Donald
Trump, kazanmayı sever. Bunu “büyük düşünmeyi” ve “büyük kazanmayı” sevdiğini söylediği,
1987 tarihli kitabı The Art of the Deal’da [“Anlaşma Sanatı”] açıkça dile
getirmişti. Trump’ın hoşlanmadığı şey ise Anlaşma Sanatı kitabında sık
sık kullandığı, konuşmalarında da hoşlanmadığı kişilerin karakterini tanımlamak
için başvurduğu “kaybedenler”dir.
Son
yıllarda, seçimleri kazanmak, Trump için her şey demekti (2020’de Joe Biden’a
karşı aldığı yenilgi, onu o kadar sarsmıştı ki sonucu kabul etmeyi
reddetmişti). Ancak bu yıl Trump, kaçınmaya söz verdiği bir konuda zafer elde
etmeye odaklandı: savaşlar.
Çocukça
Emperyalizm
Trump’ın
yürüttüğü savaş türü, bir çeşit çocukça emperyalizmin simgesi:
1.
ABD’nin elindeki askeri güç, çoğunlukla hava gücü veya hava bombardımanı olmak
üzere, testosteron güdümlü bir şekilde kullanıldı, neticede savaş, video
oyununa benzer bir nitelik kazandı.
2.
Bu güç kullanımının, 2017’de Nangarhar’da (Afganistan) kullanılan en büyük
nükleer olmayan bomba olan MOAB’ın (Tüm Bombaların Anası) yol açtığı büyük
patlama, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılması veya İran’ın
Yüksek Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi gibi büyük sonuçlar doğurması gerekiyordu.
3.
ABD’nin kayıpları yok denecek kadar az veya hiç yok.
4.
Teslim olmadan ve çatışmanın bölgesel veya uluslararası sonuçlarını önemsemeden
zafer ilan edildi.
Venezuela
ve İran, Trump’ın büyük ölçüde özdeşleştiği emperyalist savaşın dilini meydana
getirdi:
1.
Liderin uyuşturucu teröristi (Maduro) veya nükleer terörist (Hameney) olarak
şeytanlaştırılması.
2.
Şeytanlaştırılan ülkenin kıyılarının açıklarında güçlü bir gemi ve uçak
filosunun konuşlandırılması.
3.
Askeri planlar için bir perdeleme aracı olarak müzakereler.
4.
Liderin kaçırılarak (Maduro) veya suikastle (Hameney) ortadan kaldırılması.
5.
Şu anda kamuoyuna ABD emirlerini yerine getirdiği söylenen, iç isyanın organize
edilmediği ve en üst düzey lider dışında siyasi liderlikte bir değişiklik
beklentisinin olmadığı, itaatkâr bir yönetimin dayatılması (böylelikle, Trump’ın
Irak ve Afganistan deneyimiyle yüzleşmeyeceği öngörülüyor).
Venezuela’da
Maduro’nun kaçırılmasının yol açtığı şokun ardından, birkaç gün boyunca geçici
Cumhurbaşkanı Delcy Rodríquez yönetiminin başka bir saldırıyı önlemek için
talimatlara uyacağı izlenimi verilmişti; ancak 26 Ocak’ta Rodríquez, “Washington’dan
gelen emirlerden bıktım usandım” dedi.
İran’daki
durum, daha da gergindi. Liderlik, ateşkes veya görüşme tekliflerini, hele ki
yön değişikliğini, reddetti. İran, beşinci maddede belirtilen senaryoyu, yani Müçteba
Hameney’i yeni Yüksek Lider olarak seçmek suretiyle redde tabi tuttu, Trump’ın
süreçte söz sahibi olmasına izin vermedi. Dolayısıyla, İran, bunun güvenilmez
bir düşmana karşı varoluşsal bir mücadele olduğunu anladı.
Bugün
İranlılar, şiddete şiddetle cevap veriyorlar. Kara birlikleri gönderilmesi
durumunda çok fazla asker kaybedecek olan ABD, Irak bataklığına benzer bir yere
sürüklenecek ya da bombardımana tabi tuttuğu ama sonrasında kontrolden çıkan Afganistan
ve Libya’da görüldüğü üzere, burnunu sürte sürte, utanç verici bir şekilde geri
çekilecek.
Küba’yı
Bir Şekilde Halletmek İstiyor
İran’daki
savaşı kazanamayan, Venezuela’da da tam anlamıyla üstünlük sağlayamayan Trump, namlusunu
Küba’ya çevirdi. Mart ortasında, Trump’ın petrol ambargosu nedeniyle Küba
genelinde elektriklerin kesik olduğu koşullarda Trump, Oval Ofis’te
gazetecilere şunları söyledi:
“Küba’yı ele geçirme
onuruna nail olacağıma inanıyorum. Küba’yı bir şekilde ele geçirmek, büyük bir
onur. Yani onu özgür bıraksam da, alsam da fark etmez. Ona istediğim her şeyi
yapabileceğimi düşünüyorum. Biliyorum, gerçekleri bilmek istiyorsunuz.”
Bunlar
şaşırtıcı cümleler, ancak özetle, 1959 Küba Devrimi’nden bu yana ABD
politikasını tümüyle ifşa ediyor: ABD, Küba’ya her şeyi yapabileceğini ve Küba’nın
hiçbir egemenliği olmadığını düşünüyor. Yaklaşık on milyonluk bir ada halkına
karşı bu boğucu politika konusunda ABD’deki önemli yetkili Trump’ı zerre eleştirmedi,
demek ki hepsi aynı fikirde.
Küba
ve ABD arasında en üst düzeyde müzakereler başladı, ancak Trump’ın öncelikli
gündem maddesi olarak prestij kazanımı istemesi nedeniyle bu müzakereler pek
iyi gitmiyor. Küba Devrimi’ni tümüyle ortadan kaldıramaması durumunda, Küba
Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’in görevden alınmasını istiyor. Trump ekibi,
aylarca Maduro’yu “uyuşturucu teröristi” olarak nitelendirerek şeytanlaştırdı,
ancak Küba Komünist Partisi’nin sadık bir üyesi olan ve Birinci Sekreter olarak
liderliğine güvenen Díaz-Canel hakkında bu türden bir söylem oluşturmadılar.
Trump, başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada “Küba ile görüşüyoruz”
dedi, “ama Küba’dan önce İran’ı halledeceğiz” diye ekledi. Zamansal sıranın
öngörülebilir bir tarafı yok. Zira Trump konuşurken ateş eder, bu yüzden sözüne
güvenilemez. Gelgelelim, ABD, İran’da sıkışmış durumda. İran liderliği, ABD’nin
şartların uyarınca gerçekleşecek ateşkesi reddettiği için, ABD’nin şu anda Küba’ya
saldırma konusunda “elinin rahat” olmadığı görülüyor.
Küba’da
Durum Vahim
Birkaç
yıl önce Manolo De Los Santos ile birlikte LeftWord için Fidel Castro’nun
konuşmalarından oluşan bir makale derlemesi (Comrade of the Revolution, “Devrim
Yoldaşı” 2021) hazırlamıştım. Seçtiğimiz konuşmalar, Fidel’in Küba Devrimi için
gerileme veya yenilgi anlarında yaptığı konuşmalardı. Fidel, bu konuşmalarda
devrimci sürecin gerçekliğini dile getiriyordu: her zaman saldırı altında,
sadece hayatta kalmak için değil, devrimci süreci ilerletmek için de yeni
yollar arayan ve her türlü saldırıya karşı kendini savunmaya her zaman hazır
olan bir süreçten bahsediyordu.
Mart
başlarında Havana’daki Fidel Castro Merkezi’nde yürürken bu konuşmaları düşündüm.
Kitaptaki konuşmalar arasında Fidel’in 2005 yılında yaptığı, “Bir devrim hükümsüz
kılınabilir mi?” diye sorduğu, “hayır, ciddi gerilemeler olsa bile hükümsüz
kılınamaz” diye cevap verdiği bir konuşma da yer alıyor.
SSCB’nin
çöküşü, Sovyet döneminin kazanımlarını tamamen silmedi, çünkü Rus halkı, kâr
güdüsünden başka bir şeye dayalı bir toplumun hatırasını ve tecrübesini koruyor.
Bu hatıra ve tecrübe, onların sınıfsal sınıf karakteri yavaş yavaş ortadan
kalksa bile, vatanseverlik duygularını motive etmeye devam ediyor.
Küba
halkı, devrim karşısında derin bir hayal kırıklığı yaşıyor olsa bile, onun
ortadan kalkmasının 1959 öncesi mafya devletinin ve yoksulluğun acımasız
yollarına dönüş anlamına geleceğini görüyor. Şu anda sahip oldukları şey onur,
o da karşı-devrimin ayakları altında ezilecek.
Fidel,
1962'deki Domuzlar Körfezi zaferinin ardından Küba halkına, işgalcilerin büyük
toprak sahiplerini yeniden muktedir kılmak istediklerini, bu yüzden halkın
onların davasına katılmadığını söyleyerek bir uyarıda bulunmuştu.
Trump’ın
petrol ambargosu, Küba genelinde elektrik kesintilerine yol açtı. Bu durum,
hayatın her alanını derinden etkiledi. Küba’da Başkan Díaz-Canel'e Kübalıların
bu baskıya dayanıp dayanamayacağını sordum. Başkan şu cevabı verdi: “Evet
dayanacaklar. Bizim savaşmaktan başka seçeneğimiz yok. Onurumuzdan asla
vazgeçmeyeceğiz.”
Havana’da
nereye gitsem, insanlar zorluklardan bahsediyor, hayal kırıklıklarını açıkça
dile getiriyorlardı, ancak aynı zamanda sorunlarının kaynağının devrim değil,
Washington olduğunu biliyorlardı.
Yaşlı
bir adam, “Bırakın Trump gelsin. Her ABD başkanı bizi tehdit etti. Trump da
farklı değil. Tehdit edip duruyorlar. Biz onurumuzla buradayız, dimdik
ayaktayız” diyordu.
Rusya
ve Meksika'dan yakıt gemileri yolda. Diğer yardım konvoyları da küçük
miktarlarda yardım getiriyor. Yakıt sıkıntısı çeken Küba, son derece güçlü ABD
ordusuna karşı kendini savunamıyor. Ancak görüştüğüm her Kübalı, ABD birlikleri
ve oligarşi yanlısı Kübalı paralı askerleri Küba topraklarına ayak basarsa
şiddetli bir direnişle karşılaşacaklarını söylüyor.
İran
ve Venezuela’daki görüşler, burada da yankılanıyor. Trump, kendi kazdığı kuyuya
düştü. Müttefiklerinin ara seçimlerde zafer kazanmasına ve Epstein olayını
tamamen örtbas etmesine yardımcı olacak kolay zaferler bekliyordu. Ancak İran’da
sıkışıp kaldı, oradan çıkmasına yardım edecek kimseyi bulamıyor. Küba’da da
kapana sıkışacak.
Neticede
emperyalizm güçlüdür, ancak her şeye muktedir değildir.
Vicay Praşad
23
Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder