15 Mayıs 2026

, ,

İngiliz Emperyalizmine ve Siyonizme Karşı Mücadele

1949’da Beytüllahim'de yapılan seçimler sırasında Filistin Komünist Partisi üyeleri. 


Rıdvan Hilu (1909–1975), 1934 ile 1943 yılları arasında Filistin Komünist Partisi’nin genel sekreterliğini yaptı. Hilu, 1909 yılında Osmanlı'ya bağlı Filistin’in Yafa şehrinde, yoksul, işçi sınıfına mensup Hristiyan Ortodoks ailenin bir evladı olarak dünyaya geldi. Bulus Farah ile birlikte KUTV’da eğitim gördü.

1934 yılında Hilu, Komintern tarafından partinin genel sekreteri olarak atandı. Bu atama, üyelerinin çoğunluğu Yahudi olan partide Araplaştırma çabalarının bir neticesiydi. İç çatışmalar nedeniyle partiden istifa ettiği Kasım 1943’e dek bu görevi sürdürdü. 1975 yılında Eriha’da öldü.

Aşağıda Rıdvan Hilu’nun Komintern’in 1935’te gerçekleştirdiği yedinci kongrede yaptığı konuşma yer alıyor:

* * *

Filistin Komünist Partisi hakkında konuşmadan önce, Suriye, Filistin, Irak ve Mısır'dan gelen Arap ülkelerinin yoldaş delegeleri adına bir açıklama yapmalıyım. Biz, Ferdi yoldaşın konuşmasında dile getirdiği birçok hususa katılmıyoruz. Bilhassa şu iki hususa itiraz ediyoruz:

1. Arap ülkeleri de dâhil olmak üzere, sömürge ve bağımlı ülkeler, Ferdi yoldaşın analizinde yapıldığı gibi, emperyalist zulmün değişen biçimleri değil, Stalin yoldaşın 1925’te Doğu Emekçileri Üniversitesi’nde (KUTV) yaptığı tarihi konuşmada belirttiği gibi, proletaryalarının gelişmişlik düzeyine göre tasnif edilmelidir.

2. Ferdi yoldaşın, komünistlerin milli reformistleri ifşa ederek kitleleri emperyalizme karşı mücadeleye çağırabileceği yönündeki tek taraflı yaklaşımı, Arap ülkelerindeki komünist partilerin son zamanlarda ulusal kurtuluş hareketinde birleşik cephe taktiklerini geniş ölçüde benimseme yönündeki çizgisiyle çelişmektedir. Bu tek taraflılık, önceki birkaç yılda Arap ülkelerindeki komünist partilerde önemli ölçüde sekterliğe yol açmıştır.

Ferdi yoldaşın konuşmasında, Arap yoldaşların gündemin birinci veya ikinci maddelerinde ele alacakları konuşmalarında değinecekleri başka hatalara da rastlanmaktadır.

Yoldaşlar, bilindiği üzere Filistin, İngiliz emperyalizmi için politik, askeri-stratejik ve ekonomik açıdan büyük öneme sahiptir. İngiliz emperyalizmi, Filistin’e, Kızıldeniz’e giden yolları kapatmak, Arap Yarımadası’na, bilhassa Mezopotamya’ya giden yolları kesmek, son olarak, Filistin’in avantajlı coğrafi konumunu, özellikle de Hayfa limanını kullanarak Akdeniz’de önemli bir askeri üs kurmak ve Süveyş Kanalı üzerinde İngiliz emperyalizmi için kontrol sağlamak için ihtiyaç duymaktadır.

Filistin'in İngiliz emperyalizmi için önemi, Musul-Hayfa petrol boru hattının döşenmesinden sonra daha da artmıştır. Bu boru hattı, sömürge ülkelere ait petrolü mümkün olan en kısa sürede elde etmelerini sağlamaktadır. Bu şekilde Filistin, İngiliz emperyalizminin en önemli ileri karakolu haline gelmiştir. Filistin’deki siyasi durumun özelliği, ülkedeki İngiliz emperyalizminin, sömürge aygıtı ve feodal sınıftan aldığı toplumsal desteğin yanı sıra, esas olarak, emperyalist politikasının çıkarları doğrultusunda Yahudi ulusal azınlığını kullanan Siyonist burjuvaziye dayanmasından kaynaklanmaktadır.

Filistin’deki Yahudi azınlığı, özünde İngiliz emperyalizminin desteğini arkasına almış, sömürgeci ve muktedir bir ulustur. 1921'den beri, İngiliz ve Siyonistlerin finans kapitali Filistin’deki saldırısını artırmaya başladığından beri, Arap işçilerinin ulusal kurtuluş mücadelesine karşı kitlesel bir zemin inşa etmek ve sömürgeci politikalarına destek olmak amacıyla Filistin’e 250.000 Yahudi göçmen göndermeyi başardı. Bu yıllar boyunca Siyonistler, en verimli ve bereketli Arap topraklarının 2 milyondan fazla dönümünü ele geçirdiler. İngiliz süngülerinin yardımıyla Siyonist çeteler, sadece son üç yılda 22.000 Arap fellahını topraklarından sürdüler. Bu fellah kitleleri, asırlardır kendilerine ait olan topraklarını ve yuvalarını kaybettiler, mahrumiyetin ve sefaletin çilesini çektiler. Ülkenin ekonomik hayatı, hızla Siyonist sömürgeciler tarafından ele geçirildi. Siyonist sermaye, eşitsiz bir rekabet içinde, Arap sermayesini giderek daha fazla yurttan kovuyor, küçük burjuvaziyi yok ediyor. Siyonistlerin bankalardaki paraları her geçen gün hızla artıyor. Bugün, hükümetin resmi hesaplarına göre, Filistin’deki banka mevduatlarının yüzde 80’i Siyonistlere ait. Merkez şehirlerdeki arsaların yüzde 70’ini, ülkedeki ekili alanların yüzde 70’ini, dış ticaretin yüzce 80'ini ve iç ticaretin büyük bir bölümünü, tüm ekilebilir arazilerin yüzde 30’unu ve ülkenin tüm sanayisinin yüzde 80’ini ele geçirmiş durumdalar. Buna karşılık, Yahudi ulusal azınlığı, tüm ülke nüfusunun sadece yüzde 25'ini teşkil ediyor. Bu şekilde, Siyonist sermaye, sadece Arap işçi kitlelerini doğrudan ezmekle kalmıyor, aynı zamanda küçük burjuvaziyi acımasızca yok ediyor, Arap ticari ve sanayi burjuvazisinin orta, hatta en üst tabakalarını büyük ölçüde dışlıyor.

Şehirlerde, Arap işçilerin Yahudi işçilerden iki üç kat daha az ücret aldığı, buna karşılık, Arap işçilerinin çalışma günlerinin önemli ölçüde daha uzun olduğu bir durum ortaya çıkmıştır. Arap işçileri, 10-13 saat çalışırken, Yahudi işçilerin çalışma saatleri kıyaslanamayacak kadar azdır. Siyonistler, Arap işçileri Yahudi işletmelerinden ve plantasyonlarından zorla çıkarıp yerlerine Yahudi göçmenleri yerleştiriyorlar.

Siyonistlerin şiddeti, sadece bu önlemlerle sınırlı değil. Arap işçilerine karşı en alçak ve aşağılık yöntemlere başvuruyorlar. Arap işçilerine sürekli dayak atılıyor; ulusal duygularıyla alay etmek, ülkede normal bir durum haline gelmiş durumda.

Arap nüfusunun büyük çoğunluğu, özellikle de işçi-köylü kitleleri, meslek örgütlerine, basına, toplanma özgürlüğüne sahip olmamaları gibi temel medeni özgürlüklerden yoksunken; işçiler de dahil olmak üzere Yahudi kitleleri, geniş ayrıcalıklara sahiptir; meslek örgütleri ve basın kuruluşlarına, ayrıca seçim hakkına sahipler. Bu durum, ekonomik faktörlere ek olarak, Arap ve Yahudi kitleleri arasında keskin bir ayrıma yol açmaktadır.

Yahudi sermayesinin partisi olan Siyonistler ve Siyon İşçileri (Poale Zion) mensubu Siyonistler, emperyalizmin sömürgeci politikasının bir silahıdırlar. Bu politikalarını Yahudi işçileri aldatarak yürürlüğe koyuyorlar. Tüm dünya proleterlerinin, özellikle de dürüst Yahudi işçilerinin bu gerçekleri bilmesini ve Filistin’deki Siyonist göçmenlerin maceracı ve mücrim politikasına son vermelerini istiyoruz.

Öte yandan, Siyonist kampta her şeyin yolunda gittiğini söylemek mümkün değil. Yahudi işçiler arasında artan işsizlikle bağlantılı olarak oluşan hoşnutsuzluğun belirtileri şimdiden görülmeye başlandı. Bugün itibarıyla 5.000’den fazla işçi, işsiz. Bu işsizlik, artan göç akışı, yeni inşaat hacminin sınırlı olması, özellikle Arap kitlelerinin topraklarının ve emeklerinin Yahudilerce gasp edilmesine karşı sergiledikleri direnişin artması sonucu ortaya çıkıyor. Şüphesiz ki İngiliz emperyalizmi, Yahudi işçileri Siyonizmin hapishanesine itmek için Arap kitleleri üzerindeki baskısını, sömürüsünü ve alaycı tutumunu yoğunlaştırıyor.

İngiliz emperyalizminin tüm bu politikaları ve ekonomik kriz nedeniyle, Arap işçi kitlelerinin durumu hızla kötüleşiyor. İşsiz Arap sayısı, her geçen gün artıyor. Hiçbir yardım almayan işsizler, yoksulluğun pençesinde kıvranıyorlar, açlıktan ölmeye mahkûm oluyorlar. Ödenmesi imkânsız vergilerin, tarım ürünlerinin en düşük fiyatlarının ve bankalar ile tefecilerin yağmalamasının ağırlığı altında ezilen tarım ekonomisi, sürekli bir düşüş yaşıyor. Arap köylüsü, kendi yoğun emeğiyle ailesinin geçimini sağlayacak asgari geliri bile sağlayamıyor.

İngiliz emperyalizminin ajanlarından biri olan John Crosby’nin komisyonundan elde edilen rakamlara değinebilirim. Filistin’deki tarım ekonomisinin durumunu araştıran Crosby, 100 dönümlük bir araziye sahip bir çiftliğin gelirini 51 Filistin lirası olarak belirlemiştir. Bu miktardan 22 Filistin lirası, üretim maliyetleri olarak düşülmelidir. Kira ödemesi nakit gelirin yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Fellahın elinde 24 Filistin lirası kalır; bunun içinden din adamlarına olan borçlarını vb. ödemek zorundadır. Böylece, tüm kalan masraflar düşüldükten sonra, köylünün elinde en fazla 16 Filistin lirası kalır. Buna karşın, Bay Crosby, “kendi işini yapan bir sömürgecinin ailesinin ortalama yıllık giderinin 162 Filistin lirası olduğunu” belirtiyor. Gördüğünüz gibi, 16 ile 162 Filistin lirası arasındaki fark, 10 kattan biraz fazla. Gerçekten de Crosby, 100 dönüm arazisi olan bir köylüyü ele alıyor, oysa bu tür köylüler bizde çok azdır: oranları sadece yüzde 18 ila 20 civarındadır. Köylülerin geri kalan kısmı daha küçük arazilere sahiptir veya tamamen topraksızdırlar. Sömürgeci ajan, bu kategori hakkında laf etmeyi “unutmuş”. Gene de Bay Crosby’nin materyallerinden bile Arap fellahının nasıl yaşadığını görmek zor değil. Bunun yanı sıra, Crosby’nin verdiği rakamların 1931 yılına ait olduğunu, bilindiği üzere, o yıldan sonra Arap köylülerinin durumunun önemli ölçüde kötüleştiğini de belirtmek gerekir.

Emperyalizmin ve Siyonist ajanlarının Filistin’in emekçi kitleleri üzerindeki artan baskısı ve acımasız sömürüsü, Arap kitlelerinin direnişinin artmasına yol açmıştır. Filistin’in sömürgeleştirilmesinin ilk anından itibaren ülkede anti-emperyalist hareket büyümüştür. 1920, 1921, 1922 yıllarında olduğu gibi 1929, 1931, 1933 yıllarında da Arap kitlelerinin güçlü gösterileri gerçekleşmiştir. 1929’daki anti-emperyalist mücadele, tüm halkın ayaklanmasının sömürgecilere somut darbeler indirdiği, özellikle güçlü bir mücadele olarak öne çıkmaktadır. Başlangıçta İngiliz emperyalizminin ajanları aracılığıyla bu güçlü ulusal kurtuluş hareketine Arap-Yahudi katliamı niteliği kazandırılmak istenmiştir, ancak bu girişim, başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

1929’daki halk ayaklanması, güçlü bir anti-emperyalist harekete dönüşmüştür. Bu durum, sadece Filistin ile sınırlı kalmadı, diğer Arap ülkelerinin de dikkatini çekti. Diğer sömürgelerden getirilen İngiliz emperyalizmine ait büyük askeri güç, devrimci Arap kitlelerini acımasızca cezalandırdı. İngiliz emperyalizminin ve Siyonist silahlı birliklerinin korkunç misillemeleri, milli reformistlerin gerici kesimlerinin oynadığı hain role rağmen, devrimci hareketi kanla bastıran girişim sonrasında bile, 1929 ayaklanması ardından devrimci Arap kitleleri susturulamadı.

Bu süreçte Arap işçilerinin sendikalar kurma arzusunun açığa çıkması dikkat çekici bir gelişmedir. İşçilerin faaliyetleri üzerinden grev mücadelesi büyümeye başladı. Siyonist çeteler ve polisle sokak çatışmaları sık sık yaşanır oldu. Arap köylerinde ise huzursuzluk durmadı. Vergi ödemeyi reddetme, polise karşı direniş, gerilla birliklerinin büyümesi, 1931’de Nablus’taki gösteri, köylülerin (Vadi Havares, Şatta, Zübeydat gibi yerlerde) Siyonist gaspçılara karşı toprak için verdikleri kesintisiz mücadele ve 1933’ün o büyük olayları, Arap kitlelerinin devrimci kurtuluş hareketinin ne kadar etkili ve güçlü olduğunu açıkça göstermektedir. Özellikle 1935’te Hayfa’da bir petrol şirketine karşı yapılan grev, büyük önem taşımaktadır. Yoğun kriz ve işsizlikle tanımlı o bir yıllık süreçte 650 işçinin katıldığı bu grev, 16 gün sürmüş, işçilerin zaferiyle sonuçlanmıştır. İşçiler, ekonomik taleplerinin yanı sıra, şirketten sendikalarının tanınmasını da sağlamışlardır. Bu grev, Filistin Arap işçi hareketinin ve Filistin Komünist Partisi’nin tarihinde, partinin güçlü desteği ve hegemonyası altında gerçekleştirilen ilk güçlü Arap işçi grevi olması nedeniyle, daha da dikkat çekicidir. Bu başarı, partinin Araplaştırma politikası sayesinde kitlesel çalışma yoluna girdiğinin bir işaretidir. Grev, Filistinli Arap işçilerinin diğer sektörlerinde de anında etkili oldu. Limanda 130 işçinin grevi patlak verdi. Hayfa’da şoförlerin grevi, demiryolu ve belediye sektöründeki işçiler arasında huzursuzluk yaşandı. Bu eş zamanlı gerçekleştirilen grevler, Filistin’deki Arap işçileri arasında muazzam bir coşku ve sınıf mücadelesi dürtüsü uyandırdı, kentli işçi kitlelerinin geniş kesimlerinin sempatisini kazandı.

Filistin’deki devrimci hareketin yeni bir aşaması, Hayfa’daki son grev döneminde hareketin komşu köylere yayılmasından da anlaşılabilir. Harsile’de köylüler ve jandarma arasında altı saat süren çatışmada birçok köylü yaralandı, bir kişi öldü. Bu şekilde Filistin’deki işçi-köylü hareketinin birliği ve işçi sınıfının hegemonyasının oluşma ihtimali doğdu. Bugün kent yoksulluğunun önemli bileşenleri olan zanaatkârların ve küçük burjuvazinin de devrimci hareketin dışında kalmadığını görüyoruz. Tüm bunlar, Filistin’de sahip olduğumuz proletarya partisinin devrimci faaliyeti için sınırsız bir alan olduğunu göstermektedir. 

Filistin Komünist Partisi’ne, geçmiş yıllarda bu koşullarda neler yapabildiğini sorma hakkınız var. Filistin Komünist Partisi, Arap dünyasındaki Komünist Enternasyonal faaliyetine mensup en eski partilerinden biridir. Ancak partimizin son yıllara kadarki çalışmalarının açıkça yetersiz olduğu kabul edilmelidir.

Partimizin ülkede gelişmekte olan kitle hareketi üzerindeki etkisi, önemsiz düzeydeydi. Neden? Çünkü partinin liderliği, Filistin’in ulusal sorununu, devrimci hareketin ulusal kurtuluş ve tarımsal karakterini anlamamıştı. Komintern’in talimatlarına göre, Filistin'deki ulusal kurtuluş mücadelesinin ve köylü devriminin temel itici güçleri olan Arap kitlelerinin devrimci potansiyeline inanmıyordu. Parti, dar bir Yahudi işçi çevresinde izole olmuş, Arap işçiler arasında çalışmayı ve Arap kitlelerinin kurtuluş hareketini reddetmişti. Parti, uzun yıllar boyunca Yahudi milliyetçiliğinden muzdaripti.

Parti liderliğinin başında, temelde Siyonist partilerden gelen, Siyonist ideolojiden hiçbir şekilde arınmamış, partinin kuruluşundan bugüne, Filistin’deki parti çalışmalarından uzaklaştırılmalarına dek, eskiden gizlice, bugün açıktan, Komintern çizgisine karşı savaşan, partinin siyasi ve örgütsel gelişimini sekteye uğratan, dolayısıyla, Arap kitlelerinin devrimci-özgürlük hareketine köstek olan yoldaşlar vardı. 1929 ayaklanması gibi önemli olaylar, o zamanki parti liderliği tarafından bir “Yahudi pogromu” olarak görüldü, dolayısıyla bu liderler, ayaklanmaya karşı çıktılar.

Parti liderliği, Araplara gösterilere ve protestolara katılmamaları çağrısında bulundu, çünkü parti liderliği, hareketin milli reformistlerin önderliğinde gerçekleştiğini, İngilizler tarafından kışkırtıldığını ve bir pogrom hareketi olduğunu savunuyordu. Ayrıca, kitleler, Siyonist göçüne karşı çıktıklarında, parti liderliği, bu Siyonist göçünü “İngiliz emperyalizmine karşı kızıl tehlikeyi güçlendiren bir faktör” olarak gören, göç yanlısı broşürler yayınladı. Bu hataların ardında, oportünist Siyonist eğilimin varlığı tüm çıplaklığıyla görülüyor. Bu yapılan hatalar asla tesadüfi değildi. Devrimci kriz günlerinde bu tür hatalar, devrimci kitleleri yıllarca partiden uzaklaştırdı, kitleler, “Yahudi partisi” olarak gördükleri FKP’ye karşı güvensizlik duymaya başladılar. Oysa doğru bir politikayla partimiz, devrimci durumun dalgasına binerek, Lenin ve Stalin yoldaşların bize öğrettiği gibi, kitlelere doğru liderlik etmek suretiyle, etkisini muazzam bir şekilde artırabilirdi.

Parti liderliği, “Araplaştırma artı Bolşevikleştirme" sloganı altında, Filistin Komünist Partisi’nin Araplaştırılması sürecini mümkün olan tüm araçlarla sabote etti. 1930’daki yedinci kongrenin Araplaştırma yönünde bir adım atılmasıyla ilgili kararına rağmen, parti, bu kararı uygulamadı, mahkûm edilmiş olan eski siyasi ve örgütsel çizgiyi sürdürdü. Partideki Arap yoldaşların oranında bir miktar artış olmasına rağmen, parti, Filistinli işçilerin kitlesel partisine dönüşmedi, Filistin proletaryası arasında kitlesel bir taban kazanmak için bile çaba göstermedi. Zaten 1933’te İbranice bir genelge yayınlandı ve bu genelgede Yahudi yoldaşlara, Arap yoldaşları partiye çekme konusunda ihtiyatlı olmaları önerildi.

Ancak partinin faaliyetleri sonucunda, sonraki yıllarda en zorlu durumlarda tecrübe kazanacak, partide, sendikalarda ve ulusal harekette lider olabilecek birçok Arap yoldaş kadronun oluşturulması mümkün oldu. Daha önce belirtilen birçok eksikliğin yanı sıra, partimiz gene de bazı başarılar elde edebildi. Parti, örneğin Arapça ve İbranice dillerinde düzenli olarak parti gazetesini yayınladı, broşürler basıp dağıttı, ayrıca birkaç greve öncülük etti.

Filistin Komünist Partisi lider kadrosu içindeki oportünistlerin yüzleştiği yenilginin ardından, yani 1935 yılının başlarında, parti, önemli ölçüde daha fazla başarıya ulaşabildi. Araplaştırmayı kararlılıkla uygulayan parti, geniş Arap kitleleriyle bağ kurma yönünde ciddi adımlar attı ve onların emperyalizme karşı mücadelesine öncülük etti. Parti, daha önce kurulan sokak hücrelerinin yerine, temel işletmelerdeki üretim yerlerinde hücreler kurdu. Parti, birçok büyük sendikaya nüfuz etti ve daha önce tamamen terk edilmiş olan Arap işçileri arasında sendikal çalışmaları yeniden canlandırdı.

Filistin Komünist Partisi, ancak Arap işçilerinin geniş kitleleri arasında çalışmalar yürütmek suretiyle sağlam bir temele oturabilir, Filistin proletaryasının gerçek bir kitle partisine dönüşebilir. Çalışmalarımızın önemsiz olması, ülkedeki devrimci hareketin gelişiminin gerisinde kalması nedeniyle çalışmalarımızı tatmin edici olarak değerlendiremeyiz. Önümüzde, en önemli görevimiz, partinin Araplaştırılmasıdır. Peki bu ne anlama geliyor?

Bazıları, gerçekte Filistin’deki oportünistlerin iddia ettiği gibi, Araplaştırmanın yalnızca Araplardan oluşan bir komünist parti kurmak anlamına geldiğini düşünüyor. Bu, doğru değil. Proletaryanın beynelmilel devrimci partisinin niteliği, soruyu bu şekilde koymamamız gerektiğini söylüyor. Araplaştırma, partinin geniş kitlelerle bağ kurmasını, onları örgütlemesini, seferber etmesini, ulusal kurtuluş mücadelesinde proletaryanın hegemon rolünü kazanmasını sağlayacak bir politik ve örgütsel çizgiyi gerektirir. Araplaştırmanın temel ve en önemli noktası budur. Ancak Filistin’de emekçi halk kitlelerinin Araplardan oluştuğu biliniyor. Ulusal kurtuluş hareketinde belirleyici öneme sahipler. Önde gelen Arapları, işçileri ve emekçileri parti saflarına çekerek, Arap parti üyelerini partinin önde gelen işlerine kolayca terfi ettirerek, Arap işçi kitlelerinin büyük çoğunluğunu kendi tarafımıza çekecek süreci hızlandırıyor, bu süreç için gerekli zemini oluşturuyoruz.

Arap kitleleri için verdiğimiz bu mücadelede bizim için en önemli husus, emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele için milli devrimci ve milli reformist gruplar ve örgütlerle birleşik bir cephe oluşturmaktır. Partide, kim oldukları ve ne için savaştıkları araştırılmadan, genel olarak tüm milli reformist örgütlerle ilişkileri küçümseme eğilimi mevcut. Parti, kendi kızıl sendikalarını kurmaya çalıştı, ancak yoldaşlarımız, reformist sendikalara yalnızca onları yok etmek amacıyla girdiler. Devrimci düşünceye sahip aydınlara gelince, şimdiye dek onların faaliyetlerine ve politik çizgilerine yönelik eleştiriler dile getirmekle yetindik. İngiliz emperyalizmi ve Siyonist ajanlarına karşı ortak bir bildiri konusunda onlarla anlaşmaya varmak için bile hiçbir girişimde bulunulmadı.

Partimiz, temelde tüm çalışmalarını yeniden yapılandırmalıdır. Filistin Komünist Partisi’nin Araplaştırılması kararı lafta kalmamalı, fiiliyatta kararlılıkla hayata geçirilmelidir. Partinin politik ve örgütsel liderliğini, geniş Arap kitleleriyle en yakın bağları kuracak, onları İngiliz emperyalizmi ile mücadele için seferber edip örgütleyecek şekilde yeniden yapılandırmalıyız. Dolayısıyla görevimiz, reformist birlikleri görmezden gelmek değil, onlara katılmak, kitleleri partinin safına çekmek için titiz ve ısrarlı bir çalışma yürütmektir.

Görevimiz, milli-devrimci ve milli-reformist unsurları görmezden gelmek değil, onlara gitmek, onlarla birlikte Filistin’in bağımsızlığı için İngiliz emperyalizmi ile kararlı bir mücadele temelinde birleşik bir cephe oluşturmaktır. Sadece milli-devrimci unsurları kullanmakla kalmamalı, bu mücadeleye İngiliz emperyalizmiyle savaşabilecek tüm olası güçleri de çekmeliyiz.

Parti, aynı zamanda geniş köylü ve bedevi kitlelerine de yönelmelidir. Köylü birliklerini, gündelik işçi komitelerini örgütleyerek, köylülerin ve bedevilerin ihtiyaçlarına giderek daha fazla yaklaşarak, İngiliz emperyalizmine, Siyonistlere ve feodallere yönelik her türlü hoşnutsuzluğu geniş çapta kullanarak, onlara kurtuluşun tek yolunun İngiliz emperyalizmine, onun başlıca desteği olan Siyonizme karşı devrimci mücadele olduğunu gösterip kanıtlamak için her türlü hoşnutsuzluğu açığa çıkartmalı, gelecek aşamalarda köylü mücadelesini feodalizm karşıtı bir mücadeleye dönüştürmelidir.

İngiliz emperyalizminin baş düşmanımız, Siyonizmin ise onun temel destekçisi olduğunu vurgulayan politikamızı uygulamaya koyarken, milli reformistleri bir an bile unutmamalıyız. Filistin’deki milli reformizmin liderleri büyük toprak sahipleridir. Kitlelerin devrimci tezahürlerine defalarca ihanet ettiler. Ülkede emperyalizmin ve Siyonizmin güçlenmesine katkıda bulundular. Onlar, bir bakıma, Siyonist göçle ilgileniyorlar, toprakları yüksek fiyatlarla satıyorlar, köylü kitlelerimizin çaresiz durumundan faydalanarak, aldıkları kiraları artırıyorlar. Milli reformistler, emperyalizmin egemenliğine katkıda bulunuyorlar. Siyonizmle savaşmak istemiyorlar, zaten pratikte bunu yapabilecek durumda değiller, çünkü bu mücadele, illaki emperyalizm ve feodalizm karşıtı bir mücadeleye dönüşecektir. Oysa milli reformistler, Arap emekçi kitlelerinin sınıf mücadelesini milliyetler arası düşmanlık raylarına oturtmaya çalışıyorlar. Filistin’de milli reformizmin etkisi çok büyük ve partimiz, milli reformizmle mücadelede kendi kadrolarını ve kitleleri emperyalizmle uzlaşmazlık ve enternasyonalizm ruhuyla eğitmelidir.

Artık büyük bir ülkemiz var: dünya proletaryasının ve ezilen halkların vatanı SSCB. Sovyetler Birliği işçilerinin zaferinin sunduğu örneklikle, Çin sovyetlerinin kahramanca mücadelesinin sunduğu örneklikle, kitleleri zalimlere karşı kararlılıkla yürütülecek mücadeleye örgütlemeliyiz.

Bizim görevimiz, Filistin’deki gençleri devrimci bir ruhla eğitmek, onlarda İngiliz emperyalizmine ve Siyonizme karşı amansız bir nefret uyandırmak, aynı zamanda onları enternasyonalizm ruhu ve SSCB sevgisiyle eğitmektir.

Filistin Komünist Partisi’nin Araplaştırılması, işçi ve köylü Yahudiler arasında yapılan çalışmaların savsaklanacağı anlamına gelmez. Hayır. Örgütsel-politik liderliğimizi yeniden yapılandırırken, Siyonizme karşı mücadele ve Yahudi kitlelerini onun etkisinden kurtarma çabasının partimizin en önemli görevlerinden biri olduğunu, olmaya devam ettiğini özellikle vurgulamalı ve bu görevi büyük bir coşkuyla dile getirmeliyiz

Partimiz, kısa süre önce doğru Bolşeviklerin belirlediği konumları benimsedi. Önümüzde devasa öneme sahip görevler var. İngiliz emperyalizminin ve onun baş temsilcisi Siyonizmin gücünü, aynı anda parti içinde düşmanlarımızın çıkarlarını yansıtan eğilimlerle mücadele etmeden, başarıyla kırmak mümkün müdür? Mümkün değil! Dolayısıyla görevlerimiz, büyük güce sahip Siyonist eğilime ve yereldeki Arap şovenizmine karşı amansız mücadele vermektir. Bu eğilimlere karşı hem teoride hem de pratikte amansız bir mücadele içinde partimiz, daha da güçlenecek, savaşa hazır hale gelecektir.

Rıdvan Hilu
31 Temmuz 1935
Kaynak

0 Yorum: