolda mutlaka kapitalist bir gelişim
aşamasından geçmeleri gerekmiyordu. Muzaffer devrimci proletaryanın ve Sovyet “hükümetlerinin”
yardımıyla, bu ülkeler, bu gelişim aşamasını atlayabilirlerdi.[133]
Sonuç
Bu
bölümde genel olarak Doğu’ya, özel olarak İran’a yönelik Sovyet dış
politikasının gelişimi incelenmiştir. Moskova’nın başlangıçtaki devrimci
duruşuna ve sömürülen Doğu kitlelerine yönelik çağrılarına rağmen, Sovyet
rejimi, kısa süre sonra devletler arası diplomatik müzakere düzeyine geri
döndü. Kibirli devrimci bildiriler ve düzenli diplomasiyi yan yana getiren iki
yönlü bir politika geliştirdi. Evet, Ekim Devrimi, İran’daki devrimci hareketin
radikal kanadı üzerinde muazzam bir etkiye yol açarak, İran Komünist Partisi’nin
kurulmasına yol açmıştı. Ama daha sonra anlaşılacağı üzere, bu etki, halkın
devrimci coşkusu ve iyi niyetiyle tanımlı alanı yalnızca Sovyetler’in amaçları doğrultusunda
istismar etmeye yönelik adım ve faaliyetler için gerekli zemini hazırladı.
Ulusun toplumsal ve ekonomik düzeyde mevcut olan karmaşık yönlerinin bir biçimde
tezahür ettiği İran Komünist Partisi’ndeki teorik ve politik ayrılık da, partinin
Sovyet diplomasisince ileride istismar edilmesi için gerekli zemini meydana
getirdi.
Lenin’in
sömürgelerdeki devrimci hareketler ve politik gelişmelerle ilgili fikirleri,
Komintern’de İran gibi ülkeleri temsil eden radikal komünistlerin etkisiyle
birkaç kez değişti. Bununla birlikte, Komintern’in İkinci Kongresi’nde iki tezin
kabul edilmesi, Engels’in sömürgelere yönelik düşüncesine damga vuran ikili
yaklaşımı yeniden diriltti.[134] Bu ikilik, Sovyetler’in sömürgelere ve
sömürgecilerine yönelik dış politikasını oluşturanlara epey fayda sağladı.
Hüsrev Şakiri
[Kaynak:
Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921,
University of Pittsburgh Press, 1995, s. 142-165.]
Dipnotlar:
[1] İran'ın dış ilişkilerindeki bu dönem, birçok yazar tarafından ideolojik
nedenlerle ele alınmış olsa da, kesin bir anlatım mevcut değildir. Hatta R. K.
Ramazani'nin “The Foreign Policy of Iran, A Developing Nation in World Affairs,
1500-1941” [Charlottesville, Va., 1966), s. 140-150] adlı eseri bile,
Lenczowski’nin oldukça ideolojik olan eseri gibi ikincil kaynaklara
dayanmaktadır. Onun “geçici hükümete yönelik bu olumlu jeste yönelik adım
girişimini” İran’daki İngiliz hayranlarının ilk örneği olan, “o sırada Rusya’da
bulunan” Seyyid Ziya’ya atfetmesi şaşırtıcı değildir.
[2]
F. N. Bravin, neredeyse tüm Batılı çalışmalarında söylendiğinin aksine, “Karl
Bravin” değil. Rusya’nın Azerbaycan’ın Hoy şehrinde görevli konsolos
yardımcısıydı. Şubat devriminden sonra Gilan’daki Rus devrim komisyonunun aktif
bir üyesi oldu. Bolşeviklerin hâkim olduğu bu komisyon, kısa süre sonra Sovyet
rejimiyle işbirliğini tercih etti. Bravin, Troçki’nin tüm Rus diplomatik
personeline devrimci hükümete katılmaları yönündeki genelgesine olumlu cevap
vermiş, bunun üzerine Tahran’a Sovyet elçisi olarak atanmıştı. Nikitin’in Irani
keh Man Shenakhteh Am isimli eserinde [Tahran, 1950), s. 257-58]
belirttiğine göre, Bravin, ayrıca ondan Sovyet davasını desteklemesini ve yeni
diplomatik kadroya katılmasını istemişti. Nikitin bu isteği geri çevirdi.
[3]
Cengel gazetesinin 4 Eylül 1917 (Sayı. 9, s. 1) tarihli nüshasında
bildirildiğine göre Gilan’da konuşlanmış olan Rus askerlerinin komutanı G.
Giorgadze, önesinde Küçük Han ve yardımcısıyla bir araya gelmiş, onlarla Rus
askerlerinin ülkeden çekilme sürecini görüşmüşlerdi
[4]
A.g.e.
[5]
A.g.e., s. 2.
[6]
J. Degras, Soviet Documents on Foreign Policy (Londra, 1951), 1:16-18;
Ayrıca bkz.: A. A Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg (Tahran, 1956), s.
465-66.
[7]
Bu, 6 Aralık’ta İran’ın Petrograd’daki maslahatgüzarı Esad Han Bahadır’a
gönderilen ve "Türk kuvvetlerinin ayrılmasına eşlik etmesi koşuluyla Rus
birliklerinin tahliyesi için derhal hazırlıklara başlanmasını" öneren
davete bir cevap niteliğindeydi. 23 Aralık 1917’de Esad Han, Tahran’ın onayını
iletti ve 23 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Troçki, tahliye programını C.C.
Izvestia’da yayınladı. Bkz.: Iranskii (Pastukhov),
“Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” Novyi Vostok, Sayı. 3,
1923, s. 94.
[8]
Dokumenty Vneshnei Politiki SSSR (DVP/SSSR) (Moskova, 1957), 3:536.
[9]
Cipher telegram, 18 Aralık 1917, FO 248/1202.
[10]
Degras, Soviet Documents on Foreign Policy, 1:28-29; ayrıca bkz.:
Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 468. İranlı maslahatgüzar Esad,
Troçki’ye yazdığı mektupta “15 Aralık günü Brest’te imzalanan ateşkes
anlaşmasının 12. maddesinin muhtevası uyarınca bilgilendirilmiş olan İran
hükümetinin kendisine askerlerin İran’dan çekilmesi sürecini bu türden görüşmeleri
yürütme yetkisini haiz Rus tarafı ile birlikte müzakere etmesi konusunda yetki
verdiğini söyledi. Devamında “aşağıda imzası olan beyler, Rus askerlerinin
İran’dan tahliyesi sürecine ilişkin müzakerelerin başlayacağı günü ve saat
konusunda bilgilendirilsin” dedi.
[11]
Degras, Soviet Documents on Foreign Policy, 1:72-73.
[12]
Cipher telegram from Petrograd, 6 Ocak 1918, FO 248/1202.
[13]
A.g.e.
[14]
A.g.e.
[15]
Petrograd ve İstanbul elçiliğindeki heyete gönderilen şifreli telgraflar, 8
Ocak 1918, FO 248/1202.
[16]
X. J. Eudin ve R C. North, Soviet Russia and the East (Stanford, 1964),
s. 92-93.
[17]
Bazı İranlı devlet adamlarının müdahalesi sayesinde bu gizli notanın tam metni
İngiliz Elçiliği dosyalarına girdi. Bkz.: FO 248/1202. Farsça hali için bkz.:
Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 465.
[18]
Taqizadeh telegram, 5 Ocak 1920 (FO 248/1311), “Demokrat Parti’nin Başkanı”
olarak imzalanmış. S. H. Takizade yolun başında, 1906 yılında Tebrizli bir
anayasacıydı. Kısa süre sonra İngiliz yanlısı olan Takizade, savaş sırasında
Almanlara çalıştı, ardından Sovyet yanlısı oldu. Hikâyenin sonunda Pehlevilere
hizmet eden Takizade, 1933’te imzalanan o ünlü petrol anlaşmasının altına imza
atan isim.
[19]
Bravin telegram, 25 Ocak (O.C.) 1918. Telgrafta “Rusyalı İşçilerin ve
Köylülerin Cumhuriyetçi Hükümeti beni İran’daki diplomatik temsilcisi olarak
seçti. Kısa süre sonra Hoy’dan ayrılıp Tebriz üzerinden Tahran’a gideceğim ve
elçilik görevini üstleneceğim” yazılı (FO 248/1202).
[20]
Iran, 16 Haziran 1918; çeviri: USNA 891/1918, Roll 4. Iranski’nin
[“Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” s. 95] aktardığına göre, Bravin
Aralık 1917’de atanmıştı.
[21]
Bkz.: A. Ahrar, ‘Toufan dar Iran,” Ettela'at, 19 Mart 1973, s. 8.
Devrimci askerlerin açıklamasının altında sonrasında Kolomitsev ile çalışacak
olan Çilyapin’in imzası vardı.
[22]
Teheran press reports monitored by U.S. legation, USNA 891/1918.
[23]
A.g.e.; Tahran’da çıkan İngiliz yanlısı Rad gazetesinin 29 Ocak
1918 tarihli sayısında aynı habere yer veriliyordu ama gazete bu haberinde
önceki gün yapılan toplantının “gayri resmi” olduğu üzerinde duruyordu (USNA
891.00, Roll 4).
[24]
Bravin’in hükümete gönderdiği raporda “İran’da çıkan demokrat gazetelerin
Tahran’daki çar yanlısı sefirle temasların devam etmesi ile ilgili olarak
hükümet karşıtı yazılar yayınladıkları” söyleniyor. Bkz.: DVP/SSSR 1:714,
n. 20.
[25]
Bkz.: A. Ahrar, ‘Toufan dar Iran,” Ettela'at, 15 Mart 1973, s. 8.
[26]
Legation Files, Tahran, USNA 891/1918.
[27]
Bkz.: Jangal, Sayı. 26, 1 Mart 1918 ve Sayı. 30, 3 Mayıs 1918; ayrıca
bkz.: M. N. Ivanova, NatsionaVno-osvoboditeVnoeDvizhenie v Irane, 1918-1922
gg (Moskova, 1961), s. 63.
[28]
DVP/SSSR 1:713, n. 18.
[29]
Bravin, statement to Iranian Foreign Ministry, Iran, 16 Haziran 1918;
tüm çeviriler ABD’nin Tahran elçiliğine ait, USNA 891/1918, Roll 4. Eskiden Çar
döneminde aynı kişilere sağlanan koruma ancak bir iki yıl sonra sağlandı.
Büyükelçi Şumyatski emrinde çalışan, İran’da görevlendirilen A. Barmine’in
aktarımı şu şekilde (A. Barmine, Memoirs of a Soviet Diplomat [1938;
rpt. Westport, Conn., 1973], s. 189-90):
“Komünist
vicdanım, bazı toprak sahipleri ve tüccarlar meselesinde çok geçmeden sınandı.
Kapitülasyon yürürlükteyken, zengin İranlılar arasında daha kurnaz olanların,
kendilerine konsolosluk koruması sağlayacak Rus vatandaşlığı almaları
alışkanlık haline gelmişti. Şimdi bu adamlar pasaportlarını yenileme talebiyle
bana geldiler. Benim gözümde onlar, hiçbir saygı göstermemiz gerekmeyen bir
grup kapitalistten ibaretti. Ancak Şumyatski’nin talimatları oldukça netti.
Pasaportlar yenilenmeliydi. İran’daki yurttaşlarımıza, kapitalist olsalar bile,
her türlü koruma sağlanmalıydı. Onlar aracılığıyla nüfuz alanımızı
genişletebilirdik.”
[30]
Iran, 16 Haziran 1918; çeviri: USNA 19/1918. Sovyetler, İran ile
ilişkiler kurar kurmaz, bu konuya dair tutumları değişti. İlişkilerin
kurulmasının hemen ardından Maliye ve Dışişleri Bakanı ile Azerbaycan Valisi
olarak görev yapan Dr. M. Musaddık, şu olayları aktarıyor: Tebriz’de, İran
Savaş Bakanı Rıza Han karşıtı bir bildiri dağıttığı için bir Rus Bolşevik’i
tutukladı. Sovyet konsolosu, Musaddık’ı tutuklamayı protesto ederek, Sovyet
vatandaşlarının İran’da güvende olmadığı için Sovyet Kızıl Muhafızları’nı
çağırmak zorunda kaldığını savundu. Musaddık, bu eylemin iki ülke arasında yeni
imzalanan anlaşmaya tamamen uygun olduğunu açıkladı. Konsolos
memnuniyetsizliğini dile getirerek, geri adım attı. Başka bir olayda, Sovyet
konsolosu, Azerbaycan’ın önceki valisince başka bir Sovyet vatandaşını
öldürmekten tutuklanıp işkence gören bir Sovyet vatandaşı için iptal edilmiş
kefalet haklarını kullanmak istedi. Musaddık, onu gene geri çevirdi, İran’ın
yargı sisteminin bağımsızlığını hatırlattı. Bir başka vesileyle Rothstein,
bakan sıfatıyla Musaddık’ı ziyaret etti. 1921 darbesinin failine karşı
çıkmasından duyduğu hayranlığı dile getirdikten sonra, İran’daki yeni Sovyet
Bankası için eski Rus İskonto Bankası binasını kiralamayı talep etti. Musaddık,
böyle bir hareketin kötü bir izlenim bırakacağına onu ikna etti. Bkz. M.
Mossadegh, Khaterat va Ta’alomat (Tahran, 1986), s. 151-54.
[31]
Aktaran: A N. Kheifets, Sovetskaia Rossiia i Sopredel’nye Strany Vostoka v
Gody Grazhdanskoi Voiny (1918-1920) (Moskova, 1964), s. 209. Asıl merak
konusu, 1988’de Columbia Üniversitesi Los Angeles Kampüsü’nde
İran-Sovyet-Amerika ilişkileri üzerine verdiği derste Sovyetler’in ünlü İran
uzmanı Biliaev, Bezirgan hükümetinin Kasım 1979’da 1921’de imzalanmış İran-Sovyet
Dostluk Anlaşması’nı iptal etmesinin İran’ı 1918’de Sovyet hükümetinin
vazgeçtiği tüm tazminatı, buna ek olarak 60 milyar doları bulan, yetmiş yılı
aşkın bir süre içerisinde birikmiş faizi ödeme zorunluluğuyla karşı karşıya
bırakacağını söyledi!
[32]
Bravin statement, Iran, 16 Haziran 1918, çeviri: in USNA 819/1918, Roll
4.
[33]
Bravin statement, Iran, 19 Haziran 1918.
[34]
A.g.e.
[35]
Bravin statement, Iran, 20 Haziran 1918; N. S. Fatımi [Diplomatic
History of Persia, 1917-1923 (New York, 1952), s. 138] Bravin’in Lenin’e
gönderdiği düşünülen bir mesajdan bahsediyor. Fatımi, kaynak olarak “İran
Devlet Arşivleri” ile Hakikat gazetesinin 21 Ocak 1922 tarihli sayısını
gösteriyor. “İran Devlet Arşivleri”ne ulaşmak zor ama bahsi edilen gazetede bu
türden bir mesajın bulunmadığını söylemek gerekiyor. Ama nedense bu tür yanlış
ifadeler başka yazarlarca alıntılanıyor. Örneğin bkz.: Eudin ve North, Soviet
Russia and the East, s. 93.
[36]
Bravin telegram, Sayı. 1, 9 Haziran 1918, FO 248/1213.
[37]
A.g.e.; Bravin telegram Sayı. 8, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.
[38]
Bravin telegram Sayı. 2, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.
[39]
Bravin telegram Sayı. 3, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.
[40]
Bravin telegram Sayı. 5, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.
[41]
Bravin telegrams Sayı. 6 ve 7, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.
[42]
ABD’nin Tahran elçiliği tarafından izlenen, isimsiz, tarihsiz [1919] bir
genelge (USNA 891.00, Rulo 5). Lenin’in bu zamandan ölümüne kadar popüler
olduğuna dair kanıtlar var. Tahran’daki liberal bir gazete, Fransız, İngiliz,
Alman ve ABD politikalarını “Makyavelci” olarak tanımlıyordu: “Başından beri
başkalarını köleleştirme arzusundan vazgeçen ve insanlığı esaretten kurtarmayı
arzulayan Bolşevikler, elbette benzer bir diplomasi uygulayıp inançlarını diğer
halklar arasında süngüler yardımıyla yayamazlar. [...] Bolşevizm, barış ve
siyasi yaratıcılık demektir; siyasi bir yöntem değildir. Bolşevik politikası,
akla modern Avrupa devletlerinin politikalarını getiremez.” (‘We and the
Bolsheviks,” Rahnama, 11 Mayıs 1919, akt.: Kheifets, Sovetskaia
Rossiia i SopredeVnye Strany Vostoka v Gody Grazhdanskoi Voiny [1918-1920] [Moskova,
1964], s. 220). Bahar, Şukuhi Yezdi, Gilani, R. Kirmanşahi, V. Destgerdi,
Yağmayi, Y. Reyhan, Vaiz Keyvani ve Lahuti gibi birçok radikal halkçı şair,
Lenin’le ilgili methiyeler kaleme aldı (T. Ne’matov, Oktiabr' va Eron Ad-
abiyeti, 1920-1930 iillar poeziiasi [Taşkent, 1977]). Barmine [Memoirs
of a Soviet Diplomat, s. 194] “Lenin tüm Asya için bir simge haline geldi”
diyor.
[43]
A. Ahrar, ‘Toufan dar Iran,” Ettela’at, 18 Mart 1973.
[44]
A.g.e.
[45]
C. İranski, [“Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” s. 94 ve “Stranitsa
iz Istorii Krasnoi Diplomats,” Novyi Vostok 8-9 (1925): 154], Bravin’in
Tahran’da dişe dokunur bir şeyler yapamamasını “eski zihniyetini yeterince
değiştirmemiş olması”na bağlıyor. Devamında Bravin’in birkaç yobaz Afgan
tarafından Kabil’de öldürüldüğünü söylüyor.
[46]
On Kolomitsev’in İran’da sonuçsuz kalan çalışmaları konusunda bkz.: B. Z.
Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi Diplomatii (Moskova, 1960). Ekim 1916’da
askere alındığında Moskova Ticaret Enstitüsü öğrencisi olan İvan Osipoviç
Kolomitsev, Rus ordusunda teğmen oldu, Mayıs 1917’de General Baratov’un emrinde
Kirmanşah’taki İstihbarat Bölümü şefi olarak İran’da görev yaptı. Savaş
sırasında solcu olan Kolomitsev, Asker Vekilleri Sovyeti’ne seçildiğinde ve
İran’da bir birliğin komiseri olduğunda Bolşevik oldu. Ekim Devrimi’nden sonra
Enzeli Devrimci Askeri Komitesi sekreteri olarak, Çilyapin ile birlikte Rus
kuvvetlerinin İran’dan tahliyesi sürecini denetledi.
[47]
İranski [“Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” s. 95; “Stranitsa iz
Istorii Krasnoi Diplomatii,” s. 154] şöyle diyor: “Kafkasya'daki Sovyet
Hükümeti Komiseri Yoldaş Şaumyan’a Tahran’a başka bir temsilci göndermesi
talimatı verildi.” L. I. Miroşnikov, [Iran in World War I (Moskova,
1963), s. 88-89] bu gerçeği doğruluyor ve yeni Sovyet elçisinden “İran’daki
koşulları iyi bilen, Rus birliklerinin oradan tahliyesini organize etmede
kendini gösteren, yüksek bilgi birikimine sahip bir kişi” olarak sitayişle
bahsediyor.
[48]
Iranskii, “Stranitsa iz Istorii Krasnoi Diplomatii,” s. 154.
[49]
Akt.: A.g.e., s. 155-56. Ayrıca Ufa hükümetinin hainler çetesi olduğunu
söylüyor, kimsenin Sovyet hükümetine karşı başarılı bir mücadele yürütemeyeceği
konusunda uyarıda bulunuyor. Ayrıca bkz.: Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi
Diplomatii, s. 43-44; Great Soviet Encyclopedia, 3. Baskı, (Londra,
1970), 3:387.
[50]
Iranskii, “Stranitsa iz Istorii Krasnoi Diplomatii,” s. 156.
[51]
A.g.e., s. 155.
[52]
A.g.e., s. 157; ve Iranskii, “Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’
Let,” s. 96. Yakın döneme ait bir değerlendirme için bkz.: Miroshnikov, Iran
in World War I, s. 89- 92.
[53]
Zulümden kaçarken bir köylünün kulübesinde saklandı ve burada ödülü almak
isteyen başka bir köylünün ihanetine uğradı. Bender Gez yakınlarında Kazak
Tugayı’ndan Yüzbaşı Filipov ve ismi açıklanmayan bir İran şehzadesince,
muhtemelen çarlık ordusuna katılan ünlü şehzade Darab Kaçar tarafından vuruldu.
Bkz.: Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi Diplomatii, s. 46-47; Iranskii,
"Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat' Let", s. 95 ve “Stranitsa iz
Istorii Krasnoi Diplomatii”, s. 159. Kolomitsev’in tutuklanması hakkında ayrıca
bkz.: Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi Diplomatii, s. 59. Nikitin (İrani
keh Man Shenakhteh Am, s. 319), onları Reşt’ten Tahran’a getiren kamyonda
Kolomitsev ile görüştü. Hazar kıyısında Kolomitsev’in idamını bildirirken,
Sovyet diplomatından kurtulanın İngilizler olduğu imasında bulundu.
[54]
Anlaşmaya sadece İran’da değil, ABD ve Fransız hükümetleri de karşı çıktı,
hatta İngiliz kamuoyunun ve Hindistan hükümetinin büyük bir kısmı da buna
sürece katılmadı. Bkz.: G. Waterfield, Professional Diplomat, Sir Percy
Loraine of Kirkharle Bt. (Londra, 1973), s. 55-65; Ramazani, The Foreign
Policy of Iran, s. 158-66; Yayına Hz.: Alexander ve A. Nanes, The United
States and Iran, A Documentary History (Frederick, Md., 1980), s. 23-28.
[55]
K. Troianovskii, Vostok i Revoliutsiia (Petrograd, 1918), s. 9.
Bolşeviklerin devrimin alanını Asya’ya doğru genişletme çağrısı, artık çarlık
Prensi Gorçakov’un “Rusya’nın geleceği Asya’dadır” şeklindeki değerlendirmesini
aksettiriyordu (Akt.: Iranskii, “Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat' Let”,
s. 91).
[56]
Degras, Soviet Documents on Foreign Policy, 1:161.
[57]
A.g.e., s. 162.
[58]
A.g.e.
[59]
A.g.e., s. 163-64.
[60]
Memnuniyetsizlik sadece radikallerle sınırlı değildi. Kuzey illerindeki toprak
sahipleri ve tüccarlar da, dünya savaşı ve Rusya’daki iç savaş nedeniyle
İran’ın eski büyük ticari ortağıyla ticaretin engellenmesi yüzünden
memnuniyetsizdi. Fiyatlar hızla yükselirken, geleneksel olarak Rus pazarına
yönelik üretim kârsız hale gelmişti.
[61]
Bu, Doğu halklarının tüm komünist örgütleri için merkezi bir büro oluşturma
kararının bir uzantısıydı. Müsbüro kuruldu. On iki bölümden biri İranlı
kadroları eğitmekle görevliydi. Bkz. S. Blank, “Soviet Politics and the Iranian
Revolution of 1919-1921,”, Cahiers du Monde Russe et Sovietique 21
(1980): 1743-93. Türkçesi: İştiraki; ancak Blank net bir açıklama
sunmuyor, zira Cengelilerle çatışma meselesini ele alan Farsça kaynaklardan
yoksun olduğu için İran Komünist Partisi’ndeki muhtelif fraksiyonları net bir
şekilde idrak edemiyor. Lenin'in niyetlerini sorgulamadan, sözlerini olduğu
gibi kabul ediyor.
[62]
“Zadachi i usloviia sotsialisticheskoi propagandy v Persii,” Zh. N., Sayı.
26, 18 Mayıs 1919; çeviri: C. Chaqueri, La Social-Democratie en Iran (SDI)
(Floransa, 1978), s. 102.
[63]
“Enslavement of Persia by the English,” Zh.N., Sayı. 39 (47), 12 Ekim
1919, s. 2.
[64]
Zh. N., Sayı. 2 (59), 11 Kasım 1919.
[65]
Himmet’in tarihi konusunda bkz.: T. Swietochowski, “Socialism and the
Nationality Question in Russian Azerbaijan, 1904-1920,” Cahiers du Monde
Russe et Sovietique 19 (1978), s. 119-42; Chaqueri, SDI, and Social
Democracy in the Persian Constitutional Revolution, 1905-1911.
[66]
1912 küçük bir azınlık kopup Musavat partisini kurdu. Bkz.: T. Swietochowski, Russian
Azerbaijan, 1905-1920 (Londra, 1985), s. 73-75.
[67]
İran Komünist Partisi’nin bir liderine göre, ta 1914 yılında Bakû’dek İranlı
işçiler sokaklarda eylem yapıyor, emperyalist savaşı protesto ediyorlardı.
1916’da Bolşevizme meyilli bir grup İranlı işçi sosyal demokrat partiden koptu
ve uzun süre ağırlıklı bir kısmı İranlı olan Bakûlü proleter halk kitleleri
içinde bağımsız çalışma yürüttü (A. Sultanzade, “The Revolutionary Movement in
Iran,” Zh. N., Sayı. 30, 1920; çeviri: Le Mou- vement Communiste en
Iran [MCI\, yh.: C. Chaqueri [Floransa, 1979], s. 243).
[68]
1917-1920 arası dönemde ara ara uygulanan baskılar neticesinde Adalet partisi
iki farklı gazete çıkarttı: Bayrak-ı Adalet ve Hürriyet (MCI),
s. 640-41).
[69]
T. A. Ibrahimov, Iran Kommunist Partiasinyn Iaranmasy (Bakû, 1963), s.
128-31.
[70]
Adaletçilerin Rus iç savaşına katılımıyla ilgili iki çalışma için bkz.: Donya
4 (1968), ayrıca bkz.: Historical Documents: The Workers', Social
Democratic, and communist Movement in Iran (Floransa, 1969-1993), yh.: C.
Chaqueri (Hist Doc.), 1:30-34; NarodyAzii i Afriki (1972): 55-63.
[71]
Bu bölümde Adalet’le alakalı diğer kaynaklara ek olarak ayrıca bkz.: “For the
First Congress of the ‘Adalat Party,” Kommunist, Sayı. [49?], 20-30
Haziran 1920.
[72]
Azhir, Sayı. 64, 1943.
[73]
Küçük Han’la temas kurmadan önce tutuklandı ve idam edildi. Onu ya İngilizler
ya da yereldeki müttefikleri öldürdü (Azhir, Sayı. 74, 1943). Azir
gazetesinde bu olayın haberini yapan Pişevari katillerin ismini vermiyor,
yukarıda aktarılan genel bilgiyi vermekle yetiniyor (Hist. Doc., 6:86-88).
S. A. Towhidi, Matbouat- i Komonisti-yi Iran dar Mohajerat, 1917-1932 (Bakû,
1985), s. 29.
[74]
Sultanzade, “The Revolutionary Movement in Iran.”
[75]
Ibrahimov, Iran Kommunist Partiasinyn Iaranmasy, s. 162-63.
[76]
MCI, s. 120-35.
[77]
Eylül 1918’de Tebriz’e gelen Wustrow, Kafkasya’dan çekilen Alman askerlerinin
mühimmatlarını konsolosluğa bırakmalarına izin verdi. Ateşkes sonrasında bile
İngilizlere düşman olan Wustrow, 1919-1920 yıllarında Şeyh M. Hiyabani
liderliğindeki Adaletçiler ve yereldeki Demokratlarla işbirliği yaptı. İktidara
geldikten sonra Tebriz Demokratları, İngilizlerin yanında yer aldı ve Alman
konsolosuyla ilişkilerini kesti. Konsolosun elindeki silahları teslim etmesini
ve tutuklayıp hapse attıkları Adaletçilere yardım etmeyi bırakmasını talep
ettiler. Wustrow reddetti. Konsolosluk binası, Hiyabani’nin güçlerince topçu
ateşi altına alındı, kendisi saldırıda öldü. Wustrow “olayı”, İngiliz baskısı altında
"çözüme kavuşturuldu".
Sör
Percy Cox, 6 Haziran 1920’de Dışişleri Bakanlığı’na şunları bildirdi: “Birkaç
gün önce İran hükümetine Genel Vali’nin Wustrow’u Kazvin’e sınır dışı etmesi
konusunda ısrar ettim. Bugüne kadar bir sonuç alamadım. Demokratlar dün
İskendani Yayınevi’ni aradılar, orada çok sayıda Bolşevik broşürü buldular.
Bolşevik propagandasının tamamen Alman Konsolosu tarafından desteklendiğine
dair kesin kanıtları var, kendisi fiilen kuşatma altında. Konsolos konutunu
tahkim ediyor.” Aynı günkü bir başka raporda, Wustrow’un Hiyabani’nin
isteklerine uymayı reddetmesinin ardından, Hiyabani’nin konutuna saldırı emri
verdiği belirtildi. Saat 19:00’da konsolosluk bayrağı yarıya indirildi
(metinler, İran’daki EMAF Arşivleri’nde bulunan Fransızca kopyalardan
çevrilmiştir, 1919-1929; ayrıca MCI, s. 166).
[78]
Zh. N., 16 Şubat 1919 (MCI, s. 264).
[79]
A.g.e.
[80]
A.g.e., s. 12-13.
[81]
A.g.e., s. 13-14.
[82]
Report by the British A.P.O. [ismi okunamıyor], Enzeli, 9 Eylül 1919, FO
248/1236; ayrıca bkz.: İran Merkezi Propaganda Konseyi’nin Farsça kaleme aldığı
“İranlı Emekçilere Hitap”. Metin, şu çalışmada ele alınan konu başlığı ile
ilgili: Qabaleh-yi Tarikh, ed. I. Afshar (Tahran, 1990), s. 172.
[83]
‘To the Democrats of Persia,” 1919, FO 248/1236.
[84]
Kazvin’deki İngiliz istihbaratı görevleri 1920 yazında bu raporları ele geçirdi
(FO 248/1278); ayrıca bkz.: MCI, s. 120-41.
[85]
Ayrıca rapor, programı diğer örgütlerin programına nazaran Bolşeviklerin
programına yakın olan İranlı Sosyalistler örgütünün Bolşevik örgütlere
katılmayı ve İran Bolşevik Komiserliği emrinde çalışmayı kabul ettiğini
söylüyor” (MCI, s. 123-24). Sosyalistlerin programı için bkz.: Hist.
Doc., 6:72-75.
[86]
Biller’in raporu, 20 Mayıs 1920. Bu belgeler de Kazvin’deki İngilizlerin eline
geçti (MCI, s. 133-41).
[87]
Jangali file Sayı. 11, 7 Ocak 1919, FO 248/1243.
[88]
Jangali file Sayı. 69, 20 Şubat 1919, FO 248/1243.
[89]
1920-1921’de bu ordu Rusça bir gazete çıkarttı. Bu yayın ileride ele alınacak.
[90]
Adalet partisinin iddiası, aktaran: Sovyet haber ajansı ROSTA, 13 Haziran 1920,
çeviri: 1920, FO 371/4917. Tahran’daki Fransız askeri ataşesinin raporu.
Ducrocq (Archives du MAEF, Asie, Serie E, Perse, 1919- 1929, doss. 22)
Norperforce komutanı General Ironside’ın elindeki bilgilere göre Bolşevikler,
1920 yazında Gilan’daki güçlerini “Kafkasya’dan gelen 6.000 Azerbaycanlı ile
takviye ettiler”. Azerbaycan’daki Gürcü temsilci Dr. Alşipaya’ya (FO 371/ 4940,
s. 214) göre Bolşevikler, İngilizlere karşı 18.000 İranlı işçiyi örgütlediler.
Londra’da çıkan Daily Express, 28 Temmuz 1920 tarihli nüshasında verdiği
haberde, İran’ın Bolşeviklerce işgal edilmesi sürecinin hazırlık aşaması
dâhilinde 10.000 İranlı işçinin Rusya’da politik-askeri eğitim aldığını
söylüyordu.
[91]
İkinci Meclis’in İsveçli subayların rehberliğinde kurduğu İran jandarma
teşkilâtında 8.000 civarında asker vardı (Report of the Anglo-Persian
Military Commission [Tahran, 1920], s. 21-24). Teşkilâtta görevli kimi
vatansever subaylar Küçük Han güçlerine ve Kirmanşah’taki “ulusal hükümet”e
bağlandı. Teşkilât, 1921 sonrası Rıza Han tarafından kurulan yeni İran ordusuna
entegre edildi.
[92]
Tocsin, 9 Haziran 1920, çeviri: FO 317/4917, f. 72.
[93]
A.g.e., s. 84.
[94]
A.g.e., s. 7-8, f. 69.
[95]
A. Sultanzade, Vlntemationale Communiste, Sayı. 13, 1920; MCI, s.
45- 47, 242-47.
[96]
Konferansın arifesinde İranlı komünist lider Sultanzade, “Doğu’da Sosyalist
Devrime Dair Perspektifler”i analiz eden iki makalesinde (Izvestia, Taşkent,
Sayı. 66-67, Mart 1920) devrimin alanının İran’a doğru genişleyeceği haberini
verdi.
[97]
A. Sultanzade, Haydar Han Emmioğlu ve Komintern delegesi, Türkiye Komünist
Partisi lideri Mustafa Suphi de tartışmaya katıldı. Bkz.: A. Sultanzade, “Le
Premier Congres des Communistes Persans du Parti Adalat,” LTntemationale
Communiste 14 (1920); ve T. A. Ibrahimov, Iran Kommunist Partiasinyn
Iaranmasy (Bakû, 1963), s. 159-60.
[98]
A. Shamideh, Haidar Khan Amoqli (Bakû, 1973), s. 48.
[99]
A.g.e., s. 49-50.
[100]
A. Sultanzade, “About the Congress of the Persian Communist Party ‘Adalat,” Kommunist,
Sayı. 28, 5 Haziran 1920.
[101]
Görünüşe göre parti kongresinin 15 Haziran’da başlaması planlanmış.
[102]
Sultanzade, “Le Premier Congres,” s. 225-30.
[103]
A.g.e.
[104]
A.g.e.
[105]
A.g.e.
[106]
Hist Doc., 6:94-105; A. Sultanzade, “Perspectives,” The Forgotten
Revolutionary Theoretician içinde, yh.: C. Chaqueri (Floransa, 1985), s.
13-14.
[107]
Programa Persidskoi Kommunisticheskoi Partii (B) (Reşt [?], 1920), s.
2-6; Hist Doc., 6:94-105.
[108]
I. Tomachevsky, “On the Congress of Persian Communist Party,” Pravda, 14
Temmuz 1920. Makalenin yazarı İran Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askeri Konseyi
üyesiydi.
[109]
A. Sultanzade, Persiia (Moskova, 1924), s. 85-87.
[110]
“Chehreh-yi Yek Enqelabi-yi Kohansal,” Donya 9, Sayı. 4 (1968): 57-59;
Akhundzadeh, C. Bahram, “Memoirs,” Donya 14, Sayı. 2 (1973): 89-96.
[111]
Bkz.: Marx’tan Engels’e, 2 Haziran 1853, K. Marx ve F. Engels, Selected
Correspondence içinde (Moskova, 1954), s. 99, 102-03.
[112]
K. Marx, Selected Works (Moskova, 1969), 1:493; ayrıca bkz.: C.
Chaqueri, Premier Congres des Peuples de Vorient, giriş bölümü, yh.:
Chaqueri (Paris, 1981).
[113]
K. Marx, “Lettres a la redaction des Otetchestvenniye Zapisky” Sur
les Societes Precapitalistes içinde (Paris, 1970), s. 351.
[114]
K. Marx’tan Engels’e, Ekim 1858, K. Marx ve F. Engels, Werke içinde
(Berlin, 1970), 29:36.
[115]
F. Engels’ten Kautsky’ye, 12 Eylül 1882; Marx ve Engels, Selected
Correspondence içinde, s. 422-23.
[116]
K. Kautsky’den İtalyan Sosyalist Partisi’ne, 26 Ocak 1894, K. Marx ve F.
Engels, Corrispondenza con Italiani içinde (Milano, 1964), s. 517.
[117]
K. Kautsky’den A. Tchilinkirian’a, 1 Ağustos 1908, C. Chaqueri, La
Social-Democratie en Iran içinde (Floransa, 1978), s. 23-25.
[118]
Bu konuyla ilgili en hararetli tartışmalar, Sosyalist Enternasyonal’in 1907
yılında Stuttgart’ta düzenlediği yedinci kongrede yaşandı. Bkz.: VIP Congres
Socialiste Internationale, Compte Rendu Analytique (Brüksel, 1908).
[119]
V. I. Lenin, “Inflammable Material of World Politics,” Collected Works (Moskova
ve Londra, 1963), 15:182-88.
[120]
Lenin, “Socialist Revolution and the Right of Nations to Self-determination,” Works,
22:143-56; ve “The Awakening of Asia,” Works, 19:85-86.
[121]
Lenin, “Backward Europe and Advance Asia,” Works, 19:99-100; “The Events
of Balkans and Persia,” Works, 15:220-30; ve “Democracy et Narodnism in
China,” Works, 18:163-69.
[122]
Lenin, “Address to the Second All-Russia Congress of Communist Organisations of
the Peoples of the East,” Works, 30:151-62.
[123]
Lenin, “Preliminary Draft Theses on the National and Colonial Questions,” Works,
30:144-51; bu taslak metin, Komintern’in ikinci kongreye yönelik resmi
önerisi olarak yayımlandı: Theses Presented to the Second World Congress of
the Communist International (Petrograd-Moskova, 1920), s. 55-61.
[124]
Lenin, “Preliminary Draft Theses,” s. 145-46.
[125]
A.g.e., s. 148.
[126]
A.g.e.
[127]
A.g.e., s. 146.
[128]
A.g.e., s. 149.
[129]
A.g.e., s. 150-51.
[130]
Bkz.: “Theses on the Fundamental Tasks of the Second Congress of the Communist
International,” Works, 30:184-201.
[131]
A.g.e., s. 232-33.
[132]
Sultanzade’nin görüşleri konusunda bkz.: Comintern, Deuxieme Congres de
llnter- nationale Communiste, Compte Rendu Stenographique (Moskova, 1920),
s. 167— 71; ve A. Sultanzade, The Forgotten Revolutionary Theoretician, Life
and Works, yh.: C. Chaqueri (Floransa, 1985), s. 13-14, 19-21; Lenin’in
Sultanzade’nin tezleri ile ilgili görüşleri konusunda bkz.: Collected Works,
42:202.
[133]
Lenin, “Report of the Commission on the National and Colonial Questions,” Works,
31:240-45.
[134] Ana ve tamamlayıcı tezler konusunda bkz.: Comintern, The Second Congress of the Communist International, Report of Proceedings (Moskova, 1920); Manifestes, Theses, et Resolutions des Quatre Premiers Congres de llnter- nationale Communiste, Paris, 1972.

