Bu
ay, “Devlerin Omuzlarında” serisi kapsamında ve Filistinli devrimci Besil Arac’ın
ölümünün yedinci yıldönümünde, onun kaleminin ürünü olan, Arapça olarak Quds sitesinde yayınlanan “Kirpi Gibi Yaşa, Pire Gibi Savaş” başlıklı makaleyi
yeniden yayınlıyoruz.
“Aydın
Şehit” olarak bilinen Arac, eğitimli bir eczacı, gençlik lideri, BDS aktivisti,
yazar, eğitimci ve devrimci direniş savaşçısıydı.
2016 yılında Filistin Yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilen ve işkence gören Arac ve arkadaşları, serbest bırakılmaları için açlık grevine başladılar.
Mücadelelerinde başarılı oldular ve 5 aylık hapis cezasının ardından serbest
bırakıldılar. Bu olayın ardından İsrail güçleri, Arac’ı yakalama umuduyla
düzenli olarak ailesinin evini hedef aldı.
6
Mart 2017’de, İsrail’in ırk ayrımcısı rejimine bağlı güçler, Arac’ı nihayet yakaladı.
İsrail güçleri, Arac’ı, Kaddura mülteci kampı yakınlarındaki Bire’de bulunduğu
bir daireye şafak vakti düzenlenen baskında gafil avladı. Arac, iki saatten
fazla bir süre boyunca bu ölüm mangasına cesurca direndi, ancak sonunda etkisiz
hale getirildi ve yakın mesafeden açılan ateşle infaz edildi.
Besil’in
ölümüne tepki gösteren ailesi, onu katleden İsrail güçleri yanında onlarla işbirliği
yapan Filistin Yönetimi’ni de suçladı.
Suikastından
haftalar sonra, arkadaşları tarafından öldürüldüğü dairede, Arac’ın henüz yayınlanmamış
olan yazıları bulundu. Kasım 2018’de, Kudüs’te bulunan Dar Rebel isimli Filistinli
yayınevi, Arac’ın yazılarını yayımladı. Kitaba Cevaplarımı
Buldum ( وجدت أجوبتي) adı verildi. Bu isim, Arac’ın
ölümünden önce yazdığı son mektuptan alınmıştı.
* * *
1895
yılında psikolog Baldwin, insanı çevreleyen ortamla yürütülen pazarlığın bir
biçimi olarak oluşan toplumsal dengeyi (biyolojik veya fiziksel uyumu)
tanımlamak için “toplumsal uyumsama” terimini ortaya attı. Toplumsal uyumsama,
çatışmayı en aza indirmeyi veya önlemeyi amaçlayan bir toplumsal süreç olarak
tarif ediliyor. Barış temelli ilişkinin pekiştirilmesi yoluyla, gruplar
arasındaki çatışmaya son veren toplumsal uyum sürecine denk düşüyor.
Toplumsal
uyumsamanın psikolojik yönleri, olumsuzluk veya düşmanlık unsurlarından
kaçınarak, çatışmayı uzlaştırmayı amaçlayan bireysel veya kolektif davranışı
ifade ediyor. Bu, bir azınlık grubunun belirli bir kısmının kayıplarının maddi
(ekonomik), toplumsal veya psikolojik açıdan tazmin edilmesi yoluyla gerçekleşiyor.
Sosyologlar, uyumsama ve uyum arasında ayrım yapıyorlar. Uyum, doğal veya
organik olarak var olan koşullara uyum göstermek olarak tanımlanıyor.
Uyumsama
ise farklı biçimler alabiliyor: bu süreç, gönüllü veya zorunlu işleyebiliyor.
Ayrıca tahkim, çatışma çözümü veya sabır yoluyla da uyumsama gerçekleşebiliyor.
Sonrasında Ernst Haeckel, insanlar ile organik veya inorganik çevre arasındaki
ilişkiyi belirtmek için “ekoloji” kavramına başvurdu. Ekoloji, “organizmaların
ve çevrelerinin karşılıklı ilişkisini inceleyen bilim” haline geldi.
Sadece
Filistin mandası değil, en geniş manada tüm Levant bölgesinde yaşayanlar
anlamında Filistinlilerle kirpi arasındaki ilişkinin neden ve ne vakit
başladığını söyleyebilmek güç. Kirpiye yönelik husumetin kaynağı, lezzetli eti
için avlanma isteği ve erkek doğurganlığı da dâhil olmak üzere, iyileştirici
özellikleriyle ilgili efsaneler mi, bilemiyorum. Yoksa çiftçilere ve tarım
ürünlerine zarar verdiği için bu hayvan düşman olundu?
Oklu
kirpi, kemirgen bir memelidir. Kirpilere çok benzer, ancak ondan daha büyüktür,
farklı adlara sahiptir. Arapçada “Şeyham” olarak adlandırılır, bilimsel adı Histriks
indikadır. Vücudu, kendini savunmak için kullanılan 10-35 cm uzunluğunda
dikenlerle kaplıdır. 4 ila 16 kilogram ağırlığındadır. Etini denemenizi tavsiye
ederim.
Oklu
kirpiler, yer altında nispeten büyük deliklerde yaşayan ve bu deliklerin
birbirine bağlı tünel ağlarında dinlenme yerleri oluşturan gece hayvanlarıdır.
Kirpi, deliğine girip çıkmak için çeşitli teknikler kullanır; bu da hayvanı
paranoyakmış ya da Filistin’de kullandığımız tabirle “yüksek güvenlik duygusu”na
sahip biriymiş gibi gösterir.
Prater,
oklu kirpileri inceleyen en ünlü bilim insanlarından biridir. Bölgemizde
yaşayan oklu kirpiler tümüyle vejetaryendir, çoğunlukla acılığıyla bilinen acı
karpuz bitkisini yerler. Bu nedenle oklu kirpileri silahla avlamak önerilmez,
çünkü kurşunlar, karaciğere veya dalağa isabet ederse eti çok acı olur.
Oklu
kirpi, Filistin halkının hafızasında ve halk hikâyelerinde önemli bir yere
sahiptir. Filistinliler, oklu kirpi hakkında sayısız hikâye anlatmış, onu garip
bir yaratık olarak tanımlamışlardır. İnsanlar gibi ağlar, inler, umutları ve
istekleri vardır. İnsanlara benzediği, sinirlendiğinde dikenlerini avcılarına
doğrultup fırlattığı söylenir. Sadece geceleri dolaşır. Yalnız ve bir başına,
düşüncelere dalmış halde dolaşır. Kokulara, meyvelere ve köklere ilgi duyar.
Kirpi, sessiz ve yalnızdır. İnleyebilse de yalnızdır; acısı derindir, ama avcısı
dâhil tüm düşmanlarına karşı duyduğu kin daha derindir.
Avlanırken
akılda tutulması gereken ilk ders şudur: avın davranışlarını yakından gözlemleyin.
Filistinliler, oklu kirpiyi yakından incelediler, ona dair her şeyi öğrendiler
(ben de iki av gezisine katıldım, çok şanslıydık ama avımızı kimseyle
paylaşmadık). Avcının, avını avlayabilmek için onun yaşamına ve davranışlarına (uyumsamayı
değil) uyum sağlamayı öğrenmesi gerekir. Ancak olan şu ki, Filistinliler, oklu
kirpinin davranışlarını tamamen benimsediler, tehlike anında bile onun gibi
davranıyorlar, âdeta kendileri de birer oklu kirpi oldular.
Bir
Kurban Bayramı’nda ailem beş koyun kesti. Bu kesim işine ben de iştirak ettim. Derilerini
yüzme ve etlerini kesme işlerinde yardımcı oldum. Ne yazık ki, koyunlarda pire
vardı ve bana da bulaştı. Onları yakalamak ve öldürmek için çok uğraştım ama
çok yorucu oldu, beni paranoyak yaptı. Pirelerden ancak sıcak su ve sabunla
vücudumu tarayarak kurtulabildim.
Pire,
Sifonaptera denilen türe mensup, uçamayan, küçük bir böcektir, çoğunlukla diğer
hayvanlarda, özellikle memelilerde parazit olarak yaşar. Yaklaşık 1 ila 4 mm
(0,04 ila 0,16 inç) uzunluğundadır. Normalde uzun arka bacaklarıyla hareket
eder, konakçısını ısırarak, onda kaşıntılı kırmızı lekeler oluşturur.
Pirelerin
büyüleyici savaş stratejileri ve teknikleri vardır: ısırır, zıplar ve tekrar
ısırır, üzerine basmaya çalışan ellerden veya ayaklardan kaçınır. Konakçısını
öldürmez (yani örneğin bir köpeğin tüm işlevlerini ortadan kaldırmaz),
konakçısını yorar ve kanını tüketerek sürekli rahatsızlığa neden olur, en
sonunda da konakçının dinlenmesini engeller. Konakçıyı sinirli ve moralsiz kılar.
Bunun gerçekleşmesi için pirelerin üremesi gerekir, bu nedenle, belirli bölgeye
bulaşan maraz, pire ürediğinde daha kapsamlı bir sorun haline gelir ve daha
yakın bölgeleri ısırır.
Mao
Zedong şöyle der: “Düşman ilerlerse, biz geri çekiliriz; düşman kamp kurarsa,
biz taciz ederiz; düşman yorulursa, biz saldırırız; düşman geri çekilirse, biz
takip ederiz.” Mao’nun gerilla savaşı teorisi, pire savaşı olarak
tanımlanabilir.
“Sanayileşmemiş
bir ulus, sanayileşmiş bir ulusu nasıl yener?” bilmecesini Mao çözdü. Engels,
sermaye üretebilen ulusların düşmanlarını yenme ihtimalinin daha yüksek
olduğunu gördü. Yani, savaşlarda son sözü ekonomik güç söyler çünkü silah
üretmek için gerekli sermayeyi bu güç sağlar.
Mao’nun
çözümünde ise fiziksel olmayan (veya maddi olmayan) unsurlara vurgu yapılıyordu.
Güçlü ordulara sahip güçlü devletler, genellikle maddi güce odaklanırlar;
silahlar, idari konular, ordu; ancak Katzenbach’a göre Mao, zamana, mekâna
(toprak) ve iradeye vurgu yaptı. Yani, iradeyi sağlamlaştırmak adına zamandan
istifade edilmeli, (zamanla zemin/mekân değiş tokuş edilmeli), zamanı gözetip
zemini terk etmeli, büyük muharebelerden kaçınılmalı. Asimetrik savaşın ve
gerilla savaşının özü budur.
Şimdi
kıyaslama dâhilinde hayvanlara geri dönersek, gerillanın savaşlarını pireler
gibi yürüttüğünü, düşmana, ev sahibinin pire saldırısına uğradığında yaşadığına
benzer bir zarar verdiğini görürüz. Savunulması gereken geniş bir alanda her
yere yayılmış küçük düşmanın (hızlı hareket eden pirelerin) yakalanması zordur.
Eğer savaş konakçıyı yoracak kadar uzun sürerse, pirelerin yerini bulamayan konakçı
zayıfladıkça savaşta başarısız olur.
Robert
Taber, bu durumu şu şekilde açıklıyor:
“Pratikte köpek
kansızlıktan ölmez. Sadece kendini savunamayacak kadar zayıfladığından söz
edilebilir. Askeri terimlerle ifade edecek olursak, gücünü çok geniş bir alana
yaydığı için kendisini savunamaz duruma düşer. Politik düzlemde halk
desteğinden yoksun olduğundan kendisini savunamaz. Ekonomik açıdansa kendisi
savunması artık çok pahalıya mal olmaktadır. Bu noktada pire, her bir zaferde
düşmanının bir damla kanını emdiği bir dizi küçük zaferin ardından, somutta âdeta
bir pire salgınına dönüşür.”
Kirpi
gibi yaşa, pire gibi savaş.
Besil Arac
1 Kasım 2013
Kaynak









