Yetmişlerde İran Solunun Filistin’le Dayanışma Afişleri
Yetmişlerde
Filistin davası, dünya genelinde sol hareketlerin dikkatini çekti, dayanışma
pratikleri için gerekli zemini teşkil etti. Asya ve Afrika’nın sömürgecilikten
kurtuluş sürecinde, İsrail’in Filistin’i işgali ve Filistinlilerin vatanları
için verdikleri mücadele, uluslararası bir dava haline geldi. Bilhassa 1967
savaşının ardından Filistin davası, sömürgecilikten kurtuluş mücadelesi olarak
görüldü. Bu analiz, Siyonizmi ırkçılık olarak kınayan ve İsrail’i ırk ayrımcısı
Güney Afrika’ya benzeten 1975 tarihli BM kararında karşılık buldu.
İran’da,
ABD destekli Şah’ın otoriter yönetimine karşı çıkan devrimci hareketler,
Filistin davasını savundular. Filistin’i Batı emperyalizmine karşı ortak
mücadelenin parçası olarak gördüler. Şah hükümeti, İsrail ile kapsamlı ekonomik
bağlar kurmuştu. Şah’ın korkulan gizli polisi SAVAK, hem CIA hem de Mossad’dan
eğitim alıyordu. Aynı zamanda İsrail, itibarını artırmak umuduyla, İranlı aydınlar
için turlar düzenledi. Örneğin, tanınmış İranlı aydın Celâl Âl-i Ahmed, hükümet
tarafından finanse edilen bir gezi kapsamında İsrail’i ziyaret etti, hatta bu
deneyim hakkında bir de kitap yazdı.
İran’da
faal olan Halkın Fedaileri ile Filistin Halk Kurtuluş Cephesi gibi devrimci
Marksist örgütler, hem İsrail hem de İran rejimlerinin hayatta kalması için ABD
desteğinin önemini vurguluyorlardı. İranlı militanlara göre, Şah’ın bir
müttefikine karşı silahlı mücadeleye katıldıkları Umman’daki Zufar devrimiyle Filistin
mücadelesi birdi. Bu anlamda İranlı devrimciler, Filistinlilere yönelik desteği
Şah karşısında verdikleri mücadelede kendilerine mevzi kazandıracak bir pratik olarak
gördüler. Halk desteğini ve dayanışmasını kışkırtmayı amaçlayan afişlerde bu
bağlantılara vurgu yaptılar. Bu afişlerin bazılarına aşağıda yer verilmektedir.
1975’ten
sonra Lübnan’daki Filistin kampları, solcu ve İslamcı aktivistler de dâhil
olmak üzere, farklı İranlı devrimci grupların buluşma yeri haline geldi. İran’a
dönüp Şah’ı devirme umuduyla burada silahlı mücadele eğitimi aldılar. Lübnan’da
merkezi bir hükümetin olmaması nedeniyle, radikal gruplar arasında özgür bir
fikir alışverişi alanı ortaya çıktı.
İranlı
militanlar, sık sık Yasir Arafat’ın Fetih partisi savaşçılarıyla Bekaa Vadisi’nde
eğitim görüyorlardı. Kürt İranlı militanlar da Kürt PKK örgütüyle eğitim alıyorlardı.
Bu bağlantı sonucunda Fetih, Şah’a karşı İran mücadelesine destek amacıyla, afişler
de yayınladı.
İran
Şahı rejimi, aylarca süren halk protestolarının ardından 1979’da devrildi.
Sonuç olarak, uzun süreli silahlı mücadeleye pek gerek kalmadı. Şah’ın yıkılışının
ardından, İran genelinde muhtelif gruplar, Filistin davasını savunmaya devam
ettiler. Şah’ın devrilmesinden günler sonra Yasir Arafat, Tahran’ı ziyaret etti,
İran’ı “ikinci evi” ilan etti.
Devrimci
yetkililer, Yasir Arafat’ı İsrail büyükelçiliğini devralıp onu Filistin Kurtuluş
Örgütü’nün büyükelçiliğine dönüştürmeyi teklif ettiler. Ülke genelinde
sokaklara Filistin ve Kudüs isimleri verildi.
Kısa
süreliğine özgürlük baharı yaşandı. Mayıs 1979’da sol örgütler Uluslararası
İşçi Bayramı’nı kutlamak için yürüyüşler düzenlediler. Tahran, dünyanın dört bir
yanından devrimci sol örgütleri ağırlamaya başladı.
Bu
ziyarete, Nikaragua’daki Marksist Sandinist isyancılarından bir heyet de
katıldı. Heyet, ziyaretleri sırasında İran’daki olayları yakından takip
ettiklerini ve devrimi kendi devrimleri için bir ilham kaynağı olarak
gördüklerini belirtti.
Tahran,
altmışların Cezayir’ine benzeyecekmiş gibi görünüyordu. Radikal
enternasyonalist militanlığın merkezi olan Cezayir, diğer birçok örgütün yanı
sıra, Kara Panterler’e de ev sahipliği yapmıştı.
Ama
öyle olmadı. 1980’e gelindiğinde, İslamcı aktörler, İran’ın siyasi sahnesini
tekellerine aldılar, sadece liberalleri değil, solcuları ve komünistleri de ezdiler,
devrimin en önemli taleplerinden biri olan ifade özgürlüğünü ortadan kaldırdılar.
İran solunun savunduğu Filistin’le dayanışma vizyonları, bu örgütlerin devlet
baskısıyla ezilmesiyle birlikte susturuldu.
Yeni
İran devleti, Filistin’i ortak sol mücadeleden ziyade, İslami dayanışmaya
odaklanan bir imajla savundu. Ayrıca Fetih’ten uzaklaştılar, zira Arafat, 1980’de
İran’ı işgal ettiğinde, Saddam Hüseyin’e destek sundu. Devletin resmi söylemde
Filistin yanlısı dili tekeline almasına rağmen, İran’da faal olan birçok
yurttaş derneği, Filistin’le dayanışmacı ilişkisini sürdürdü.
Yetmişlerden
kalma İran-Filistin dayanışması afişleri, farklı hareketlerin zulme karşı ortak
mücadeleyi nasıl gördüklerini ortaya koyuyor. Bu afişler, İran’ın ve Filistin’in
devrimci hareketlerinin çeşitliliğini vurguluyor. Ayrıca, silahlı mücadelenin
bu grupların özgürlük anlayışlarında ne kadar merkezi bir rol oynadığını da
gösteriyor. Bu afişler, bu hareketlerin kitleleri bir araya getirmek için
sanatı nasıl bir araç olarak kullandıklarını, halk mücadelesi ve militanlığın
sembollerinden yararlanarak, sınırlar, rejimler ve kilometrelerce mesafeyle
ayrılmış insanlar arasında dayanışma duygularını nasıl uyandırdıklarını dile
döküyor.
Bu
afişler burada, Filistin davasına yönelik küresel dayanışmanın görsel arşivini oluşturan
Filistin Afiş Projesi’nin izniyle yayınlanmaktadır.
Alex Shams
22
Kasım 2023
Kaynak




















0 Yorum:
Yorum Gönder