Bu,
Kotsai Sigauke’nin 6 Eylül’de Londra’da editörlüğünü Louis Brehony ve Tahrir
Hamdi’nin birlikte üstlendikleri Ghassan Kanafani: Selected
Political Writings [Gassân Kenefâni: Seçme Politik Yazılar -2024] kitabının
lansmanında yaptığı konuşmanın düzenlenmiş bir versiyonudur.
* * *
Gassân
Kenefâni, 8 Temmuz 1972’de Beyrut'ta Mossad’ın bombalı araçla yaptığı saldırı
neticesinde katledildi. Öldüğünde, sadece 36 yaşındaydı. Emperyalizmin amansız
düşmanları oldukları için öldürülen uzun bir devrimciler zincirinin halkasıydı:
21 yaşında öldürülen Fred Hampton, 29 yaşında öldürülen George Jackson, 37
yaşında öldürülen Thomas Sankara, 47 yaşında öldürülen James Connolly bu
zincirin parçası olan isimlerden bazıları.
53
yıl önce ölmüş olmasına karşın Gassân Kenefâni, önemini halen daha muhafaza
ediyor.
7
Ekim 2023’te Aksa Tufanı operasyonun talebi üzerine yeniden canlanan Filistin’le
dayanışma hareketine Siyonist devletin barbarlıkla cevap verdiği koşullarda,
emperyalist ülkelerde Filistin’le dayanışma içerisinde olan insanlara yönelik
baskıların arttığına tanıklık ettik. Bu süreçte Gazze’de soykırıma varan katliamlar
da Batı Şeria’ya yönelik ilhak girişimi de devam etti.
Böylesi
bir politik gerçeklikte, Louis Brehony ve Tahrir Hamdi’nin hazırladıkları kitap
büyük önem taşıyor. Gassân Kenefâni’nin emperyalizme karşı verdiğimiz
mücadelemizde kendimize bir yol bulmamıza yardımcı olacak fikirlerini yeniden
keşfetme çabası, gerçekten çok önemli.
Devrimci
Fikirlerin Yeniden Keşfi
Lenin,
Devlet ve Devrim adlı eserinde, devrimcilerin hayattayken zalim sınıflardan
zulüm gördüklerini, takibata uğradıklarını söyler. Ölümünden sonra ise aynı zalim
sınıflar ve onların oportünist uşakları, o devrimcileri zararsız birer ikonaya
dönüştürmeye, fikirlerini çarpıtmaya ve onları devrimci içeriklerinden
arındırmaya çalışırlar. Bu durum, Kenefâni için de geçerlidir.
O,
mülteci olarak yaşadı. Ait olduğu örgüt, “terör örgütü” olarak yaftalanıp
karalandı. Bugün ölü olduğu için her türden insan ve örgüt, onun sözlerini
paylaşıyor, ama çok azı, onun yazılarının devrimci özünü gerçek manada
kavrıyor.
Bugün
kimileri, Kenefâni’nin Siyonizm ve emperyalizmle uzlaşmaya tümüyle isteksiz olan
bir Filistin milliyetçisi olduğu gerçeğini küçümsüyorlar. Öte yandan, onu dar
görüşlü bir milliyetçi olarak takdim edenlere de rastlanıyor. Kenefâni’nin
Filistin mücadelesini emperyalizme karşı verilen sınıfsal mücadelenin parçası
olarak gördüğü gerçeğini görmezden geliyorlar. Daha da kötüsü, Hazım Camcum
gibi kimi akademisyenler, Kenefâni’yi “anarşist” olarak takdim ediyorlar! Bu, Kenefâni’nin
kendisini Filistin’in ve işçi sınıfının kurtuluşuna adamış bir
Marksist-Leninist olduğu gerçeğini gizlemeye, Filistin kurtuluş hareketinin geniş
bağlamı dâhilinde, komünist analiz ve uygulamanın önemini inkâr etmeye yönelik
kasıtlı bir girişimdir.
Kenefâni
ve Lenin: Ulusal Kurtuluş ve İşçi Sınıfı
Kitapta,
Kenefâni’nin ulusal kurtuluş konusunda Marx ve Lenin’in inşa ettiği komünist
geleneği takip ettiğini görüyoruz. Bu hususa, çalışmanın Arap milliyetçiliği ve
sosyalizmi ele alan ilk bölümünde yer veriliyor olsa da, ona daha çok kitabın “Hedef:
Marksist-Leninist Cephe’nin Kurulması” başlıklı bölümde vurgu yapılıyor.
Kenefâni, ulusal kurtuluş ve sosyalizmi birbiriyle diyalektik bir ilişki içerisinde
olan, birbirine kopmaz bağlarla bağlı, ayrılması mümkün olmayan iki unsur
olarak görüyor.
Kenefâni,
Filistin mücadelesinde yer alan farklı sınıfların çıkarlarını analiz etti. Oslo
Anlaşmaları’ndan bu yana işbirlikçi Filistin Yönetimi tarafından temsil edilen
Filistin burjuvazisinin gerici doğasını ve Filistin küçük burjuvazisinin
potansiyel olarak devrimci ancak kararsız rolünü doğru bir şekilde değerlendirdi.
Kenefâni, Siyonizmle mücadele etmek için birleşik bir ulusal cephenin kurulması
fikrini savunurken, yalnızca Filistin köylülüğü ve işçi sınıfının ulusal
mücadelede tutarlı bir devrimci rol oynayabileceğini, Filistinli kitleleri
ancak onların zafere götürebileceğini söyledi. Ayrıca, Filistin halkının
başlıca düşmanlarını belirledi: Siyonist teşekkül, Filistin burjuvazisi, gerici
Arap rejimleri ve dünya emperyalizmi. Hepsinin yenilmesi gerekiyordu.
Kenefâni,
sağlam bir enternasyonalistti. Filistin’in kurtuluşu, Ortadoğu’nun ve diğer tüm
ezilen halkların kurtuluşundan ayrılamazdı.
Bu,
Lenin’in neredeyse elli yıl önce ulusal kurtuluş mücadeleleri konusunda aldığı
komünist konumdur. Yegâne enternasyonalist konum budur. Ulusal olarak ezilen
işçi sınıfı ve köylülük, ulusal olarak ezilen küçük burjuvaziyle birlikte,
baskıcı burjuvaziye karşı mücadele eder. Burjuvazi, kendi konumunu güvence
altına almak ve emperyalist sömürünün ganimetlerinden pay almak için kaçınılmaz
olarak emperyalizmle bir anlaşma yapar. Sınıf bilincine sahip işçi sınıfı ve
köylülük, kendi bağımsız sınıf politikalarını izler. Kenefâni, “Marksist-Leninist
Cephe”nin kuruluşunu tam da bu sebeple önemli görüyordu.
Dar
milliyetçilik, sınıf sorununda teslimiyete, bu da ulusal sorunda teslimiyete
yol açar. Öte yandan, ulusal sorunu terk edip gerici, soyut bir enternasyonalizme
yönelmek, sınıf sorununda teslimiyetçiliği beraberinde getirir. Filistin’le
dayanışma içinde olduklarını ortaya koymak adına Kenefâni’den alıntı yapan
ancak komünist geleneğe karşı çıkan herkes, esasen Kenefâni’nin fikirlerini
çarpıtıyor demektir.
Kenefâni’nin
sınıfsal analizini anlamak, İngiltere’deki oportünistlerin oynadıkları yıkıcı
rolü görebilmemizi sağlayacaktır. Filistin’le Dayanışma Kampanyası, Jeremy
Corbyn ve Zarah Sultana, “barışçıl çözümler” için ahlaki çağrılarda bulunmak
suretiyle, Filistin davasını sulandırıyorlar, onu ulusal kurtuluş mücadelesi
olmaktan çıkartıp insani bir meseleye indirgiyorlar.
Emperyalist
hükümetler, Filistin’e emperyalizmden yana olan bir çözümü dayatmak ve Filistin
mücadelesini ortadan kaldırmak istedikleri için iki devletli “çözüm” çağrısında
bulunuyorlar. Hem meseleye “insancıllık” üzerinden bakan oportünistler hem de
emperyalist devletler, Filistin işçi sınıfının eylemliliğini inkâr etmek ve Filistin’in
kurtuluşu ile Ortadoğu’da emperyalizmin yıkılması olarak özetlebileceğimiz
tarihsel misyonunu yerine getirmesine mani olmak istiyorlar. İngiltere’de bu
türden çabalara aman vermemeli, onlara tüm gücümüzle karşı çıkmalıyız.
Kenefâni,
ulusal kurtuluş meselesine ezilen bir ulusa mensup bir komünist olarak baktı.
Bizse aynı meseleyi emperyalist bir ulusa mensup bir komünist olarak ele
alıyoruz. Bu bağlamda, Filistin’in kendi kaderini tayin etme hakkı için verdiği
mücadelenin parçası olan tüm kesimleri koşulsuz olarak destekliyoruz. Ancak
mücadeleyi zafere götürecek olanın, en nihayetinde Filistin işçi sınıfı
olduğunu da biliyoruz.
Kenefâni
ve Silahlı Mücadele
Kenefâni,
silahlı mücadeleyi tereddütsüz savundu. Filistin halkının işgale karşı silahlı
mücadele yoluyla direnme hakkını desteklemenin terörizm olarak suçlandığı, “Filistin’le
dayanışma” içinde olduklarını açıkça ortaya koyan her türden oportünistin silahlı
mücadeleyi kınadığı bir dönemde yaşıyoruz (Jeremy Corbyn’in kendisi de parlamentoda
Aksa Tufanı Operasyonu’nu defalarca kınadığını gururla dile getirmişti).
Ghassan
Kanafani: Selected Political Writings isimli bu kitap, silahlı mücadeleye
yönelik savununun neden gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Bu savunu, en açık
biçimde “FHKC ve Eylül Krizi Üzerine” ve “Kılıcın Boyunla Sohbeti” başlıklı
bölümlerde dile dökülüyor. Her iki bölüm de Kenefâni’nin silahlı mücadeleye
yönelik eleştirilere cevap verdiği, bugün işittiğimiz argümanların aynılarıyla
yüzleştiği röportajlara yer veriyor.
“Eylül
Krizi” başlıklı bölümde, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin uçak kaçırma eylemlerinin
Ürdün devletini direnişe saldırması konusunda tahrik ettiği ile ilgili
argümanlar dillendiriliyor. Bu argüman, bugün İsrail’in Gazze’deki soykırımını
tartışırken liberal medya tarafından sıklıkla tekrarlanıyor. Ayrıca,
operasyonların kitleleri harekete geçiremediği yönünde argümanlara da rastlanıyor.
Bu da bugün silahlı mücadeleyi kınayan “sol” oportünistlerin sıkça başvurduğu
bir argüman.
Kenefâni,
o dönemin siyasi durumunu ve FHKC’nin bu siyasi durumu analiz ettikten sonra
neden bu yolu seçtiğini sabırla açıklıyor. O zamanki durum, bugünküne çarpıcı
bir şekilde benziyordu: Filistin direnişi tecrit edilmişti, civarındaki Arap
rejimleri, Filistin direnişini ortadan kaldırmak amacıyla, emperyalizmle ve
İsrail’le anlaşmalar yapıyordu. Direnişin yürüttüğü operasyonlar, Filistin
davasını yeniden dünya sahnesine taşıdı, böylelikle gerici planlar bozuldu.
Şurası
açık ki Filistinlileri ve direnişlerini yüzleştikleri zulmün sorumlusu olarak
gösterenler, somut durumdan bihaberler.
“Kılıcın Boyunla Sohbeti” başlıklı
bölümde Kenefâni, FHKC’nin neden İsraillilerle barış görüşmelerine girip
çatışmaları durdurmadığını soran, barışa dair ahlaki çağrılarda bulunan bir
röportajcının karşısında silahlı direnişi savunuyor. Kenefâni’nin de belirttiği
gibi, röportajcı, esasen Filistinlilerin neden teslim olmadığını soruyordu. Bu,
iki eşit taraf arasında bir çatışma değil, özgürlük ve vatanları için savaşan
ezilmiş bir halkın çatışmasıydı. Filistin halkının savaşmaktan başka seçeneği
yoktu.
Filistin’le
olan dayanışmamızda, Filistinlilerin kurtuluş mücadelesini silahlı mücadele de
dâhil her türden yolla yürütme hakkını savunmak zorundayız. Bu, aynı zamanda
silahlı mücadeleyi suç haline getirme girişimleriyle mücadele etmek anlamına da
geliyor. Bunu yapmak için sadece doğru teorik çerçeveye değil, aynı zamanda
Filistin’deki siyasi duruma dair somut bir anlayışa da sahip olmalıyız.
Filistin’le dayanışma içinde olurken bir yandan da silahlı mücadeleyi redde
tabi tutan oportünistler, tutumları için her türlü teorik gerekçeyi ortaya
atıyorlar: örneğin, Kenefâni’nin kendisinin de reddettiği ilerici bir İsrail
işçi sınıfı olduğu fikrini veya silah kullanmadan barışçıl bir çözümün mümkün
olduğu fikrini dile getiriyorlar. Bu fikirler, emperyalizme teslimiyet anlamına
gelmektedir.
Kenefâni’nin
fikirlerini yeniden keşfederek, bu tür fikirlerin neden saçma olduğunu
görebilir, bunları savunanları ifşa edebiliriz.
Komünistler
olarak, burjuvaziyle aynı safta dizilip direnişi kınayamayız. Filistinlilere
nasıl direnecekleri konusunda ders veremeyiz. Bu husus bilhassa önemli, çünkü
bugün silahlı mücadele suç sayılıyor. Bu gerçekle mücadele etmemiz şart.
Filistin’le
Dayanışma Kampanyası (PSC) yanında Jeremy Corbyn gibi “ilerici” siyasetçiler ve
örgütler, ya silahlı direnişin varlığını yok sayıyorlar ya da direnişi ve Aksa Tufanı
Operasyonu’nu açıktan kınıyorlar. Böylelikle direnişle dayanışma gösteren
herkesi ezmeye çalışan devletin ekmeğine yağ sürüyorlar. Bugün Londra
Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan (SOAS) iki öğrenci, Kenefâni’nin
geleneğini savundukları için 14 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya.
Örgütlenme,
Kitleler ve Kurtuluş
Kenefâni,
Küba, Vietnam, Çin ve Rusya’daki devrimlerden derinden etkilenmiş bir isim.
Lenin, Che Guevara, Ho Chi Minh ve Mao Zedong gibi Marksistlerin eserlerine
atıfta bulunuyor. Onların deneyimlerinden yola çıkarak, Filistin işçi sınıfının
mücadelesine öncülük edebilecek devrimci bir örgüt kurmanın gerekliliğini savunuyor.
Gelgelelim Kenefâni, Marksist metinlerden aldığı soyut formülleri Filistin
durumuna körü körüne uygulamamış, bunun yerine böyle bir örgüt kurmayla ilgili
pratik görevleri ve Filistinlilerin bu süreçte karşılaştığı zorlukları somut
olarak analiz etmiştir.
Aynı
zamanda bu örgüt meselesi, sadece mekanik bir üslupla ele alınacak bir mesele
değildi. Kenefâni, örgütlenmenin ilişkilerle ilgili olduğunu ve bu nedenle
diyalektik olduğunu vurguladı. Bu şekilde incelendiği takdirde bir örgüt,
dinamik, esnek ve hassas olabilirdi. Kenefâni, teori ve pratik arasındaki
ilişki; örgüt üyeleri arasındaki ilişkiler; örgüt üyeleri ile liderlik ve kadro
arasındaki ilişkiler; örgüt ile kitleler arasındaki ilişkiler gibi başlıklar
üzerinde durdu.
Bunlar,
önemli sorular ve devrim yapmaya çalışan her komünist tarafından sorulmuş
sorular. Son nokta özellikle önemli. Kitleler var, bir de kitlelerin mücadelede
önderlik etmesi için kurduğu örgütler var. Ama kitleler boş durmuyor,
mücadeleye katılıyorlar. Che Guevara’dan ilham alan Kenefâni, “Direniş Özdür”
başlıklı bölümde, Filistin mücadelesinin sadece Filistinlilere bir devlet
verilmesiyle ilgili olmadığını, Filistinlilerin kendilerini dönüştürmesiyle
ilgili olduğunu savundu. Mücadele, Filistinliler arasında yeni toplumsal
ilişkiler kuruyordu. Kısacası mücadele, yeni bir insan yaratmak için bilinç
inşa etmekle ilgiliydi.
İnsanlık
kritik bir yol ayrımında ve bizi buraya getiren, Filistin direnişidir.
Herkesin, her yerde, emperyalizme karşı mücadelede oynayacağı bir rol var, bu
noktada örgütlenme meselesi bu mücadele için çok önemli. Kenefâni’nin de dediği
gibi:
“Emperyalizm bedenini
dünyaya yaymış, başını Doğu Asya’ya, kalbini Ortadoğu’ya, damarlarını ise
Afrika ve Latin Amerika’ya kadar uzatmıştır. Ona nerede vurursanız, zarar vermiş,
Dünya Devrimi’ne hizmet etmiş olursunuz.”
Filistin
halkının emperyalizmi yok etme mücadelesinde ön saflarda yer almasından ders
alarak örgütlenmek ve hareket etmek, bizim sorumluluğumuzdadır. Bu kitap, bize
bunu yapabilmemiz için gerekli araçları sağlayacaktır.
Kotsai Sigauke
17
Eylül 2025
Kaynak








