Cengeliler,
İran’ın hem iç hem de dış düşmanlarıyla savaştılar. Ayrıca İran halkının dostu
olduklarını iddia eden çeşitli yabancı güçlerle de temas kurdular. Hatta 1920’de
İran komünistleri ve Bolşevik yoldaşlarıyla belirsiz, istikrarsız bir
koalisyona girdiler. Bir dönem Türkler, Almanlar, Ruslar, Ermeniler,
Azerbaycanlı Musavatçılar, İngilizler, İran hükümeti ve diğer güçlerle temas ve
ilişkiler kurdular.[1] Bu muhtelif ilişkiler, bu hareket ve lideri hakkında
çelişkili ve zaman zaman cahilane değerlendirmelere yol açmıştır. Daha da
önemlisi, bu değerlendirmelerin çoğu, ulusa veya ideolojiye dair kötü niyetli
yaklaşımlarla iç içe geçmiştir; bu durum, sömürge subayları ve resmi tarih
yazarları tarafından yazılan siyasi anılarda gayet doğaldır. Dolayısıyla,
belirttiğim gibi, Cengeli Hareketi’nin üzeri tarihi mitler ve çarpıtmalarla
örtülmüştür.
Bu
bölüm, Cengelilerin yabancı hükümetler ve gruplarla ilişkilerini, bu tür
ilişkilere girme nedenlerini açıklamaktadır. Beklendiği gibi, gerçekten
bağımsız olanlar, her zaman şüpheli ve her yönden saldırıya maruz kaldıkları
için, Cengeliler, sömürgeci güç politikasının çeşitli yönleriyle
değerlendirilmiştir. İran’daki rakipleri olarak gördükleri güçlerle uzlaşmak,
iş birliği yapmak veya onlara teslim olmakla suçlanmışlardır. Bu bölüm ayrıca, Cengeli
Hareketi ve lideri hakkındaki diğer gözlemcilerin görüşlerini de eleştirel bir
şekilde değerlendirmektedir.
Almanlar
ve Cengeliler
Şubat
devriminden sonra kaçan Rusya’daki eski savaş esirlerinden birkaç Alman ve
Avusturyalı subayın İran’da bulunması, birçok kişiye Küçük Han ve hareketini
Alman emperyalistleriyle iş birliği yapmakla suçlama bahanesi sunmuştur. Stalin
dönemi Sovyet tarihçileri, İngiliz ve Fransız gözlemciler ayrıca Soğuk Savaş
döneminin ABD’li tarihçileri, Mirza Küçük Han’ın Almanya’nın Drang Nach
Osten [Orduları Doğuya Sürün] olarak ifade edilen, ülkenin doğusundaki
toprakların işgalini öngören politikasıyla ile işbirliği yaptığını hiçbir kanıt
sunmaksızın iddia etmişlerdir.
Mayıs
1920 Öncesi Rusların ve Bolşeviklerin Görüşleri
Hareketin
ilk aşamasında, Küçük Han’ın çabalarının esas olarak Rusya’nın İran işgaline
karşı yöneltildiği dönemde, Çarlık rejimine bağlı Rus yetkililerinin Cengelilerle
ilgili resmi görüşleri hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmemektedir.[2] Ancak,
Birinci Dünya Savaşı sırasında İran’da bulunan iki eski Rus yetkilisi Marçenko
ve Nikitin'in görüşlerini aktaran belgelere Batı’da ulaşmak mümkündür.
Anlatımları, Romanov hanedanının yıkılışı sonrası Rusya dışında yayınlandığı
için, ideolojik bir ambalaja sarılmışlardır. Şaşırtıcı bir şekilde, Cengeli
Hareketi ile ilgili Sovyet yazılarında Çarlık dönemine ait diplomatik
yazışmalara hiç değinilmemiş, hiçbir yabancı bilim insanına Sovyet
arşivlerindeki diplomatik dosyaları inceleme izni verilmemiştir.[3]
Bolşeviklerin
Mayıs 1919’dan önce Cengeli Hareketi ile açıkça ilgilendiğine dair çok az kanıt
vardır; bunun tek istisnası, daha önce de değinilen, Mayıs 1918’de Gilan’da
Bolşevik Savaş ve Devrim Komitesi tarafından verilen ültimatomdur.[4] Küçük
Han’ın Kafkas devrimcileriyle temas kurma girişimi, ilk olarak 1918 yazında
gerçekleşmiş, Kafkas ve İranlı Bolşevikler de onunla ilişki kurmaya
çalışmıştır. Nitekim, sekizinci bölümde gösterildiği gibi, en önde gelen İranlı
Bolşevik olan Gaffarzade, bu amaç doğrultusunda Gilan’a gönderilmiştir.
Bu
yetkilinin Bakû’ye gönderdiği iki kısa rapor, Gilan’daki Cengeli Hareketi ile
ilgili olarak sonradan Bolşeviklerce geliştirilen görüşlere temel
oluşturmaktadır. Onların temel amacını “İran’ı yabancıların egemenliğinden
kurtarmak, ordularını kovmak ve savaş kabiliyetine sahip bir ordu kurmak”
olarak tanımlayan raporlar, toprak reformunun nihai hedefleri olduğunu açıkça dile
getirmektedir. Çarlığın yıkılması, üstlendikleri görevler açısından
sırtlarındaki yükün önemli bir bölümünü aldı. Neticede Cengeliler, kısa sürede
Gilan eyaletine hâkim oldular. Bazı Kazaklar ve diğer askerler de onlara
katılmıştı. Bu İranlı Bolşevik, Cengelilerin Rus tebaası da dâhil olmak üzere,
zenginlerden ağır vergiler aldığını, Sipahdar gibi büyük mülklere el koyduğunu
iddia etmektedir.
Cengelilerin,
eyaleti yönetirken “idari ve ekonomik özen”in yanı sıra “toplumsal ve politik k
yetkinlik ve dürüstlük” sergiledikleri bildirilmektedir. 1918 kıtlığı sırasında
(bkz. 4. bölüm), günde yaklaşık 500 İranlı ölürken, Cengeliler, stokçulukla
mücadele ettiler, vakitli alınan önlemlerle Gilan’da benzer bir felâketin önüne
geçtiler. Toplumsal koşulları iyileştirmek için çok çalıştılar; kamu hizmetleri,
ilk kez düzgün bir şekilde işledi. Suç ve hırsızlık ortadan kalktı. Rusların
ayrıcalıkları kaldırılırken, yabancılara saygı ve nezaketle davranıldı. Cengeliler,
yabancı veya İranlı olsun, tüm eyalet sakinlerinin eşitliğini savundular.[5]
Başka
bir raporda, Gilanlıların Cengelilere verdikleri destek ele alınıyordu. Eyalet
bürokratlarının harekete bir düşmanlığının olmadığından, ancak Tahran’da
yönetimin yeniden kurulmasını gerçek manada arzuladıklarından bahsediliyordu.
Sıradan insanlar ise, şaha karşı olmamakla birlikte, Cengeli yönetimini pasif
bir şekilde destekliyorlardı. Cengeliler, şaha karşı çıkmak yerine, ona sempati
duyulmasını bile teşvik ediyorlardı. Örneğin, Ahmed Şahın taç giyme töreni
vesilesiyle askeri bandonun yürüyüş yapmasına izin verdiler, ancak Enzelililerin
evleri ve sokakları süslemelerine izin vermediler. Genel olarak, aydınlar Cengelileri
desteklediler, onlar için çalıştılar, ancak vergilere alışkın olmayan (ve
bunları ceza olarak gören) toprak sahipleri ve tüccarlar Cengelilere karşı
çıktılar, onların İngilizler eliyle yenilgiye uğratılmalarını memnuniyetle
karşıladılar. Bu görüş raporda açgözlülük ve vatanseverlik eksikliğine
bağlanmıştır. Gene de bir avuç vatansever tüccar Cengelileri destekledi.[6]
Bolşevik
Ermeni Şaumyan liderliğindeki Bakû Komünü’nün Temmuz 1918 sonlarında yıkılması
ve Birinci Dünya Savaşı’nda Müttefiklerin zaferinden sonra Musavat hükümetinin
İngilizlerle işbirliği yapması, İranlı devrimcilerin Kafkasya’dan yardım alma
umutlarını tamamen ortadan kaldırdı. Ancak Bolşeviklerin iç savaş sırasında
durumları iyileşince ve eski imparatorluk sınırlarının dışına devrimi yayma
umutları yeniden canlanınca, İran’daki istikrarsız duruma daha fazla dikkat
ettiler.
Stalin’in
Milliyet İşleri Bakanlığı’nın yayın organı olan Zhizn Natsional'nostei’de
yayınlanan önemli bir makale, Cengeli meselesini Birinci Dünya Savaşı
sırasındaki İran siyaseti bağlamında ele alıyordu.[7] Yazar, çoğu politikacının
İtilaf Devletleri’nin yanında yer alırken, Demokrat Parti üyelerinin ve “İran
halkının çoğunluğunun Almanların safına geçtiğini” söylüyordu. Yazara göre bu
ayrışmanın sebebi şuydu: “Müslüman Doğu, Almanların zaferinde Rusya ve
İngiltere’nin boyunduruğundan kurtuluşunu gördü, Kayzer’in İslam’a eski
ihtişamını ve esaret altındaki ülkelere bağımsızlıklarını geri vereceğini umdu.”
Cengeli Hareketi, işte bu “kaygı ve ıstırap içinde, kurtuluşu beklentisiyle
doğdu.” Hareketin lideri, Rusça yayınlanan bir dergide (yanlışlıkla) günlük
işini bırakmış, “son yabancı İran’dan kovulana kadar” sakalını kesmeyeceğine
yemin etmiş Reştli “küçük bir toprak sahibi ve tüccar” olarak tanıtılmaktaydı. Onun
İngilizlere karşı halkı silahlanmaya çağırdığı düşünülüyordu.
1919
öncesinde Bolşevik-Cengeli temaslarından habersiz olan bu bilgisiz Sovyet yazarı,
Cengelilerin bu girişime ancak 1918’de başladığını söylemekteydi. Ona göre, “sloganları,
İranlılar arasında genellikle nadir görülen, tartışılmaz mistisizm ve gerçek
vatanseverlik işaretlerini bir araya getiriyordu.” Küçük Han, Bakû Komünü’nden
etkilendiği için sadece İngilizlere, şahın yöneticilerine, toprak sahiplerine
ve büyük tüccarlara değil, aynı zamanda din adamlarına da savaş ilan etmişti.
(Küçük Han’ın din adamlarına karşı “savaşı” konusunda elimizde hiçbir kanıt
yok. Anayasa devriminden beri Gilanlı din adamlarının üst kademesiyle
anlaşmazlık içinde olan Küçük Han, buna rağmen komitesinde birkaç din adamına
yer vermişti.) “Toprak sahiplerinin gizledikleri fazla pirinç ve buğdaya el
koyup, vergilerden ve kölelikten kurtardığı köylülere dağıttığı” söyleniyordu. Bu
arada, din adamlarına ve tüccarlara vergi koymuş, itirazla karşılaşan bu
vergiler eksiksiz ödenmişti. Şah tarafından atanan Reşt valisinin yerini “halktan
destek gören biri” aldı. “Hâkimleri ve milisleri seçimle belirleme yoluna
gitti.”[8]
İran’da
devrim ihtimali konusunda coşkulu sözler sarf eden Sovyet yazarı şöyle devam ediyordu:
“Bu gerçek İranlı savaşçının faaliyetleri, onun bir gerilla lideri olduğu
kadar, sosyal adalet sloganlarının niteliği itibarıyla komünizme yakın duran
bir sosyal eylem adamı olarak da görünmesini sağlıyordu.” 1919 baharında mevcut
bilgi yetersizliğini kabul eden yazar, önemli olanın askeri durum değil, İran’da
devrimci propagandanın başarısını sağlamak için Küçük Han’la temas kurulması olduğunu
dile getiriyordu. Bir sosyalist ajitatör için önemli olan,
“Küçük Han’ın gerilla
olarak faaliyetleri değil, yaydığı sloganların anlamıdır, zaten bu faaliyetler de halk
kitlelerinin desteği olmadan yürütülemezdi. Küçük’ün çalışmaları
komünizme çok yakındır. İranlılar tarafından bu şekilde görülmese de,
dikkatlice bakılırsa, İran kitlelerinin devrimci hazırlığının büyük bir
hasadına yol açacak olan bu tohumdur. Küçük Han’ın fikirlerinin Müslümanlarca
anlaşıldığı, onları kendilerine yakın buldukları, Doğu’da üretilip
geliştirildiği göz önüne alındığında, onun ruhuyla şekillendirilen ajitasyonun
meyve vereceği kesindir.”
Yazar,
Küçük Han’ın sosyal felsefesini İslam tasavvufuyla karşılaştırarak yazısını
sonlandırıyordu.
“İslam’da
ne kölelik ne de toprak mülkiyeti vardır” diyen Nakşibendi özdeyişini
hatırlatan Zhizn Natsional'nostei’deki ikinci bir makale, Cengeli
sloganlarını “sosyalizmin izlediği hedeflere yakın”, ancak gene de “Avrupa
komünizminin anlayışından biraz uzak” olarak değerlendiriyordu.[9] Küçük Han’ın
adının etrafındaki “hale”yi ve İran’ın diğer bölgelerindeki prestijini kabul
eden makale, onun devrimci çağrılarına, Gilan, Kazvin ve Hamedan’daki Rus
askerlerinin devrimci komitelerinin (revkomlar) yaptığı çağrılara
verilen kitlesel tepkiye dikkat çekiyordu. “İran’ın ulusal bağımsızlığı için
kusursuz bir gelecek öngören” Cengeliler, “politik özgürlük umuduyla,
İngilizlere karşı devrimci mücadelenin sloganlarını gönüllü olarak kabul
edeceklerdi.” Yazar, ayrıca Cengelilerin anti-emperyalist “nefreti uyandırma
konusunda” faydalı olduklarını, bunun Doğu sosyalistleri için hedeflerine doğru
“gerekli” bir adım olduğunu da kabul ediyordu.
Bu
yazarın görüşüne göre, İran “neredeyse hiç gelişmemişti”, sanayisi ve
proletaryası yoktu, köylüleri devrimden önceki Rusya’dakilerle aynı aşamadaydı.
İranlı halk kitlelerinin, “İranlılar için psikolojik ve fiziksel olarak kabul
edilebilir sınırlar içinde, politik ve toplumsal rejimin tamamen yıkılmasıyla
yakından bağlantılı, uzun yıllar süren yoğun çalışma” dışında toplumsal olarak
“uyandırılamayacağı” veya “sınıf bilincine” kavuşturulamayacağı sonucuna vardı.
İran’daki sosyalist propagandanın, ülkenin özel politik ve psikolojik
koşullarına göre uyarlanması gerektiğini önerdi. Mücadele, “İran’ın feodalizm
ve kölelikten kurtuluşuna” odaklanmalıydı.
Tanınmış
Azeri Bolşevik Efendiyev’in bir başka makalesinde, Avrupalı emperyalist “asalakların”
savaş sonrası politik
satranç tahtasında önemli bir parça olarak İran’a odaklandığı dile
getiriliyordu.[10] Ancak Tahran hükümeti, İngiliz
diplomasisinin “nabzına şerbet verse de”, sıradan İranlılar İngilizleri İran’dan
kovmak için "tükenmez
bir savaşçı rezervi” oluşturuyordu.
Bu durumda “halktan destek gören savaşçılar” arasında,
"Orman Kardeşleri"
olarak bilinenlerin lideri olduğu söylenen “önemli bir
figür” olan Küçük Han da vardı. Efendiyev, onu “sağlam
bir şekilde yerleşmiş ve geçici İngiliz ordularına karşı saldırılar düzenleyen”,
1870’lerin Rus “narodnikleri”ne fazlasıyla benzeyen “bir idealist”, “kesinlikle
enerjik bir örgütçü ve kararlı bir adam” olarak tanımlıyordu. İran kültürünü
iyi bilen Efendiyev şunları kaydetmekteydi:
“Şiirin ve felsefenin
ülkesi İran’da, büyük fikirler ve hırslı bireyler sevilir. Küçük, özgürlük
fikrini kendinde somutlaştıran bir insan. Genç yaşına rağmen uzun saçları bile,
insanların onun fedakârlık duygusunu hayal etmelerini sağlıyor. Silah
arkadaşları ve fikirleri, birbirine sıkıca kenetlenmiş bir şekilde, bağlı
oldukları hedeflerin peşinde acımasızca ve kararlılıkla ilerliyorlar.”
Bölgedeki
güçlerinden bahseden Efendiyev, Şah hükümetinin Cengelilerden ateşten korkar
gibi korktuğunu vurguluyor, aynı şekilde, İngilizlerin, “isyan ve protesto eden
tüm İranlıların İngiliz karşıtı bayrakla sığındıkları Küçük Han’ın kalesine
yaklaşmaya cesaret edememediklerini” söylüyordu. Cengelilerin “sadece silah
gücüyle değil, aynı zamanda canlılık ve samimi sözlerle de” hareket ederek, Cengel
gazetesi aracılığıyla “İngiliz silahlarına karşı mücadele için bir birlik”
oluşturdukları, “basının sadece devrimciler değil, sıradan vatandaşlar için de
bir lüks olduğu bir ülkede yüksek bir örgütlenme düzeyine çıktıkları” görüldü. Cengeli
kardeşler için düzen ve disiplin katıydı, yoldaşlığı temel alıyordu. Efendiyev,
“Cengelilerin Doğu’da burjuva İtilaf Devletleri’ne karşı devrimci mücadelesinde
önemli bir rol oynamaya yazgılı” olduklarına inanıyordu. Küçük Han ve Cengeli
kardeşleri, dünya devriminin yani Komünist Enternasyonal liderlerinin dikkatini
ve desteğini hak ediyorlar”dı.
Sahip
olduğumuz az sayıdaki belge, bölgedeki hâkimiyetlerinden emin oldukça Kafkas
Bolşeviklerinin Cengeli Hareketi’ne daha fazla dikkat etmeye başladığını
göstermektedir. Temmuz 1919 ortalarında İranlı komünist örgüt Adalet ile
Kafkasya’daki Hazar kenti Lenkoran’da faal olan komünist örgütün Küçük’e
gönderdiği, temas kurma amaçlı mektuplar bunun kanıtı.[11] Bu mektupların da
gösterdiği üzere, muhtemelen Küçük Han kentteki Kafkas Bolşevikleriyle görüşmek
üzere Lenkoran’a gitti. Gürcü Bolşevik Naneişvili’nin Kirov’a yazdığı 20 Ekim
1919 tarihli mektupta Cengelilere “yardım” sunulmasından bahsediliyor.[12] Bu
nedenle, Ocak 1920’de (Sovyet Ordusu’nun Bakû bölgesini ele geçirmesinden kısa
bir süre önce) Efendiyev’in Cengeli Hareketi’nin ve Küçük Han’ın liderliğinin
önemini tekrar vurgulaması şaşırtıcı değil.[13]
Ağustos
1919’da imzalanan ve “bağımsız İran’ı sıradan bir İngiliz kolonisine dönüştüren”
İngiliz-İran Anlaşması’nın ardından yaşanan siyasi çalkantıyı değerlendiren
Efendiyev, İranlı devlet adamlarının politik oportünizmini, gerçekte ne İngiliz’e
ne de Rus’a hayran olduklarını, sadece “altına hayran” olduklarını belirtti.
Devrimci bir ajitasyon için koşulların olgunlaştığını kanıtlamak için, devlet
görevlilerinin ve aşiret hanlarının giderek yoksullaşan köylüleri daha da
zorlayan toprak gaspı uygulamalarını anlattı. Bu unsurlar ile İngiliz
destekçileri arasındaki karşılıklı yardımlaşma, “köylü kitlelerinin daha iyi ve
daha etkili bir şekilde örgütlenmiş direnişine” zemin sunacaktı. Azeri Bolşevik
lider, “kökleri derin olan” hoşnutsuzluğun taşrada yayıldığını, hükümetin bunun
karşısında “tamamen güçsüz” olduğunu söylüyordu. Özellikle halk nezdinde gerçek
ve kabul gören bir otoriteye sahip olan Küçük han önderliğindeki hareketin
üzerinde duruyordu. Sovyet Rusya’nın neredeyse tüm enerjisini Batı’da devrimi
teşvik etmeye harcadığını hatırlatan Efendiyev, Doğu’daki devrimci potansiyeli
harekete geçirmeyi önermekteydi. Bu, Avrupa proletaryasını “ya kapitalizmin
boyunduruğunu kırma ya da tekrarlayan ekonomik krizlerden kaynaklanan kademeli
ölümü kabul etme denilen ikilemle” karşı karşıya getirerek canlandıracaktı.[14]
Diğer Sovyet yetkilileri, Sovyet askerlerinin 18 Mayıs’ta Hazar limanı Enzeli’ye
inmesinden hemen sonra görüşlerini dile getirdiler (9. bölümde ayrıntılı olarak
ele alınmıştır). Amiral Raskolnikov şunları söylüyordu:
“Küçük Han bir zamanlar
molla idi, ancak dine dair fikirlerini değiştirip halkının İngilizlerce nasıl
sömürüldüğünü görünce, cübbesini bırakıp tüfeğini aldı. Dağlara kaçarak,
güvenilir adamlarından oluşan küçük bir grup topladı ve yedi yıl boyunca
İngilizlere aman vermediği savaşta İran’ın kurtuluşu için mücadele etti.
İngilizler, ona karşı defalarca çok daha güçlü askeri birlikler gönderdi, ancak
sonuç alamadılar. Küçük Han’ı destekleyen halki her zaman İngiliz birliklerinin
yaklaşması konusunda onu bilgilendirdi.”
Raskolnikov,
Cengeli liderini “İran’ın İngiliz boyunduruğundan kurtuluşu için mücadele eden
bir idealist ve devrimci” olarak tanımlıyordu. “Askeri operasyonlara oldukça
aşina, gerilla savaşında mahir bir isim olarak Küçük Han’ın, coğrafi koşullar
göz önüne alındığında, zaferi kesin gibi görünüyor” diyordu.[15]
Raskolnikov’a
eşlik eden Sovyet kadın gazeteci, Küçük Han’ı “İran’ın ulusal kahramanı” olarak
nitelendiriyor, İngilizlerin onun başı için “bir çuval altın” teklif ettiğini
söylüyordu. Ondan o kadar etkilendi ki, ayrılırken şöyle yakındı: “Artık Küçük’ün
yumuşak, metalik tınlayan sesini duymuyoruz; artık bu eski Pers kahramanının
yüzünü görmeyeceğiz. Onunla kimbilir ne zaman ve nerede tekrar görüşeceğiz?”[16]
Benzer
bir röportajda, Sovyet Dışişleri Bakanlığı Doğu Dairesi Başkanı Vojnesenski, Küçük
Han’ı “devrimci hükümetin başı”, “1908’de faal olan İranlı devrimciler içindeki
en aktif isim” ve “İran'ı köleleştiren İngilizlere ve onlara kendini satan
Tahran hükümetine karşı yakıcı bir nefret besleyen bir milliyetçi” olarak
tanımlıyorduadı. Vojnesenski, Troçki’nin İran ile yapılan baskıcı Rus
antlaşmalarını feshetmesinden sonra (bu konu daha sonra ele alınacak), “Küçük
Han’ın yüzünü Sovyet Rusya’ya çevirdiğini, İngilizlere karşı daha enerjik bir
şekilde hareket etmeye başladığını” söylüyordu. “Onu bir kahraman olarak gören
geniş halk kitlelerinin desteğine sahip olduğu”nu dile getirdikten sonra emri
altındaki asker sayısının “devrimci faaliyetin kapsamına bağlı olarak” bin ilâ
sekiz bin arasında değiştiğini aktarıyordu. Doğu Dairesi başkanının dediğine
göre, Tahran’ı ele geçirdikten sonra Cengelilerin programı, sosyal reformlar,
toprak reformu, bankaların ve gümrüklerin millileştirilmesi ve gelir vergisi
getirilmesi ile tanımlı bir programdı. Sovyet elçisi Kolomitsev aracılığıyla Küçük
Han ile temasa geçemeyince (bkz. 8. bölüm), Vojnesenski, nihayet “Küçük ile
bağlantı kurmayı başardı.”[17]
O
dönemde Stalin’e bağlı bakanlıkta önemli bir kişilik olan, önemli bir konumda
bulunan Volga-Tatar Müslüman Komünist Sultangaliyev Küçük konusunda biraz
farklı düşünüyordu. İran’ın yakın tarihine aşina olan Galiyev, Küçük Han’ın geçmişi
hakkındaki önemli gerçekleri tekrarladıktan ve onu devrimci bir gerilla olarak
övdükten sonra, kurduğu cumhuriyetin “tümüyle komünist” olmadığı gerekçesiyle
sağlamlığı konusunda kimi şüpheler dile getiriyordu.[18]
Böylece,
en azından Doğu’daki devrimle ilgilenen Bolşevikler için, Küçük Han ve Cengeli
Hareketi, dünya genelinde oluşan devrimci denklemde olumlu bir unsuru temsil
ediyordu. Mayıs 1920’de kurulan Cengeli-Komünist koalisyonundan sonra tarım
reformu sorunu en çetrefilli sorunlardan biri, hatta belki de en çetrefilli
sorun olduğu için, bu Kafkas Komünistleri devrimi mantıksal sonucuna ulaştırmak
adına, İran’daki “feodalizm” ve hanların gücüyle mücadele etmeyi gerekli
gördüler. 8. bölümde görüleceği üzere, bahsettiğim makaleler ve röportajlar,
Doğu’yu devrimleştirmeyi ve İran’da hükümete, İngilizlere ve büyük toprak
sahiplerinin sömürüsüne karşı yaygın hoşnutsuzluktan yararlanmayı amaçlayan bir
dizi önlemin parçasıydı. Daha da önemlisi, “Alman bağlantısı”na gelince, bu
dönemdeki Sovyet yazıları, savaş sırasında İran’daki Alman propagandası ve
faaliyetlerinden, ayrıca İranlı işbirlikçilerden haberdar olmalarına rağmen, bu
konuyu ne gündeme getirdiler ne de Cengeliler arasında birkaç Alman ve
Avusturyalı subayın bulunmasının Alman emperyalizmine teslim oldukları anlamına
geldiğini düşündüler.
Eski
Çarlık Yetkililerinin Değerlendirmeleri
Çarlık
belgelerini içeren arşivlere büyük ölçüde erişilemese de, iki Çarlık yetkilisi,
resmi raporlar dâhilinde olmasa da Cengelilere dair görüşlerini içeren
açıklamalar yayınladı. Bunlardan biri, 1911-1912 yıllarında kuzey İran’da
yaşanan kıyımların ardından üç yıl boyunca Reşt'te Rus konsolosu olarak görev
yapan B. Nikitin’di. Nikitin, Biçerahov güçlerinin ve İngiliz birliklerinin Enzeli’ye
giderken Gilan’dan geçmelerine izin verilmesi konusunda Rus ve İngiliz
güçlerinin Cengelilerle yürüttükleri müzakerelere katıldı. Ekim Devrimi’nden
çeyrek asır sonra kaleme aldığı çalışmada Nikitin, İran’daki Çarlık
politikalarını eleştirdi. Rusya’nın İran’ı “fiilen olmasa da hukuken bir manda”ya
dönüştürdüğünü söyledi.[19] Cengeli Hareketi’ni, Tahran’daki merkezi hükümeti
ürküten “milliyetçi devrimciler”in öncülük ettiği, eylemleri “vatansever
duygular”ı temel alan bir hareket olarak tanımladı.[20]
Bununla
birlikte, Nikitin’in değerlendirmesi çelişkili görünüyor. Sanki diplomatik rolü
tarafsız gözlem yapmasını engellemiş gibi. Mirza Küçük’ün İttihad-ı İslam’ın gerçek
“komutan”ı olduğunu kabul ederken[21], Cengeli “Senato”su üyelerinin çoğu molla
olması sebebiyle Cengeli Hareketi’nde din adamlarının giderek daha fazla nüfuz
kazandığını söylüyordu, oysa bu iddiası temelsizdi.[22] Nikitin, ayrıca Küçük’ün
askeri hazırlıklarının ve şöhretinin kapsamının Gilan sınırlarını aştığını, “İranlı
milliyetçi unsurlar”ın ve vatanseverlik bayrağını yeniden dalgalandırmak
isteyenlerin gözünde "demokrasinin umudu ve zaferi”ni ifade ettiğini
söylüyordu.[23] Öte yandan, Cengelilerle görüşmek üzere Reşt’te tanıştığı
Çarlık konsolosluk görevlisi Grigoryev’in sözüne binaen, Nikitin, Cengelileri “giderek
daha kibirli hale gelen insanlar” olarak nitelendiriyordu, çünkü Cengelilerin
Reşt ve Enzeli halkının sırtına “ağır vergiler” yüklemek suretiyle tüccarlar
arasında hoşnutsuzluğa neden olduklarını düşünüyordu. Nikitin’e (veya
konsolosluk görevlisine) göre, bu vergiler “para olmadan bir kurtarıcı gücün
örgütlenemeyeceği” gerekçesi üzerinden toplanmaktaydı.[24] Ardından Nikitin,
çelişkili bir şekilde, Cengeli Hareketi’nin hayırsever görünümüne rağmen,
aslında zenginlerin daha da zenginleşmesine, yoksulların daha da
yoksullaşmasına imkân sağladığını söylüyordu.[25]
Anlaşılan
o ki Nikitin, Mirza Küçük Han’ın kişiliğinden epey etkilenmişti, zira onu bir
ülkünün peşinden koşan, kişisel zenginleşmeye karşı olan, “sade” ve “sessiz”
bir adam olarak takdim ediyordu. Buna karşılık, İngilizlere ve merkezi hükümete
iltica eden teğmeni Hacı Ahmed Kasmai’yi ise, hareketi kendi zenginleşmesi için
kullanan “açgözlü” bir adam olarak tanımlıyordu.[26]
Nikitin’in
aksine, 1920’de M. Marçenko, şaşırtıcı bir yaklaşım dâhilinde, Küçük Han’ı
“Pers ülkesindeki Alman devrimcisi” olarak nitelendiriyordu.[27] Rus devrimi ve
o dönemde birçok kişinin “Alman komplosu” olarak nitelendirdiği, Bolşeviklerce
elde edilen başarı karşısında olumsuz manada sarsılan Marçenko, “Almanya’nın,
Rusya’daki olayların her zaman Pers illerinde yankı bulduğunu bilerek devrimi
İran’a taşıdığını” iddia etti. Ancak Küçük Han ile tanıştıktan sonra onu “zeki
bir maceracı, canlı ruhlu ve girişimci, demir gibi bir iradeye sahip, ülkesini
ve halkını çok iyi tanıyan biri” olarak tanımladı. Küçük Han’ın popülaritesini
ve gücünü kimse inkâr edemezdi: Tahran’daki İngiliz bakanı Marling, 1918’de ona
“Küçük Han’ın başkente gitmemesine şaşırdığını” söylemişti.[28] Ona göre Küçük
Han’ın temel eksikliği, “Almanların teklifini kabul etmeye ve Rusya’daki
olaylardan istifade ederek, İran’da bir devrim sürecini kışkırtmaya karar
vermesi”ydi. Küçük Han, ayrıca “toprak sahiplerinin ayrıcalıklarını kaldırmaya
ve onlarla hasadın sadece belirli bir kısmını paylaşmaya karar vermişti.” Ancak
“hareketin başına geçme arzusuyla” programlarını şu şekilde belirlemişti:
1.
“İran İranlılarındır;
2.
“Türkiye ile birlik ve dostu Almanya ile ittifak;
3.
“Şahın değiştirilmesi”;
4.
“Mutlak gücün anayasal güçle değiştirilmesi”.[29]
Marling,
bu iddiaları için hiçbir kanıt sunmuyordu.
Eski
zamanlardan beri en iyi dezenformasyon tekniği, aslında hiçbir kanıt sunmadan,
sadece “kanıt”tan bahsederek politik bir iddiada bulunmaktır. Marçenko’nun yönelttiği
suçlama da bu şekildeydi: “Küçük Han’ın Tahran’daki Alman elçiliğinden önemli
miktarda mali yardım aldığı kanıtlanmıştır”[30] diyen Marçenko, “Alman elçiliğinden
aldığı talimatlar doğrultusunda 10.000-12.000 kişilik bir ordu kurduğunu”,
Böylece “Küçük Han’ın Reşt’te yeni bir Mekke meydana getirdiğini”, “bilhassa
yetenekli ajanların ezdiği avam içinde muazzam bir otoriteye ve itibara sahip
olduğunu” söylüyordu.[31]
Bir
Fransız dergisinde çıkan, aynı yarım gerçekleri yarım yalanlarla harmanladığı
makalesinde Marçenko, Almanların “Rusya’da Bolşevik bir tarım devrimi ve İran’da
milliyetçi bir devrim örgütlediklerini” iddia etti.[32] “Bolşevikler ve
anti-Bolşevikler arasındaki tercihi yazı tura atarak belirleyen Almanlar, genel
devrim sürecinin İran kısmında kullanılacak ve başa geçirilecek İranlı Lenin
olarak Küçük Han’a yetki verdiler.” Ahlakı da bilgiyi de dert edinmeyen bir
isim olarak Marçenko, Küçük Han’ı hem “Alman hayranı” hem de “milliyetçi”
olarak nitelendiriyordu. Cengeli savaşçılarını, “İngilizlerden tümüyle nefret
eden insanlar”, Rus tüfekleri kuşanmış “yakışıklı haydutlar” olarak tanımlıyordu.
Oysa
Marçenko'nun da ifade ettiği üzere, 1920’de Küçük Han artık Almanların
kontrolünde değildi. Cengelilerin yürüttüğü propaganda faaliyetinin ardında,
bugüne dek hakkında pek bir şey bilmediğimiz, Moskova’da teşkil edilmiş olan
“İran Komitesi” vardı. 1918 ve 1919’da İngiliz ve Beyaz Rus generallerinin
ortak askeri operasyonundan bahsetmekten kaçınan Marçenko’nun hayal âleminde
kurguladığına göre, Müttefiklerin zaferinden sonra “Küçük Han, kendisini
maniple eden yöneticilerince geçici süre yüz üstü bırakıldı, Küçük ortadan
kayboldu, Afganistan’a sığındı, 1920’de yeniden ortaya çıktı.”[33]
Stalinist
Anlatımlara Bir Bakış
Sonraki
bölümlerde Stalinistlerin Cengeli Hareketi’ne dair yaklaşımlarını ele alacak
olsak da, burada Stalinist tarihçiliği temsil eden iki ismin kaleminden çıkan,
gerçekleri çarpıtan değerlendirmelerin bazılarını aktarmak yerinde olacaktır
Yıllarca
modern İran konusunda önde gelen Sovyet uzmanı olan M. S. İvanov, belki de Cengeli
Hareketi’nin tarihini resmi tarih olarak resmeden ilk isimdi. 1952 tarihli
eseri Ocherki Istorii Irana[34] [“İran Tarihi Üzerine Denemeler”],
Türk-Alman ajanlarının “demagojik, pan-İslamcı propagandayı başvurmak
suretiyle, Cengelileri Alman-Türk bloğunun çıkarlarına hizmet etmeye zorladıklarını”
söylüyor. Yazar, Küçük Han ile Almanlar arasında bağ kuruyor. Cengeli Hareketi kurulmadan
evvel Küçük Han’ın Tahran’da Alman Askeri Ataşesi’yle görüştüğüne dair istihbarata
(svedenie) sahip olduğunu iddia ediyor. (Fakat İvanov bu “istihbarat” konusunda
hiçbir kaynak sunmuyor.) Dahası, (mevcut tüm kanıtlara rağmen) Şubat Devrimi’nden
sonra Rusya’dan kaçan ve 1917 yazından Eylül 1918’e kadar Mirza Küçük Han’ın
yanında askeri eğitmen olarak görev yapan Alman savaş esiri Binbaşı von Paschen’in
“Gilan ormanlarına sızarak Cengelileri savaş faaliyetleri konusunda eğitmeye
başladığını” söylüyor. İvanov, Almanların Küçük Han’a savaş malzemesi
sağladığını doğruluyor. Sonuç olarak, Alman ajanlarının “Cengeli Hareketi’ni
kendi çıkarları için kullanmayı başardığını” belirtiyor. İvanov, Almanların Küçük
Han’a “Türk-Alman operasyonlarına yardım etmek için Kirmanşah-Hamedan cephesine
bazı gönüllü grupları göndermesini” emrettiğine ilişkin yeni bir suçlamada bile
bulunuyor.[35]
Sanki
ortada bir işbölümü varmış gibi, Bayan İvanova, Küçük Han’ı İngiliz çıkarlarına
hizmet eden biri olarak resmediyor. Cengeli lideriyle takipçileri arasında
keskin bir ayrım yapan yazar, onu ülkedeki “feodal düzenin korunmasını” savunan
bağnaz İslami görüşlere sahip bir “burjuva-milliyetçisi” olarak tasvir ediyor.
1918 yazında Cengelilerle İngilizler arasında imzalanan “barış antlaşması”nı “Cengelilerin
Brest-Litovsk’u” değil de İngiliz emperyalistlerine teslim olmayı öngören bir
anlaşma olarak nitelendiriyor. Şöyle devam ediyor: “Devrimci Cengeliler,
İngilizlere karşı mücadelenin sürmesini talep etmelerine rağmen, Küçük Han, 12
Ağustos 1918’de İngilizlerin şartlarını kabul etti.” Hatta tarihçimiz, onu Ocak
1920’de İngiliz hayranı Başbakan Vusuk’a boyun eğmekle suçluyor. İvanov gibi, Cengeli
tarihinin sonraki aşamalarını da belli olguları ihmal etme ve açık tahrifat
üzerine kurulu aynı Stalinist ideolojik yöntemlerle ele alıyor.[36] Bu tür bir
argümanı, tüm Stalinist tarihçiler savunuyorlar.[37]
İngilizlerin
Cengelilerle İlgili Görüşleri
İngiliz
tarihçilerinin görüşleri de hem kamuoyu açıklamalarında hem de gizliliği
kaldırılmış raporlarda aynı ölçüde çelişkilerle malul. Rusya’da devrimin patlak
vermesinden kısa bir süre sonra Meşhed’e giden A. C. Edwards, “birçok
Avusturyalının kaçıp İran sınırını geçerek Alman ajanlarının himayesine
girdiğini” işitiyor.[38] Bu “bilgi”, Cengelilere yönelik birçok suçlamanın
temelini oluşturuyor. Bu nedenle, Dunsterforce subayı Binbaşı Donohoe, Cengelileri
Bolşeviklerin “İran’da kullandıkları, Almanlardan destek alan yardımcı
kuvvetleri” olarak adlandırıyor.[39] Ama aynı Donohoe, “Yardımcı kuvvetler” olarak
nitelemesine karşın, Cengelileri dikkate alınması gereken ciddi bir güç olarak
görüyor:
“Hazar Denizi bölgesindeki
askeri duruma önemli ölçüde etki edecek, korkusuz bir lider olan Küçük Han ormanlarda
sahneye çıktı. Küçük Han, belli bir kültüre ve incelikli davranışlara sahip,
cesaret, kişisel çekicilik ve büyük bir karakter gücüyle donanmış bir İranlıydı.
Dahası, Avrupa’nın siyasi kurumları ve Batı'da uygulanan hükümet bilimi
hakkında da azımsanmayacak bir bilgiye sahipti. Militan ‘Genç İran’ın
somutlaşmış hali olan Küçük Han, kendini reformun elçisi ilan etti. En geniş
anlamıyla İran milliyetçiliği doktrinini vaaz ederek, hem içerideki kötü
yönetimin hem de dışarıdan gelen müdahalenin uzlaşmaz düşmanı olduğunu söyledi.
İyi maaş ve ganimet beklentisinin cazibesine kapılan askerler, ağır vergi
yükünün altında ezilen köylüler onun bayrağı altında toplandılar, Alman ve Türk
subaylarınca kısa sürede kabul edilebilir bir askeri düzene sokuldular. Ordusu
hızla büyüyen Küçük Han’ın Tahran ve zayıf hükümetine meydan okuyacak kadar güçlü
hale gelmesi uzun sürmedi. Yarı bağımsız bir yönetim kurdu.”
Askeri
yetenekleri konusunda söz söyleyen, Cengelilerin “Almanlardan aldıkları
eğitimle siper savaşında ustalaştıklarını” kaydeden Donohoe şu düşüncedeydi:
“Her ne kadar Küçük Han, İranlılar arasında nispeten dürüst olsa da ve
muhtemelen vatansever bir coşkuyla hareket etse de [...] bu, onun İtilaf
Devletleri’nin düşmanlarının elinde uysal ve çok kullanışlı bir askeri varlık
haline gelmesine mani olmadı.”40
İster
kötü niyetli olsun ister iyi niyetle, Cengelilere dair hazırlanmış olan yalan
yanlış haberler, Avrupa’daki ilerici güçlerin bu kurtuluş hareketini
desteklemesini engelledi. Örneğin, 1 Eylül 1920’de Londra Times
gazetesi, Cengeliler, “inatçı bir İran kabilesi”[41] olarak tasvir ediyordu.
General W. E. R. Dickson, bu tabiri ta savaştan önce kullanıyordu. “Küçik” Han’ı
“Hazar kabilesinin reisi” olarak tanımlayan Dickson şunları söylüyordu:
“Cengeli Hareketi, Reşt şehrinin
yakınlarında örgütlü bir yol soygunu girişimi olarak başladı. Ancak zamanla
etkisi Gilan eyaletine, Hazar’ın güney ve doğu kıyılarına yayıldı. Milliyetçi
amaçlar ve ideallerle yönetildiklerini iddia ediyorlar, ancak ‘ülke Avrupa’nın
müdahalesinden kurtulsun. İran İranlılarındır’ diyen görüşleri, yağma
faaliyetlerini örtbas etmek için kullanılan bir kılıftan ibaret.”
Almanların
çevirdikleri dolaplara işaret eden Dickson sözlerine şunları ekliyordu: “Bu
hareketin yönlendiren elin ve beynin Tahran’da olduğuna hiç şüphe yok.”[42]
İran’da eski bir İngiliz Ordusu istihbarat subayı olan ve Dışişleri Bakanlığı’na
kapsamlı raporlar sunan Binbaşı L. J. Edwards, “Küçük Han Cengeli’nin adı,
savaş sonrası dönemde İngiltere’deki tüm gazete okurlarınca bilinmekteydi”
diyor. Büyük Savaş’ın patlak vermesinden sonra Küçük Han’ın “Alman yanlısı
partinin eline düştüğünü, Ruslara yönelik saldırılar düzenlemek üzere Reşt’in
batısındaki Kasma ormanlarına para ile gönderildiğini” anlatan alışılagelmiş
hikâyeyi yineliyor:
“1917’de Küçük Han’ın Reşt’te
İslam İttifakı adlı bir örgütün başı olarak dolaştığını, Alman ve Bolşevik
ajanlarıyla yakın işbirliği içinde olduğunu görüyoruz.” [...] Bu durum, Bakû’den
gelen Bolşeviklerin Enzeli’ye çıkarma yapıp Küçük tarafından karşılandığı ve
kendisini başkenti Reşt olan İran Sovyet Cumhuriyeti Baş Komiseri ilan ettiği
Mayıs 1920’ye kadar devam etti.”[43]
Gene
İngiliz emperyalizminin penceresinden bakan bir isim olarak General Moberley de
Cengelilerin Enzeli limanının kontrolünü “Bolşeviklerle işbirliği içinde” ele
geçirdiklerini iddia ediyor:
“Bolşevikler ve Türk-Alman
ajanları, Tahran’daki aşırı Demokratlarla iletişim halinde, Cengelileri de
tahrik ediyorlardı. İran’da İngilizlerin tüm faaliyetlerine güç kullanarak
karşı koymak, Tahran’a ilerlemeden ve orada Alman etkisi altında olacak yeni
bir hükümet kurmadan önce yetki alanını Mazenderan, Kazvin ve Zencan’a doğru
genişletmek gibi konularda Cengelilerin uzlaştıkları söyleniyordu.”[44]
Moberley’deki
komplocu zihniyet, ayrıca “Türk ajanlarının yeni bir Müslüman devletinin
kurulması konusunda İranlı aşırılıkçılar ve Cengelilerle müzakere yürüttüğünü”
düşünüyordu. Bu iddiaya dair hiçbir kanıt sunamadığından, Moberley, Türklerin “çok
geçmeden İranlıların İran topraklarının herhangi bir şekilde devredilmesine
şiddetle karşı çıktığını” anladıkları sonucuna varıyordu.[45]
Küçük
Han’a karşı yürütülen seferlerde büyük rol oynayan General Dunsterville, Orta
Asya Derneği’nde yaptığı konuşmada, hareketin liderine ait vatansever hedefleri
alaya alıyor, ancak ona yönelik hayranlığını da gizleyemiyor: “Onun çok değerli
amacı ‘İran İranlılarındır’ sözünde özetleniyor. Bu konuda kendisine büyük bir
sempati duyduğumu belirtmeliyim. Bu tür laflar, kulağa çok hoş geliyor ama çoğu
politik slogan gibi çok az şey ifade ediyor. Sözler, kitleyi sarhoş eder. ‘İran
İranlılarındır’ tabii ama işe koyulmadan önce bazı tanımlara ihtiyacımız olacak,
güçlükler de tam da bu tanımları ortaya koyduğumuzda başlıyor.”[46] İran’ı
İngiliz himayesine soksunlar diye İran Başbakanı Vusuk gibi isimlere rüşvet
veren kuruluşun bir parçası olarak Dunsterville, Küçük Han’a şunları söylüyor:
“Asıl ahlaki ilerlemeye vurgu yapmak gerek. [...] İşte bu yüzden gayretli
reformist Küçük Han’a şunu söylemek istiyorum: ‘Hiçbir işe yaramayan silahlarınızı
bırakın, zihni eğitmeye odaklanın.’ Fakat reformistler, her zaman acelecidir,
gerçekleşmesi iki nesil sürecek bir planı dinlemeye meyilli değildirler.”[47]
İnsan tabii, İngilizlerin bu tavsiyeyi İran’daki egemenliğini sürdürmek için
güvendikleri, yozlaşmış İranlı politikacılara neden vermediklerini sormadan
edemiyor.
Dunsterville,
kitabında Küçük Han’ı “mütevazı bir kökenden gelen, dindar bir coşkuya sahip,
zekâsı pek yüksek olmayan bir adam” olarak tasvir ediyor:
“Bence o, bu topraklarda
nadir bulunan gerçek bir vatanseverdir, ancak birçok gerçek vatansever gibi,
hedeflerine ulaşmak için yanlış yoldan gidiyor. Almanlar tarafından bir araç
haline getirildiğinin farkında değil.”[48]
General
okurlarına, İranlı liderin “kendi hizmetkârları sandığı, aslında hareketinin
ana itici gücü olan, Alman, Türk ve Rus kökenli yaklaşık 20 yabancı subaydan
oluşan bir çekirdek kadroya sahip olduğunu söylüyor. (Ancak Dunsterville, bu teferruatlı
bilgiyi nasıl elde ettiğini açıklama gereği duymuyor.) Buna karşın Küçük Han’ı
“dürüst, iyi niyetli bir idealist” olarak görüyor.[49]
Başka
bir İngiliz sömürge yetkilisi olan Christopher Sykes da kaçınılmaz olarak aynı
görüşü dile döküyor:
“Hazar Denizi kıyısındaki
Gilan ormanlarında, Alman danışmanların yardımıyla hareket eden, vahşi bir adam
olan Mirza Küçük Han önderliğinde müthiş bir ayaklanmaya tanık olunuyordu.”[50]
Sör
Percy Sykes ise lafını hiç esirgemiyor. Cengeli liderinden eskiden “Sipahdar’ın
hizmetkârı, sonradan da ajanı” olarak bahsediyor. Gilan’ın zalim toprak
sahiplerinden olduğunu söylüyor. Vicdan azabı çeken yazar, Muhammed Ali Şah’ın
tahttan inmesi sonrası Küçük Han’ın Gilan’a döndüğünü, “zengin İranlıları ele
geçirip fidye karşılığında rehin tutma işine giriştiğini” öne sürüyor.
Bolşeviklerin İran’a çıkarma yapmasıyla ilgili olarak, İngiliz general, Küçük Han’ı
“dalgalı sularda gezinen kurnaz bir balıkçı” olarak nitelendiriyor.[51]
İran’da
İngilizlerin çıkarlarına hizmet edenler de Cengelileri itibarsızlaştırmak için
ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Bir gün İngiliz fonlarından
yararlandığından[52], bir başka gün “tanrısız” Bolşeviklerle iş birliği içinde
olduğundan bahsettiler. Bu ikinci suçlama, esas olarak İngiliz fonlarıyla
desteklenen Tahran gazetesi Rad kaynaklıydı. 16 Ocak 1918’de, adı
belirtilmeyen bir Kafkas gazetesinden “alıntı yapan” Rad şöyle diyordu:
“Şunu belirtmek gerek:
Mirza Küçük Han, şu anda İran Bolşeviklerinin başıdır. Sahip olduğu teçhizata
ve askerlere sırtını yaslayan Küçük Han, valileri ve diğer memurları görevden
alabilmekte, yerlerine kendi adamlarını atayabilmektedir.”
Rad
gazetesi, Cengelilerin neden olduğu anarşi sonucunda Halhal’da mallarına
mülklerine el konulan insanların “anadan üryan”, Reşt şehrine kaçtıklarını
söylüyor.[53]
İngiliz
yetkilileri, İran’dan gönderdikleri gizli mektuplarda Cengeli Hareketi ve
lideri konusunda iyi şeyler söylemiyorlardı. Bu imaj, yetkililerin Küçük Han’ı “İran’ın
bağımsızlığını ve refahını” güvence altına alma yönünde ortaya koydukları “özverili”
girişimlere ikna etme umutları üzerinden oluşturulmuştu. Örneğin, Reşt’teki
İngiliz konsolos yardımcısı, Cengeli liderinden “etkilenmişti.” Kendisinden “kötü
bir adam izlenimi edinmediğini”, onda “zalim olduğunu gösteren bir şey
görmediğini, bilâkis, karşısında davasına bağlı, vatanını seven birini”
bulduğunu ifade ediyordu.[54] 7 Şubat 1919’da, Kuzey İran’daki İngiliz
Kuvvetleri’nin (Norperforce) siyasi komiseri Yüzbaşı Wickham, Küçük Han’ı “dost
canlısı ve açık sözlü” bulmuş, ancak “valilik veya başka bir hükümet görevinde
koruma tekliflerimizden etkilenmesinin çok düşük bir ihtimal olduğunu” düşünmüştü.[55]
Belirtildiği gibi, bu karşılaşmayla ilgili raporunda Wickham, Küçük Han’ın
kendisi üzerinde “olumlu bir izlenim” bıraktığını belirtti: “Onun davasına bağnazlıkla
ve sadakatle bağlı, istisnai biri olduğunu düşündüm, Gerçekten de geçmiş
deneyimler sözünün senet olduğunu göstermiştir.”[56]
Ancak
aynı Wickham, Küçük Han İngilizlerin taleplerine boyun eğmeyi reddettiği için,
iki ay sonra onu “itibarsızlaştırmak, onu gerçek yüzüyle, bir isyancı ve haydut
olarak göstermek, Gilanlılara, İngiltere’nin gücüyle desteklenen Vusuk hükümetine
karşı koymaya çalışmanın beyhude olduğunu anlatmak için yoğun çabalar sarf
etti.”[57]
Curzon’un
sonrasında İran’a Başbakan Vusuk’a 1919’daki ünlü İngiliz-İran Anlaşması’nı
imzalasın diye için rüşvet vermekle suçlanan, Curzon’un İran’daki adamı Sör
Percy Cox Londra’ya gönderdiği raporda şunları söylüyordu:
“Cengeli Hareketi, başta Almanya
ve Türkiye’nin bize düşman olan elçilikleriyle işbirliği içinde hareket eden Mustafi
kabinesince desteklendi, aynı zamanda Alman subaylarınca eğitildi.”
Devamında,
Bakû’de ele geçirilen bir mektubun Küçük Han’a ait olduğunu iddia eden Cox, Wickham’ın
raporunu kendince tahrif etti. Oysa “içeriği güvenilir ajanların bağımsız
raporlarıyla teyit edildi” dediği mektuptaki el yazısının Küçük Han’a ait
olmadığı ispatlandı. Cox, herhangi bir kanıt sunmadan, 1919’un başlarında Cengelileri
Bolşeviklerle işbirliği yapmakla suçluyordu.[58]
Bu
değerlendirmeler, ara sıra doğru bilgiler veriyor olsalar da, gizli İngiliz
yazışmalarının sistematik bir çaba dâhilinde Küçük Han'ı Almanların veya
Bolşeviklerin kuklası olarak tasvir ettiğini ortaya koyuyor. Kırk yıl sonra,
bir İngiliz Marksist, Küçük Han ve Cengelilere dair aynı tahrif edilmiş imajı
neredeyse hiç düzeltme gereği duymadan yeniden imal etti. Lucien Rey, New
Left Review[59] dergisinde Küçük Han’ı şu şekilde tasvir ediyordu:
“1915 yılında İhsanullah
Han ile birlikte Tahran’daki toplantılarda bir sosyal reform programı hazırladı
ve memleketi Gilan’a kaçtı. Orada, devrimci gerilla ordusunun çekirdeğini
oluşturan, yağmacı örgüt Cengelilere katıldı. 1917’ye gelindiğinde isyan, ülke
genelinde belirli bir öneme kavuştu. Süreç içinde Alman askeri danışmanı von
Paschen gerillalara katıldı.”[60]
Küçük
Han’ı savunan tek ses, siyaseten önemli bir isim olmayan, Müslüman İngiliz Seyyid
Emir Ali’ydi. 1918'de Orta Asya Derneği’nde yaptığı konuşmada, Romanovların yıkılışı
sonrası “İranlıların ülkelerinde yeni bir dönemin başlangıcına dair
umutlarının” arttığını dile getiren Emir Ali şu öneriyi sunuyordu:
“Bu büyük savaşı tüm küçük
ulusların özgürlüğünün savunucusu olarak yürüten İngiltere’nin, kendi
ideallerine ve kendi varlığına sadık kalması, İran’a, halkının bir zalimin
elinden aldığı özgür yönetim sisteminden en iyi şekilde yararlanması için
yardım eli uzatması gerekir.”[61]
İran’daki
kıtlığı, Rus birliklerinin çekilmesini ve Gilanlıların “gelecekte tüm yabancı
saldırganlıklara karşı koymak için kurdukları federasyon”u hatırlatan Emir Ali
şu soruyu soruyordu:
“Kimsenin bizden şüphe
etmesine mahal vermeden, düşmanın planlarıyla mücadele etme yönündeki bu ulusal
arzuyu teşvik etmek ve desteklemek, bizim açımızdan akıllıca bir politika olmaz
mıydı?”[62]
Devamında
Emir Ali şunu söylüyordu:
“Eğer İran’a saygıyla ve
cömertlikle davranılırsa, halkının duyguları ve düşünceleri dikkate alınırsa,
bağımsızlığına titizlikle saygı gösterilirse, dışarıdan çevrilen her türden entrikanın
onun İngiltere’ye olan sadakatini sarsacağını bir an bile düşünmüyorum.”
“İran’ı
Mısırlılaştırma”ya yönelik atılacak her türden adım konusunda uyarıda bulunan
Emir Ali[63], iyi niyetli ve nahif yaklaşımıyla, İngiltere’nin sömürgeci
yöntemlerini idrak etmekten uzak bir isimdi. Zira İngilizler, Küçük Han’ın “İran
İranlılarındır” anlayışına kıyasla, yüklü bir rüşvetle satın alınıp
yönlendirilen, ülkesini İngiliz mandasına dönüştürmeyi arzulayan Vusuk’u tercih
etmişlerdi. Bu sebeple Küçük Han’ın “Alman ajanı” olarak takdim edilmesi
gerekiyordu.
Fransızların
Gözünde Küçük Han
İran'da
yaşayan ve Küçük Han hakkında yazan ilk yabancılardan biri, Reşt’teki Fransız
konsolos yardımcısıydı (adı bilinmiyor). Küçük’ün Reşt’e girmesinden ve “güçlü
iktidarının kendiliğinden büyümesinden” sonra, onu Gilan’ın “tüm eyaletinin
mutlak hâkimi” yapan bu durumu anlatan konsolos yardımcısı, Cengeli lideri ve
hareketini şu şekilde değerlendiriyordu: “Küçük Han, anladığımız anlamda bir
kahraman değildi. Değerli hayatını gönüllü olarak riske atan bir isim değildi.
Tehlikeye atılmıyordu; düşmanlarının kendisine pusu kurup yakalayabileceği Reşt’e
yerleşmeye asla cesaret edememişti.” O bir “simge”, bir “Pers askeri”ydi.
Konsolos yardımcısı, Cengelilerin Tahran’da kendilerine bağlı “iş adamlarına ve
bakanlara” sahip olmaları gerektiğini düşünüyordu. Ardından Fransız konsolosu,
Serdar Muhyi’nin Alman elçiliğindeki bağlantılarını Cengeli liderleriyle
ilişkilendiriyordu.
Denildiğine
göre Küçük Han, 15 Nisan 1918’de Reşt’e varınca, ordusunu halka göstermek
amacıyla büyük bir geçit töreni düzenlenmesi emrini verdi. Küçük Han, yaklaşık
2.000 adam, iki makineli tüfek, 500 süvari ve ona katılan köylülerle birlikte
yürüdü. Halk çok heyecanlıydı. Sokaklarda küçük çocuklar bile sopalarla talim
yapıyorlardı. Reşt’e girişlerinden sonra yapılan bir toplantıda Cengeli “Senato”su,
İttihad-ı İslam’ın adını İttihad-ı İslam-ı İran olarak değiştirmeye karar
verdi. Fransız konsolos yardımcısı, “3.000 Kazak”ın Cengelilere katılmış olması
karşısında etkilendiğini söylüyor.[64]
İran’daki
Fransız askeri ataşesi Yüzbaşı Georges Ducrocq da konuyla alakalı yaygın olarak
dile getirilen görüşlere kendince katkıda bulundu. Sözlerinden onun kişisel
algısı ile kendisine yakın İngiliz meslektaşlarının söyledikleri arasında
kalmış görünüyor:
“İran’da İngilizler,
isyanın lideri Küçük Han’ın dürüst bir adam, bir İran vatanseveri ve ülkesini
tüm yabancı boyunduruktan kurtarmak için silahlanmış biri olduğu konusunda
hemfikirler. Şahsen dürüst olduğunu ve yardımcılarının işlediği bazı
haksızlıklardan sorumlu tutulmaması gerektiğini söylüyorlar. Özel sohbetlerinde
onu ulusal bağımsızlığın kahramanı olarak niteliyorlar. Küçük Han’ın her zaman
Bolşeviklerin tekliflerini geri çevirdiğini de sözlerine ekliyorlar. Rad
gibi İran gazeteleri ise farklı görüşte. Küçük Han’ı sadece kendi kişisel
amaçları doğrultusunda hareket eden, baş belası biri olmakla suçluyorlar.”
Ne
var ki Ducrocq’un kişisel görüşü Marçenko’nun görüşüne benziyordu:
“Bu mütevazı ve pek de
önem arz etmeyen Küçük Han isimli hoca, İttihat ve Terakki Komitesi elçileriyle
temasa geçti. Ludendorff’un plandığı savaş manevrasını Almanya’nın elçileri
olarak yürüten bu İttihatçılar, İran’a Müslüman halkların birliğini destekleyen
bir hareketi inşa etmek amacıyla gelmişlerdi. Kuzey İran’da halk Çarlık Rusyası’na
düşmandı. Gilan eyaleti ve Reşt, Rus birlikleri ve yetkililerinin elinden
özellikle zarar görmüştü.”
Ducrocq,
Küçük Han’ın Gilan’daki Cengelileri (“yani orman sakinlerini”) Rusya’ya karşı
kışkırttığını da sözlerine ekledi. Ducrocq’a göre, “Küçük Han’ın niyetleri ne
olursa olsun, Alman ve Türk eğitmenlerinin desteklediği, onların tavsiyelerini
ve mühimmatını kabul ettiği isyanın, Müttefiklerin politikasına karşı Merkezi imparatorlukların
politikasına hizmet ettiği” apaçık ortadaydı.
Ducrocq,
Küçük Han’ın Bolşeviklere karşı tutumu konusunda farklı görüşlerin
geliştirildiğini söylüyor: “Bazıları Küçük Han’ın, onlarla savaşmak için
birliklerini İran Hükümeti’ne teklif ettiğini iddia ediyor. Bu teklif, Çarlık
Rusyası elçisinin tavsiyesi üzerine, Şah tarafından reddedildi. Bazıları da
Cengelilerin Türklerle ortak hareket ettiklerini, Biçerahov ile İngilizlere
karşı hareketin bir parçası olduklarını iddia ediyor.”[65] Başka bir raporda
Ducrocq şunları aktarıyor:
“Küçük Han’ın yürüttüğü
yağma süreci gayet düzenli ve yönteme dayalıydı. Halktan haraç aldı, ancak
adalet dağıttı. Zengin İranlı memurların mallarına el koydu, ancak yolları ve
okulları korudu. İran devletini gümrük gelirleriyle zor durumda bıraktı, ancak
Gilan’ın bağımsızlığının sembolü haline gelen bir güce sahipti. İran’dan
yabancıları kovmak için silahlandığını ilan ederek, İranlıların kendilerine
yönelik saygılarına hitap etti.”[66]
Ancak
bunlar iç meselelerdi, Avrupa’daki büyük güç rekabetleri kadar önemli değildi.
Nisan 1919’da birkaç Alman subayının ele geçirildiği iddiasının ardından
Ducrocq, Küçük Han’ı Fransa’nın düşmanı olan Almanya ile işbirliği yapmakla
suçladı. Bu subayların “Küçük Han’ı desteklemek için Gilan’a özel bir görevle
gönderildiklerini”, Küçük Han’ın Almanların yenildiğine dair haberi subaylardan
“itinayla” sakladığını iddia etti.[67]
Amerika’nın
Cengelilerle İlgili Görüşleri
ABD’li
gözlemcilerin görüşleri, çoğu gözlemciden daha adil olsa da, İngilizler ve
destekçileri tarafından yaratılan politik atmosferden bir nebze de olsa
etkilenmişti. Örneğin, Tahran’daki ABD elçisi, Reşt’te sadece birkaç gün
geçirdikten sonra Washington’a Cengelilerle ilgili aynı klişeyi, yani “orman
kabileleri” olduklarına dair tespiti aktardı. Bu tespit, Cengelilerin “medeniyetsiz
ve asi bir topluluk” olduğu, ulusal bağımsızlık ve anayasaya dayalı hükümet
için mücadele eden bir örgüt olmadıklarını söylüyordu. Cengeliler, “görünüşe
göre birçok dostu olan binden fazla silahlı aşiret mensubu ile Reştlilerin
çoğunun sempati duydukları” bir yapı olarak tanımlanmıştı. Ancak bu kaba
izlenim, ayrıntılara vakıf olundukça bir miktar değişti: “Yoksullara adil
davranarak halkın sempatisini kazandılar, zenginler ise onların elinden çok
çekti.”[68]
Kazvin’de
faal olan ve alenen İngiliz etkisi altında olan Amerikan konsolosu, 30 Ekim
1918’de Cengelileri, “Hazar Denizi'ne kıyısı olan bölgede önemli bir
düzensizlik kaynağı haline gelen orman sakinleri” olarak bilinen bir İrani bir
politik “parti” olarak tanımladı.[69] Birkaç ay sonra, ABD maslahatgüzarının hazırladığı
raporsa, daha bilgilendirici, dolayısıyla daha hakkaniyetliydi:
“Mirza Küçük Han
liderliğindeki Cengeliler, yaklaşık 18 aydır hükümete karşı isyan halindeler. Demokrat
Parti üyesi olduğu söylenen bu adam hakkında gerçekten güvenilir bilgi edinmek
son derece zor olsa da, raporlar, büyük ölçüde farklılık gösterse de, tüm
anlatımlar, onun fazlasıyla vatansever, samimi bir İran dostu olduğu konusunda
hemfikir. Ancak biraz ütopik, belki de muhakeme yeteneğinden yoksun ve
coşkusuyla hareket eden biri.”[70]
Bu
rapor, muhtemelen Amerikalı bir misyoner olan Rahip Murray’nin 1918 yazında ABD
elçiliğine gönderdiği mektubun etkisiyle kaleme alınmıştı. Mektup, Mirza Küçük
Han’ı “ülkesini, anavatanındaki hükümeti onlar üzerinde politik nüfuz tesis
etmiş olan tüm güçlerden kurtarma çabasından ölümüne dek asla vazgeçmeyeceğine
yemin etmiş genç bir İranlı vatansever” olarak tasvir ediyordu.[71] Mektup
şöyle devam ediyordu:
“1917 kışının sonlarında
[?] Rusya’dan kaçan Alman ve Avusturyalı esirler, onları subay yapan Cengelilere
katılmaya başladılar. Cengeliler için Gurab Zermih’te bir askeri okul veya
subay eğitim kampı da kurdular. Almanların yönlendirmesiyle hareket ettiler.
Rus çarlığından kurtulduktan sonra, İngiliz yanlısı oldukları söylenen
İranlılarla zengin sınıflarla savaştılar.[72] Birçok zengin İranlı tutuklandı,
büyük bir fidye ödenene dek ormanda tutsak edildi.[73] Diğerlerinin mallarına
el konuldu veya hasat, ağır vergilere tabi tutuldu. Zengin tüccarlar, ağır
vergiler ödemeye zorlandılar.”[74]
Amerikalı
misyoner, İngilizlerin ve Tahran’daki Vusuk’un yeni dostu Hacı Ahmed ve
takipçilerinin “Ermenilerin katledilmesini şiddetle savunurken, Mirza Küçük Han’ın
bir Ermeninin şahsına veya malına zarar veren herkesin ağır bir şekilde
cezalandırılacağına dair katı bir emir verdiğini ve emrinin, birkaç istisna haricinde,
yerine getirildiğini” söylüyor. Son olarak, Rahip Murray, Mirza Küçük Han
hakkında şu gözlemini aktarıyor:
“İster
yanlış ideallere sahip bir adam olsun ister olmasın, onun tamamen vicdanlı,
samimi bir vatansever ve asil niteliklere sahip bir adam olduğuna inanıyorum.
İran’da rüşveti, yağmayı ve silahlı işgalci güce yardım edenleri ortadan
kaldırmaya çalıştı. Savaşmayanların can ve mallarını korudu. [...] Ona hayran
olanlar, Küçük Han’ı savaşta öldürdükleri veya gösterdiği beceri değil,
nezaketi, sevgisi, dürüst samimiyeti, ülkesinin refahına olan bağlılığı, adalet
duygusu ve dürüstlüğü sebebiyle övüyorlar. Bana gelip özelde ona olan
hayranlıklarını ve saygılarını dile getiren birkaç İngiliz subayıyla tanıştım. Bence
Cengelilere tek başına komuta etseydi, akılsız ve bağnaz biri olarak Hacı Ahmed’den
kaynaklandığına inandığım can ve mal kayıpları, iş hayatına ve tarımsal
faaliyetlere verilen zararlara tanık olunmazdı.”[75]
Hatta
nihayetinde (Moskova ve Londra arasındaki ilan edilmemiş ittifakla birlikte) Cengeli
Hareketi, hem askeri ve diplomatik baskılarla ezildiği vakit, bir başka ABD’li
misyoner J. Davidson Frame, Küçük Han’ı başlangıçta bir tür “Robin Hood”, savaş
boyunca da “Rus ordusunun baş belası” olarak tasvir etti, ancak daha sonra işgalci
İngilizlerle savaşmaya devam ettiğini dile getirdi. Misyonerin dediğine göre, “İranlılar
içinde dürüstlük ve yetenek açısından vasatın üzerinde bir kişi olarak Küçük
Han, bazı hatalarına rağmen, hâlâ halkının güvendiği bir isimdi.” Bir yandan
İran’ı yabancı egemenliğinden ve nüfuzundan bir yandan da “köylüler ve yoksul
sınıfları toprak sahiplerinin ve varlıklıların baskısından bir nebze olsun kurtarmak”
gibi hedeflere sahipti.[76]
Lenczowski’nin
Russia and the West in Iran, 1918-1948 [“Rusya ve Batı İran’da,
1918-1948”] adlı eserinde Mirza Küçük Han ve arkadaşları, İngilizlere ait, aşina
olduğumuz anlatımlar üzerinden, Alman ve Türk subaylarından “yardım alan ilerici
İran orta sınıfının” üyeleri olarak tasvir ediliyor.[77] Hatta 1968 gibi geç
bir tarihte yayımlanan bir kitapta bile, bu yazar, görebildiğimiz kadarıyla, Cengeli
Hareketi’ni Gilanlı toprak sahiplerinden, müteşebbislerden ve zengin beylerden “fidye
talep ederek” finanse edildiği ile ilgili, karalamak amacıyla yazılmış, (Küçük
Han’dan kopan, güçlü, radikal Cengeli lideri) İhsan’ın abartılı ve kendini
yücelten anlatımlarını temel alıyor.
Cengelilere
dair “ideoloji” temelli tasvir, ABD diplomatlarında kalıcı bir etki yarattı. İkinci
Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, İran’da politik faaliyetler yeniden
canlandığında, Küçük Han’ın eski arkadaşları ve yeğeni Gilan’da nostaljik bir
şekilde Cengel adını verdikleri bir politik örgüt kurdular. ABD Stratejik
Hizmetler Bürosu (OSS), yeni örgütü “Rus yanlısı bir aile” tarafından ormanda kurulan
“yeni bir ordu” olarak tanımladı.
“Başında, Birinci Dünya
Savaşı’ndan sonra İngilizlerin Kuzey’de bulunduğu dönemde ormanda yaşayan bir
kabilenin lideri olan Mirza Küçük Han’ın yeğeni İsmail’in olduğu söyleniyordu.
O dönemde orman kabileleri, Kuzey illerini işgal etmiş, Reşt'i karargâhları haline
getirmiş, Ruslar tarafından silah ve mühimmatla desteklenmişti. İngiliz ordusu ve
(Rıza Han önderliğinde hareket eden) İran ordusu ile savaştılar ve yenildiler,
Küçük Han kuşatıldı, daha sonra ormanda donarak öldü. İsmail’in mevcut ordusunun
Ruslar tarafından desteklendiği bildiriliyor.”[78]
Hızla
buza kesen Soğuk Savaş’ın ürünü olan bu ABD kaynaklı tasvirler, daha sonraki
akademik çalışmalar için genel ölçüt haline geldiler.
Alman
Diplomatlarının Görüşleri
Birinci
Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Tahran’daki Alman elçiliğinin İranlı
sekreteri hatıratında, sonrasında Rıza Şah adıyla başa geçecek subay türünden İranlı
siyasetçilerle Almanya arasındaki gizli temaslar konusunda oldukça açık ifadelere
yer veriyor.[79] Ancak, Küçük Han ile Tahran’daki Alman diplomatları arasında
herhangi bir gizli anlaşmadan kesinlikle bahsedilmiyor. Batı Alman bir
akademisyenin Birinci Dünya Savaşı sırasında İran’ın Almanya’nın Doğu
politikasındaki rolüne dair yaptığı kapsamlı çalışma, bu siyasetçilerin Alman
diplomatları ve ajanlarıyla olan temaslarını, hatta mali ilişkilerini tümüyle
belgeliyor, ancak Cengelilerle Alman elçiliği arasında hiçbir bağlantı
olmadığını ortaya koyuyor.[80] Bu durum, Alman Dışişleri Bakanlığı (Auswartiges
Amt) arşivlerince de doğrulanıyor.
Küçük
Han’ın adı ilk kez, 8 Şubat 1916’da İstanbul’daki askeri ataşenin Berlin’e
gönderdiği, Cengelilerin 1915 sonlarında Çarlık güçlerine karşı yürüttüğü
askeri çatışmayla ilgili raporları inceleyen bir raporda geçiyor. Almanya’nın Doğu
operasyonlarıyla en çok ilgilenen diplomatik istasyonu olarak İstanbul, Küçük
Han hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Rapor, onu “ulusal özgürlük savaşçıları
süvarilerinin lideri” olarak tanımlıyor, bu değerlendirme de muhtemelen (Cengelilerin
Rusları mağlup etmesiyle ilgili haberlere “büyük önem” atfeden) İran
büyükelçisinin verdiği bilgilere dayanıyor.[81]
Daha
önce de belirtildiği üzere, Rusya’daki Şubat Devrimi’nden sonra Alman
diplomatları, yeni Rusya’nın İranlı “milliyetçiler” için artan çekiciliğinden
endişe duymaya başladılar. 4 Temmuz 1917’de Musul’daki Alman konsolosu Wustrow,
Berlin’e Küçük Han’ın “Rusların geri çekileceği varsayımıyla Ruslara karşı
operasyonlarını geçici olarak askıya aldığını” bildirdi.[82] Bu durum,
Almanları görünüşe göre pek memnun etmedi, çünkü 12 Ağustos’ta Sommer, “güvenilir
adam”ının Küçük Han’ı “18 No’lu Emri’nin özü hakkında bilgilendirdiğini” (ki bu
emrin niteliği belirsiz), “Ruslara karşı savaşta azimli olma” konusunda
uyardığını ve “uygun cevabı aldığını” aktardı.[83] Bu, Tahran’daki bir Alman
diplomatının Küçük Han ile dolaylı da olsa kurduğu ilk temasa ilişkin rapordur
ve tüm bu dile getirilen endişelerin ardından kaleme alınmıştır.
3
Eylül 1917 tarihli Musul kaynaklı raporda, Wustrow ve bir diğer Alman diplomatı
Blücher, Alman Dışişleri Bakanlığı’na “Küçük Han’ın savaşını sürdürdüğünü,
ancak mühimmat eksikliğinden şikâyet ettiğini” bildirdi. Bu nedenle, Tahran’daki
Alman maslahatgüzarı Sommer, “onunla temas kurdu.”[84] Sommer’in 12 Ağustos
tarihli önceki raporu, İran’daki Alman ajanları ile Cengeliler arasında “işbirliği”
kurulduğuna dair tüm şüpheleri ortadan kaldırıyor. Kerenski kabinesinin
kurulmasından sonra Rus esaretinden kaçan Avusturyalı subayların, muhtemelen
Rus karşıtı bir lider ve adil bir insan olarak edindiği ün üzerinden, kendi
inisiyatifleriyle Küçük Han’a sığındıklarını ve ondan “misafirperverlik” gördüklerini
ortaya koyuyor. Rapor, Küçük Han’ın bu birkaç subaydan doğrudan iç bölgelerde
kalmalarını ve savaşçılarına eğitim vermelerine yardımcı olmalarını istediğini
açıkça belirtiyor. Avusturya elçiliği, bu subaylar kalma izni isteyene dek sürece
müdahil olmuyor.[85]
1917
yazından önce Cengelilerle Almanlar arasında hiçbir temas olmadığına dair başka
göstergeler de mevcut. Rusya’dan kaçıp güvenli Osmanlı topraklarına giderken
Gilan’dan geçen, eski Alman tutsaklarla ilgili raporlar bu türden
göstergelerden.[86] Bu tutsakların Cengeliler konusunda verdikleri, hemen
Berlin’e iletilmiş olan önemsiz bilgiler, Almanların harekete dair hiçbir şey
bilmediklerinin delili. Örneğin, İngiliz raporlarında örtük olarak dile
getirildiği üzere, Merkezi Güçler’le gelişmiş temaslar kurulmuş olsaydı, Alman
diplomatları, bu kadar temel bilgileri Berlin’e “büyük haber” olarak
iletmezlerdi. Dahası, ilk Sovyet elçisi Bravin’in 6 Haziran 1918’de Tahran’daki
Alman elçiliği aracılığıyla gönderdiği telgrafa Konsolos Wustrow’un verdiği
tepki, bilgisizliğini ortaya koyuyor. (Stalinistlerin aksini iddia etmesine
rağmen, Bravin’in telgrafı, Sovyet hükümetinin “Alman hükümetiyle uyum içinde,
Küçük Han’ı derhal silah, makineli tüfek, mermi ve askerle desteklemesi”
gerektiğini öne sürüyordu.) Wustrow, sözlerinin devamında, “Küçük Han’a ve
İngiliz karşıtı eylemlerine savaş teçhizatı, özellikle de subaylarla destek
verilmesi, çıkarlarımız açısından büyük önem taşıyor” diyor.[87]
Berlin’deki
Alman Dışişleri Bakanlığı’nın kendi içine yönelik kaleme aldığı bildiride de
1918 yazından önce hiçbir ilişkinin olmadığı dile getiriliyor. Bildiri, Gilan’daki
hareketi, bilhassa Tahran olmak üzere, İran’ın diğer bölgelerine yayılma
olasılıklarını analiz ediyor.[88] 1918 yazında, Cengeliler, İngilizlerle
şiddetli bir çatışma içindeyken, Almanların hazırladıkları muhtelif raporlar,
iyimser bir yaklaşımla, Cengelilerle İran’daki Almanlar arasında “koşulsuz bir
ittifak”ın kurulmasını öngörüyor.[89] Bu iyimser umutların hiçbiri
gerçekleşmediğine göre, Cengelilerin bu tür görüşlere katılmadığını varsaymak
zorundayız.
Ayrıca,
Küçük Han’ın Cengelilerin hizmetindeki Almanyalı ve Avusturyalı subaylara
duyduğu güvensizlik de Almanlara ihanet ettiği iddialarını çürütüyor. Bu durum,
Çarlık ordusunda görev yapan ve İran’a kaçarak birkaç ay Gilan’da Cengelilerle
birlikte yaşayan Rigalı bir Alman doktor tarafından aktarılıyor. Temmuz 1918’de
Dr. Klau, İstanbul’daki Alman misyonuna, “Binbaşı von Paschen, Küçük Han’ın hizmetindeki
Avusturyalı ve Almanyalı subaylara “azami saygı” duyarken, Küçük Han, onlara “bir
miktar güvensizlik”le yaklaştığını söylüyor. Dr. Klau, kaldığı süre boyunca ne
bizzat Küçük Han’dan ne de Avusturyalı ve Almanyalı subaylar dolayımıyla,
Cengeli Hareketi liderinin gerçek niyetlerini öğrenemedi.[90] Bu güvensizlik,
von Paschen ile Şiraz’daki bir Alman konsolosluk çalışanı arasında geçen bir
konuşmada da kendini ele verdi: Binbaşı, Küçük Han’ın emrinde hangi silahların,
mühimmatın ve askeri malzemelerin bulunduğunu bilmiyordu.[91]
Cengelilerin
yenilgisinden ve Ağustos 1918’de İngilizlerle bir “barış antlaşması”
imzalanmasından sonra, Küçük Han’ın Almanya’ya bakış açısı değişmiş gibi
görünüyor. Wustrow’un raporuna göre, Gilan’daki durum hakkında Wustrow’u
bilgilendirmek için özel olarak Mustafa Han’ı Tebriz’e gönderdi ve Alman
subaylarından Yüzbaşı Wedig’i Tiflis’teki General von Kress’e askeri malzeme
istemek için görevlendirdi.[92] Ayrıca, Kafkasya’daki bazı Alman subay ve
yetkililerinin Cengelilere yardım edebileceklerini düşündükleri de anlaşılıyor.
Örneğin, Kafkasya’da görevli Alman askeri yetkilisi Waldburg’un Eylül 1918’de
Cengelilere savaş malzemesi ve eğitmen göndermeyi planı dâhilinde ilettiği “acil
talebin” içeriği buydu.[93] Ancak bu, Almanların Küçük Han’ın İngilizlerle
yaptığı “barış antlaşmasından” memnun kalmadığı için kimi şartlar içeriyordu.
Antlaşmayı imzaladıktan sonra Küçük Han, Gilan ormanlarında kendisiyle birlikte
kalan Avusturya ve Almanyalı subayları görevden aldı. Bu subaylar, 22 Eylül
1918’de Alman konsolosluğuna ulaştılar.[94]
12
Ekim 1918’de Mustafa Han, Küçük Han’a Yüzbaşı Wedig’in istenen teçhizatla
döndüğünü bildirdi[95], ancak Alman konsolosu Wustrow’un, Cengelilerle
İngiltere arasında imza edilen “ateşkes”in “siyasetlerine aykırı” olduğuna
inandığı için, bunların Gilan’a taşınmasına “izin vermeyeceğini” söyledi.[96]
Mustafa Han, Wustrow’u ikna edemedi, Wustrow da Wedig’i Küçük Han ile görüşmek
üzere göndermeye karar verdi. Yanında ayrıca, Cengeli liderine teslim etmesi
gereken “Alman İmparatorundan gelen emir, Tiflis’teki General von Kress’in emri
ve General Halil Paşa’nın mektubu” vardı.[97]
Buna
karşılık, Mustafa Han, Türklerden bir miktar askeri yardım aldı. Küçük Han’a,
Kazım Paşa ve Yusuf Ziya Bey’in “nazik yardımıyla” Tebriz’den 196 deveyle
taşınan cephane ve savaş malzemesi teslim aldığını bildirdi.[98] Burada iki
önemli husus var.
1.
Küçük Han’dan nakliye masraflarını karşılamak için acilen para göndermesi istendi.[99]
2.
İngiliz istihbarat subayı Kennion, bu silahların Küçük Han tarafından “İran
hükümetine meydan okuma amacıyla, reform taleplerine uymadıkları takdirde” kullanılmak
üzere, yüzde 10’luk aşar vergisi ile toplanan büyük miktarda parayla alındığını
bildirdi.[100] Bunlar, Almanların yardım etmeyi reddetmesi nedeniyle Türklerden
yardım istendiğini ortaya koyuyor. Ancak tüm bu gerçeklere rağmen Fransız
askeri ataşesi şu sonuca varıyor: “Mustafa Han’ın mektubu, Almanya ile İttihat-Terakki
Cemiyeti’nin Gilan ayaklanmalarına iştirak ettikleriyle ilgili tüm şüpheleri
ortadan kaldırıyor.”[101] Her ne olursa olsun, elindeki savaş malzemesiyle Mustafa
Han, Yüzbaşı Wedig ve iki arkadaşı, ancak Ekim ayının sonlarında, yani Avrupalı
güçler arasındaki ateşkesten sadece iki hafta önce geldiler.[102]
Bu
noktada Küçük Han’ın, 1918 yazında Beyaz Rusların İngilizlerle oluşturdukları
ortak kuvvetler karşısında yaşanılan yenilginin ardından silah ve mühimmat konusunda
açıktan talepte bulunmasına rağmen, Almanların özellikle Kafkasya’da düşman
kuvvetlerinin baskısı altında oldukları bir dönemde, neden ele geçirdikleri “altın
fırsat”tan istifade etmedikleri sorusunu sorabiliriz. Cevap, Küçük Han’ın
tutumunda aranmalı.
10
Ağustos 1918’de, Kafkasya’daki Alman kuvvetleri ve operasyonlarının komutanı
General von Kress, Şansölye Graf von Hertling’e, yakında gerçekleştirilecek
askeri operasyonları anlatan önemli bir rapor gönderdi.[103] Raporda, Küçük Han’ın
İngilizlerce “epey ağır” bir mağlubiyete uğratıldığını dile getiren von Kress, Cengelilerin
silah ve mühimmat eksikliğinden muzdarip olduğunu söyledi. Bu nedenle, “Yüksek
Askeri Komutanlığın onay vereceği varsayımı üzerinden” Türk generali Halil Paşa’nın
yetki verdiği yaklaşık 5.000 tüfek ve 2,5 milyon mermi göndermeyi planladığını
aktardı. 18 Eylül’de, görünüşe göre halen daha cevap bekleyen General von
Kress, Berlin’e subaylarından Üsteğmen Griesinger’in[104] savaş malzemesi ve
bir eğitmen ekibiyle Tebriz üzerinden Gilan’a doğru yola çıkmaya hazır olduğunu
bildirdi. Daha önceki taleplerine bir cevap verilmesini “ısrarla” istedi.
Ancak
Griesinger ayrılmadan önce Mirza Küçük Han, Cengelilere yaklaşık bir yıldır
hizmet eden Alman subaylarını görevden aldı. (Belirtildiği gibi, bu subaylar
Tebriz’e 22 Eylül 1918’de gelmişlerdi.) Gösterileceği üzere, bu beklenmedik
görevden alma işlemi, General von Kress’in planının bir sonucuydu. Beyaz Rus
güçlerinin yardımıyla İngilizlerin güney Kafkasya’yı işgal etmesinden sonra,
von Kress, Türklerle ortak bir operasyonla bu bölgeyi işgal etmeye karar verdi.
General Halil Paşa’ya “tümeninin Tebriz’e doğru yürüyüşünü mümkün olduğunca
hızlandırmasını, en azından en zayıf birliklerin Enzeli yönüne doğru itilerek,
İngilizlerin Bakû ile olan bağlantılarının kopartılmasını” tavsiye etmişti.[106]
Halil
Paşa, 24 Eylül 1918’de Küçük Han’a, Türklerin ve Almanların güney Kafkasya’yı
işgal etmeye yönelik ortak planlarını anlattı[107], zira bu planlar, sadece Cengelilerin
rızasına değil, aynı zamanda işbirliğine de ihtiyaç duyuyordu. Türk
kuvvetlerinin Gilan’a beklenmedik bir şekilde girmesi pek mümkün değildi.[108]
Küçük Han’ın öfkesini yatıştırmak için von Kress, savaşın başından beri
Almanlarla işbirliği yapan “demokratlar” Süleyman Mirza ve Takizade gibi diğer
İranlı politik liderlerle kullandığı yönteme başvurdu: dalkavukluk.
Cengeli
liderine yazdığı iki mektupta, von Kress, Küçük Han’ın “yeteneğine”, “akıllı siyasetine”,
“tecrübesine”, özellikle de Alman esirlere gösterdiği “nezaket"e duyduğu
hayranlığı dile getirdi. “Sevgili ve cesur dostuna dostane duygularını” ifade
eden von Kress, “samimi dostluğu” için teşekkür etti ve Almanya’nın Cengelilere
“her türlü yardım”ı sunmaya hazır olduğunu, bu yardımın “para, tüfek, mühimmat,
silah ve makineli tüfekler”i içerdiğini söyledi. “Kendisine bir nişan ve
kraliyet hediyesi” gönderileceğini, “gerekli masraflar için İran Hükümeti adına
Berlin’de basılmış para”nın da iletileceğini aktardı. Ayrıca, “düşmanın baskısıyla
yüzleşmesi veya kendisinin istemesi durumunda her zaman Berlin’de İmparatorun
misafiri olarak ağırlanacağını” dile getirdi.[109]
Yıllarca
Rus ve İngiliz işgal güçleriyle büyük insani ve maddi bedeller ödeyerek
savaşmış olan Küçük Han’ın, Kafkasya’daki büyük bir gücün çıkarları için ülkesinin
işgal edilmesi fikrini savunması pek mümkün değildi. General von Kress’in Küçük
Han’ı Türk-Alman planına ikna etme girişimi böylece ters tepti. Elimizde, Alman
planıyla işbirliği yapmayı kabul ettiğine dair hiçbir kanıt bulunmuyor.
Küçük
Han’ın teklifi reddetmesi Almanları kızdırmış olmalı, çünkü teklifte dile
getirildiği biçimiyle gönderilmesi düşünülen koşulsuz askeri yardım iptal
edildi. Wustrow’un Ekim 1918’de, Mustafa Han’ın Cengelilerin savaş malzemesine
ihtiyacı olduğu konusundaki ısrarına karşı sergilediği kararlı tavrı sürdürmesi
şaşırtıcı değil. Wustrow, 28 Aralık’ta Küçük Han’a yazdığı bir mektupta
kararını şöyle açıkladı: “Almanya ve Müttefikler arasında ateşkes sağlandı.
Barış yakında imzalanacak. Bu nedenle, Binbaşı Griesinger ve Yüzbaşı Wedig
komutasındaki Misyon, Tiflis’e geri döndü.” Ancak Küçük’e hâlâ silah, tüfek ve
makineli tüfek isteyip istemediğini sordu. Eğer istemiyorsa, altı hafta sonra “bunları
elinden çıkartmak için başka düzenlemeler yapmak zorunda kalacağını, zira
bilhassa Tebriz’de görevde bulunan, Tahran tarafından atanmış valinin bunları
istediğini söyledi.[110]
Ateşkesin
ardından Almanya, İngiltere’nin egemenlik tesis ettiği dünyanın her yerinden
çekildi, böylece Almanların Cengelilere yardım edeceği yönündeki spekülasyonlar
da son buldu.[111]
Merkezî
Güçlerin diğer müttefiki olan Türkler, ateşkesin arifesinde Cengelilere geç de
olsa silah sattı. Bu hususun açıklığa kavuşturulması gerekiyor, zira İngiliz
kayıtları, Türklerle Küçük Han arasında bazı yazışmaların gerçekleştiğini gösteriyor.
16 Şubat 1918 tarihli, görünüşe göre Tahran’da Başbakan Mustafi gibi
demokratlarla temas halinde olan bir Türk yetkilisi olan Ubeydullah’tan gelen
bir mektup oldukça açıklayıcı. İran’ın bağımsızlığından yana olduğunu gösteren
ve Türklerin S. M. İskenderi ve N. S. Mafi gibi demokratlara verdiği yardıma
atıfta bulunan Ubeydullah, Türkiye’nin Cengelilere “en üst düzeyde” yardım
etmeye hazır olduğunu söyledi. Ubeydullah, “dünyanın çehresini tamamen
değiştiren ataları gibi aynı özden yapılmış” Türk ordularıyla övünen Ubeydullah
(ki bu ifadesiyle Küçük Han’ın tüylerini ürpertmiş olmalı) Türkiye’nin “İran’daki
yabancıların nüfuzunu ortadan kaldıracağını, ülkenin bağımsızlığını sağlam bir
şekilde tesis edeceğini” dile getirdi.
Cengiz
Han’ın İran’ı “kurtarma” sözünün yol açtığı etkiyi dikkate almayan Ubeydullah, Cengeli
liderini geçmişteki “hataları” nedeniyle küçümseyerek azarladı. İki aşamalı bir
plan önerdi: Birincisi, Gilan’a gelen her Rus birliğinin silahsızlandırılması
ve tüm savaş malzemelerinin müsadere edilmesi, böylece Küçük’ün “önemli bir
silahlı kuvvet” toplaması; ikincisi ise “en kısa sürede” 10.000 kişilik bir
kuvvetin Hamedan’a gönderilmesi ve burada Batı İran’daki Türk ordularıyla
birleşmesiydi. Ubeydullah, Küçük Han’a bu “talimatlar”a uyması durumunda,
"silah, asker ve para temin etmede hiçbir zorluk çekmeyeceğini” söyledi.[112]
Küçük
Han, “talimatların kusursuz olsa da, Türkiye’nin silah yardımı göndermemeyi
tercih etmesine üzüldüm” dedi. Ubeydullah’ın mektubunun içeriğini anlamadığını
düşünüyordu. Onun amacı, her ne pahasına olursa olsun, Türkiye üzerinden
kendisine silah gönderilmesini sağlamak değildi, zira bu, zor bir işti. Küçük
Han, Rus birliklerinin silahsızlandırılması olasılığının farkındaydı, ancak
sayıları çok fazla olduğu için (20.000 ila 40.000 arasında) henüz “uygun bir
fırsat” oluşmamıştı. Hamedan’a hareket etme konusunda ise gerekli savaş
malzemesine sahip olmadığı için bunun imkânsız olduğunu düşünen Küçük Han, “Türk
ve Alman hükümetlerinin İran’a yardım etmek için büyük kuvvetler sevk etme, bol
miktarda silah ve savaş malzemesi göndermeyle ilgili tüm vaatleri boş vaatlerdi”
diye düşünüyordu. Türk yetkilisine şu türden gerçekleri hatırlattı:
“Rus birlikleri İran’ı
işgal ettiler, Türk birlikleri Hamedan’a geldikten sonra sayısız cinayete ve
soyguna şahit olundu, çok sayıda İranlı, büyük zorluklardan sonra ortada
bırakıldı. Durum böyleyken, Türk birliklerinin Kirmanşah’a hareket ettiğinden
haberdar olduğum koşullarda kimseye güvenemem. Kimse bu sefer her şeyin öncekinden
farklı olduğu konusunda bana tatmin edici bir şey söyleyemiyor. Söylemeleri durumunda,
ancak o zaman emrettiğiniz herhangi bir yöne gönüllü olarak hareket edeceğim.”
Küçük
Han mektubunu, muhtemelen sonrasında Türkleri daha da kızdırmış olan bir notla
bitirdi: “Şu anda, bence, esas ve gerekli olan şey, Gilan, Azerbaycan ve
Kafkasya’nın (şüphesiz İran toprakları olarak) birliğini sağlamaktır. Bu adımı,
tüm adımların en önemlisi olarak görüyorum.”[113]
İngilizlerin
okumakta zorlanmadığı şifreli bir mektupta, Ubeydullah, Türk ordularının yakın
zamanda elde edeceği başarılarıyla övündükten, Küçük Han’ı “İran halkının sağ kolu”
olarak övdükten sonra, Hamedan’a gitmek için bir çaba ortaya koymaması
durumunda “İran halkına karşı zulüm suçunu işlemiş olacağını” söyledi.[114] Küçük
Han’ın cevabı da aynı derecede kararlıydı. Türk muhatabına, “Şahsen yetkiyi
elime alıp Tahran’a varana dek hiçbir yöne hareket etmem, böylece kendimi küçük
düşürmemiş olurum”[115] dedi.
Buna
karşılık, Küçük Han’ın bağımsız tavrından rahatsız olan Ubeydullah, öncelikle
son mektubun gerçekten kendisine ait olup olmadığını sordu. Eğer öyleyse, tüm
demokratların ve özellikle Mustafi’nin onu Tahran’da karşılamaya hazır olduğunu,
neden ayrılışını geciktirdiğini merak ettiğini söyledi.[116] Ancak Ubeydullah’ın
önerisi üzerine Envar Paşa, Cengeli liderine övgü dolu bir mektup yazdı, “başarılı
operasyonlar”ın hatırası ve İslam’a yaptığı hizmetlerin takdiri olarak ona
altın bir kılıç gönderdi.[117] Cengeli liderine yazıp durmaktan “bıkıp usanmış”
olmasına rağmen, Ubeydullah, 7 Ağustos’ta “Vusuk ve şahın İngiliz yanlısı
kabinesini devirme projesi”ne onay veren başka bir mektup gönderdi. 1909’da
eski Başbakan Samsam Bahtiyari’nin Tahran’a saldırdığı gibi, Reşt ve Kazvin’i
de alması gerektiğini söyledi. Türkler, isteği üzerine, ona iki uçak
gönderecekti.[118] Elbette bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Bunun tek sonucu
oldu: İngilizleri, baharda Cengelileri yok etme planlarına hız verme konusunda
tahrik etti (bkz.: 6. Bölüm).
Nitekim,
Küçük Han, 24 Ekim 1918’de Oakshott ile yaptığı görüşmede, Türklerin küstah
tavrından duyduğu tiksintiyi gizlemedi. Ubeydullah’ın üstlerince kendisiyle
güçlerini birleştirsin diye gönderilen Türkleri geri çevirmiş, onlara Tahran’a
gitmelerini söylemiş, kendilerine “ben "İngilizlerle olan anlaşmazlıklarımı
giderdim, artık tümüyle tarafsızım” demişti. Türklerden satın aldığı 300 deve
yükü tüfek ve mühimmatla ilgili olarak ise (yanlış bir şekilde) bunları ele
geçirdiğini iddia etti. Küçük Han’ın İtilaf Devletleri-Merkezî Güçler
çatışmasındaki tarafsızlığına ikna olan Oakshott, Küçük Han’ın İngilizlere “sözünü
harfiyen tuttuğunu” belirtirken, İngilizlerin hâlâ kimi esir Cengelileri elinde
tuttuğunu öğrenince “yerin dibine geçtiğini” söyledi.[119]
Aslında
Küçük Han’ın Türklerden bağımsızlığı, hatta Türk hükümetine karşı takındığı eleştirel
tutum, bölgedeki diğer iki İngiliz subayı tarafından da kabul gördü. Mayıs 1918
gibi erken bir tarihte Ubeydullah’ın Cengeli lideriyle yaptığı rahatsız edici
yazışmalar sırasında Maclaren, Cengeli saflarındaki Türk yanlısı mollalara
rağmen, Küçük Han’ın Türk subay ve askerlerinin kuvvetlerine katılmasını “kesinlikle”
reddettiğini bildirdi. Bu durum, mollaların 16 Mayıs’ta Küçük Han’ı öldürme teşebbüsünün
başarısızlıkla sonuçlanmasına ve bazı ölümlere yol açmıştı.[120] Cengeli
liderinin Türk karşıtı düşünceleri, Ekim ayında McDonnel tarafından Enzeli’de
bir kez daha teyit edildi.[121]
İran’daki
Türk-Alman planları konusunda, Cengelileri yakından tanıyan ve faaliyetlerinden
haberdar olan Ermeni Vasakuni’nin dile getirdiği görüşler önemli. Cengelilerin
Merkezi Güçler’le olası işbirliğinden habersiz olması pek mümkün değildi. Vasakuni,
ateşkese dek Cengelilerin Türk-Alman ittifakının İngilizleri İran’dan
çıkaracağını umduklarını belirtirken[122], Cengelileri Türklerle işbirliği
yapmakla suçlayan diğerlerinin aksine, onları İstanbul’daki İttihad-ı İslam’a
resmiyette bağlı olsalar da bu merkezden bağımsız olduklarına ve onlardan emir
almadıklarına inanıyordu.[123] Vasakuni, bazı kişilerin (Serdar Muhyi’nin
kardeşlerinden) Mirza Kerim Han’ın Almanlardan aldığı toplam 200.000 kranın
40.000’ini Cengelilere vermiş olabileceğine inandığını ekledi. Ancak bunun
kanıtlanmasının “zor” olduğunu belirtti. İttihad-ı İslam’ın “Almanlardan bir
kuruş bile almadığına” inanıyordu.[124]
Vasakuni’ye
göre, 1919 baharında İngiliz destekli hükümet güçleri, bir Alman subayını, bir
Türk subayını, iki Kafkas Tatar subayını ve yaklaşık otuz Türk askerini tutukladı.
Alman subayı, Tiflis’ten General von Kress adına gönderildiğini, ancak Cengeli
karargâhına vardığında ateşkesin imzalandığını ve görevinin sona erdiğini
söyledi. Cengelilerin misafiri olarak, onlarla birlikte kaldı.[125]
Ancak
Vasakuni, Cengelilerle Merkezi Güçler arasında herhangi bir gizli anlaşma veya
sistematik temas olmadığına inanıyordu. Türklerin Cengelileri İran Ermenilerine
karşı kışkırtmaya çalıştığını iddia etti. Ekim 1916’nın sonlarında, Yusuf Ziya
adında bir kişi, General Halil Paşa adına Küçük Han’a bir mesaj iletmek üzere İttihad-ı
İslam’a mektup yazdı. Cengelilerin misyonunu İslam’ın mesajını yaymak olarak
gören bu kişi, onları düşmana, özellikle de Ermenilere karşı “acımasız” olmaya
davet etti, Ermenilerin Gilan’dan Horasan’a “sürülmesi” veya “en büyük
düşmanlarımız Ruslar ve İngilizlerin aracıları” olarak “yok edilmesi”
gerektiğini belirtti. Frederick adlı bir kişinin yazdığı başka bir mektupta
ise, Ermenilerin Türk ordularının Hindistan’a ve Afganistan’a girmesini
engellediği için İran’daki Ermenilerin “acımasızca cezalandırılması” gerektiği
söyleniyordu. Vasakuni, Cengelilerin bu önerileri görmezden geldiğini görünce,
Gilan’daki Ermenilerin “Küçük Han’dan memnuniyetsiz olmak için hiçbir nedenleri
olmadığını” söyledi.[126] Daha önce de belirtildiği gibi, Gilan’daki bir
Amerikalı misyoner bu görüşü doğruluyordu.
Ateşkesin
ardından Nuri Paşa, Küçük Han’ı yeni kurulan, başına Enver Paşa’nın kardeşini
geçirmeyi düşündüğü Azerbaycan Cumhuriyeti’ne katılmaya ikna etmek için bir
temsilci gönderdi. Küçük Han, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin her türden yardım
teklifini geri çevirdi. Vasakuni, Küçük Han’ın iki gerekçe üzerinden hareket
ettiğini düşünüyordu: Birincisi, Küçük Han ve arkadaşları, Kafkasya’da, bilhassa
İran’ın Azerbaycan eyaletiyle aynı adı taşıyan bir Tatar devletinin ortaya
çıkmasına karşıydılar. İran’ı ölen Rusya’nın varisi ve Bakû’yü ele geçirme
hakkına sahip olarak görenler, Kafkasya ve Türkistan’da bir Tatar devletinin
İran eyaletini tehdit edeceğini düşünüyorlardı. İkinci gerekçe ise örgütsel
açıdan bakıldığında Cengelilerin zayıf olması, hükümet yanlısı, sosyalist ve
Pan-İslamcı örgütlere bölünmüş halde hareket etmesi ile ilgiliydi. Uluslararası
destekten yoksun oldukları için, Türklerin büyük planları karşısında kolaylıkla
ezilebilirlerdi.[127] Bu planlar, sadece Orta Asya ve Kafkasya’nın tamamını
değil, aynı zamanda Afganistan’ı, Azerbaycan eyaletini ve genel olarak kuzey
İran’ı da kapsayan bir Pan-Türk imparatorluğu kurmayı içeriyordu.[128]
General
von Kress ile ilgili son bir hususa değinelim. Berlin Duvarı’nın yıkılması
sonrası Doğu Almanya arşivleri üzerinden bana iletilen, Alman Savaş Bakanlığı’na
ait bir dosya bu konuya ışık tutuyor. Alman Savaş Bakanlığı, Maliye Bakanlığı’na,
Kafkasya’daki Alman delegasyonunun, General von Kress’i, “Özgürlük Grubu lideri”
Mirza Küçük Han’a Alman rezervlerinden savaş malzemesi verdiği gerekçesiyle
görevden aldığını bildirdi. Bu durum, dışişleri bakanlığı kaynaklı bir mesajla açıklığa
kavuştu. Savaş bakanına göre, von Kress, bu tür malzemelerin Küçük Han’a teslim
edilip edilmediğinin net olmadığını düşünüyordu.[129] Bu da yukarıdaki analizi
doğruluyor. Generalin amacı, von Kress’in bizzat Savaş Bakanlığı’na yazdığı bir
notta şöyle açıklanıyor: “Mirza Küçük Han’a silah ve para teslimi, tüm savaş
boyunca düşmanlarımızın etkili bir muhalifi olan ve kendisine sığınan çok
sayıda Alman ve Avusturyalıya geniş ölçüde koruma sağlayan adama duyulan
minnettarlığın bir nişanesi olmanın yanı sıra, siyasi-askeri açıdan da mutlak
bir gereklilikti. Ülkeyle olan zayıf iletişim göz önüne alındığında, bu
görünüşte gerekli olan teklif için yüksek bir yetki talep etmem mümkün
değildi.” Von Kress, teçhizatın Küçük Han’ın eline nasıl geçtiğini bilmiyordu.
“Sevkiyatımız Tebriz’e ulaştığında, Türkler, aniden silahların daha ileriye
taşınması konusunda kendileriyle yaptığımız anlaşmayı iptal ettiler ve
silahların kendilerine teslim edilmesini istediler. Türklerin düşüncesiz ve
yağmacı davranışları, İranlıları o kadar tahrik etti ki bir noktadan sonra Küçük
Han’ın silahları kendilerine karşı kullanabileceğinden korktular.”[130] Şurası
açık ki bulunan ek belgeler, Küçük Han’ın “Alman bağlantısı” ile ilgili olarak
daha fazla ideolojik spekülasyon yapılmasının önünü alıyor.
İşin
tuhaf yanı şu ki, Küçük Han’ın şahsiyatı konusunda sadece Alman diplomatları
yorum yapmaktan kaçındılar.[131] Ancak bu, Üçüncü İmparatorluk dönemindeki
Alman akademisyenlerinin, başkalarının işledikleri tarihi tahrif etme suçunu
işlemelerine mani olmadı.
Üçüncü
İmparatorluk Döneminde Akademinin Cengeli Tasviri
Paradoksal
olarak, İran hakkında yazan Alman akademisyenler, Birinci Dünya Savaşı
sırasında ve sonrasında İngilizlerin görüşünden esasen farklı olmayan bir
görüşü kamuoyuna yaydılar. İki örnek yeterli olacaktır. Nazi Almanyası’nın
İranlı müttefiki (görüleceği üzere, Cengelilere yönelik baskı sürecini bizzat yöneten)
Rıza Şah Pehlevi’nin yönetimini ve “medenileştirme misyonu”nu haklı çıkarmak
için, Küçük Han “göçebe bir reis”, yani “kuzey eyaleti Gilan’da bağımsızlık
ilan etmiş medeniyetsiz bir isyancı” olarak tasvir edildi. “İran’ın durumu
kötüleşmişti, İran halkı bu kötü durumdan İngiltere’yi sorumlu tutuyordu.”[132]
Herbert von Melzig’e göre Küçük Han, bir “Alman ajanı” değildi, ancak,
İranlıların genellikle tüm sorunlarından sorumlu tuttukları İngilizlerle Küçük
Han’ın bir bağı olduğu imasında bulunmak için muğlak bir dil kullanılıyordu.
Müslümanların
tarihini inceleyen C. Brockelmann’a göre Küçük, bir “Bolşeviklerin aparatı”ydı.
1919 anlaşmasından sonra, “Bolşevikler, kısa süre sonra İran siyasetinde tekrar
aktif rol aldılar. Mayıs 1920’de Bakû’yü işgal ettikten sonra, Hazar Denizi’ne
kıyısı bulunan, İran’a ait Enzeli kentine kaçan ve İranlılarca
silahsızlandırılan Beyaz Rus General Denikin’in küçük filosunu takip ettiler.
Orada Ruslar limanı bombaladılar, geri çekilen İngiliz birliklerini içteki Reşt
kentine dek kadar kovaladılar. Orada Küçük Han önderliğinde geçici bir hükümet
kurdular.”[133] Ruslar tarafından “göreve getirildiğinden, bir dizi çete lideri
[Bandenführer] de Ruslarca aynı ölçüde desteklendi.”[134]
Sonuç
Hareketin
yabancı düşmanlara karşı ölüm-kalım mücadelesi verdiği koşullarda Cengelilerin görüşleri
ile ilgili olarak yayılmaya başlayan söylentilere karşı Cengel gazetesi,
o zamanki fonların halk, din adamları, köylüler, esnaf, tüccar ve mülk
sahipleri dâhil Gilan’daki her kesimden insan üzerinden sağlandığını söyledi.[135]
Daha önce de belirtildiği gibi, Cengelilere dair imalar, özellikle İngilizlerin
kuzey İran’a ilgi duymaya başlamasından beri gündeme gelmişti.
Cengeli
gazetesinde Almanya ile ilgili birkaç açıklama, doğrudan Almanya’ya sempati
söylentilerinden sorumlu olmasa da, en azından bunları haklı çıkarmaya katkıda
bulundu. Örneğin, Ağustos 1917’de Cengel gazetesi, Almanya’yı başında “güçlü
bir sultan”ın bulunduğu “cesur Türkler”le birlikte İran’ın eski düşmanlarıyla
(Çarlık Rusyası ve İngiltere’yle) savaşan “zeki bir ulus” olarak nitelendirdi. Cengel,
Müslüman Türklerin Bağdat’ı İngiliz kâfirlerinden geri almasını sevinçle karşıladı.[136]
“Alman yayılmacılığının dev adımlarla dünyayı ele geçireceği” öngörüsünde
bulunan başka bir sayıda “Fransızlar geçmişe, İngilizler bugüne, Almanlar ise
geleceğe ait” deniliyordu. Almanlardaki “dahiliğe” methiyeler düzen yazı[137] Cengelilerin
Almanların hizmetinde olduğu yönündeki İngiliz-Çarlık propagandasını
güçlendirmeye yardımcı oldu. Ancak Cengeliler, bu konuda yalnız değildi. Yüzyıllık
İngiliz-Rus baskısından muzdarip İranlıların çoğu da aynı şeye inanıyordu.
Bu
tür söylentiler, Cengelilerin itibarına halel getirmeye başlayınca, sert
önlemler alındı. İlk olarak, Almanları öven yazılar içeren Cengel
sayılarının yayın yönetmeni Mirza Hüseyin Han Kasmai görevden alındı. Ardından Russkoie
Slovo’nun Cengelilerin Alman yanlısı eğilimlerine dair iddialarını reddeden
Cengel gazetesi, özgürlük, İran’ın ulusal ve toprak bütünlüğü
hedeflerini yeniden dile getirdi. Müslüman bir ülke olan Türkiye ile işbirliği
suçlamalarını şaşkınlıkla karşılayan Cengel gazetesi yazarı,
Cengelilerin Müslüman olmaları sebebiyle aynı dine mensup herkesi birleştirmeye
çalıştığını söyledi.[138] Yazara göre suçlamayı yöneltenler, Cengelilerin
Türklerle “siyasi birlik” kuracağı imasında bulunuyorlarsa, o vakit pratikte de
görüldüğü üzere, Osmanlılar, Almanya, Rusya ve İngiltere arasında hiçbir fark
olmadığı açık ve net bir şekilde belirtilmeli”ydi. Devrim sonrası “liberal
Rusya” ile kurulan dostluk girişimleri, Cengelilerin kuzey komşularına karşı
samimiyetlerini kanıtlamanın yanı sıra, Almanya’ya meyilli olduklarına dair
efsaneyi de ortadan kaldırmalı”ydı.[139]
Daha
önce de belirtildiği üzere, M. S. İvanov gibi Stalinist tarihçilerin
iddialarının aksine, Küçük Han’ın Alman ajanlarıyla işbirliği yaptığını
kanıtlayan hiçbir delil bulunamamıştır. Sovyetler’in İran tarihi uzmanı Miroşnikov[140],
Cengelilerin Almanlarla işbirliği yaptığıyla ilgili iddialarına konusunda resmi
söylemi yinelemek zorunda kalsa da, bunun “Cengeli Hareketi’ni Almanlara ait
bir macera olarak değerlendirmemize izin vermediğini” dile getiriyordu.[141] Eğer
ortada işbirliği yapan biri varsa, o da Kirmanşah’taki “ulusal hükümet”[142]
ile birlikteyken Alman yanlısı partiyle işbirliği yapan İhsan’dı.[143] Bu “tarihsel
nisyan”ın ideolojik niteliği, Stalinist tarih yazımının sadece İhsan’ın
Türk-Alman operasyonlarıyla yakın ilişkisini değil, aynı zamanda Haydar Han’ın
Merkezi Güçlerle yakın işbirliği gerçeğini de göz ardı etmesinde de belirgindir.
Haydar Emmioğlu’nun Osmanlı ordusuna gönüllü olarak katılması ve İran’daki
Alman yanlısı partiyle yakın ilişkisi, Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nde de
aktarıldığı üzere, sağlam belgelerle ispatlanmış, tarihsel bir gerçektir.[144]
Bu
“tarih” ideologları, Alman yanlısı partiyi ayakta tutan isimler arasında yer
alan Takizade[145] ile Süleyman Mirza İskenderi[146] gibi ünlü İranlı
politikacıların işbirliğinden de hiç bahsetmezler. İngilizler, Takizade’ye dair
tek laf etmediler, çünkü Berlin’den İran’a döndükten sonra onlara katıldı ve
hizmet etti. Öte yandan Stalinistler, Haydar Han’ın Alman yanlısı geçmişini
gündeme getirmeyi tercih etmezler, çünkü o da Almanya’nın yenilgisinden sonra
tapınmak için yeni bir mabet buldu: Kremlin. Bu tarihsel unutkanlık akla, Lenin’in
Zürih’ten Finlandiya’ya Almanya üzerinden gizlice geçmesinde Alman
İmparatorluğu’ndan aldığı yardımla ilgili unutkanlığı getiriyor.
1919
tarihli İngiliz-İran Anlaşması’nı imzalamaları için Başbakan Vusuk ile
dışişleri bakanına rüşvet veren Sör Percy Cox’un Halil Paşa, General von Kress
ve Wustrow’un yukarıda bahsedilen mektuplarını bahane ederek, Küçük Han’ı “tarafsız
bir vatansever” veya “sadece kendi ülkesinin refahını düşünen, tek bir gayeye
hizmet eden bir vatansever” değil de Almanya’nın “paralı ajan”ı olarak nitelemesi,
tuhaf, hatta gerçekleri düpedüz alaya alan bir tutumdur.[147]
Oysa
Küçük Han ve hareketi konusunda Amerikan, İngiliz, Fransız ve Alman diplomasisine
ait dosyalarını incelenmesi araştırmacıya üç şeyi öğretmektedir:
1.
Küçük Han’ın savaş sırasında Alman emperyalistleriyle işbirliği yaptığına dair
suçlamalar doğrulanmamıştır;
2.
Modern İran tarihinin çoğu gözlemcisinin Küçük Han ve hareketine dair
tasvirleri yanlıştır;
3.
Tarihsel gerçeklerin tahrif edilmesinin günümüze ait bir politikayı nasıl
şekillendirebileceğini, geriye dönük olarak nasıl haklı çıkarabileceğini ortaya
koymaktadır.
İncelediğimiz
kanıtlar, Ermeni Vasakuni’nin tanıklığı da dâhil olmak üzere, Küçük Han'’ı
yetmiş yılı aşkın bir süredir diplomatlar, gazeteciler, hatta akademisyenlerce
kendisine yöneltilen haksız suçlamalar karşısında aklıyor. Bu kişilerin amacı,
tarafsız gerçeği tutkuyla aramak değil, etnisiteyi merkeze koyan ulusal
çıkarlarına uygun gördükleri politikaları inatla haklı çıkarmaktı. Böylece,
tarihsel gerçek, sistematik olarak ulusal egoların sunağında kurban edildi.
Hüsrev Şakiri
[Kaynak:
Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921,
University of Pittsburgh Press, 1995, s. 109-141.]
Dipnotlar:
[1] Vasakuni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 6 Mart 1920.
[2]
17 Eylül 1917 tarihli Slovo’daki haberden Rus hükümetinin tutumu çıkarsamak
mümkün. Haber şu şekilde özetlenmiş: Ünlü Küçük Han önderliğindeki Gönüllü
Orman Kardeşleri, Rus hatlarının gerisinde savaşan, Türk İttihat ve Terakki
Cemiyeti’ne mensup olan birliklerdir. Hayırsever bir tavır sergileme sözüne
rağmen, Erdebil, Gilan ve Mazenderan hanlarıyla gizli anlaşmalar yapmış, tüm
gönüllü kuvvet, Tahran’daki Türk ve Alman elçiliklerinden gelen bağışlarla
organize edilmiştir.
[3]
Bolşeviklere, incelenen dönem için Tahran’daki Çarlık elçiliğinin arşivlerinin
verilip verilmediği belirsizdir. Batı’da bunları bulma çabalarım sonuç vermedi.
[4]
Bu çalışma tamamlandıktan sonra yayınlanan P. Daylemi’ye ait makale (“The
Bolsheviks and the Jangali Movement, 1915-1920” Cahiers du Monde russe et
sovietique 31 (1990): 43-60), ideolojinin yön verdiği bireylerin bazı
tarihi belgeleri nasıl görmezden gelebileceğini, diğerlerini nasıl çarpıtarak
ideolojik bir yapıya dönüştürebileceğini gösteren iyi bir örnektir. Daylemi’nin
kullandığı Dışişleri Bakanlığı belgeleri, yaptığı tahrifatların boyutunu ortaya
koyuyor.
[5]
U. G., “Pismo o Persii” (Letter from Persia), Azerbaijan, 24 Kasım 1918.
Bu bilgilerin önemli bir bölümüne başkaları da onay veriyor.
[6]
Azerbaijan, 31 Kasım 1918.
[7]
Bir sonraki paragraftaki alıntılar: “Zadachi i Usloviia Sotsialisticheskoi
Propagandy v Persii,” Zhizn NatsionaVnostei, Sayı. 27, 25 Mayıs 1919, s.
827-30; ayrıca bkz.: The Revolutionary Movement in Iran versus Great Britain
and Soviet Russia, 1914-1932 (RMI), yh.: Cosroe Chaqueri (Floransa, 1979), s.
827-30.
[8]
A.g.e.
[9]
“The Tasks and Conditions of Socialist Propaganda in Iran,” Zh. N., Sayı.
20, 1 Haziran 1919; çeviri: RMI, s. 831-34.
[10]
Effendiev, “The Iranian Forest Brothers,” Zh. N., Sayı. 30, 10 Ağustos 1919;
çeviri: RMI, s. 835-37.
[11]
Aşağıda ele alınan, Küçük Han’la bir Ermeni komünistin temas kurduğunu söyleyen
mektuplar, Cengelilerce Reşt’e Farsçaya tercüme edilsin diye gönderildi ama
İngilizlerin eline geçti (Eldrid’in mektubu, 6 Ağustos 1919 ve ek belge, FO
248/1244).
[12]
Naneishvili letter to Kirov, 20 Ekim 1919, M. C. Iskandarov, Iz Storii
Borbyi Kommunisticheskoi Partii Azerbaidzhana za Pobedu Sovetskoi Vlasti içinde
(Bakû, 1958), s. 312.
[13]
Effendiev, “Revolutionary Perspective in Iran” (Rusça), Zh. N., Sayı. 2
(59), 11 Ocak 1920; çeviri: RMI, s. 838-41.
[14]
Komintern’in uygulamaya koyduğu, Lenin ve Troçki’nin geliştirdiği resmi
Avrupamerkezci modele karşı Sultangaliyev tarafından üretilen “Doğu merkezli”
dünya devrimi teorisi için bkz.: A. Bennigsen ve C. Lemercier-Quelquejay, Islam
in the Soviet Union (Londra, 1967); ve A. Bennigsen ve S. Enders Wimbush, Muslim
National Communism in the Soviet Union (Şikago, 1979).
[15]
Raskolnikov interview by E. V., “On the Caspian and in Persia,” Soviet
Russia 2:17 (23 Ekim 1920): 394-95.
[16]
Larissa Reissner, Oktober (Berlin 1927; rpt. Konigstein, 1979), s. 166,
168, 174.
[17]
Voznesensky interview, Krasnaia Gazeta, 10 Haziran 1920; çeviri: Soviet
Russia, 11 Eylül 1920, s. 262-63.
[18]
Galiev interview, Krasnaia Gazeta, 20 Haziran 1920; çeviri: Bulletin
Periodique de la Presse Russe (b), (BPPR) 86 (Haziran-Temmuz 1920):
4-5.
[19]
B. Nikitin, Irani keh Man Shenakhteh Am (Tahran, 1950), s. 100,152; ve
“Souvenirs,” unpublished MS in French deposited at INALCO Library, Paris, s.
80-81, 119.
[20]
A.g.e., s. 281 (“Souvenirs,” s. 206).
[21]
A.g.e., s. 292 (“Souvenirs,” s. 213).
[22]
A.g.e., s. 298 (“Souvenirs,” s. 216).
[23]
A.g.e., s. 292 (“Souvenirs,” s. 213). İlk Pehlevi şahının eleştirisini
aktaran Nikitin, parantez içerisinde Küçük Han’a dair olumlu değerlendirmesinin
zamanla olumsuza evrildiğini dile getiriyor.
[24]
A.g.e., s. 297 (“Souvenirs,” s. 216).
[25]
A.g.e., s. 298 (“Souvenirs,” s. 216).
[26]
A.g.e., s. 300-3 (“Souvenirs,” s. 220).
[27]
M. Marchenko, Un Voyage en Perse Pendant la Revolution Russe (Paris
1920), s. 38.
[28]
A.g.e., s. 43.
[29]
A.g.e., s. 39.
[30]
A.g.e., s. 40.
[31]
A.g.e.
[32]
M. Marchenko, “Mirza Kutchuk, dit Kutchuk Khan, sa Vie et son Oeuvre,” RMM 40-41
(1920): 100-16.
[33]
A.g.e., s. 114.
[34]
M. S. Ivanov, Ocherki Istorii Irana (Moskova, 1952), s. 259-303.
[35]
A.g.e., s. 261.
[36]
M. N. Ivanova, “The National Liberation in the Gilan Province of Persia,” Sovetskoe
Vostokovedenie 3 (1955); kısmi çeviri: Central Asian Review 4 (1956)
302-13; ayrıca bkz.: Ivanova, Oktobr’skaia Revoliutsia i Iran (Moskova,
1958), s. 16-71; NatsionaVno-osvoboditVnoe Dvizhenie v Irane v 1918-1920 (Moskova
1961), s. 17-27.
[37]
Örneğin bkz.:, Sovetskaia Rossiia i Kapitalisticheskii Mir, 1917-1923, yh.:
1.1. Mints vd. [(Moskova, 1957), s. 586-89], çalışmalarında Cengelilerin anti-emperyalist
bir hat uyarınca hareket etmediklerini söylüyor. İngilizlerle ve Ruslarla savaşsalar
da “kendilerini özel amaçları doğrultusunda kullanan Almanlardan gelen yardımları
kabul ediyorlar.” İran “milli burjuvazi”sinin (Demokrat Parti’nin) sağ kanadının
gerçekte Alman emperyalizminin ajanı haline geldiğini doğru bir biçimde tespit
eden makale, bu “ajanlık” faaliyeti dâhilinde Sovyetler’in İran’a ilişkin tarih
yazımının kahramanı, İranlı komünist lider Haydar Han’ın önemli bir isim olarak
öne çıktığından bahsetmiyor.
[38]
A. C. Edwards, “German Intrigues in Persia,” Yale Review, Nisan 1918. s.
615.
[39]
Major M. H. Donohoe, With the Persian Expedition (Londra, 1919), s. 63.
[40]
A.g.e., s. 72-73.
[41]
Bu Cengeli karşıtı propaganda öylesine güçlü ki 1931 gibi geç bir tarihte bile
Sör A. Wilson’ın Küçük Han’dan “Dunsterforce’un Gilan’da bulunduğu dönemde Türk
ve Alman ajanları yanında Bolşeviklerle dostane ilişkiler kuran bir kabile
reisi” olarak bahsediyor (Mesopotamia, 1917-1920 [Londra, 1931], s. 26).
[42]
W.E.R. Dickson, Report by Brig. General E. Dickson of the Dept of Local
Resources, Mesopotamia Expeditionary Force for the First 18 Months of its
Existence (Bağdat, 1918), s. 31.
[43]
L. J. Edwards, “An Autumn Tour in Daylam ''Journal of Central Asian Society (JCAS)
11, pt. 4, 1924, s. 340-41.
[44]
F. J. Moberly, History of the Great War, Operation in Persia, 1914-1919. Historical
Section of the Commission of Imperial Defence (Londra, 1929), s. 274.
[45]
A.g.e., s. 289.
[46]
L. C. Dunsterville, “Six Months in North-West Persia,” Persia Magazine 1,
Sayı. 2 (1921): 48.
[47]
A.g.e., s. 56.
[48]
L. C. Dunsterville, The Adventures of Dunsterforce (Londra, 1920), s.
[49]
A.g.e., s. 28.
[50]
C. Sykes, Wassmuss, uThe German Lawrence” (Londra, 1936), s. 171.
[51]
P. Sykes, A History of Persia (Londra, 1958) 2:489-90, 526.
[52]
Tahran’da çıkan günlük gazete İran’ın 14 Ağustos 1918 tarihli haberinde “İngilizlerin
Gilan’dan geçebilmek için Küçük Han’a para verdiği dedikodularından”
bahsediliyor (çeviri: USNA 891, Roll 33).
[53]
Diğerleri de bu düşünceleri tekrarladı; örneğin, 1919 anlaşması gerçekleşmiş
olsaydı, İran’ın maliyesini kontrol edecek olan S. A. Armitage-Smith’in şu
sözlerine bakalım: “Gilan, Bolşeviklerin insafına kalmıştı, Küçük Han, uzun
süre duruma hâkimdi, Tahran Hükümeti’ni tanımayı reddetti.” (‘Teheran and the
Road There and Back,” Persia Magazine 1, Sayı. 3 (1921): 82.
[54]
Eldrid report, 8 Mart 1919, FO 248/1243.
[55]
Wickham telegram, 7 Şubat 1919, FO 248/1243.
[56]
Wickham report, 10 Şubat 1919, FO 248/1243.
[57]
Wickham report, 6 Mayıs 1919, FO 248/1243.
[58]
Cox report, 14 Temmuz 1919, FO 248/1243.
[59]
Lucien Rey, “Persia in Perspective,” New Left Review 19 (Mart-Nisan
1963): 51-55.
[60]
Rey’in değerlendirmesi hareketin sonraki aşamalarıyla ilgili kimi gerçekleri
tahrif ediyor. Bu aşamalar bu çalışmada netliğe kavuşturulacak.
[61]
Remarks before the British Central Asian Society, as reported by Seyyed Ameer
Ali, JCAS 5, pt. 2 (1918), s. 95.
[62]
A.g.e., s. 96.
[63]
A.g.e.
[64]
French viceconsul report (Resht), 10 Ağustos 1918, Archives du MAEF, Asie, Serie
E, Perse, 1919-1929, doss. 15, s. 86-111.
[65]
Ducrocq’un takip eden iki paragrafta aktarılan görüşleri şu raporundan alındı:
8 Mayıs 1919 (A.g.e., doss. 5, s. 36-40).
[66]
Ducrocq report, 8 Eylül 1919 (A.g.e. s. 57-58).
[67]
A.g.e., s. 48-59. Bu iddia, 22 Eylül 1918 günü Almanya’nın Tebriz konsolosu
Wustrow’un raporuyla çelişiyor. Küçük Han’la çalışmış olan on iki Avusturyalı ve
Almanyalı subay İngilizlerin Cengelilerle anlaşma imzalaması sonrası görevden
alındı. Subaylar sonrasında Tebriz’e gittiler (AA, Abt. A., Akten Persien, Bd.
22, Sayı. 21).
[68]
U.S. Minister Caldwell report, 12 Temmuz 1917, USNA 891.00/916.
[69]
U.S. consul report (Kazvin), 30 Ekim 1918, USNA 891.00/1071.
[70]
U.S. charge d’affaires Van Engert report, 7 Temmuz 1919, USNA 891.00/1122.
[71]
Murray letter, enclosure to legation report, 30 Ekim 1918, USNA 891.00/1071.
[72]
İtalik bana ait.
[73]
Bu tür bir olay sadece bir kez yaşandı. Emin Devlet, köylülerin şikâyeti
üzerine tutuklandı.
[74]
Murray letter, enclosure to legation report, 30 Ekim 1918, USNA 891.00/1071.
[75]
A.g.e.
[76]
Letter by Rev. J. Davidson Frame from Resht, forwarded by U.S. Charge
d’Affaires Van Engert, 16 Ekim 1921, USNA 891.00, Roll 5.
[77]
G. Lenczowski, Russia and the West in Iran, 1918-1948 (New York: 1968), s.
18, 54-60. Sonrasında bu görüşü tekrarlayan bir çalışma için bkz.: J. Eudin ve
R. C. North, Soviet Russia and the East (Stanford, 1964), s. 96; ve N.
S. Fatemi, Diplomatic History of Persia, 1917-1923 (New York, 1952). Ayrıca
bkz.: I. Spector, The Soviet Union and the Muslim World, 1917-1958 (Seattle,
1959), 5. Bölüm.
[78]
U.S. Office of Strategic Services, 15 Eylül 1945, USNA A-63922.
[79]
Mirza Abol-Qasem Khan Kahalzadeh, Dideh-ha va Shanideh-ha, Khaterat (Tahran,
1984).
[80]
U. Gehrke, Persien in der Deutschen Orientpolitik Wahrend des Ersten
Weltkrieges, 2 Cilt. (Stuttgart, 1960).
[81]
Von der Golz telegram, Sayı. 2205, 8 Şubat 1916 (AA, Abt. A, Akten Persien
betr. von der Golz, Bd. 7, Sayı. 24).
[82]
Wustrow report, 4 Temmuz 1917 (AA, Abt. A., Akten Persian, Bd. 11, Sayı. 23).
[83]
Sommer report, 12 Ağustos 1917 (AA, Abt. A. C 3408, Akten Persien betr. Blücher/Sommer,
Bd. 1, Sayı. 21/1). Almanca olan pasajda şu söylüyor: “Mein Vertrauensmann
mitteilte, er habe Mirsa Kutchuk Chan im Sinne Ew. Hochwohlgeboren Weisung
Erlass Nr. 18 verstandigt, zum Ausharren im Kampf gegen Russen ermahnt und
zusagende Antwort erhalten.” [“Güvendiğim kişi bana, Mirza Küçük Han’ı Yüce
Efendinizin 18. Emri çerçevesinde haberdar ettiğini, Ruslara karşı mücadelede
dayanması için uyarıldığını, olumlu bir cevap aldığını bildirdi.]
[84]
Sommer report, 3 Eylül 1917 (AA, Abt. A., C 3408, Akten Persien betr. Blücher/Sommer,
Bd. 1, Sayı. 21/1).
[85]
A.g.e. Vasakuni’ye göre, kendisiyle birlikte 11 Alman, 4 Türk, birkaç da
Rus subayı hizmet verdi. Almanlar Çarlık rejiminin yıkılması sonrası Rusya’dan
İran’a kaçan savaş tutsaklarıydı, burada Cengelilere sığınmışlardı. Cengeliler
Almanlardan ve Türklerden para almakla kalmadılar ayrıca kendilerine sığınan Alman
savaş tutsaklarından yardım da gördüler. Vasakuni, Cengelilerin hesap
defterlerini inceleme izni alıyor ve bu incelemesi üzerinden konuşuyor
(Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan ve 27 Temmuz
1919).
[86]
Örneğin bkz.: Holstein telegram, 24 Nisan 1918 (AA, Abt. A. Akten Persien C
3403, Bd. 19, Sayı. 21); ve Wustrow telegram, 10 Mayıs 1918 (AA, Abt. A Akten
Persien C 3404, Bd. 20, Sayı. 21).
[87]
Wustrow report, 19 Mayıs 1918 (AA, Abt. A. Akten Persien C 3404, Bd. 20, Sayı.
21).
[88]
Rus-İngiliz kuvvetleriyle Cengeliler arasındaki askeri çatışmalar sırasında bir
süre Cengelilerin yanında kalan bir Alman konsolosluk çalışanı, Berlin’e
gönderdiği raporda, Küçük Han’ın kendisine daha önce Alman hükümetinin
desteğini gördüğünü söylüyor! Musul’dan rapor, 5 Temmuz 1918 (AA, Abt. Akten
betr. Deutschland, Bd. 3, no. 135/21). Ancak elimizde bu iddiayı doğrulayacak
bir kanıt bulunmuyor.
[89]
İçe yönelik bildiri için bkz.: Berlin’deki Dışişleri Bakanlığı 9 Temmuz 1918; Almanlar
için çalışan ünlü İranlı Seyf Azad’ın raporu, 27 Temmuz 1918; Tiflis konsolosunun
raporu, 17 Ağustos 1918, AA, Abt. A Akten Persien C 3405, Bd. 21, Sayı. 21.
[90]
İstanbul konsolosunun raporu, 8 Temmuz 1918 (AA, Abt. A. Akten Persien C 3383,
Bd. 8, Sayı. 12).
[91]
Musul konsolosunun raporu, 5 Temmuz 1918 (AA Abt. A Akten betr. Deutschland,
Bd. 3, Sayı. 135/21).
[92]
Wustrow report, 28 Ağustos,1918 (AA, Abt. A Akten Persien C 3406, Bd. 22, Sayı.
21).
[93]
Waldburg report, 18 Eylül 1918 (AA Abt. A., Akten Persien C 3406, Bd. 22, Sayı.
21).
[94]
Wustrow reports, 28 Ağustos, 1918, ve 22 Eylül 1918 (A.g.e.)
[95]
Mustafa Han’ın 12 Ekim 1918 günü Küçük Han’a gönderdiği mektupta, savaş malzemesinin
dört sandık tabanca, 12.000 mermi ile birlikte 12 adet mitralyöz, 900 tüfek ve
cephane. Bazı Alman subayları da beraberinde gönderilecekler arasında
sayılıyor.
[96]
Küçük Han’ın Gurab Zermih’teki evinde bulunan, Mustafa Han’a ait mektup; çeviri:
12 Mayıs 1919, FO 248/1244; çeviri: Archives du MAEF, Asie, Serie E, Perse,
1919-1929, doss. 5, s. 57-58. Vasakuni’ye göre Cengeli Merkez Komitesi’ne bağlı
ajanlar bir dizi mektup gönderdiler. Mustafa Han Kazvini’nin gönderdiği mektup,
General von Kress’in altı sandık silah, altı havan, 3.000 tüfek ve mermilerin
Alman imparatoru adına Küçük Han’a gönderildiğini kabul ediyor. Küçük Han’a bu
silahları getirmekle görevli birlik, Küçük Han’ın Almanya’ya yönelik tavrı
konusunda net bir bilgiye sahip olmadığını düşünen konsolos Wustrow tarafından
Tebriz’de durduruluyor. (Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 11
Ekim 1919).
[97]
A.g.e.; Bu mektuplar sonrasında Gurab Zermih’deki Cengeli karargâhına saldıran
İngilizlerin eline geçtiği söyleniyor ama Küçük Han’ın ardında bu türden
belgeleri bırakması pek mümkün görünmüyor. Muhtemelen mektupları İngilizlere hareketten
koptuktan sonra Hacı Ahmed Kasmai teslim etti.
[98]
A.g.e.
[99]
Vasakuni’nin iddiasına göre Almanlara ait bazı malzemeler bu dönemde Gurab
Zermih’te teslim alındı (“Kuchek Khan and his Work,” Zank, 6 Mart 1920).
Vasakuni’nin Wustrow’un mani olduğu, Türklerin Almanlara sunduğu sınırlı
yardımla ilgili söyledikleri muhtemelen yanlış.
[100]
Kennion report from Resht no. 212, 5 Kasım 1918, FO 248/1203.
[101]
[French military attache] Ducrocq letter, 8 Eylül 1919, Archives du MAEF, Asie,
Serie E, Perse, 1919-1929, doss. 5, s. 48-49.
[102]
Mustafa Khan’s second letter, 11 Ekim 1918, a.g.e., s. 57.
[103]
Von Kress report to von Herding, 16 Ağustos 1918 (AA, Abt. A, Akten Russland C
2354, Bd. 24, Sayı. 97).
[104]
Kirman konsolosu iken İranlılarla ilgili olarak dile getirdiği görüşünü daha
önce aktarmıştık.
[105]
Von Kress report, 18 Eylül 1918 (AA, Abt. A, Akten Persien, Bd. 22, Sayı. 21).
[106]
Von Kress report, 10 Ağustos 1918, (AA Abt. A, Akten Russland C 2354, Bd. 24, Sayı.
97).
[107]
Khalil Pasha, letter to Kuchek Khan, 24 Eylül 1918, çeviri: FO 371/3864, f.
252. (tarih 16 Zihacce, 1336; İngiliz çevirmen, yanlışlıkla Gregoryen
takvimindeki karşılığını 22 Eylül 1917 olarak veriyor).
[108]
7 Ağustos 1918’de Ubeydullah adlı bir Türk subayının Küçük Han’a yazdığı mektup,
İran’la ilgili bu planın ayrıntılarına ışık tutuyor. Mektubun öne çıkan
noktaları şunlar: Vusuk tarafından yeni göreve getirilen başbakan Samsam Sultani,
yeni İngiliz yanlısı kabineye saldırmak için Bahtiyari süvarilerinin gelişini
bekliyordu. Küçük Han’a Reşt’e, ardından Kazvin’e gitmesi söylendi. Türk ordusu,
Azerbaycan’ı işgal edecek, oradan da von Kress’in planına göre Kafkasya’ya
ilerleyecekti. Ubeydullah, ayrıca Küçük Han’a askerler, subaylar ve askeri
teçhizat sözü verdi, ancak bunların hiçbiri iletilmedi (FO 248/1202).
[109]
Von Kress letter to Kuchek Khan, 18 Eylül 1918, FO, 371/3864.
[110]
Wustrow letter, 28 Aralık 1918, FO 371/3864.
[111]
Cengelilere gönderilmesi planlanan tüm savaş malzemeleri, bir yıl sonra “Tahran
hükümeti karşıtı hareketi başlatmak ve Vusuk-Curzon arasında 1919’da imzalanan anlaşmayı
boşa düşürmek için kullanılmasını öneren Wustrow’un yönetimindeki Alman
konsolosluğunda kaldı. Bu sırada Wustrow, muhtemelen kendi inisiyatifiyle,
Tahran’daki gerici kabineye karşı çıkan (Cengeliler gibi) çeşitli İranlı örgütlere
yardım etmeye çalıştı. Alman elçiliği, Cengelilere yardım etme girişimine
ilişkin Tahran’ın protestosunu kendisine ilettiğinde, ironik bir şekilde bir
yıl önce General von Kress tarafından verilen yetkiyi gerekçe gösterdi! Bkz.
Sommer mektupları, 25 Ekim ve 8 Kasım 1919 (AA, Abt. A., Akten Persien C 3384,
Bd. 9, Sayı. 12).
[112]
‘Obaidollah letter to Kuchek Khan, 16 Şubat 1918, FO 248/1203.
[113]
Kuchek Khan letter to ‘Obaidollah, 21 Şubat 1918, ve Cox letter to FO, 24 Şubat
1918, FO 248/1203.
[114]
‘Obaidollah letter to Kuchek Khan, 7 Mart 1918, FO 248/1203.
[115]
Kuchek Khan letter to ‘Obaidollah, 7 Mart 1918, FO 248/1203; her ne kadar çevirmen
hatalı yazmış olsa da Ubeydullah’ın son mektubunun tarihinin aynı oluşu bize
onun başka bir mektup olduğunu, öncekine cevap vermek için yazılmadığını
söylüyor.
[116]
‘Obaidollah letter to Kuchek Khan, 13 Mart 1918, FO 248/1203.
[117]
‘Obaidollah letter to Kuchek Khan, 13 Nisan 1918, FO 248/1244.
[118]
‘Obaidollah letter to Kuchek Khan, 7 Ağustos 1918, FO 248/1202.
[119]
Oakshott letter to Kennion, 25 Ekim 1918, FO 248/1203.
[120]
Maclaren letter, 21 Mayıs 1918, FO 248/1203.
[121]
McDonnel telegram, 15 Ekim 1918, FO 248/1203.
[122]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 6 Mart 1920.
[123]
A.g.e. 18 Nisan 1919.
[124]
A.g.e., 18 Nisan ve 27 Temmuz 1919. Vasakuni sonrasında (a.g.e., 3
Mayıs 1919) Cengelilerin önce İngiliz karşıtı, sonrasında Alman yanlısı
olduğunu söylüyor.
[125]
A.g.e. 11 Ekim 1919.
[126]
A.g.e. 4 Ekim 1919. Alman subayı Albay Ernst Praquin’in Halil Paşa ile
gerçekleştirdiği sohbetlere dair değerlendirmeler planın İran’da başarılı olma şansının
bulunmadığını ortaya koyuyor: “Politics in the East,” Berliner Tageblatt (24
ve 28 Ocak 1920), rpt. Ararat 69 (1920): 32-40.
[127]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 3 Mayıs ve 1 Kasım 1919.
[128]
Jöntürklerin oluşturduğu bu büyük planla ilgili bir tartışma için bkz.: Albay
Praquin’in Halil Paşa ile sohbetlerine ilişkin değerlendirme (bkz.: n. 126).
[129]
Kriegsministerium to Finanzministerium, 27 Ağustos 1919; Bundes Archiv Potsdam,
Reichschatzamt, Akt. IV, Specialia 153, Beiheft 18, A 1449.
[130]
“Abschrift” signed by Generalmajor Freiherr von Kress, 6 Ağustos 1919; a.g.e.
[131]
Bir istisna olarak, Şiraz’daki Alman Konsolosluğu’nda çalışan ve görevine
dönerken Cengelilerle birlikte kalan bir kişi, Küçük Han’ın kişiliğini kısaca
şöyle tanımlamıştı: Cengeli lideri “hayatının en güzel çağında olan, insanda enerjik
bir izlenim bırakan, kesinlikle dürüst ve yolsuzluğa bulaşmamış biri”.
(consular report sent from Mosul, 5 Temmuz 1918, a.g.e., Akten betr.
Deutschland, Bd. 3, Sayı. 135/21).
[132]
Herbert von Melzig, Resa Shah, Der Aufstieg Irans und die Grossmdchte (Berlin,
1936), s. 23-24.
[133]
C. Brockelmann, Geschichte der Islamischen Volker (Berlin, 1943), s. 452.
[134]
A.g.e., s. 453.
[135]
Jangal, Sayı. 31, 30 Mayıs 1918.
[136]
A.g.e. Sayı. 8, 24 Ağustos 1917.
[137]
A.g.e. Sayı. 9, 4 Eylül 1917.
[138]
Cengelilere karşı kullanılan silahlardan biri, Türk savaş bakanı Enver Paşa’nın
Nisan 1918’de Küçük Han’a hediye olarak gönderdiği altın kılıçtı. Enver, ayrıca
Tahran’daki İranlı mevkidaşına “bir Kur’an ve Mauser marka otomatik bir tabanca
hediye etmişti”, o da “bunları Şah Hazretlerine teslim etmişti” (A. C. Edwards,
“German Intrigues in Persia,” Yale Review, Nisan 1918, s. 618). İkinci
hediye hiç şaşırtıcı değil.
[139]
Jangal, Sayı. 15, 10 Kasım 1917. Şu türden güvenilir İranlı kaynaklar bu
hususu teyit ediyor: Y. Dolatabadi, Hayat-i Yahya, (Tahran, 1982),
4:141-49; ve A. Mostofi, Tarikh-i Ejtema’i Edari-yi Doreh-yi Qajar (Tahran,
1945-1947), 3:9.
[140]
L. I. Miroshnikov, Iran in World War I (Moskova, 1963), s. 45-46.
[141]
Miroşnikov, kanıt sunmadan, “Cengeli Hareketi’nin Alman ajanları ve
partizanlara silah sağlayan Türkler tarafından sonuna kadar kullanıldığını”
iddia ediyor (a.g.e., s. 66).
[142]
Almanların “Ulusal Hükümet” ile işbirliği yanında, askeri ve mali yardımlarının
ayrıntıları için Gehrke, Persien in der Deutschen Orientpolitik’ ve eski
Genelkurmay Subayı H. von Kiesling tarafından yazılan Mareşal von der Goltz’un Birinci
Dünya Savaşı sırasında İran’daki operasyonları, Mit Feldmarschall von der
GoltzPascha in Mesopotamien und Persien (Leipzig, 1922), bölüm 6’ya bakınız.
[143]
Miroşnikov, diğer şeylerin yanı sıra, Almanların Hamedan’daki “aktif
operasyonlarının” “İhsanullah Han komutasındaki bir İranlı Mücahitler birliğince
desteklendiğini” aktarıyor (Iran in World War I, s. 50).
[144]
Bolshaia Sovetskaia Intsiklopedia [Moskova, 1929, 14:309], Haydar Han’ın “savaş
[1914-1918] sırasında Türk Ordusu subayı olarak İran cephesinde İngilizlere ve
Ruslara karşı savaştığını” söylüyor. Haydar Han’ın savaşın bir bölümünde Berlin’de
ikamet etmesi ve İran’daki Alman yanlısı partiyle olan ilişkisi hakkında daha
fazla bilgi için bkz.: Gehrke, Persien in der Deutschen Orientpolitik,
s. 258, 371-72.
[145]
Takizade’nin bu dönemde Almanya ile kurduğu işbirliği konusunda bkz.: Gehrke, Persien
in der Deutschen Orientpolitik.
[146]
Eskenderi’nin Alman yanlısı “Ulusal Hükümet” ile yakın ilişkileriyle ilgili
olarak bkz.: a.g.e. ve Alman ajanlarının 1917 yaz sonu ve sonbahar
başıyla ilgili yazışmaları. (11 Kasım 1918, WO 106/55).
[147]
Cox letters to Curzon, 17 Ağustos ve 15 Eylül 1919, FO 371/ 3864.

