08 Mayıs 2026

, ,

Devrimci Tüfeklerin Birliği


Yetmişlerde İran Solunun Filistin’le Dayanışma Afişleri


Yetmişlerde Filistin davası, dünya genelinde sol hareketlerin dikkatini çekti, dayanışma pratikleri için gerekli zemini teşkil etti. Asya ve Afrika’nın sömürgecilikten kurtuluş sürecinde, İsrail’in Filistin’i işgali ve Filistinlilerin vatanları için verdikleri mücadele, uluslararası bir dava haline geldi. Bilhassa 1967 savaşının ardından Filistin davası, sömürgecilikten kurtuluş mücadelesi olarak görüldü. Bu analiz, Siyonizmi ırkçılık olarak kınayan ve İsrail’i ırk ayrımcısı Güney Afrika’ya benzeten 1975 tarihli BM kararında karşılık buldu.

İran’da, ABD destekli Şah’ın otoriter yönetimine karşı çıkan devrimci hareketler, Filistin davasını savundular. Filistin’i Batı emperyalizmine karşı ortak mücadelenin parçası olarak gördüler. Şah hükümeti, İsrail ile kapsamlı ekonomik bağlar kurmuştu. Şah’ın korkulan gizli polisi SAVAK, hem CIA hem de Mossad’dan eğitim alıyordu. Aynı zamanda İsrail, itibarını artırmak umuduyla, İranlı aydınlar için turlar düzenledi. Örneğin, tanınmış İranlı aydın Celâl Âl-i Ahmed, hükümet tarafından finanse edilen bir gezi kapsamında İsrail’i ziyaret etti, hatta bu deneyim hakkında bir de kitap yazdı.

İran’da faal olan Halkın Fedaileri ile Filistin Halk Kurtuluş Cephesi gibi devrimci Marksist örgütler, hem İsrail hem de İran rejimlerinin hayatta kalması için ABD desteğinin önemini vurguluyorlardı. İranlı militanlara göre, Şah’ın bir müttefikine karşı silahlı mücadeleye katıldıkları Umman’daki Zufar devrimiyle Filistin mücadelesi birdi. Bu anlamda İranlı devrimciler, Filistinlilere yönelik desteği Şah karşısında verdikleri mücadelede kendilerine mevzi kazandıracak bir pratik olarak gördüler. Halk desteğini ve dayanışmasını kışkırtmayı amaçlayan afişlerde bu bağlantılara vurgu yaptılar. Bu afişlerin bazılarına aşağıda yer verilmektedir.


1975’ten sonra Lübnan’daki Filistin kampları, solcu ve İslamcı aktivistler de dâhil olmak üzere, farklı İranlı devrimci grupların buluşma yeri haline geldi. İran’a dönüp Şah’ı devirme umuduyla burada silahlı mücadele eğitimi aldılar. Lübnan’da merkezi bir hükümetin olmaması nedeniyle, radikal gruplar arasında özgür bir fikir alışverişi alanı ortaya çıktı.

İranlı militanlar, sık sık Yasir Arafat’ın Fetih partisi savaşçılarıyla Bekaa Vadisi’nde eğitim görüyorlardı. Kürt İranlı militanlar da Kürt PKK örgütüyle eğitim alıyorlardı. Bu bağlantı sonucunda Fetih, Şah’a karşı İran mücadelesine destek amacıyla, afişler de yayınladı.


İran Şahı rejimi, aylarca süren halk protestolarının ardından 1979’da devrildi. Sonuç olarak, uzun süreli silahlı mücadeleye pek gerek kalmadı. Şah’ın yıkılışının ardından, İran genelinde muhtelif gruplar, Filistin davasını savunmaya devam ettiler. Şah’ın devrilmesinden günler sonra Yasir Arafat, Tahran’ı ziyaret etti, İran’ı “ikinci evi” ilan etti.

Devrimci yetkililer, Yasir Arafat’ı İsrail büyükelçiliğini devralıp onu Filistin Kurtuluş Örgütü’nün büyükelçiliğine dönüştürmeyi teklif ettiler. Ülke genelinde sokaklara Filistin ve Kudüs isimleri verildi.

Kısa süreliğine özgürlük baharı yaşandı. Mayıs 1979’da sol örgütler Uluslararası İşçi Bayramı’nı kutlamak için yürüyüşler düzenlediler. Tahran, dünyanın dört bir yanından devrimci sol örgütleri ağırlamaya başladı.

Bu ziyarete, Nikaragua’daki Marksist Sandinist isyancılarından bir heyet de katıldı. Heyet, ziyaretleri sırasında İran’daki olayları yakından takip ettiklerini ve devrimi kendi devrimleri için bir ilham kaynağı olarak gördüklerini belirtti.

Tahran, altmışların Cezayir’ine benzeyecekmiş gibi görünüyordu. Radikal enternasyonalist militanlığın merkezi olan Cezayir, diğer birçok örgütün yanı sıra, Kara Panterler’e de ev sahipliği yapmıştı.

Ama öyle olmadı. 1980’e gelindiğinde, İslamcı aktörler, İran’ın siyasi sahnesini tekellerine aldılar, sadece liberalleri değil, solcuları ve komünistleri de ezdiler, devrimin en önemli taleplerinden biri olan ifade özgürlüğünü ortadan kaldırdılar. İran solunun savunduğu Filistin’le dayanışma vizyonları, bu örgütlerin devlet baskısıyla ezilmesiyle birlikte susturuldu.

Yeni İran devleti, Filistin’i ortak sol mücadeleden ziyade, İslami dayanışmaya odaklanan bir imajla savundu. Ayrıca Fetih’ten uzaklaştılar, zira Arafat, 1980’de İran’ı işgal ettiğinde, Saddam Hüseyin’e destek sundu. Devletin resmi söylemde Filistin yanlısı dili tekeline almasına rağmen, İran’da faal olan birçok yurttaş derneği, Filistin’le dayanışmacı ilişkisini sürdürdü.

Yetmişlerden kalma İran-Filistin dayanışması afişleri, farklı hareketlerin zulme karşı ortak mücadeleyi nasıl gördüklerini ortaya koyuyor. Bu afişler, İran’ın ve Filistin’in devrimci hareketlerinin çeşitliliğini vurguluyor. Ayrıca, silahlı mücadelenin bu grupların özgürlük anlayışlarında ne kadar merkezi bir rol oynadığını da gösteriyor. Bu afişler, bu hareketlerin kitleleri bir araya getirmek için sanatı nasıl bir araç olarak kullandıklarını, halk mücadelesi ve militanlığın sembollerinden yararlanarak, sınırlar, rejimler ve kilometrelerce mesafeyle ayrılmış insanlar arasında dayanışma duygularını nasıl uyandırdıklarını dile döküyor.

Bu afişler burada, Filistin davasına yönelik küresel dayanışmanın görsel arşivini oluşturan Filistin Afiş Projesi’nin izniyle yayınlanmaktadır.

Alex Shams
22 Kasım 2023
Kaynak



















0 Yorum: