Liberal
görüş, Müslümanların cesetlerine sahip çıkarken roketlerini desteklememe
eğiliminde. Bu, tutarlı bir görüş değil, buna karşın liberaller, ısrarla “silahtan
arınmak gerek” diyorlar. Bu tutumlarına rağmen İmparatorluk, onları gene de
cezalandırıyor. Madem sizi “terörist” diye yaftalayacaklar, bari Hamas’ı
destekleyin. Aramıza hoş geldiniz.
Francesca
Albanese, Hamas’ı ve İran’ı, yani gerçekten bir şeyler yapan insanları ağır bir
dille eleştiriyor, peki ama neden? Oysa Beyazların İmparatorluğu, onu bir
şekilde cezalandırıyor.
Cenk
Uygur, “İki devletli çözümden yanayım, tüm terörist örgütlere karşıyım”
diyerek, hem “İsrail”i hem de onların terörizm tanımını kabul ediyor ama gene
de cezadan kurtulamıyor. İngiltere’ye girişine yasak getiriliyor (artık
anlayın: hepsi aynı Beyazların İmparatorluğu’nun parçası).
Bütün
o sahte söylemleri, İmparatorluğa olan bağlılıkları, hepsi boşa çıkıyor.
Kendilerini tarihten sildikleri gibi bugünden de siliyorlar. Peki ama onca gösterişin
ne anlamı var? Madem cezayı çekecekseniz, düşünce suçunu da işleyin bari.
Dostoyevski’nin dediği gibi, “En büyük günahınız, kendinizi bir hiç için ortadan
kaldırıp kendinize ihanet etmenizdir.”
İmparatorluk
içinde direnişe destek sunmak, şu an yasa dışı. Hamas, Hizbullah vb. yasaklı
örgütler, bu yüzden, onları açıkça desteklememe tavrını anlayabiliyorum. Ama
aynı zamanda, temelde tutarsız bir konumun etrafında dolanmaya çalışsanız bile,
gene de cezalandırılıyorsunuz. Sizi sahneden uzaklaştırırlar, yaptırımlara
maruz kalırsınız, seyahat yasaklarıyla yüzleşirsiniz. O zaman uzun
yıllar süren bir imha kampanyasının ardından, neden biraz cesaret
göstermiyorsunuz? Ya da sadece susup biraz olsun onurlu bir duruş
sergilemiyorsunuz?
Direnişi,
ayağa kalkıp davaları uğruna kanlarını döken insanların kavgasını kınayan bu
insanlara tahammül edemiyorum. Bu her yerde karşımıza çıkan anti-emperyalist
tutum, bence mide bulandırıcı. Hem imparatorluğu hem de direnişi kınamak, kimsenin
yarasına merhem olmaz. Bu tür insanlar, ne olursa olsun Yahudileri ve Hristiyan
Siyonistleri, ayrıca gerçeği görebilen özgür düşünceli insanları da rahatsız
ediyor.
Bu
insanlar, ya direnişin adını ağızlarına almamalı ya da biraz cesaret gösterip
konuşmalılar. Giderek daha çok insanın hissettiği ama dile getirmediği,
sarsılmaz bir görüşün perdesini aralamalılar. Tankları havaya uçuran ve askeri
üslere saldıranlar iyi insanlar, hastaneleri ve okulları havaya uçuranlar ve bu
konuda şikâyet ettiğiniz için sizi sansürleyenler ise kötü insanlar. Bari Hamas’ı
destekleyin, zira size her halükârda cezayı kesecekler. Desteklemiyorsanız susun!
Soykırımcıların
yasakladıkları tüm bu örgütlerin yasaklı olmadıkları yerlerde dolaşıyorum. Bu yasaklı
hal, benim seyahat etme yeteneğimi sınırlıyor, ama bir yandan da benden daha çok
dolaştığım yerler hakkında bir şeyler söylüyor. Nesnel açıdan bakıldığında, bu
hiç de karmaşık bir durum değil. Beyazların İmparatorluğu’nda bir sürü alenen
çocuk katili olan insan, pedofiller için çalışıyor. Öte yandan, Direniş Ekseni,
tankları havaya uçuruyor, topraklarını çok az sivil kaybıyla savunuyor. Hamas,
İran, Hizbullah ve Ensarullah, devam eden Üçüncü Dünya Savaşı (ve dünyadaki beyaz
olmayan insanların kavgası) dâhilinde iyi insanlar oldukları tartışma kabul
etmeyecek bir gerçeklik. Bir soykırım yaşanıyor, çok yer işgal altında, bu
süreçten her ülke etkileniyor. Bu koşullarda o insanlara “iyi” demeyeceksiniz de
ne diyeceksiniz? Sizce kim iyi, soykırım yapan, ülkeleri işgal edenler mi,
yoksa direnen ve yurtlarını savunanlar mı?
Bu
seferki durumun tartışılır bir yanı yok. Geçmişteki kurtuluş hareketlerinde
aşırılıklara tanık olundu. Siviller öldürüldü, tecavüz, işkence, savaşın çirkin
aksesuarları. Ancak bu savaşçıların çok daha hassas silahları, İslam
aracılığıyla edindikleri olağanüstü bir ideolojik disiplinleri var. Direniş
Ekseni, askeri hedeflere nokta atışı füzeler yolladı, savaş esirlerine iyi
davrandı, kendi çocuk doktorlarına tecavüz edilip öldürülürken onlar kimseye tecavüz
etmedi.
7
Ekim’deki “sivil” kayıpların çoğu, İsrail’in Hannibal Direktifi’ni uygulayarak
kendi insanını öldürmesinden kaynaklanmıştı. İsrail, Hamas’ın amacına
ulaşmasına izin vermemek için kendi halkını öldürmeyi tercih etti, binlerce
Filistinliyi tecavüz ve işkence hapishanelerinde tutarak esir takası yapmayı
reddetti. Tecavüz hakkı için sokakta eylem yapan, çocukları öldürmekten açıkça
bahseden insanların yarattığı medya balonunun dışına çıkın ve gerçekleri görün.
Bir taraf, hastaneleri ve okulları havaya uçururken, diğer taraf, çıplak
elleriyle tankları havaya uçuruyor. Ortadaki ahlaki durum hiç de karmaşık değil.
Bu yüzden, bu tür kötülüklere karşı direnişi gönülden destekliyorum ve “Hamas’ı
asla kınamayacağım”.
Ancak
bu gösterişçi liberaller, sadık birer muhalif olduklarını ispatlamak istercesine,
her fırsatta çıkıp “Hamas’ı kınadıklarını” söylüyorlar. Batılı “solcular” (ki böyle
bir şey yok) ise mırın kırın edip duruyorlar. Filistinlilerin çektiği acılar ve
İmparatorluğun zulmü hakkında konuşmaktan oldukça memnundurlar, iyi de birileri
çıkıp gerçek manada bir şeyler yapması mı? O kadar da değil. İtfaiyecilerin
toplantısında kimsenin sudan bahsetmesine izin vermiyorlar.
O
güzel sözde denildiği gibi, roketlerimizi değil de cesetlerimizi destekleyenler
ikiyüzlüdür ve bizden değildirler. Bir film izlemiş olan bile bu büyük kötülüğe
karşı koymak gerektiğini bilir. Fakat bugün Batı’da dile kurnazlar hâkim
olduğundan, bu irade boşa düşürülüyor. Shakespeare’in dediği gibi, Batılı
liberal, “sahnede bir saat boyunca gösteriş yapar, sonra ağzından tek laf
dökülmez. Bu, bir aptal tarafından anlatılan, gürültü ve öfke dolu, hiçbir şey
ifade etmeyen bir hikâyedir.”
Nicholas
Kristof’un New York’un Savaş Suçları sitesinde çıkan yazısını ele alalım.
İsrail ordusunun, filoda bulunan tüm milletlerden insanlara tecavüz ettiği bir
dönemde, “belgeli ispatlı tecavüzler”den bahsediyor. Kristof, yazısına Hamas’ı
linç etmek için kullanılan, insanlara tecavüz ettiğiyle ilgili yalanı diline
doluyor. Oysa kimseye tecavüz etmediler! Bu iddianın hiçbir kanıtı yok. Hiçbir kurbanın
adı dile dökülmüyor. Fırına atılan kırk bebeğin adından bahsedene de
rastlanmıyor. İsrail’in aşırılıklarından yakınan insanlar bile onun
propagandasını yaymaya devam ediyor! Peki Kristof, tecavüz kurbanlarını iki
taraflı ele almasının karşılığında ne alıyor? Yahudiler, gene de ona tepki
koyuyorlar. Bu yaptığının hiçbir anlamı yok oysa. Bu insanların hiçbirinin bir
anlamı yok. İsrail’deki tecavüz hakkı için sokağa çıkıp eylem yapan Yahudiler,
aslında tecavüzlere karşı eylem yapan aptal Hristiyanlardan daha iyi, çünkü en
azından kendilerine karşı dürüstler.
Bu
düşünsel dürüstlük eksikliği, Amerikan aydınları arasında yaygın görülen bir
durum. John Mearsheimer ve Stephen Walt ile savaş yanlısı Victoria Nuland ve
Mike Pompeo’nun katıldığı bir tartışmayı izlemeye çalıştım, ama aslında ortada
bir tartışma yok. Savaş yanlısı domuzlar (Nuland ve Pompeo) en azından “İran’ın
bir canavar olduğunu düşünüyor musunuz?” diyerek nefretlerinde dürüst davranıyorlar.
Stephen Walt, mantıklı görünmeye çalışıyor, ama o bile İran’ı feda etmek
zorunda kalıyor, çünkü hepsi emperyalizme sadık. Walt, “Orada yaşamadığım için
mutluyum” diyor. Bu ne demek, Stephen?
Beyaz
bir adamın başka yerlerde yaşamak istemesi fikri, temelde sömürgeci bir
düşüncedir. Bu beş para etmez adam, soykırım sözleşmesi uyarınca görevini
yerine getiren dünyadaki tek ülkeye nasıl böyle aşağılayıcı sözler
söyleyebilir? Tüm bu insanların kibri, inanılmaz. Saldırgan emperyalizm de
perhizde olan emperyalizm de dünyaya aynı saygısızlıkla yaklaşıyor. Bu saygısızlık,
emperyalizmin nasıl icra edileceğine dair anlamsız tartışmalar haricinde, o
sahnedeki herkesçe paylaşılıyor. Bunların hepsi işe yaramaz insanlar. Bu
tartışmaların hepsi de Beyaz İmparatorluk için yürütülüyor.
İşin
komik yanı, bu çelişkiyi çözmeye çalışan, yani İmparatorluğu desteklemeyip
düşmanlarını kınayarak kendilerini zararsız hale getirmeye çalışan insanlar, her
halükârda dışlanıyorlar. Mearsheimer, Amerika’yı “İsrail Lobisi”nden kurtarmaya
çalışırken gösterdiği çaba nedeniyle podcast’lere ve belirli ülkelere
hapsediliyor. Oysa aslında hepsi de aynı parayla satın alınan medya ortamının
girdabına kapılmış. Bu Stephen Walt’ı ise hiç duymadım. Bu adamlar, şimdi karanlığa
gömülerek cezalandırılıyorlar. Tarih, ya onları mahkûm edecek ya da tümüyle
çöpe atılacaklar.
Bu
insanlar bana, Çin edebiyatının 16. yüzyıldan kalma klasik eserlerinden Batı’ya
Yolculuk kitabında Sun Vukong’un hikâyesini hatırlattı. Vukong, Buda’ya “avcundan
aşağı atlayabilirim” diyor. Maymun Kral, bir bulutun üzerinde 10.000 fersah uçuyor,
dışarı çıkıyor, evrenin sınırını işaretleyen bazı sütunlar görüyor, kendi
bölgesini işaretlemek için üzerlerine işiyor. Sonra geri uçuyor, Buda’dan dileğini
yerine getirmesini istiyor. Buda, gülümsüyor ve avucunda birikmiş idrarı işaret
ediyor. Anlıyoruz ki Maymun Kral hiçbir yere varamadan çırpınıp durmuş. Sonra dersini
alana kadar binlerce yıl boyunca beş parmaklı dağın altında gömülü kalıyor.
İmparatorluk
içinde süren tüm bu tartışmalarda gerçek direnişi kınayanlar, Maymun Kral’ın
kibriyle hareket ediyorlar, üstelik bunların hiçbir kurtarıcı özellikleri yok.
Nazizmi her fırsatta lambalarından cin niyetine çıkartan bu kişiler,
korkaklıkları nedeniyle kınanacak veya tarih tarafından çöpe atılacaklar. Onlar,
zaten gösterişçi halleriyle kendilerini tarihin dışına fırlatmışlar. Gerçekten
de, klasik liberaller gibi herkesi kızdıracak bir konum almışlar. Direniş fikrini
desteklerken, onun için ölen insanları kınıyorlar, emperyalizm fikrini desteklerken
, onun için insan öldürenleri eleştiriyorlar.
İsrail’i
ve Hamas’ı birlikte kınıyorsunuz, tarafsızsınız, iyi ama bunun anlamı ne?
Zalimlerin safında yer alıyorsunuz, Allah’ın aptalları! Noel Ignatiev’in dediği
gibi, “Beyazlığa ihanetin insanlığa sadakat”i ifade ettiği koşullarda siz,
Beyaz İmparatorluğu’na sadık muhaliflersiniz. Francesca Albanese, Cenk Uygur
veya Hasan Piker gibi sözde “destekçiler” bile, hepsi işin içinde olan BM veya
Demokrat Parti gibi emperyalist yapılar bünyesinde faaliyet yürütüyorlar. En
iyi ihtimalle “İsrail’in Direniş’ten daha kötü olduğunu” söyleyecekler, ama bu
saçma sapan bir söz. Çünkü gerçekte iyi olan, Direniş.
Bu
sözde “iyi adamlar”, aslında temelde kötülüğün safında, bu yüzden sahtekârlar.
Bu insanlar, hâlâ beyaz olmayan insanlara bir şahsiyete sahip olma ve o şahsiyeti
savunma hakkını çok görüyorlar. Özgürlüğün beyaz avukatlar ve aydınlarca verilmesi
gerektiğini söylüyorlar, oysa bu insanlar, kendi zihinlerini bile
özgürleştiremiyorlar. İşin komik yanı, imparatorluğa bağlılıklarını boş ve
gösterişçi laflarla göstermeye çalışsalar da bir şekilde cezalandırılıyorlar. Ula
bari Hamas’ı destekleyin!
Indrajit Samarajiva
4
Haziran 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder