1949’da Beytüllahim'de yapılan seçimler sırasında Filistin Komünist Partisi üyeleri.
Rıdvan
Hilu (1909–1975), 1934 ile 1943 yılları arasında Filistin Komünist Partisi’nin
genel sekreterliğini yaptı. Hilu, 1909 yılında Osmanlı'ya bağlı Filistin’in Yafa
şehrinde, yoksul, işçi sınıfına mensup Hristiyan Ortodoks ailenin bir evladı olarak
dünyaya geldi. Bulus Farah ile birlikte KUTV’da eğitim gördü.
1934
yılında Hilu, Komintern tarafından partinin genel sekreteri olarak atandı. Bu
atama, üyelerinin çoğunluğu Yahudi olan partide Araplaştırma çabalarının bir neticesiydi.
İç çatışmalar nedeniyle partiden istifa ettiği Kasım 1943’e dek bu görevi
sürdürdü. 1975 yılında Eriha’da öldü.
Aşağıda
Rıdvan Hilu’nun Komintern’in 1935’te gerçekleştirdiği yedinci kongrede yaptığı
konuşma yer alıyor:
* * *
Filistin
Komünist Partisi hakkında konuşmadan önce, Suriye, Filistin, Irak ve Mısır'dan
gelen Arap ülkelerinin yoldaş delegeleri adına bir açıklama yapmalıyım. Biz, Ferdi
yoldaşın konuşmasında dile getirdiği birçok hususa katılmıyoruz. Bilhassa şu iki
hususa itiraz ediyoruz:
1.
Arap ülkeleri de dâhil olmak üzere, sömürge ve bağımlı ülkeler, Ferdi yoldaşın
analizinde yapıldığı gibi, emperyalist zulmün değişen biçimleri değil, Stalin
yoldaşın 1925’te Doğu Emekçileri Üniversitesi’nde (KUTV) yaptığı tarihi
konuşmada belirttiği gibi, proletaryalarının gelişmişlik düzeyine göre tasnif edilmelidir.
2.
Ferdi yoldaşın, komünistlerin milli reformistleri ifşa ederek kitleleri
emperyalizme karşı mücadeleye çağırabileceği yönündeki tek taraflı yaklaşımı,
Arap ülkelerindeki komünist partilerin son zamanlarda ulusal kurtuluş
hareketinde birleşik cephe taktiklerini geniş ölçüde benimseme yönündeki
çizgisiyle çelişmektedir. Bu tek taraflılık, önceki birkaç yılda Arap
ülkelerindeki komünist partilerde önemli ölçüde sekterliğe yol açmıştır.
Ferdi
yoldaşın konuşmasında, Arap yoldaşların gündemin birinci veya ikinci
maddelerinde ele alacakları konuşmalarında değinecekleri başka hatalara da rastlanmaktadır.
Yoldaşlar,
bilindiği üzere Filistin, İngiliz emperyalizmi için politik,
askeri-stratejik ve ekonomik açıdan büyük öneme sahiptir. İngiliz emperyalizmi, Filistin’e, Kızıldeniz’e
giden yolları kapatmak, Arap Yarımadası’na, bilhassa Mezopotamya’ya giden
yolları kesmek, son olarak, Filistin’in avantajlı coğrafi konumunu, özellikle
de Hayfa limanını kullanarak Akdeniz’de önemli bir askeri üs kurmak ve Süveyş
Kanalı üzerinde İngiliz emperyalizmi için kontrol sağlamak için ihtiyaç duymaktadır.
Filistin'in
İngiliz emperyalizmi için önemi, Musul-Hayfa petrol boru hattının döşenmesinden
sonra daha da artmıştır. Bu boru hattı, sömürge ülkelere ait petrolü mümkün olan en kısa
sürede elde etmelerini sağlamaktadır. Bu şekilde Filistin, İngiliz
emperyalizminin en önemli ileri karakolu haline gelmiştir. Filistin’deki siyasi
durumun özelliği, ülkedeki İngiliz emperyalizminin, sömürge aygıtı ve feodal
sınıftan aldığı toplumsal desteğin yanı sıra, esas olarak, emperyalist
politikasının çıkarları doğrultusunda Yahudi ulusal azınlığını kullanan
Siyonist burjuvaziye dayanmasından kaynaklanmaktadır.
Filistin’deki
Yahudi azınlığı, özünde İngiliz emperyalizminin desteğini arkasına almış,
sömürgeci ve muktedir bir ulustur. 1921'den beri, İngiliz ve Siyonistlerin
finans kapitali Filistin’deki saldırısını artırmaya başladığından beri,
Arap işçilerinin ulusal kurtuluş mücadelesine karşı kitlesel bir zemin inşa etmek ve sömürgeci politikalarına destek olmak amacıyla Filistin’e
250.000 Yahudi göçmen göndermeyi başardı. Bu yıllar boyunca Siyonistler, en
verimli ve bereketli Arap topraklarının 2 milyondan fazla dönümünü ele geçirdiler.
İngiliz süngülerinin yardımıyla Siyonist çeteler, sadece son üç yılda 22.000
Arap fellahını topraklarından sürdüler. Bu fellah kitleleri, asırlardır
kendilerine ait olan topraklarını ve yuvalarını kaybettiler, mahrumiyetin ve
sefaletin çilesini çektiler. Ülkenin ekonomik hayatı, hızla Siyonist
sömürgeciler tarafından ele geçirildi. Siyonist sermaye, eşitsiz bir rekabet
içinde, Arap sermayesini giderek daha fazla yurttan kovuyor, küçük burjuvaziyi
yok ediyor. Siyonistlerin bankalardaki paraları her geçen gün hızla artıyor.
Bugün, hükümetin resmi hesaplarına göre, Filistin’deki banka mevduatlarının yüzde
80’i Siyonistlere ait. Merkez şehirlerdeki arsaların yüzde 70’ini,
ülkedeki ekili alanların yüzde 70’ini, dış ticaretin yüzce 80'ini ve iç
ticaretin büyük bir bölümünü, tüm ekilebilir arazilerin yüzde 30’unu ve ülkenin
tüm sanayisinin yüzde 80’ini ele geçirmiş durumdalar. Buna karşılık, Yahudi
ulusal azınlığı, tüm ülke nüfusunun sadece yüzde 25'ini teşkil ediyor. Bu
şekilde, Siyonist sermaye, sadece Arap işçi kitlelerini doğrudan ezmekle
kalmıyor, aynı zamanda küçük burjuvaziyi acımasızca yok ediyor, Arap ticari ve
sanayi burjuvazisinin orta, hatta en üst tabakalarını büyük ölçüde dışlıyor.
Şehirlerde,
Arap işçilerin Yahudi işçilerden iki üç kat daha az ücret aldığı, buna karşılık,
Arap işçilerinin çalışma günlerinin önemli ölçüde daha uzun olduğu bir durum
ortaya çıkmıştır. Arap işçileri, 10-13 saat çalışırken, Yahudi işçilerin
çalışma saatleri kıyaslanamayacak kadar azdır. Siyonistler, Arap işçileri
Yahudi işletmelerinden ve plantasyonlarından zorla çıkarıp yerlerine Yahudi
göçmenleri yerleştiriyorlar.
Siyonistlerin
şiddeti, sadece bu önlemlerle sınırlı değil. Arap işçilerine karşı en alçak ve
aşağılık yöntemlere başvuruyorlar. Arap işçilerine sürekli dayak
atılıyor; ulusal duygularıyla alay etmek, ülkede normal bir durum haline gelmiş
durumda.
Arap
nüfusunun büyük çoğunluğu, özellikle de işçi-köylü kitleleri, meslek
örgütlerine, basına, toplanma özgürlüğüne sahip olmamaları gibi temel medeni
özgürlüklerden yoksunken; işçiler de dahil olmak üzere Yahudi kitleleri, geniş
ayrıcalıklara sahiptir; meslek örgütleri ve basın kuruluşlarına, ayrıca seçim hakkına
sahipler. Bu durum, ekonomik faktörlere ek olarak, Arap ve Yahudi
kitleleri arasında keskin bir ayrıma yol açmaktadır.
Yahudi
sermayesinin partisi olan Siyonistler ve Siyon İşçileri (Poale Zion) mensubu Siyonistler,
emperyalizmin sömürgeci politikasının bir silahıdırlar. Bu politikalarını
Yahudi işçileri aldatarak yürürlüğe koyuyorlar. Tüm dünya proleterlerinin,
özellikle de dürüst Yahudi işçilerinin bu gerçekleri bilmesini ve Filistin’deki
Siyonist göçmenlerin maceracı ve mücrim politikasına son vermelerini istiyoruz.
Öte
yandan, Siyonist kampta her şeyin yolunda gittiğini söylemek mümkün değil.
Yahudi işçiler arasında artan işsizlikle bağlantılı olarak oluşan hoşnutsuzluğun
belirtileri şimdiden görülmeye başlandı. Bugün itibarıyla 5.000’den fazla işçi,
işsiz. Bu işsizlik, artan göç akışı, yeni inşaat hacminin sınırlı olması,
özellikle Arap kitlelerinin topraklarının ve emeklerinin Yahudilerce gasp
edilmesine karşı sergiledikleri direnişin artması sonucu ortaya çıkıyor.
Şüphesiz ki İngiliz emperyalizmi, Yahudi işçileri Siyonizmin hapishanesine
itmek için Arap kitleleri üzerindeki baskısını, sömürüsünü ve alaycı tutumunu
yoğunlaştırıyor.
İngiliz
emperyalizminin tüm bu politikaları ve ekonomik kriz nedeniyle, Arap işçi
kitlelerinin durumu hızla kötüleşiyor. İşsiz Arap sayısı, her geçen gün
artıyor. Hiçbir yardım almayan işsizler, yoksulluğun pençesinde kıvranıyorlar,
açlıktan ölmeye mahkûm oluyorlar. Ödenmesi imkânsız vergilerin, tarım
ürünlerinin en düşük fiyatlarının ve bankalar ile tefecilerin yağmalamasının
ağırlığı altında ezilen tarım ekonomisi, sürekli bir düşüş yaşıyor. Arap köylüsü,
kendi yoğun emeğiyle ailesinin geçimini sağlayacak asgari geliri bile
sağlayamıyor.
İngiliz
emperyalizminin ajanlarından biri olan John Crosby’nin komisyonundan elde
edilen rakamlara değinebilirim. Filistin’deki tarım ekonomisinin durumunu
araştıran Crosby, 100 dönümlük bir araziye sahip bir çiftliğin gelirini 51
Filistin lirası olarak belirlemiştir. Bu miktardan 22 Filistin lirası, üretim
maliyetleri olarak düşülmelidir. Kira ödemesi nakit gelirin yüzde 30’unu
oluşturmaktadır. Fellahın elinde 24 Filistin lirası kalır; bunun içinden din
adamlarına olan borçlarını vb. ödemek zorundadır. Böylece, tüm kalan masraflar
düşüldükten sonra, köylünün elinde en fazla 16 Filistin lirası kalır. Buna
karşın, Bay Crosby, “kendi işini yapan bir sömürgecinin ailesinin ortalama
yıllık giderinin 162 Filistin lirası olduğunu” belirtiyor. Gördüğünüz gibi, 16
ile 162 Filistin lirası arasındaki fark, 10 kattan biraz fazla. Gerçekten de
Crosby, 100 dönüm arazisi olan bir köylüyü ele alıyor, oysa bu tür köylüler
bizde çok azdır: oranları sadece yüzde 18 ila 20 civarındadır. Köylülerin geri
kalan kısmı daha küçük arazilere sahiptir veya tamamen topraksızdırlar.
Sömürgeci ajan, bu kategori hakkında laf etmeyi “unutmuş”. Gene de Bay Crosby’nin
materyallerinden bile Arap fellahının nasıl yaşadığını görmek zor değil. Bunun
yanı sıra, Crosby’nin verdiği rakamların 1931 yılına ait olduğunu, bilindiği
üzere, o yıldan sonra Arap köylülerinin durumunun önemli ölçüde kötüleştiğini
de belirtmek gerekir.
Emperyalizmin
ve Siyonist ajanlarının Filistin’in emekçi kitleleri üzerindeki artan baskısı
ve acımasız sömürüsü, Arap kitlelerinin direnişinin artmasına yol açmıştır.
Filistin’in sömürgeleştirilmesinin ilk anından itibaren ülkede anti-emperyalist
hareket büyümüştür. 1920, 1921, 1922 yıllarında olduğu gibi 1929, 1931, 1933
yıllarında da Arap kitlelerinin güçlü gösterileri gerçekleşmiştir. 1929’daki
anti-emperyalist mücadele, tüm halkın ayaklanmasının sömürgecilere somut
darbeler indirdiği, özellikle güçlü bir mücadele olarak öne çıkmaktadır.
Başlangıçta İngiliz emperyalizminin ajanları aracılığıyla bu güçlü ulusal
kurtuluş hareketine Arap-Yahudi katliamı niteliği kazandırılmak istenmiştir,
ancak bu girişim, başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
1929’daki
halk ayaklanması, güçlü bir anti-emperyalist harekete dönüşmüştür. Bu durum,
sadece Filistin ile sınırlı kalmadı, diğer Arap ülkelerinin de dikkatini çekti.
Diğer sömürgelerden getirilen İngiliz emperyalizmine ait büyük askeri güç,
devrimci Arap kitlelerini acımasızca cezalandırdı. İngiliz emperyalizminin ve
Siyonist silahlı birliklerinin korkunç misillemeleri, milli reformistlerin
gerici kesimlerinin oynadığı hain role rağmen, devrimci hareketi kanla bastıran
girişim sonrasında bile, 1929 ayaklanması ardından devrimci Arap kitleleri susturulamadı.
Bu
süreçte Arap işçilerinin sendikalar kurma arzusunun açığa çıkması dikkat çekici
bir gelişmedir. İşçilerin faaliyetleri üzerinden grev mücadelesi büyümeye
başladı. Siyonist çeteler ve polisle sokak çatışmaları sık sık yaşanır oldu.
Arap köylerinde ise huzursuzluk durmadı. Vergi ödemeyi reddetme, polise karşı
direniş, gerilla birliklerinin büyümesi, 1931’de Nablus’taki gösteri,
köylülerin (Vadi Havares, Şatta, Zübeydat gibi yerlerde) Siyonist gaspçılara karşı
toprak için verdikleri kesintisiz mücadele ve 1933’ün o büyük olayları, Arap
kitlelerinin devrimci kurtuluş hareketinin ne kadar etkili ve güçlü olduğunu
açıkça göstermektedir. Özellikle 1935’te Hayfa’da bir petrol şirketine karşı
yapılan grev, büyük önem taşımaktadır. Yoğun kriz ve işsizlikle tanımlı o bir yıllık süreçte 650 işçinin katıldığı bu grev, 16 gün sürmüş, işçilerin zaferiyle
sonuçlanmıştır. İşçiler, ekonomik taleplerinin yanı sıra, şirketten
sendikalarının tanınmasını da sağlamışlardır. Bu grev, Filistin Arap işçi
hareketinin ve Filistin Komünist Partisi’nin tarihinde, partinin güçlü desteği
ve hegemonyası altında gerçekleştirilen ilk güçlü Arap işçi grevi olması
nedeniyle, daha da dikkat çekicidir. Bu başarı, partinin Araplaştırma politikası
sayesinde kitlesel çalışma yoluna girdiğinin bir işaretidir. Grev, Filistinli Arap işçilerinin diğer sektörlerinde de anında etkili oldu. Limanda 130 işçinin
grevi patlak verdi. Hayfa’da şoförlerin grevi, demiryolu ve belediye
sektöründeki işçiler arasında huzursuzluk yaşandı. Bu eş zamanlı gerçekleştirilen
grevler, Filistin’deki Arap işçileri arasında muazzam bir coşku ve sınıf
mücadelesi dürtüsü uyandırdı, kentli işçi kitlelerinin geniş kesimlerinin
sempatisini kazandı.
Filistin’deki devrimci hareketin yeni bir aşaması, Hayfa’daki son grev döneminde hareketin komşu köylere yayılmasından da anlaşılabilir. Harsile’de köylüler ve jandarma arasında altı saat süren çatışmada birçok köylü yaralandı, bir kişi öldü. Bu şekilde Filistin’deki işçi-köylü hareketinin birliği ve işçi sınıfının hegemonyasının oluşma ihtimali doğdu. Bugün kent yoksulluğunun önemli bileşenleri olan zanaatkârların ve küçük burjuvazinin de devrimci hareketin dışında kalmadığını görüyoruz. Tüm bunlar, Filistin’de sahip olduğumuz proletarya partisinin devrimci faaliyeti için sınırsız bir alan olduğunu göstermektedir.
Filistin
Komünist Partisi’ne, geçmiş yıllarda bu koşullarda neler yapabildiğini sorma
hakkınız var. Filistin Komünist Partisi, Arap dünyasındaki Komünist
Enternasyonal faaliyetine mensup en eski partilerinden biridir. Ancak partimizin son yıllara
kadarki çalışmalarının açıkça yetersiz olduğu kabul edilmelidir.
Partimizin
ülkede gelişmekte olan kitle hareketi üzerindeki etkisi, önemsiz düzeydeydi.
Neden? Çünkü partinin liderliği, Filistin’in ulusal sorununu, devrimci
hareketin ulusal kurtuluş ve tarımsal karakterini anlamamıştı. Komintern’in
talimatlarına göre, Filistin'deki ulusal kurtuluş mücadelesinin ve köylü
devriminin temel itici güçleri olan Arap kitlelerinin devrimci potansiyeline
inanmıyordu. Parti, dar bir Yahudi işçi çevresinde izole olmuş, Arap işçiler
arasında çalışmayı ve Arap kitlelerinin kurtuluş hareketini reddetmişti. Parti,
uzun yıllar boyunca Yahudi milliyetçiliğinden muzdaripti.
Parti
liderliğinin başında, temelde Siyonist partilerden gelen, Siyonist ideolojiden
hiçbir şekilde arınmamış, partinin kuruluşundan bugüne, Filistin’deki parti
çalışmalarından uzaklaştırılmalarına dek, eskiden gizlice, bugün açıktan, Komintern
çizgisine karşı savaşan, partinin siyasi ve örgütsel gelişimini sekteye uğratan,
dolayısıyla, Arap kitlelerinin devrimci-özgürlük hareketine köstek olan yoldaşlar
vardı. 1929 ayaklanması gibi önemli olaylar, o zamanki parti liderliği
tarafından bir “Yahudi pogromu” olarak görüldü, dolayısıyla bu liderler, ayaklanmaya
karşı çıktılar.
Parti
liderliği, Araplara gösterilere ve protestolara katılmamaları çağrısında
bulundu, çünkü parti liderliği, hareketin milli reformistlerin önderliğinde
gerçekleştiğini, İngilizler tarafından kışkırtıldığını ve bir pogrom hareketi
olduğunu savunuyordu. Ayrıca, kitleler, Siyonist göçüne karşı çıktıklarında,
parti liderliği, bu Siyonist göçünü “İngiliz emperyalizmine karşı kızıl
tehlikeyi güçlendiren bir faktör” olarak gören, göç yanlısı broşürler
yayınladı. Bu hataların ardında, oportünist Siyonist eğilimin varlığı tüm çıplaklığıyla
görülüyor. Bu yapılan hatalar asla tesadüfi değildi. Devrimci kriz günlerinde
bu tür hatalar, devrimci kitleleri yıllarca partiden uzaklaştırdı, kitleler, “Yahudi
partisi” olarak gördükleri FKP’ye karşı güvensizlik duymaya başladılar. Oysa
doğru bir politikayla partimiz, devrimci durumun dalgasına binerek, Lenin ve
Stalin yoldaşların bize öğrettiği gibi, kitlelere doğru liderlik etmek
suretiyle, etkisini muazzam bir şekilde artırabilirdi.
Parti
liderliği, “Araplaştırma artı Bolşevikleştirme" sloganı altında, Filistin
Komünist Partisi’nin Araplaştırılması sürecini mümkün olan tüm araçlarla sabote
etti. 1930’daki yedinci kongrenin Araplaştırma yönünde bir adım atılmasıyla
ilgili kararına rağmen, parti, bu kararı uygulamadı, mahkûm edilmiş olan eski
siyasi ve örgütsel çizgiyi sürdürdü. Partideki Arap yoldaşların oranında bir
miktar artış olmasına rağmen, parti, Filistinli işçilerin kitlesel partisine
dönüşmedi, Filistin proletaryası arasında kitlesel bir taban kazanmak için bile
çaba göstermedi. Zaten 1933’te İbranice bir genelge yayınlandı ve bu genelgede
Yahudi yoldaşlara, Arap yoldaşları partiye çekme konusunda ihtiyatlı olmaları
önerildi.
Ancak
partinin faaliyetleri sonucunda, sonraki yıllarda en zorlu durumlarda tecrübe
kazanacak, partide, sendikalarda ve ulusal harekette lider olabilecek birçok
Arap yoldaş kadronun oluşturulması mümkün oldu. Daha önce belirtilen birçok
eksikliğin yanı sıra, partimiz gene de bazı başarılar elde edebildi. Parti,
örneğin Arapça ve İbranice dillerinde düzenli olarak parti gazetesini
yayınladı, broşürler basıp dağıttı, ayrıca birkaç greve öncülük etti.
Filistin
Komünist Partisi lider kadrosu içindeki oportünistlerin yüzleştiği yenilginin ardından, yani 1935
yılının başlarında, parti, önemli ölçüde daha fazla başarıya ulaşabildi.
Araplaştırmayı kararlılıkla uygulayan parti, geniş Arap kitleleriyle bağ kurma
yönünde ciddi adımlar attı ve onların emperyalizme karşı mücadelesine öncülük
etti. Parti, daha önce kurulan sokak hücrelerinin yerine, temel işletmelerdeki
üretim yerlerinde hücreler kurdu. Parti, birçok büyük sendikaya nüfuz etti ve
daha önce tamamen terk edilmiş olan Arap işçileri arasında sendikal çalışmaları
yeniden canlandırdı.
Filistin
Komünist Partisi, ancak Arap işçilerinin geniş kitleleri arasında çalışmalar yürütmek
suretiyle sağlam bir temele oturabilir, Filistin proletaryasının gerçek bir
kitle partisine dönüşebilir. Çalışmalarımızın önemsiz olması, ülkedeki devrimci
hareketin gelişiminin gerisinde kalması nedeniyle çalışmalarımızı tatmin edici
olarak değerlendiremeyiz. Önümüzde, en önemli görevimiz, partinin
Araplaştırılmasıdır. Peki bu ne anlama geliyor?
Bazıları,
gerçekte Filistin’deki oportünistlerin iddia ettiği gibi, Araplaştırmanın
yalnızca Araplardan oluşan bir komünist parti kurmak anlamına geldiğini
düşünüyor. Bu, doğru değil. Proletaryanın beynelmilel devrimci partisinin niteliği,
soruyu bu şekilde koymamamız gerektiğini söylüyor. Araplaştırma, partinin geniş
kitlelerle bağ kurmasını, onları örgütlemesini, seferber etmesini, ulusal
kurtuluş mücadelesinde proletaryanın hegemon rolünü kazanmasını sağlayacak bir politik ve örgütsel çizgiyi gerektirir. Araplaştırmanın temel ve en önemli
noktası budur. Ancak Filistin’de emekçi halk kitlelerinin Araplardan oluştuğu
biliniyor. Ulusal kurtuluş hareketinde belirleyici öneme sahipler. Önde gelen
Arapları, işçileri ve emekçileri parti saflarına çekerek, Arap parti üyelerini
partinin önde gelen işlerine kolayca terfi ettirerek, Arap işçi kitlelerinin
büyük çoğunluğunu kendi tarafımıza çekecek süreci hızlandırıyor, bu süreç için gerekli zemini oluşturuyoruz.
Arap
kitleleri için verdiğimiz bu mücadelede bizim için en önemli husus,
emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele için milli devrimci ve milli reformist
gruplar ve örgütlerle birleşik bir cephe oluşturmaktır. Partide, kim oldukları
ve ne için savaştıkları araştırılmadan, genel olarak tüm milli reformist
örgütlerle ilişkileri küçümseme eğilimi mevcut. Parti, kendi kızıl
sendikalarını kurmaya çalıştı, ancak yoldaşlarımız, reformist sendikalara
yalnızca onları yok etmek amacıyla girdiler. Devrimci düşünceye sahip aydınlara
gelince, şimdiye dek onların faaliyetlerine ve politik çizgilerine yönelik
eleştiriler dile getirmekle yetindik. İngiliz emperyalizmi ve Siyonist ajanlarına karşı
ortak bir bildiri konusunda onlarla anlaşmaya varmak için bile hiçbir girişimde
bulunulmadı.
Partimiz,
temelde tüm çalışmalarını yeniden yapılandırmalıdır. Filistin Komünist Partisi’nin
Araplaştırılması kararı lafta kalmamalı, fiiliyatta kararlılıkla hayata geçirilmelidir.
Partinin politik ve örgütsel liderliğini, geniş Arap kitleleriyle en yakın
bağları kuracak, onları İngiliz emperyalizmi ile mücadele için seferber edip örgütleyecek şekilde yeniden yapılandırmalıyız. Dolayısıyla görevimiz,
reformist birlikleri görmezden gelmek değil, onlara katılmak, kitleleri
partinin safına çekmek için titiz ve ısrarlı bir çalışma yürütmektir.
Görevimiz,
milli-devrimci ve milli-reformist unsurları görmezden gelmek değil, onlara
gitmek, onlarla birlikte Filistin’in bağımsızlığı için İngiliz emperyalizmi ile
kararlı bir mücadele temelinde birleşik bir cephe oluşturmaktır. Sadece milli-devrimci
unsurları kullanmakla kalmamalı, bu mücadeleye İngiliz emperyalizmiyle
savaşabilecek tüm olası güçleri de çekmeliyiz.
Parti,
aynı zamanda geniş köylü ve bedevi kitlelerine de yönelmelidir. Köylü
birliklerini, gündelik işçi komitelerini örgütleyerek, köylülerin ve
bedevilerin ihtiyaçlarına giderek daha fazla yaklaşarak, İngiliz
emperyalizmine, Siyonistlere ve feodallere yönelik her türlü
hoşnutsuzluğu geniş çapta kullanarak, onlara kurtuluşun tek yolunun İngiliz
emperyalizmine, onun başlıca desteği olan Siyonizme karşı devrimci mücadele
olduğunu gösterip kanıtlamak için her türlü hoşnutsuzluğu açığa çıkartmalı,
gelecek aşamalarda köylü mücadelesini feodalizm karşıtı bir mücadeleye
dönüştürmelidir.
İngiliz
emperyalizminin baş düşmanımız, Siyonizmin ise onun temel destekçisi olduğunu
vurgulayan politikamızı uygulamaya koyarken, milli reformistleri bir an bile unutmamalıyız. Filistin’deki milli
reformizmin liderleri büyük toprak sahipleridir. Kitlelerin devrimci
tezahürlerine defalarca ihanet ettiler. Ülkede emperyalizmin ve Siyonizmin
güçlenmesine katkıda bulundular. Onlar, bir bakıma, Siyonist göçle
ilgileniyorlar, toprakları yüksek fiyatlarla satıyorlar, köylü kitlelerimizin
çaresiz durumundan faydalanarak, aldıkları kiraları artırıyorlar. Milli
reformistler, emperyalizmin egemenliğine katkıda bulunuyorlar. Siyonizmle
savaşmak istemiyorlar, zaten pratikte bunu yapabilecek durumda değiller, çünkü
bu mücadele, illaki emperyalizm ve feodalizm karşıtı bir mücadeleye
dönüşecektir. Oysa milli reformistler, Arap emekçi kitlelerinin sınıf
mücadelesini milliyetler arası düşmanlık raylarına oturtmaya çalışıyorlar.
Filistin’de milli reformizmin etkisi çok büyük ve partimiz, milli reformizmle
mücadelede kendi kadrolarını ve kitleleri emperyalizmle uzlaşmazlık ve
enternasyonalizm ruhuyla eğitmelidir.
Artık
büyük bir ülkemiz var: dünya proletaryasının ve ezilen halkların vatanı SSCB.
Sovyetler Birliği işçilerinin zaferinin sunduğu örneklikle, Çin sovyetlerinin
kahramanca mücadelesinin sunduğu örneklikle, kitleleri zalimlere karşı kararlılıkla
yürütülecek mücadeleye örgütlemeliyiz.
Bizim
görevimiz, Filistin’deki gençleri devrimci bir ruhla eğitmek, onlarda İngiliz
emperyalizmine ve Siyonizme karşı amansız bir nefret uyandırmak, aynı zamanda
onları enternasyonalizm ruhu ve SSCB sevgisiyle eğitmektir.
Filistin
Komünist Partisi’nin Araplaştırılması, işçi ve köylü Yahudiler arasında yapılan
çalışmaların savsaklanacağı anlamına gelmez. Hayır. Örgütsel-politik liderliğimizi yeniden yapılandırırken, Siyonizme karşı mücadele ve Yahudi
kitlelerini onun etkisinden kurtarma çabasının partimizin en önemli
görevlerinden biri olduğunu, olmaya devam ettiğini özellikle vurgulamalı ve bu
görevi büyük bir coşkuyla dile getirmeliyiz
Partimiz,
kısa süre önce doğru Bolşeviklerin belirlediği konumları benimsedi. Önümüzde devasa öneme sahip
görevler var. İngiliz emperyalizminin ve onun baş temsilcisi Siyonizmin gücünü,
aynı anda parti içinde düşmanlarımızın çıkarlarını yansıtan eğilimlerle
mücadele etmeden, başarıyla kırmak mümkün müdür? Mümkün değil! Dolayısıyla
görevlerimiz, büyük güce sahip Siyonist eğilime ve yereldeki Arap şovenizmine
karşı amansız mücadele vermektir. Bu eğilimlere karşı hem teoride hem de
pratikte amansız bir mücadele içinde partimiz, daha da güçlenecek, savaşa
hazır hale gelecektir.
Rıdvan Hilu
31
Temmuz 1935
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder