06 Mart 2026

, ,

Devrimci Zaferlere Doğru

İran’ın yürüttüğü başarılı saldırı, devrimci zaferler silsilesinin son halkası. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin tek gerçek emperyalist güç haline gelmesi ve finans kapitalin Amerika’nın SSCB ile ilişkisini sabote etmesiyle başlayan büyük yeni saldırılara cevap olarak ortaya çıkan kitlesel anti-emperyalizm, bu devrimci zaferler silsilesinin parçasıdır.

Wall Street’in anti-demokratik planları neticesinde oluşan bu siyasi ortamda, ABD, eşi benzeri görülmemiş bir savaşı yürütmeyi, yeni-sömürgeci siyasi darbeler gerçekleştirmeyi planladı. Emperyalist saldırganlığın bu yeni aşaması, esasında artık gücü zayıflayan, iç krizlerini ancak yeni savaşlarla çözebilen kapitalizmin çöküşünü telafi etme girişimiydi. 

Finans kapital, mücadelesinde epey yol aldı ama halk devrimine bağlı güçleri tam anlamıyla alt edemedi. Tam da bu sebeple, bugün Washington’ın İslam Cumhuriyeti ile savaşa girmeye kalkıştığı anda ezilişine ve aşağılanışına tanıklık ediyoruz.

ABD, Şah’ı iktidara getirdiği sırada, ABD’deki işçi hareketi de dâhil olmak üzere, dünya işçi sınıfına karşı acımasız bir saldırı başlatmıştı. ABD’de yaşayan insanlar olarak bizim bu tarihsel döneme geri dönüp bakmamız gerekiyor. Bu dönem bize, anti-emperyalist mücadelede bir vakit ne tür bir rol oynadığımızı, bu rolü yeniden oynayabilmek için hangi kurumları yeniden inşa etmemiz gerektiğini söylüyor.

Wall Street, kontrolünü arttırdıktan, dizginleri ele geçirdikten sonra, içeride Komünist Parti’yi, işçi sınıfının kültür merkezlerini ve örgütlü işçi hareketini hedef aldı. Düşman, çok hızlı bir şekilde ilerliyordu. Bir sonraki planları, Sovyetler Birliği ile üçüncü bir dünya savaşı ve (böyle bir savaşla haklı gösterilebilecek) anti-komünist toplama kampları aracılığıyla Hitler modelinin tekrarlanmasıydı. Ancak bankacılık rejimi, asla bu kadar ileri gidemedi, çünkü küresel devrimci ivmenin bir sonraki dalgası, Amerikan toplumunu saracaktı.

Çin devrimi, Kore devrimi, sömürgecilikten kurtulma hareketleri ve ardından işçilerin elde ettikleri zaferlerde somutlaşan bu ivme, kısmen o dönemde emperyalizmin iç çatlakları sayesinde bu denli etkili olabildi. Bugün İran’a yönelik savaşta büyük müttefiklerinden gerekli desteği göremeyen Washington, dün de Sovyetler Birliği ile çatışmaya girme konusunda Avrupalı güçlerle anlaşmazlık yaşadı. Düşman, dünya proletaryasına saldırmak için gerekli araçlara istediği ölçüde sahip değildi, devrimci güçler, bu zafiyetten istifade ettiler. Vietnam halkı devrim yaptığında ve Washington, onlara soykırımla karşılık verdiğinde, bu, Amerikan toplumunda ayaklanmaya yol açtı.

Bu karşı kültür hareketi, başlı başına bir hataydı. Neden hata olduğu üzerinde durmak zorundayız.

Savaş sonrası dönemde doğanların solculuğu, bencil bir idealizmle maluldü. Amerikan komünist hareketini tam da bu solculuk katletti. Ancak emperyalist devletin bu özel eğilimi yeniden kullanma, namluya sürme konusunda gösterdiği başarı, bu eğilimin ortaya çıktığı, dünya genelinde güçlenen dalgayı durduramadı. Anti-emperyalist birleşik cephe, Vietnam’ın zaferinde kritik bir rol oynadı. Bu önemli moment, İran halkının küresel finansa karşı gerçekleştirdiği kendi isyanına da katkıda bulundu.

İran devrimi, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en karanlık aşamalarında bile anti-emperyalist hareketin yaşama imkânı bulduğu halk zaferleri zincirinin bir halkasıdır. CIA, anti-komünist tasfiyelerde yüz binlerce insanı öldürmüş olsa da, Vietnam kazandı. Siyonist sömürgeleştirme projesi büyümüş olsa da, aynı süreçte Filistin’in kurtuluşu mücadelesi de büyüdü.

Yirminci yüzyılın tüm anti-komünist tasfiyeleri, Sandinista ve Bolivarcı devrimleri durduramadı, “Terörle Mücadele”, Ensarullah’ın zaferine mani olamadı. Şimdi Haiti, Washington’ın Latin Amerika halkını ezmeye yönelik çabalarını yoğunlaştırmasına rağmen, yeni sömürgeciliğe karşı bir başka başarılı isyanı gerçekleştiriyor. Kitleler ne zaman harekete geçmeyi bilseler, bunu örgütlü bir savaş gücü olarak kendi başlarına ayakta durmalarını sağlayacak şekilde yapsalar, mücadelede sürdürülebilir ilerleme kaydediyorlar.

Kapitalizm çağında düşman, her saldırıya geçtiğinde, karşısında bir güç bulmuştur. Şu anda karşı karşıya olduğumuz tüm tehlikeler karşısında bu gerçeği kendimize hatırlatmamız gerekiyor.

On yıllar boyunca on milyonlarca insanın hayatını kaybettiği emperyalist savaşların ortasında bile halk devrimlerinin devam etmesi, sermayenin uzun zamandır temelde kırılgan bir durumda olduğunu ortaya koyuyor. Oyun, saldırganların tüm bölgeleri kolayca boyunduruk altına alabildikleri sömürgeleştirme pratiğinin ilk döneminden bu yana değişti. Sömürgecilik ve emperyalizm, o dönemde etkili bir şekilde yayılmayı bildi, çünkü o zamanlar kapitalizm yükselişteydi. Kapitalizm, dünyadaki ekonomik ve toplumsal ilişkileri alt üst etmekteydi. Ancak bu süreç, tüm dünyayı tükettikten sonra, sömürgeleştirilmiş ülkeler, kaçınılmaz olarak yeni avantajlar elde ettiler. Ekonomilerini, ordularını ve teknolojik kapasitelerini öyle bir noktaya getirdiler ki, birçoğu, artık emperyalistlerle ciddi rakipler haline geldi. Rusya, Çin, İran gibi eskiden boyunduruk altında olan toplumlar, insanlığın başlıca itici güçleri olma yolunda ilerliyor, bu da finans kapitalin varlığını tehdit ediyor.

Nihayetinde, dünyanın sömürülen tüm halkları, bankacılığın egemenliğinden kurtulacak ve Çin gibi ülkelerin geliştiği muazzam seviyeye ulaşacaklardır. Bizi bundan alıkoyan en büyük engel, Amerikan finansının elinde tuttuğu merkezi güçtür. Bu güç, “blok”tan kısmen kurtulmuş ülkelerin içindeki burjuva unsurlarının tamamını da kapsamaktadır. Bu engel, ancak ABD’deki halk, kendi görevini ifa edip Washington merkezli bankacılık diktatörlüğünü devirdiğinde ortadan kalkacaktır.

İran hakkında konuşurken, Amerika’daki sınıf mücadelesinin tarihini bu kadar vurgulamamın nedeni de budur: Benim gibi Amerikalıların İran için yapabileceği tek pratik şey, kendi hükümetimizi dizginlemek ve bu hükümeti ortadan kaldırmaktır. Bunu ancak kendi mücadelemizin geçmişini anlarsak başarabiliriz.

Yirminci yüzyılda dünya genelinde açığa çıkmış olan devrimci dalganın Amerika’da halk mücadelesini nasıl mümkün kıldığına ve bu kitlesel kazanımların nasıl kendi kendini beslemeye devam ettiğine ilişkin hikâye, bize nasıl hareket etmemiz gerektiği konusunda bir fikir veriyor. Küresel Güney’in kurtuluş mücadelelerinden örnek almalı, böylece büyüyen dünya çapında ivmelenen halk hareketlerini ABD’ye taşımalıyız. En nihayetinde bu canavarı, hükümetimizin şiddetine karşı koyanlarla, direnenlerle birlikte çalışarak alt edeceğiz.

Rainer Shea
4 Mart 2026
Kaynak

0 Yorum: