İran’ın
yürüttüğü başarılı saldırı, devrimci zaferler silsilesinin son halkası. İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra ABD’nin tek gerçek emperyalist güç haline gelmesi ve finans
kapitalin Amerika’nın SSCB ile ilişkisini sabote etmesiyle başlayan büyük yeni
saldırılara cevap olarak ortaya çıkan kitlesel anti-emperyalizm, bu devrimci
zaferler silsilesinin parçasıdır.
Wall Street’in anti-demokratik planları neticesinde oluşan bu siyasi ortamda, ABD, eşi benzeri görülmemiş bir savaşı yürütmeyi, yeni-sömürgeci siyasi darbeler gerçekleştirmeyi planladı. Emperyalist saldırganlığın bu yeni aşaması, esasında artık gücü zayıflayan, iç krizlerini ancak yeni savaşlarla çözebilen kapitalizmin çöküşünü telafi etme girişimiydi.
Finans kapital, mücadelesinde
epey yol aldı ama halk devrimine bağlı güçleri tam anlamıyla alt edemedi. Tam da
bu sebeple, bugün Washington’ın İslam Cumhuriyeti ile savaşa girmeye kalkıştığı
anda ezilişine ve aşağılanışına tanıklık ediyoruz.
ABD,
Şah’ı iktidara getirdiği sırada, ABD’deki işçi hareketi de dâhil olmak üzere,
dünya işçi sınıfına karşı acımasız bir saldırı başlatmıştı. ABD’de yaşayan insanlar
olarak bizim bu tarihsel döneme geri dönüp bakmamız gerekiyor. Bu dönem bize, anti-emperyalist
mücadelede bir vakit ne tür bir rol oynadığımızı, bu rolü yeniden oynayabilmek
için hangi kurumları yeniden inşa etmemiz gerektiğini söylüyor.
Wall
Street, kontrolünü arttırdıktan, dizginleri ele geçirdikten sonra, içeride
Komünist Parti’yi, işçi sınıfının kültür merkezlerini ve örgütlü işçi hareketini
hedef aldı. Düşman, çok hızlı bir şekilde ilerliyordu. Bir sonraki planları,
Sovyetler Birliği ile üçüncü bir dünya savaşı ve (böyle bir savaşla haklı
gösterilebilecek) anti-komünist toplama kampları aracılığıyla Hitler modelinin
tekrarlanmasıydı. Ancak bankacılık rejimi, asla bu kadar ileri gidemedi, çünkü
küresel devrimci ivmenin bir sonraki dalgası, Amerikan toplumunu saracaktı.
Çin
devrimi, Kore devrimi, sömürgecilikten kurtulma hareketleri ve ardından işçilerin
elde ettikleri zaferlerde somutlaşan bu ivme, kısmen o dönemde emperyalizmin iç
çatlakları sayesinde bu denli etkili olabildi. Bugün İran’a yönelik savaşta
büyük müttefiklerinden gerekli desteği göremeyen Washington, dün de Sovyetler
Birliği ile çatışmaya girme konusunda Avrupalı güçlerle anlaşmazlık yaşadı. Düşman,
dünya proletaryasına saldırmak için gerekli araçlara istediği ölçüde sahip
değildi, devrimci güçler, bu zafiyetten istifade ettiler. Vietnam halkı devrim
yaptığında ve Washington, onlara soykırımla karşılık verdiğinde, bu, Amerikan
toplumunda ayaklanmaya yol açtı.
Bu
karşı kültür hareketi, başlı başına bir hataydı. Neden hata olduğu üzerinde
durmak zorundayız.
Savaş
sonrası dönemde doğanların solculuğu, bencil bir idealizmle maluldü. Amerikan
komünist hareketini tam da bu solculuk katletti. Ancak emperyalist devletin bu
özel eğilimi yeniden kullanma, namluya sürme konusunda gösterdiği başarı, bu
eğilimin ortaya çıktığı, dünya genelinde güçlenen dalgayı durduramadı.
Anti-emperyalist birleşik cephe, Vietnam’ın zaferinde kritik bir rol oynadı. Bu
önemli moment, İran halkının küresel finansa karşı gerçekleştirdiği kendi
isyanına da katkıda bulundu.
İran
devrimi, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en karanlık aşamalarında bile
anti-emperyalist hareketin yaşama imkânı bulduğu halk zaferleri zincirinin bir
halkasıdır. CIA, anti-komünist tasfiyelerde yüz binlerce insanı öldürmüş olsa
da, Vietnam kazandı. Siyonist sömürgeleştirme projesi büyümüş olsa da, aynı süreçte
Filistin’in kurtuluşu mücadelesi de büyüdü.
Yirminci
yüzyılın tüm anti-komünist tasfiyeleri, Sandinista ve Bolivarcı devrimleri
durduramadı, “Terörle Mücadele”, Ensarullah’ın zaferine mani olamadı. Şimdi
Haiti, Washington’ın Latin Amerika halkını ezmeye yönelik çabalarını
yoğunlaştırmasına rağmen, yeni sömürgeciliğe karşı bir başka başarılı isyanı
gerçekleştiriyor. Kitleler ne zaman harekete geçmeyi bilseler, bunu örgütlü bir
savaş gücü olarak kendi başlarına ayakta durmalarını sağlayacak şekilde
yapsalar, mücadelede sürdürülebilir ilerleme kaydediyorlar.
Kapitalizm
çağında düşman, her saldırıya geçtiğinde, karşısında bir güç bulmuştur. Şu anda
karşı karşıya olduğumuz tüm tehlikeler karşısında bu gerçeği kendimize
hatırlatmamız gerekiyor.
On
yıllar boyunca on milyonlarca insanın hayatını kaybettiği emperyalist
savaşların ortasında bile halk devrimlerinin devam etmesi, sermayenin uzun
zamandır temelde kırılgan bir durumda olduğunu ortaya koyuyor. Oyun,
saldırganların tüm bölgeleri kolayca boyunduruk altına alabildikleri
sömürgeleştirme pratiğinin ilk döneminden bu yana değişti. Sömürgecilik ve
emperyalizm, o dönemde etkili bir şekilde yayılmayı bildi, çünkü o zamanlar
kapitalizm yükselişteydi. Kapitalizm, dünyadaki ekonomik ve toplumsal
ilişkileri alt üst etmekteydi. Ancak bu süreç, tüm dünyayı tükettikten sonra,
sömürgeleştirilmiş ülkeler, kaçınılmaz olarak yeni avantajlar elde ettiler.
Ekonomilerini, ordularını ve teknolojik kapasitelerini öyle bir noktaya
getirdiler ki, birçoğu, artık emperyalistlerle ciddi rakipler haline geldi.
Rusya, Çin, İran gibi eskiden boyunduruk altında olan toplumlar, insanlığın
başlıca itici güçleri olma yolunda ilerliyor, bu da finans kapitalin varlığını tehdit
ediyor.
Nihayetinde,
dünyanın sömürülen tüm halkları, bankacılığın egemenliğinden kurtulacak ve Çin
gibi ülkelerin geliştiği muazzam seviyeye ulaşacaklardır. Bizi bundan alıkoyan
en büyük engel, Amerikan finansının elinde tuttuğu merkezi güçtür. Bu güç, “blok”tan
kısmen kurtulmuş ülkelerin içindeki burjuva unsurlarının tamamını da
kapsamaktadır. Bu engel, ancak ABD’deki halk, kendi görevini ifa edip
Washington merkezli bankacılık diktatörlüğünü devirdiğinde ortadan kalkacaktır.
İran
hakkında konuşurken, Amerika’daki sınıf mücadelesinin tarihini bu kadar
vurgulamamın nedeni de budur: Benim gibi Amerikalıların İran için yapabileceği
tek pratik şey, kendi hükümetimizi dizginlemek ve bu hükümeti ortadan
kaldırmaktır. Bunu ancak kendi mücadelemizin geçmişini anlarsak başarabiliriz.
Yirminci
yüzyılda dünya genelinde açığa çıkmış olan devrimci dalganın Amerika’da halk
mücadelesini nasıl mümkün kıldığına ve bu kitlesel kazanımların nasıl kendi
kendini beslemeye devam ettiğine ilişkin hikâye, bize nasıl hareket etmemiz
gerektiği konusunda bir fikir veriyor. Küresel Güney’in kurtuluş
mücadelelerinden örnek almalı, böylece büyüyen dünya çapında ivmelenen halk
hareketlerini ABD’ye taşımalıyız. En nihayetinde bu canavarı, hükümetimizin
şiddetine karşı koyanlarla, direnenlerle birlikte çalışarak alt edeceğiz.
Rainer Shea
4 Mart 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder