Necati
Sıtkı (Mustafa Sadi), 1925-1928 yılları arasında Doğu Emekçileri Komünist
Üniversitesi’nde (KUTV) genç bir Filistinli olarak üç yıl eğitim gördü.
Filistin’e döndükten sonra, o zamanlar büyük ölçüde Yahudi olan Filistin
Komünist Partisi’nde Arapların önde gelen sesi oldu. Bu makale, Manda yönetimi
yetkilileri tarafından tutuklanmasından hemen önce yazılmıştır. Yazı sebebiyle
iki yıl hapis yatan Sıtkı, 1934’te Paris’e taşındı. Burada Komintern’in Arapça
olarak yayınladığı The Arab East [“Arap Doğu”] dergisinin yayın
yönetmenliğini üstlendi. Tutuklanıp sınır dışı edildikten sonra Özbekistan’a
gitti. Burada önde gelen komünistlerle ilişki kurdu. Bu komünistler, Zinovyev
Muhalefeti’nden arta kalan çevreye yakın isimlerdi. Necati Sıtkı, İspanya İç
Savaşı’nda savaşan dört Filistinli Arap’tan biriydi. Ağustos 1936’da Fas’a giden
Sıtkı, Franco karşıtı propaganda faaliyetlerine katkı sundu. Sonrasında Cezayir’de
anti-faşist bir radyo istasyonu işletti. Anti-faşizmi, 1939’da Alman-Sovyet
Paktı’nın imzalanmasıyla partiden ayrılmasına yol açtı. Savaştan sonra yazar ve
gazeteci oldu. İslam’ın faşizmle bağdaşmazlığı konusunda bir çalışma kaleme
aldı.
Aşağıda
Communist
International [“Komünist Enternasyonal”] dergisinin 7. cildinin 13. sayısında
yayınlanan, milliyetçi hareket içerisinde yaşanan ayrışmayı ve bu gelişme
konusunda partinin alması gereken tavrı ele alan makalesine yer veriliyor.
* * *
Filistin
Arapları içerisinde oluşan sol milliyetçilik (Hamdi Hüseyni grubu) hem
örgütlenme hem de ideoloji açısından sürekli bir gelişim ve değişim süreci içindedir.
Bu sürece özel önem verilmesi ve Filistinli sol milliyetçiler arasında bu ayrışmaya
yol açan nedenlerin incelenmesi gerekmektedir. Filistin Komünist Partisi, bu
sayede Hamdi grubuna karşı izlemesi gereken politika ve taktikleri belirleme
imkânına kavuşacaktır.
Hamdi
grubu, Filistin siyasi hayatına, 1928’de Arap Milliyetçilerinin Altıncı
Kongresi’nde bağımsız bir siyasi grup olarak dâhil oldu. Bu grup, bir yandan
genç Arap sanayi burjuvazisinin çıkarlarını, diğer yandan ise Arap aydınlarının
bir kesiminin ve memnuniyetsiz küçük burjuva kitlelerinin çıkarlarını temsil
ediyordu. Arap Milliyetçilerinin Altıncı Kongresi’nin sol kanadı olarak teşekkül
eden örgüt, ticaret burjuvazisinin ve toprak sahiplerinin çıkarlarını temsil
eden Kongre’nin sağ kanadına karşı aktif bir mücadele yürüttü.
Altıncı
Arap Milliyetçileri Kongresi, Filistin Arap Milliyetçi hareketinin sağ
kanadının birlik kongresiydi. Bu birleşme, “Yüksek Müslüman Konseyi”
destekçileri ile bu konseyin muhalifleri, yani Kongre öncesinde İngiliz
emperyalizmine karşı “işbirliği yapmama” politikası izleyen Arap Yürütme
Komitesi arasındaki bölünmenin giderilmesi üzerinden gerçekleşti. Söz konusu kongrede
ezici çoğunluk, anti-emperyalist tutumunu değiştirdi ve aşağıdaki kararı kabul
etti:
“On yıllık ‘işbirliği
yapmama’ politikası, milliyetçi hareket açısından işe yaramaz olduğunu
kanıtladı. Siyonistler, mevcut durumumuzu istismar ediyor ve giderek daha çok
manda yönetimine yaklaşıyorlar. Bu nedenle, ‘emperyalizmle işbirliği yapmama’
politikasını İngilizlerle işbirliği yönünde değiştirmek ve işbirliği yapmama
faaliyetini Siyonizmle mücadeleyle sınırlamak gerekmektedir.”
Bu
karar oylamaya sunulduğunda, Hamdi ve destekçileri, şiddetli bir protesto
gösterisi düzenlediler ve “Moskova ajanları” olarak görüldükleri için kongre
salonundan atılmanın eşiğine geldiler. Kongrenin sona ermesi ardından Hamdi, milli
reformizme karşı mücadeleye girişti. “Belsiratü’l-Müstakim” (“Doğru Yol”)
gazetesini çıkarmaya başladı ve giderek gidişattan hoşnut olmayan daha fazla
sayıda anti-emperyalist aydını etrafına topladı. Bu, Arap burjuvazisinin
ihanetinden ve hareketin anti-emperyalist mücadeleden Balfour Deklarasyonu
karşıtı mücadeleye geçmesinden sonra Araplar içerisinde gelişen sol milliyetçi
hareketin tarihindeki ilk aşamaydı. Bu aşama, 1930’a kadar sürdü. İlgili aşamanın
ana niteliğini, sol milliyetçilerin manda yönetimine ve milli reformize karşı
kesintisiz bir biçimde verdikleri mücadele tayin etti.
Bu
dönemde sol milliyetçiler, Arap ülkelerinin milli kurtuluş hareketine gerçek
bir özveri ve bağlılık gösterdiler. Filistin ayaklanması sırasında oldukça
önemli bir rol oynadılar. Arap kitlelerini öncelikle İngiliz emperyalizmine
karşı mücadele etmeye ve Arap burjuvazisinin veya Siyonist sömürgecilerin dini
ve milli provokasyonlarına kapılmamaya açıktan çağıran ilk kişiler oldular. Bu
nedenle hapse atıldılar ve liderleri Hamdi, bir yıl süreyle Nasıra şehrine
sürgün edildi.
Sol
milliyetçilerin hareketi, onu tek kurtarıcıları olarak gören emekçi halk kitlelerinin
gözünde Hamdi’nin itibarını yükseltti. Başta aydınlar olmak üzere, kitleler,
onunla konuşmak ve tavsiyesini almak için Arap coğrafyasının her yerinden
sürekli olarak sürgün edildiği yere akın etti. İngiliz emperyalistleri, Hamdi’yi
“serbest bırakmak” ve onu memleketi Gazze’ye göndermek zorunda kaldılar. Bu “serbest
bırakma” kararında asıl amaç, onu Suriye, Irak ve Ürdün yolunda bulunan Nasıra
şehrinden uzaklaştırmak ve onu daha da uzak, çölle çevrili Güney Filistin’in
ücra bölgelerindeki Gazze şehrine sürgün etmekti. Böylece sola meyilli
milliyetçi Arapların onunla istişare etmesini daha da zorlaştırmak
amaçlanmıştı. Hamdi grubunun Arap ülkelerinin bağımsızlığı ve birliği için
verdiği bu iki yıllık mücadele, daha önce de belirtildiği gibi, sol Arap milliyetçilerinin
hareketinin ilk aşamasını ifad eder. Örgütlülükten uzak olan bu mücadele, tekil
gösterilerle ilerledi ve esas olarak partiden, programdan ve kitlelerden
mahrumdu.
Hamdi
grubunun hareketinin ikinci aşaması, aslında bu grubun kaderini belirleyecek
bir aşamaydı. Hamdi ve destekçileri bir yol ayrımındaydı, hangi tarafı
seçeceklerini bilmiyorlardı: işçilerin ve fellah Bedevi kitlelerinin tarafını
mı, yoksa hain milli burjuvazinin tarafını mı? Hangi sloganları öne
süreceklerini de bilmiyorlardı, çünkü milli reformistler de artık çok ucuz hale
gelmiş olan “İsteklâltan” (“Tam Bağımsızlık”) ve “Hurriye”
(“Özgürlük”) sloganlarını kullanıyorlardı. Hamdi ve grubu, milliyetçi hainler
kampından farklı olduklarını göstermeye çalışmak zorundaydı. Bu yöndeki
çabaları, Arap işçilerinin ve köylülerinin çıkarlarının “savunulması”,
emperyalizmin ve Arap aristokrasisinin boyunduruğundan “kurtuluşları” için
verdikleri mücadelede somut bir ifadeye kavuştu. Hamdi, Miratü’ş-Şark (“Doğunun
Aynası”) gazetesinin muhabiriyle yaptığı röportajda şunları söyledi:
“Emperyalistler, milli
kurtuluş hareketine karşı savaşmak için bahane bulmak amacıyla bizi sürekli
komünizmle suçluyorlar. Arap işçilerinin ve köylülerinin çıkarlarını
savunduğumuz için bizi komünizmle suçluyorlar. İşçilerin ve köylülerin
kendilerinin halkı oluşturduğunu, bizim halkın kurtuluşu için, emperyalizme
karşı, geçmişte Türk iktidarının elinde bir silah olan, şimdi ise manda
yönetiminin eline geçen Arap aristokrasisine karşı mücadele ettiğimizi
anlamıyorlar.”
Birinci
Arap Konferansı’nın toplanması sırasında Hamdi, birden “proleter” oluverdi ve konferansa
Arap işçilerine seslendiği bir telgraf gönderdi:
“Yabancı unsurların
işlerinize karışmasına izin vermeyin. Sınıf çıkarlarınızı kendiniz
savunmalısınız. Ülkemizin bağımsızlığının temeli yalnızca sizsiniz.”
Bu
sözler neyi ifade ediyor? Bu sözler, onun kendi çizgisini Arap milliyetçi
hainlerinin çizgisinden ayırma arzusunu, kitleler için, Arap işçi ve
köylülerinin, Arap nüfusunun küçük burjuva kesiminin hareketinin hegemonyası
için, Filistin Komünist Partisi’nin etkisini ve liderliğini ortadan kaldırmak
için mücadeleye başladığını ifade ediyor.
Burjuva
ideolojisiyle yoğrulmuş, aristokrat bir çevreden gelen ve toprak sahiplerinin
toprak üzerindeki mülkiyetini savunan bir adam olarak Hamdi, bu konuşmayı
yaparken, tarım devrimi sloganına katılmadı. Bu sloganın “erken” olduğunu, şu
anda Arap köylülerinden alınan vergilerin kaldırılması gibi reform vaatleriyle
yetinmenin yeterli olduğunu düşündü. Bu konuda uzun süre tereddüt etti.
Filistin’deki siyasi olayların tüm seyrini belirleyen, sürekli çatışmalara yol
açan ve bu yıl içinde Filistin’deki Arapların ayaklanmasına neden olan en ciddi
konularda tamamen belirsiz bir tutum sergiledi.
Şu
anda Hamdi ve grubunun devrim ve karşı devrim kampları arasındaki tereddütleri
sona ermiştir. Solcu Arap milliyetçilerinin yaşam ve faaliyetlerinde üçüncü
aşama, bölünme ve farklılaşma aşaması başlamıştır. Sol milliyetçiler, sağ ve
sol olarak bölünmüştür. Hamdi, artık sol milliyetçilerin sağ kanadının
başındadır. “Halkın dostu” olmaktan çıkmış, polisin ve Arap kompradorlarının
dostu, İngiliz emperyalizminin uşağı haline gelmiştir. Artık Arap diyarında
Antiemperyalist Birlik’in sekreteri olma görevini elinin tersiyle itmektedir.
Filistin Komünist Partisi’ne karşı “güvensiz” bir tavır takınmakta, partinin
faaliyetlerinin kendi kontrolüne girmesini talep etmektedir. Komünizmden her
geçen gün daha da uzaklaşmakta, komünizmin aslında bir tehlike oluşturduğunu söylemektedir.
Evinde arama yapmak için gelen polis ve casusları çay ve bisküviyle ağırlamaya
başlamıştır.
Peki
sol milliyetçiler arasında neden bir bölünme yaşandı? Bir kesim, neden işçilere
ve köylülere, diğer kesim ise milli reformistlere bağlı kaldı? Şüphesiz ki bu
bölünmenin, özellikle tarım sorununun ve çözüm için mücadele yöntemlerinin
temel prensiplerine dayanan, derin kökleri olan nedenleri vardır. Filistin’deki
büyüyen tarım krizi, köylü kitlelerinin sürekli yoksullaşması, Siyonistlerin
Arap köylülerinin topraklarına el koyması ve Arap toprak sahiplerinin acımasız
vergilendirme ve sömürü politikası koşullarında, Hamdi ve destekçilerinin
tarafsız kalması beklenemezdi. Kendileri için iki yoldan birini seçmek
zorundalar: ya toprağı işleyen köylülerden ya da toprak sahiplerinden yana saf
tutacaklar. Hamdi grubu tam da bu temelde ayrışma yaşadı.
Hamdi
grubunun sol kanadı, “toprak köylülere” sloganıyla hemfikirdir. Emperyalizm ve
Arap toprak sahipleriyle aktif bir mücadele yürütmektedir. Bu nedenle, Hamdi’den
ayrılmış ve milli reformizmden tümüyle kopmuştur. Amaçlarına ancak işçi ve
köylü kitleleriyle birleşerek, Filistin’de işçi sınıfı ve köylülüğün
diktatörlüğü için mücadele ederek ulaşabileceğini anlamıştır.
Hamdi
grubunun sol kesiminin ideolojik konumunu tanımlamak için, Hamdi’nin eski sağ
kolu olan kişinin Filistin Komünist Partisi’nin merkezi yayın organı olan İlelemam
(“İleri”) yayımlanan makalesinden şu alıntıya yer vermek yerinde olacaktır:
Filistinli fellahların konumunu analiz eden yazar, şöyle diyor:
“Bizzat tanıdığım bir
tüccar, tek bir köye beş yıl süreyle 500 sterlin borç vermişti. Belirlenen
sürenin sonunda bu meblağ, 41.800 sterline çıktı. Aşırı yüksek faiz nedeniyle
köy halkı, tüm ürünlerini satmak zorunda kaldı, hatta bazıları tüm mallarını
sattı, ancak gene de borcu ödeyemediler. Köylülerimiz kıtlıktan kırılıyor,
emperyalistler kanlarını emiyor, Arap feodal beyleri halkın çıkarlarına ihanet
ediyorlar. Bu durumu ancak devrim değiştirebilir.”
Bu
durum, Hamdi Hüseyin grubunun sağ ve sol kanatları arasında tarım sorunu
konusunda ne kadar büyük bir zıtlık olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Filistin Komünist Partisi, her iki kanada karşı doğru bir tutum benimseyebilmek
için ilkeler ve taktikler konusunda gerekli sonuçları çıkarmalıdır. Filistin
Komünist Partisi, şimdi Hamdi’yi ve tüm sağcı unsurları, emperyalizm ve milli
reformizm karşısında teslim olanlar, Arap nüfusunun ezici çoğunluğunun, yani
köylü kitlelerinin temel çıkarlarına ihanet edenler olarak ifşa etmeye
başlamalıdır.
Öncelikle,
Arap emekçi kitlelerini, teslimiyetçilerin kullanmaya devam edeceği sol
söylemlere karşı uyarmalı, aynı zamanda Hamdi grubunun sol kanadına karşı esnek
taktikler benimsemeli, onları özellikle Antiemperyalist Birlik’in çalışmalarına
dâhil etmeli, köylü ve Bedevi kitleleri arasında çalışmalarında mümkün olan en
geniş ölçüde kullanmalı, geniş kitlesel anti-emperyalist örgütler kurmalarına
yardımcı olmalı ve faaliyetlerini sıkı bir şekilde kontrol etmelidir. Filistin
Komünist Partisi, İngiliz emperyalizmine, Siyonizme, Arap feodal ve komprador
unsurlara karşı kararlı mücadele için Arap kitleleri arasında konumunu
güçlendirmek amacıyla bu devrimci güçleri ancak bu şekilde kontrol altında
tutabilir.
Necati Sıtkı
1
Aralık 1930
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder