Tunus Komünist Partisi (PCT) Politbüro üyesi Hişam
Şkik, 21/15 dergisinin Mayıs 1983 sayısında PCT’nin İslam’a karşı
tutumunu açıkladı. Şkik’in makalesi, derginin “ilerici İslamcılar”
perspektifinden, İslam ve Marksizm arasındaki ilişkiyi açıklığa kavuşturma amacıyla
hazırladığı dosyanın içinde yer alıyordu.
Şkik, PCT’nin tarihsel olarak dine veya dini
kurumlara düşmanlıkla değil, işbirliğiyle yaklaştığını vurguladığı yazısında,
Komünist Parti’nin kırklardaki bağımsızlık mücadelesi sırasında Tunus ulemasını
ve Kur’an okullarının geleneksel eğitimini desteklemek için çeşitli kampanyalar
yürüttüğünü söylüyordu. Şkik, PCT’nin dini inançlara “tam saygı” gösterdiğini,
üyeleri arasında Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların da bulunduğunu belirtti
(Skik 1983, s. 44-45).
Tartışmaya katılan Utruhat dergisi, 1983
Kasım sayısında, din, devlet ve toplum arasındaki ilişki üzerine bir dosya
yayınladı. Bu dosyada “Marksizm ve Din: Olayları Yeni Bir Perspektife Oturtmak”
başlıklı bir makale de yer aldı. Makale, Tunus Komünist Partisi Birinci Sekreteri Muhammed
Harmel’in 1883’te Karl Marx’ın ölümünün yüzüncü yıldönümü vesilesiyle verdiği bir konferansı ele alıyordu. Marx’ın din
konusundaki görüşüne ilişkin
olarak Harmel, Marksist teori ile yetmişlerde Tunus siyasi arenasında ortaya
çıkan İslamcı hareket arasında potansiyel bir yakınlaşmaya vurgu yapıyordu. Utruhat’taki
makalenin yazarı Harmel’e göre, ateizmle eşanlamlı olmayan Marksizm dine ille
de düşman değildi (Hamami 1983, s. 43). Böylece Utruhat bir
yakınlaşmadan bahsetmiş oluyordu.
PCT içindeki ve Tunus siyasi İslamcılığına bağlı gruplar, siyasi görüşlerini değiştirdiler, böylece siyasi bir yakınlaşmanın
mümkün olabileceğine dair ipuçları verdiler. Bu girişimler Utruhat dergisince
eleştirel bir yaklaşımla ele alındı. Derginin bir yazarı, Harmel ve PCT’yi
siyasi İslami güçlerin hâkim söylemine kapılmakla suçlarken, Muhammed Numidi’nin
sonradan yazdığı bir makale, daha incelikli bir bakış açısı sundu. Numidi, 21/15’in
İslam ve Marksizm arasındaki ilişkiye yaklaşımının önyargıdan ziyade olguların
analizine dayanması gerektiğini savundu. Dahası, Numidi, 21/15'in
yaklaşımını diğer “İslami gruplardan” ayırt etmenin önemi üzerinde durdu
(Numidi 1984, s. 58).
Aynı şekilde, İslami Sol projesi, 21/15’te
Marksizmle “Batılı” bir proje olarak nasıl başa çıkılacağına odaklanan kapsamlı
bir tartışmaya yol açtı. Ahmed Mübarek’in 21/15’te belirttiği gibi,
Marksist düşünce, “İslami toplumlar”ın çağdaş fikri mirasının ayrılmaz bir
parçası haline gelmişti. Yazar, Marksist düşünce ve komünist hareketlerin Arap
bölgesine yabancı olmaktan ziyade, bir “fikri boşluğu” doldurduğunu savundu. Bu
nedenle, ilerici İslamcıların görevi, dezavantajlı toplumsal sınıfların
karşılaştıkları sorunlara daha iyi cevap verebilecek, aynı zamanda İslami
ülkelerin gerçeklerini daha iyi ifade edebilecek, Marksizme yerli bir fikri
alternatif geliştirmekti (Mübarek 1983, s. 29, 34).
Tartışma, yalnızca yeni siyasi yapılanmaları
mümkün kılan Tunus’taki çalkantılı olayları değil, aynı zamanda İslamcı
bölgenin genelindeki siyasi manzarada yaşanan sismik bir değişimi de
yansıtıyordu: 1979 İran Devrimi. Bu önemli olay, yalnızca Nayfar’ın projesi
değil, aynı zamanda Utruhat ve PCT’nin Marksistleri için de kilit bir
rol oynadı. İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşuna yol açan devrimci olaylar,
İran komünistleri ve Tude Partisi gibi solcular arasında kesin bir destek
bulmakla kalmadı, aynı zamanda Avrupa ve Arap bölgesindeki birçok solcu
tarafından da alkışlandı. Ancak, Ayetullah Humeyni’nin iktidara yükselişini
takip eden kanlı tasfiyeler ve yeni rejime karşı çıkan her türlü muhalefetin
sert bir şekilde zulme uğraması, siyasi İslam hareketiyle ilişkili herkesi
şüpheye düşürdü. Utruhat’ın yazdığı gibi, devrimci ideallere ihanet,
İran solunun devrimde lider rolü üstlenememesinden kaynaklandı, bu da Şii din
adamlarının iktidarı ele geçirmesi için bir fırsat yarattı. Buna karşılık, Nayfar
ve 21/15 dergisinin yayın kurulu, devrimci bir boyuta sahip İslami bir
siyasi hareketin potansiyeline hayran kalmışlardı; ancak İran’ın devrim sonrası
hükümetine doğrudan destek sunmamışlardı. Nayfar daha sonra, “İslam Cumhuriyeti”nin
genel idealine sempati duyduklarını, ancak İran hükümetinin somut
politikalarına karşı olduklarını ifade edecekti. Bununla birlikte, 21/15
dergisinin yayın yönetmenleri, Ali Şeriati (1933-1977) gibi İran devriminin
önde gelen teorisyenleri ve fikri rol modelleriyle yakından ilgilenmişlerdi. Ayrıca
dergi, Şeriati’nin birçok makalesini paylaştı.
Tartışmanın ikinci boyutu ise seksenlerin başında
birçok Arap sosyologu ve sosyal bilimcisini meşgul eden genel bir soruydu: Batı
Avrupa bağlamında ortaya çıkan teoriler Arap gerçekliğine nasıl
uyarlanabilirdi? Hangi Marx, Arap bölgesinin gerçeklerine uyabilirdi? (Laroui
1976, s. 127) Arap sosyologları, bölgedeki sosyal bilimler alanında yüzleşilen krizi,
bu alana ait teorileri ve yöntemleri Fransız sosyal bilimleri ve beşeri
bilimlerinden ithal etmek yerine, kendi bilgi biçimlerini üretememelerine
bağladılar. Batı sosyal teorisi, bu teorilerin büyüdüğü ve geliştiği özel ve
yabancı tarihsel koşullara dikkat edilmeden ithal edilmiş ve uygulanmıştı. Bu
nedenle, Batı Avrupa sosyal düşüncesinin Arap gerçekliğine uyarlanabilirliği
sorgulanmalı ve incelenmeliydi. Arap sosyal bilimlerinin Batı Avrupa sosyal
teorisi ve yöntemleriyle nasıl başa çıkması gerektiği sorusu, ihtilaflara yol
açan tartışmanın konusu haline geldi (al-Kanz [1986] 2002; ‘Izzat Hijazi [1986] 2002).[13]
Bu sorular, yetmişlerde çeşitli
konferanslara konu olan özgünlük ve
kültürel mirasla ilgili önceki tartışmaların peşi sıra gündeme geldi (Kassab
2010). Mağrip’in önde gelen temsilcilerinden Faslı felsefeci Muhammed Abid Cabiri,
seksenlerin başlarında “Biz ve Kültürel Miras” (Nahnu we-l-Turas)
başlığı altında bu konu üzerine kendi makalesini yayınlamıştı. Cabiri’ye göre,
miras ve özgünlükle ilgili temel sorular, Nahda’ya ve onun temel sorularından
birine, yani kapsamlı ve zengin Arap kültürel mirası ile “başkaları tarafından
yaratılan” modernite arasındaki gerilime kadar uzanıyordu (Kassab 2010, s. 155).
Revue 21/15’in ilk sayılarından birinde, Cabiri ile bir röportaj
yayınlanmış, Cabiri, teorilerin Arap gerçekliğine uygunluğu açısından yeniden
değerlendirilmesinin önemine vurgu yapmıştı. Cabiri şunu söylüyordu: “Biz, İbn
Haldun ve Fas köylülerinden daha çok Marx ve Macar köylüleri hakkında bilgi
sahibiyiz.” (Khushani 1983, s. 61). Tunus ve Arap bölgesindeki mevcut toplumu
daha iyi anlamayı sağlayacak teorik araçlar bulma arzusunun özel bir ifadesi,
bence Antonio Gramsci’nin kavramlarıydı. Aşağıdaki bölümde, Gramsci’nin kavramlarını
ele alan iki derginin özetini sunacağım.
Tubus 1984: Gramsci ve Kolektif Aydın
28 Aralık 1983’te, Utruhat ve 21/15’in
ilk sayılarının yayınlanmasından kısa bir süre sonra, hükümetin gıda
sübvansiyonlarında yaptığı kesintiler, on gün süren halk ayaklanmalarına yol
açtı. Tarihçi Leyla Dahli’nin de belirttiği gibi, “isyan, küresel
serbestleşmenin ardından, Tunus ulusal ekonomisinin istikrarsızlaşmasından
kaynaklanmıştı.” (Dakhli 2021, s. 42). Protestocular, çoğunlukla gençlerden,
köylülerden, mevsimlik işçilerden ve işsizlerden oluşuyordu. Ancak, dayanışma
grevi başlatan öğrencilerin desteğini de arkasına almıştı. İktidardaki Dustur Partisi,
ayaklanmayı İslamcı hareketin organize ettiğini iddia etti, sempatizanlarından
birçoğunu tutuklayarak İslami Eğilim Hareketi (MTI) liderleriyle birlikte hapse
attı (Perkins 2004, s. 173-174).[14]
İsyanın kendiliğinden gelişimi herkes için sürpriz
olmuştu. Bu durum, protestoların ardındaki siyasi güç hakkında hızla
spekülasyonlara yol açtı. Ayaklanmalar, Utruhat ve 21/15 dergilerinde
de makes buldu. Lütfi Bin İsa, olayları “Sokak ve Aydın” adlı makalesinde analiz etti. Bin İsa, “Ekmek İntifadası” terimini kullanarak, ayaklanmaların Tunuslu aydınları şaşırttığını, aydınların ne olacağını tahmin
edemeden sadece durup bakakaldıklarını öne sürüyor. Bin İsa, aydınların
nefeslerini tuttuktan sonra olanları anlamlandırmaya çalıştıklarını söylüyordu.
Temel soruları öz eleştireldi: Aydın, sokaklarda gelişen hareketler ve eylemler
üzerinde yeniden etki yaratmak için mevcut marjinal konumunu nasıl aşabilirdi?
Tunuslu aydınlar, farklı toplumsal konumları, analizleri ve yöntemleri
nedeniyle farklı, hatta çelişkili sonuçlara varmışlardı.[15] Ancak Bin İsa,
hepsinin bağımsızlık sonrası Tunus toplumunun “yeni gerçekler”inin “organik aydın”a
yüklediği görevlere cevap vermekte başarısız olduğu iddiasındaydı. Bin İsa,
yalnızca bir aydının ne olduğu sorusunu değil, aynı zamanda “sokağın” acil
sorularına aşina olmayan bir aydının “değer”inin ne olduğu sorusunu da soruyordu.
Bir aydın, sadece düşünmek ve analiz etmekle kalmamalı, aynı zamanda eyleme geçmeliydi.
Bin İsa, hangi fikri kategoriye ait olduğu, kendisini organik bir aydın olarak
görüp görmediği sorusuna cevap vermiyordu. Bununla birlikte, analizi, bir aydını
neyin oluşturduğu sorusunun özünde politik olduğunu ortaya koyuyordu. Bin İsa’ya
göre, “organiklik” meselesi, sabit bir fikri kategori oluşturmaktan ziyade, aydının
kendisini ölçmesi gereken kendi meşruiyetinin bir ölçütü olarak hizmet ediyordu
(Ben İsa 1984, s. 3-4).
Ayaklanmalar, ilerici İslamcılar tarafından da ele
alındı. 21/15, “Aydın ve Güç” başlıklı bir sayı yayınladı. Önceki
ayaklanmalara doğrudan atıfta bulunan veya yorum yapan hiçbir makale olmamasına
rağmen dergi, 1984 yılının sekizinci sayısını, konuyla ilgili çeşitli katkılar
sunarak, aydının kavramsal incelemesine tahsis etti. Tunuslu sosyolog Baki
Hermassi (1937-2021) ve Filistinli tarihçi Hişam Şarabi (1927-2005) dâhil olmak
üzere birçok (önde gelen) konuk yazar makaleler paylaştı. Yayın yönetmenlerinin
kavramsal bir tartışma ve fikri rol modelleri arayışı, derginin odağını Frantz
Fanon (1925-1961) ve Malik Bin Nebi (1905–1973) gibi düşünürlerin yanı sıra Ali
Şeriati’nin eşiyle yapılan “özel” bir röportajı da içerecek şekilde genişletti.
Bu röportaj için 21/15 sayısının yayın yönetmenlerinden biri İran’a
seyahat etti. Sayıda ayrıca Antonio Gramsci hakkında iki makaleye de yer
verildi. Nayfar’ın aktardığı biçimiyle, burada özgürleştirici faaliyetin bir
alanı olarak, “kültür alanı”nın sahip olduğu önem üzerinde duruluyordu. “Üretim
araçlarını ve biçimini değiştirmenin inançları ve fikirleri değiştirmek için
yeterli olduğuna inanan analizlerin ötesine geçen bir gerçeklikle karşı
karşıyayız” diyordu. Böylece Nayfar, savaş alanının değiştirilmesini savundu:
Tunus halkının zihinleri ve kalpleri için verilen savaş, ekonomik temelde
değil, kültür alanında karara bağlanacaktı (Al-Nayfar 1984b, s. 9).
Dosya, Gramsci ile ilgili iki makale paylaştı. “Gramsci’nin
Yazılarında Kültür ve Devrim” başlıklı ilk makale, okurları Gramsci’nin temel
kavramları ve biyografik bilgilerle
tanıştırıyordu. “Gramsci’nin Kolektif Aydını” başlıklı ikinci makale ise Gramsci’nin aydının rolüyle
ilgili fikirlerini analiz ediyordu. Henüz Marksist kategorilere aşina olmayan sıradan bir
okur kitlesini hitap ettiğini varsayan her iki makale de Gramsci’nin tarihsel bağlamını ve Marksist teoriye
yaptığı önemli katkıları özetlemekteydi. Her iki yazar da zengin bir bilgi
kaynağı sunmaktaydı. Alıntıların kaynağı, esas olarak Gramsci’nin Hapishane
Defterleri’ne ve 1919’da kurduğu haftalık Ordine Nuovo (“Yeni Düzen”)
gazetesi için yazdığı makalelerdi. Ne yazık ki yazarlar, Hapishane
Defterleri’nin hangi baskılarını, özellikle hangi çevirilerini
kullandıklarını belirtmemişlerdi (Al-Ghazi 1984; Al-Radisi 1984).
Yazarlar, neden Batılı bir Marksist düşünürle
ilgilendiklerini sorusuna da cevap veriyorlardı. Neticede bu sayının
yazarlarını en çok ilgilendiren husus, Gramsci fikriyatının boyutu ve aydının
rolüydü. Radisi’nin belirttiği gibi, aydının belirli bir tarihsel hareket
içindeki bir aktör olarak oynadığı rolü ele almak bilhassa önemli bir meseleydi.
Yazara göre, “Aydının tarihsel bir görevi vardı.” “Gramsci’nin yazılarındaki
kolektif aydın, kolektif iradenin dönüşümünün aracı olarak
devrimci komünist parti”ydi. Devrimci
bir partinin rolü, kapsamlı bir toplumsal ve fikri yenilenmeyi gerçekleştirecek
olan kültürel bir proje için mücadele etmekti (Al-Radisi 1984, s. 40). Ancak
Gramsci’nin aksine, yazar, kültür denilen savaş alanını proletarya ve burjuvazi
arasındaki bir sınıf mücadelesi açısından analiz etmiyordu. Bununla birlikte,
yazar, kültürel bir yenilenme sürecini, yeni bir kültürün yaratılmasını veya
yeniden oluşturulmasını gerçekleştirecek örgütsel yapının “kolektif bir irade”yi
oluşturması gerektiği fikriyle ilgileniyordu.[16] Kolektif aydının biraz farklı
bir yorumunu (aynı sayıda) sosyolog Baki Hermassi sunuyordu: Hermassi’ye göre
kolektif aydın, aydın denilen figür, büyük fikirleri sırtlanmış bir “dev”
olarak algılanırken, teorik çalışmanın kolektif bir süreç olarak algılanmasına
doğru evrilen sürecin yansımasıdır. Hermassi için “en önemli sorun”, aydınların
otoriteyle olan ilişkisidir. Bir paradoksa dayalı bir ilişkidir bu: Aydın, aynı
anda hem devlete bağlıdır hem de ondan bağımsızdır (Al-Baqi Al-Hirmasi 1984, s.
46).
Yazarların yorumunu daha iyi anlamak için Gramsci’nin
tanımına bakmak gerekir. Gramsci, “Aydınların Oluşumu’nda şunu söylüyor:
“Ekonomik
üretim denilen dünyada önemli bir işlev gören o özgün konumunda her toplumsal
grup, kendisiyle birlikte organik olarak, ona homojenlik ve sadece ekonomik
değil, aynı zamanda toplumsal ve politik alanda da kendi işlevinin bilincini
kazandıran bir veya birden fazla fikri tabaka meydana getirir.”
Gramsci’ye göre, aydınların temel farkı toplumsal
işlevlerinde yatmaktadır. Onlar, herhangi bir sınıfsal ilişkiden azade değildirler.
Organik ve geleneksel aydınlar arasında ayrım yapan Gramsci’ye göre, geleneksel
aydınlar; filozoflar, öğretmenler veya dinî otoriteler gibi aydınlarla
ilişkilendirilen işlevleri yerine getirirken, organik aydınlar; egemenlik peşinde
koşan veya Gramsci’nin ifadesiyle, hegemonya kurmaya çalışan her yeni toplumsal
grubun arabulucularıdır. Organik aydınlar; teknisyenler, mühendisler veya
sendika liderleri olabilir. Onlar aydındırlar ancak aydınların işlevini yerine
getirmezler. Gramsci’nin yazdığı gibi, siyasi parti, bu iki farklı aydın
grubunu birbirine bağlama işlevini yerine getirir.
Peki oluşum ve toplumsal işlevle ilgili sorular
neden bu kadar önemliydi ve neden farklı siyasi akımlara ilham kaynağı oldular?
Yetmişlerin sonlarından itibaren, Tunuslu sosyolog Tahir Lebib, Gramsci’nin
teorilerini daha geniş bir Arap okur kitlesine tanıtma konusunda özel bir rol
üstlendi.Tunus’ta üniversite hocası, bir sosyoloji profesörü olarak, Gramsci fikriyatını
öğretmeye başladı. Daha sonraki yıllarda, derslerinin Tunuslu öğrenciler
üzerindeki etkisini aktardı. Lebib’in aktardığı biçimiyle, hiçbir dersi
öğrencileri Gramsci’nin organik aydını hakkındaki derslerinden daha fazla
cezbetmedi. Öğrencilerin kendileri de organik aydın olmayı arzuluyorlardı.
Potansiyel olarak ortaya çıkabilecek yeni “sınıflar ve toplumsal hareketler”le
bağ kurmanın derdindeydiler (Labib 2017).
Peki ya kendi oluşumları hakkında ne
söylenebilirdi? Organik olabilirler miydi ve her şeyden önce neye göre
organiktiler? Bu soruları cevaplamak için, şimdi Tunus’un kendi aydınlarının “oluşum”unu
kısaca ele alacağım.
Ülkeyi bağımsızlığa başarıyla götürdükten sonra, Burkiba
ve partisi, özellikle eğitim sistemine vurgu yaparak, Tunus toplumunu modernize
etmek için devasa bir reform projesine girişti. Tunus’un 1958’de siyasi
egemenliğini kazanmasından iki yıl sonra, eğitim bakanı Mahmud Messadi
(1911-2004), devlete nitelikli ve uzmanlaşmış bir iş gücü sağlamak amacıyla
eğitim sistemini modernize etmek için on yıllık bir plan hazırladı. Başarısı
dikkat çekiciydi: on yıl içinde, 1968’e kadar, üniversite mezunlarının sayısı
üç katına çıktı (Krichen 1994, s. 61-68). Eğitim, devletin reform gündeminin “padişah
yüzüğü” idi (Jebari 2022, s. 107). Bununla birlikte, Fransız sömürgeciliğinin
ardından eğitim sistemini yeniden inşa etme sürecinde, Tunus, Cezayir ve Fas
gibi Mağrip’in diğer Fransız sömürge ülkeleri gibi, Arapça yerine Fransızcayı
öncelikli kılan iki dilli sömürge eğitiminin mirasıyla karşı karşıya kaldı.
Fransa’nın 1881’de Tunus’u resmen bağlı devlet ilan etmesinden önce, eğitim
sistemi, yüzyıllarca Zeytuna Camii gibi dini kurumlar üzerinden ilerlemişti.
Tunuslu sosyolog Aziz Krişen’in yazdığı gibi, iki dilli Sadıki Koleji gibi
kurumlar, neredeyse tamamen Arapça olan “Zeytuna” eğitimi ile tamamen
sömürgecilerin çocuklarına hizmet veren Fransızca özel okullar arasında bir “tampon”
görevi görüyordu. Zeytuna, öncelikle alt sınıflara eğitim verirken, Sadıki
Koleji, yeni nesle mensup çift dilli, orta sınıf Tunuslu yetiştirdi. Burkiba
gibi, bağımsızlık mücadelesine önderlik eden yeni Anayasacı Parti’nin
çekirdeğini oluşturanlar, bu kolejden mezunlardı (Krichen 1987, s. 300).
Eğitim sisteminin Araplaştırılması projesinin
kapsamının genişletilmesi de dâhil olmak üzere, ulusal kültürün yeniden
canlandırılması, bağımsızlık mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıydı. Ancak
Araplaştırma projesi, sadece laf kalabalığı olduğu gerekçesiyle yoğun
eleştirilere maruz kaldı. Eleştirmenler, iktidardaki partinin eğitim sisteminin
Araplaştırılması yerine, Fransızcanın elit kesimin dili olarak hizmet ettiği ve
Arapça eğitimin düşük niteliksel bir düzeyde marjinalleştirildiği statik,
hiyerarşik bir çift dillilik tesis ettiğini söylediler. Krişen’in sözleriyle, çift
dilli bir “modern entelijansiya”, siyasi düzeyde Fransız egemenliğini alt etti,
ancak tuhaf bir biçimde, siyasi bağımsızlığın ardından, dilsel ve kültürel
alanlarda “Fransız hegemonyası”nın devamının en iyi garantörü haline geldi
(Krichen 1987, s. 301).
21/15 ve Utruhat dergilerindeki
tartışmalar, Tunus eğitim politikalarının yanı sıra yayın yönetmenlerinin kendi
oluşum ve eğitimlerini de yansıtıyor: Nayfar, saygın Tunus âlimlerinden oluşan
bir aileden geliyordu; ancak geleneksel bir âlim olarak kariyer yapması
engellenmişti. Altmışların başında, modernleşme gündeminin bir parçası olarak,
geleneksel Zeytuna kurumu kapatıldı. İslam, artık sadece aynı adı taşıyan Zeytuna
Üniversitesi’nde, laik devletin sıkı denetimi altında bir disiplin olarak
öğretiliyordu. Nayfar’ın da dediği gibi, yetmişlere gelindiğinde, Tunus
âlimleri, bağımsızlık sonrası rejimin reforme edilmiş eğitim sistemlerince
üretilen yeni bir nesle giderek daha fazla alan açmak suretiyle “kaybolmaya”
yüz tutmuştu (Ayari ve Sami 2010). Bu durum, Tunus’un siyasi geleceği için bir
dizi çetrefilli soruyu gündeme getirdi. Geleneksel ilim camiasının, yani
âlimlerin rolünü kim üstlenecekti ya da kim onların yerini alacaktı? Aydın ve
tarihsel süreklilikten yoksun bırakılmış geleneksel âlimlerin, laik ve otoriter
devletle ilişkisi ne olacaktı?
Revue 21/15’te, Gramsci'ye ait kavramlarla yapılan
“flört” tek bir konuyla sınırlı kaldı. Derginin yazarlarının ve yayın
yönetmenlerinin Gramsci'yi ele alırken yaptıkları en belirgin sapma, organik aydın/kolektif
aydın kavramını sınıf boyutundan ayırma eğilimleriydi. “Geleceğin İslamı”
projesi, onun Tunus halkının zihinlerini ve kalplerini kazanma mücadelesindeki
başarısı, aydınların rıza üretme çabalarını temel alıyordu. Dolayısıyla, Tunus
toplumunun gelecekteki gelişimi, aydın olmanın ne anlama geldiği ve hangi
tarihi figürlerin aydınların rol modeli olabileceği sorusuna bağlıydı. Bunu
yaparken, yazar Gramsci'yi tersyüz ediyordu. Makalede belirtildiği gibi, sadece
bir Marksistten, örneğin sınıf boyutu bağlamında, Gramsci ve Ali Şeriati’nin
yazılarında da benzer bir ruh ve yaklaşım bulunabilirdi. Yazarın yorumuna göre,
her iki düşünür de aydının (tarihsel) anlayışını geliştirmişti. Yazar, Şeriati’nin
Gramsci gibi aydını kategorik olarak yeniden ele alan yaklaşımı üzerinde
duruyordu (Al-Radisi 1984, s. 39-40).
Dahası, 1984 gibi erken bir tarihte, Utruhat’a
katkıda bulunan bir yazar, Tunus öğrenci hareketinin kıdemli bir aktivisti olan
Tahir Şakruş’un bir çalışmasına atıfta bulunuyordu. Çalışma, altmışlardan beri toplumsal
hareketlerin içinden neşet eden, “kolektif aydın”ı meydana getiren bir “bağımsızlık
sonrası entelijansiya”nın ortaya çıkışına tanıklık etmişti. Şakruş’un görüşüne
göre, Tunus öğrenci muhalefeti, hem Marksist hem de İslamcı varyasyonlarıyla,
egemen toplumsal sistemle çatışma içinde olan bir grup aydını meydana getirdi,
zira bu sistem, aydınların işlevlerini yerine getirmeleri için ihtiyaç
duydukları yapıları onlara sağlamıyordu. Neticede statükoya karşı çıkan
insanlara dönüştüler ve onları kendisine dâhil edemeyen toplumsal sistemin
yıkıntıları üzerine yeni bir proje inşa ettiler (Ba’burah 1984, s. 13).
Şakruş’un iddiası, Utruhat dergisinde eleştirildi.
Yazar, “kolektif aydın” teriminin öğrenci
hareketine ne ölçüde uygulanabileceğini soruyordu. Öğrencilerin,
ortak çıkarları olan
ancak farklı kökenlerden gelen, üretim sürecinde rol oynamayan, bu nedenle bir toplumsal
sınıf olarak tanımlanamayan bir grup olduğunu öne sürüyordu. Okura, Gramsci’nin
“kolektif aydın” terimini (komünist) partinin üyelerini ve aydınları eğitme
çabasını tanımlamak için kullandığını hatırlatıyordu. Dolayısıyla yazara göre, “sınıfsız”
teriminin kendisi kullanılamazdı.
Utruhat, Şakruş’un yorumunu özgün anlamından
çok uzaklaşmış olduğunu, bu nedenle onu abartılı bulduğunu söyledi (Ba’burah 1984, s. 16-18). Bununla birlikte, her iki dergide de yer
alan “kolektif aydın” tartışmasının, toplumsal hareketlere yerleşmiş "yeni
oluşan” aydınların benzer bir oluşum sürecinden geçtiklerinin farkına
vardıklarını gösterdiğini düşünüyorum: Onlar, bağımsızlık sonrası Tunus eğitim
sistemi tarafından “şekillendirilmişti”.
Sonuç
Patrizia Manduchi’nin de belirttiği gibi, Gramsci’nin
aydınları toplumsal bir kategori olarak ele alışı, özellikle de organik ve
geleneksel aydın arasında yaptığı ayrım, “Gramsci fikriyatının Arap dünyasında
yayılmasının ilk döneminde önemli bir rol üstlenmiştir” (Manduchi 2020, s. 227).
Bu çalışma, hem kadro hem de içerik olarak yetmişlerin
radikal toplumsal hareketlerinden doğan iki Tunuslu dergi, Utruhat ile Revue
21/15’te Marksizm ve Gramsci’ye ait kavramlar etrafında dönen tartışmaları
incelemeyi amaçlamıştır. Yetmişler boyunca direniş, sadece sol kesimde
yayılmakla kalmadı: siyasi İslam hareketi de toplumun geniş kesimleri arasında
giderek artan bir nüfuza kavuştu.
Organik ve kolektif aydın figürü, Tunuslu
akademisyenlerin ve aktivistlerin toplumsal rolünü kavramsallaştırmak için “yararlı"
bir araç sunmuştur. Aydının düşünme ve aydına dair belirli bir imaj oluşturma
yönündeki performatif arzusunu vurgulayan önceki tartışmalardan farklı olarak, seksenlerin
başında aydın anlayışı, dramatik bir şekilde değişti: Aydın, artık öncelikle
(bağımsızlık sonrası devlet tarafından) belirli bir eğitim ve oluşumdan geçmiş
biri olarak anlaşılıyordu, bu nedenle, aydın, daha ziyade (toplumsal) bir
kategoriydi.
Tahir Lebib’in sözleriyle: Herkes bir şekilde aydındır,
ancak herkes düşünür değildir. Dahası, aydının “organikliği”, aydının “özgünlüğü”nün
önemli bir ölçütü haline gelmiştir. Kim “kitleler”i cezbedebilir, derin bir
kriz sırasında meydana gelen toplumsal ayaklanmalara önderlik edebilir?
Farklı ve çoğu zaman çatışan siyasi akımlarda
içerisindeki birbiriyle çelişen geçmişlerine rağmen, her iki dergi de ortak bir
arzuya sahipti. Yani her iki dergi de Arap bölgesindeki, bilhassa Tunus’taki
bağımsızlık sonrası toplumları anlamaya yardımcı olabilecek teorik araçları
sunuyordu. Her iki dergi de, “İslami Sol” veya Marksizmin İslam ile ilişkisi
gibi tartışmalı konuların sınırlı da olsa ele alınmasına imkân sağlayan bir
portföye sahipti.
Burada, uzlaşmaz bir epistemolojik kopuştan
ziyade, Marksist ve İslamcı akımlar arasında örtüşen ortak noktalar
bulabileceğimizi öne sürüyorum. İdris Cebari, solcu öğrenci hareketini “Burkiba’nın
gayrimeşru çocukları” olarak adlandırır. Peki Tunus siyasi İslam'ının en azından
bazı kısımlarını bu tabloya dâhil edemez miyiz? Onlar da Tunus’un bağımsızlık
sonrası eğitim sisteminin meşru çocukları olarak görülemezler mi? Dahası, bu
tartışmalar, anlayışımızı geliştirebilecek sosyal düşünce alanları olarak
süreli yayınlara odaklanmanın önemini göstermektedir. Bu makale, Tunus ve genel
olarak Mağrip’in fikir tarihinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı
amaçlamaktadır.
Florian Keller
31 Temmuz 2025
Kaynak
Dipnotlar:
[13] Yetmişlerde bile, Mağrip bölgesindeki aydınlar, sosyal bilimlerin
sömürgecilikten arındırılması çağrısında bulunmaya başlamışlardı.
Eleştirmenler, “kalkınmacı ajanda”nın sömürgecilikte elitist kökleri olduğunu
iddia ettiler. Bu, Batı Avrupa’da ortaya çıkan yöntem ve teorilerin Arap
gerçekliğine gerçekten uygulanabilir olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi.
Toplantıdan seçilmiş katkıların yer aldığı bir baskının girişinde Arap
sosyolojisinin karşılaştığı ciddi sorunları özetleyen Mısırlı sosyolog Muhammed
İzzet Hicazi, Arap Sosyoloji Derneği’nin programını ortaya koydu. Cezayirli
sosyolog Ali Kenz de benzer bir iddiada bulundu.
[14] MTI, Tunus “Nahda” Partisi’nin öncül
örgütüydü.
[15] Asıl değerli olan, Tunuslu aydınların farklı
sosyal statülerine ilişkin analizidir. Bin İsa, özellikle hangi farklı sosyal
statülerden bahsettiğini belirtmiyor, ancak düşünceleri, kesinlikle seksenlerin
başında aydın dünyasındaki çeşitliliğe işaret ediyor.
[16] Komünist partinin “kolektif aydın” oluşu
meselesiyle ilgili olarak bkz.: Coutinho ve Sette-Camara (2012).
[17] Quaderni 12, §1, Gramsci içinde (1996).
[18] Tahir Lebib, Tunuslu bir yayıneviyle kültür
sosyolojisi üzerine bir kitap (Susiuligiyyetü’l-sakafa) ile Filistinli
şair Mahmud Derviş’in Kıbrıs’ta yayınlanan Karmel dergisinde çıkan Gramsci
dersleri ile ilgili bir makalesini (Ders Gramşi) yayınlamıştı.
[19] 1875 yılında Tunuslu reformistler tarafından,
sömürge öncesi Tunus modernleşme hareketinin bir parçası olarak kuruldu.
Kaynakça
Abu-Rabi’, I. M. 2004. Contemporary Arab Thought:
Studies in post-1967 Arab Intellectual History. Londra: Pluto Press.
Al-Baqi Al-Hirmasi, M. 1984. “Al-muthaqqaf
wa-l-faqih [Aydın ve Fakih].” 21/15 (8): s. 44-46.
Al-Ghazi, K. 1984. “Al-thaqafa wa-l-thawra ‘inda gharamshi [Gramsci’nin Yazılarında
Kültür ve Devrim].” 21/15
(8): s. 21-23.
Al-Nayfar, A. 1982. “Al-majalla wa-l-tahaddi (Dergi
ve İtiraz).” 21/15 (1 (Kasım)): s. 4-6.
Al-Nayfar, A. 1984a. “Al-yasar al-islami? [İslami
Sol?].” 21/15 (7): s. 21.
Al-Nayfar, A. 1984b. “Ida‘ah ‘ala tadaris qarn [Yüzyılda Ülkenin
Aydınlanması].” 21/15 (8): s. 6-9.
Al-Radisi, H. 1984. “Al-muthaqqaf al-jama’i ‘inda
gharamshi [Gramsci’nin Kolektif Aydını].” 21/15 (8): s. 38-40.
Albers, Y. 2023. Beirut und die Zeitschrift
Mawaqif [Beyrut ve Mevâkif Dergisi]. Leiden: Brill/Fink.
Al-Kanz. [1986] 2002. “Al-masala al-nazariyya
wa-l-siyasiyya li- ‘ilm
al-igtima’ al-‘arabi [Arap Sosyolojisinin Teorik ve Politik
Meselesi].” Nahwʿilm
ijtimaʿ ʿarabi: ʿilm
al-ijtimaʿ wa-l-mushkilat al-ʿarabiyya
al-rahina içinde [Arap Sosyolojisine Doğru: Sosyoloji ve Arapların
Mevcut Sorunları], Yayına Hz.: M. E. A. İzzat
Hijazi, 99–106. Beyrut: Center for
Arab Unity Studies.
Allani, A. 2009. “The Islamists in Tunisia between
Confrontation and Participation: 1980-2008.” Journal of North African
Studies 14 (2): s. 257-272. TF.
Ayari, M. B., ve B. Sami. 2010. Après
l’indépendence: Parcours et discours [Bağımsızlık Sonrası: Yollar ve
Söylemler]. Tunus: Arabesques éditions.
Ba’burah, N.
A. D. 1984. “Nishaʾah
intilijansia(Entelijansiyanın Yükselişi).” Outruhat
(Tezler) 3 (Şubat): s. 13-17.
Bardawil, F. A. 2020. Revolution and
Disenchantment: Arab Marxism and the Binds of Emancipation. Durham NC: Duke
University Press.
Bayat, A. 2007. Making Islam Democratic: Social
Movements and the Post-Islamist Turn. Stanford: Stanford University Press.
Bin’isa, L.
1984. “Al-sharia’wa-l-muthaqqaf
[Sokak ve Aydın].” Outruhat
3 (Şubat): s. 3-4.
Browers, M. 2021. “Beginnings, Continuities and
Revivals: An Inventory of the New Arab Left and an Ongoing Arab Left
Tradition.” Middle East Critique 30 (1): s. 25-40. TF.
Butko, T. J. 2004. “Revelation or Revolution: A
Gramscian Approach to the Rise of Political Islam.” British Journal of
Middle Eastern Studies 31 (1): s. 141-162. TF.
Türkçesi: İştiraki.
Coutinho, C. N. ve P. Sette-Camara. 2012.
Gramsci’s Political Thought. Leiden: Brill.
Dakhli, L. 2021. “The Fair Value of Bread:
Tunisia, 28 December 1983–6 January 1984.” International Review of Social
History 66 (S29): s. 41-68. Cambridge.
El-Shakry, H. 2017. “Printed Matter(s): Critical
Histories and Perspectives on Tunisian Cultural Journals.” Alif 37: s. 140-168.
Glaß, D. 2004. Der Muqtataf und seine
Öffentlichkeit. Aufklärung, Räsonnement und Meinungsstreit inder frühen
arabischen Zeitschriftenkommunikation, Cilt. 2. Würzburg: Ergon.
Gramsci, A. 1996. Gefängnishefte. 7: Hefte
12–15 [Hapishane Defterleri]. Yayına Hz.: K. Bochmann. Hamburg: Argument.
Hamami, H. 1983. “Al-marksia wa-l-din: Arja’ al-umur ila nasabiha [Marksizm ve Din].” Outruhat 2 (Aralık): s. 43-51.
Hendrickson, B. 2012. “March 1968: Practicing
Transnational Activism from Tunis to Paris.” International Journal of Middle
East Studies 44 (4): s. 755-774. Cambridge.
Hirschberg, H. Z. 1981. A History of the Jews
in North Africa. Leiden: Brill.
Ibrahimiyya, Z. 1985. “Mafhum al-idiyulujiyya wa
dawr al-muthaqqaf fi al-mujtama’at
al-mutakhallifah [İdeoloji Kavramı ve Aydının Azgelişmiş Toplumlardaki Rolü].” Outruhat 8: s. 31-40.
‘Izzat
Hijazi, M. [1986] 2002. “Al-azma al-rahina li-‘ilm
al-ijtima’i fi al-watan al-‘arabi [Arap Coğrafyasında Sosyolojinin Mevcut
Krizi].” Nahwʿilm
ijtima’ ‘arabi: ‘ilm al-ijtima’ wa-l-mushkilat al-‘arabiyya al-rahina içinde,
Yayına Hz.: M. E. A. ‘Izzat
Hijazi, s. 13-44. Beyrut: Center for
Arab Unity Studies.
Jebari, I. 2018. “An Intellectual between the
Maghreb and the Mashreq: Mohammed Abed al-Jabri and the Location of Thought.”
Islam, State, and Modernity: Mohammed Abed al-Jabri and the Future of the Arab
World içinde, Yayına Hz.: Zaid Eyadat, Francesca M. Corrao ve Mohammed
Hashas, s. 79-108. New York: Palgrave Macmillan.
Jebari, I. 2022. “‘Illegitimate Children’: The
Tunisian New Left and the Student Question, 1963–1975.” International
Journal of Middle East Studies 54 (1): s. 100-123. Cambridge.
Kandil, H. 2011. “Islamizing Egypt? Testing the
Limits of Gramscian Counterhegemonic Strategies.” Theory and Society 40
(1): s. 37-62. Springer.
Kassab, E. S. 2010. Contemporary Arab Thought.
New York: Columbia University Press.
Khushani, R. 1983. “Hiwar ma’a al-duktur Muhammad ‘Abid al-Jabri [Dr. Muhammed Abid Cabiri
Söyleşisi].” Al-Islam wa-l-ʿuruba
wa-l-Ishtirakiyya (İslam, Arabizm ve Sosyalizm) 21/15 (5
(Mayıs)): s. 61-64.
Krichen, A. 1987. “La fracture de l’intelligentsia
[The Fracture of the Intelligentsia].” Tunisie au présent [Bugünün
Tunus’u] içinde, Yayına Hz.: M. Camau, s. 297-341. Paris: Éditions du CNRS.
Krichen, A. 1994. “Formation d’intelligentsia,
formation de la culture, édification de l’état, construction de la nation en
Tunisie [Tunus’ta Entelijansiyanın Oluşumu, Kültürün Oluşumu, Devlet İnşası,
Milletin İnşası].” Gramsci dans le monde arabe içinde, Yayına Hz.:
Michele Brondino ve Tahar Labib, s. 61-68. Tunus: Alif–les Éditions de la
Méditerranée.
Labib, T. 1994. “Gramsci dans le discours des
intellectuels arabes [Arap Aydınlarının Dilinde Gramsci].” Gramsci dans le
monde arabe içinde, Yayına Hz.: Michele Brondino ve Tahar Labib, s. 13-39.
Tunus: Alif–les Éditions de la Méditerranée.
Labib, T. 2017. Al-Tahir Labib: Al-tashabbuth
bimadi ghayr tarikhi ‘azhar ka'inat mutawhishah [Tahir Lebib: Yabani
Mahlukat Üreten Tarih Dışı Geçmişe Bağlanmak]. Yayına Hz.: H. Al-Sayab. Riyad,
Suudi Arabistan: King Faisal Center for Research and Islamic Studies.
Laroui, A. 1976. The Crisis of the Arab
Intellectual: Traditionalism or Historicism? Berkeley: University of
California Press.
Manduchi, P. 2020. “Antonio Gramsci in the Arab
World: The Ongoing Debate.” Gramsci in the World içinde, Yayına Hz.:
Roberto M. Dainotto ve Fredric Jameson, s. 224-239. Durham, NC: Duke University
Press.
Mubarak, A. 1983. “Al-marksiyya fi al-ʿalam
al-islami [İslam Dünyasında Marksizm].” Al-Islam
wa-l-ʿuruba wa-l-Ishtirakiyya (İslam,
Arabizm ve Sosyalizm) 21/15 (4): s. 29-34.
Numidi, M’. 1984. “Al-marksiyya wa-l-islam [Marksizm ve İslam].” Outruhat 5-6: s. 58-68.
Perkins, K. J. 2004. A History of Modern
Tunisia. New York: Cambridge University Press.
Salem, S. 2020. Anticolonial Afterlives in
Egypt: The Politics of Hegemony. New York: Cambridge University Press.
Skik, H. 1983. “Malamih min taʿamal
al-hizb al-shuyuʿi al-tunsi min al-islam [Tunus
Komünist Partisi’nin İslam’a Yaklaşımının Özellikleri].” Marks wa-l-Islam: Safha mahamlah (Marx and
Islam: A Neglected Page) 21/15 (5 (Mayıs)): s. 44-55.
Storck, J. 1984. “The Hammamet Declaration.” Middle East Report 120 (Ocak-Şubat 1984), The Middle East after OPEC. Ardmore, PA: Middle East Research and Information Project (MERIP).


