Batılı Bir Elit, Amerika’nın Şarkiyatçı Fikirlerini Besliyor
Giriş
İran
doğumlu çizgi romancı, karikatürist ve film yönetmeni Mercane Satrapi, 2003
yılında, dokuz yaşından ergenlik çağında Viyana’ya gönderilene kadar uzanan
dönemi ele alan anı serisinin ilk bölümü olan Persepolis: Bir Çocukluğun
Hikâyesi adlı çizgi romanının birinci cildini yayımladı.[1] Ertesi yıl
serinin, Viyana’ya varışından 1988’de İran’a dönüşüne kadar olan dönemi anlatan
Persepolis 2: Bir Dönüşün Hikâyesi adını taşıyan ikinci cildi raflardaki
yerini aldı.[2] ABD ve Avrupa’da epey popüler olan iki ciltlik çalışma, 2007
yılında Persepolis adıyla bir animasyon filmine uyarlandı.[3] Halk
nezdinde elde ettiği popülerliğin ötesinde bir etkiye sahip olan film ve çizgi
roman, Amerika’daki lise eğitimcilerince eğitici bulundu, bu sebeple müfredata dâhil
edildi. Bu anlamda, Amerikalıların Satrapi’nin eserlerini İran’ı anlamaları
konusunda neden bu kadar önemli gördüklerini analiz etmek gerekiyor. Bu noktada
şu soruyu sormak gerekiyor: Eserleri, onları Amerikan izleyicisi nezdinde
çekici kılan hangi mesajı içeriyorlar?
Satrapi,
romanlarında ve daha sonra çektiği filmde, İran hakkındaki bazı üslupçu,
cinsiyetçi ve politik klişelere meydan okuyor. İranlıları hepten insanileştiren
karakterler yaratıyor, böylelikle Batı dünyasındaki, bilhassa ABD’deki
izleyicileri İranlıları köktenci Müslümanlar değil, çevrelerindeki siyasi
güçlerle pratikte mücadele eden ve toplumlarına cinsiyet eşitliğini getirmeye
çalışan bireyler olarak görmelerini sağlamak için çalışıyor. Bununla birlikte,
Satrapi’nin eserleri, başarılı bir şekilde meydan okuduğu diğer klişelerin etkisini
azaltan Amerika’ya has kimi şarkiyatçı klişeleri yeniden onaylayak bir tuzağa
düşüyor. İslamî geleneklere karşı çıkan, Ayetullah Humeyni’nin İran’ının
dışında yaşarken özgürleşmiş hisseden karakterler yaratmak suretiyle
Amerikalıların İran, İslam ve Ortadoğu’ya dair yaygın olumsuz algısını
pekiştiriyor. Bunu yaparak, İslam’ın moderniteyle bağdaşmayan geri kalmış bir
din olduğu yönündeki Amerikan şarkiyatçılığına ait popüler inançları
güçlendiriyor.[4]
Eserine
verdiği Persepolis ismi, Arap ve Müslüman kültürü tarafından lekelenmiş
olan Fars mirasına yönelik desteğinin somut ifadesi.[5] Dahası Satrapi,
karakterinin tesettüre karşı olumsuz algısı, romanın ve filmin Müslüman
kadınları pasif ve güçsüz olarak tasvir etmesiyle, ABD’de yaygın olan, Müslüman
kadınlara dair olumsuz klişeleri de tahkim ediyor.[6] Son olarak, Satrapi’nin
Amerikan pop kültürünü ve tüketim ürünlerini İslamî rejime karşı direniş
araçları olarak kullanması, genellikle tüketim ürünleri aracılığıyla temsil
edilen Amerikan kültürünün “özgürleştirici” doğasını vurgulayan örtük bir mesaj
iletiyor.[7] Bu nedenle, eserlerini onları Amerikalılar için çekici kılacak,
yeni bir türde sunuyor, bunu yaparken, Amerika’da İran’a yönelik popüler algıya
uyum gösteriyor.
Satrapi’nin
İran’daki Müslüman kadınlara dair tasviri, o kadınların farklı ve karmaşık
yönlerini düzlemeye, ortadan kaldırmaya yarayan, Müslümanlarla ilgili,
Amerika’da geliştirilmiş popüler klişeleri pekiştiriyor. Bu eğilim,
akademisyenlerce kapsamlı bir biçimde tartışılmış bir mesele. İranlı yazar Celâl
Âl-i Ahmed, ilk olarak 1962’de yayımlanan ve Paul Sprachman tarafından Batı
Eliyle Hastalandırılanlar olarak çevrilen Garbzedegi adlı kitabında,
“Batılılık hastalığı” terimini ortaya atmıştır. Bu hastalık, “gelişmiş Batı
karşısında gelişmemiş olan Doğu’nun muzdarip olduğu, Batı kültürünün ve tüketim
ürünlerinin yüzeysel taklidinin yol açtığı sosyo-kültürel hastalık” olarak
tanımlanmıştır.[8]
Bu
makalenin göstereceği gibi, Satrapi’nin çizgi romanlarında ve filminde ailesine
dair tasvir, “modern” görüneceğim diye Batı kültürel uygulamalarını,
ideolojilerini ve Amerikan tüketim ürünlerini yüzeysel bir biçimde kopya eden “Batılılaşmış”,
sosyo-ekonomik açıdan elit bir kesimi göklere çıkartıyor.[9] Satrapi’nin liberal
ideolojiye meydan okumayan eserleri, Amerika’nın istisnai olduğu fikrine onay
veriyor. Bu sayede, Amerikalı bir izleyici, Satrapi'nin karakterleriyle
özdeşleşebiliyor, eserlerine olumlu bakarak, onların ABD’deki popülaritesinin
artmasına neden olabiliyor.
Mercane
Satrapi’nin Avrupa ve ABD’deki Popülaritesi
Satrapi'nin
çizgi romanları, Avrupa’da büyük bir popülariteye sahip olmuş, yıllar içinde
muazzam başarılar elde etmiştir. 2003’te yayımlandığından beri çizgi romanlar,
dünya çapında iki milyondan fazla satmıştır.[10] Bugüne dek kırk dile
çevrilmiştir.[11] En son olarak, 2021’de Vani Prakaşan tarafından Hintçeye
çevrilen romanın popülaritesi bir an olsun eksilmemiştir.[12] London Times gazetesi,
çizgi romanları “On Yılın En İyi 100 Kitabı” arasında listelemiştir.[13]
Satrapi’nin
epey popüler olan çizgi romanları, ABD’de de birçok başarıya imza attı. İlk
romanın yayımlanmasının ardından New York Times, onu “dikkat çekici bir
kitap” olarak nitelendirdi.[14] Times Magazine de 2004 yılında “Yılın En
İyi Çizgi Romanı” olarak adlandırarak, kitaba büyük övgülerde bulundu.[15]
Romanlar, ayrıca Los Angeles Times ile San Francisco Chronicle’da
da en çok satanlar listesinde yer aldı.[16] Şikago’da çıkan The Young Adult
Library Services [“Genç Yetişkin Kütüphane Hizmetleri” YALS] isimli dergi,
çizgi romanların okunmasını şiddetle tavsiye ediyor.[17]
Çizgi
romanın büyük başarısı nedeniyle, Satrapi’nin anı serisi, Avrupa’da olumlu
eleştiriler alan bir animasyon filmine uyarlandı. Bu animasyon filmi, yüksek
puanlar aldı.[18] Guardian gazetesinin sinema eleştirmeni Peter
Bradshaw, filme beş üzerinden dört yıldız verdi.[19] Fransa, Persepolis
isimli animasyon filmini Akademi Ödülleri’nde yabancı dil kategorisinde resmi
aday olarak seçti.[20] Böylelikle Mercane Satrapi, Akademi Ödülleri’nde Yılın
En İyi Animasyon Filmi kategorisinde aday gösterilen ilk kadın oldu.[21] Film
ayrıca, 20. Avrupa Sinema Ödülleri’nde En İyi Film dalında aday gösterildi.[22]
2007 Cannes Sinema Festivali’nde Jüri Ödülü’nü kazandı.[23] Film, 2007 yılında
Fransız Sinema Eleştirmenleri Birliği’nce En İyi İlk Film ödülüne layık görüldü.[24]
Animasyon
filmi, ABD’de büyük beğeniyle karşılandı. 2008 yılında Altın Küre Ödülleri’nde
En İyi Yabancı Dilde Film dalında aday gösterildi.[25] Ayrıca, 2007 yılında Şikago
Sinema Eleştirmenleri Birliği Ödülleri’nde En İyi Animasyon Film dalında aday
gösterildi.[26] Satrapi’nin animasyon filmi, 2007 yılında New York Sinema
Eleştirmenleri Birliği Ödülleri’nde En İyi Animasyon Film ödülünü kazandı.[27]
Persepolis ve
Amerika’nın Lise Müfredatı
En
çok satan roman olmasının, birçok dile çevrilmesinin ve saygın eleştirmenlerden
olumlu yorumlar almasının yanı sıra, Satrapi’nin çizgi romanları, ABD’de lise
müfredatına dâhil edilerek, popülarite düzleminde başka bir boyuta ulaştı. Bu,
önemli bir gelişmeydi, zira Satrapi’ye, Amerika’da lise öğrencileri için İran
kültürünü ve Ortadoğu-ABD ilişkilerini anlama biçimini şekillendiren İran
deneyimini temsil etme konusunda güvenilirlik kazandığını ortaya koyuyordu.
Manhattan Ideal Lisesi’nin 2019-2020 döneminde, Satrapi’nin Persepolis
adlı eseri, “Ergenliğe Geçiş ve Yolculuklar” bölümü altında, 9-12. sınıflar
için için hazırlanan İngilizce müfredatına dâhil edildi.[28]
Persepolis’in
Amerika’da lise müfredatının bir parçası olması, eserin birçok Amerikalı
eğitimci tarafından elzem görüldüğünün delili. Müfredat geliştiricisi Amanda
Targart Neeley, Yale Ulusal Girişimi için Persepolis’in müfredata neden
dâhil edilmesi gerektiği sorusuna açıklık getiren bir yazı kaleme aldı.[29] Neeley,
Persepolis’i incelemenin Amerikalı öğrencilere diğer kültürleri,
özellikle de Ortadoğu’nun kültürünü ve politikasını tanıttığını söylüyor.[30]
Bu incelemenin, Amerikalı öğrencilerin Hollywood filmlerini izleyerek
geliştirdikleri önyargıları ve varsayımları sorgulamalarına imkân sağlayacağını
düşünüyor.[31] Neeley, öğrencilerin Satrapi’nin “İran tarihini güzel bir
biçimde izah eden” eserlerini okuması durumunda “kültürel bakış açılarını ve
küresel anlayışlarını genişletecekleri” iddiasında.[32] Argümanlarına ek
olarak, Satrapi'nin eserlerinin sadece Amerikalı öğrencilerin küresel
anlayışını genişletmekle kalmayıp, aynı zamanda Amerikalı öğrencilerin görsel
okuryazarlık becerilerini geliştirmelerine yardımcı olan yeni ve yenilikçi bir çizgi
roman anı türünün parçası olduğunu da dile getiriyor.
Persepolis’in
popülaritesinin ve öneminin düzeyini, bazı okulların eseri müfredatlarından
çıkardıkları vakit kopan fırtınadan da anlamak mümkün. 2013 yılında Persepolis,
Şikago şehrindeki devlete ait ortaokul ve liselerde kullanılan İngilizce
müfredatından çıkartılınca öğrenciler, öğretmenler ve müfredat geliştiriciler
tepki geliştirdiler.[33] Şikago’daki devlet okulları, Persepolis’in
müfredattan, romandaki şiddet, cinsel temalar, “fuck” gibi küfürlü ifadeler,
intihar girişimi, madde kullanımı ve kadın peygamberler gibi tartışmalı dini
temaları ele alan, uygunsuz “dil ve imgeler” sebebiyle çıkartıldığını
söylediler.[34] Dolayısıyla aslında bu karar, Amerikalı çocukları “korumak”
için alınmıştı.[35] Ancak bu karara karşı çıkan Şikagolu öğrenciler,
Persepolis’in okuma listelerinden çıkarılmasının öğrenme yetenekleri için
bir kayıp olduğunu söylediler. Çizgi romanın “esasında öğrencilere İran Devrimi
esnasında neler yaşandığını anlattığını” iddia ettiler.[36]
Öğrencilerin
yanı sıra, Amerikalı eğitimciler de bu karara şiddetle karşı çıktılar. Şikago’daki
devlet okullarının kararı, Amerikalı öğretmenler ve eğitimciler tarafından “ifade
özgürlüğüne yönelik bir tehdit” olarak algılandı.[37] Deneyimli bir müfredat
geliştiricisi olan Noah Berlatsky, okulun romanı müfredattan çıkarma
gerekçelerini reddetti.[38] Berlatsky’ye göre,
romanlar, Amerikalı öğrencilerin “gerçek bilgi”
edinmelerini sağladıklarından, bu işlem, Amerikalı çocukları
“kasten cehalete mahkûm edecek”.[39] Şikago’daki devlet okullarının aldığı bu
kararın, “İran'ın anlamsız, dar görüşlü kurumlarının aldıkları kararlara
benzediğini” söyleyen[40] Berlatsky, Persepolis’i müfredattan
çıkarmanın, Amerikan tarihi dersinden kölelik konusunun çıkarılmasıyla veya
Holokost sırasında Nazilerin hedef aldıkları, heteroseksüel olmayan bireylerin
varlığının dâhil edilmemesiyle aynı şey olduğunu ifade ediyor.[41] Berlatsky
demek istiyor ki Satrapi’nin İran Devrimi’nin bilhassa kadınlara yönelik baskısına
ve ABD’nin bu devrimle ilgili eleştirisine dair değerlendirmeleri, Amerikan
tarihinin bir parçası olarak hatırlanması ve yüceltilmesi gereken tarihi bir
gerçek.
Berlatsky,
Ulusal Sansüre Karşı Koalisyon (NCAC) örgütünün sağladığı kürsüye çıkıp ilgili
karara karşı protestosunu dile getirdi. Persepolis’in müfredattan
çıkarılmasının, Amerikan okullarının genç zihinleri eğitmek değil, sansür
uygulamak istediğini gösterdiğini savundu.[42] Ayrıca, Satrapi’nin eserinin
Amerikalı öğrencilerde makes bulduğu gerekçesiyle kaldırıldığını ileri sürdü.[43]
Bu kadar yoğun bir tepkinin üzerine devlet okulları, kararı geri çektiler,
böylece Persepolis, İngilizce müfredatında yer alan okuma listesine yeniden
dâhil edildi. Satrapi’nin çizgi romanları ve filmi, o zamandan beri Amerikan
müfredatının bir parçası olmaya devam ediyor.
Satrapi’nin
Eserlerinin Olumlu Katkıları
Satrapi’nin
çizgi romanları ve ardından çekilen film, edebiyatta mevcut olan bazı üslupçu
unsurlara meydan okuyan yeni ve yenilikçi bir türün parçası. Çizgi romanları
aracılığıyla, otobiyografilerle ilgili mevcut üslupçu kalıplara meydan okuyor.
İngiliz Dili ve Dünya İslam Çalışmaları alanında uzmanlaşmış bir profesör olan
Marie Ostby’ye göre, Satrapi, “itiraf”ı esas alan bir estetik anlayışının
kısıtladığı Avrupa-Amerika menşeli otobiyografik yazım tarzına yeni bir yorum
getirdi.[44] Satrapi’nin çizgi romanları ayrıca, Amerikan okullarında var olan “tek
boyutlu okuryazarlık anlayışı”na bir alternatif sunuyor.[45] Bu alternatif
öğrenme yöntemi, Amerikalı öğrencilerin, genel olarak okurların görsel
okuryazarlıklarını geliştirmelerine katkıda bulunuyor. Öğrenciler ve okurlar, metinleri
ve görselleri yorumlamayı, anlamayı ve analiz etmeyi öğreniyorlar.[46] Bu
görsel okuryazarlık becerisi, genelde “didaktik olarak dikte edilen” metnin
aksine, çizgi romanların okurun kendisinin deşifre etmesi gereken bir araya
getirilmiş görseller sunması nedeniyle gelişiyor.[47] Okur, görselleri deşifre
ederek, yeniden yapılandırma fırsatı buluyor. Bunu, kendi sosyo-kültürel
deneyimleri aracılığıyla, görsellerdeki ve metindeki örtük boşlukları
doldurarak yapıyor.[48] Bu, Amerikalı öğrencinin hayal gücünü geliştirmeye
yardımcı oluyor.
Hem
görselleri hem de metni kullanan yeni ve yenilikçi bir tür olarak çizgi roman,
Amerikalı genç okurların önemli politik konuları anlamalarını, aynı zamanda
konuya bağlı kalmalarını sağlıyor. Satrapi’nin karmaşık bir anlatı görevi gören
metinle desteklenen çizgi film imgelerini kullanması, artık “yeniden gözden
geçirilmiş bir estetiğin sofistike bir biçimi” olarak kabul ediliyor.[49] Hem
metin hem de görsellerin kullanımı, milliyetleri ve coğrafi aidiyetleri ne
olursa olsun, her yaştan okurun ciddi politik konuları özümsemesini ve
anlamasını kolaylaştırırken, aynı zamanda ilgilerini de canlı tutuyor. Bu da çizgi
roman türünü daha çeşitli ve çok kültürlü bir kitleye hitap eder kılıyor.[50]
Anlatı metniyle desteklenen görsellerin kullanımı, okurun “görseli odağa
yerleştiren öğrenme materyalleri ve medya araçlarına dair farkındalığını”
artırıyor, onları “görsel kültürün hâkim olduğu bir dünyanın vatandaşları”
haline getiriyor.[51]
Tür,
okuru işbirliği yapmaya zorluyor. Okur, konuşma balonlarındaki, alt yazılardaki
ve karakterin iç düşüncelerindeki konuşmaları okumanın yanı sıra farklı
karelerdeki görsellere ve sembollere de bakmak zorunda kalıyor.[52] Tür ayrıca,
okurun karmaşık bir politik konuya vakıf olabilmek adına uzun yazılı metinler
okuması zorunluluğunu ortadan kaldırdığından, onun sürekli meselenin içinde
kalmasını sağlıyor. Bu durum, özellikle Ortadoğu kültürünü ve siyasetini
keşfetmek, incelemek isteyen ancak mevcut materyallerin genellikle karmaşık
akademik kaynaklar olması nedeniyle bunu yapamayan Amerikalı izleyiciler için
geçerli. Bu akademik kaynaklar, genellikle akademik alanın dışında kalan
Amerikalıların elini kolunu bağlayan, akademik terminolojiyi okuma-anlama
konusunda önceden geliştirilmiş bir beceriye ihtiyaç duyuyorlar. Türün,
izleyicisinin ciddi politik konuları özümsemesine ve anlamasına imkân sağlaması
da, Amerikalı eğitimcilerin ve müfredat geliştiricilerinin Amerikan
müfredatının okuma listesinde kalması konusunda bu kadar ısrarcı olmalarının
nedenlerinden biri.
Bir
yandan da Satrapi’nin çizgi romanları, Ortadoğu kadınlarının daha fazla yer
bulmasını sağlıyor. Bu haliyle, çizgi roman türünde var olan cinsiyetçi
klişeleri sorguluyor ve yeniden yapılandırıyor. Eserler, Amerikan izleyicisine
İranlı kadınların “hakiki” bir temsilini sunduğunu iddia ediyor. Satrapi’nin
eserlerinin ABD’de büyük bir popülerlik kazanmasının bir diğer nedeni de bu.
Eserleri, ABD’de giderek daha fazla kabul gören, Üçüncü Dünya’da faal olan
feminizm hareketiyle örtüşüyor.[53] Satrapi, erkek egemen bir okur kitlesine
sahip olduğu düşünülen bir türde kadının daha fazla temsil edilmesini
sağlayarak, var olan cinsiyetçi fikirlere meydan okuyor.[54] Erkek egemen okur
kitlesi, çizgi romanlara her daim hâkim olan erkek süper kahramanlar ve
karakterlerle, inşa edilen “erkek dünyası”yla ilgili bir mesele.[55] Bu “erkek
kitapları”, kadınların karakterlerle özdeşleşmesi ve ilişki kurması için çok az
alan bırakıyor.[56] Satrapi, kadın odaklı bir hikââe kurgusuyla bu cinsiyetçi
klişelere meydan okumak için çizgi roman türündeki son eğilimlerden istifade
ediyor. Kadın yazarların kendilerine yeterince yer bulamadıkları marjinal bir
tür aracılığıyla, Ortadoğulu kadın süper kahramanlar gibi marjinal hikâyeleri
ele alıyor.[57]
Persepolis’in baş
kahramanı, İranlı bir kız olan Merci, bir süper kahramanın tüm özelliklerini
taşıyor. Güçlü iradeli, tutkulu, sürekli başı belaya giren, azmi sayesinde bu
belalardan kurtulmayı bilen biri. Bruce Lee’yi taklit eden Merci’nin aksiyona
olan takıntısı, büyüdükçe yavaş yavaş hızlı ve açık sözlü, eyleme dayalı
tepkilere dönüşüyor.[58] Yetişkinken aynı Merci, herhangi bir süper kahraman
gibi, bireyselliğinin zincirlerini kırmaya, kendisini ve tüm İranlı kadınları tesettür
gibi politikalarla “tek tip bir varlık” haline getirmeye kararlı olan kötücül
rejime karşı her gün mücadele yürütüyor.[59] Satrapi, Ortadoğulu kadınlara dair
klişeleşmiş temsillere bel bağlamıyor. Ne şarkiyatçı akademisyenlerin yaptığı
gibi İranlı kadınları cinsel olgular olarak ele alıyor, ne de “çirkin” tesettürlü
kadın klişesini pekiştiriyor.[60]
Satrapi,
İranlı bir kızın ve ailesinin okurun özümseyeceği, kendinde bir şeyler bulacağı
büyüme hikâyesini Amerikan izleyicisine aktararak, İranlıların İslamcı
köktenciler olduğuna dair siyasi klişeyi sorguluyor ve onu yeniden
yapılandırıyor. Satrapi, romanlarında ve daha sonra çekilen filminde ailesine
dair sunduğu tasvir aracılığıyla, ABD’nin İran tarihinin ABD’li diplomatların
rehin alınmasıyla başladığı varsayımını sorguluyor.[61] Bunu yaparak,
Amerikalıların İranlıların İslamî rejimi gönülden destekleyen dindar bağnazlar
olduğu algısını sorguluyor.
Pulitzer
Ödülü’nü eleştirmen dalında kazanan ilk Amerikalı film eleştirmeni Roger Ebert,
Satrapi’nin Persepolis filminin, İranlıların tek tip olmadığı gerçeğini
Amerikalı izleyiciye anlatma konusunda katkıda bulunduğunu söylüyor. 1979’da
İslam rejimini iktidara getiren İran Devrimi’nden sonra Satrapi ailesi, artık “özgür”
hayatlarını yaşayamıyordu.[62] Ebert’in belirttiği gibi, 11 Eylül 2001’de ABD’de
yapılan saldırılardan sonra Tahran’da düzenlenen, mumların yakıldığı o büyük
nöbet tutma eylemini örgütleyen İranlılar arasında bulunan Satrapi ailesi için
devrimden sonra İran, yaşanacak “düşmanca bir yer” haline gelmişti.[63] Ebert
ayrıca, Satrapi ailesinin tanıdığı ve sevdiği İran toplumunun, köktenci rejimin
iktidara gelmesinden sonra “ortadan kaybolduğunu” da dile getiriyor.[64] Bu,
Satrapi’nin, İranlıları sadece İslamcı köktenciliğin destekçileri olarak gören
Amerikan algısına meydan okuduğunu gösteriyor. Ostby’ye göre Satrapi, bu türle
ve İran hakkındaki Amerikan şarkiyatçılığına ait klişelerle ilişkilendirilen “tarihsel
düzleştirme” veya “karikatüre dayalı mizah” ile meşgul olmuyor.[65] Romanlarında
ve daha sonraki filminde, ABD’nin İranlıları “vahşi” ve “bağnaz” olarak görmesi
meselesini ele alıyor.[66]
Satrapi,
eserlerine “Persepolis” adını vererek, İran’ın sadece Müslümanların yurdu
olduğuna dair siyasi klişeye itiraz ediyor. Eserine bu ismi vermek suretiyle İran’ın
sadece Müslümanların veya Arapların değil, aynı zamanda Farsların da yurdu
olduğunu savunuyor.[67] Eserleri aracılığıyla, Amerikan izleyicisinin, İslam’ın
bölgeye gelmesinden önce İran’ın zengin ve canlı bir tarihe sahip olduğunu, bu
tarihin 1979’daki İslam devriminden önce ülkede korunduğunu ve yaşandığını
anlamasını istiyor. Bunu göstererek, Satrapi, İslam öncesine ait, halen daha
canlı olan geleneklerin ve kültürün geri getirilmesi gerektiği imasında
bulunuyor. Bu noktada, İranlı kadınların, kendilerine dayatılan tesettür
türünden İslamî kurallara karşı mücadelesine vurgu yapıyor. Bunu yaparak,
Müslüman olmayan kadınların yanı sıra köktenci İslamî yasaları ortadan
kaldırmak için mücadele eden Müslüman kadınların da olduğunu aktarıyor. İranlı
kadınların, ABD, Avrupa ve dünyanın geri kalanındaki kadınlar gibi eşit haklar
için mücadele ettiğini ortaya koyuyor.[68]
Satrapi’nin
çizgi romanları ve onların ardından çekilen film, İran’la ilgili siyasi, tarihi
ve dini konuları analiz ederken, ilgili aktörleri insanileştiriyor. İranlıları
insanileştirme ve bölgenin siyasetini keşfetme girişimi, eserlerinin önemli bir
bileşenidir. Ne yazık ki, Amerika’daki akademik çalışmalar ve haber medyası,
Ortadoğu siyaseti ve bölgedeki insanları yalnızca tek boyut üzerinden ele
almaktadır.[69] Bu insanileştirme girişiminin güçlü bir örneğine hem çizgi
romanda hem de animasyon filminde rastlanmaktadır.
Satrapi,
seksenlerin sonlarında İran-Irak Savaşı sırasında Merci’nin mahallesinin füzelerle
vurulduğu anı aktarıyor.[70] Bu tasvir, çatışmaya siyasi bir çerçeve
kazandırıyor, aynı zamanda bileğindeki bileklik sayesinde enkazda arkadaşının
cansız bedenini tanıdığında yaşadığı dehşeti ve hissettiği acıyı da ortaya
koyuyor.[71]
Satrapi’nin
Eserlerinin Olumsuz Katkıları
Satrapi’nin
eserlerinin olumlu unsurlarına rağmen, romanları ve ardından gelen film,
Amerikalıların İran, İslam ve Ortadoğu hakkındaki baskın algısına uygun
oldukları için ABD’de kabul görmüş ve popülerlik kazanmıştır. Bu Amerikan şarkiyatçılığının
ürettiği klişeler, 1979’daki İslam Devrimi’nden sonra İranlıları, ABD’nin güvenliğini
ve özgürlüğünü tehdit eden düşmanlıkla dolu kötü adamlar olarak tasvir etmekle ilgilidir.[72]
New York Times ve Wall Street Journal gibi gazeteler, İran’ı “kötü”
bir devlet olarak nitelendirdiler, yayınlarında “tehditkâr başlıklar ve
sloganlar” kullandılar.[73] Bu ana akıma mensup gazeteler, İranlıları yalnızca
güçten anlayan aşağı bir ırka mensup kötü niyetli Müslümanlar olarak tasvir
ettiler.[74] Yayınlarında, bu bağnaz Şii Müslümanların dünya barışı için “yok
edilmesi” gerektiği tavsiyesinde bulunuluyordu.[75] İran Devrimi ve rehine
krizi, ABD’de “gece boyunca en çok izlenen televizyon saatlerinde” titiz bir
çabayla aksettirildi.[76] Bu olaylar, o kadar popüler hale geldi ki, ABC,
bu olayları şarkiyatçı bir bakış açısıyla tasvir eden “Amerika Rehin Alındı”
adlı bir “özel gece programı”nı yayınladı.[77] Bu programlar, ABD’nin
demokratik düzeniyle, ifade ve din özgürlüğü gibi liberal değerleriyle “köşeye
sıkıştığı”nı söylerken, bir yandan da kaotik ve şiddet dolu Ortadoğu’da,
bilhassa İran’da İslam’ın “gözünün döndüğü”ne dair mesajı ilettiler.[78] ABC
ayrıca İslam’ı açıklayan kısa bir film de üretti. Film; “Muhammedilik, Mekke, tesettür,
çarşaf, Sünni, Şii... molla, Ayetullah Humeyni ve İran” gibi terimleri, İslam’a
yönelik “şüphe ve nefret”i haklı çıkarmakla kalmayıp, aynı zamanda teşvik
edecek şekilde birbirine bağladı.[79] Aynı şekilde, PBS kanalında
yayınlanan MacNeil ve Lehrer’den Haberler isimli program, bu devrimin ve
rehine krizinin yalnızca Müslümanların ABD’den “nefret” etmesinden
kaynaklandığını öne sürdü.[80]
Persepolis
kitabının Fransızca orijinalinden çevrilen İngilizce baskısı, ABD’deki İranlı kadınlarca
yayımlanan diğer romanlarla kıyaslanamayacak kadar büyük bir ilgi ve popülerlik
kazandı.[81] Muhtemelen bunun nedeni, İranlıların kendilerinden “şer ekseni”
konusunda daha fazla şey dinlemek isteyen Amerikalı izleyicilerin gösterdiği
talepti.[82] ama bizim bu gerçeğin ötesine bakmamız gerekiyor.
Neticede
Persepolis, Amerikan toplumunda ve Batı dünyasının geri kalanında yaygın
olan şarkiyatçı fikirleri temelden sorgulamayan bir çalışma. Karakterleri
Amerikalılara benziyor. Satrapi ailesi, Amerikalılar gibi, İran’ın “İslam’ın
seviyesine düşmesi”ni medeniyet açısından büyük bir kayıp olarak görüyor.[83]
Satrapi,
eserlerinde yalnızca gayrimüslim Batılılaşmış karakterlerin modern, eyleme
geçme yeteneğine sahip, toplumsal ve politik açıdan aktif olabilen,
eleştirilerini dile getirebilen kişiler olarak takdim etmek suretiyle, İslam’ın
modernite ve ilerlemeyle bağdaşmayan geri kalmış bir din olduğuna dair şarkiyatçı
fikri besliyor. Bu yaklaşım, bize sadece laik İranlıların rejimleriyle
eleştirel bir ilişki kurabileceğini söylüyor. Satrapi, bunu yaparak, Amerikan
kültürünü direniş aracı olarak kullanan kişilerden oluşan ailesinin laik-Zerdüşti
değerleri ile İranlı Müslümanların teşkil ettikleri avam eliyle temsil edilen
Müslüman değerleri arasında tüm yalınlığıyla cereyan eden mücadeleden dem
vuruyor.[84] Bununla birlikte, Batı felsefelerinden ve Marksizmden büyük ölçüde
etkilenmiş olmasına rağmen, Merci’nin Tanrı ve Marx arasında kesişimsellik
kurarak, bu fikirleri yerelleştirdiği de söylemek mümkün.[85] Bu yüzden Viyana’ya
gittiğinde bir “kültür şoku” yaşıyor.[86] Oda arkadaşı Julie’nin rahat bir
şekilde cinsel ilişkiye girmesini ve bir partide yarı çıplak olmasını garip karşılıyor.[87]
Kendini farklı ve yalnız hissediyor, hatta ağır depresyona giriyor.[88] Ancak
bu yerelleştirme ve Batı kültürüyle eleştirel ilişki, Satrapi’nin İranlı
gayrimüslimler ve İranlı Müslümanlar arasında bir ikilik yaratması nedeniyle
etkisini bir anda yitiriyor. Bu ikilik, Amerikalı şarkiyatçı akademisyenlerin “modern”
Batı ile “geri kalmış” Doğu arasında kurduğu, yaygın biçimde kabul gören ikiliği
akla getiriyor.
Satrapi,
eserlerinde, İran tarihini 1979’da fanatik Müslüman İranlı erkeklerin “radikal,
nefret dolu, Amerikan karşıtı devrimlerini” gerçekleştirdikleri momentten
başlatmak suretiyle Amerika’daki geleneğe uygun hareket ediyor, bu anlamda
şarkiyatçı klişeyi yeniden onaylıyor.[89] Romanı, genç Merci’nin başörtüsü
takmaya zorlanmaktan hoşlanmadığı 1980 yılında başlıyor.[90] Bu anlamda, ABD’de
anlatılan hikâyeye uyum gösteriyor.[91] Satrapi, eserlerinde Amerikalıların İran
tarihi konusunda geliştirdikleri, yaygın bir biçimde kabul gören bakış açısını
besliyor. Ama nedense ABD’nin demokrasi dâhilinde seçimle işbaşına gelmiş,
halktan destek gören Musaddık hükümetinin istikrarsızlığa mahkûm edildiği
süreçte oynadığı rolü hiç incelemiyor. Ayrıca, Şah’ın, İran’daki demokrasinin
Soğuk Savaş’ta Sovyetler’in müttefiki olmasına yol açacağına dair Amerika’da
gelişmiş olan korkudan istifade etmek suretiyle darbeyi örgütlediği, bu süreçte
ABD’den yardım istediği gerçeğinden de hiç bahsetmiyor.[92] Musaddık’ın 1951’de
İran’ın petrol endüstrisini millileştirme kararının, bu seçimi bölge üzerindeki
kontrol girişimine yönelik bir itiraz olarak algılayan ABD’yi derinden rahatsız
ettiği gerçeğini de ele almıyor.[93] Satrapi ayrıca, Şah’ın ABD’nin
desteklediği, İranlılara dayattığı, halk düşmanı politikalardan da bahsetmiyor.
Şah,
1964’te, gizli polisi SAVAK için Amerika’dan askeri teknoloji almak amacıyla başka
ülkelerden iki yüz milyon dolar tutarında kredi alıyor ve bu sürecin işlemesi
adına Amerikalılara özel dokunulmazlıklar veriyor.[94] SAVAK, Şah’ın
muhaliflerine karşı elektrik şoku, kırbaçlama ve tecavüz yöntemlerine başvuran,
cinayet, taviz ve işkence uygulamalarıyla ün salmış bir örgüt.[95] Sonuç
olarak, Satrapi, ABD’nin İran’daki ilerleme sürecini durdurmak için açıktan gerçekleştirdiği
müdahalenin, İranlıların ABD’ye yönelik nefretine yol açtığı gerçeği üzerinde
durmuyor, bu anlamda, herkesin kabul ettiği Amerika kaynaklı bakış açısına zerre
itiraz etmiyor.[96] Halktaki öfkenin sebebi İslamî teoloji değildi. Bilâkis, bu
öfke, doğası gereği alabildiğine politikti ve devrimini gerçekleştirirken İslam’ın
dilinden istifade etti. Tam da bu sebeple devrim, “Amerika’nın şahına ölüm!”
diye bağırdı.[97]
Amerika
kaynaklı görüşü eleştirmeden kabul eden Satrapi’nin eserleri, İran’ın görüşünü
dile dökmüyor. Oysa İran’da İslam Devrimi’nin hikâyesi, 1953’te seçilmiş
başbakan Muhammed Musaddık’ın CIA’in “planladığı” darbeyle devrilmesiyle birlikte
başlar.[98] İranlılar için Başbakan Musaddık, ülkeye demokrasi ve insan hakları
getirmek için çabalayan bir “ulusal kahraman”dı.[99] Ülkede hukukun üstünlüğü
ilkesini hâkim kılmak isteyen dürüst bir adamdı. Musaddık, annesi vergisini
ödemedi diye ona para cezası verdirten bir isimdi.[100] ABD’nin sunduğu
örneklikten dersler çıkartmak, “anayasaya dayalı, ilerici ve müreffeh bir
cumhuriyet”e doğru ilerlemek isteyen İranlılar için umudun simgesiydi.[101]
Ancak CIA’in gerçekleştirdiği darbe, Şah’ı tekrar iktidara getirerek bu umudu
paramparça etti.[102] İnsan haklarına yönelik savunuya zerre tahammülü bulunmayan
Şah, demokratik bir ülke istemiyordu. ABD’den aldığı destekle gizli polis
teşkilâtı SAVAK’ı besleyip büyüten, bu anlamda iyice güçlenen Şah, ülkede güçlü
bir “diktatörlük” rejimi tesis etti.[103]
Satrapi’nin
eserlerine verdiği “Persepolis” ismi, bölgede İslam’ın ortaya çıkmasından önce
var olan ve gelişen bir İran olduğuna dair görüşe sunduğu desteğinin delili. “Persepolis”,
kelimenin tam anlamıyla “Perslerin şehri” anlamına gelen Pers İmparatorluğu’nun
başkentinin Yunanca adı.[104] Bu ismi seçerek Satrapi, İran’ın yedinci yüzyılda
Araplar ve Müslümanlar bölgeye girmeden önceki gibi müreffeh bir yer haline
gelmesi için İslam dışı köklerine geri dönmesi gerektiğini savunuyor. Bunu
yaparak, İslam’ın ilerleme ve moderniteyle bağdaşmadığına dair, Amerika’da
yaygın olan görüşleri pekiştirerek tuzağa düşüyor. Satrapi’nin çalışmaları,
İslam’ın vatandaşlarını güçlendirecek bir hükümet kurma yeteneğinden yoksun
olduğu yönündeki Amerikan şarkiyatçılığına ait görüşü besliyor.
Bernard
Lewis gibi akademisyenler, “gelişmiş” Batı'nın aksine, Müslüman ülkelerin
toplumsal koşullarını, bilhassa “kadınların korkunç hali”ni iyileştirme
yeteneğinden mahrum olduğunu, zira İslamî değerlerin geri kalmış olduğunu söylüyorlar.[105]
Bu görüşün Satrapi’nin çalışmalarında, seksenlerin sonlarında gerçekleşen
İran-Irak Savaşı’nı incelemesiyle pekiştirildiğini görebiliriz. Bu savaş, bir
milyon yaralı ve yarım milyon ölüyle sonuçlanan, “1953’teki Kore Savaşı’ndan bu
yana en büyük ve en uzun konvansiyonel devletlerarası savaş”tı.[106] Bu uzun
savaşın her iki ülke için de muazzam ekonomik maliyetleri oldu, neticede ne
İran ne de Irak önemli bir kazanım elde edebildi.[107] Satrapi, özellikle ilk
romanında, bu savaşa özel bir bölüm ayırarak, bu savaştan ayrıntılı bir şekilde
bahsediyor.[108]
Çalışmada
görüldüğü üzere savaş, 1988’de sona erene dek Merci’nin hayatında önemli bir
yer tutmaya devam ediyor. Satrapi ailesinin savaşa bakış açısıyla, İranlıların
dini bağnazlığına odaklanıyor. Satrapi, İslamî rejimin genç İranlı erkek
çocuklarına şehit olduktan sonra cennetin kapılarını açabilecek anahtarlar
vererek onları savaşa gönüllü olmaya teşvik ettiğini söylüyor.[109] Ayrıca,
İslamî rejimin uyguladığı bu manipülatif dini taktiklerin, İranlı erkek
çocuklarıyla dolu otobüslerin savaşa gönüllü olarak katılmaya başlamasıyla işe
yaradığından dem vuruyor.[110]
Ancak
Satrapi, İslamî köktenciliğin haricinde savaşın bu kadar uzun süre devam
etmesinin diğer nedenlerini araştırmak için pek çaba harcamıyor. ABD’nin
müdahalesinden ve hem İran hem de Irak ile gizlice görüşerek stratejik
ortaklıklar kurma çabalarından bahsetmiyor.[111] Ayrıca, ABD’nin gizlice her
iki tarafı da idare etme girişimlerinin, siyasi liderlik de dâhil olmak üzere,
İranlıların çoğunda Amerikalılara yönelik olarak oluşan yoğun güvensizlikle bağını
hiçbir şekilde kurmuyor.[112] Ayetullah Humeyni’nin dünya görüşünü
şekillendiren koşulları araştırmak için de uğraş vermiyor.[113] Bu, Satrapi’nin
Ortadoğu siyasetini Amerika’nın tek boyutlu bakış açısıyla ele aldığını,
bölgedeki her yanlışı İslamcı köktenciliğe bağlayan Amerikan şarkiyatçılığının bakış
açısına sahip olduğunu gösteriyor.
Satrapi,
romanlarında ve filminde, Amerikan izleyicisinin kendinden bir şeyler
bulabileceği karakterler yaratıyor ve onları temelde İslam’a karşıt olarak
tasvir ediyor. Eserleri, sömürge sonrası dönemde diasporada oluşan akımın bir
parçası olarak kaleme alınan makalelerde ve kitaplarda olduğu gibi, “genel”
Amerikan izleyicisine hitap etme eğilimini takip ediyor. Hollywood Reporter
dergisinden Kirk Honeycutt, 2007’de Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminden
sonra romanları ve filmi inceledi.[114] Persepolis’in evrensel bir unsur
içerdiğini, “Batı’daki bizim gibi insanların aşina olduğu, kasvetli bir İran
tablosu çizdiğini” dile getirdi.[115] Honeycutt’ın aşina olduğu İran da Satrapi’nin
eserlerinde gördüğü İran da, ABD ve Batı dünyasının geri kalanından farklı
olarak, uzun ve anlamsız savaşlara girişen “molla egemenliğindeki bir ülke”dir.[116]
Bu nedenle Honeycutt, Satrapi’nin eserlerinde yarattığı ikiliği bir biçimde
kabul edip onaylıyor; burada İslam, dini bağnazlık, şiddet ve kadınlara karşı
baskının eş anlamlısı iken, ABD, özgürlük ve rasyonelliği temsil ediyor.[117]
Honeycutt’a göre, Satrapi’nin eserleri, İslam hukukunun Batı modasına ve
Amerikan pop kültürüne “baskı” uyguladığını, kadınlara ve Müslüman “genç
erkeklere sadık bir şekilde zalimce kısıtlamalar getirdiğini” ortaya koyuyor.
Amerikan izleyicisinin aşina olduğu, hoş karşıladığı, “kadınların nefret
edecekleri bir imaj” üzerinde duruyor.[118] Satrapi, aile üyelerini mollalara
ve İslamî kurallara karşı kişiler olarak tasvir ediyor. Satrapi ailesi, İslam’ın
var olmadığı, Amerikan tüketim mallarına ve pop kültürüne hiçbir kısıtlama
olmaksızın kendilerini kaptırabilecekleri bir toplumda yaşamak istiyor.
Bu
tasvir, Satrapi’nin Amerikan izleyicisinin kendinden bir şey bulacağı, genele
hitap eden eseri bağlamında, Müslüman toplumlar ve Ortadoğu ile ilgili
geliştirilmiş, yaygın şarkiyatçı klişeleri pekiştirdiğinin delili. Bu klişeleri
yeniden teyit eden yazının sürekli üretilmesi sebebiyle, demokratik liberal
paradigmanın parçası olan diğer ülkeler de Amerikan şarkiyatçılığına ait fikirleri
içselleştirmeye başlıyorlar.
Hindustan
Times, 2021’de Hintçeye çevrildikten sonra Persepolis
hakkında bir makale kaleme aldı.[119] “Hindistan, totaliter İran’dan ne
öğrenebilir?” sorusunu[120] soran makale, son Dünya Özgürlük Raporu’nu ele alıyor,
Hindistan’ın puanının 2018’de 100 üzerinden 75 iken 2021’de 67’ye düştüğüne
vurgu yapıyordu.[121] Gazete, okurlarını Batı dünyası gibi dini siyasetten
ayıran laik yönetim tarzına ait uygulamalar ve İran gibi din odaklı bir toplum
haline gelmemeleri konusunda uyarıyordu.
Satrapi’nin
“Persepolis’i Neden Yazdım?” başlıklı makalesi, Batı’nın modernliği ile İslam
arasındaki yaygın kabul gören ikiliği güçlendirerek Amerikan izleyicisi için
evrensel bir unsur yaratma çabalarını ortaya koyuyor. Çizgi roman tarzı anı kitapları,
İranlıların diğer ülkelerde yaşayan insanlara benzediğini göstermek istediği
için yazdığını dile getiriyor.[122] Ne var ki Satrapi, “diğer ülkelerde yaşayan
insanlar” ifadesini özellikle ABD olmak üzere Batı dünyası için kullanıyor.
Hedef kitlesi bu. Hitap etmesi gereken evrensellik Batı dünyasını ifade ediyor.
Yazar
ve editör Gloria Steinem, Satrapi’nin makalesinde “İslamî köktencilik ve Batı
demokrasisi” arasında cereyan eden çatışmaya vurgu yaptığını, böylelikle
belirlediği hedef kitlesine seslenme imkânı bulduğunu söylüyor.[123] Satrapi
ayrıca makalesinde, “silah üretmek için para harcanmak yerine, ülkelerin yurt
dışında eğitim için burslara yatırım yapması gerektiğini düşünüyorum” diyor.[124]
Bunu söyleyerek Satrapi, ABD’nin İslamcı köktencilikle mücadele etmek için güç
kullanmak yerine Batılı eğitimi kullanması gerektiği, zira Batılı eğitim
kurumlarında okumanın “iyi” ve “açık fikirli” Müslümanlar yaratacağı imasında
bulunuyor. Bu düşünce, yerli halkı medenileştirmek amacıyla eğitim burslarının
oluşturulduğu tarihsel sömürge projesiyle de uyumludur. Yerli halk, sömürgeci
efendilerce emperyalist merkezde eğitim almaya ve liberal düşünce biçimini
benimsemeye teşvik ediliyordu. Rhodes Bursu’nun amacı tam da buydu. Cecil
Rhodes tarafından 1902’de on dokuz ila yirmi beş yaşları arasındaki yerli
erkekler için oluşturulan bu kuruluşun amacı, İngiliz imparatorluk yönetimi
altında yaşayan yerliler arasında “birliği”, yani liberal bir bakış açısıyla
düşünme aşamasına geçişi teşvik etmekti.[125]
Satrapi,
İslam’ın bölgeye gelmesinden önce var olan İran’ı desteklediğini ima ederek Şah’ı
destekliyor ve İranlıların ya Müslüman ya da Pers olabileceği, ancak ikisi
birden olamayacağı yönündeki Amerikan görüşünü pekiştiriyor.
Beşinci
yüzyılda, “Perslerin şehri” Persepolis, altmış milyon insanı yöneten Pers
İmparatorluğu’nun merkeziydi.[126] Muhammed Rıza Pehlevi, yönetimini Persepolis
ile sembolik olarak ilişkilendirerek monarşinin dönüşünü meşrulaştırmıştı.[127]
Bu nedenle, Pers geleneğine dayanan birçok politikayı uygulamaya koyarken,
İslam’ı bölgede gelenekleri ortadan kaldırılması gereken yabancı bir varlık
olarak ele alıyordu. 1971’de, Apadana Sarayı’nda dünyanın “en güçlü liderlerini
çağırarak” Pers İmparatorluğu’nu dünyanın merkezi olarak yeniden canlandırmaya
çalıştı.[128] Ayrıca Tahran’da, binasında “kanatlı boğalar” ile tasarlanmış
Pers sütunları ve Pers tarzı büyük bir merdiven bulunan Ulusal Banka’yı inşa
ettirdi.[129] Bu tasarımlar, “Persepolis’teki dev başkentlerin kopyalarıydı.”[130]
Bina, ayrıca Zerdüştlüğün sembolü olan insan figürü “ferveher”i de
barındırıyordu.[131]
Öte
yandan Şah, Müslümanların kullandığı hicri takvimi yürürlükten kaldırdı, yerine
Zerdüştlere ait güneş takvimini getirdi.[132] Ayrıca, Arap kültürü için “vahşigari-i
Arap” terimini kullanan, Arap barbarlığını ele alan ders kitaplarını müfredata
dâhil ettirdi.[133] Şah, ayrıca şeriatı kaldırdı, İranlı Müslüman erkeklerin
sakallarını tıraş etmelerini ve geleneksel cübbe yerine Avrupa tarzı takım
elbise giymelerini emretti.[134]
Bu
bize, Satrapi’nin eserlerine “Persepolis” adını vermeyi tercih etmek suretiyle,
Şah’ın politikalarını ve İslam’a dair algısını desteklediğini gösteriyor. Bu
yaklaşımı Amerikan algısıyla örtüşüyor. Amerikalılara göre İslam, Araplar
tarafından Pers’e getirilen “yabancı bir din” ve İran’ın “geri kalmışlığının”
nedeni.[135] Bunu yaparak Satrapi, Şah ve Amerikalılar gibi, İranlıları İslamî mirasları
ile Pers tarihleri arasında seçim yapmaya zorluyor.
Satrapi’nin
çizgi romanları ve filmi, Amerikalıların tesettürün baskı ve kısıtlamanın
simgesi olduğuna dair yaygın kanaatine destek çıkıyor. Şah Rıza Pehlevi,
modernleşme programı doğrultusunda tesettürü ulusun modernliğe doğru
ilerlemesinin önünde bir engel olarak görüyordu. Bu nedenle, tüm İranlı
kadınları başını açmaya zorlayan 1936 tarihli Tesettürden Arınma Kanunu’nu yürürlüğe
koydu.[136] Gizli polisi SAVAK, kadınların başını açtıklarından emin olmak için
onları gözetliyordu.[137] Şah, bu kanun aracılığıyla “Doğu’daki pasif tesettürsüz
kadınlara dair tasviri açıktan ortadan kaldırdığını” iddia ediyordu ama aslında
Batı kültürünü taklit ediyordu.[138]
Satrapi’nin
çizgi romanları ve filmi benzer bir dile sahip. Filmin baş karakteri Merci’nin babası,
Şah Rıza’nın İngilizlere İran petrolünü verme karşılığında kral olmasını
eleştirirken, modernleşme programını alkışlıyor.[139] Merci’nin babasının
politik görüşleri, Satrapi ailesinin tesettüre karşı olumsuz algısına ışık
tutuyor. Bu, ailesinin yoğun Batı etkisine ışık tutuyor. Aile, sadece Batı’nın
liberal ekonomik modelini değil, aynı zamanda Batı giyim ve düşünsel
değerlerini taklit ederek de modernliğe ve endüstriyel ilerlemeye ulaşabileceğine
inanıyor. Bu etki, karakterinin babasının, tesettür zorunluluğunu ortadan
kaldıran Şah Rıza’nın oğlu Şah Muhammed Rıza’ya karşı çıkmasında da görülüyor.[140]
Şah,
kadınlara bir seçim hakkı verdi. Bu da çoğunlukla üst sınıf kadınların
örtünmeyi bırakmayı, alt sınıf kadınların ise örtünmeyi tercih etmesiyle
sonuçlandı.[141] İran Devrimi’nden sonra, İslamî rejim altında Ayetullah
Humeyni, Batılılaşmaya, özellikle de Amerikanlaşmaya bir cevap olarak, İran’ın
eşsiz mirasını elinden aldığını ve halkının ahlaki bilincini lekelediğini
savunduğu 1983 tarihli Tesettür Kanunu ile zorunlu tesettür uygulamasını devreye
soktu.[142] Satrapi ailesinin üyeleri, Amerikalılar gibi bunu İranlıların elde
ettiği “emsalsiz özgürlüğün” ortadan kalkması olarak gördüler.[143] Satrapi
eserlerinde, ailesinin Humeyni’nin yaptığı kanun değişikliğine daha fazla karşı
çıktığını, zira bu İslamî kuralların Batılılaşmış yaşam tarzlarının çoğu
faaliyetini yasakladığını söylüyor. Bu haliyle Satrapi, bir kez daha
“Batılılaşmış elitler”le “köktenci yoksullar”ı karşı karşıya getiriyor.[144]
Satrapi’nin
tesettüre yönelik olumsuz tasviri, Fransız hükümetinin 11 Eylül sonrası
İslamofobi sonucu 2004 yılında başörtüsü yasağını uygulamaya koyduğu bir
dönemde gündeme geldi.[145] Bu zamanlama, Satrapi’nin ABD’de ve Batı dünyasının
diğer yerlerinde tesettürün baskı, gerilik ve kısıtlamaya dair bir simge olduğu
yönündeki yaygın kanaati güçlendirmesinin bir sonucu.
Satrapi’nin
tüm İranlı kadınları ve onların tesettür konusundaki seslerini dile dökme
biçimi son derece sorunlu. Sömürgecilik sonrası dönemde oluşan milliyetçi
söylemde, kadınların bedenleri, onlara nasıl hissettiklerini dile getirme
seçeneği veya duygularını dile dökecekleri kürsüyü sunmadan, bir ulusun
ilerlemesini ölçmek için bir ölçüt olarak kullanılıyor. Kadınlar, kendilerine korunması
gereken ulusun “anaları”, ulusun dindarlığının ve ahlaki bilincinin
“koruyucuları” rolü bahşeden milliyetçi anlatının bir parçası haline
getiriliyorlar.[146] İran örneğinde tesettür meselesi de aynı milliyetçi
zeminde ele alınıyor. Satrapi, kadınları ve seslerini genel söyleme dâhil etmek
suretiyle bu milliyetçi anlatıya meydan okumayı başarıyor, ancak İranlı
kadınların sadece bir bölümünü temsil ettiğini kabul etmemesi soruna yol açıyor.
Şah ve Humeyni yönetimindeki İslamî rejimde İranlı kadınları, görüşlerini dile
getirmek için mücadele eden güçsüz kurbanlar yerine aktif aktörler olarak
tasvir etse de, Müslüman olan İranlı kadınların çoğunluğunun sahip olduğu görüşü
marjinalleştiriyor.[147]
Satrapi,
bu fikri eserlerinde çeşitli şekillerde dile getiriyor. En önemlisi de Satrapi’nin
sadece kendi ailesindeki kadınlara olumlu yaklaşması. Satrapi ailesinin, İran
halkının genelinden kopuk, Batılılaşmış bir elit sınıfın parçası olan, gayrimüslim
bir aile olduğunu kabul etmiyor veya dile getirmiyor. Eserinde Müslüman bir
kadından sadece onun ne kadar pasif ve çaresiz olduğunu göstermek için
bahsediyor.
Satrapi
ailesine yardım etmek için eve gelen Nesrin Hanım, Merci’nin babasının önünde
başörtüsünü çıkarmıyor.[148] Satrapi ailesine mensup kadınlar, bu davranışı konusunda
kendisini sorguladığı vakit Nesrin Hanım, çekingen bir ifadeyle, tüm hayatı
boyunca kendisine başörtüsü takmasının söylendiğini, onu neden taktığını
bilmediğini söylüyor.[149] Müslüman kadınlara dair bu tasvir; güç, bireysellik,
öz farkındalık ve özgür iradeye sahip gayrimüslim kadınları tasvir etme
biçimiyle tam bir tezat teşkil ediyor. Buradan anlıyoruz ki Mercane Satrapi, Müslüman
kadınları, Amerikan izleyicisinin İslam’ı ve kadınlara karşı baskısını ele
aldığı gibi ele alıyor.
Satrapi,
eserlerinde Müslüman kadınları pasif ve güçsüz olarak tasvir ederek, ABD’nin Müslüman
toplumlarda yaşayan kadınlara yönelik, yaygınlık arz eden onları kurtarma
eğilimine destek çıkıyor. Nesrin Hanım, oğlunun İran-Irak Savaşı sırasında
Iraklılara karşı savaşmak için İran ordusuna gönüllü olarak katılma isteğinden
korkuyor. Merci, oğlunun zayıf yetiştirilme tarzı nedeniyle, İranlı erkek
çocuklarının savaşa giderlerse veya şehit olurlarsa cennete girecekleri,
altından evlerde yaşayacakları, çevresini hurilerin kuşatacağı ile ilgili,
rejim eliyle yürütülen propaganda faaliyetinin etkisine kapıldığı imasında
bulunuyor.[150]
Çaresiz
olduğunu, ev halkı üzerinde hiçbir yetkisinin olmadığını bilen Nesrin Hanım,
Satrapi ailesinden oğlunu savaşa gitmemesi konusunda ikna etmelerini istiyor.
Bu haliyle Satrapi, Müslüman kadınlarla gayrimüslim kadınları karşı karşıya
getiriyor. Bu ikilem, yerli öznenin yalnızca sömürgeci efendisi tarafından
sağlanabilecek “rehberliğe” sürekli ihtiyaç duyduğunu söyleyen sömürgeci ve
emperyalist projelerin “olağan bir özelliğidir.”[151]
Merci’nin
kadının oğlunu ikna etme becerisinden bahsedilen sahne, propagandayı sadece
rasyonel düşünceye dayalı ikna çabasının delebileceğini söylemekle kalmaz, aynı
zamanda Satrapi’nin kurtarıcılık misyonunu üstlendiğini ortaya koyar. Burada
Satrapi, genel manada, Aydınlanma ve rasyonel düşünceye dayalı yasalara sahip
laik hükümetlerin iş başında oldukları Batı’nın yurttaşlarını, ideolojisi ve hukuki
metinleri, köktencilik ve bağnazlık üreten dinden kaynaklanan İran gibi devletlerden
daha iyi koruyacağı imasında bulunmaktadır. Satrapi, Müslüman toplumlarda
yaşayan Doğulu insanları sadece Batılı laik hükümetlerin kurtarabileceği
fikrini savunmaktadır.
Yarattığı
karakteri Merci’yi karşımıza, Amerikan pop kültürünü ve tüketim ürünlerini
İslamî rejime karşı direnmek için bir araç olarak kullanan biri olarak çıkartan
Satrapi, Amerikan kültürünün “özgürleştirici” doğasını vurgu yapar. Adidas ve
Nike marka ayakkabılar, Michael Jackson rozeti, Bee Gees müziği, kullandığı rujlar
ve “Punk Ölmedi” tişörtü, İslamî kurallara karşı isyan etmek için kullandığı “klişeleşmiş”
araçlardır.[152] Merci’yi bu şekilde tasvir etmek suretiyle Satrapi, baskıcı
İslamî değerlere karşı başkaldırmanın veya mücadele etmenin tek yolunun,
bireylere ifade özgürlüğü ve çeşitli tüketim ürünleri aracılığıyla seçimlerini
kullanabilecekleri bir platform sunan Amerikan kültürü olduğu imasında bulunur.
Bu ifade ve seçim özgürlüğü, “tesettürlü kadın”ın rejime karşı mücadele etmek
için sahip olduğu seçeneklerle tam bir tezat oluşturmaktadır, zira tesettürlü
kadın, örtünmek ve Amerikan tüketim ürünlerinden uzak durmak suretiyle,
köktenci rejimin değerlerine uyum sağlamaktadır. Dolayısıyla Satrapi, sonuç
olarak “İran’ın tesettürlü bir ulus olduğuna dair klişeyi besler.”[153]
Gerçekte
bu yaklaşım, İranlıların devrimci gücünü azaltmaktadır çünkü bu Amerikan
ürünleri ve sembolleri, “politik düzeni sorgulamak için gereken gerçek
çalışmadan uzaklaşılmasını sağlamaktadır.”[154] Esasında ilgili yaklaşım, Amerikalıların
Amerikan pop müziği dinlediklerinde, ruj sürdüklerinde veya kadınlarının başını
açtıklarında İranlıların nihayetinde “Batı’ya açılacağını” ve rejimin
yenilginin eşiğine geleceğini düşünmelerini sağlamaktan başka bir işe
yaramamaktadır.[155]
Satrapi’nin
Merci karakteri, Amerikan İmparatorluğu’nun dişine uygun bir öznedir. Merci,
Amerikan tüketim ürünlerini ve Batı pop kültürünü kimliğinin bir parçası olarak
gören Batılılaşmış bir yerlidir. Nike marka ayakkabıları ve Michael Jackson
rozeti nedeniyle onu eleştiren ahlak polisinden kaçtıktan sonra odasına dönen
genç Merci, başörtüsünü çıkartır ve kutlama amacıyla “We’re the Kids in America” şarkısını çalar.[156] Ayrıca, genç Merci’nin kendine bakışı Batılıdır.
Kendini İngiliz pop şarkıcısı Kim Wilde olarak görmektedir.[157] Ayrıca, Viyana’ya gitmeden
önce aynadaki yansımasına baktığında, her zaman olduğu kişiliğe sadık
kalacağına dair kendine söz verir. Bu görüntüde bile, gerçek benliğini Batılı
terimlerle tasavvur eder: tesettürsüzdür, saçları açıktır.[158] Merci, ayrıca
özgürlük ve demokrasi fikrine de inanır.
Satrapi,
Amerikan veya Batı toplumunun, kimsenin ona kısıtlamalar getirme gücüne sahip
olmadığı özgür bir toplum olduğu düşüncesindedir.[159] Bu fikir, ailesinin onu “özgür”
olsun diye Viyana’ya göndermesi ve Satrapi’nin şu anda Fransa’da ikamet etmesinde
somutluk kazanır. Satrapi, Fransa’nın ona kendini ifade etme özgürlüğü verdiği
düşüncesindedir.[160]
Satrapi’nin
çizgi romanlarındaki ve filmindeki karakterler, Amerikan tüketim ürünlerinin ve
pop kültürünün “geri kalmış” topraklara nasıl ihraç edildiğini ve hayal
güçlerini nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Bu tüketim ürünleri ve pop
kültürü, yerli öznenin kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor,
direnişlerini ifade edebilecekleri tek platform olarak görülüyor.[161] Ayrıca,
bu tüketim ürünleri ve pop kültürüne ait semboller, “modern” yerli özneyi “geri
kalmış” kitlelerden ayırıyor, bu da yerlinin düşünsel planda sömürgeci
efendisine benzeyecek şekilde dönüştürüldüğü fikriyle örtüşüyor.
Satrapi,
çizgi romanlarını ideal bir yerli özne olarak kaleme aldı. Romanlarını
otobiyografik bir üslupla yazdı ve bu üslup aracılığıyla “egzotik bir ötekinin
mahrem sırları”nı ortaya koydu. Bu yaklaşım, özünde, yerlilerin, yani
“öteki”nin yakından gözlemlendiği ve incelendiği tarihsel şarkiyatçı
araştırmalarla tutarlılık arz ediyor.[162]
Batılılaşmış
Elitler ve Amerika’nın İstisnai Olduğuna İnananlar
Satrapi’nin
ailesine dair tasviri, onların Amerikan ve Batı ideolojileriyle “ağulanmış”,
Batılılaşmış elitin bir parçası olduklarını, bu ideolojileri yüzeysel bir
düzeyde taklit etmeye çalıştıklarını söylüyor. Bu nedenle Satrapi ailesi, komünizmi
ve tüketimciliği aynı anda sahipleniyor.[163] Burada uzlaşmacı liberal ideolojinin
bir başka örneğine rastlıyoruz. Satrapi, karakterlerini sadece lafta komünist
olan kapitalist tüketiciler olarak tasvir ediyor.
Satrapi’nin
ailesi, 1794’ten 1925’e dek hüküm süren Kaçar Hanedanlığı’nın İran krallarının
soyundan geliyor.[164] Annesi, bu hanedanın kralı Şah Nasreddin’in büyük
torunudur.[165] Bu nedenle, ailesi, Celâl Âl-i Ahmed’in garbzadegi
analizine uyan, İran’ın üst orta sınıfı veya elitleri olarak
sınıflandırılabilir.[166] Komünist ideolojiyi yüzeysel olarak taklit etmeleri
nedeniyle, aile üyeleri, komünist inançları yüzünden zulüm gören ve idam edilen
sadık komünistler gibi davranırken, aynı zamanda maddi ayrıcalıklarını asla
sorgulamazlar veya sınıfsal eşitlik gibi komünizmin temel meselelerini
tartışmazlar. Örneğin Satrapi, ilk romanında İranlı Müslüman erkek
çocuklarının, İslam rejimince şehit olduktan sonra cennete girmelerini
sağlayacak anahtarlar olarak vaat edilen kolyeler taktıkları bir sahneye yer
veriyor.[167] Askerlerin yerini Merci ve arkadaşları alıyor. Onları boyunlarındaki
punk kolyeleriyle bir partide dans ederken görüyoruz.[168] Askerlerin aksine, Merci
ve arkadaşları birey iken, askerlerin yüzleri bile gösterilmiyor.[169] Bu
tasvirler, Merci ve arkadaşlarının sahip olduğu ayrıcalığı ortaya koyuyor. İran
halkından çok uzaktalar. Karmaşık yönlere ve incelikli yanlara sahip
olduklarını düşündükleri bir baloncuk içinde yaşıyorlar, oysa Müslüman İranlı
askerler, tekdüze ve İslam idealleriyle beyinleri yıkanmış kişiler olarak tasvir
ediliyorlar.
Aynı
şekilde, Merci’nin amcası Anuş, komünist inancında o kadar ısrarcı ki, Şah
rejiminin hüküm sürdüğü dönemde sürgünde yaşarken sonrasında ülkesine dönüyor
ve İslamî rejim tarafından idam ediliyor.[170] Ancak aynı zamanda, romanlarda
ve filmde, ailesinin ekonomik olarak ayrıcalıklı olduğunu, yeraltına inmiş
olsalar bile etkili bağlantılara sahip olduklarını tespit edebiliyoruz. İslamî
rejimden önce Merci, Fransız eğitimi alıyordu. 1979’dan sonra ailesi, ona
Avusturya vizesi alacak ve eğitim için Viyana’ya gönderecek paraya sahip oldu.[171]
Alkollü bir partiden döndükten sonra polisin eline geçtiklerinde de, Merci,
erkek arkadaşıyla polis tarafından yakalandığında da başlarını beladan
kurtaracak kadar paraya sahip.[172] Sadece karaborsada yüksek fiyata satılan
müzik kasetleri gibi istedikleri ürünleri almaya devam edebiliyorlar.[173]
Ayrıca sahte belgeler düzenlemek için de bağlantılara sahipler. Bu belgeleri
satın alabilecek durumdalar.[174] Ancak ilginç olan şu ki bu kişiler, sınıf
bilincinden mahrumlar.
Bu
çifte standartın sonucu olarak, aile üyeleri, sadece “şık” görünmek ve
ülkelerinin sıradan Müslüman nüfusundan uzaklaşmak için bu ideolojileri
benimseyen garbzadegi (Batı’yla ağulanmış) elitlerdir.[175] Bu ağulanmışlık
hali, “gelişmekte olan” ülkelerin elitleri arasında hüküm süren bir “hastalık”tır.
Batı’ya, bilhassa ABD’ye hayrandırlar, bu nedenle, “modern” görünmek için Batı’ya
ait ideolojileri “yüzeysel olarak taklit ederler.”[176] Bu yüzeysel taklit etme
çabaları yüzünden Satrapi’nin karakterleri, Amerikan izleyicilerinin sahip
olduğu baskın liberal ideolojiye itiraz edemezler. Bu teslimiyet, karakterleri
Amerikan istisnacılığına iman eden kişilere dönüştürür. Onlar ideal yerli öznedir.
Sonuç
Neticede
Satrapi’nin romanları ve onların sinema perdesine aktarılmış hali, hem aldığı
ödüllerle hem de Amerikan eğitim müfredatının bir parçası haline gelmesiyle ABD’de
büyük bir popülerlik kazanmıştır, zira bu eserler, Amerikalıların İran, İslam
ve Ortadoğu’ya dair baskın algılarının yansımasıdırlar. Satrapi, bazı üslupçu,
cinsiyetçi ve politik kalıpları sorgulasa ve yeniden yapılandırsa da,
eserlerinin merkezine ABD’yi koymak suretiyle mevcut Amerikan şarkiyatçılığını
beslemektedir. İslam’ı moderniteyle bağdaşmayan, halkına ilerletmeyecek bir şey
olarak tasvir etmektedir.
Eserlerine
“Persepolis” adını vermesi, İranlıların hem Fars hem de Müslüman olamayacağı
yönündeki Amerikan algısını güçlendirmektedir. İslam’ı radikal ve kadınlara baskı
uygulayan bir din olarak algılayan Amerikan izleyicisine temelde İslam’a karşı
çıkan, kendileriyle özdeşleşebilecek karakterler armağan etmektedir.
Karakterleri tesettüre karşı olumsuz bir algıya sahiptir, eserleri ise Müslüman
kadınları pasif ve güçsüz olarak tasvir etmektedir. Ayrıca, karakterlerinin
İran’da yaşayan, sosyo-ekonomik açıdan elit konumda bulunan, Batılılaşmış bir
kesime mensup olduğu gerçeğini kabul etmeyen Satrapi, İranlı kadınların
çoğunluğunun sesini de marjinalleştirmektedir. Bu nedenle, İran ve İslam’a dair,
ABD’deki insanların yakından tanıdığı bir imaj oluşturmaktadır.
Satrapi,
Batı pop kültürünü ve Amerikan tüketim ürünlerini İslamî kurallara karşı bir
direniş aracı olarak kullanmakta, bunların özgürleştirici doğasına vurgu
yapmaktadır. Bu yaklaşımıyla Satrapi, kendi ailesinin Amerikan istisnacılığına
iman etmiş kişiler olduğu gerçeğini faş etmektedir. Karakterlerinin sınıf
bilincinden mahrum olmaları da, sadece “modern” görünmek için Batı kültürünü
taklit eden garbzadegi (Batıcı) elitin bir parçası oldukları fikrini
pekiştirmektedir. Bu nedenle, aile üyeleri, ideal yerli özne olarak takdim edilmektedir.
Şifa Numan
Bahar
2022
Kaynak
Dipnotlar:
1. “Simon Hattenstone Interviews Marjane Satrapi, Whose Best-Selling Comic Book
Persepolis Is Now an AwardWinning Film,” 29 Mart 2008, Guardian. Ve Vanessa Jones, “A Life in
Graphic Detail,” Globe, 4 Ekim 2004 Boston.
2.
Vanessa Jones, “A Life in Graphic Detail,” Globe, 4 Ekim 2004 Boston.
3.
Patty Wetli, “Persepolis’ Memoir Isn't Appropriate for Seventh-Graders, CPS
Boss Says,” DNAinfo Chicago, 15 Mart 2013, DNA. Ve Vanessa Jones, “A Life in
Graphic Detail,” Globe, 4 Ekim 2004 Boston.
4.
Bernard Lewis, Faith and Power: Religion and Politics in the Middle East,
New York: Oxford University Press, 2010, 81-82.
5.
John H. Ghazvinian, America and Iran: a History, 1720 to the Present.
First edition. New York: Alfred A. Knopf, 2021, 110.
6.
Marie Ostby, “Graphics and Global Dissent: Marjane Satrapi’s Persepolis,
Persian Miniatures, and the Multifaceted Power of Comic Protest,” PMLA:
Publications of the Modern Language Association of America 132, no. 3
(2017): 560, PMLA.
7.
Typhaine Leservot, “Occidentalism: Rewriting the West in Marjane Satrapi’s
‘Persépolis,’” French Forum 36, no. 1 (2011), 121, FRF.
8.
Mohammad R. Ghanoonparvar, “Jalal Al-e Ahmad. Plagued by the West
[Gharbzadegi]. Translated by Paul Sprachman. Delmar, NY: Caravan Books, 1981.
119 Pp., Hardback,” Middle East Studies Association Bulletin 17, no. 1
(1983): 25, MES.
9.
Typhaine Leservot, 120.
10.
“Persepolis in Hindi: The Graphic Novel about Iran Has New Classes for India,”
Home - Latest and Trending News Hub, 14 Haziran 2021, News.
11.
Patty Wetli, “Persepolis' Memoir Isn't Appropriate for Seventh-Graders, CPS
Boss Says,” DNAinfo Chicago, 15 Mart 2013, DNA.
12.
“Persepolis in Hindi: The Graphic Novel about Iran Has New Classes for India,”
Home - Latest and Trending News Hub, 14 Haziran 2021, News.
13.
Patty Wetli, “Persepolis' Memoir Isn't Appropriate for Seventh-Graders, CPS
Boss Says,” DNAinfo Chicago, 15 Mart 2013, DNA.
14.
Marjane Satrapi et al., “Persepolis,” (Pantheon Books, 2004), Amazon.
15.
A.g.e.
16.
A.g.e.
17.
Patty Wetli, “Persepolis' Memoir Isn't Appropriate for Seventh-Graders, CPS
Boss Says,” DNAinfo Chicago, 15 Mart 2013, DNA.
18.
A.g.e.
19.
“Persepolis – Review,” 25 Nisan 2008, Guardian.
20.
Roger Ebert, “Persepolis Movie Review & Film Summary (2008): Roger Ebert,”
Roger Ebert, RE.
21.
“Marjane Satrapi,” IMDb, IMDB.
22.
“Persepolis,” European Film Awards, EFA.
23.
“Marjane Satrapi,” IMDb, IMDB.
24.
A.g.e.
25.
A.g.e.
26.
A.g.e.
27.
A.g.e.
28.
The Ideal School of Manhattan High School Curriculum Guide. 2019-2020, 12, PDF.
29.
“Challenging Perceptions: Persepolis beyond the American Lens,” Yale National
Initiative, 13 Ocak 2010, Yale.
30.
A.g.e.
31.
A.g.e.
32.
A.g.e.
33.
“‘Persepolis’ Banned in Chicago Public Schools,” National Coalition Against
Censorship, 14 Ocak 2016, NCAC.
34.
Noah Berlatsky, “Sex, Violence, and Radical Islam: Why “Persepolis” Belongs in
Public Schools,” 19 Mart 2013, Atlantic.
35.
A.g.e.
36.
“‘Persepolis’ Banned in Chicago Public Schools,” National Coalition Against
Censorship, 14 Ocak 2016, NCAC.
37.
Patty Wetli, “Persepolis' Memoir Isn't Appropriate for Seventh-Graders, CPS
Boss Says,” DNAinfo Chicago, 15 Mart 2013, DNA.
38.
Noah Berlatsky, “Sex, Violence, and Radical Islam: Why “Persepolis” Belongs in
Public Schools,” Atlantic Media Company, 19 Mart 2013, Atlantic.
39.
A.g.e.
40.
A.g.e.
41.
A.g.e.
42.
“Why “Persepolis” Belongs in Public Schools,” National Coalition Against
Censorship, 8 Mart 2019, NCAC.
43.
A.g.e.
44.
Marie Ostby, 559.
45.
Cary Gillenwater, “Lost Literacy: How Graphic Novels Can Recover Visual
Literacy in the Literacy Classroom,” Afterimage 37, no. 2 (2009): 33.
46.
A.g.e.
47.
A.g.e., s. 34.
48.
A.g.e.
49.
Rocío G Davis, “A Graphic Self: Comics as Autobiography in Marjane Satrapi’s
Persepolis,” Prose Studies 27, no. 3 (2005), 264-65, Prose.
50.
Marie Ostby, 559.
51.
Billie Eilam, “Dualities of Visual Literacy: The Double-Faced Janus Image,” In
Teaching, Learning, and Visual Literacy: The Dual Role of Visual Representation
içinde, Cambridge University Press, 2012, 3.
52.
Marie Ostby, 564.
53.
Nima Naghibi ve Andrew O'Malley, “Estranging the Familiar: “East” and “West” in
Satrapi's Persepolis,” ESC: English Studies in Canada 31, no. 2 (2005):
224.
54.
Robin A. Moeller, “‘Aren’t These Boy Books?’: High School Students’ Readings of
Gender in Graphic Novels,” Journal of Adolescent & Adult Literacy
54, no. 7 (2011): 476, Adult.
55.
Marjorie C. Allison, “(Not) Lost in the Margins: Gender and Identity in Graphic
Texts,” Mosaic (Winnipeg) 47, no. 4 (2014): 74, Mosaic.
56.
Robin A. Moeller, 477-79.
57.
Marjorie C. Allison, 73.
58.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 3:25, Vimeo.
59.
Emira Derbel, Iranian Women in the Memoir: Comparing Reading Lolita in
Tehran and Persepolis (1) and (2), Newcastle upon Tyne, UK: Cambridge
Scholars Publishing, 2017, 151.
60.
Randy Duncan ve Matthew J. Smith, The Power of Comics: History, Form and
Culture, New York: Continuum, 2009, 276.
61.
Vanessa Jones, “A Life in Graphic Detail,” Globe, 4 Ekim 2004 Boston.
62.
Roger Ebert, “Persepolis Movie Review & Film Summary (2008): Roger Ebert,”
Roger Ebert, RE.
63.
A.g.e.
64.
A.g.e.
65.
Marie Ostby, 560.
66.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 52:59, Vimeo.
67.
Vanessa Jones, “A Life in Graphic Detail,” The Globe, October 4, 2004 Boston.
68.
Kelly J. Shannon, U.S. Foreign Policy and Muslim Women’s Human Rights.
Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2017, 29, PP.
69.
Rocío G Davis, 264-65.
70.
Marjane Satrapi, Persepolis: The Story of a Childhood, 1st American ed.
New York, NY: Pantheon Books, 2003, 142.
71.
Rocío G Davis, 270-71.
72.
Ashutosh Mishra, “Orientalism and Media Representations of Iran in the USA,”
Boise State University Master’s Thesis, 2012, 10-12, Works.
73.
A.g.e., s. 13-16.
74.
A.g.e., s. 16-17.
75.
A.g.e., s. 17.
76.
Edward W. Said, Covering Islam: How the Media and the Experts Determine How
We See the Rest of the World, Rev. ed., 1st Vintage Books ed. New York:
Vintage Books, 1997, 81.
77.
A.g.e., s. 82.
78.
A.g.e., s. 83-84.
79.
A.g.e., s. 84-85.
80.
A.g.e., s. 96.
81.
Nima Naghibi ve Andrew O'Malley, 224.
82.
A.g.e., s. 225.
83.
Edward W. Said, 84.
84.
Typhaine Leservot, 122.
85.
A.g.e., s. 121.
86.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 46:56, Vimeo.
87.
Marjane Satrapi, Persepolis 2: The Story of a Return. New York: Pantheon
Books, 2004, 32-34.
88.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 1:10:09, Vimeo.
89.
John H. Ghazvinian, xi.
90.
Marjane Satrapi, Persepolis: The Story of a Childhood, 1st American ed.
New York, NY: Pantheon Books, 2003, 3.
91.
John H. Ghazvinian, xi.
92.
A.g.e., s. 147.
93.
A.g.e., s. 188.
94.
A.g.e., s. 235.
95.
A.g.e., s. 256-257.
96.
A.g.e., s. xii.
97.
A.g.e., s. 289.
98.
A.g.e., s. xii.
99.
A.g.e.
100.
A.g.e., s. 144.
101.
A.g.e., s. xiii.
102.
A.g.e., s xii.
103.
A.g.e.
104.
"Persepolis," The Columbia Encyclopedia içinde, Paul Lagasse
ve Columbia University. 8th ed. Columbia University Press, 2018.
105.
Bernard Lewis, 81-82.
106.
James G. Blight, Hussein Banai, Malcolm Byrne ve John Tirman. Becoming
enemies: US-Iran relations and the Iran-Iraq war, 1979–1988. Rowman &
Littlefield Publishers, 2012, ix.
107.
A.g.e.
108.
Marjane Satrapi, Persepolis: The Story of a Childhood, 1st American ed.
New York, NY: Pantheon Books, 2003, 82-86.
109.
A.g.e., s. 99.
110.
A.g.e., s. 101.
111.
James G. Blight, Hussein Banai, Malcolm Byrne ve John Tirman, ix.
112.
A.g.e.
113.
A.g.e.
114.
Kirk Honeycutt, “'Persepolis': Film Review,” The Hollywood Reporter, HR.
115.
A.g.e.
116.
A.g.e.
117.
A.g.e.
118.
A.g.e.
119.
“Persepolis in Hindi: The Graphic Novel about Iran Has New Lessons for India,” Hindustan
Times, 12 Haziran 2021, HT.
120.
A.g.e.
121.
A.g.e.
122.
Marjane Satrapi, “Why I Wrote Persepolis,” Writing (Highland Park, Ill.)
26, no. 3 (2003): 11.
123.
A.g.e., s. 9.
124.
A.g.e., s. 11.
125.
Rhodes Scholarship,” Encyclopedia Britannica (Encyclopedia Britannica,
inc.), Britannica.
126.
John H. Ghazvinian, 3.
127.
A.g.e., s. 4.
128.
A.g.e.
129.
A.g.e., s. 109.
130.
A.g.e.
131.
A.g.e., s. 110.
132.
A.g.e., s. 112.
133.
A.g.e.
134.
A.g.e.
135.
A.g.e., s. 110.
136.
Esmaeil Zeiny Jelodar, Noraini Md Yusof ve Khalil Mahmoodi. “Bearers of
Culture: Images of Veiling in Marjane Satrapi’s Persepolis,” 3L, Language,
Linguistics, Literature 19, no. 2 (2013), 66.
137.
A.g.e., s. 156.
138.
Laura Chrisman ve Patrick Williams, Colonial Discourse and Post-Colonial
Theory : a Reader, “Deniz
Kandiyoti, Identity and Its Discontents: Women and the Nation,” New York:
Columbia University Press, 1994, 379.
139.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 7:20, Vimeo.
140.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 7:24, Vimeo.
141.
Esmaeil Zeiny Jelodar, Noraini Md Yusof ve Khalil Mahmoodi, 69.
142.
A.g.e., s. 66.
143.
Kelly J. Shannon, 21.
144.
Typhaine Leservot, 123.
145.
Marie Ostby, 560.
146.
Laura Chrisman ve Patrick Williams, 381.
147.
Diego Maggi, “Orientalism, Gender, and Nation Defied by an Iranian Woman:
Feminist Orientalism and National Identity in Satrapi’s Persepolis and
Persepolis 2,” Journal of International Women’s Studies 21, no. 1
(2020), 93.
148.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 30:18, Vimeo.
149.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 30:19, Vimeo.
150.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 30:20, Vimeo.
151.
Nima Naghibi ve Andrew O'Malley, 242.
152.
Typhaine Leservot, 121.
153.
Vanessa Jones, “A Life in Graphic Detail,” Globe, 4 Ekim 2004 Boston.
154.
Nima Naghibi ve Andrew O'Malley, 238.
155.
A.g.e.
156.
Marjane Satrapi, Persepolis: The Story of a Childhood, 1st American ed.
New York, NY: Pantheon Books, 2003, 132-34.
157.
A.g.e., s. 131.
158.
A.g.e., s. 151.
159.
Nima Naghibi ve Andrew O'Malley, 238.
160.
Marjane Satrapi, Persepolis: The Story of a Childhood, 1st American ed.
New York, NY: Pantheon Books, 2003, 147. Marjane Satrapi, Persepolis: The
Story of a Childhood, 1st American ed. New York, NY: Pantheon Books, 2003, kitabın
arka kapağında yazarla ilgili bilgilere bakılabilir.
161.
Nima Naghibi ve Andrew O'Malley, 234.
162.
A.g.e., s. 225.
163.
Typhaine Leservot,120.
164.
Vanessa Jones, “A Life in Graphic Detail,” Globe, 4 Ekim 2004 Boston.
165.
A.g.e.
166.
Typhaine Leservot, 120.
167.
Marjane Satrapi, Persepolis: The Story of a Childhood, 1st American ed.
New York, NY: Pantheon Books, 2003, 102.
168.
A.g.e.
169.
A.g.e.
170.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 18:00 ve 21:52, Vimeo.
171.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 44:16, Vimeo.
172.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 01:20, Vimeo.
173.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 28:28, Vimeo.
174.
English 1B - PERSEPOLIS, Vimeo, 35:16, Vimeo.
175.
Mohammad R. Ghanoonparvar, 25.
176.
A.g.e.
Kaynakça:
Allison, Marjorie C.. “(Not) Lost in the Margins: Gender and Identity in
Graphic Texts.” Mosaic (Winnipeg) 47, no. 4 (2014): 73– 97. Mosaic.
Berlatsky,
Noah. “Sex, Violence, and Radical Islam: Why “Persepolis” Belongs in Public
Schools.” 19 Mart 2013. Atlantic.
Blight,
James G., Hussein Banai, Malcolm Byrne ve John Tirman. Becoming enemies:
US-Iran relations and the Iran-Iraq war, 1979–1988. Rowman &
Littlefield Publishers, 2012.
“Challenging
Perceptions: Persepolis beyond the American Lens.” Yale National Initiative,
13 Ocak 2010. Yale.
Chrisman,
Laura ve Patrick Williams. Colonial Discourse and Post-Colonial Theory : a
Reader “Deniz Kandiyoti, Identity and Its Discontents: Women and the
Nation.” New York: Columbia University Press, 1994.
Davis,
Rocío G. “A Graphic Self: Comics as Autobiography in Marjane Satrapi’s
Persepolis.” Prose Studies 27, no. 3 (2005): 264– 79. Prose.
Derbel,
Emira. Iranian Women in the Memoir: Comparing Reading Lolita in Tehran and
Persepolis (1) and (2). Newcastle upon Tyne, UK: Cambridge Scholars
Publishing, 2017.
Duncan,
Randy ve Matthew J. Smith. The Power of Comics :
History, Form and Culture. New York: Continuum, 2009.
Ebert,
Roger. “Persepolis Movie Review & Film Summary (2008): Roger Ebert.” Roger
Ebert. RE.
Eilam,
Billie. “Dualities of Visual Literacy: The Double-Faced Janus Image.” Teaching,
Learning, and Visual Literacy: The Dual Role of Visual Representation
içinde, Cambridge University Press, 2012, 3–10.
English
1B - PERSEPOLIS. Vimeo.
Ghanoonparvar,
Mohammad R. “Jalal Al-e Ahmad. Plagued by the West [Gharbzadegi]. Çeviri: Paul
Sprachman. Delmar, NY: Caravan Books, 1981. 119., Hardback.” Middle East
Studies Association Bulletin 17, no. 1 (1983): 25– 26. MES.
Ghazvinian,
John H. America and Iran: a History, 1720 to the Present. First edition.
New York: Alfred A. Knopf, 2021.
Gillenwater,
Cary. “Lost Literacy: How Graphic Novels Can Recover Visual Literacy in the
Literacy Classroom.” Afterimage 37, no. 2 (2009): 33–36.
Honeycutt,
Kirk. “'Persepolis': Film Review.” The Hollywood Reporter, 22 Aralık
2017. HR.
Jelodar,
Esmaeil Zeiny, Noraini Md Yusof ve Khalil Mahmoodi. “Bearers of Culture: Images
of Veiling in Marjane Satrapi’s Persepolis.” 3L, Language, Linguistics,
Literature 19, no. 2 (2013).
Jones,
Vanessa. “A Life in Graphic Detail.” Globe, 4 Ekim 2004 Boston.
Leservot,
Typhaine. “Occidentalism: Rewriting the West in Marjane Satrapi’s
‘Persépolis.’” French Forum 36, no. 1 (2011): 115– 30. FF.
Lewis,
Bernard. Faith and Power: Religion and Politics in the Middle East. New
York: Oxford University Press, 2010.
Maggi,
Diego. “Orientalism, Gender, and Nation Defied by an Iranian Woman: Feminist
Orientalism and National Identity in Satrapi’s Persepolis and Persepolis 2.” Journal
of International Women’s Studies 21, no. 1 (2020): 89–105.
“Marjane
Satrapi.” IMDB.
Mishra,
Ashutosh. “Orientalism and Media Representations of Iran in the USA.” Boise
State University Master’s Thesis, 2012, 10- 12, Works.
Moeller,
Robin A.. “‘Aren’t These Boy Books?’: High School Students’ Readings of Gender
in Graphic Novels.” Journal of Adolescent & Adult Literacy 54, no. 7
(2011): 476– 84. Adult.
Naghibi,
Nima ve Andrew O'Malley. “Estranging the Familiar: “East” and “West” in
Satrapi's Persepolis.” ESC: English Studies in Canada 31, no. 2 (2005):
223-247.
Ostby,
Marie. “Graphics and Global Dissent: Marjane Satrapi’s Persepolis, Persian
Miniatures, and the Multifaceted Power of Comic Protest.” PMLA :
Publications of the Modern Language Association of America 132, no.
3 (2017): 558– 79. PMLA.
“Persepolis.”
European Film Awards. Awards.
“Persepolis.”
IMDB.
"Persepolis."
The Columbia Encyclopedia içinde, Paul Lagasse ve Columbia University.
8th ed. Columbia University Press, 2018.
“Persepolis
– Review.”, 25 Nisan 2008. Guardian.
“‘Persepolis’
Banned in Chicago Public Schools.” National Coalition Against Censorship,
14 Ocak 2016. NCAC.
“Persepolis
in Hindi: The Graphic Novel about Iran Has New Lessons for India.” Hindustan
Times, 12 Haziran 2021. HH.
“Persepolis
in Hindi: The Graphic Novel about Iran Has New Classes for India.” Home -
Latest and Trending News Hub, 14 Haziran 2021, News.
“Rhodes
Scholarship.” Britannica.
Said,
Edward W. Covering Islam: How the Media and the Experts Determine How We See
the Rest of the World. Rev. ed., 1st Vintage Books ed. New York: Vintage
Books, 1997.
Satrapi,
Marjane. Persepolis: The Story of a Childhood. 1st American ed. New
York, NY: Pantheon Books, 2003.
Satrapi,
Marjane. Persepolis 2: The Story of a Return. New York: Pantheon Books,
2004.
Satrapi,
Marjane. “Why I Wrote Persepolis.” Writing (Highland Park, Ill.) 26, no.
3 (2003): 9- 11.
Satrapi,
Marjane, Mattias Ripa, Blake Ferris, Marjane Satrapi, Carol Bernstein, Eve
Deluze ve Merrien Céline. “Persepolis.” Pantheon Books, 2004. Amazon.
Shannon,
Kelly J. U.S. Foreign Policy and Muslim Women’s Human Rights.
Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2017. Press.
“Simon
Hattenstone Interviews Marjane Satrapi, Whose Best-Selling Comic Book
Persepolis Is Now an Award-Winning Film.” 29 Mart 2008. Guardian.
The
Ideal School of Manhattan High School Curriculum Guide. 2019-2020. PDF.
Wetli,
Patty. “Persepolis' Memoir Isn't Appropriate for Seventh-Graders, CPS Boss
Says.” DNAinfo Chicago, 15 Mart 2013, DNA.
“Why “Persepolis” Belongs in Public Schools.” National Coalition Against Censorship, 8 Mart 2019. NCAC.

