24 Mayıs 2026

,

Borsanın ve Doların Solcuları

“İmamoğlu dolara iyi geldi” diyen Sol Parti, doların örgütüdür.

Butlan kararının verildiği gün “Borsa çöktü” diye haber yapan TKP, borsanın örgütüdür.[1]

Gelgelelim, o borsa ve o dolar, solcuların beklediği tepkiyi göstermemiştir. Bilâkis, İş Bankası, Sabancı ve Koç’un hisselerinin değeri artmıştır.

“Batmakta olan ekonomi”yi özne, kendini nesne kılan sosyalist hareket, her gün rezil olmakta, ekonomiyi suyun yüzünde tutma “beceri”sini gösteren AKP’yi yüceltip beslemektedir. Özneliğini burjuva iktisadı üzerinden kuranların burjuvaziye teslim olmaları kaçınılmazdır. Ekonomizm, her yerde aynı sonucu üretir.

“Marksist” ekonomi uzmanları, ABD’den ve AB’den medet ummuşlardır. DİSK eğitim uzmanı Gaye Yılmaz ve ÖDP başkanı Hayri Kozanoğlu, IMF övebilmiştir. Her şeyin ve herkesin bahanesi de AKP’dir. AKP sayesinde herkes, liberal olduğu gerçeğini ifşa edebilme imkânına kavuşmuştur. Kimse, gitmesini isteyemez.

Bugün solcular, içten içe, hâlâ borsanın ve doların AKP’yi götüreceğini düşünmektedir. Borsayı ve doları yoldaş belleyen solcular, artlarındaki gücün uzantıları olmayı içlerine sindirmişlerdir. Kitlelerle güç olma derdi olmayanların bel bağladıkları yer, borsa ve dolardır.

Küçük ve az olan burjuvazinin peşinden gitmenin bedelini ödeyen sosyalist hareket için burjuva devrimi hiç bitmez.[2] Burjuva politikası, hep günceldir. Burjuva kültürü, her daim yücededir. “Burjuvazi, yüz yıl önce devrimciydi ama şimdi gerici sınıftır” diyen, diyebilen Lenin, artık gericidir. O çentik silinmiştir. Az ve öz güç olarak burjuvaziye dair övgüler, sosyalist hareketi CHP’nin eşiğine bağlamıştır.

Sosyalist hareketi bitiren, CHP simyacılığıdır. O, bitmek istediği için bitmiştir. O; küçük, az ve öz olmak istediği için kitlelere, halka, işçi sınıfına sırtını dönmüştür. Sosyalist hareketin devrim diye bir menzili, sosyalizm diye bir ufku olamaz. CHP üzerinden yapılan hesapların hepsi boş ve yalandır.

CHP’yi cephe, kendisini parti görenlerle; CHP’yi parti, kendisini cephe görenler, CHP binasının önüne giden sosyalist örgütler, kurultayda delegeleri satın almak için kullanılan para dolu poşetlerin örgütleridir. Artık bu olgu tescillenmiş, kayda geçmiştir. Kendisine karşı gelecek kişiyi iş imkânı, para, makam ile satın almaya alışmış sosyalist şefler, CHP’ye yönelik saldırıyı üzerlerine almışlardır. Alınganlıkları haklı ve meşrudur. Kendi yoldaşlarının peşine ajan takan, kendi yoldaşlarının dedikodusunu yapan sosyalist şefler, İmamoğlu’yu kendilerine dert edinmişlerdir. Bu da doğal bir sonuçtur.

Hiçbiri, Ankara 1 Mayıs’ında sahneye zoraki çıkartılan maden işçilerini önemsememektedir. O yüzden “sarı sendikaları” eleştirdiği vakit o maden işçisinin elindeki mikrofon, zorla çekilip alınmıştır.

Bu sol, “Bilgi Üniversitesi, arazisine çökmek için kapatıldı” der ama o arazinin vaktiyle millete telefondan seks ve erotizm sohbetleri dinletip köşeyi dönen bir TKP’liye nasıl ve kimlerce verildiğini, o okulun ideolojik anlamını ve yerini sorgulamaz.

Ankara sokaklarında Nazi işareti yapıp dolaşan bir çete varsa TKP, bu çeteyle ilgili olarak hukuk yoluna başvurur, ama kendi içinde o Nazilere karşı mücadelenin ürettiği marşları satar. Aynı TKP, fiili yönelimini eleştirip ayrılan eski yoldaşlarına demir sopalarla pusu kurar. Nazilerse buğulu gözlerle savcıya şikâyet edilir.

CHP’ye kol kanat geren sosyalist hareket, bunu CHP kitlesini önemsediği için yapmaz. Bu örgütlerin CHP kitlesiyle ilgili öngörüleri, hesapları ve değerlendirmeleri de yalandır. Bu süreçte açığa çıkan yolsuzluktan, kirden, şaibeden rahatsız olan CHP kitlesi, dolar ve borsa gibi, butlana beklenen tepkiyi göstermemiş, CHP eylemleri, sosyalist örgütlerin kadrolarına doğru daralmıştır. Bu açıdan sosyalist hareket, yüz bin dolarla tatil yapanların, 600.000 TL’ye kiralık villada oturanların, belediye yolsuzluklarının, uyuşturucu ve fuhuş partilerinin uzantısı olduğunu kabul etmiştir.

Butlana sebep olan dava sürecini başlatan, AKP değil, CHP’lilerdir. Yolsuzluğun, delegelere verilen paraların peşine düşen, CHP’li yöneticilerdir. Kitleleri iç kavgaya AKP üzerinden figüran kılanlar, o rüşvetlerin kaynağının hizmetçisidirler.

Şu görülmüştür: sosyalist hareketin ufku ve menzili, borsaya ve dolara iyi gelen bir CHP iktidarıdır. Bu sol, borsanın ve doların savaş açtığı Küba için hiçbir şey yapamaz. O, devrim öncesi cumhuriyetin savunucusudur.[3] O yüzden vaktiyle TKP, devrim öncesi Küba’nın simgesi olan bir pavyonun ismini açtığı bara (Cubana) vermiştir!

Bugün utanmadan sıkılmadan bu CHP siyasetiyle bir alakalarının olmadığını söyleyen TKP'ciler, seçim öncesi Kılıçdaroğlu ile bizzat ruberu görüşen Kemal Okuyan tarafından verilen sözü açıklamalıdır.

Bugünkü sosyalist hareket, “Ekim Devrimi ve Lenin sapmaydı. İlerleme süreci, kaptalist gelişim kesintiye uğramamalı” fikrine vahiy gibi iman etmektedir. “Örgüt olduk birey olamadık” diyen sol, “geri kalmış ülkede sosyalizm olmaz” önermesine bağlanmıştır. Birey olanlar, CHP liberalizmine kul, CHP sosyal demokrasisisine köle olmuşlardır. Sadece imaj üzerinden fark konulabilmektedir. O yüzden, saygı duymadığı CHP binasına, Özgür Özel’in yanına giden Önder İşleyen, “sen Kılıçdaroğlu’ndan genç oluşunu satıyorsun ama bak ben kot ceket pantolonla geliyorum n’aber kanka!” demektedir. Erkan Baş ve EHP başkanı Hakan Öztürk’ün şortla gitmesi şarttır! İmajla avlamayı düşündükleri kitleler değil, bireydir. Bu sosyalistler; kitlelerden, hele ki işçi, ezilen ve yoksul halk kitlelerinden korkarlar, nefret ederler. Dijital, kentsel, yeşil dönüşüm; o korku ve nefretin üzerini örtmektedir.

Barış Yıldırım ve ESP, “faşizme karşı birleşelim” derken, kitlelere değil, liberal bireylere seslenmektedir. Her şeye her fırsatta “faşizm” diyenlerin faşizmle mücadeleleri de tartışmalıdır. Faşizme karşı bireyle ve birey için mücadele edil(e)mez. Faşizmi genele teşmil eden irade, liberalin iradesidir. Bu solcular, Sovyetler’i emperyalist, komünist partiyi faşist bilen liberallerin soyundandır. Kemal Okuyan, o nedenle AKP’nin bir devrim yapmış gibi hareket ettiğini söylemektedir. Devrimin otoriterliği, karşı-devrimin otoriterliği ile birlikte çöpe atılmaktadır. Sol, dolara ve borsaya yaranmanın, onlara hoş görünmenin derdindedir.

İmamoğlu’nu önder belleyen bu solcular, borsanın ve doların solcularıdır. Tek dertleri bunlardır. Ne düşünüyorlarsa, ne yapıyorlarsa, dolar ve borsa içindir. Özgürlük ile ilgili tanımları bu iki güce tabidir. Eşitlik anlayışları, emperyalizmin düzleyiciliğine bağlıdır. Eşitlik, özgürlük derken gidip burjuvaziyle kardeşleşmişlerdir.

Denilir ki 1848, proletaryanın burjuvaziden ayrıştığı momenttir.[4] Bugün sosyalist hareketin tarihinde ve zihninde böylesi çentiğe, ayraca ve kopuşa yer yoktur. 1917 zaten çoktan silinmiştir. Orak çekiç, bireyin hezeyanları, zevkleri, çıkarlarına göre dönüştürülmüştür. 

Eren Balkır
23 Mayıs 2026

Dipnotlar:
[1] “Ekonomide Çifte Kırılma”, 21 Mayıs 2026, Sol.

[2] Doğuş Çakan, “Burjuva Komünizmin Şafağı mı?, 4 Mayıs 2026, TvP.

[3] Jorge Enrique Jerez Belisario, “Geçmişi Yeniden Yazarak Geleceği Öldürmek”, 20 Mayıs 2026, İştiraki.

[4] Jérémie Daire, “1848: Proletaryanın Burjuvaziden Ayrıştığı Yıl”, 31 Ocak 2022, İştiraki.

0 Yorum: