26 Mayıs 2026

,

Prozodi

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adayı olması sonrası partisinin grup toplantısına son kez başkanlık etti.
Kılıçdaroğlu’nun veda konuşması sırasında Özgür Özel gözyaşlarını tutamayarak ağladı. [OdaTV / 7 Mart 2023]

 

Fikret Kızılok, bir canlı yayına katılır. Zülfü Livaneli’den “Karımı seviyorum” demesini ister. O sıra eşiyle arası bozuk olan Livaneli, meseleyi anlamaz, öfkelenir. Oysa Kızılok, müzik tarihinde prozodiye, yani “Şarkı sözlerinin melodik yapıya, vurgu ve mana bakımından kusursuz bir şekilde uydurulması sanatı”na ilişkin verilen örneğe atıfta bulunmaktadır. Esasında Kızılok’un derdi[1], Livaneli’nin beste yapmayı bilmediğini ortaya koymaktır. Ona göre müzik, sözle uyumlu olmalıdır.

Kendisini ölüm orucu gibi bir gericilikten “kurtaran” polise ve Livaneli’ye bağlılığını hiçbir zaman yitirmemiş olan Barış Yıldırım da aynı geleneği devam ettirmekte, abisinin yolundan gitmekte, her sineğin yağını çıkartmakta, ölen her kişi için prozodi hatalarıyla dolu çocuk şarkıları bestelemektedir. O, sosyalist hareketin ve devrimci hareketin tek bedende somutlaşmış halidir. Ona yönelik eleştiri, bu hareketlere dairdir.

Mesele, bu bestelerin satılabilmesidir. Bunun için de CHP kitlesiyle temas halinde olunmalı, ama bir yandan da “Lenin, Rosa ve Mahir” satılabilmelidir. Neticede yazdığı kitapta illaki şu cümleye yer verilecektir. “Kızıldere’deki evin çatısından başını uzatan Mahir, askerle yürüttüğü pazarlık neticesinde teslim olmuş, ertesi yıl çıkarttığı şiir kitabının imza gününde Karaburunlu bireylerle bir araya gelmiştir. Neticede suni denge de oradan buradan çalınmış, altı boş bir kavramdı. Rosa’yı da Naziler öldürdü. Lenin, hepimizden refomistti.” Gelecek kuşaklar Mahir’i Barış dolayımıyla öğrenecek, Mahirci gelenek bu bilinçle sıçrayacaktır.

Yıldırım, Fraksiyon’dan yoldaşının izinden gitmektedir. O yoldaşı, Aslı Aydıntaşbaş ile birlikte İmamoğlu’na çalışmaktadır. Mesele; teorinin, ideolojik birikimin ve politikanın belirli oportünist çıkarcı bireylerin teknesinde karılıp şekillendirilmesidir. CHP ezgisi, çarpık çurpuk, uyumsuz, detone seslerin havalandırdığı sözlerle birlikte çalınmaktadır.

Belirli bireyler, belirli kapılara, eşiklere bağlanmış, belirli odalar, STK’lar, çıkar ilişkileri, pazar üzerinden kıvama getirilmiştir. Bu bireylerin görevi, sosyalist hareketin bağımsız bir güç olmasına mani olmaktır. En bağımsızmış gibi görünen Başaran bile kripto CHP’lidir! NATO’cu Çakırözer’i “dost” bilmektedir. İşçi, onun için CHP’nin ucuz siyasetinin kılıfından ibarettir. Zaten işçilik, aşağılık bir haldir.

CHP’de kriz olur, o, birkaç işçiyi yürütmek zorundadır. Başka bir gündemi yoktur. Devrimci Yolcuların devrim gibi bir menzili, sosyalizm gibi bir ufku olamaz. Bu tür örgütleri belirli yerlerle kurulmuş ticari, iktisadi ve ideolojik bağlar yönetir. Doğrusu da budur. CHP gerçekliğinden kopanlar, tarla fareleridir, nifak tohumlarıdır, cahil ergenlerdir.

Devletin ve sermayenin ihtiyaçları uyarınca CHP’ye şekil verildiği açıktır. Madem öyle, o ezgiye uyumlu söz edilmeli, prozodi sorunu ortadan kalkmalıdır. Şalvarı şaltak (yaygaracı) sol, eğeri kaltak sol, ekende biçende olmalı, CHP ekmeğini yemede ortak olurken CHP’ye yönelik baskıya birinci elden göğüs germelidir. Sosyalist hareket, sözünün eri olmalı, CHP’ye kalkan, zırh, kılıf, yumruk olabilmelidir. CHP’nin başına bir AKP’linin atanmış olması, sosyalist hareketin zafiyeti, eksikliği ve yanlışıdır.

Bugün CHP genel merkezi, faşizmin ordularınca dümdüz edilirken onu sosyalist hareket korumalıydı. Hatta söz ve müziğin uyumu adına, sosyalist hareket, tüm örgütlerini lağv ettiğini, kapattığını, hep birlikte CHP’ye, olmadı yeni kurulacak Özgür ya da Ek-İm partisine katılacağını açıklamalıdır. Bu, önemli çentik atılmayı beklemektedir. İlgili hamle yapılsa tüm siyaset alanında bir devrimin gerçekleşeceği görülmelidir. O an perdeler yırtılacak, faşizm bir köşeye sinecektir.

Ama görüyoruz ki Kılıçdaroğlu’nun yanındaki isimlerden biri Halkevlericidir. Bir başkası, solcuların bir sendikasındandır. Sol, her iki ata birden oynamayı bırakmalıdır. Doksanlarda Mendereslerle birlikte dergi çıkartan Behice Boran gibi atalarının yolundan gitmemeli, tek ata yönelmeli, hep birlikte, demokrasi bayrağını göndere çekebilmelidir. Ona yakışan budur. Sosyal medya köşelerinde CHP’ye akıl vermeyi bırakmalıdır.

Şahıslar, belirli çıkarlar ve rant üzerinden kıvama getirilmiş, teslim alınmıştır. Bugün sosyal medyada herkes, olan biteni kendi zaviyesinden değerlendirmektedir. Burada bazısı, seksenler öncesi CHP’yi; bazısı, altmışlar öncesi CHP’yi sahiplenmektedir. Bu tasnife gerek yoktur. CHP tarihine otellerdeki self-servis masası gibi yaklaşılamaz. Tüm tarih, sosyalist bir yerden sahiplenilmeli, ilerlemenin neferleriyle buluşulmalıdır. Zaten Orhan Gökdemir de Mustafa Suphi’yle boğazda rakıya oturmuş, iki kadehle onu Kemalizmle barıştırmayı bilmiştir. Üstelemenin, radikalliğin, zıpçıktılığın âlemi yoktur.

Neticede ülke de, demokrasi de, yurttaş birey olma imkânı da ellerimizin arasından kayıp gitmektedir. Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayınları yasaklayan “Saray rejimi”nin baskılarına boyun eğilmemelidir!

12 Eylül zindanlarında altı oku ve İstiklâl Marşı’nı öğrenen solcu şefler, bu bilinçle yeni dönemi inşa etmişlerdir. Hepsi, sosyalist harekete kendi esaretlerini, teslimiyetlerini, bunların ürettiği özneliklerini dayatmıştır.

Bugün Metin Kayaoğlu gibi dün “Amerika Tayyip’i yıkmak istiyor, baş düşman Tayyip. Amerika’nın yanında olmalıyız” demenin, sonra Trump’ın açıklamaları üzerinden, “Tayyip’i Amerikancı, CHP’yi millici” ilan etmenin bir anlamı yoktur.[2] Dün “Çin yıkılsın” diyen Kayaoğlu, bugün BYD’cidir. Sermayeci solcunun bir uzantısı olarak İmamoğlu’nun eridir. O nedenle, TOKAD’lı Müslümanların Greta’yı ağırladığını görünce “A bunlarda para var demek ki” deyip kendisine bir panel ayarlamıştır. Orada kamera bir an devrilince sözünü unutan Kayaoğlu’nun foyası ortaya çıkmış, goygoyla, yalanla, şovla insanları kandırdığını açık etmiştir. Kendisi, Dev-Yolcuların odasında çalıştırılmış, yetiştirilmiş, ortalığa salınmış bir isimdir. Bu tür kişiler eliyle, Garbis de dâhil, tüm sosyalist hareket, CHP ezgisinin peşine takılmıştır.

Hayırlısı da doğrusu da budur. Zaten kitlesel ve büyük bir yapı vardır. Ne gerek var işçi-köylünün, ezilenin gücünü inşa etmeye. Bu anlamda iltisak, iltihakı doğurmalıdır. Özgür Özel ile meclise yürüyen TİP’li görünümlü il başkanı, “Bu, köleliğe karşı yurttaş olmanın kavgası” demekte, o yurttaşın cebe indirdiği paralara sahip çıkmakta, CHP’nin burjuva ideolojisiyle konuşabilmektedir. Marksizm kirdir, Leninizmse zehir. Bunlardan kurtulmak için CHP ezgisine gerekli sözler döşenilmelidir.

CHP’yle anlaşan, işçi sınıfını ona eski TKP gibi peşkeş çeken EMEP, CHP belediyelerinden gelen imkânlara tavdır, onlara köledir. Yurttaş ev köleleri, “efendimizin evi yanıyor” diye CHP binasına koşmuşlardır. Ama bu koşu, eksik ve cılızdır. Sosyalist hareket, tümüyle CHP’ye iltihak etmelidir. Kurtuluşumuz buradadır. Tarla fareleri, tarla ile birlikte ateşe verilmelidir. O bozgunculara, isyancılara, nifak tohumlarına alan tanınmamalıdır.

Neticede “bizim bu işlerle alakamız yok” yalanını tabanına inandıran TKP, siyasetini CHP’ye göre ayarladığını, yayınlarını bu içerikle yürüttüğünü gizleyebilmektedir. Önceki yazıda kullanılan görsel Cumhuriyet gazetesindeki yoldaşlarından alınmış, oraya küfür ve eleştiri döşenmeyenler, bu becerilerini bize gösterme gereği duymuşlardır. O görsele TKP ismini ekleyen, Cumhuriyet gazetesidir.

Okuyan, tabanına tüm virajları, tüm yalanları, tüm reformizmi yutturma becerisini CHP içinde sergilemelidir. En önemli teorisyeni eski Birikimci Fatih Yaşlı, butlan sonrası “CHP Mansur Yavaş’ı cumhurbaşkanı olarak atasın” demiştir. Ama ne Barış Yıldırım, ne Fatih Yaşlı, ne de Orhan Gökdemir, CHP binalarına yönelik saldırıda faşizmin karşısına dikilmiştir.

Herkes, sosyal medyasından CHP’ye akıl verme yarışındadır. Bu yarışın emekçi halka bir hayrı yoktur. Kollar sıvanmalı, CHP’ye ölümüne sahip çıkılmalıdır. Neticede tek siyasetimiz, sandığa oy pusulası atmaktan ibarettir. CHP de giderse boşluğa düşeriz, işlevsizleşir, bunalıma gireriz!

“Egemen sınıflar, son derece örgütlü olduğu için birlik şarttır. Sermaye, sınırları kolaylıkla aşıyor; devletler baskı ve kemer sıkma politikalarını koordine ediyor; gerici ideolojiler, güçlü medya ve kurumsal ağlar aracılığıyla takviye ediliyor. Bu yoğunlaşmış güce karşı, dağınık ve sekter sol oluşumlar, dönüştürücü bir projeyi ilerletmek bir yana, işçileri ve köylüleri etkili bir şekilde savunamazlar. İşçiler, sömürüyü kolektif olarak deneyimliyorlar, dolayısıyla, tepkileri de kolektif olmalı.”[3]

Nesneli ve kolektifi CHP eşiğinde, onun için terk eden sosyalist hareket, nesnelin karşısına öznelliğini; kolektifin karşısına bireyliğini çıkartmayı öğrenmiştir. Bu öznelliğin ve bireyliğin CHP’nin kurtuluş mücadelesine bir hayrı olmayacaktır. Kadıköy’de çekilmiş bir belgeselde “ben günde 9 bira içiyorum, içtiğim sürece sorun yok. İçemediğim gün Avrupa’ya giderim” diyen gence örgütlenen sosyalist hareket, bu nazlanmaya son vermeli, CHP’li olmalıdır.

Sosyalist hareket, yan yana değil, yana yana ilerlemelidir. Madem bir ateş yanıyor, kendisini o ateşe atabilmelidir. Sosyal medyadaki sığınaklarından, bar köşelerinden, evlerinin lüks odalarından, bacak arasındaki haz noktalarından çıkıp halkın çilesine ve derdine, daha doğrusu, Özgür Özel’in gözyaşlarına, İmamoğlu’nun alnındaki ecel terlerine ortak olabilmelidir. “Kurtu luş yook tekba şına, yahep bera ber yahiç biri miz!”

Eren Balkır
25 Mayıs 2026

Dipnotlar:
[1] “Fikret Kızılok”, 7 Ağustos 2024, X.

[2] “Amerikancı kanat”, 22 Mayıs 2026, X.

[3] Vijay Prashad, “The Need for Global Left Unity”, 22 Mayıs 2026, VP.

0 Yorum: