9
Haziran 1995’te, Mısır’ın önde gelen gazetesi Ahram’da birkaç haber yer
aldı. Kanada Başbakanı Jean Chrétien ile bir görüşme, aşk duygusu ve bunun
beyinle olan kimyasal bağlantıları üzerine bilimsel bir çalışma ve Mısır
Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher ve İsrail
Başbakanı İshak Rabin’in Ortadoğu’da barış olasılıklarını görüşmek üzere Kahire’de
yaptıkları görüşme, günün manşetleri arasındaydı.
Gazetenin
en arka sayfalarında ise ölüm ilanları tüm sayfayı dolduruyordu. Bu noktaya
ulaşmayı başaran okurların dikkatini muhtemelen şapka ve güneş gözlüğü takan
bir adamın fotoğrafı da dâhil olmak üzere, dört vatandaşımızın siyah-beyaz
fotoğrafları çekmişti. Şiirsel bir dizeyle başlayan bu metnin yazarları, Mısır
Ulusal Kuvvetleri, “halkın sanatçısı” (fanān al-shaʿb) Şeyh İmam İsa’nın vefatını duyurdu.[1]
Metinde
dile getirildiği biçimiyle Şeyh İmam, 1917 yılında Kahire’nin güneyindeki bir
köy olan Ebu Numrus’ta doğdu, Mısır’ın başkentinin işçi mahallesi olan Huş Kadem’de
öldü. Aslında sanatçının 1918 olan doğum tarihini yanlış aktaran metin,
devamında İmam için ne zaman ve nerede yas tutulacağını söylüyor. Tahrir
Meydanı yakınlarında, saat 20:00 ile 22:00 arasında, şehir merkezindeki Ömer
Makram Camii’nde bir taziye töreni düzenleneceği belirtiliyor. Ölüm ilanının
geri kalanı, bir liste şeklinde. 172 kişinin ismi tüm sayfayı kaplıyor.
İmam’a
saygılarını sunanlar arasında Zeynel Abidin Fuad, Seyyid Hicab ve Ferid Zahran
gibi şairler ve politikacılar; Sunallah İbrahim, Nebiha Lütfi ve Yusuf
Şahin gibi romancılar ve yönetmenler;
Şahende Maklad, Arva Salih ve Mahmud Emin Âlim aktivistler ve kültür eleştirmenleri yer alıyor.
İmam’ın hayatına dair çok az
bilgi sunmasına rağmen, uzun köşe yazısı, onun
etkisine dair geride şüpheye
zerre yer bırakmıyor. Bu metin, aynı gazetenin son sayfasında bir klima reklâmının altında “âmâ şarkıcı”nın
ölümünü belirten tek satırlık haberden farklı bir duruşu ifade ediyor.[2] “Halkın
sanatçısı” olarak anılan İmam, o etkileyici ölüm ilanının da söylediği
biçimiyle, neredeyse herkes tarafından tanınan biriydi.
Bu
ölüm ilanına rastlayanlardan biri de Mısırlı gazeteci Zekeriya Nil’di. İlanı
görünce “uzun süre duraksamıştı.” En üstteki “halkın sanatçısı” başlığından,
aşağıda yer alan şaşırtıcı sayıda isme kadar her şey, yazarı hazırlıksız yakalamıştı.
Üç gün sonra, 12 Haziran’da Ahram’da yayınlanan “Min Huvva” (O Kim?)
başlıklı makalesinde Nil, İmam’ı tanımadığını itiraf ediyor.[3] Bu konuda
yalnız olmadığını öğreniyoruz. İmam’ın ölüm ilanının yayınlandığı gün, Cuma
namazından sonra insanlar yazara şöyle sormuşlar: “Tanımadığımız bu ‘halkın
sanatçısı’ kim?” Ölüm ilanının kenar boşluklarının hemen ötesinde yatan
“destansı bir öykü” gibi görünen şeyi çözmeye kararlı olan yazar, bir dizi soru
soruyor.
İmam,
“siyasi rejim kaçağı” mıydı, “sosyal adaletten dışlanmış biri” miydi yoksa
ölümü Mısır basınında ifade özgürlüğünün karşı karşıya kaldığı bir krizle
tesadüfen aynı zamana denk gelen bir “kanun kaçağı” mıydı? Seyyid Derviş
(1892–1923) ile kıyaslandığında, halkın bu “halkın sanatçısı” diye adlandırılan
kişiyle nasıl bir ilişkisi vardı? Ayrıca, sanatçının, Ümmü Gülsüm (1898-1975),
Muhammed Abdülvahhab (1902–1991) ve Abdülhalim Hafız (1929-1977) gibi geçmişin
ikonik sanatçılarıyla ilişkisi nasıldı?
Cevap
arayışında olan Nil, metnin imzacılarından ikisine, İmam’ın “davasını” okurlara
neden tanıtmadıklarını sordu. Soruya net bir cevap verildi. Önde gelen
yazarlar, “Tüm rejimlerden zulüm gördü!” dediler. Onların bakış açısına göre,
İmam’ın davası açıktı. “Halkın sanatçısı”nın tanıtıma, reklâma ihtiyacı yoktu.
Nil, tahrik edici ifadelerinde, İmam’ı tanımamasını kısmen sanatçının ölümü
karşısında Ahram sayfalarında yas tutan kişilere bağlıyor. Ona göre bu
kişiler, İmam hayattayken ona destek olmak için çok az şey yapmışlardı. Gene de
gazeteci, merhum sanatçıya iyi dileklerini iletti. Nil yazısını, “Allah, halkın
sanatçısı Şeyh İmam İsa’ya rahmet eylesin, ama onu
tanımıyordum bile” cümlesiyle bitirdi.
Peki
Kim Bu Şeyh İmam?
Yukarıda
dile dökülen gerilimi çıkış noktası alan bu makale, Şeyh İmam’ı ve
halkını inceliyor.
Bu amaç doğrultusunda,
İmam’ın gerçekten de “halkın sanatçısı” olup
olmadığı meselesine pek fazla eğilmiyorum. Kanaatimce bu,
tarihsel
olarak öncü Mısırlı müzisyen
Seyyid Derviş’e atfen kullanılan bir unvan. Sophie Frankford, bu konuyu başka bir yerde inceliyor.[4] Benim asıl niyetim,
yeni bir kitap projesinin odak noktasında
olan
İmam hakkında okurlarla
fikir alışverişinde
bulunmak, sanatçının hayatını mirasıyla ve Mısır’ı daha uzak diğer ortamlarla diyalog içine sokmak.
Bunu yaparken, “halkın sanatçısı” olmanın ne anlama geldiğini üzerine kafa
yoracak, İmam’ı yaşamı boyunca kimlerin dinlediğini ve ölümünden sonra kimlerin
dinlemeye devam ettiğini ele alacağız. Ancak İmam’ın dinleyicilerini tanıtmadan
önce, bu öykünün merkezinde duran, zamanla siyasi bir muhalife dönüşen sanatçıyı
kısaca takdim etmek gerekiyor.
Birinci
Dünya Savaşı’nın gölgesinde doğan İmam Ahmed Muhammed İsa, bebekken bir göz
enfeksiyonu geçirdi ve Mısırlıların İngiliz işgaline son vermeye çalıştığı
koşullarda görme yetisini yitirdi. Birçok Mısırlı çocuk gibi, İmam’ın eğitimi
de geleneksel Kur’an öğretim yeri olan bir kuttâbda başladı. Orada, daha sonra
okuyacağı Kur’an’ı ezberledi. Kendisinden önce gelen sayısız hemşehrisinin
izinden giderek, İmam, genç yaşta köyünü terk edip Mısır’ın başkentine gitti.
Ancak Kahire’deki İslami çalışmaları kısa sürdü.
İmam,
Şeyh Muhammed Rıfat’ın (1882-1950)
radyodan Kur’an okumasını dinlediği için İslami
enstitüsünden atıldı. O dönemde derneğin yöneticileri, yayınladığı içeriğe bakılmaksızın, bu
teknolojiyi küfür ve itaatsizliğe açılan bir kapı olarak görüyorlardı.[5] Evsiz kalan İmam, Eski Kahire’deki işçi sınıfı
mahallesi Guriyye’ye gitti. İlerleyen
yıllarda, şehirdeki etkinliklerde şarkıcı ve okuyucu olarak geçimini sağladı, burada önde gelen
bir müzik öğretmeni
olan Şeyh Derviş Hariri ile tanıştı. Şeyh, ona hocalık yapmayı teklif etti. İmam,
ud eğitimi aldı. 1962’de şair Ahmed Fuad Necmi (1929-2013) ile yolları kesişti.
İkili üretken bir dostluk ilişkisi kurdu. İmam, Necmi’nin sözlerini müziğe
döktü. Bu durum, önce Cemal Abdünnasır (1955-1970), daha sonra Enver Sedat
(1970-1981) dönemlerinde her iki adamın da defalarca hapse girmesine neden
oldu.
Devlet
kontrolündeki Mısır radyosunun, ikilinin eleştirel iş birliklerini yayınlamayı
reddetmesi nedeniyle, İmam ve Necmi, daha geniş bir kitleye ulaşmak için yeni
bir araç geliştirdiler. Kamusal gösterilerde ve özel toplantılarda bireysel
dinleyiciler tarafından kaydedilen, ticari olmayan kasetler, şarkıcının sesini
yakın ve uzak diyarlara taşıdı.[6] İmam’ın hayranları tarafından kopyalanıp
dağıtılan bu kasetler, sınırları aştı, sansürden kurtuldu, canlı
performanslarını popülerleştirdi. Bu uygulamaların gayriresmî doğası İmam’ın
gözünden kaçmamıştı. Seksenlerin ortalarında İngiltere’de verdiği bir
röportajda “Benim kitle iletişim araçlarım kitlelerdir”[7] diyen İmam için “kitleler”le
kurulan bu bağ bir gurur kaynağıydı. Şarkılarında “halkın" yanında yer
almanın yanı sıra, İmam bir işçi sınıfı mahallesinde onların arasında
yaşıyordu. Birkaç yıl sonra Mısır dergisi Ruzü’l-Yusuf’ta kariyerini ve
ev dediği sade odayı değerlendirirken, İmam, “gösteriş ve iktidar” yerine “devrim
ve yoksulluk yolunu” seçtiğini, bunu tekrar yapmaktan çekinmeyeceğini, “çünkü halkın
sanatçısı halkla birlikte yaşamalı” diyordu.[8] Peki İmam’ın halkı kim?
Remix:
Muhalif ve Yakın Geçmiş
Haziran
1967 savaşının ardından ve Ocak 1977 ekmek isyanlarına uzanan süreçte, İmam’ın yaptığı
ilk besteler, önem arz eden o on yıl için anlamlı bir derleme oluşturmak üzere
bir araya geldi. Sanatçıyı yakından deneyimleyenler arasında Mısırlı öğrenciler
de vardı. Kahire Amerikan Üniversitesi’nde sınıf arkadaşı, Abdülaziz Ezzelarab’dan
İmam hakkında bir öykü yazmasını istedi.[9] Mısır’ın öğrenci hareketinin İsrail
ile “ne savaş ne de barış” diyen tutuma karşı geliştirdiği muhalefetin ivme
kazandığı günlerde Ezzelarab, 1972’nin başlarında Huş Kadem’i ziyaret etti,
ancak şarkıcıyı orada bulamadı. İmam hapisteydi. Bununla birlikte, sanatçının
mütevazı odası, genç adamı epey etkiledi. Ezzelarab, o noktada insanları
sandığı kadar iyi tanımadığını fark etti. Makale, hiçbir zaman yayınlanmadı.
Ezzelarab, kendisini eleştirmeye başladı. Bu dönemde İmam’ın şarkı söylediği yerlere,
genellikle arkadaşlarının evlerinde gerçekleştirdiği dinletilere katılmaya
çalıştı.
1982’de
Ezzelarab, çalışmak için Bahreyn’e gitti. Seyahatinden önce, sanatçının sesi ve
dinleyicilerin seslerinin yan yana yer aldığı İmam’ın kasetlerinden oluşan bir
koleksiyon oluşturdu. Bu kasetler, yurt dışında (önce Körfez’de, sonra Kanada’da)
onun “tesellisi” oldu. Bu amatör kasetler, başkalarının daha sonra İmam’ın
canlı performanslarıyla karşılaşmasını sağladı. Maha Abdülfettah’ın aktardığı
kadarıyla, öğrenciler, Ezzelarab’ın mezun olduğu okulda bu kasetleri değiş
tokuş ederlerdi.[10] 1984’te üniversitedeki ilk haftasında, İmam’ı hiç dinlememiş
olan Abdülfettah, Kahire’deki bir sınıf arkadaşından kasetlerinden birini aldı.
Kayıt, birçok soruyu beraberinde getirdi. Onu Filistin ve Che Guevara hakkında
daha fazla bilgi edinme konusunda motive etti.
Ayrıca
İmam’ı sadece Mısırlılar dinlemiyorlardı. Müziği, yirminci yüzyılın
ortalarından sonlarına kadar hâkim olan İslami diriliş anlatılarında İslamcı
uyanışın merkezden uzaklaştırılmasına imkân sağlayan bir kapı aralayarak, Arap
dünyasında ve ötesinde yankı buldu.[11] Enver Sedat’ın 1981’deki suikasta
kurban gitmesinden birkaç yıl sonra, İmam’a ilk kez yurt dışına seyahat etme
izni verildi. Necmi ile birlikte, şu anda bir araya getirmeye çalıştığım
uluslararası bir turneye çıktı. İkili, Cezayir’deki oturma odalarından
İngiltere’deki amfitiyatrolara kadar her yerde sahne aldı. İmam’ın müziğinin en
çok yankı bulduğu topluluklardan biri de Arap soluydu. Bu solculara şarkı
söylediği yerlerden biri de Lübnan’dı.
Lübnan
İç Savaşı’nın (1975-1990) başlarında o zamanlar çocuk olan Rabi Mürüvvet, İmam’dan
habersizdi.[12] Ancak birkaç yıl içinde, İmam, geleceğin sanatçısının dikkatini
çekti. Marsil Halife (d. 1950) ve Halid Haber (d. 1956) gibi devrimci
müzisyenlerin arasına katıldı.
Mürüvvet,
ortaokuldayken Genç Demokratik Birliği üyesi olarak sınıf arkadaşlarına
kasetlerini satıyordu. Bu satışlardan elde edilen gelir, 1984’te kuruluşunun
altmışıncı yıldönümünde İmam’ı şarkı söylemeye davet eden Lübnan Komünist
Partisi’ne gidiyordu. İmam’ın Lübnan'daki akustik varlığı çeşitli biçimler
aldı. Mısır’ın aksine, Lübnan’da müziğini yayacak bir araç vardı: radyo. İlerici
Sosyalist Parti’nin Dağın Sesi (Sevtü’l-Cebel) ve Lübnan Toplum Partisi’nin
Halkın Sesi (Sevtü’ş-Şab) istasyonları onun şarkılarını yayınladı. Radyo
yayınlarının haricinde İmam'ın kasetleri Beyrut’taki sokak tezgâhlarında bulunabiliyordu. Burada insanlar tezgâha gelip
“bana İmam 1 ver” diyordu. Resmi stüdyo albümlerinin yokluğunda, büfe sahipleri, Mürüvvet’in sözleriyle, “dedikodu” gibi dolaşan, orijinal
kaynağı herkesin tahminine kalmış korsan kayıtlar içeren kendi gayri resmi
karışık kasetlerini oluşturuyorlardı.
Geçen
yıl, Beyrut’ta bir perakendeci tarafından satışa sunulan, bu kasetlere benzeyen
bir kaseti dijital pazar yeri Discogs’ta buldum. Kasetin kapağında, parlak sarı
harflerle İmam’ın adının altında (9) rakamı yer alıyor (Şekil 1). Bu yapımın
arkasındaki kuruluşun adına internette rastlayamadım, tarihi büyük ölçüde muamma.
Ancak plak şirketinin adı merkezi bir motife işaret ediyor. Kasetin plastik dış
yüzeyindeki kırmızı bir yıldızın altında tek bir kelime beliriyor: Halk veya Şab.
Eğer sadece Mısır’a odaklanılacak olursa, İmam’ın diğer yerlerdeki takipçileri
tamamen göz ardı edilecek ve onun hayat hikâyesinin önemli bölümleri
tamamlanmadan kalacaktır.
İmam’ı inceleyenler, Arap Baharı’nın şafağından onlarca yıl önce başlayan bir muhalif kültür tarihine bakmak zorunda. Bu, merkezinde siyasi bir muhalif haline gelen görme engelli bir sanatçının yer aldığı, protestolardan ev partilerine kadar hem kamusal hem de özel alanları kapsayan, sanat ve aktivizmin ulusötesi hikâyesidir. Bu araştırmayı canlandıran arşive ulaşmak güç. İman Mersal’ın unutulmuş bir Mısırlı yazar üzerine yaptığı son araştırmasının başlığından ödünç alınan bir terimle ifade etmek gerekirse, mirasın “izleri” kurumsal yapılar göremiyorlar.[13] Burada, İmam’la ister şahsen ister kasetleri aracılığıyla tanış olanların anıları da önemli bir başlık. Bu anılar, yalnızca siyasi muhalefet anlayışımızı değil, aynı zamanda o muazzam değişim döneminde Ortadoğu’yu daha kapsamlı bir biçimde anlama becerimizi artırma potansiyeline sahip. Bu açıdan İmam, hem yakın geçmişi yeniden ele alma fırsatı hem de “arşiv”i yeniden tasavvur etme zorluğunu ifade ediyor. Hayatı ve mirası, Kirsten Weld’in “arşivsel düşünme” dediği, arşivlerin dipnotlar için malzeme olmaktan öteye geçerek, bizi sayfanın üst kısımlarında ele alınacak konu başlıkları olarak ortaya çıktıkları bir uygulamaya katılmaya davet ediyor.[14]
İmam’ın
Yeniden Canlanması ve Alternatif Arşivler
Mısır’daki
2011 devrimi, yalnızca yeni sanatçıların yükselişine değil, uzun zamandır
aramızdan ayrılmış olanların da geri dönüşüne yol açtı. Seyyid Derviş’in şarkılarının
yanı sıra, İmam’ın besteleri de yeniden dirildi. Protestocular, kitlesel
gösteriler sırasında bu eserleri seslendirdiler. İktidardakilere meydan okuyan,
ulusal gurur duygusunu dile döken şarkılar, “halk rejimin yıkılmasını istiyor”dan
“başını dik tut, sen Mısırlısın”a kadar devrimin dile döktüğü ilk sloganların
birçoğuna eşlik ettiler. Mübarek’in yıkılışı, Muhammed Mursi’nin iktidara
gelişi, Abdülfettah Sisi’nin iktidarı alışı sonrası, İmam’ın yankısı devam
ediyor. Tahrir Meydanı’na kısa bir mesafede, “Şeyh İmam Severler Derneği” sanatçıyı
anmak için şehir genelinde konserler düzenliyor. Bu etkinlikler, genellikle hep
birlikte şarkı söyleme seanslarına dönüşüyor ve izleyiciler merhum sanatçının
repertuarını hep birlikte seslendiriyor. Bu seslere profesyonel müzisyenler de
katılıyor.
Mısır’ın
alternatif müzik sahnesinin önde gelen isimlerinden Meryem Salih, çocukluğunun
müziklerine katkıda bulunan İmam’ın kataloguna yeni bir soluk getirdi. Salih
büyürken, İmam, ailesinin daveti üzerine evinde performans sergilerken, annesi
de solcu bir siyasi parti olan Tecemmu’nun toplantılarında İmam’la birlikte
şarkı söylüyordu. 2015 yılında Salih, Lübnanlı yapımcı Zeyd Hamdan ile İmam’ın
kayıtlarının yaratıcı yorumlarını içeren bir albüm yayınlayarak, onu genç dinleyicilere
tanıttı. Birkaç yıl sonra Kahire’de katılımcıların sanatçının kariyeri ve
yapımları hakkında daha fazla bilgi edindiği bir atölye çalışması düzenledi.
Mısır’ın
başka yerlerinde ise İmam’ın müziği, duyulmasını beklemediğiniz yerlerde
yeniden ortaya çıktı. Ağustos 2024’te, Kuzey Sahili’ndeki seçkin bir
yerleşkede, Suriyeli-Alman ikili Şkun, Necmi’nin yetmişlerde sınıf mücadelesi
hakkında yazdığı devrimci bir marş olan “Şeyyid Kusurak”ın (Kalelerinizi İnşa
Edin) yeni bir versiyonunu çaldı. Bu şarkı, grubun 2017 tarihli EP’sinin de
başlığıydı.[15] Işık gösterisi eşliğinde yapılan elektronik yorum, İmam’ın
bestede eleştirdiği sınıfa hitap ediyordu. Bu ironi, konseri internette
acımasızca alaya alan Mısırlı gözlemcilerin dikkatinden kaçmadı.
Daha
yakın zamanlarda viral olan bir videoda, bir çocuk korosunun İmam’ın 1967
savaşı hakkındaki parçalarından birini söylediği görüldü.[16] Yukarı Mısır’daki
bir babanın cephedeki oğluna yazdığı bir mektup şeklinde kurgulanan parça,
Akdeniz’in lüks sitelerinden yüzlerce kilometre güneyde, birçok sakinin
yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir vilayet olan Minya’daki bir kilisede
seslendirildi.
TikTok’ta
Haziran 2025’te yayınlandıktan sonra kayıt, iki haftadan kısa bir sürede
yaklaşık yarım milyon izlenme elde etti. Sınıf farklılıklarını aşan bu tür
sahneler, İmam’ın halkının ufkunun genişlemesine katkıda bulunuyorlar. Aynı
zamanda İmam’ın ölümü sonrası hazırlanan karışık albümde Mısır adında bir parçaya
yer veriliyor.
Güney
Lübnan’da büyüyen, sonrasında Brooklyn’e yerleşen müzisyen ve yönetmen Alia Hacu,
İmam’ın müziğiyle erken yaşta tanıştı.[17] Ancak Salih’in aksine, sanatçıyı
şahsen değil, kasetler aracılığıyla tecrübe etti. Sabahları okula arabayla
giderken, solcu annesi düzenli olarak Ziad Rahbani’ninoyunlarını ve Feyruz’un,
Marsil Halife’nin ve İmam’ın şarkılarını içeren kasetleri çalardı. Genç Hacu,
bu günlük yolculuklar sırasında İmam’ın şarkı sözlerini ezberlemeye başladı ve
bunları önce Lübnan’da, daha sonra New York’ta seslendirdi. İmam’ın gösterişsiz,
sade tavrı, “halkla” olan bağı ve sahne performansındaki neşeli tavrı, Hacu’yu
ona çeken üç özellikti.
Seksenlerde
uluslararası turnesi sırasında teyzesinin Sur’daki dükkânına yaptığı bir
ziyareti anlatırken bana, “O kelimenin anlamıyla halkın sanatçısıydı” dedi. Çocuk giyim mağazasında, İmam’ın kariyerini tanımlayan birçok gayri
resmi konserden biri olan “Vahabt ‘Umri
li-l-Emel” (Hayatımı Umuda Adadım) şarkısını söyledi. Şimdi ABD’de
bulunan Hacu, İmam’ı yeni dinleyicilerle tanıştırdı. 2021’de Brooklyn’de bir arka bahçe konseri düzenlemenin
yanı sıra,
eserlerini sokaklara taşıdı. Siyahilerin Hayatı Önemlidir
gösterileri, LGBTQ+ hakları mitingleri ve en son olarak Filistin yanlısı
öğrencilerin eylemleri, İmam’ın şarkılarının seslendirildiği yerler oldu.
Bu
arada, Filistin’de İmam’ın müziği özel toplantılara ve halka açık etkinliklere can
katmaya devam ediyor. Burada, eserlerini yeniden canlandırmayı misyon edinmiş
Filistinli sanatçılardan oluşan “Şeyh İmam’ı Sevenler Topluluğu” üyelerini ele
almak yeterli. İnternette ise sanatçının mirası başka şekiller alıyor.
İmam’ın
vefatının ardından, Ahram gazetesinde yayınlanan taziye mesajının altına
imza atanlar arasında yer alan önde gelen Mısırlı gazeteci Salah İsa,
sanatçının mirasını korumak ve “onu tehdit eden, ulusal hafızamızı saran nisyana”
karşı koymak için bir çağrıda bulundu.[18] Yazarın o zamanlar hayal edemeyeceği
şey, sosyal medyanın bu çabalarda oynayacağı merkezi roldü.
İmam’ın
1984 turu sırasında Cezayir’de destekçileriyle birlikte çektirdiği fotoğraf,
1987’de Kahire’deki Tecemmu’nun genel merkezine “halkın sanatçısı”nı dinlemek
için bir davet ve geçen yıl Beyrut’taki bir ayin sırasında protest
şarkılarından birini söyleyen ikinci bir koronun kaydı, yalnızca Facebook’ta
bulunabilecek birçok öğe arasında yer alıyor (Şekil 2, 3). Sergilerin seçkin
küratörler tarafından özenle hazırlandığı bir müzenin aksine, sosyal medya
siteleri, sayısız insanın bir bireyin hayatını kitlesel kaynak kullanarak
anlamasına imkân sağlıyor. Bu anlamda, ilgili mecralar, alternatif arşiv görevi
görüyor. Özel mülkiyet kamuya açık hale geliyor, yeni hikâyelerin anlatılmasını
sağlıyor, egemen rejimlerin geçmişi günümüzde tekelleştirme girişimlerine karşı
koymak için bize bir araç sunuyor.
Öte
yandan, aynı forumlar engellerden yoksun değil. İlk olarak İsa’nın Facebook’ta
bulduğum makalesi türünden öğeler, yayın tarihleri gibi tarihsel ayrıntılardan
yoksun oldukları için tam olarak çözümlenmeleri zor oluyor. Bir de internetin
istikrarsızlığı önemli bir sorun. Dijital içerik kayboluyor. Bugün erişilebilen
bir YouTube videosu yarın yitip
gidiyor. Şu anda internette bulunan öğeler gelecek ay erişilebilir olacak mı,
bilmiyoruz. Ya yirmi yıl sonra ne olacak? Kısacası, aynı platformlarla nasıl
tarih yazacağız? Daha fazla materyal çevrimiçi hale geldikçe, bu tür sorular
daha da acil hale geliyor.
Halkın
Sanatçıları
İmam’ı tek tip insan dinlemiyorsa, tek tip “halkın sanatçısı” da yoktur. Nil Deltası’ndaki küçük bir köyde büyüyen, yirmilerin hareketli yıllarında Kahire’nin ticari kayıt sahnesinde büyük bir etki yaratan Ümmü Gülsüm, kariyeri boyunca yakın ve uzaklardaki dinleyicileri büyüledi. İmam’ın aksine, yıldız bir isim olarak Ümmü Gülsüm, siyasi yetkililerle yakın ilişkiler kurdu. Devlet kontrolündeki Mısır radyosu sesini daha geniş bir kitleye ulaştırdı. Burada, Mısır cumhurbaşkanının rakipsiz bir şekilde ikinci bir dönem için aday olduğu gün, 1965’te Ruzü’l-Yusuf tarafından yayınlanan bir karikatürü ele almamız yeterli (Şekil 4).
“Seslerimizi
kaydetmeye geldik” başlıklı çizimde, okurların kolayca tanıyacağı sanatçılar,
bir sıra halinde durup aynı sözleri söylüyorlar: “Ya Cemal”. Kelime anlamı “Ey
Güzellik” olan bu selamlama, bu bağlamda Mısır lideri Cemal Abdünnasır’ı da
ifade ediyordu. Bu arada altyazıda, Arapçadaki “kaydetmek” (secele) fiilinin
çift anlamına işaret ediliyor. Ümmü Gülsüm ve arkadaşları, hem radyo
yayınlarında seslerini hem de Nasır için sandıkta “oylarını” kayıt altına almak
için bir araya gelmişler. Bu önde gelen sanatçı ile ikonik politikacı
arasındaki ilişki, ilerleyen yıllarda daha da yakınlaşacak.
1967
savaşında Mısır’ın İsrail’e yenilmesini eleştiren, Necmi’nin kaleme aldığı bir
şiire dayanan, her iki adamı da 1970’te Nasır’ın ölümünden kısa bir süre önce
hapse gönderen yıkıcı bir beste olan “Elhamdülillah” adlı eseriyle tanınan İmam’ın
aksine, Ümmü Gülsüm, Mısır silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etmek için
kapsamlı bir bağış toplama kampanyası başlatan isim. Devlet tarafından
onaylanan yıldız, Mısır genelinde sahne almanın yanı sıra, hükümet tarafından
verilen diplomatik pasaportla Avrupa’ya da seyahat etti. Nasır rejiminin
hedeflerini ilerleten ve savaş çabaları için tahminen 2 milyon dolar toplayan
bu emsalsiz girişim sırasında, Ümmü Gülsüm yeni bir unvan kazandı: “Savaşan
Halkın Sanatçısı”. İmam, hükümetin
1967’deki “resmi söylemine” meydan okurken, Ümmü Gülsüm, bu söylem üzerinden devleti güçlendirmek için çabaladı.
Geçtiğimiz
Şubat ayında Mısır Kültür Bakanlığı, 2025 yılının “Ümmü Gülsüm Yılı” olacağını
duyurdu. Kültür Bakanı Ahmed Hannu, “Ümmü Gülsüm, gurur duyduğumuz bir Mısır ve
Arap ikonudur. Mısır’ı, tarihini ve medeniyetini ifade eden en iyi sestir”
dedi.[19] Sanatçının ölümünün ellinci yıldönümünü anmak için devlet kurumları,
Kahire Opera Binası’ndaki konserlerden Ulusal Kütüphane ve Arşivler sergisine
ve merhumeye benzeyen genç şarkıcıları keşfetmek için ülke çapında düzenlenen yetenek
yarışmasına kadar çeşitli etkinlikler düzenledi. Elbette, bu tür girişimler
yeni değil. Ümmü Gülsüm’ün 1975’teki ölümünden bu yana, siyasetçiler sanatçıyı
anmak için çeşitli adımlar attılar. Ümmü Gülsüm’ü hologram olarak geri getirip
performans sergilemesini sağlamak, tümüyle ona ithaf edilmiş bir müze inşa
etmek veya “doğunun yıldızı” heykellerini açmak gibi çeşitli biçimlerde anma
çabaları aynı sonuca varıyor: Ümmü Gülsüm, hatırlanması gereken bir sestir.
Ümmü
Gülsüm’ü “yılın sanatçısı” olarak kutlayan bu anma törenlerinin ortasında,
Kahire dışında yakın zamanda bir çizim ortaya çıktı. Bu resim, Ümmü Gülsüm’ü
bir zamanlar yaşadığı Zamalek’teki üst sınıf mahallesinden ve güneydeki Roda
Adası’nda bulunan, şarkıcıya ithaf edilmiş müzeden uzakta, İmam’ın doğduğu
sokağın hemen aşağısında, Giza’daki bir binada belirdi. Bu çizimin arkasındaki
kişi, İmam’ın yeğenlerinden biri olan Muhammed İsa, çizimi Ebu Numrus’taki
evine çizdi. Renkli karikatürde İmam, takım elbise giymiş, ud çalıyor ve
hafifçe gülümsüyor. Bu sahnenin üzerinde, sanatçının otuz yıl önce Ahram’da
yayınlanan ölüm ilanını yankılayan tek bir satır yer alıyor: “Halkın Sanatçısı
Şeyh İmam İsa.” Devletin Ümmü Gülsüm’ü onurlandırmak için ortaya koyduğu
çabalardan çok farklı bir yerde duran bu yaratıcı çalışma, İmam’ın
memleketinden hayranlarının yönettiği birçok Facebook sayfası üzerinden
kitleyle buluştu (Şekil 5). İnternette resmin altına şu not düşüldü: “Ebu Numrus,
Şeyh İmam’ı unutmadı ♥”. 2025
resmi olarak İmam’ın yılı olmasa da, müziği dinleyicilerin kulaklarında ve kalplerinde yaşamaya devam ediyor.
Birini
“halkın sanatçısı” yapan nedir? Buna kim karar veriyor? Bu ayrım, hangi
amaçlarla reddediliyor, veriliyor veya benimseniyor? Bu sözün kullanımı, söz
konusu sanatçıdan çok, onu kullanan kişi hakkında daha fazla bilgi verebilir
mi? Dahası, bu ifadedeki “halk” kimdir? Bir sanatçının yaşamı boyunca veya
ölümünden sonra nasıl değişebilirler? Sadece Ümmü Gülsüm gibi yetkililerin
sergilemek istediği sanatçılar değil, Şeyh İmam gibi kenara ittikleri
sanatçılar hakkında da yeni bilgiler edinmek için hangi materyalleri
kullanabiliriz? Son olarak, müzik ve sınıfın kesiştiği nokta, Ortadoğu’yu
gelecekte anlamlandırmak söz konusu olduğunda bize hangi görüşleri kazandırır? Popüler
kültürü, zaten bildiklerimizi tamamlayabilecek bir şey olarak ele almak yerine,
hem akademik çalışmalarımızda hem de öğretimimizde bir araştırma alanı olarak
merkeze alarak ne kazanabiliriz? Müzik, yanlış bilgilendirme ve arşivler
etrafında dönen yeni bir kitap üzerinde çalışmaya başlarken üzerinde düşündüğüm
bu sorular, daha fazla araştırmayı hak ediyor. Ancak, en azından İmam’ın
durumunda, ortada bir “hayran kitlesi”nin varolduğu açık. Bu kitle, on yıllar
önce Ortadoğu’da müziğinden keyif alanlardan, şimdi Mısır’da veya yurt dışında,
çevrimiçi veya çevrimdışı olarak sanatında anlam bulmaya devam edenlere kadar
herkesi kapsıyor.
Andrew Simon
[Kaynak:
“An ‘Artist of the People’: The Life and Legacy of Shaykh Imam,” International
Journal of Middle East Studies (2025) 57, s. 377-386. DOI]
Dipnotlar:
[1] “Al-Baqa ‘li-l-Lah,” al-Ahram, 9 Haziran 1995, s. 31.
[2]
“Akhbar al-Sabah,” al-Ahram, 8 Haziran 1995, s. 30.
[3]
“Min Huwwa?” al-Ahram,
12 Haziran 1995, s. 9.
[4]
Sophie Frankford, “Sheikh
Imam: A Voice of the People,” Ethnomusicology
Review, 17 Nisan 2017, EMR;
Sophie Frankford, “Listening
to Shaykh Imam: Music, National Belonging, and the Egyptian Left,” International Journal of Middle East
Studies, 2025.
[5]
Ayman al-Hakim, Sanawat al-Fann wa-l-Sijn wa-l-Dumu’: Mudhakkirat al-Shaykh Imam (Kahire:
Dar al-Ahmadi li-l-Nashr, 2001), s. 31.
[6]
Mısır’daki kaset kültürünün tarihi konusunda bkz.: Andrew Simon, Media of
the Masses: Cassette Culture in Modern Egypt (Stanford, CA: Stanford
University Press, 2022).
[7]
Marilyn Booth, “Sheikh
Imam the Singer: An Interview,” Index
on Censorship, Cilt. 14 (Londra: SAGE, 1985), s. 21.
[8]
Hana Fathi, “Sayyid Mikkawi fi Mal’ab al-Shaykh Imam,” Ruz al-Yusuf, Sayı. 3118, 14 Mart
1988, s. 57.
[9]
Abdülaziz Ezzelarab’la kişisel görüşme, 27 Haziran 2023.
[10]
Maha Abdülfettah’la kişisel görüşme, 25 Haziran 2023.
[11]
Bu konuda Cezire’de yayınlanan İmam’ın Tunus’u başlıklı belgesele
bakılabilir. Sharif al-Mughazi, yönetmen: Imam Tunis, Cezire belgeseli, 2018.
[12]
Rabi Mürüvvet’le kişisel görüşme, 16 Mayıs 2023.
[13]
Iman Mersal, Traces of Enayat, çeviri: Robin Moger (Berkeley, CA:
Transit Books, 2023).
[14]
Kirsten Weld, Paper Cadavers: The Archives of Dictatorship in Guatemala (Durham,
NC: Duke University Press, 2014), s. 13.
[15]
“‘Shayyid Qusurak’ … Nigm wa-l-Shaykh Imam fi Sahil ‘al-Sharir’fi Hafl
li-Firqat Shkun bi-Misr, fa-ma al-Qissa?” BBC
News ʿArabi, 2024, BBC.
[16]
@abram0711, TikTok kaydı, 16 Haziran 2025, Tiktok.
[17]
Alia Hacu ile kişisel görüşme, 26 Mart 2025.
[18]
Salah Isa, “Akhir Sutur: Mata
Yatadhakkar al-Mayistru Salim Sahhab Alhan ‘al-Shaykh
Imam?” Facebook, erişim tarihi: 19 Nisan
2025.
[19] Wizarat al-Thaqafa, “Wizarat al-Thaqafa Tu’alin 2025 ‘ ‘Amm Umm Kulthum,’” al-Haya’ al-‘Amma li-l-Isti’alamat, 2 Şubat 2025.








