İrlanda’daki
yoldaşlarımızın İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi'nin "Vatanseverlik
ve Emek" ile ilgili açıklaması üzerine özenle hazırlayıp yayınladıkları,
aşağıda paylaşılan belge, bugün öyle özel ve genel bir öneme sahip ki, sadece
Amerikalı işçi sınıfına mensup İrlandalılar değil, ülkenin tüm işçi sınıfı da
bunu dikkate almalıdır; zira Helen Gould’ların emekçi sınıfı, şimdi “üstün
vatanseverlik” gösterileriyle kendilerini şımartmaktadır. İşte belge:
Vatanseverlik
nedir? Bazıları buna ülke sevgisi der. Peki “ülke sevgisi” ne anlama geliyor?
Bir Fransız yazar şöyle diyor: “Zengin adam, ülkesini, ülkesinin ona karşı bir
görevi olduğuna inandığı için sever; oysa fakir adam, ülkesini, kendisinin ona
karşı bir görevi olduğuna inandığı için sever.”
Ülkemize
yönelik görevimizin farkına varmak, vatansever eylemin gerçek itici gücüdür. “Ülkemiz”,
doğru anlaşıldığında, sadece ecdadımızın geldiği yeryüzündeki belirli noktayı
değil, aynı zamanda kolektif yaşamları ülkemizin politik varlığını oluşturan tüm
erkekleri, kadınları ve çocukları da kapsar. Gerçek vatanseverlik, her bir
kişinin refahını herkesin mutluluğunda bulmaktır. Gerçek vatanseverlik, daha az
şanslı olan fanilerin malını mülkünü yağmalamakla elde edilen dünyevi
zenginliğe yönelik bencil arzuyla asla bağdaşmaz.
Bu
tanım ışığında, İrlanda’nın varlıklı sınıfının vatanseverlik iddialarının
ardındaki gerçeğe bakabiliriz. Ticaret Kurulu raporuna göre, üç krallığın
işçilerinin haftalık 1 sterlin ve altında aldıkları ücretlerin yüzdesi şu
şekildedir: İngiltere, yüzde 40; İskoçya, yüzde 50; ve İrlanda, yüzde 78. Başka
bir deyişle, İrlanda’daki her dört ücretliden üçü haftada 1 sterlinden az
kazanıyor. Bunun suçlusu kim? Ücret oranını ne belirliyor? İşçiler arasındaki
iş bulma konusunda yaşanan rekabet. İrlanda’da her zaman büyük bir işsiz işgücü fazlası vardır
ve bu gerçek nedeniyle İrlandalı işveren, daha yoksul hemşehrilerinin
çaresizliğinden yararlanarak, onları İngiltere’deki meslektaşlarının aynı iş
için aldığı ücretten daha azına çalışmaya zorlayabiliyor. İrlanda’daki belediye
şirketlerimizin ve diğer kamu kuruluşlarının çalışanları, orta sınıf belediye
meclis üyelerimiz, yani “kendi hemşehrileri”nin verdiği 4 ila 8 şilin arasında
değişen ücretleri kabul etmek zorunda kalmaktadır. İrlanda’daki demiryolu
çalışanları, benzer kamu hizmeti dallarında İngiliz şirketlerinin ödediğinden
haftalık olarak daha az kazanıyor. İrlanda’da demiryolları çalışanları, aynı
departmanlardaki İngiliz demiryolu çalışanlarından haftalık 5 ila 10 şilin daha
az kazanıyor, oysa İrlanda’daki demiryollarının hissedarları, en müreffeh
İngiliz hatlarında ödenenlerden daha yüksek temettü alıyor. İrlanda’daki tüm
özel sektör istihdamında da aynı durum geçerli. Bu konuda açık olalım.
İrlanda'daki işveren sınıfını, işgücü piyasasındaki yoğunluktan istifade etmesine
mani olacak, çalışanlarının ücretlerini mevcut açlık seviyesine düşürmeye
zorlayabilecek, zorlayan veya zorlamaya çalışan hiçbir kanun yok. Özel Konsey, Başbakan,
Lord Teğmen veya Baş Sekreter sahip oldukları sivil ya da askeri hiçbir
yetkiyle bu tür bir işi yapamaz. Bu sonuç, toprak sahipliği ve kapitalizmin
yarattığı toplumsal koşullar üzerinden faaliyet yürüten, yabancı süngülerle
desteklenen zengin sınıfımızın açgözlülüğüyle alakalıdır. Bugün hiçbir protesto,
zeki işçileri, onları endüstriyel köleliğe sürükleyen sınıfın aynı anda onları
ulusal özgürlüğe doğru ilerletebileceğine ikna edemez.
İşçi
sınıfının görevi, vatanseverliğe daha yüksek, daha soylu bir anlam
kazandırmaktır. Bu ancak, tek evrensel, her şeyi kapsayan sınıf olan işçi
sınıfımız tarafından, ayrı bir politik parti olarak örgütlenerek, Emeği ekonomik
yapımızın temel taşı ve politik eylemlerimizin canlandırıcı ilkesi olarak kabul
ederek gerçekleştirilebilir. İşte İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi tam da
bu sebeple ortaya çıkmıştır. Ulusal bağımsızlığı endüstriyel özgürleşmenin
vazgeçilmez temeli olarak görüyoruz, ancak biz aynı zamanda toplum sözleşmesi
zulmün eseri olan bir sınıfın liderliğinden de kurtulma kararlılığındayız.
Politikamız,
ülkemizin tarihi ve kendine özgü koşulları üzerine uzun süren tefekkür
sürecinin neticesidir. Bağımsız bir ülkede, yasama organına sosyalist
temsilcilerin çoğunluğunun seçilmesi, devrimci partinin politik iktidarı ele
geçirmesi, dolayısıyla, devletin askeri ve polis güçlerinin kontrolünü ele
geçirmesi anlamına gelir. Yani devlet, çoğunluğun düşmanı değil müttefiki
olacaktır. Müteakip toplumsal yeniden yapılanma sürecinde, mülk sahibi
sınıfların kendi sınıfsal gayeleri için yarattıkları devlet iktidarı, yeni
toplumsal düzenin, ayrıcalıklı sınıfların yönetiminin kademeli olarak ortadan
kalkmasına direnmeye çalışan taraftarlarına karşı mücadelesinde bir silah
olarak hizmet edecektir.
İrlanda
bağımsız bir ülke değil, ancak İrlanda halkının tam özgürlüğe doğru ilerlemesi,
dünyanın sosyalist partilerinin olgunlaşmış deneyimleriyle kanıtlanmış olan
belirtilen çizgilerle aynı doğrultuda ilerlemelidir. Özgürlük, en tam ve tek
gerçek anlamıyla, ancak ulusal eylemle elde edilebilir. Burada ve başka
yerlerde atılacak adımlar şunlardır:
İlk
olarak, devrimci güçlerin çabalarını yoğunlaştırmak ve onların gücünü göstermek
amacıyla tüm temsili makamları ele geçirmek; sonrasında, mümkünse barışçıl
yollarla, gerekirse zorla, ulusal hükümetin yetkilerini ve maddi kaynaklarını
ele geçirmek, böylece bu yetkilere sahip olan işçi sınıfının toplum üzerinde
kendi iradesini dayatmasına imkân sağlamak.
Geçmişteki
sınıfsal hükümetlerini (kişisel çıkarlarını gözeterek) insanlığın ulusal ve toplumsal özgürlüklerine savaş açmaya iten ekonomik koşullar, işçilerin sınıfsal
miraslarına, yani toplumsal devrime genel olarak girmesinden önce
ortadan kalkacağından, geleceğin özgür toplumunda bir ulusun diğerine boyun
eğmesi, doğalında imkânsız hale gelecektir. Bu nedenle, İrlanda Sosyalist
Cumhuriyeti lehine verilen her bir oy, yapıcı niteliğiyle, her ulusun halkının
özgür sesinin, ulusal ve uluslararası ilişkilerini etkileyen tüm konularda
nihai olarak kabul edileceği ve iradeleri dışında hiçbir birliğe veya ittifaka
zorlanmayacakları, ancak bağımsızlıklarının dünyanın sosyalist cumhuriyetlerinin
özgür halklarının aydınlanmış öz çıkarlarıyla güvence altına alınacağı bir
toplum sistemi için verilen bir oy olacaktır.
Ancak
mevcut toplumsal ve politik düzende bile, İrlanda halkının çoğunluğunun sosyalist cumhuriyetçi
ilkelere oy vererek destek sunması, son derece önemli bir etkiye sahip
olacaktır. İrlanda’nın bugüne dek elde ettiği her türden reform,
yöneticilerimizin korkularının eseridir, belirtilen çizgilerde ilerleyen bir
parti, daha sağlıklı bir korkuya yol açacak, neticede İngiliz Anayasası’nın
(örneğin Özerklik ile ilgili maddesinin) basit manada yeniden düzenlenmesini
hedefleyen herhangi bir partiden daha fazla reforma yol açacaktır. Bu nedenle,
hem acil faydalar hem de gelecekteki özgürlük için sosyalist cumhuriyetçi
politika en hayırlısıdır. Bu politika, işçileri sahte politik özgürlük
önlemleriyle boyun eğdirmeye yönelik tüm girişimlere karşı tek olası
güvencedir.
İrlanda
Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi, İngiliz İmparatorluğu’nun en yüksek politik ifadesi olduğu toplumsal sistemde var olan kötülüklere dikkat çekerek,
propagandasını İmparatorluk ortadan kalkana dek sürecek olan toplumsal
adaletsizliklere duyulan hoşnutsuzluk üzerine kurar, böylece tüm takipçilerine,
politik sahtekârlığın akla gelebilecek her türden sistemiyle rahatsız
edilmeyecek ve yatıştırılamayacak, ölümsüz ve silinmez bir düşman nefreti
aşılar.
Dolayısıyla,
İrlanda Sosyalist Cumhuriyeti, vatanseverliğin ve emeğin birliği ve zaferini
görmek isteyen tüm yurttaşlarımızın birleştirici sloganı olmalıdır.
James Connolly
15 Mayıs 1898
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder