Şehit
Yahya İbrahim Hasan Sinvar, 1962 yılında Han Yunus kampında doğdu. Ailesi daha
önce, İsrail denilen sahte teşekkül bünyesinde Aşkelon olarak adlandırılan,
modern bir şehir olarak kabul edilen Mecdîl'deki evlerinden sürülmüştü. Sinvar,
Gazze İslam Üniversitesi’nde Arap edebiyatına ve Müslüman Kardeşler’in
öğretilerine kendini adadı. Hamas’ın militan örgüt içindeki İsrail casuslarını
ve sızıntıları ortadan kaldırmakla görevli yürütme organı olan gizli güvenlik
birimi “Mecid”in kuruluş sürecinde yer aldı.
İsrail
askeri mahkemesi, Sinvar’ı 1988’de yargılayıp hapse attı. Hapisteyken
İbraniceyi eksiksiz öğrendi. İsrail’i iyice inceleyen Sinvar, düşmanlarının
taktiklerini kavradı. Bu komutan için İbranice, sadece bir dil aracı değildi;
işgalcinin dünya görüşünün kapılarını aralamanın anahtarıydı. Sinvar, düşmanın
dilini bilmenin onun korkularını anlamamızı sağlayacağına inanıyordu.
Yahya
Sinvar, 22 yıl boyunca Yahudi devletinin elinde tutsak kaldı. 2011 yılında,
hapishaneden kendisinin planladığı bir operasyonla İsrail askeri Gilad Şalit’in
serbest bırakılması karşılığında serbest bırakıldı. Altı yıldan kısa bir sürede
Hamas’ın Gazze kolunun başına geçti.
Sinvar’ın
askeri planlarından biri, bugün “Aksa Tufanı” olarak bilinen olaydır; bu olay,
7 Ekim 2023’te birkaç saat içinde binden fazla İsraillinin öldürülmesine, 200’den
fazla kişinin esir alınmasına, İsrail’in güvenlik doktrininin temellerinin
sarsılmasına yol açmıştır. Sinvar, Gazze Savaşı’na aktif olarak katıldıktan
sonra, 17 Ekim 2024’te Gazze’deki Refah’ta bir binada şehit edildi. Bazıları,
Yahya Sinvar’ı İsrail’in en büyük yenilgisi olarak nitelendirirken, bazıları da
Yahudi medyasının yarattığı abartı nedeniyle, “Sinvar İsrail’in gizli piyonu
olabilir miydi?” diye sormaktadır.
Sinvar’ın
güçlü ve devrimci kişiliği, yazar ve araştırmacı Russell Borna’yı 2025 yılında
Sinvar hakkında bir kitap yazmaya yöneltmiştir. Bu kitap, Halkın Kahramanı
Yahya Sinvar ve Son İntifada adıyla yayımlanmıştır. Bu kitap, kısa süre önce
Şehriyar Şafî tarafından tercüme edilerek Yahya: Milletin Kahramanı,
Devletin Düşmanı adıyla Şehid Kâzımî Yayınları tarafından yayımlandı ve
piyasaya sürüldü.
Sadakat
ve Dini Kökenler: Mücadelenin Unsurları
Gençlik
yıllarında Han Yunus Filistin mülteci kampında okumaya hevesli bir genç olarak
Sinvar, kamp dışındaki dünyanın Filistinlilerin çektiği acılara sadece sempati
duymadığını, aynı zamanda bu acıların sebebi ve yazarı olduğunu da görmüştü.
1982’de tutuklandı, Filistin mücadelesindeki giderek artan konumunun farkında
olan Siyonist yetkililer, kısa ama yoğun ve yorucu bir gözaltı döneminden sonra,
onu serbest bıraktı. O zamana kadar siyasi bir aktör haline gelen Sinvar,
serbest bırakılmasından birkaç ay sonra Hamas’ın kurucusu ve lideri Şeyh Ahmed
Yasin ile temaslarını artırdı.
Sinvar’ın
ikinci tutuklanması 1985’te gerçekleşti, bu olay, onu yeni yeni gelişmekte olan
bir devrimciden kararlı bir devrimciye dönüştürdü. Bu tutuklanma ve hapis
dönemi, “inanç” ve “devrimci strateji” alanlarındaki çıraklığının başlangıcını
işaret etti. Şeyh Ahmed Yasin’in rehberliğinde, önceki Filistin hareketlerinin
başarısızlığındaki en önemli faktörün ihanet olduğu sonucuna vardı. Şeyh Ahmed
Yasin’in rehberliği ve öğretilerini edinirken “sadakat” unsuruna hayran kaldı.
Kendi mücadeleci ve devrimci deneyimlerini aktarırken, Şeyh, mücadelenin dini
meşruiyetinin önemine vurgu yapıyordu. Filistin Kurtuluş Örgütü gibi laik
Filistinli örgütler, Marksizm veya Pan-Arabizm okulundan ilham alırken, Hamas,
köklerini İslami özgünlükte görüyordu. O, diğer örgütlerin aksine, yabancı destekçilere
bağımlı değildi, bizatihi halk ve toplum tarafından besleniyordu.
Hamas’ın
En Korkulan Birliğinin Komutanı: Casus Avcısı
Hamas’ın
kuruluşu, Müslüman Kardeşler’in siyasi vizyonunun halk direnişinin taktiksel
militarizmiyle birleştiği ve İslami Direniş Hareketi’nin (Hamas) kurulduğu 1987
yılına dayanmaktadır. Hareket, Nukab hapishanesinin hücrelerinde ve Şeyh Ahmed
Yasin’in takipçileri eliyle kuruldu. Hamas’ın doğuşu, en gizli ve korkulan
organı olan Mecid’in kurulmasıyla birlikte gerçekleşti. Yapısı devrimci
hareketlerin güvenlik mekanizmalarından esinlenerek oluşturulan bu Hamas
birimi, düşmana hizmet eden “işbirlikçileri”; yani İsrail’in istihbarat örgütü Şin
Bet’e bilgi sağlamak, güvenli evleri ifşa etmek veya savaşçıları tespit etmek
için görevlendirilen Filistinlileri ortadan kaldırmakla görevlendirilmişti.
Yahya Sinvar, Mecid’i yönetmek üzere hapishane hücrelerindeyken seçilmişti. Mecid’in
faaliyetleri, Filistinlilere açık bir mesaj iletti: “Ya saf direnişten
yanasınız ya da hiçbir şeysiniz”. Sinvar da bu birimi parmaklıkların ardından
yönetti, neticede “casus avcısı” lakabını kazandı.
Bay
Duvar!
Sinvar,
1988’de yargılandı ve dört kez müebbete çarptırıldı. Duruşmanın büyük bölümünde
sessiz kaldı, çok az savunma yaptı, bazen olan bitene tümüyle kayıtsız kaldı. “Casus
avcısı” lakabının yanı sıra, mahkûmlar arasında bir başka lakabı daha vardı: “Duvar!”
Sorguda diz çökmemesi ve herhangi bir isim vermemesi nedeniyle, İsrailli
sorgucular ve işkenceciler, onda herhangi bir korku belirtisi görmemişlerdi.
Herhangi bir mahkûmu veya hükümlüyü çıldırtabilecek uzun hapis cezası, Sinvar
için düşünmek ve planlarını oluşturmak için altın bir fırsattı. İbranice
metinlere, İsrail gazetelerine ve İsrail toplumu üzerine çalışmalara yoğunlaştı,
zira onlar gibi düşünmek istiyordu. İsrail yetkilileri de bu olayın farkındaydı,
ona verilmiş olan hapis cezasını bir “hapishane üniversitesi” olarak
adlandırdılar.
Sinvar,
22 yıl sonra bir esir takasıyla hapisten çıktığında, daha sonra Hamas’ın “hapishane
doktrini” olarak adlandırılacak bir dizi inanç ve ilke oluşturmuştu. Bu görüşe
göre, bir hareketin gücü sahip olduğu silahlarla değil, liderlerinin
karakteriyle ölçülürdü. Her daim sadakate vurgu yapan Sinvar, direnişin içteki
zayıflık sebebiyle kolayca dağılabileceği sonucuna vardı. Bu yüzden, her zaman
karşı-istihbarat eğitiminde ısrar etti. Düşmanın sıradan bir konuşmayı bile
düşüncelerini açığa çıkarmak için kullanabileceğini bilerek temkinli davrandı.
İşte
bu iyi organize edilmiş zihinsel çerçeveler sayesinde Sinvar, İsrail’in
yüzleşmeye hazır olmadığı bir ayna haline geldi. Siyonist rejimin böyle bir
varlığa karşı sürekli ve bitmek bilmeyen korkusu şuydu: “En tehlikeli düşman,
silahlı olan değil, sözlerinizi sizden daha iyi bilen düşmandır.”
Düşman
toplumu tam ve doğru bir şekilde anlamış olan Yahya Sinvar, İsrail toplumunun
dirençli olmasına rağmen kırılgan olduğunu da biliyordu. Askeri gücü inkâr
edilemezdi, ancak siyasi görüşü son derece parçalanmıştı. İstihbarat
teşkilatları yetenekliydi, ancak toplumu korkuya ve psikolojik savaşa meyilliydi.
Yahudi ekonomisi gelişmişti, ancak uzun süreli çatışmalarda sosyal uyumu
kırılgandı. Sinvar, İsrail’in yenilmezliği efsanesinin tek bir saldırıyla
değil, sürekli ve hedefi belirlenmiş baskıyla kırılabileceğine inanıyordu.
“En Eşitsiz
Mahkûm Takası Operasyonu”nu
Parmaklıklar Ardında Anbean Tahayyül Etmek
Düşman
güçlerini önce tutuklayıp, daha sonra büyük çaplı esir takası yapmaları için
baskı altına almayı amaçlayan cesur ve gizli strateji/plan, Yahya Sinvar
tarafından hapishanenin içinden hazırlandı. Bunu Muhammed Şarate ile birlikte
yaptı. Uygulaması şu şekilde gerçekleşti: 2006 yılında, bir Hamas birliği,
Kerem Şalom köyü yakınlarındaki bir İsrail kontrol noktasına yeraltı geçidinden
baskın düzenleyerek iki İsrail askerini öldürdü ve üçüncü asker Gilad Şalit’i
esir aldı.
Bu
operasyon, beş yıl sonra bölge tarihinin en eşitsiz esir takasına yol açtı; bu
takasta 1027 Filistinli esir, Gilad Şalit karşılığında İsrail hapishanelerinden
serbest bırakıldı. Önemli nokta şu ki, Sinvar, yakalama operasyonunu ve
nihayetinde esir takasını baştan sona hapishane hücresinin içinden tahayyül etmişti.
Bu nedenle, Yahya kitabının yazarı Russell Borna, Sinvar için
hapishanenin asla bir ceza yeri değil, bir komuta merkezi olduğunu söylüyor.
Hücresinin içinden fiilen müzakere komitesinin bir üyesi haline gelmişti.
Demir
Eksen
Sinvar,
direnişin tepkisel bir hareketten proaktif bir güce dönüşmesi gerektiğine
inanıyordu. İşgalcinin vahşeti için provokasyona ihtiyacı olmadığını, direnişin
de bir bahaneye değil, zafere ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Bu Hamas komutanı,
inançsız bir kurşunun sadece bir metal parçası olduğuna, mücadelenin direnişin
sadece bir yönü olduğuna, diğer yönünün ise zihinsel ve düşünsel istikrar
olduğuna inanıyordu. Bu görüşü ve direnişi geliştirmek amacıyla Sinvar, Lübnan’daki
Hizbullah, İran İslam Devrimi Muhafızları ve İslami Cihad fraksiyonlarıyla yeni
görüşmelere başladı.
Hamas’ın
bir diğer komutanı olan ve Sinvar ile yakın çalışan Muhammed Deyf, büyük ölçüde
kamuoyunun gözünden uzak durdu. Sinvar da kamuoyunun karşısına çıkmadı, basın
toplantılarına rastgele katılmadı, güvenlik ilkelerine riayet etti. Sinvar ve
Deyf arasındaki koordinasyon, Hamas’ın Demir Ekseni’nin oluşmasına yol açtı.
Her iki isim de Hamas’ın gelişmekte olan, “Diplomasiyle harmanlanmış direniş ve
sabır kılığına bürünmüş gizli saldırı” stratejisinin ana mimarları haline geldi.
Böylece, Sinvar’ın rehberliğinde, Gazze’de modern yeraltı metro sistemleri
kullanılarak tünel kazma çalışmaları başladı ve devam etti.
Franz
Fanon ve Malcolm X’ten Alıntılar:
“İsrail Camilerimizden Korkmuyor!”
Sinvar,
2012’de örgüt içinde yapılan seçimlerin ardından Hamas’ın siyasi bürosunun
başına geçti. Hamas’ın askeri ve siyasi kolları arasındaki geleneksel ayrımın
bir zayıflık olduğunu savunan Sinvar, uzun vadeli planlamada ısrar etti. Ona
göre Hamas, çok tepkisel hale gelmişti, İsrail operasyonları onu kolayca
kışkırtıyor veya kısa vadeli siyasi çıkarlardan etkileniyordu. Bu nedenle, beş
yıllık stratejik planlar önerdi.
Hamas’ın
özel siyasi büro toplantılarında sık sık Franz Fanon ve Malcolm X’ten alıntılar
yaparak, Filistin’in sömürgecilikten kurtulmasının sadece dindarlığı değil,
aynı zamanda anti-emperyalist direnişi de gerektirdiğini arkadaşlarına
hatırlatıyordu. Sinvar’ın o günlerinden en akılda kalıcı sözlerinden biri
şudur: “İsrail camilerimizden değil, birliğimizden, disiplinimizden, unutmayı
reddetmemizden ve mücadeleden geri adım atmayı reddetmemizden korkuyor.”
Yahya
Sinvar, 13 Şubat 2017’de Hamas’ın Gazze kolunun yeni lideri oldu. Bu olay, Batı
medyasının onu hızla “aşırılıkçı” olarak nitelendirmesine ve İsrail güvenlik
yetkililerinin onu “terörün beyni” olarak adlandırmasına yol açtı.
Caydırıcılık
Doktrinini Güçlendiriyoruz.
Sert Bir Şekilde Misilleme Yapacağız!
Liderliğinin
en önemli gelişmesi, “Hamas'ın caydırıcılık doktrininin güçlendirilmesi” oldu.
Sinvar, yeni kırmızıçizgiler belirledi: Gazze’ye herhangi bir sızma, Mescid-i
Aksa’ya saygısızlık veya hedef gözeterek gerçekleştirilen suikastlar ağır bir
misillemeyle karşılanacaktı. Sinvar’ın liderliği döneminde Gazze, artık sadece
kendini savunmakla kalmıyor, çatışmaya hazırlanıyordu. Gazze, yüzleştiği krize
üç yönlü stratejiyle yaklaştı: direniş, dayanıklılık ve gözden geçirilen politika.
Direniş,
Sinvar için müzakere edilemez bir kırmızıçizgiydi. Kuşatma, devam ettiği ve
Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri sürdüğü sürece, silahlı mücadelenin sadece
saldırganlığı caydırmak değil, Filistinlilerin onurunu korumak için de onun devam
etmesi gerektiğine inanıyordu. Sinvar’ın o günlerden günümüze ulaşan
sözlerinden biri şudur: “Kuşatma, sınırlarımızı kontrol edebilir, ancak
azmimizi ve irademizi kontrol edemez.”
Sinvar’ın
Gözünde Savaşın ve Barışın Anlamı
Sinvar
için savaş, kendi başına bir amaç değil, bir amaca ulaşma aracıydı, barışsa
teslimiyet değil, bir sonraki çatışmadan önce kısa, stratejik bir duraklama
olarak görülüyordu. Oslo Anlaşmaları ve Amerikan diplomasisi tarafından
itibarsızlaştırıldığına inandığı “Barış” kelimesini asla kullanmadı, ancak sık
sık sakinlik, haysiyet ve karşılıklı caydırmadan bahsetti.
Sinvar’ın,
düşmanlarının medya yalanlarına bir cevap, kendisinin ve ortaklarının “ölüm
arayışı” söylentilerine ve iftiralarına bir reddiye olarak kabul edilen
açıklamalarından birinde şunu söyledi: “Ölümü sevmiyoruz; hayatı seviyoruz, ama
teslimiyeti değil, haysiyetli bir hayatı!” Sinvar, bu düşünce çizgisine
dayanarak, Hamas’ın silahsızlanmasını talep eden şartlı yardımı kararlılıkla
reddetti. Sinvar, bilge bir komutanın sadece savaşlarını değil, sessizliklerini
de akıllıca seçmesi gerektiğine inanıyordu.
Zıtlıkların
Toplamı ve Erişilemez Kara Kutu
Koronavirüs
pandemisinden sonra Sinvar, Hamas’ın sağlık kaynaklarını seferber etti ve
çöküşü önlemek için uluslararası sağlık kuruluşlarıyla birlikte çalışarak sıkı
karantinalar uyguladı. Sinvar’ın kişiliğinin önemli yanı, koronavirüs döneminde
halk sağlığı direktifleri veren savaşçının, mali yardımların dağıtımını
onaylayan devrimci ve stratejik sükunet çağrısında bulunan direniş sembolüyle
aynı kişi olmasıydı. Bu zıtlıkların yan yana gelmesi, Sinvar’ın pragmatik bir
savaşçı olarak mirasıydı. Sinvar’ın kamuoyu önünde konuşmayı reddetmesi,
düşmanlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. İsrail istihbaratı, kişilikleri
analiz etme becerisine rağmen, onu anlamakta zorlanmıştı. Sinvar nadiren
telefon kullanırdı, nerede olduğunu kimse bilmezdi, hatta Hamas’taki
meslektaşları bile genellikle aracılar aracılığıyla mesaj alırdı. Dijital
sinyallerden kaçınırdı, Hamas tünellerinden çıkan mesajların hiçbirinde meta
veri bulunmazdı.
Sinvar,
böylece kendini gizemli, erişilemez ve tahmin edilemez bir kara kutuya
dönüştürdü. Sinvar’ın 7 Ekim saldırısından sonra hayatta kalması, liderliğini
bir efsaneye dönüştürdü. Bu efsane, şehit edilmesiyle daha da güçlendi. İsrail,
yoğun baskı uygulayarak 7 Ekim’de yakalanan tüm sivillerin koşulsuz olarak
serbest bırakılmasını talep etti, ancak Sinvar şu şartı dile getirdi: “Bu,
İsrail hapishanelerinde ölmekte olan Filistinli mahkûmların geniş çaplı serbest
bırakılması olmadan gerçekleşmeyecekt.”
İsrail’in
Dedikodusu
Psikolojik
ve medya savaşının ardından İsrailli generaller, onu “cesetlerle satranç
oynayan bir deli” olarak nitelendirirken, Batılı diplomatlar, onu “acıya
kayıtsız, soğukkanlı bir stratejist” olarak tanımladılar. Bu gizemli komutana
ulaşamamaktan dolayı hayal kırıklığına uğrayan İsrailli yetkililer, onun bir
hava saldırısında veya çöken bir tünelde öldürüldüğüne dair söylentilere
sarıldılar, ancak bunu doğrulayamamaları onları sürekli bir teyakkuz halinde
tuttu; hayatta kalma olasılığı Gazze’yi öngörülemez hale getirdi.
Yahya’nın
Mirası
Bir
keresinde Sinvar, Kur’an’ın bir sayfasının köşesine şu mesajı yazmıştı: “Mezarlarımızda
bile teslim olmayız, sadece yaşayanlar olarak konuşuruz.”
Yahya
kitabının yazarı Russell Borna’ya göre, Yahya Sinvar hakkındaki gerçek ne
olursa olsun, onun kesin bir mesajı vardı: Şekillendirdiği miras, sadece Hamas’ın
bir sonraki dönemini değil, Filistin’in kendisini de yeniden tanımlayacaktı.
Mehr News
16 Ağustos 2026
Kaynak