25 Mart 2026

, ,

Trump Kendi Kazdığı Kuyuya Düştü


Donald Trump, kazanmayı sever. Bunu “büyük düşünmeyi” ve “büyük kazanmayı” sevdiğini söylediği, 1987 tarihli kitabı The Art of the Deal’da [“Anlaşma Sanatı”] açıkça dile getirmişti. Trump’ın hoşlanmadığı şey ise Anlaşma Sanatı kitabında sık sık kullandığı, konuşmalarında da hoşlanmadığı kişilerin karakterini tanımlamak için başvurduğu “kaybedenler”dir.

Son yıllarda, seçimleri kazanmak, Trump için her şey demekti (2020’de Joe Biden’a karşı aldığı yenilgi, onu o kadar sarsmıştı ki sonucu kabul etmeyi reddetmişti). Ancak bu yıl Trump, kaçınmaya söz verdiği bir konuda zafer elde etmeye odaklandı: savaşlar.

Çocukça Emperyalizm

Trump’ın yürüttüğü savaş türü, bir çeşit çocukça emperyalizmin simgesi:

1. ABD’nin elindeki askeri güç, çoğunlukla hava gücü veya hava bombardımanı olmak üzere, testosteron güdümlü bir şekilde kullanıldı, neticede savaş, video oyununa benzer bir nitelik kazandı.

2. Bu güç kullanımının, 2017’de Nangarhar’da (Afganistan) kullanılan en büyük nükleer olmayan bomba olan MOAB’ın (Tüm Bombaların Anası) yol açtığı büyük patlama, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılması veya İran’ın Yüksek Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi gibi büyük sonuçlar doğurması gerekiyordu.

3. ABD’nin kayıpları yok denecek kadar az veya hiç yok.

4. Teslim olmadan ve çatışmanın bölgesel veya uluslararası sonuçlarını önemsemeden zafer ilan edildi.

Venezuela ve İran, Trump’ın büyük ölçüde özdeşleştiği emperyalist savaşın dilini meydana getirdi:

1. Liderin uyuşturucu teröristi (Maduro) veya nükleer terörist (Hameney) olarak şeytanlaştırılması.

2. Şeytanlaştırılan ülkenin kıyılarının açıklarında güçlü bir gemi ve uçak filosunun konuşlandırılması.

3. Askeri planlar için bir perdeleme aracı olarak müzakereler.

4. Liderin kaçırılarak (Maduro) veya suikastle (Hameney) ortadan kaldırılması.

5. Şu anda kamuoyuna ABD emirlerini yerine getirdiği söylenen, iç isyanın organize edilmediği ve en üst düzey lider dışında siyasi liderlikte bir değişiklik beklentisinin olmadığı, itaatkâr bir yönetimin dayatılması (böylelikle, Trump’ın Irak ve Afganistan deneyimiyle yüzleşmeyeceği öngörülüyor).

Venezuela’da Maduro’nun kaçırılmasının yol açtığı şokun ardından, birkaç gün boyunca geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodríquez yönetiminin başka bir saldırıyı önlemek için talimatlara uyacağı izlenimi verilmişti; ancak 26 Ocak’ta Rodríquez, “Washington’dan gelen emirlerden bıktım usandım” dedi.

İran’daki durum, daha da gergindi. Liderlik, ateşkes veya görüşme tekliflerini, hele ki yön değişikliğini, reddetti. İran, beşinci maddede belirtilen senaryoyu, yani Müçteba Hameney’i yeni Yüksek Lider olarak seçmek suretiyle redde tabi tuttu, Trump’ın süreçte söz sahibi olmasına izin vermedi. Dolayısıyla, İran, bunun güvenilmez bir düşmana karşı varoluşsal bir mücadele olduğunu anladı.

Bugün İranlılar, şiddete şiddetle cevap veriyorlar. Kara birlikleri gönderilmesi durumunda çok fazla asker kaybedecek olan ABD, Irak bataklığına benzer bir yere sürüklenecek ya da bombardımana tabi tuttuğu ama sonrasında kontrolden çıkan Afganistan ve Libya’da görüldüğü üzere, burnunu sürte sürte, utanç verici bir şekilde geri çekilecek.

Küba’yı Bir Şekilde Halletmek İstiyor

İran’daki savaşı kazanamayan, Venezuela’da da tam anlamıyla üstünlük sağlayamayan Trump, namlusunu Küba’ya çevirdi. Mart ortasında, Trump’ın petrol ambargosu nedeniyle Küba genelinde elektriklerin kesik olduğu koşullarda Trump, Oval Ofis’te gazetecilere şunları söyledi:

“Küba’yı ele geçirme onuruna nail olacağıma inanıyorum. Küba’yı bir şekilde ele geçirmek, büyük bir onur. Yani onu özgür bıraksam da, alsam da fark etmez. Ona istediğim her şeyi yapabileceğimi düşünüyorum. Biliyorum, gerçekleri bilmek istiyorsunuz.”

Bunlar şaşırtıcı cümleler, ancak özetle, 1959 Küba Devrimi’nden bu yana ABD politikasını tümüyle ifşa ediyor: ABD, Küba’ya her şeyi yapabileceğini ve Küba’nın hiçbir egemenliği olmadığını düşünüyor. Yaklaşık on milyonluk bir ada halkına karşı bu boğucu politika konusunda ABD’deki önemli yetkili Trump’ı zerre eleştirmedi, demek ki hepsi aynı fikirde.

Küba ve ABD arasında en üst düzeyde müzakereler başladı, ancak Trump’ın öncelikli gündem maddesi olarak prestij kazanımı istemesi nedeniyle bu müzakereler pek iyi gitmiyor. Küba Devrimi’ni tümüyle ortadan kaldıramaması durumunda, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’in görevden alınmasını istiyor. Trump ekibi, aylarca Maduro’yu “uyuşturucu teröristi” olarak nitelendirerek şeytanlaştırdı, ancak Küba Komünist Partisi’nin sadık bir üyesi olan ve Birinci Sekreter olarak liderliğine güvenen Díaz-Canel hakkında bu türden bir söylem oluşturmadılar. Trump, başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada “Küba ile görüşüyoruz” dedi, “ama Küba’dan önce İran’ı halledeceğiz” diye ekledi. Zamansal sıranın öngörülebilir bir tarafı yok. Zira Trump konuşurken ateş eder, bu yüzden sözüne güvenilemez. Gelgelelim, ABD, İran’da sıkışmış durumda. İran liderliği, ABD’nin şartların uyarınca gerçekleşecek ateşkesi reddettiği için, ABD’nin şu anda Küba’ya saldırma konusunda “elinin rahat” olmadığı görülüyor.

Küba’da Durum Vahim

Birkaç yıl önce Manolo De Los Santos ile birlikte LeftWord için Fidel Castro’nun konuşmalarından oluşan bir makale derlemesi (Comrade of the Revolution, “Devrim Yoldaşı” 2021) hazırlamıştım. Seçtiğimiz konuşmalar, Fidel’in Küba Devrimi için gerileme veya yenilgi anlarında yaptığı konuşmalardı. Fidel, bu konuşmalarda devrimci sürecin gerçekliğini dile getiriyordu: her zaman saldırı altında, sadece hayatta kalmak için değil, devrimci süreci ilerletmek için de yeni yollar arayan ve her türlü saldırıya karşı kendini savunmaya her zaman hazır olan bir süreçten bahsediyordu.

Mart başlarında Havana’daki Fidel Castro Merkezi’nde yürürken bu konuşmaları düşündüm. Kitaptaki konuşmalar arasında Fidel’in 2005 yılında yaptığı, “Bir devrim hükümsüz kılınabilir mi?” diye sorduğu, “hayır, ciddi gerilemeler olsa bile hükümsüz kılınamaz” diye cevap verdiği bir konuşma da yer alıyor.

SSCB’nin çöküşü, Sovyet döneminin kazanımlarını tamamen silmedi, çünkü Rus halkı, kâr güdüsünden başka bir şeye dayalı bir toplumun hatırasını ve tecrübesini koruyor. Bu hatıra ve tecrübe, onların sınıfsal sınıf karakteri yavaş yavaş ortadan kalksa bile, vatanseverlik duygularını motive etmeye devam ediyor.

Küba halkı, devrim karşısında derin bir hayal kırıklığı yaşıyor olsa bile, onun ortadan kalkmasının 1959 öncesi mafya devletinin ve yoksulluğun acımasız yollarına dönüş anlamına geleceğini görüyor. Şu anda sahip oldukları şey onur, o da karşı-devrimin ayakları altında ezilecek.

Fidel, 1962'deki Domuzlar Körfezi zaferinin ardından Küba halkına, işgalcilerin büyük toprak sahiplerini yeniden muktedir kılmak istediklerini, bu yüzden halkın onların davasına katılmadığını söyleyerek bir uyarıda bulunmuştu.

Trump’ın petrol ambargosu, Küba genelinde elektrik kesintilerine yol açtı. Bu durum, hayatın her alanını derinden etkiledi. Küba’da Başkan Díaz-Canel'e Kübalıların bu baskıya dayanıp dayanamayacağını sordum. Başkan şu cevabı verdi: “Evet dayanacaklar. Bizim savaşmaktan başka seçeneğimiz yok. Onurumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Havana’da nereye gitsem, insanlar zorluklardan bahsediyor, hayal kırıklıklarını açıkça dile getiriyorlardı, ancak aynı zamanda sorunlarının kaynağının devrim değil, Washington olduğunu biliyorlardı.

Yaşlı bir adam, “Bırakın Trump gelsin. Her ABD başkanı bizi tehdit etti. Trump da farklı değil. Tehdit edip duruyorlar. Biz onurumuzla buradayız, dimdik ayaktayız” diyordu.

Rusya ve Meksika'dan yakıt gemileri yolda. Diğer yardım konvoyları da küçük miktarlarda yardım getiriyor. Yakıt sıkıntısı çeken Küba, son derece güçlü ABD ordusuna karşı kendini savunamıyor. Ancak görüştüğüm her Kübalı, ABD birlikleri ve oligarşi yanlısı Kübalı paralı askerleri Küba topraklarına ayak basarsa şiddetli bir direnişle karşılaşacaklarını söylüyor.

İran ve Venezuela’daki görüşler, burada da yankılanıyor. Trump, kendi kazdığı kuyuya düştü. Müttefiklerinin ara seçimlerde zafer kazanmasına ve Epstein olayını tamamen örtbas etmesine yardımcı olacak kolay zaferler bekliyordu. Ancak İran’da sıkışıp kaldı, oradan çıkmasına yardım edecek kimseyi bulamıyor. Küba’da da kapana sıkışacak.

Neticede emperyalizm güçlüdür, ancak her şeye muktedir değildir.

Vicay Praşad
23 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: