Irkçı
Teolojinin Yerini Antiemperyalist Devrimci Düşünce Alıyor
Otobiyografisinde
Malcolm, İslam Milleti’nden bir dizi nesnel gerekçe üzerinden koptuğunu
söylüyor. Bize göre Malcolm örgütten, Muhammed’in kâfir olduğuna dair
ifşaat karşısında yaşadığı şahsi şok sebebiyle, salt öznel gerekçelerle
ayrılmadı.
1.
Malcolm, yabancılarca örgütün asli lideri olarak görülüyor, örgütün üst
kademelerindeki isimler şöhretinin artmasını giderek artan bir kıskançlıkla
seyrediyorlardı.
2.
İlyas Muhammed’in ülke sözcüsü olarak Malcolm, örgüt içerisinde aynı unsurlarca
tehdit olarak görülüyor, onun İlyas Muhammed’in yerini almasından korkuluyordu.
3.
Malcolm’ın İlyas Muhammed’le ilgili hayal kırıklığı, ahlaki yozlaşma ve örgütün
ahlaki ölçütlerinden uzaklaşmasıyla ilgiliydi.
4.
Bir de Malcolm’ın canını sıkan bir başka hususa değinmek gerekiyor. Militan
diline rağmen gerçekte İslam Milleti, politik açıdan pasifliği savunan,
dünyadan el etek çeken muhafazakâr bir örgüttü. Daha da özelde asıl sorun, İlyas
Muhammed’in örgüt üyelerinin katledilmesine ve polisin uyguladığı şiddete cevap
üretememesiydi. Tüm bu gerekçeler, Malcolm’ı örgütten ve İlyas Muhammed’in
liderliğinden kopmaya mecbur etti.[36]
Otobiyografi, Malcolm’ın
örgütle arasındaki çelişkiyi kavramak için gerekli bir kaynak olsa da, onun inkişaf
eden milliyetçiliğinin ürettiği, örgütün yaklaşımıyla uyuşmayan felsefi görüşlere
mani olan unsurları anlamak için yeterli bir referans değildir. Bize göre
ayrılmazdan önce Malcolm, siyahi milliyetçiliği anlayışını kademeli olarak
geliştirdi, ama bu gelişim, İslam Milleti’nin örgütsel sınırlarına tabiydi.
Malcolm’ın ağabeyi Abdülaziz Ömer (Philbert X) şöyle diyor:
“Muhterem İlyas Muhammed,
bize işimizin beyazlarla savaşmak olmadığını, onları rahat bırakmamız
gerektiğini öğretiyordu. ‘Onlara size verdikleri viski, şarap, bira dâhil her
şeyi geri verin, kendi evlerinize, kendi ailenize nasıl bakacağınızı öğrenin’
diyordu. Ayrıca ‘onları imtihana tabi tutmanıza gerek yok, Allah onları yok
edecek. Allah şeytanı yok edecek’ diyordu. Aslında, İlyas Muhammed, Malcolm’ı
birçok kez uyarmak zorunda kaldı, çünkü Malcolm, gerçekten coştuğunda, arka
odada sizi almaya gelecek bir bölük asker bekliyor zannederdiniz.”
[Strickland, 1984: s. 66]
Ömer’in
düşünceleri, Malcolm’ın Muhammed’deki sessizliğe dayalı siyasi teolojinin
sınırlarının ötesine geçme çabalarının yarattığı içsel gerilime ışık tutuyor. İslam
Milleti’ndeki sağcı milliyetçilik, Muhammed’in siyasi teolojisinde Allah’a
siyasi aktivizme oranla daha fazla öncelik verilmesi üzerinden daha da
belirginleşiyordu. Bu mesele, en çok da Ronald Stokes olayında görünür hale
geldi.
1962’de
Los Angeles polisi, camiye saldırdı ve İslam Milleti üyesi Ronald Stokes’u
öldürdü.[37] Stokes’un katlinin ardından Malcolm, İlyas Muhammed’in vereceği emrin
saldırıya karşı koordineli ve kitlesel bir tepkiye yol açmasını umuyordu. Bunun
yerine Muhammed, şunları söyledi:
“Elimizde dövüşecek tek
bir Amerikan zencisi bile yok. Kapıya ateş ederek gelirseniz, burada karşılık
verecek silahımız da yok, çünkü kitapta yazıldığı gibi, doğrusunu Allah bilir.
Madem O’na inanıyoruz, bizi
O savunacak, O’nun bizi savunmasını sağlamak için herkesle mücadele etmeye
başlayacağız. Ama eğer saldırıya uğrarsak, O’ndan başkasına güvenmeyiz.”[38]
[Knight, 1994]
İlyas
Muhammed’in, Ronald Stokes cinayeti ve Los Angeles’taki İslam Milleti üyelerine
yapılan saldırı konusunda herhangi bir eylem çağrısında bulunmaması, onun muhafazakâr
siyasi teolojisinin tezahürüydü (Farrar, 1999: s. 109–130). Ülke sözcüsü olarak
Malcolm, örgüt disiplinine uygun olarak katıldığı, Harlem’deki kitlesel
mitingden önce, muarrızını aşağılayan bir ifadeyle, şunları söyledi: “Şeytanla
savaşa başlamak için sokaklara çıkıyoruz. Ama bu savaş onun beklediği türden
bir savaş değil… Hayır, dünyaya onun şeytan olduğunu biz bildireceğiz: çıkıp gazete
satacağız.”[39] O vakitler Malcolm, İlyas ile arasındaki anlaşmazlığı kamuoyuna
duyurmadı ama onun talimatı karşısında duyduğu can sıkıntısını çevresinden
gizlemedi.
Binyamin
Kerim, Malcolm’ın o noktada Stokes davasıyla ilgili olarak kendisine yaptığı
açıklamayı şu şekilde paylaşıyor:
“Militan devrimci
söylemlerimizi yayıyoruz ve kıyamet savaşını başlatmayı vaaz ediyoruz. [...]
Ama nasıl oluyorsa, kardeşlerimiz vahşice muamele gördüğünde veya
öldürüldüğünde hiçbir şey yapmıyoruz.[...] Sadece ellerimiz bağlayıp
oturuyoruz”
[Karim
vd., 1992: s. 138]
Malcolm,
İlyas’a karşı olduğunu kamuoyuna 1965 yılında açıkladı:
“Siyahi Müslüman hareketi,
Ku Klux Klan’a veya Yurttaşlar Konseyi’ne karşı gerçekleştirilen hiçbir greve katılmadı.
Güneyde de kuzeyde de eylemlere destek vermedi. Ama bugün örgüt, üyelerine birbirleriyle
savaşma emri veriyor. Kardeşimiz Ronald Stokes Los Angeles’ta katledildiğinde,
nedense ‘savaşın’ emri verilmedi. Aslında, harekete geçmek isteyen kardeşlere,
burada, New York’ta mani olundu.”
[Malcolm X, 1992: s. 212]
Daha
önce, Malcolm’ın siyahi milliyetçiliğinin, özünde, İlyas Muhammed’in siyasi
teolojisinden kök aldığını ama zamanla seküler siyaset felsefesine doğru yol
aldığını söylemiştik. Malcolm’ın örgüte sunduğu hizmetin ilk aşamasından sonra
kimi üyeler, onun Muhammed’in siyasi teolojisinden kademeli olarak
uzaklaştığını fark ettiler. Malcolm’ın ağabeyi Abdülaziz Ömer konuyla ilgili şu
tespiti yapıyor:
“Malcolm, Allah’ın beyaz
ırktan nasıl kurtulacağı sorusuna konuşmalarında daha az değinmeye, onları
adalete teslim etmekten bahsetmeye, ülkedeki kanunlar uyarınca suçlu
olduklarını söylemeye başladı. Oysa bunlar, bize ait argümanlar değildi. Biz,
daha çok kutsal insanlar olduğumuzu, Allah’ın bizi koruyacağını, en nihayetinde
O’nun eliyle yetkili makama getirileceğimizi söylüyorduk. O dönemde bizim
öğretimiz bu şekildeydi.”
[Strickland ve Greene, 1994: s. 132]
Malcolm’ın
siyahilerin özgürleşmesinin birincil ve nihai kaynağı olarak Allah’ın
müdahalesinden daha az bahsetmesi, ondaki solculaşmanın ve örgütün siyasi
teolojisinin sınırlarının ötesine geçtiğinin delili. Malcolm’ın fikriyatında
Allah’ın kelâmına daha az ağırlık verilmesi, şu türden bir teolojik soruyu
gündeme getiriyor: Pratikte siyahi insanların Allah’a varlık âleminde bağımlı
olma hali, ne tür bir üslubu ve usulü temel almalıdır? Allah’ın eylemlerini mi
beklemeliyiz? Allah’ın ilahi müdahalesi, siyahi insanların kendi savaşlarını
vermesinden daha mı öncelikli olmalıdır?
İlyas
Muhammed şunu söylüyordu: “Allah tamamen bağımsızdır, ebedi bilgi, her şeyin
üzerinde duran güç O’ndadır. Ama Allah aynı zamanda en müşfik ve en merhametli
olandır. Bizse bağımsız değiliz. Allah’a bağımlıyız. Sadece aptal münkirler,
bağımsız olduklarını ve Allah’a bağımlı olmadıklarını düşünürler” [Muhammed,
1957: s. 9]. Yukarıda bahsedilen soruya verilen bu cevap, Malcolm’ın İlyas
Muhammed’deki pasifizmi ve dünyadan el etek çekmeyi esas alan siyasi teolojisi
karşısında duyduğu hoşnutsuzluğun temel dayanağıydı.
Yaşanan
ilk tartışma, Malcolm’da İlyas’ın siyasi teolojisine karşı zamanla gelişen seküler
(materyalist) siyasi felsefesinin yansımasıydı. Buna karşın, onun örgüte
hizmette bulunduğu sürecin ilk yıllarında Muhammed’deki ırkçılığa çalan
milliyetçi teolojiden beslendiğini unutmamak gerekiyor. 1962’de Malcolm şunları
söylüyor:
“Burada durup şunu
belirtmek isterim: bazılarınız, ‘Buraya İslam’a dair bir şeyler dinlemek için
geldim ama şimdi sadece siyahilerden bahsedip duruyorsunuz’ diyebilir. Biz,
rengimizi dinimizden ayırmıyoruz. Beyaz adam da ayırmıyor. Beyaz adam, hiçbir
zaman Hristiyanlığı beyazdan ayırmadı, beyaz adamı da Hristiyanlıktan ayırmadı.
Beyaz adamın ‘Ben Hristiyanım’ diye övündüğünü duyduğunuzda, beyaz bir adam
olmakla da övünüyor demektir. Bir de zenciler var. Onlar da Hristiyan olmakla
övünürken, beyaz bir adam olmakla veya beyaz olmak istemekle övünüyor aslında.
[...] Dolayısıyla, sahip olduğumuz din, İslam dini, bizi Müslüman yapan din, Muhterem
İlyas Muhammed’in bugün Amerika’da bize öğrettiği din, beyaz adamın bize
yaptıklarını zihinlerimizden silmek için vardır.”
[Malcolm X, 1971: s. 37-38]
Malcolm’ın
diyalektik gelişiminin karmaşıklığını daha iyi anlamak için, Muhammed’in siyasi
teolojisini onu besleyen teolojik antropolojisi ve felsefi tanrıbilim anlayışı
ile birlikte özetlemek gerekiyor. İlyas Muhammed’in siyasi teolojisi ile
örgütünün savunduğu politika, İslami teolojinin siyahilere has bir yorumunu
temel alıyor. Muhammed’in İslami teolojisine dair özgün yorumu, kozmik boyutta
da karşılığı olan, siyah/beyaz arası ırksal düşmanlık üzerine kuruludur. Bu
kozmik düşmanlık, tüm beyaz ırkın temel (ırkçı) karakterini teolojik
antropoloji açısından açıklamayı amaçlayan mitolojik bir dini anlatı
çerçevesinde analiz etmektedir.[40]
Muhammed’in
teolojik antropolojisi, beyaz insanların gerçek doğasının ne olduğunu
açıklarken, öncelikle beyaz insanların dünyaya nasıl yerleştiğini ele alıyor.
Bu, Muhammed’in beyaz insanların temel doğası ve neden doğuştan ırkçı oldukları
hakkındaki argümanlarını özetlemekle kalmıyor, aynı zamanda siyahi insanların “gerçek”
doğasını kozmik ve tarihsel terimlerle tanımlamaya çalışıyor. The Supreme
Wisdom [“Yüce Bilgelik”] kitabının birinci cildinde Muhammed, şunu söylüyor:
“Eğer dediklerimi doğru
kavrarsanız, tüm beyaz ırkının şeytani bir ırk olduğu konusunda benimle aynı
fikirde olursunuz. Cennet bahçesinde şeytan oldukları kanıtlandı, 4000 yıl
sonra İsa tarafından mahkûm edildiler. Aynı şekilde, bugün de büyük Mehdi
Muhammed, onları en yalın haliyle birer şeytan olarak görülüp mahkûm ediliyor.
[...] Hakikatten yana olan siyahi ulusu, 6000 yıl boyunca şeytanların kötü
yönetimi altında çalışıp durdu. Artık doğru yöneticinin doğruluğun Tanrı’sının
emri altında yaşamak gerekiyor. Böylesi bir yönetim altında yaşamaları için
bugün insanların örgütlenmesi gerekiyor.”
[Muhammed, 1957: s. 26–27, 38]
Siyahi
insanların kozmik kökeni ve tarihsel durumu hakkındaki bu kapsamlı anlatım,
Muhammed’in siyahi adamın tarihi ve geleceğinin “gerçek bilgisi” olarak gördüğü
eskatolojik vizyon işlevi görmektedir. Bu değerlendirme, Muhammed’in “Siyah Adama
Mesaj”ıdır.[41]
Bu
noktada Muhammed’in milliyetçiliği siyasi teolojisini nasıl etkilediği sorusunu
sormamız gerekiyor. Ardından da şu soru sorulmalı: İlyas’ın siyasi teolojisi,
siyahi milliyetçilik anlayışını nasıl şekillendiriyor?
İlyas
Muhammed’deki milliyetçiliğin dini bir biçim aldığı fikri, milliyetçiliğin
siyasi teolojisinin temel içeriğini sağladığını varsayıyor. Muhammed’in
anladığı şekliyle siyahi milliyetçiliğinin ilkeleri, yeni dini esaslar olarak iş
görüyor. Buna karşılık, siyasi teoloji, Muhammed’in siyasetini şekillendiriyor.
Bu siyaset, seküler/siyasi kaygıların nihayetinde İslam’ın inanç esaslarına
ilişkin siyahi anlayışa indirgenebileceğini düşünüyor.[42]
İlyas’taki
siyahi milliyetçiliği ve siyasi teoloji anlayışı arasındaki karşılıklı ilişki,
takipçilerine ilk elden pratik bir fayda sağlıyor. İlyas Muhammed’in teolojisi
sadece soyut formülasyonların bir bileşimi değil, daha da önemlisi,
takipçilerine günlük yaşamlarında yol gösterici ilkeler sunuyor. Bu yol
gösterici ilkeler, açıklayıcı bir işleve sahiptir ve takipçilerinin günlük
varoluşlarını, yaşam, gerçeklik, tarih, öz kimlik ve hatta “yaşamak için nasıl
yemek yeneceği”ne dair geniş bir bakış açısıyla ilişkilendirmelerine yardımcı
olmaktadır (Muhammed, 1957; Muhammed, 1965; Muhammed, 1967).
Tam
da bu noktada şu türden sorular gündeme geliyor: Eğer siyahi milliyetçiliği,
ulusal/ırkçı baskıya bir cevap ise, ulusal/ırkçı baskının temelini nasıl ele
alabiliriz? Irkçılığa ve ulusal baskıya ne sebep olmaktadır? Siyahi insanlar,
neden beyaz insanların elinde acı çekmiştir, çekmeye devam etmektedir? Bu tür
sorular teoloji çerçevesinde sorulduğunda, Tanrı’nın nitelikleri ve Tanrı’nın
insanlık tarihindeki, özellikle siyahi tarihindeki yeri hakkında ek
kaygılarımız ortaya çıkar. İlyas Muhammed ve İslam Milleti’nin vaizi ve sözcüsü
olarak Malcolm X, bu soruları cevaplama, İslam Milleti’nin siyahi
milliyetçiliği esas alan teolojisiyle uyumlu açıklamalar sunmaya çalışmaktadır.
Evrende
ve somut olarak siyahilerin dünyasında acı ve kötülüğün nedenine odaklanan bu
teolojik yaklaşım, bizi teolojinin temel bir alanına, yani teodiseye götürüyor.
Aramızdan ayrılmış olan siyahi felsefeci ve teolog Dr. William R. Jones, şu
türden anlamlı açıklama sunuyor:
“Teodise, Yunanca teos
(Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilmiş olup, kötülük ve
insan acısı sorununu ele alan araştırma alanının ortak terimidir. Çoğu zaman,
insan acısını ve kötülüğünü, Tanrı’nın doğası ve faaliyeti hakkındaki iddialar
çerçevesinde açıklama girişimini ifade eder. Ancak ben, bu terimi farklı bir
anlamda kullanacağım. Teodiseyi merkeze aldığınızda, siyahilerin çektiği acının
benzersiz niteliğinin ‘Tanrı ırkçı mıydı?” sorusunu zorunlu olarak gündeme
getiriyor. Bu soru, teodise tartışmasını başlatıyor. Siyahilerin zulüm
koşullarında yaşadığını, çok yoğun zulümle yüzleştiğini söyleyen siyahi bir
teolog, Tanrı’nın doğası ve Tanrı’nın insanlık tarihi üzerindeki egemenliği konusunda
dile getirdiği iddialarını bu çekilen acıyla zorunda.”[43]
[Jones, 1998: s. xxxvi]
Siyahiler,
köleliği, ayrımcılığı, polis şiddetini, linç eylemlerini, yeterince sağlık
hizmeti aldığı hatta hiç alamadığı koşulları, ırk ayrımcılığını, parçalanmış
toplulukları, başarı düzeyi düşük okulları, yoksulluğu, güçsüzlüğü, bilcümle
çilenin kahrını çektiğinden (Jones’un ifadesiyle “çok yoğun zulümle”
yüzleştiğinden) böylesi bir gerçeklikte, “Tanrı’nın siyahilerle, yüzleştikleri
zulüm, çektikleri acıyla ilişkisi nedir?” sorusu gündeme gelir. Bunun devamında
şu soru sorulur: “Tanrı’nın beyazlarla ve ırkçılığın yaptığı kötülüklerle
bağlantısı nedir?”[44]
Şimdi
İlyas Muhammed ve İslam Milleti’nin, Jones’un “Tanrı’nın ırkçılığı” dediği
sorunu ve teodiseyle bağlantılı sorunlar konusunda getirdiği yorumları analiz
edelim. Ardından da İlyas Muhammed’in, Tanrı’nın siyahilerle nasıl ilişki
kurduğuna, siyahilerin tarihsel ve kesintisiz baskı ve ırkçılık koşullarının
nedenine nasıl bir açıklama sunduğuna bakalım.
Bu
baskıcı koşullar göz önüne alındığında, Muhammed, Allah’ın her şeye kadir (her
şeye gücü yeten), sonsuz rahmet sahibi (herkese iyi olan), her yerde hazır ve
nazır olan (her zaman mevcut olan) ve her şeye vakıf (her şeyi bilen) olduğunu
mu varsayıyor? İslam Milleti açısından siyahilerin varlık âleminde (gerçekliğin
en temel anlamında) kurtulmaları Allah’ın iradesine mi bağlıdır? Allah, siyahilerin
hayatları ve gördükleri baskılar yanında kurtuluş yoluyla da mı bağlantılıdır?
Malcolm,
İlyas Muhammed’in teodisesiyle tümüyle aynı fikirde olduğu dönemde,
Hristiyanlıkla ilgili bir tartışmada yukarıdaki soruları ele aldığını
görüyoruz. Malcolm, tartışmada şunları söylüyor:
“Tanrı’nın dini her daim
Hristiyanlık olarak adlandırılmadı, şimdi de Tanrı’nın dini değil. Tanrı ise
dinini değiştirmez. Tanrı, fikrini değiştirmez. Tanrı’nın fikri, baştan
belirlenmiştir. Fikrini değiştirmek zorunda değildir, çünkü zamanın çarkının
sonuna kadar bilinebilecek her şeyi bilir. Fikrini asla değiştirmek zorunda
değildir, fikri belirlenmiştir, bilgisi eksiksizdir, her şeyi kapsar. Anlıyor
musunuz? Yani bunu görebildiğinizde, ki bence görebilirsiniz, o zaman Tanrı’nın
Hristiyanlığı kendi dini olarak adlandırması imkânsızdır.”
[Malcolm X, 1971: s. 44]
İlyas
Muhammed’in teolojisi, Allah’ın/Tanrı'nın siyahi insanlarla olan ilişkisinin
hem kozmik hem de somut olarak tarihsel olduğunu savunuyor. Kozmik düzeyde,
Allah evreni yarattı ve dünyayı yok etme gücüne sahip. Muhammed konuyla ilgili
olarak şunu söylüyor:
“Allah bize, (bir gün)
dünyayı bombalarla, zehirli gazlarla nasıl yok edeceğini ve bu dünyanın her
şeyini nasıl ortadan kaldıracağını önceden bildirmiştir. Dünyada beyaz insanlığa
ait hiçbir şey kalmayacaktır.”
[Muhammed, 1957: s. 14]
Beyaz
adam konusunda ise şunları söylüyor: “Beyaz adam, günahtan ibaret, özünde iyi
hiçbir bulunmayan şeytandır” [Muhammed, 1957: s. 17-18]. Teolojik olarak, günah
ve kötülüğe karşı kozmik savaş, beyaz adamın yok edilmesi için yürütülüyor. Bu anlamda
Muhammed’de eskatoloji, beyaz uygarlığın yok edilmesi üzerine kuruludur.
Muhammed’in eskatolojisi ırka özgüdür, çünkü kötülük ve günah, beyaz ırktan
kaynaklanan özelliklerdir. Siyahi milletin yeniden doğuşu beyazların sonunu
getirecektir. Yeni teolojide ırkçılık ve beyazlık birbirinden ayrılması mümkün
olmayan, esasen eş anlamlı kategorilerdir.
Yeni
teodise açısından bakıldığında, “beyaz ırkçılığı” ifadesi aslında gereksiz bir
ifadedir. Dolayısıyla, Muhammed’in teodisesi, siyahilerin zulmünün/acı
çekmesinin beyaz insanların doğasının ve yapısının bir ürünü olduğunu söyler.
Beyazların siyahiler üzerindeki egemenliği, beyaz adamın siyahiler üzerinde
sahip olduğu kötü güçten kaynaklanır. Irkçılığın varlığı, hem kozmik hem de
doğaldır. Hem hareketin kurucusu Ferid Muhammed (Allah) hem de İlyas Muhammed (Elçisi)
bu ırkçılığın son bulacağını söylemiştir. Malcolm, İlyas Muhammed’in görüşünü şu
şekilde aktarır:
“Altı bin yıl önce, Yakup
adında bir bilim insanı, bu Dünya’da başka bir kabile yarattı. [...] Buraya
geldiğinde var olan on iki kabileden farklıydı. Yeni bir kabile, zayıf bir
kabile, kötü bir kabile, şeytani bir kabile, içine cin kaçmış kabile, doğası
gereği şeytani olan bir kabile. Yani, onlar sahneye çıkmadan önce, Muhterem İlyas
Muhammed, Dünya’ya geldiğimizde, Dünya’daki en eski şehrin Kutsal Şehir
olduğunu söylüyor. [...] Mekke, haram şehirdi. Oraya siyah adamdan başka kimse
giremezdi.”
[Malcolm X, 1971: s. 70-71]
Bu
teolojik özet, kötülüğün kozmik doğası açısından, Tanrı’nın/Allah’ın doğrudan siyahilerin
gördüğü zulümden sorumlu olmadığını söyler. Şeytan (beyaz adam), siyahilerin acı
çekmesinin doğrudan katalizörüdür. Bu nedenle, Jones’un “Tanrı beyaz bir ırkçı
mıdır?” sorusuna İlyas Muhammed, Allah’ın beyaz ırkçısı olmadığını, ancak bu
sorumluluğun şeytanda olduğunu söyleyerek cevap verecektir. Yani, siyahilerin
sefaleti/zulmü beyaz adamın eylemlerinden kaynaklanmaktadır, çünkü tam da beyaz
olduğu için ırkçıdır. Nihayetinde Allah/Tanrı, beyaz insanları yok edecek ve
bunun sonucunda ırkçılığı ortadan kaldıracaktır.
Bu
görüş, “Tanrı’nın ezilen siyahilerin yanında olduğuna dair elimizde ne türden
bir kanıt var?” sorusunu gündeme getiriyor. Buna ek olarak “Tanrı/Allah kimdir?”
sorusunu sorduruyor. Muhammed’in teodisisinin somut tarihsel boyutu, Allah
anlayışında ve Allah’ın insanlık tarihine nasıl müdahale ettiğiyle ilgili yaklaşımında
ortaya çıkar.
1.
Allah/Tanrı, ruhani/aşkın bir varlık değil, insani bir kişidir. Muhammed, Allah’ın
aşkın ama dünyada içkin olan, maddi olmayan/ruhani bir varlık olduğu fikrini
reddeder. Yüce Bilgelik kitabının ikinci cildinde Muhammed, Allah’ı ruhani
bir varlık olarak tasvir etmenin O’nu bir “hayalet”
olarak göstermekten başka bir şey olmadığını iddia eder (Muhammed, 1957: s. 9).[45]
2.
Allah/Tanrı, insanın idrak sınırlarının ve somutu kavrama becerisinin ötesinde
bir şey değildir, çünkü aslında O, siyahileri özgürlüğe hazırlamak üzere otuzlarda
ABD’ye gelmiştir. Yüce Bilgelik kitabının birinci cildinde İlyas Muhammed,
şunu söyler:
“Muhterem Ferid Muhammed
(Tanrı’nın bizzat kendisi), doğası gereği kötü, zalim ve içlerinde hiçbir
iyilik olmayan insanların elinde 300 yıldan fazla acı çeken halkına olan
sevgisini göstermek için altı ay boyunca acı çekmeyi seçti.”
[Muhammed, 1957: s. 15]
Muhammed,
düşüncesini açıklayan sözlerine şu şekilde devam ediyor:
“Yüz Kırk Dört Bin, rakamla
144.000, sembolik olarak gelecekle ilgili bir kehanettir, beyaz ırkın atası
Yakub’un 6.000 yıl önce Patmos veya Pela adasında gördüğü vizyona atıfta
bulunur. Yakub, halkını bu zamanın sonunda olacaklar konusunda uyarmıştır.
Matematikte 144.000 sayısı, KARE’yi ifade eder, bu kare ki Allah’ın bahsi edilen
sayıda insanla yürüttüğü manevi çalışma konusunda mükemmel bir cevap sunar. Onlar,
kötüler arasından Allah’a (Tanrı’ya) ve elçisine dönen ilk (zenci) kişilerdir;
ilk olgun meyve olarak anılırlar. [...] Hakikatten yana olan siyahi milleti,
6000 yıl boyunca şeytanların kötü yönetimi altında çalıştıktan sonra, doğru bir
yöneticiye, doğruluk Tanrısı’nın yönetimine geri dönmek için, halkın böyle bir
yönetim altında yaşamak üzere yeniden organize edilmesi gerekir. Övgülere layık
olan ve Üstat Wallace Ferid şahsında gelen Her Şeyi Bilen Tanrı... Muhammed,
seçilmiş bir milletin kayıp ve son üyeleri olarak bizi ararken, eski dünyadan
yeni bir İslam dünyası inşa ediyor. Bu nedenle, ebedi hükümranlığının temelini,
HAKİKATİ temsil eden karesi alınmış bir sayı üzerine kuruyor.”
[Muhammed, 1957: s. 23-24]
İlyas
Muhammed’in teodisesi, beyaz ırkı Yakub’un yarattığını iddia ediyor. Yakub
siyahidir, alt düzeyde tanrısal bir varlıktır veya belki de muazzam bir deha
sahibi siyahi bir bilim insanıdır. Yakub, gezegenin orijinal siyahi
insanlarından farklı bir insan ırkı yaratma arzusundan dolayı beyaz ırkı
genetik olarak tasarlamaya karar vermiştir.
Böylece,
ırkçılıkla eş anlamlı olan dünyadaki kötülüğün varlığı, aslında daha düşük bir
tanrı olarak hareket eden siyahi bir adamın yaratımıdır. İronik bir şekilde,
Muhammed’in teodisisi açısından, en nihayetinde siyahi insanların bugün
karşılaştığı ırkçılıktan siyahi adam sonra da beyazlar sorumludur. Muhammed’in
teolojisi bağlamında, teodise sorununun Tanrı’nın her şeye kadir olma
özelliğini zayıflatmadığını görebiliyoruz. Ancak bu iddia, Tanrı’nın her şeye
kadir ve iyiliksever olma özelliğini mantıksal olarak sorunlu hale getiriyor.
İslam
Milleti’nin savunduğu teoloji, başta Malcolm X’e, bilhassa siyahilerdeki yoksulluğun
ve güçsüzlüğün temel nedenlerini ortaya koyarak, onların hayatlarının maruz
kaldıkları berbat koşulları kafi düzeyde izah eden bir dünya görüşü sundu. İlyas
Muhammed’in siyahi teodise anlayışı, Malcolm X’in sadece kendi kişisel hayatına
dair bütünleşik ve kapsamlı bir anlayış oluşturmasını değil, aynı zamanda
Afrikalı-Amerikalıların genel durumunu kuşatan temel sorunu da tanımasını
sağlayan bir teori çerçeve sunuyordu.
1952
1 Mayıs’ında, Pazar günü Malcolm, düzenlenen mitinge katıldı. Burada İlyas
Muhammed’in takipçilerine hitap etme imkânı buldu. Malcolm, İlyas Muhammed’le
ilk karşılaşmasını bize şu şekilde aktarıyor:
“İlyas Muhammed, Kuzey
Amerika’nın bu kuş uçmaz kervan geçmez diyarında yüzyıllarca ‘mavi gözlü şeytan
olarak beyaz adamın zencilerin beynini nasıl yıkadığını’ anlattı. Bunun bir
sonucu olarak, ‘Amerika’daki siyahi adam, zihinsel, ahlaki ve ruhsal açıdan ölüdür’
dedi. İlyas Muhammed, siyahi adamın asıl insan olduğunu, anavatanından
kaçırıldığını, Amerika’daki siyahi, kim olduğunu idrak edemeyene dek, dilinden,
kültüründen, aile yapısından, soyadından mahrum bırakıldığını söyledi. Bize,
kendimize dair gerçek bilgileri temel alan öğretilerin siyahi adamı beyaz
adamın toplumunun en dibinden nasıl çekip çıkartacağını, göğe yükselteceğini,
siyahi adamı başladığı yere, medeniyetin zirvesine nasıl taşıyacağını anlattı,
bunun nasıl olacağını bizzat gösterdi.”
[Malcolm X, 1966b: s. 197]
İslam
Milleti’nin teolojisinin temel özelliklerinden biri, ırkçılığı beyaz ırkın
tamamına özgü içsel bir özellik olarak açıklamasıdır. Genel olarak, bu tür bir
argüman, çoğu Afrikalı-Amerikalının mensubu olduğu Hristiyan mezhebiyle ve
teolojisiyle çelişir. Bununla birlikte, ırkların kökeni kavramını açıklamak
için teolojik antropolojinin kullanılması, siyahi Hristiyan düşünürlere yabancı
bir husus değildir.
Siyahi
ırkının tarihini düzeltmeye ahdetmiş, ırkçılığın ve zulmün siyahilerin hayatları
üzerindeki tesirini inceleyen, siyahiliği öven, Afrika ile bağları kuran
Siyahileri Savunma Edebiyatı’nın önemli kalemlerinden Martin R. Delany’nin 1879
tarihli eseri Principia of Ethnology: The Origin of Races and Color [“Etnolojinin
İlkeleri: Irkların ve Renklerin Kökeni”], ırkların birliği ve eşitliği fikrini
destekliyor, beyaz ırkın üstünlüğünü eleştiriyordu (Delany, 1879).
Delany’ye
yönelik atıf önemli, çünkü o, genelde siyahi milliyetçilik düşüncesinin “baba”sı,
dolayısıyla, bu gelenek dâhilinde Muhammed’in öncüsü olarak kabul edilir.[46]
Bu nedenle, siyahi milliyetçiliğinin felsefi çerçevesi içinde, Delany ve
Muhammed’in ırkların kökenine ilişkin yaklaşımlarını karşılaştırabiliriz.
İddialarını Kitab-ı Mukaddes’teki kutsal metinlere dayandıran Delany, ırkların
kökenleri için kendince bir argüman geliştiriyor. Afrika’ya dönüş hareketinin
ilk savunucularından biri olan Delany, Afrikalı-Amerikalıların
köleleştirilmesini haklı çıkarmak için yaygın olarak kullanılan (Nuh’un oğlu) Ham’ın
lanetiyle ilgili Hristiyanlara ait miti çürütmeyi amaçlıyor.[47] Teolojik
antropoloji, sosyal bilimler ve Mısır hiyeroglifleri üzerinden Delany, şunları
söylüyor:
“Âdem’in ten renginin kil
rengi veya sarı olduğunu, safkan Kuzey Amerika Kızılderililerinin en açık ten
rengine daha çok benzediğini düşünüyoruz. Âdem’den Nuh’a kadar uzanan dönemde Nuh’un
karısı ve oğullarının eşleri de dâhil olmak üzere tüm halkların ten renklerinin
aynı olduğuna dair hiçbir şüphemiz yok. [...] Nuh’un üç oğlu vardı: Şem, Ham ve
Yafet. Bu üç oğlun halkın aktif yöneticileri ve hürmet gören liderleri olduğu
açık. Bizim için şüphe götürmeyen bir başka gerçek daha var: Nuh’un bu üç
oğlunun da ten renkleri farklıydı ve halk arasında da orantılı sayıda farklı
ten rengi mevcuttu. Bu erken dönemde, ırkların bilinmediği zamanlarda,
insanların ten renklerindeki farklılık, beyazların saç renklerindeki
farklılığın onları kendi aralarında farklı halklar olarak ayırt etmemesi gibi,
bir ayırt edici özellik olarak görülmüyordu.”[48]
[Delaney, 1879: s. 12, 20, 21]
Delaney,
ilk insanın beyaz değil de koyu tenli olduğunu savunurken, beyaz olmayan insanların
üstün olduğunu söylemiyor, ten rengindeki farklılıkların aslında ırk
kavramından önce geldiği görüşünü savunuyor.[49] Delaney ve İlyas Muhammed, siyahi
milliyetçisi olarak, ırkların kökenine dair görüşleri üzerinden siyahilerin
aşağı ırk olduğuyla ilgili beyaz ırkçıların ağzından dökülen iddialara cevap
veriyor. Ama öte yandan, ortak noktada buluşmalarına rağmen, ikisinin ırkın
üstünlüğü konusunda temelden farklı görüşlere sahip olduklarını görüyoruz.
Bu
iki siyahi milliyetçisinin beyaz ırkçılığına nasıl cevap verdiğine dair
incelememiz, bizim Malcolm’ın siyaset felsefesi ile ilgili değerlendirmemiz
için önemli. Malcolm X’in siyaset felsefesine dair analizimiz, özünde iki tespit
üzerine kurulu:
1.
Tüm siyahi milliyetçilerinin felsefelerini siyahi ırkının üstünlüğüne
dayandırmak zorunda olduklarını varsaymadıklarını görüyoruz. Bu nedenle Delany,
Malcolm’ın İslam Milleti sonrası dönemde geliştirdiği ırkçılıktan arındırılmış milliyetçilik
anlayışı için tarihsel bir emsal sunuyor.
2.
Hem Delany hem de Muhammed, ırkçılık ve siyahilerin varoluş sorununu teolojik
terimlerle ele alırken, Malcolm, bu düşünsel hattan kopuyor. Malcolm, ırkçı
teolojiden ilk olarak Mekke’de geleneksel İslam ile karşılaşması sonrası koptuğunu
söylese de İslam Milleti sonrası geliştirdiği milliyetçilik temelli siyaset felsefesi
ile ırkçılığa dair yaklaşımı, seküler bir nitelik arz etmektedir. Bence
tartışmamız için daha büyük öneme sahip olan, bu ikinci husustur.
İlyas
Muhammed’in ırkçılığı teolojiye indirgeyen, onu temel alan yaklaşımına karşılık
Malcolm, dini bağlılıklarını siyaset felsefesinden ayırır. Bu anlamda, Malcolm
Sünni Müslüman olsa da, siyahi milliyetçilikle ilgili düşünceleri teolojik
varsayımlara dayanmaz veya bu düşünceler ondaki dini bağlılığa kapatılamaz.
Çünkü Malcolm, siyahi milliyetçilik anlayışının temel içeriği olarak siyasi
teolojiyi nihayetinde bir kenara bırakmıştır.[50]
Malcolm’ın
seküler/kutsal ayrımı, örgütsel yükümlülükte karşılık bulur: bu ayrımla uyumlu
iki grup kurması gerektiğini düşünen Malcolm, hem Müslüman Camii A.Ş.’yi hem de
Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nü kurar. Bu iki yapının kurulması, sadece
pratik kaygıların değil, aynı zamanda felsefi zorunlulukların da sonucudur.
Pratik konulara gelince, Malcolm’a katılan eski İslam Milleti müritleri, örgütten
ille de teolojik gerekçelerle ayrılmamış olan isimlerdi. Çoğu, İslam Milleti
içindeki yolsuzluk ve İlyas Muhammed’in ahlaki yanlışları konusunda hayal
kırıklığına uğramıştı. Bu gerçek, Müslüman Camii A.Ş.’nin dini bir örgüt olması
gerçeğiyle de birleşmektedir. Neticede bu cami teşkilatına, Malcolm’ın
liderliğini benimseyen, gayrimüslimlerin katılmasına izin verilmiyordu.
Teorik
zorunluluklar, özünde felsefi niteliktedir. Daha önce de belirtildiği gibi,
Malcolm, İlyas Muhammed’in dini milliyetçiliğini kopyalamakla yetinemezdi.
İdeolojik kopuş, İlyas Muhammed ve İslam Milleti bünyesindeki hiyerarşiyle
arasındaki kişisel farklılıkların ötesine uzanıyordu. Malcolm, siyahi
milliyetçiliğini seküler (materyalist) bir siyaset felsefesi oluşturma çabası
dâhilinde yeniden ele almak zorundaydı. İlyas Muhammed’in dini siyahi
milliyetçiliği, siyasi boyutu teolojik temele indirgerken Malcolm’ın siyahi
milliyetçiliğinin dayandığı siyaset felsefesi, her türden teolojik harmandan
kesinlikle ayrıştırılmak zorundaydı. Müslüman Camii A.Ş’nin dayandığı teoloji,
Afrikalı-Amerikalılar Birliği Örgütü’nü yönlendirecek seküler felsefe olarak iş
göremezdi.
İlyas
Muhammed’in siyahi milliyetçilik anlayışı ırkçılığı temel alıyordu. Bu anlamda,
Malcolm’ın İslam Milleti’nden ayrıldıktan sonra “beyaz insanların mavi gözlü
şeytanlar” olduklarına dair teze giderek daha fazla eleştirel yaklaşması asla
tesadüf değildi.
Malcolm,
Mekke’yi ziyaret ettikten, sonrasında Sünni İslam’ı benimsedikten sonra, İslam Milleti’ni
ve İlyas Muhammed’in ırkçılığını açıktan eleştirdi. İlyas Muhammed’in İslam’la
ilgili ırkçı anlayışı hakkında konuşan Malcolm, şunları söylüyordu:
“Hiçbir Arap veya Asyalı
Müslüman, İlyas Muhammed’in mabetlerine veya ibadet yerlerine hiçbir zaman
giremedi. Esasında onun doktrini beyaz karşıtı olduğu kadar Arap ve Asya
karşıtıdır.”
[Malcolm X, 1992: s. 249]
Malcolm,
sonunda beyaz insanları mahkûm eden genellemeler üzerine kurulu ifadelerden
uzaklaştı. Malcolm’ın dönüşümünde, felsefi antropolojide İslam Milleti’nin ırkları
kıyaslanamacak olgular olarak gören anlayışını ve karşılıklı dışlama ilkesini
terk ettiğini, evrensellik ve karşılıklı kapsama ilkesini benimsediğini
görüyoruz. Malcolm’ın savunduğu karşılıklı kapsama ilkesi, emperyalizme karşı
uluslararası mücadelenin materyalist (felsefi) temeller üzerine kurulması
gerektiği yönündeki giderek artan farkındalığına dayanmaktadır.
Suikastından
kısa bir süre önce Malcolm, “Bence en kötü insan türü, başka bir insanı ten
rengine göre yargılayan kişidir” demiştir (Malcolm X, 1992: s. 160–161). Siyahi
milliyetçiliğine dair yeni (ırkçı olmayan) bir bakış açısını kuşanmış olan
Malcolm X, siyahilerin özgürlük mücadelesinin siyasi-ekonomik boyutunu yeniden
düşünmeye başladı. Malcolm’ın siyahi milliyetçiliğini yeniden ele alan teorik
çalışması, sadece teolojik ilkelere bağlı kalmaz, bunun yanında, siyahilerin maruz
kaldıkları sömürü ve zulmün siyasi-ekonomik doğasının materyalist analizine
yönelir.
Irkçılığı
ve ulusal zulmü değerlendirirken dini mitlere başvurmayan Malcolm, kendi siyahi
milliyetçiliği anlayışını geliştirirken yüzünü seküler (materyalist) siyaset
felsefesine çevirir. Artık bu noktada kendisini kapitalizmle emperyalizmin
yapısal özelliklerini ve sistemsel niteliğini, bunların ırkçılık ve ulusal
zulümle aralarındaki girift ilişkiyi tanımlamaya mecbur hissetmektedir.
John H. McClendon Ill
Stephen C. Ferguson Il
[Kaynak:
Malcolm X: From Political Eschatology to Religious Revolutionary, Yayına
Hz.: Dustin J. Byrd ve Seyed Javad Miri, Brill, 2016, s. 37-90.]
Dipnotlar:
[36] Malcolm’ın Kennedy suikastiyle ilgili yorumunu
İslam Milleti’yle ilişkisinin askıya alınmasına neden olan konuşmada dile
getirir: ABD’deki politik sistemi ve başvurduğu şiddeti eleştirdiği konuşması
için bkz.: Malcolm X, “God’s Judgment of White America (The Chickens Come Home
to Roost),” (4 Aralık 1963) Black Commentor. Malcolm X , By Any
Means Necessary; Speeches, Interviews, and a Letter içinde, yayına
hz.: George Breitman, (New York, Pathfinder Press, 1970).
[37]
Stokes olayını ele alan bir çalışma için bkz.: Frederick Knight, “Justifiable
Homicide, Police Brutality, or Government Repression? The 1962 Los Angeles
Police Shooting of Seven Members of the Nation of Islam” The Journal of
Negro History 79.2 (Bahar, 1994): s. 182–196.
[38]
İlyas Muhammed’in sözünü aktaran: Frederick Knight, “Justifiable Homicide,
Police Brutality, or Government Repression? The 1962 Los Angeles Police
Shooting of Seven Members of the Nation of Islam” The Journal of Negro
History 79.2 (Bahar, 1994): s. 191.
[39]
Frederick Knight’ın dediğine göre “İlyas Muhammed, Belediye Başkanı Yorty’nin
baskısıyla Malcolm’ı dilini yumuşatma konusunda uyarmıştır.” Frederick Knight,
“Justifiable Homicide, Police Brutality, or Government Repression? The 1962 Los
Angeles Police Shooting of Seven Members of the Nation of Islam” The Journal
of Negro History 79.2 (Bahar, 1994): s. 191. Malcolm’ın sözüne Knight’ın
makalesinin 190. sayfasında yer verilmiş.
[40]
İslam Milleti’nin teolojisi konusunda detaylı ve eleştirel bir değerlendirme için
bkz.: Zafar Ishaq Ansari, “Aspects of Black Muslim Theology” Studia Islamica
53 (1981): s. 137–176.
[41]
Edward E. Curtis IV, “Islamizing the Black Body: Ritual and Power in Elijah
Muhammad’s Nation of Islam” Religion and American Culture: The Journal of
Interpretation 12.2 (2002): s. 167–196; Richard Brent Turner, Islam in
the African-American Experience (Bloomington: Indiana University Press,
1997); Claude A. Clegg III, An Original Man: the Life and Times of Elijah
Muhammad (New York: St. Martin’s Press, 1997).
[42]
Akademi sahasında İlyas Muhammed’in İslam Milleti’nin teolojisini açıklayan çalışması
konu edinen ilk makalelerden biri için bkz.: Erdmann Doane Beynon, “The Voodoo
Cult among Negro Migrants in Detroit” American Journal of Sociology 43.
6 (Mayıs 1938): s. 894–907.
[43]
Jones’ın asarı ve mirasına dair, yorumları da içeren bir analiz için bkz.:
Stephen Ferguson, “On the Occasion of William R. Jones’s Death: Remembering the
Feuerbachian Tradition in African-American Social Thought,” apa Newsletter
on Philosophy and the Black Experience 12.2 (Bahar 2013): s. 14–19; John H.
McClendon ve Brittany L. “William R. Jones and Philosophical Theology:
Transgressing and Transforming Conventional Boundaries of Black Liberation
Theory,” apa Newsletter on Philosophy and the Black Experience 13.1 (Güz
2013): s. 19–34.
[44]
Bu meseleleri Katrina Fırtınası bağlamında tartışan bir çalışma için bkz.:
Ferguson, Stephen. “Teaching Hurricane Katrina: Understanding Divine Racism and
Theodicy,” apa Newsletter on Philosophy and the Black Experience 7.1. (Güz
2007): s. 1–5.
[45]
Maddi olmayan Tanrı meselesi konusunda Zafer Ishak Ensari şunları söylüyor: “İlyas
Muhammed, ruhun Tanrı’sı, böylesine biçimsiz bir Tanrı nasıl olur da insana
dair meselelerle ilgilenir? Böylesine maddi olmayan bir Tanrı maddi dünyanın
içinden çıkması ne büyük bir başarıdır. Bu hayalete benzer Tanrı’ya karşılık
İslam Milleti’nin Tanrı’sı o kadar insanidir O ölebilir de.” Zafar Ishaq
Ansari, “Aspects of Black Muslim Theology” Studia Islamica 53 (1981): s.
143.
[46]
Bkz.: Yayına hz.: Robert S. Levine, Martin R. Delany: A Documentary Reader (Chapel
Hill: University of North Carolina Press, 2003).
[47]
Siyahilerin kutsal kitap incelemeleri ve Ham laneti denilen mit konusunda bkz.:
Michael Joseph Brown, Blackening of the Bible (New York: Trinity Press
International, 2004): s. 26–30, 62–63.
[48]
Delany’nin siyahi milliyetçiliğinin sınıfsal niteliğini eleştiren bir çalışma
için bkz.: Nell Irvin Painter, “Martin R Delany: Elitism and Nationalism ”
Yayına hz.: Leon Litwack ve August Meier, Black Leaders of the
Nineteenth Century içinde (Urbana: University of Illinois press, 1988): s. 149–172.
[49] Delany’nin siyahilere dönük savunusu ve Mısırolojiyi kullanma biçimi konusunda bkz.: Mario A. Beatty, “Martin Delaney and Egyptology” Ankh Revue d’égyptologie et des civilisations n. 14/15 (2005–2006) Ankh.
[50] Malcolm’ın Sünni Müslüman olarak edindiği tecrübe ve Malcolm’ın Müslüman Camii A.Ş. bünyesinde yaşadığı teolojik dönüşüm sürecinde Sudanlı Şeyh Ahmed Hassun’un oynadığı rehberlik rolü konusunda bkz.: Malik Simba, “Sheik Ahmed Hassoun”, yayına hz.: Robert L. Jenkins ve Mfanya Donald Tryman, The Malcolm X Encyclopedia içinde (Westport: Greenwood Press, 2002): s. 266–267.




