Fikret
Kızılok, bir canlı yayına katılır. Zülfü Livaneli’den “Karımı seviyorum”
demesini ister. O sıra eşiyle arası bozuk olan Livaneli, meseleyi anlamaz,
öfkelenir. Oysa Kızılok, müzik tarihinde prozodiye, yani “Şarkı sözlerinin
melodik yapıya, vurgu ve mana bakımından kusursuz bir şekilde uydurulması
sanatı”na ilişkin verilen örneğe atıfta bulunmaktadır. Esasında Kızılok’un
derdi[1], Livaneli’nin beste yapmayı bilmediğini ortaya koymaktır. Ona göre müzik,
sözle uyumlu olmalıdır.
Kendisini
ölüm orucu gibi bir gericilikten “kurtaran” polise ve Livaneli’ye bağlılığını
hiçbir zaman yitirmemiş olan Barış Yıldırım da aynı geleneği devam ettirmekte, abisinin
yolundan gitmekte, her sineğin yağını çıkartmakta, ölen her kişi için prozodi
hatalarıyla dolu çocuk şarkıları bestelemektedir. O, sosyalist hareketin ve devrimci
hareketin tek bedende somutlaşmış halidir. Ona yönelik eleştiri, bu hareketlere
dairdir.
Mesele,
bu bestelerin satılabilmesidir. Bunun için de CHP kitlesiyle temas halinde
olunmalı, ama bir yandan da “Lenin, Rosa ve Mahir” satılabilmelidir. Neticede
yazdığı kitapta illaki şu cümleye yer verilecektir. “Kızıldere’deki evin
çatısından başını uzatan Mahir, askerle yürüttüğü pazarlık neticesinde teslim
olmuş, ertesi yıl çıkarttığı şiir kitabının imza gününde Karaburunlu bireylerle
bir araya gelmiştir. Neticede suni denge de oradan buradan çalınmış, altı boş
bir kavramdı. Rosa’yı da Naziler öldürdü. Lenin, hepimizden refomistti.”
Gelecek kuşaklar Mahir’i Barış dolayımıyla öğrenecek, Mahirci gelenek bu
bilinçle sıçrayacaktır.
Yıldırım,
Fraksiyon’dan yoldaşının izinden gitmektedir. O yoldaşı, Aslı
Aydıntaşbaş ile birlikte İmamoğlu’na çalışmaktadır. Mesele; teorinin, ideolojik
birikimin ve politikanın belirli oportünist çıkarcı bireylerin teknesinde
karılıp şekillendirilmesidir. CHP ezgisi, çarpık çurpuk, uyumsuz, detone
seslerin havalandırdığı sözlerle birlikte çalınmaktadır.
Belirli
bireyler, belirli kapılara, eşiklere bağlanmış, belirli odalar, STK’lar, çıkar
ilişkileri, pazar üzerinden kıvama getirilmiştir. Bu bireylerin görevi,
sosyalist hareketin bağımsız bir güç olmasına mani olmaktır. En bağımsızmış
gibi görünen Başaran bile kripto CHP’lidir! NATO’cu Çakırözer’i “dost”
bilmektedir. İşçi, onun için CHP’nin ucuz siyasetinin kılıfından ibarettir. Zaten
işçilik, aşağılık bir haldir.
CHP’de
kriz olur, o, birkaç işçiyi yürütmek zorundadır. Başka bir gündemi yoktur. Devrimci
Yolcuların devrim gibi bir menzili, sosyalizm gibi bir ufku olamaz. Bu tür
örgütleri belirli yerlerle kurulmuş ticari, iktisadi ve ideolojik bağlar
yönetir. Doğrusu da budur. CHP gerçekliğinden kopanlar, tarla fareleridir,
nifak tohumlarıdır, cahil ergenlerdir.
Devletin
ve sermayenin ihtiyaçları uyarınca CHP’ye şekil verildiği açıktır. Madem öyle,
o ezgiye uyumlu söz edilmeli, prozodi sorunu ortadan kalkmalıdır. Şalvarı
şaltak (yaygaracı) sol, eğeri kaltak sol, ekende biçende olmalı, CHP ekmeğini
yemede ortak olurken CHP’ye yönelik baskıya birinci elden göğüs germelidir.
Sosyalist hareket, sözünün eri olmalı, CHP’ye kalkan, zırh, kılıf, yumruk
olabilmelidir. CHP’nin başına bir AKP’linin atanmış olması, sosyalist hareketin
zafiyeti, eksikliği ve yanlışıdır.
Bugün
CHP genel merkezi, faşizmin ordularınca dümdüz edilirken onu sosyalist hareket
korumalıydı. Hatta söz ve müziğin uyumu adına, sosyalist hareket, tüm
örgütlerini lağv ettiğini, kapattığını, hep birlikte CHP’ye, olmadı yeni
kurulacak Özgür ya da Ek-İm partisine katılacağını açıklamalıdır. Bu, önemli
çentik atılmayı beklemektedir. İlgili hamle yapılsa tüm siyaset alanında bir
devrimin gerçekleşeceği görülmelidir. O an perdeler yırtılacak, faşizm bir köşeye
sinecektir.
Ama
görüyoruz ki Kılıçdaroğlu’nun yanındaki isimlerden biri Halkevlericidir. Bir
başkası, solcuların bir sendikasındandır. Sol, her iki ata birden oynamayı
bırakmalıdır. Doksanlarda Mendereslerle birlikte dergi çıkartan Behice Boran
gibi atalarının yolundan gitmemeli, tek ata yönelmeli, hep birlikte, demokrasi
bayrağını göndere çekebilmelidir. Ona yakışan budur. Sosyal medya köşelerinde CHP’ye
akıl vermeyi bırakmalıdır.
Şahıslar,
belirli çıkarlar ve rant üzerinden kıvama getirilmiş, teslim alınmıştır. Bugün
sosyal medyada herkes, olan biteni kendi zaviyesinden değerlendirmektedir.
Burada bazısı, seksenler öncesi CHP’yi; bazısı, altmışlar öncesi CHP’yi
sahiplenmektedir. Bu tasnife gerek yoktur. CHP tarihine otellerdeki self-servis
masası gibi yaklaşılamaz. Tüm tarih, sosyalist bir yerden sahiplenilmeli,
ilerlemenin neferleriyle buluşulmalıdır. Zaten Orhan Gökdemir de Mustafa
Suphi’yle boğazda rakıya oturmuş, iki kadehle onu Kemalizmle barıştırmayı
bilmiştir. Üstelemenin, radikalliğin, zıpçıktılığın âlemi yoktur.
Neticede
ülke de, demokrasi de, yurttaş birey olma imkânı da ellerimizin arasından kayıp
gitmektedir. Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayınları yasaklayan “Saray
rejimi”nin baskılarına boyun eğilmemelidir!
12
Eylül zindanlarında altı oku ve İstiklâl Marşı’nı öğrenen solcu şefler, bu
bilinçle yeni dönemi inşa etmişlerdir. Hepsi, sosyalist harekete kendi
esaretlerini, teslimiyetlerini, bunların ürettiği özneliklerini dayatmıştır.
Bugün
Metin Kayaoğlu gibi dün “Amerika Tayyip’i yıkmak istiyor, baş düşman Tayyip.
Amerika’nın yanında olmalıyız” demenin, sonra Trump’ın açıklamaları üzerinden,
“Tayyip’i Amerikancı, CHP’yi millici” ilan etmenin bir anlamı yoktur.[2] Dün
“Çin yıkılsın” diyen Kayaoğlu, bugün BYD’cidir. Sermayeci solcunun bir uzantısı
olarak İmamoğlu’nun eridir. O nedenle, TOKAD’lı Müslümanların Greta’yı
ağırladığını görünce “A bunlarda para var demek ki” deyip kendisine bir panel
ayarlamıştır. Orada kamera bir an devrilince sözünü unutan Kayaoğlu’nun foyası
ortaya çıkmış, goygoyla, yalanla, şovla insanları kandırdığını açık etmiştir.
Kendisi, Dev-Yolcuların odasında çalıştırılmış, yetiştirilmiş, ortalığa
salınmış bir isimdir. Bu tür kişiler eliyle, Garbis de dâhil, tüm sosyalist
hareket, CHP ezgisinin peşine takılmıştır.
Hayırlısı
da doğrusu da budur. Zaten kitlesel ve büyük bir yapı vardır. Ne gerek var
işçi-köylünün, ezilenin gücünü inşa etmeye. Bu anlamda iltisak, iltihakı
doğurmalıdır. Özgür Özel ile meclise yürüyen TİP’li görünümlü il başkanı, “Bu,
köleliğe karşı yurttaş olmanın kavgası” demekte, o yurttaşın cebe indirdiği
paralara sahip çıkmakta, CHP’nin burjuva ideolojisiyle konuşabilmektedir.
Marksizm kirdir, Leninizmse zehir. Bunlardan kurtulmak için CHP ezgisine
gerekli sözler döşenilmelidir.
CHP’yle
anlaşan, işçi sınıfını ona eski TKP gibi peşkeş çeken EMEP, CHP
belediyelerinden gelen imkânlara tavdır, onlara köledir. Yurttaş ev köleleri,
“efendimizin evi yanıyor” diye CHP binasına koşmuşlardır. Ama bu koşu, eksik ve
cılızdır. Sosyalist hareket, tümüyle CHP’ye iltihak etmelidir. Kurtuluşumuz
buradadır. Tarla fareleri, tarla ile birlikte ateşe verilmelidir. O
bozgunculara, isyancılara, nifak tohumlarına alan tanınmamalıdır.
Neticede
“bizim bu işlerle alakamız yok” yalanını tabanına inandıran TKP, siyasetini
CHP’ye göre ayarladığını, yayınlarını bu içerikle yürüttüğünü
gizleyebilmektedir. Önceki yazıda kullanılan görsel Cumhuriyet gazetesindeki
yoldaşlarından alınmış, oraya küfür ve eleştiri döşenmeyenler, bu becerilerini
bize gösterme gereği duymuşlardır. O görsele TKP ismini ekleyen, Cumhuriyet
gazetesidir.
Okuyan,
tabanına tüm virajları, tüm yalanları, tüm reformizmi yutturma becerisini CHP
içinde sergilemelidir. En önemli teorisyeni eski Birikimci Fatih Yaşlı, butlan
sonrası “CHP Mansur Yavaş’ı cumhurbaşkanı olarak atasın” demiştir. Ama ne Barış
Yıldırım, ne Fatih Yaşlı, ne de Orhan Gökdemir, CHP binalarına yönelik
saldırıda faşizmin karşısına dikilmiştir.
Herkes,
sosyal medyasından CHP’ye akıl verme yarışındadır. Bu yarışın emekçi halka bir
hayrı yoktur. Kollar sıvanmalı, CHP’ye ölümüne sahip çıkılmalıdır. Neticede tek
siyasetimiz, sandığa oy pusulası atmaktan ibarettir. CHP de giderse boşluğa
düşeriz, işlevsizleşir, bunalıma gireriz!
“Egemen sınıflar, son
derece örgütlü olduğu için birlik şarttır. Sermaye, sınırları kolaylıkla
aşıyor; devletler baskı ve kemer sıkma politikalarını koordine ediyor; gerici
ideolojiler, güçlü medya ve kurumsal ağlar aracılığıyla takviye ediliyor. Bu
yoğunlaşmış güce karşı, dağınık ve sekter sol oluşumlar, dönüştürücü bir
projeyi ilerletmek bir yana, işçileri ve köylüleri etkili bir şekilde
savunamazlar. İşçiler, sömürüyü kolektif olarak deneyimliyorlar, dolayısıyla,
tepkileri de kolektif olmalı.”[3]
Nesneli
ve kolektifi CHP eşiğinde, onun için terk eden sosyalist hareket, nesnelin
karşısına öznelliğini; kolektifin karşısına bireyliğini çıkartmayı öğrenmiştir.
Bu öznelliğin ve bireyliğin CHP’nin kurtuluş mücadelesine bir hayrı
olmayacaktır. Kadıköy’de çekilmiş bir belgeselde “ben günde 9 bira içiyorum, içtiğim
sürece sorun yok. İçemediğim gün Avrupa’ya giderim” diyen gence örgütlenen
sosyalist hareket, bu nazlanmaya son vermeli, CHP’li olmalıdır.
Sosyalist
hareket, yan yana değil, yana yana ilerlemelidir. Madem bir ateş
yanıyor, kendisini o ateşe atabilmelidir. Sosyal medyadaki sığınaklarından, bar
köşelerinden, evlerinin lüks odalarından, bacak arasındaki haz noktalarından
çıkıp halkın çilesine ve derdine, daha doğrusu, Özgür Özel’in gözyaşlarına,
İmamoğlu’nun alnındaki ecel terlerine ortak olabilmelidir. “Kurtu luş yook tekba
şına, yahep bera ber yahiç biri miz!”
Eren Balkır
25
Mayıs 2026
Dipnotlar:
[1] “Fikret Kızılok”, 7 Ağustos 2024, X.
[2]
“Amerikancı kanat”, 22 Mayıs 2026, X.
[3]
Vijay Prashad, “The Need for Global Left Unity”, 22 Mayıs 2026, VP.


0 Yorum:
Yorum Gönder