16 Mayıs 2026

, ,

“Solcu” Arap Milliyetçiliği Hareketi


Necati Sıtkı (Mustafa Sadi), 1925-1928 yılları arasında Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) genç bir Filistinli olarak üç yıl eğitim gördü. Filistin’e döndükten sonra, o zamanlar büyük ölçüde Yahudi olan Filistin Komünist Partisi’nde Arapların önde gelen sesi oldu. Bu makale, Manda yönetimi yetkilileri tarafından tutuklanmasından hemen önce yazılmıştır. Yazı sebebiyle iki yıl hapis yatan Sıtkı, 1934’te Paris’e taşındı. Burada Komintern’in Arapça olarak yayınladığı The Arab East [“Arap Doğu”] dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Tutuklanıp sınır dışı edildikten sonra Özbekistan’a gitti. Burada önde gelen komünistlerle ilişki kurdu. Bu komünistler, Zinovyev Muhalefeti’nden arta kalan çevreye yakın isimlerdi. Necati Sıtkı, İspanya İç Savaşı’nda savaşan dört Filistinli Arap’tan biriydi. Ağustos 1936’da Fas’a giden Sıtkı, Franco karşıtı propaganda faaliyetlerine katkı sundu. Sonrasında Cezayir’de anti-faşist bir radyo istasyonu işletti. Anti-faşizmi, 1939’da Alman-Sovyet Paktı’nın imzalanmasıyla partiden ayrılmasına yol açtı. Savaştan sonra yazar ve gazeteci oldu. İslam’ın faşizmle bağdaşmazlığı konusunda bir çalışma kaleme aldı.

Aşağıda Communist International [“Komünist Enternasyonal”] dergisinin 7. cildinin 13. sayısında yayınlanan, milliyetçi hareket içerisinde yaşanan ayrışmayı ve bu gelişme konusunda partinin alması gereken tavrı ele alan makalesine yer veriliyor.

* * *

 

Filistin Arapları içerisinde oluşan sol milliyetçilik (Hamdi Hüseyni grubu) hem örgütlenme hem de ideoloji açısından sürekli bir gelişim ve değişim süreci içindedir. Bu sürece özel önem verilmesi ve Filistinli sol milliyetçiler arasında bu ayrışmaya yol açan nedenlerin incelenmesi gerekmektedir. Filistin Komünist Partisi, bu sayede Hamdi grubuna karşı izlemesi gereken politika ve taktikleri belirleme imkânına kavuşacaktır.

Hamdi grubu, Filistin siyasi hayatına, 1928’de Arap Milliyetçilerinin Altıncı Kongresi’nde bağımsız bir siyasi grup olarak dâhil oldu. Bu grup, bir yandan genç Arap sanayi burjuvazisinin çıkarlarını, diğer yandan ise Arap aydınlarının bir kesiminin ve memnuniyetsiz küçük burjuva kitlelerinin çıkarlarını temsil ediyordu. Arap Milliyetçilerinin Altıncı Kongresi’nin sol kanadı olarak teşekkül eden örgüt, ticaret burjuvazisinin ve toprak sahiplerinin çıkarlarını temsil eden Kongre’nin sağ kanadına karşı aktif bir mücadele yürüttü.

Altıncı Arap Milliyetçileri Kongresi, Filistin Arap Milliyetçi hareketinin sağ kanadının birlik kongresiydi. Bu birleşme, “Yüksek Müslüman Konseyi” destekçileri ile bu konseyin muhalifleri, yani Kongre öncesinde İngiliz emperyalizmine karşı “işbirliği yapmama” politikası izleyen Arap Yürütme Komitesi arasındaki bölünmenin giderilmesi üzerinden gerçekleşti. Söz konusu kongrede ezici çoğunluk, anti-emperyalist tutumunu değiştirdi ve aşağıdaki kararı kabul etti:

“On yıllık ‘işbirliği yapmama’ politikası, milliyetçi hareket açısından işe yaramaz olduğunu kanıtladı. Siyonistler, mevcut durumumuzu istismar ediyor ve giderek daha çok manda yönetimine yaklaşıyorlar. Bu nedenle, ‘emperyalizmle işbirliği yapmama’ politikasını İngilizlerle işbirliği yönünde değiştirmek ve işbirliği yapmama faaliyetini Siyonizmle mücadeleyle sınırlamak gerekmektedir.”

Bu karar oylamaya sunulduğunda, Hamdi ve destekçileri, şiddetli bir protesto gösterisi düzenlediler ve “Moskova ajanları” olarak görüldükleri için kongre salonundan atılmanın eşiğine geldiler. Kongrenin sona ermesi ardından Hamdi, milli reformizme karşı mücadeleye girişti. “Belsiratü’l-Müstakim” (“Doğru Yol”) gazetesini çıkarmaya başladı ve giderek gidişattan hoşnut olmayan daha fazla sayıda anti-emperyalist aydını etrafına topladı. Bu, Arap burjuvazisinin ihanetinden ve hareketin anti-emperyalist mücadeleden Balfour Deklarasyonu karşıtı mücadeleye geçmesinden sonra Araplar içerisinde gelişen sol milliyetçi hareketin tarihindeki ilk aşamaydı. Bu aşama, 1930’a kadar sürdü. İlgili aşamanın ana niteliğini, sol milliyetçilerin manda yönetimine ve milli reformize karşı kesintisiz bir biçimde verdikleri mücadele tayin etti.

Bu dönemde sol milliyetçiler, Arap ülkelerinin milli kurtuluş hareketine gerçek bir özveri ve bağlılık gösterdiler. Filistin ayaklanması sırasında oldukça önemli bir rol oynadılar. Arap kitlelerini öncelikle İngiliz emperyalizmine karşı mücadele etmeye ve Arap burjuvazisinin veya Siyonist sömürgecilerin dini ve milli provokasyonlarına kapılmamaya açıktan çağıran ilk kişiler oldular. Bu nedenle hapse atıldılar ve liderleri Hamdi, bir yıl süreyle Nasıra şehrine sürgün edildi.

Sol milliyetçilerin hareketi, onu tek kurtarıcıları olarak gören emekçi halk kitlelerinin gözünde Hamdi’nin itibarını yükseltti. Başta aydınlar olmak üzere, kitleler, onunla konuşmak ve tavsiyesini almak için Arap coğrafyasının her yerinden sürekli olarak sürgün edildiği yere akın etti. İngiliz emperyalistleri, Hamdi’yi “serbest bırakmak” ve onu memleketi Gazze’ye göndermek zorunda kaldılar. Bu “serbest bırakma” kararında asıl amaç, onu Suriye, Irak ve Ürdün yolunda bulunan Nasıra şehrinden uzaklaştırmak ve onu daha da uzak, çölle çevrili Güney Filistin’in ücra bölgelerindeki Gazze şehrine sürgün etmekti. Böylece sola meyilli milliyetçi Arapların onunla istişare etmesini daha da zorlaştırmak amaçlanmıştı. Hamdi grubunun Arap ülkelerinin bağımsızlığı ve birliği için verdiği bu iki yıllık mücadele, daha önce de belirtildiği gibi, sol Arap milliyetçilerinin hareketinin ilk aşamasını ifad eder. Örgütlülükten uzak olan bu mücadele, tekil gösterilerle ilerledi ve esas olarak partiden, programdan ve kitlelerden mahrumdu.

Hamdi grubunun hareketinin ikinci aşaması, aslında bu grubun kaderini belirleyecek bir aşamaydı. Hamdi ve destekçileri bir yol ayrımındaydı, hangi tarafı seçeceklerini bilmiyorlardı: işçilerin ve fellah Bedevi kitlelerinin tarafını mı, yoksa hain milli burjuvazinin tarafını mı? Hangi sloganları öne süreceklerini de bilmiyorlardı, çünkü milli reformistler de artık çok ucuz hale gelmiş olan “İsteklâltan” (“Tam Bağımsızlık”) ve “Hurriye” (“Özgürlük”) sloganlarını kullanıyorlardı. Hamdi ve grubu, milliyetçi hainler kampından farklı olduklarını göstermeye çalışmak zorundaydı. Bu yöndeki çabaları, Arap işçilerinin ve köylülerinin çıkarlarının “savunulması”, emperyalizmin ve Arap aristokrasisinin boyunduruğundan “kurtuluşları” için verdikleri mücadelede somut bir ifadeye kavuştu. Hamdi, Miratü’ş-Şark (“Doğunun Aynası”) gazetesinin muhabiriyle yaptığı röportajda şunları söyledi:

“Emperyalistler, milli kurtuluş hareketine karşı savaşmak için bahane bulmak amacıyla bizi sürekli komünizmle suçluyorlar. Arap işçilerinin ve köylülerinin çıkarlarını savunduğumuz için bizi komünizmle suçluyorlar. İşçilerin ve köylülerin kendilerinin halkı oluşturduğunu, bizim halkın kurtuluşu için, emperyalizme karşı, geçmişte Türk iktidarının elinde bir silah olan, şimdi ise manda yönetiminin eline geçen Arap aristokrasisine karşı mücadele ettiğimizi anlamıyorlar.”

Birinci Arap Konferansı’nın toplanması sırasında Hamdi, birden “proleter” oluverdi ve konferansa Arap işçilerine seslendiği bir telgraf gönderdi:

“Yabancı unsurların işlerinize karışmasına izin vermeyin. Sınıf çıkarlarınızı kendiniz savunmalısınız. Ülkemizin bağımsızlığının temeli yalnızca sizsiniz.”

Bu sözler neyi ifade ediyor? Bu sözler, onun kendi çizgisini Arap milliyetçi hainlerinin çizgisinden ayırma arzusunu, kitleler için, Arap işçi ve köylülerinin, Arap nüfusunun küçük burjuva kesiminin hareketinin hegemonyası için, Filistin Komünist Partisi’nin etkisini ve liderliğini ortadan kaldırmak için mücadeleye başladığını ifade ediyor.

Burjuva ideolojisiyle yoğrulmuş, aristokrat bir çevreden gelen ve toprak sahiplerinin toprak üzerindeki mülkiyetini savunan bir adam olarak Hamdi, bu konuşmayı yaparken, tarım devrimi sloganına katılmadı. Bu sloganın “erken” olduğunu, şu anda Arap köylülerinden alınan vergilerin kaldırılması gibi reform vaatleriyle yetinmenin yeterli olduğunu düşündü. Bu konuda uzun süre tereddüt etti. Filistin’deki siyasi olayların tüm seyrini belirleyen, sürekli çatışmalara yol açan ve bu yıl içinde Filistin’deki Arapların ayaklanmasına neden olan en ciddi konularda tamamen belirsiz bir tutum sergiledi.

Şu anda Hamdi ve grubunun devrim ve karşı devrim kampları arasındaki tereddütleri sona ermiştir. Solcu Arap milliyetçilerinin yaşam ve faaliyetlerinde üçüncü aşama, bölünme ve farklılaşma aşaması başlamıştır. Sol milliyetçiler, sağ ve sol olarak bölünmüştür. Hamdi, artık sol milliyetçilerin sağ kanadının başındadır. “Halkın dostu” olmaktan çıkmış, polisin ve Arap kompradorlarının dostu, İngiliz emperyalizminin uşağı haline gelmiştir. Artık Arap diyarında Antiemperyalist Birlik’in sekreteri olma görevini elinin tersiyle itmektedir. Filistin Komünist Partisi’ne karşı “güvensiz” bir tavır takınmakta, partinin faaliyetlerinin kendi kontrolüne girmesini talep etmektedir. Komünizmden her geçen gün daha da uzaklaşmakta, komünizmin aslında bir tehlike oluşturduğunu söylemektedir. Evinde arama yapmak için gelen polis ve casusları çay ve bisküviyle ağırlamaya başlamıştır.

Peki sol milliyetçiler arasında neden bir bölünme yaşandı? Bir kesim, neden işçilere ve köylülere, diğer kesim ise milli reformistlere bağlı kaldı? Şüphesiz ki bu bölünmenin, özellikle tarım sorununun ve çözüm için mücadele yöntemlerinin temel prensiplerine dayanan, derin kökleri olan nedenleri vardır. Filistin’deki büyüyen tarım krizi, köylü kitlelerinin sürekli yoksullaşması, Siyonistlerin Arap köylülerinin topraklarına el koyması ve Arap toprak sahiplerinin acımasız vergilendirme ve sömürü politikası koşullarında, Hamdi ve destekçilerinin tarafsız kalması beklenemezdi. Kendileri için iki yoldan birini seçmek zorundalar: ya toprağı işleyen köylülerden ya da toprak sahiplerinden yana saf tutacaklar. Hamdi grubu tam da bu temelde ayrışma yaşadı.

Hamdi grubunun sol kanadı, “toprak köylülere” sloganıyla hemfikirdir. Emperyalizm ve Arap toprak sahipleriyle aktif bir mücadele yürütmektedir. Bu nedenle, Hamdi’den ayrılmış ve milli reformizmden tümüyle kopmuştur. Amaçlarına ancak işçi ve köylü kitleleriyle birleşerek, Filistin’de işçi sınıfı ve köylülüğün diktatörlüğü için mücadele ederek ulaşabileceğini anlamıştır.

Hamdi grubunun sol kesiminin ideolojik konumunu tanımlamak için, Hamdi’nin eski sağ kolu olan kişinin Filistin Komünist Partisi’nin merkezi yayın organı olan İlelemam (“İleri”) yayımlanan makalesinden şu alıntıya yer vermek yerinde olacaktır: Filistinli fellahların konumunu analiz eden yazar, şöyle diyor:

“Bizzat tanıdığım bir tüccar, tek bir köye beş yıl süreyle 500 sterlin borç vermişti. Belirlenen sürenin sonunda bu meblağ, 41.800 sterline çıktı. Aşırı yüksek faiz nedeniyle köy halkı, tüm ürünlerini satmak zorunda kaldı, hatta bazıları tüm mallarını sattı, ancak gene de borcu ödeyemediler. Köylülerimiz kıtlıktan kırılıyor, emperyalistler kanlarını emiyor, Arap feodal beyleri halkın çıkarlarına ihanet ediyorlar. Bu durumu ancak devrim değiştirebilir.”

Bu durum, Hamdi Hüseyin grubunun sağ ve sol kanatları arasında tarım sorunu konusunda ne kadar büyük bir zıtlık olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Filistin Komünist Partisi, her iki kanada karşı doğru bir tutum benimseyebilmek için ilkeler ve taktikler konusunda gerekli sonuçları çıkarmalıdır. Filistin Komünist Partisi, şimdi Hamdi’yi ve tüm sağcı unsurları, emperyalizm ve milli reformizm karşısında teslim olanlar, Arap nüfusunun ezici çoğunluğunun, yani köylü kitlelerinin temel çıkarlarına ihanet edenler olarak ifşa etmeye başlamalıdır.

Öncelikle, Arap emekçi kitlelerini, teslimiyetçilerin kullanmaya devam edeceği sol söylemlere karşı uyarmalı, aynı zamanda Hamdi grubunun sol kanadına karşı esnek taktikler benimsemeli, onları özellikle Antiemperyalist Birlik’in çalışmalarına dâhil etmeli, köylü ve Bedevi kitleleri arasında çalışmalarında mümkün olan en geniş ölçüde kullanmalı, geniş kitlesel anti-emperyalist örgütler kurmalarına yardımcı olmalı ve faaliyetlerini sıkı bir şekilde kontrol etmelidir. Filistin Komünist Partisi, İngiliz emperyalizmine, Siyonizme, Arap feodal ve komprador unsurlara karşı kararlı mücadele için Arap kitleleri arasında konumunu güçlendirmek amacıyla bu devrimci güçleri ancak bu şekilde kontrol altında tutabilir.

Necati Sıtkı
1 Aralık 1930
Kaynak

0 Yorum: