COINTELPRO’nun
Yeni Hedefi İranlı Öğrenciler Derneği
“İÖD:
COINTELPRO’nun Yeni Hedefi” derken amacımız, İranlı Öğrenciler Birliği’nin (İÖD)
FBI tarafından, özellikle altmışların sonu ve yetmişlerin başlarında Üçüncü
Dünya Hareketlerini ve Siyahi Hareketini hedef alan, günümüzde de devam eden
COINTELPRO Programı kapsamında saldırıya uğradığını belirtmek değil; ABD
Hükümeti’nin, COINTELPRO Programı’nda olduğu gibi, Üçüncü Dünya’daki bir hedefi
her türlü yolla “yok etmeyi, itibarsızlaştırmayı ve etkisiz hale getirmeyi”
amaçladığını göstermektir. CIA, Göçmenlik Servisi ve yerel polis, planlı uygulanan
bu merkezî stratejide iş birliği yapmaktadır. CIA’in eğitip donattığı İran
Gizli Polisi SAVAK’ın da katılımı, ABD Hükümeti’nin İran’daki kurtuluş
mücadelesiyle dayanışma içinde olan bir hareketi ezme girişiminin bir
parçasıdır. Bu mücadele büyüdükçe, ABD’deki İÖD’e yönelik saldırıların
yoğunluğu da artmıştır.
Ortadoğu,
ABD emperyalizmi için çeşitli nedenlerden dolayı son derece önemli bir
bölgedir; bunların en önemlisi, petrol bolluğudur. Ortadoğu’dan gelen petrol,
dünya petrolünün yaklaşık yüzde 80’ini karşılıyor, ABD tarafından çalınan
petrol gelirleri, Ortadoğu halklarının hilafına olacak şekilde, muazzam
miktarda aşırı kâr sağlıyor. Dünyanın bu bölgesi, Afrika ve Asya’ya kara ve su
bağlantısı olması nedeniyle ABD için siyasi ve stratejik olarak da hayati önem
taşıyor. Ortadoğu’nun kontrolü ve egemenliği, ABD’nin Afrika ve Asya’yı aşırı
sömürme yeteneğinin devamı için hayati öneme sahiptir. İran, Eritre, Zufar,
Filistin ve Umman’daki ulusal kurtuluş hareketleri, toprakları, kaynakları ve
emekleri üzerinde kontrol arayışında olup, ABD’nin Ortadoğu’daki egemenliğinin
devamına büyük bir tehdit teşkil etmektedir. Emperyalizm perspektifinden
bakıldığında, bu hareketler, her ne pahasına olursa olsun ezilmelidir. ABD
emperyalizminin İran’da oynadığı rolü ve bu ülkedeki çıkarlarını söz konusu
bağlam dâhilinde kavramamız gerekmektedir.
1953’te
CIA’nın İran’da Ulusal Cephe ve Dr. Musaddık’ın ilerici hükümetini devirerek
Şah’ı iktidara getirdiğini itiraf ettiği bir darbe düzenlendi. Bu, İran’ın yarı
feodal, yarı sömürge bir ülkeden ABD emperyalizminin yeni bir sömürgesine
dönüşümünün başlangıcını işaret etti. 1963’teki Beyaz Devrim (ABD ve Şah’ın
sahte toprak “reformu” programı) kırsal kesimdeki kapitalist üretim
ilişkilerini daha da pekiştirdi. ABD emperyalizminin egemenliği altında İran,
Şah’ın ve komprador burjuvazinin mutlak yönetimi altında bağımlı bir kapitalist
devlet haline geldi.
1953’ten
beri İran, ABD tarafından Ortadoğu’da jandarma rolünü oynaması için bilinçli
olarak geliştirildi. İran Gizli Polis Gücü SAVAK, CIA ve İsrail tarafından
eğitilip donatıldı. Yöntemleri ve taktikleri arasında, ABD emperyalizminin
kuklaları olarak hizmet eden faşist diktatörlüklere karşı tüm iç muhalefeti
acımasızca bastırmakla görevli, üçüncü dünya ülkelerindeki tüm ABD’den eğitimli
gizli polisler gibi işkence, terör ve cinayet yer almaktadır. Şah rejiminin
Azanya (Suudi Arabistan), Zimbabve (Rodezya), Pakistan, Fas dâhil tüm Ortadoğu’da
faal olduğuna dair elde raporlar mevcuttur. İran ordusu, donanması ve özel
askeri kuvvetlerinin tamamı ABD tarafından donatılıp eğitilmiştir. Şu anda İran’da
40.000 ABD askeri “danışman”ı bulunmaktadır. Şah rejimi, ABD askeri eğitimi ve
ekipmanının en büyük alıcısıdır, gerektiğinde İsrail, Azanya ve Zimbabve’ye ABD
silahlarının satışları için bir kanal görevi görmektedir. Sadece son üç yıl
içinde İran’a 15 milyar dolardan fazla silah tedarik edilmiştir.
1971
yılında Halkın Fedai Gerillaları Örgütü (HFGÖ), İran’ın kuzeybatısındaki Siyahkel’de
bir askeri kışlaya saldırarak, Şah rejimine karşı silahlı mücadele başlattı.
Şah’ın gerillaları yok etmek için elindeki tüm gücü ve zulüm araçlarına
kullanmasına rağmen, silahlı mücadele temelli hareket istikrarlı bir şekilde
büyüdü, ancak kurucularının ve liderlerinin çoğu şehit oldu. Şah rejiminin
yenilmezliği efsanesi tarihe karıştı. Bugün HFGÖ ve silahlı mücadele hareketi
kendisini inşa etmeyi bilmiştir, giderek daha fazla insanı seferber edebilmektedir.
İran’da
son dönemde, Şah’ın askerlerinin bir gösteri sırasında 15.000 silahsız
vatanseveri katlettiği 1963 yılından bu yana en büyük kitlesel ayaklanmalara
şahit olundu. İran halkının yoksulluğa, sömürüye ve zulme karşı militan
direnişi kesinlikle yükselişte. Tahran, Tebriz, Kum, Şiraz gibi birçok şehirde
düzenli olarak kitlesel gösteriler düzenleniyor. Bu ayaklanmaların hedefleri
arasında Polis Genel Merkezi, Şah’ın Yeniden Diriliş Partisi’nin (ülkede izin
verilen tek partinin) büroları ve baskıcı rejimin diğer sembollerinin yanı sıra
ABD kontrolündeki bankalar ve şirket ofisleri de yer alıyor.
“Şah’a
ölüm”, “Ya özgürlük ya ölüm” ve “ABD emperyalizmine son” gibi sloganlar, halkın
taleplerini dile getiriyor, bu taleplere tanklar, askerler ve modern ABD
silahlarıyla karşılık veriliyor. Hint Okyanusu’ndaki ABD filosu, son altı ay
içinde en az bir kez alarma geçirildi. Militan kitlesel mücadelenin artması ve
silahlı örgütlerin artan rolü, İran halkının ABD’ye, emperyalizme ve Şah
rejimine duyduğu nefretin kanıtıdır. Ayrıca, halkın gerici, baskıcı ve sömürücü
güçleri yok etme kararlılığını da temsil etmektedir.
İran’daki
mücadele yoğunlaştıkça, İÖD’e karşı baskı da artmaktadır. İran’daki devrimci
hareket ve kitlesel mücadeleyle militan dayanışma kurma taahhüdümüz de
güçleniyor. İran Devrimci Hareketiyle Dayanışma Komitesi, temel amacı olarak
eğitim yoluyla, halkı seferber ederek, somut destek örgütleyerek ve ABD ile
İran’daki düşmanlarına karşı çıkarak İran’daki silahlı mücadele ve ezilen
kitlelerle dayanışma kurmayı görüyor. Dünyanın dört bir yanındaki ilerici
insanları şu taleplerde bulunmaya çağırıyoruz:
Kahrolsun
Şah!
Kahrolsun
ABD Emperyalizmi!
Zafer
silahlı mücadelenin olsun.
İranlı
halk kitleleri, silahlı örgütler ve İranlı Öğrenciler Derneği ile dayanışma.
FBI,
CIA, Polis ve Göçmenlik Bürosu’nun SAVAK’la kurduğu işbirliğine son verilsin.
* * *
ABD
hükümeti, ABD’de İran’ın Kurtuluş Mücadelesi’ne verilen desteği neden ve nasıl
ezmeye çalışıyor? “Neden?” sorusunun en iyi cevabı, İran’daki kurtuluş
mücadelesinin giderek güçlenmesi ve İranlı Öğrenciler Derneği (İÖD)
önderliğinde İran dışında bu harekete verilen desteğin artmasıdır. Şah’ı
iktidarda tutmak için giderek daha fazla ABD kaynağına ihtiyaç duyulurken, ABD
içinde İranlılar tarafından yönetilen güçlü ve iyi organize edilmiş bir destek
hareketinin varlığı, emperyalizmin boğazına takılan büyük bir diken haline
geliyor.
İÖD,
Şah yönetiminde İran halkına uygulanan zulmü ifşa ediyor, İran’da giderek
güçlenen ve halk desteği bulan bir kurtuluş hareketinin olduğunu ortaya
koyuyor. Bu hareket, Şah ve ABD hükümetinin her türlü çabasına rağmen yok
edilemez.
İran’daki
mücadeleye verdikleri örnek teşkil eden destek çalışmalarıyla İÖD, İran
halkının tüm anti-emperyalist mücadelesi için bir toplanma noktasıdır;
emperyalizmin krizde olduğunu ve yenileceğini; İran’daki hareketin yok
edilemeyeceğini, ABD hükümetinin de onu destekleyen öğrenci hareketini yok
edemeyeceğini göstermektedir. Emperyalizm, bu gerçeğin bu kadar geniş çapta
ortaya çıkmasına tahammül edemez, bu nedenle onu ezmek zorunda.
Vietnam’da
olduğu gibi, ABD hükümeti iki cephede savaşmaya mecbur. Gene Vietnam’da olduğu
gibi, ABD içindeki ve dışındaki tüm Üçüncü Dünya kurtuluş mücadeleleri, ortak
düşmanları olan ABD emperyalizminin zayıflaması ve faaliyet alanını daha da
genişletmesiyle güçlenir.
İÖD’e
Saldırılar
ABD’nin
ülke içindeki İÖD’e nasıl tepki verdiğini en iyi şekilde, Şah ve Jimmy Carter’ın
geçen Kasım ayında Washington’daki buluşmalarında binlerce İÖD göstericisinin
varlığından dolayı yerin dibine geçtikleri olaydan bu yana yaşanan kimi
örnekleri inceleyerek görebiliriz.
Oklahoma:
Öğrencilere aniden Şah karşıtı materyal dağıtamayacakları söyleniyor, ısrar
etmeleri üzerine topluca tutuklanıyorlar. Onlara karşı isyana teşvik
suçlamasıyla dava açılıyor, Bölge Savcısı ve Vali, İranlıları “hırsız ve
ayaklanmacı” olarak nitelendiren bir açıklama yayınlıyor. İranlılar adına ön
duruşmada ifade veren bir Southwestern Üniversitesi profesörü derhal işten
çıkarılıyor.
Teksas:
Teksas’ın Bee City şehrindeki (birçok İranlı öğrencinin kayıtlı olduğu) küçük
bir üniversitenin rektörü, İÖD’ü KGB (Rus Gizli Polisi) paravanı olarak
nitelendiriyor ve İranlılarla birlikte yaşayan kasaba halkı öğrencileri eşyalarını
sokağa atıyor. Başkan, daha sonra açıklamayı kimin yaptığını bilmediğini
söylüyor ancak kamuoyu önünde geri çekmeyi reddediyor.
Kalamazoo,
Michigan: SAVAK provokatörü, İÖD üyelerine saldırıyor, okulun çıkarttığı
gazetenin yayın yönetmeni, gazetede İÖD’e saldırmaya başlıyor.
Dekalb,
Illinois: Kuzey Illinois Üniversitesi’nde yabancı öğrenciler dekanı, İran
konsolosluğu için İranlı öğrencilerin faaliyetlerini izlediği ortaya çıkıyor.
Şikago,
Illinois: Central YMCA Koleji’nde, SAVAK ajanları, Farşid Muham ve Corç Yusufi,
okul içinde İÖD destekçilerine ve üyelerine saldıran bir çeteye liderlik
ediyor. Polis eşliğinde İÖD üyelerini tahrik eden bu ajanların kışkırtması
sonrası İÖD üyelerinin bazıları okuldan atılıyor. Dekan Cuellar, İÖD’ün kolejdeki
faaliyetlerini yasaklıyor, derslerini tamamlayamayan Farşid Muham’ın okula geri
dönmesini bizzat kendisi sağlıyor. Polis, FBI ve Göçmenlik Bürosu, Orta Y
bölgesindeki İranlı öğrencilerin tacizine açıkça katılıyor.
Şikago,
Illinois Üniversitesi’ndeki Yuvarlak Kampüs’te SAVAK ajanları Muham ve Yusufi,
3 kişiyle (Corç Karbasi, Abbas Gacar ve Duruş Ali Muhammed Haui) birlikte
çalışarak, İÖD üyelerine ve destekçilerine Şah yanlısı yayınlar dayatmaya
çalışıyorlar. Bu provokatörler öğrenci olmamalarına rağmen, daha önce uygulanan
üniversite kurallarına göre kampüsten atılmıyorlar. Bunun ardından, tüm İranlı
öğrencilere Yabancı Öğrenciler Direktörü tarafından, SAVAK provokatörlerine
karşı hoşgörülü davranmamaları durumunda (a) okul disiplini, (b) cezai
suçlamalar, (c) “Göçmenlik Bürosu ile Konsolosluğa” bildirilme ve (d) “Okulun
yabancı öğrencilerle ilgili kabul politikasının gözden geçirilmesi” ile tehdit
eden bir mektup gönderiliyor.
Şikago’da
ve ABD genelinde polis, FBI, Göçmenlik Bürosu ve savcıların SAVAK ile işbirliği
yaptığı açıkça görülmektedir. ABD hükümetine bağlı kurumlar ve polis, SAVAK’ı İÖD’ü
terörize etmek için kullanmaktadır.
SAVAK’ın
İÖD’ü terörize etmesinin birkaç nedeni var. Bunlardan biri, SAVAK’ın Şah’ın
muhaliflerine karşı her türlü taktiği kullanmaya açıkça istekli olmasıdır. Gözdağı
vermek ve terörize etmek en etkili yollardır. Bir diğer neden ise, SAVAK’ın “Uluslararası
İranlı Yurtsever Öğrenciler Örgütü” adı altında yayınladığı literatürün, İran
Öğrenci Hareketi’ne karşı histerik bir tepki yaratma girişimi olmasıdır; zira
onlar, İÖD’ü “terörist” ve “yabancı komünist güçlerin ajanları” olarak
nitelendiriyorlar. SAVAK’ın bu öncü gruplarının taleplerinden biri de “Bu büyük
ülkeyi zehirleriyle kirletmeden önce tüm İÖD üyelerini sınır dışı edin”
şeklindedir. Ek bir neden ise, hükümet ve polis teşkilatlarının, SAVAK’ın
eylemleri ifşa edildiğinde sorumluluktan kaçınabilmesidir. Son olarak, medya,
yaşananları İranlılar arasında bir iç savaş olarak açıklamak için manipüle edilmektedir.
Tıpkı Vietnam’da ABD hükümetinin ABD emperyalizmine karşı mücadeleyi
Vietnamlılar arasındaki bir savaş olarak göstermeye çalışmasında olduğu gibi,
İran’ın Kurtuluşu Mücadelesini de İranlılar arasındaki bir mücadele olarak
göstermeye çalışıyor.
ABD’nin
Üçüncü Dünya Hareketlerine Yönelik Saldırıları
ABD
hükümetinin üçüncü dünya hareketini yok etmeye yönelik merkezi ve hesaplı bir
planı için diğer polis teşkilatlarını ve gerici örgütleri ön cephe olarak
kullanması, FBI’ın çalışma biçiminin bir özelliğidir. Elliler, altmışlar ve
yetmişlerde FBI’ın gizli programlarının bir kısmı, ordunun “karşı istihbarat”
teriminden esinlenerek, COINTELPRO olarak adlandırılıyordu. COINTELPRO’yu ayırt
edici kılan şey, altmışlarda, kendi kibirlerinden, ABD içinde ve dışında
yükselen üçüncü dünya mücadelelerinden dolayı, FBI’ın kendi notlarında üçüncü
dünya hareketlerini ve destekçilerini etkisiz hale getirme planları ve bunu
başarmak için izledikleri yasadışı yöntemleri açıktan dile getirmesiydi.
“Porto Riko bağımsızlık
hareketindeki liderliğin kalitesini, özellikle de faaliyetlerini sekteye
uğratma ve etkinliklerini tehlikeye atma çabalarımızla ilgili olarak
değerlendirebilmek için, etkili liderleri bireysel olarak ayrıntılı ve yakından
tanımamız gerekmektedir. [...] Biz, onların hayatlarının yüzeyde görünmeyen
kısmına derinlemesine inmeliyiz; örneğin, başkalarını etkileme yeteneklerini,
gerçek liderlik yeteneklerini, Porto Riko’nun bağımsızlığına duydukları yoğun
arzunun nedenini, bağımsızlıktan ne elde etmeyi beklediklerini, diğer
liderlerden ve sıradan üyelerden aldıkları desteği belirlemeliyiz. Zayıf
yönleri, ahlakları, sabıka kayıtları, eşleri, çocukları, aile hayatları, eğitim
nitelikleri ve bağımsızlık faaliyetleri dışındaki kişisel faaliyetleri hakkında
bilgi sahibi olmalıyız.”
FBI
başkanı Edgar Hoover, 1967’de tüm FBI bürolarına benzer bir not göndererek, teşkilâtın
Siyahilere yönelik politikasını özetlemişti. Notta şu ifadeler yer alıyor:
“Bu yeni karşı istihbarat
girişiminin amacı, siyahi milliyetçi, nefret içerikli örgütlerin ve grupların,
liderlerinin, sözcülerinin, üyelerinin ve destekçilerinin faaliyetlerini ifşa
etmek, bozmak, yanlış yönlendirmek, itibarsızlaştırmak veya başka bir şekilde
etkisiz hale getirmektir. [...] Faaliyetler, sürekli olarak takip edilmelidir,
böylece karşı istihbarat için tüm fırsatlardan derhal yararlanabilecek ve
koşulların gerektirdiği durumlarda harekete geçmeye ilham verebilecek bir
konumda olacağız. [...] (Herhangi bir bağımsız siyahi örgütü veya hareketi ‘siyah
milliyetçi nefret grubu’ olarak etiketlendi.)”
Mart
1968’in başlarında Hoover, tüm saha bürolarına gönderilen başka bir notta amacını
daha da net bir biçimde ortaya koyuyordu. “Hedefler” başlığı altında şunları
yazılıydı:
“Bu uzun vadeli hedefler,
karşı istihbarat programının azami ölçüde etkili olabilmesi ve boşa harcanan
çabaların önlenmesi için paylaşılmaktadır.
1. Militan siyahi
milliyetçisi grupların koalisyonuna mani olun. Birlik güçtür; tüm klişeliğine
rağmen geçerliliğini koruyan bir gerçektir. Siyahi milliyetçisi grupların kuracağı
etkili bir koalisyon, Amerika’da “Mau Mau” benzeri bir siyahi devrimini
tetikler.
2. Militan siyahi
milliyetçisi hareketi birleştirebilecek ve canlandırabilecek bir ‘mesih’in
ortaya çıkmasını önlemek. Malcolm X, böyle bir ‘mesih’ olabilirdi. X, bugünkü
hareketin şehididir. Martin Luther King, Stokely Carmichael ve İlyas Muhammed’in
hepsi bu konuma talip.
3. Siyahi milliyetçisi
grupların şiddet eylemlerini önlemek gerek. Bu, son derece önemlidir, soruşturma
faaliyetlerimizin bir hedefi de budur. İlgili hareketi önlemek, aynı zamanda
karşı istihbarat programının da bir hedefi olmalıdır. Karşı istihbarat yoluyla
potansiyel sorun çıkarıcıları tespit etmek ve şiddet potansiyellerini
kullanmadan önce etkisiz hale getirme imkânına kavuşulmalıdır.
4. Militan siyahi
milliyetçisi grupların ve liderlerinin toplumun farklı kesimleri nezdinde
saygınlık kazanmasını engellemek için onları itibarsızlaştırmak gerekmektedir.
Siyahi milliyetçilerini itibarsızlaştırma hedefi, üç şekilde taktiksel olarak
ele alınmalıdır. İlk olarak, sorumlu toplum ve sadece siyah oldukları için
militan siyahi milliyetçilerine sempati duyan ‘liberaller’ nezdinde gruplarını
ve bireylerini itibarsızlaştırmalısınız. Üçüncüsü, bu gruplar, hareketin
takipçileri olan siyah radikallerin gözünde itibarsızlaştırılmalıdır. Bu son
alan, ilk ikisinden tamamen farklı taktikler gerektirir. Şiddet eğilimleri ve
radikal açıklamalar hakkındaki kamuoyu duyuruları, siyahi milliyetçilerini son
gruba daha da yakınlaştırır; onlara farklı bir şekilde ‘saygınlık’ kazandırır.
5. Son bir hedef,
özellikle gençler arasında militan siyahi milliyetçisi örgütlerin uzun vadeli
büyümesini engellemek olmalıdır. Bu grupların gençleri kendi saflarına
çekmesini önlemek için özel taktikler geliştirilmelidir.
Karşı istihbarat
operasyonları Büro tarafından onayını almalıdır. Bu programın doğası gereği,
her operasyon, Büro’nun çıkarlarını koruyacak şekilde tasarlanmalı, Büro’nun
herhangi bir şekilde zor durumda kalmasına neden olmamalıdır (yani, bu programı
gizli tutun. -yn). Bunun ötesinde, Büro, önerilerinizi her türlü şekilde
değerlendirecektir.”
Üçüncü
dünya hareketlerinin her veçhesine yönelik gerçekleştirilen topyekûn
saldırılara ek olarak, üçüncü dünyadaki kurtuluş mücadelelerini destekleyen
beyaz ve çok uluslu örgütler de hedef alındı, onlara karşı yıkıcı eylemler
gerçekleştirildi.
Aynı şekilde, üniversiteler de onları susturmak veya uzaklaştırmak için kullanıldı. Bu durum, özellikle
ABD’deki savaş aygıtına doğrudan saldıran
gruplar ve bireyler için geçerliydi.
FBI
ve SAVAK’ın Ortak Stratejisi
Karşı
İstihbarat Programı’nın ABD kamuoyuna ifşası, 1972’de Vietnam savaşı
protestocularının FBI bürolarını işgal etmesiyle gerçekleşti. Aynı şekilde,
SAVAK’ın İÖD’e ilişkin planları da Cenevre’deki SAVAK Avrupa Karargâhı’nın
işgal edilmesi sonucu ifşa edildi. (1971’de Şah’ın İÖD üyeliğini 3 ila 10 yıl
hapis cezasıyla cezalandırılacak bir suç haline getiren bir yasa çıkardığını bu
noktada belirtmek gerek.)
İÖD,
SAVAK’ın kendi belgelerine ve SAVAK’ın eylemlerinin gözlemlenmesine dayanarak,
SAVAK’ın yöntemlerini şu şekilde analiz etmiştir:
Birincisi,
öğrencilerin eğitim finansmanlarını keserek, pasaportlarını uzatmayı
reddederek, öğrencileri ve ailelerini korkutarak baskı uygulamak. SAVAK’ın bu
yöntemi, az önce okuduğumuz Porto Riko Hareketi ile ilgili FBI notunda ifade
edilen yönteme benziyor. Artık çoğumuz, FBI’ın Martin Luther King gibi
liderleri sindirme ve şantaj yapma yönünde ortaya koyduğu çabalara aşinayız.
SAVAK’ın
ikinci bir yöntemi ise İÖD’e karşı çıkmak için gerici gruplar oluşturmaktır. Şikagor’da
SAVAK ajanları, Corç Yusufi ve Farşid Muham, İran Uluslararası Vatansever
Öğrenciler Örgütü’nü kurdular. Bu, İÖD karşıtı propaganda ve İÖD üyelerine
yönelik saldırılar için bir kılıf görevi görüyor.
Şikago’daki
FBI, solcu grupların ofislerini soyan, kayıtları polise teslim eden ve üçüncü
dünyaya mensup insanları terörize eden Adalet Lejyonu ile doğrudan çalıştı.
Dahası, FBI’ın en sevdiği taktiklerden biri de üçüncü dünya grupları ve
insanları arasında şiddet olaylarını kışkırtmaktır. FBI, iki siyahi siyasi
örgüt arasında düşmanlığı körükleyerek kurguladığı cinayetlerin sorumluluğunu
üstlendikten sonra, artık ünlü olan 1968 tarihli San Diego notunda şunları söylüyor:
“Güneydoğu
San Diego’nun getto bölgesinde silahlı çatışmalar, dayaklar ve yüksek derecede
huzursuzluk devam ediyor.” Bu genel duruma katkıda bulunan belirli bir karşı
istihbarat eylemi olmasa da, huzursuzluğun önemli bir kısmının doğrudan bu
programa bağlanabileceği üzerinde durulmaktadır.
Üçüncü
bir SAVAK yöntemi ise yayınları kullanmak ve İÖD konfederasyonuna karşı
propaganda çalışmaları yürütmektir. Farşid ve Yusufi’nin grubu bu yöntemi
mümkün olan her yerde denedi; kampüslerdeki ilan panolarına İÖD’e yönelik
iftira niteliğinde saldırılar ve Şah yanlısı materyaller astılar. Medyanın ve
kamuoyunun bilinçli manipülasyonu, COINTELPRO’nun önemli bir yönüydü. (Şikago
gazetelerinin baş sayfalarında İÖD faaliyetleri ve hedefleri hakkında sık sık
yer alan yanlış ve iftira niteliğindeki açıklamalar göz ardı edilemez.) Kamusal
figürlerin FBI pozisyonlarını dile getirmesinden, dost basın mensuplarına uygun
sızıntılara kadar, FBI üçüncü dünya liderlerini itibarsızlaştırmak için elinden
gelen her şeyi yaptı. Örneğin, Mississippi eyaletinin Jackson şehrinde FBI, Yeni
Afrika Cumhuriyeti örgütünün (RNA) konferansından hemen önce eyaletin en büyük
gazetesine RNA hakkında son derece aşağılayıcı materyaller sızdırdı. FBI, daha
sonra şunları söyledi:
“Kaynaklar, bu makalelerin
31 Temmuz 1970 ile 02 Ağustos 1970 tarihleri arasında
Jackson’da düzenlenen bölgesel RNA konferansını sekteye
uğrattığını bildirdi. Bu makaleler, Jackson sakinlerinin
desteğini neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. [...] Bu
son derece başarılı bir karşı istihbarat operasyonu olduğundan, sorumlu özel ajanın
yürüttüğü bu önemli ve değerli çalışmanın tanınmasını sağlaması gerektiğine
inanılıyor.”
SAVAK’ın
dördüncü yöntemi, İÖD’ün faaliyetlerini zorla bastırmak için diğer ülkelerin
polisleriyle işbirliği yapmaktır. Bu, Şikago’daki son olaylarda açıkça
görülmüştür. Yerel polisin bu bilinçli kullanımı ve manipülasyonu muhtemelen
FBI’ın COINTELPRO Programı’nın temel taşıydı. Philadelphia’da Büro, militan bir
siyahi örgüt olan Devrimci Eylem Hareketi (RAM) üyelerini, kefalet
ödeyemeyecekleri noktaya kadar her türlü uydurma suçlamayla tutuklatmakla övünüyordu.
FBI, 1968’in başlarında tüm FBI bürolarına gönderdiği bildirimlerde,
Philadelphia’daki programlarının etkinliğini tüm şehirler için bir model olarak
kullandı.
Son
olarak, gerektiğinde veya uygun olduğunda, hem SAVAK hem de FBI, hedeflerini
etkisiz hale getirmek için doğrudan harekete geçer. Şikago’da Farşid ve Yusufi’nin
İÖD üyelerine fiziki saldırılar düzenlediklerini görüyoruz. Daha önce SAVAK
ajanları, Batı Almanya’da İran, Yeni Emperyalizm Eylemde adlı kitabın
yazarı Dr. B. Niroumand’a yönelik suikast girişimi gibi suikastlar için
görevlendirilmiş ve bu suikastları gerçekleştirmişlerdir; ayrıca Londra’daki
İran büyükelçisi Muhammed Rıza Emirteymur’a karşı da başarılı bir suikast
düzenlemişlerdir.
Şikago’da
FBI, yerel polise Fred Hampton’ın dairesinin kat planını, hatta uyuyacağı
yatağın yerini bile gösterdikten sonra onu öldürmeleri için kışkırtmıştır. Pine
Ridge’de Amerikan Yerlileri Hareketi (AIM) lideri Anna Mae Aquash, FBI’dan
tehditler aldıktan sonra öldürülmüştür. Mississippi’de FBI, RNA Karargâhı’na
silahlı bir saldırı düzenlemiş; New Jersey Turnpike’ta ise polisi Assata Şakir
ve Sundiata Acoli’ye ateş açmaları için kışkırtmıştır.
Şikago’da
önde gelen bir yargıç tarafından görülen ve hâlâ gizli tutulan bir FBI
belgesinde, FBI’ın kent polisi ile Kara Panter üyeleri arasında silahlı
çatışmalar düzenlediğinden bahsedilmiştir. Notta, muhtemelen meydana gelecek
polis ölümlerinin, Kara Panter Partisi’ne (KPP) karşı duyguları daha da
artırmak için kullanılabileceği belirtilmektedir.
Emperyalizmin
kendi varlığını hem yurt içinde hem de yurt dışında daimi kılmak için yoğun bir
çaba içinde olduğu görülüyor. Şikago sokaklarında İÖD üyelerine ve
destekçilerine yönelik saldırılarda SAVAK elemanları kullanılıyor. Bu, SAVAK’ın
İran halkına her gün uyguladığı zulmün küçük bir örneği. CIA’in eğittiği, ABD’nin
finanse ettiği İran gizli polisi, ABD’deki akıl hocalarının dizlerinin dibine oturuyor.
FBI’ın ABD’deki üçüncü dünya halklarına karşı kullandığı taktiklerin benzerleri
kullanılıyor. Pine Ridge Rezervasyonu’nda FBI, bölgeyi işgal etti ve yerli
Amerikan topluluğunu açıkça terörize etti. ABD genelinde, üçüncü dünya halkları,
giderek artan sayılarda yakalanıp hapse atılıyor. Üçüncü dünya gençliğini
kontrol etme ve yok etme girişimi, hükümetin üçüncü dünya halklarını kontrol
etme planının bir parçasıdır. Üçüncü dünya ülkelerinde kullanılan taktikler,
ABD’deki üçüncü dünyadan gelmiş topluluklara karşı uygulanıyor, aynı şekilde
yereldeki programlar, ABD destekli yurtdışındaki gizli polis için model haline
geliyor.
Ya
İşbirliği Ya da Dayanışma
COINTELPRO
gibi üçüncü dünya hareketlerine ve topluluklarına karşı yürütülen operasyonlar,
beyazların desteği ve kabulü olmadan yürütülemezdi. FBI, beyaz topluluğunun farklı
kesimlerini farklı yöntemlerle kullanabilmekte veya etkisiz hale getirebilmektedir.
Sağcı,
yani gerici ve açıkça ırkçı olan beyaz insanlar, hükümet tarafından üçüncü
dünya hareketlerine ve halklarına karşı doğrudan veya dolaylı olarak
kullanılabilmekte veya manipüle edilebilmektedir. Vietnam gazileri, İran’da
eğitim almak üzere işe alınıyor ve sıklıkla oradan Zimbabve’de beyaz paralı
asker olarak savaşsınlar diye görevlendiriliyorlar. ABD içinde sağ, hükümetin
dolaylı olarak yapmayı tercih ettiği şeyi doğrudan yapıyor, ABD hükümeti,
sorumluluğu üstlenmiyor, insan haklarına saygı duyduğuna dair imajını muhafaza
ediyor.
Şu
anda Şikago’da SAVAK ajanlarıyla ilişki de bu düzlemde kurulmaktadır. Polis, FBI
ve Savcı her şeyden habersizmiş gibi davranıyor. Bu, polis, cezaevi yetkilileri
ve politikacıların, Klan'ı, Nazileri veya diğer beyaz üstünlükçüsü örgütleri
üçüncü dünya insanlarını terörize etmeye teşvik etme ve böylece kontrol sağlama
amacıyla kullandıkları klasik bir taktiktir. Polis, bu konuda hiçbir şey
bilmiyormuş gibi davranırken, politikacılar da bu gruplara karşı çıkıyormuş
gibi yaparak, kendileri daha da sağa kayıyorlar. Vali Thompson, ölüm cezasını
destekliyor, bunun Illinois’a “medeniyet”i geri getirdiğini söylüyor, ancak
Nazilere karşı kararlı bir duruş sergiliyormuş gibi davranıyor.
Beyaz
baskıcı ulusun diğer kesimleri, üçüncü dünya halklarına destek vermiyorlar. Hükümetin
onlara karşı şiddetini hoş görüyorlar. Üçüncü dünya halklarının hedefleri,
şiddet yanlısı, ahlaksız, deli veya hükümetin kurbanlarını nesneleştirmek ve
izole etmek için kullanabileceği diğer her türden aşağılayıcı sıfatla tasvir
ediliyor. Bu çabaların, KPP’ye, Pine Ridge’deki AIM liderlerine, Mississippi’deki
RNA’e ve Denver’daki Meksikalı-Çikano örgütüne Adalet Mücadelesi üyelerine
yönelik saldırıları ve katliamları haklı çıkarmak için sistematik olarak
kullanıldığını görüyoruz.
Hükümetin
mahkûmların rehinelerinin boğazlarını kestiği, Şikago’da hepimizin duyduğu gibi
Fred Hampton’ın dairesine giren polislere saldırdığı yalanlarını, kurbanları
itibarsızlaştırma ve kendi eylemlerini haklı çıkarma çabaları takip eder. Ancak
bu yalanlar faş olduğunda, hükümet, nihayetinde beyaz insanları, üçüncü dünya
halklarına karşı yasadışı eylemler gerçekleştirmenin hem kendi çıkarlarına hem
de gerekli olduğuna ikna etmeye çalışır. Şu anda New York ve Şikago’da ABD
hükümeti, Porto Riko’nun bağımsızlığı için dövüşen Ulusal Kurtuluşun Silahlı
Kuvvetleri (FALN) eliyle gerçekleştirilen bombalı saldırıları ve hapishaneleri
incelemek amacıyla yürütülen soruşturma kapsamında Porto Riko ve Meksika-Şikano
halkının bağımsızlık hareketlerinin liderlerini birbirine düşürme ve
itibarsızlaştırma yönünde çalışma yürütmektedir. Mahkemeye çağrılanların
kararlı direnişi ve sergiledikleri birlik, bu son “COINTELPRO” hamlesini ortaya
çıkardı. Üçüncü dünya hareketlerinin kendi kaderini tayin hakkını desteklemek,
ABD solunun COINTELPRO’ya yönelik itirazının temelidir. Bu dayanışmanın içeriği
şu başlıklardan oluşmaktadır:
a.
Somut destek;
b.
Potansiyel dost güçlerin eğitimi ve seferber edilmesi;
c.
Üçüncü Dünya hareketlerini yok etmeye çalışan sağa ve ABD hükümetine ait
kurumlarına karşı mücadele.
Bu
başlıklar, ABD'deki ilerici beyaz insanların ve örgütlerin sorumluluğundadır.
ABD
hükümetinin gizli polisinin (FBI ve CIA’in) gerçekleştirdiği suikastlar,
terörizm ve manipülasyon girişimleri tümüyle ifşa olmuş olmasına karşın, bu
suçların faillerini hapse atmak için ciddi bir çaba ortaya konulmamıştır. Evet,
eski CIA direktörü ve İran Büyükelçisi Richard Helms, Şili darbesinde ABD’nin
oynadığı rol konusunda yalan söylediği için küçük bir para cezası ödemek
zorunda kaldı. New York’ta FBI ajanı John Kearney, beyaz radikallere yönelik
hırsızlıklar nedeniyle yargılanıyor. Her iki olayda da hükümetin ve ulusal
güvenliğin savunulması gerektiğinden söz edildi. Savunmaları, ABD gizli
polisinin ülkenin çıkarları doğrultusunda gördüğü her türlü yasadışı eylemde
haklı olduğu görüşünü destekleyenlerin yüreğine su serpti.
Bu
nedenle, birkaç hafta önce Şikago Emniyet Müdürlüğü’ne gidip polisle SAVAK arasındaki
işbirliğine son verilmesini talep ettiğimizde, başkanın altmışların sonlarında
COINTELPRO’yu yöneten FBI’ın Şikago şubesinin eski müdürü Marlin Johnson
olduğunu görmemiz şaşırtıcı değil. Aynı Marlin Johnson, FBI’ın Dick Gregory’yi
Mafya’nın suikast listesine alma girişimini onaylayan kişiydi. Aynı Marlin
Johnson, Blackstone Rangers’ın başı Jeff Fort’a, Kara Panterler’in onu
öldürmeyi planladığını söyleyen isimsiz bir FBI mektubunu onaylayan kişiydi. Aynı
Marlin Johnson, Fred Hampton’ı öldürme, ardından FBI’ın suikasttaki rolünü
örtbas etme girişimini yöneten kişiydi. Aynı Marlin Johnson, Fort’a gönderilen
isimsiz FBI mektubundaki imzasıyla yüzleştirildiğinde, “suikast”ın şiddet
içermeyen bir saldırı olduğunu söyleyen kişiydi.
Şaşırtıcı
olmayan bir şekilde, Marlin Johnson, Şikago Emniyet Müdürlüğü’nün SAVAK ile
ilgili politikasının kamuoyunda tartışılamayacak bir güvenlik meselesi olduğunu
söyledi. Kendisine Şikago polisi-SAVAK-FBI işbirliğinin ayrıntılarına ilişkin
dört sayfalık bir belge sunmamıza rağmen, suçlamalarımızda yeterince net
ifadeler kullanmadığımızı dile getirdi.
SAVAK,
FBI, Şikago Emniyeti ve Savcılık arasındaki işbirliğini ortaya çıkarmak için
çabalarken, Yusufi, Farşid ve İran hükümeti henüz bu adamların Şah’tan emir
aldığını kabul etmedikleri için zor ve garip bir konumdalar. FBI, Şikago Emniyeti
ve Savcılık da İran gizli polisini desteklediklerini kabul etmiyor. Ancak Farşid
ve Yusufi ne kadar korunursa, bu durum o kadar belirgin hale geliyor. Şah,
Jimmy Carter ve Dışişleri Bakanlığı’nın emrettiği şeylerle, SAVAK
teröristlerini açıkça destekledikleri için kamuoyunun baskısına boyun eğmeye
hazır olan yerel kurumlar arasında çelişkiler açığa çıkabilir.
Bu
nedenle, yerel polis ve savcılara ya işbirliğini tamamen ortaya çıkarmaları ya
da SAVAK’ı desteklemeyi bırakmaları için baskı yapmalıyız.
Ulusal
Kurtuluşu Destekleyin
Neden
“İran Yeni Vietnam” diyoruz?
*
İran’ı ABD hükümetinin başa kukla bir lider getirdiği, iktidarda tuttuğu bir
üçüncü dünya ülkesi olarak görüyoruz.
*
İran’da halkların kurtuluş hareketinin ve ABD’de İÖD önderliğindeki destek
hareketinin güç kazandığını görüyoruz.
*
ABD emperyalizmi ile üçüncü dünya halklarının kurtuluş özlemleri arasındaki
çelişkileri tespit ediyoruz; bu çelişkiler, yurtdışında ve ABD içinde artan
baskıyla kendini gösteriyor.
*
ABD hükümetinin aynı savaşı iki cephede, hatta birçok cephede yürütmek için
mücadele ettiğini görüyoruz.
ABD’deki
beyaz insanlar, bir kez daha iki seçenekle karşı karşıya: ya faşizmi destekleyecekler
ya da onunla mücadele edecekler. Ya üçüncü dünya halklarına karşı gizli polis
yöntemleri kullanılarak yurtdışında ve yurt içinde yürütülen faşizmi aktif veya
pasif olarak destekleyecekler ya da üçüncü dünyadaki kurtuluş mücadelelerini
destekleyerek faşizme karşı çıkacaklar.
ABD’deki
insanlar, ya İran halkına destek vermek konusunda kritik bir rol oynayacaklar
ya da ABD hükümetinin faşist taktiklerini destekleyerek onunla uzlaşma yoluna
gidecekler. Ortada sadece iki seçenek var!
İran
halkının özgürlük mücadelesi başarılı olacaktır. Bu mücadele, şu anda Şah’ın
taktikleriyle yenilemeyecek olan Halkın Fedaileri liderliğinde ilerliyor. Aynı
şekilde, İÖD’ün SAVAK, ABD ve yerel polisin birlikte gerçekleştirdiği
saldırılardan da sağ çıkacak.
Tarih,
özgürlükleri için savaşan insanların yanındadır. Bu mücadeleleri desteklemeyi
seçmeliyiz.
Kahrolsun
Şah!
Kahrolsun
SAVAK!
İran
halklarının mücadelelerini destekleyin.
İranlı
Öğrenciler Derneği’ni destekleyin.
Gizli
Siyasi Polis’i ABD’de durdurun.
İranlı Öğrenciler Derneği
1978
Kaynak