10 Haziran 2026

, ,

Bari Hamas’ı Destekle. Sana Zaten Cezayı Kesecekler



Liberal görüş, Müslümanların cesetlerine sahip çıkarken roketlerini desteklememe eğiliminde. Bu, tutarlı bir görüş değil, buna karşın liberaller, ısrarla “silahtan arınmak gerek” diyorlar. Bu tutumlarına rağmen İmparatorluk, onları gene de cezalandırıyor. Madem sizi “terörist” diye yaftalayacaklar, bari Hamas’ı destekleyin. Aramıza hoş geldiniz.

Francesca Albanese, Hamas’ı ve İran’ı, yani gerçekten bir şeyler yapan insanları ağır bir dille eleştiriyor, peki ama neden? Oysa Beyazların İmparatorluğu, onu bir şekilde cezalandırıyor.

Cenk Uygur, “İki devletli çözümden yanayım, tüm terörist örgütlere karşıyım” diyerek, hem “İsrail”i hem de onların terörizm tanımını kabul ediyor ama gene de cezadan kurtulamıyor. İngiltere’ye girişine yasak getiriliyor (artık anlayın: hepsi aynı Beyazların İmparatorluğu’nun parçası).

Bütün o sahte söylemleri, İmparatorluğa olan bağlılıkları, hepsi boşa çıkıyor. Kendilerini tarihten sildikleri gibi bugünden de siliyorlar. Peki ama onca gösterişin ne anlamı var? Madem cezayı çekecekseniz, düşünce suçunu da işleyin bari. Dostoyevski’nin dediği gibi, “En büyük günahınız, kendinizi bir hiç için ortadan kaldırıp kendinize ihanet etmenizdir.”

İmparatorluk içinde direnişe destek sunmak, şu an yasa dışı. Hamas, Hizbullah vb. yasaklı örgütler, bu yüzden, onları açıkça desteklememe tavrını anlayabiliyorum. Ama aynı zamanda, temelde tutarsız bir konumun etrafında dolanmaya çalışsanız bile, gene de cezalandırılıyorsunuz. Sizi sahneden uzaklaştırırlar, yaptırımlara maruz kalırsınız, seyahat yasaklarıyla yüzleşirsiniz. O zaman uzun yıllar süren bir imha kampanyasının ardından, neden biraz cesaret göstermiyorsunuz? Ya da sadece susup biraz olsun onurlu bir duruş sergilemiyorsunuz?

Direnişi, ayağa kalkıp davaları uğruna kanlarını döken insanların kavgasını kınayan bu insanlara tahammül edemiyorum. Bu her yerde karşımıza çıkan anti-emperyalist tutum, bence mide bulandırıcı. Hem imparatorluğu hem de direnişi kınamak, kimsenin yarasına merhem olmaz. Bu tür insanlar, ne olursa olsun Yahudileri ve Hristiyan Siyonistleri, ayrıca gerçeği görebilen özgür düşünceli insanları da rahatsız ediyor.

Bu insanlar, ya direnişin adını ağızlarına almamalı ya da biraz cesaret gösterip konuşmalılar. Giderek daha çok insanın hissettiği ama dile getirmediği, sarsılmaz bir görüşün perdesini aralamalılar. Tankları havaya uçuran ve askeri üslere saldıranlar iyi insanlar, hastaneleri ve okulları havaya uçuranlar ve bu konuda şikâyet ettiğiniz için sizi sansürleyenler ise kötü insanlar. Bari Hamas’ı destekleyin, zira size her halükârda cezayı kesecekler. Desteklemiyorsanız susun!

Soykırımcıların yasakladıkları tüm bu örgütlerin yasaklı olmadıkları yerlerde dolaşıyorum. Bu yasaklı hal, benim seyahat etme yeteneğimi sınırlıyor, ama bir yandan da benden daha çok dolaştığım yerler hakkında bir şeyler söylüyor. Nesnel açıdan bakıldığında, bu hiç de karmaşık bir durum değil. Beyazların İmparatorluğu’nda bir sürü alenen çocuk katili olan insan, pedofiller için çalışıyor. Öte yandan, Direniş Ekseni, tankları havaya uçuruyor, topraklarını çok az sivil kaybıyla savunuyor. Hamas, İran, Hizbullah ve Ensarullah, devam eden Üçüncü Dünya Savaşı (ve dünyadaki beyaz olmayan insanların kavgası) dâhilinde iyi insanlar oldukları tartışma kabul etmeyecek bir gerçeklik. Bir soykırım yaşanıyor, çok yer işgal altında, bu süreçten her ülke etkileniyor. Bu koşullarda o insanlara “iyi” demeyeceksiniz de ne diyeceksiniz? Sizce kim iyi, soykırım yapan, ülkeleri işgal edenler mi, yoksa direnen ve yurtlarını savunanlar mı?

Bu seferki durumun tartışılır bir yanı yok. Geçmişteki kurtuluş hareketlerinde aşırılıklara tanık olundu. Siviller öldürüldü, tecavüz, işkence, savaşın çirkin aksesuarları. Ancak bu savaşçıların çok daha hassas silahları, İslam aracılığıyla edindikleri olağanüstü bir ideolojik disiplinleri var. Direniş Ekseni, askeri hedeflere nokta atışı füzeler yolladı, savaş esirlerine iyi davrandı, kendi çocuk doktorlarına tecavüz edilip öldürülürken onlar kimseye tecavüz etmedi.

7 Ekim’deki “sivil” kayıpların çoğu, İsrail’in Hannibal Direktifi’ni uygulayarak kendi insanını öldürmesinden kaynaklanmıştı. İsrail, Hamas’ın amacına ulaşmasına izin vermemek için kendi halkını öldürmeyi tercih etti, binlerce Filistinliyi tecavüz ve işkence hapishanelerinde tutarak esir takası yapmayı reddetti. Tecavüz hakkı için sokakta eylem yapan, çocukları öldürmekten açıkça bahseden insanların yarattığı medya balonunun dışına çıkın ve gerçekleri görün. Bir taraf, hastaneleri ve okulları havaya uçururken, diğer taraf, çıplak elleriyle tankları havaya uçuruyor. Ortadaki ahlaki durum hiç de karmaşık değil. Bu yüzden, bu tür kötülüklere karşı direnişi gönülden destekliyorum ve “Hamas’ı asla kınamayacağım”.

Ancak bu gösterişçi liberaller, sadık birer muhalif olduklarını ispatlamak istercesine, her fırsatta çıkıp “Hamas’ı kınadıklarını” söylüyorlar. Batılı “solcular” (ki böyle bir şey yok) ise mırın kırın edip duruyorlar. Filistinlilerin çektiği acılar ve İmparatorluğun zulmü hakkında konuşmaktan oldukça memnundurlar, iyi de birileri çıkıp gerçek manada bir şeyler yapması mı? O kadar da değil. İtfaiyecilerin toplantısında kimsenin sudan bahsetmesine izin vermiyorlar.

O güzel sözde denildiği gibi, roketlerimizi değil de cesetlerimizi destekleyenler ikiyüzlüdür ve bizden değildirler. Bir film izlemiş olan bile bu büyük kötülüğe karşı koymak gerektiğini bilir. Fakat bugün Batı’da dile kurnazlar hâkim olduğundan, bu irade boşa düşürülüyor. Shakespeare’in dediği gibi, Batılı liberal, “sahnede bir saat boyunca gösteriş yapar, sonra ağzından tek laf dökülmez. Bu, bir aptal tarafından anlatılan, gürültü ve öfke dolu, hiçbir şey ifade etmeyen bir hikâyedir.”

Nicholas Kristof’un New York’un Savaş Suçları sitesinde çıkan yazısını ele alalım. İsrail ordusunun, filoda bulunan tüm milletlerden insanlara tecavüz ettiği bir dönemde, “belgeli ispatlı tecavüzler”den bahsediyor. Kristof, yazısına Hamas’ı linç etmek için kullanılan, insanlara tecavüz ettiğiyle ilgili yalanı diline doluyor. Oysa kimseye tecavüz etmediler! Bu iddianın hiçbir kanıtı yok. Hiçbir kurbanın adı dile dökülmüyor. Fırına atılan kırk bebeğin adından bahsedene de rastlanmıyor. İsrail’in aşırılıklarından yakınan insanlar bile onun propagandasını yaymaya devam ediyor! Peki Kristof, tecavüz kurbanlarını iki taraflı ele almasının karşılığında ne alıyor? Yahudiler, gene de ona tepki koyuyorlar. Bu yaptığının hiçbir anlamı yok oysa. Bu insanların hiçbirinin bir anlamı yok. İsrail’deki tecavüz hakkı için sokağa çıkıp eylem yapan Yahudiler, aslında tecavüzlere karşı eylem yapan aptal Hristiyanlardan daha iyi, çünkü en azından kendilerine karşı dürüstler.

Bu düşünsel dürüstlük eksikliği, Amerikan aydınları arasında yaygın görülen bir durum. John Mearsheimer ve Stephen Walt ile savaş yanlısı Victoria Nuland ve Mike Pompeo’nun katıldığı bir tartışmayı izlemeye çalıştım, ama aslında ortada bir tartışma yok. Savaş yanlısı domuzlar (Nuland ve Pompeo) en azından “İran’ın bir canavar olduğunu düşünüyor musunuz?” diyerek nefretlerinde dürüst davranıyorlar. Stephen Walt, mantıklı görünmeye çalışıyor, ama o bile İran’ı feda etmek zorunda kalıyor, çünkü hepsi emperyalizme sadık. Walt, “Orada yaşamadığım için mutluyum” diyor. Bu ne demek, Stephen?

Beyaz bir adamın başka yerlerde yaşamak istemesi fikri, temelde sömürgeci bir düşüncedir. Bu beş para etmez adam, soykırım sözleşmesi uyarınca görevini yerine getiren dünyadaki tek ülkeye nasıl böyle aşağılayıcı sözler söyleyebilir? Tüm bu insanların kibri, inanılmaz. Saldırgan emperyalizm de perhizde olan emperyalizm de dünyaya aynı saygısızlıkla yaklaşıyor. Bu saygısızlık, emperyalizmin nasıl icra edileceğine dair anlamsız tartışmalar haricinde, o sahnedeki herkesçe paylaşılıyor. Bunların hepsi işe yaramaz insanlar. Bu tartışmaların hepsi de Beyaz İmparatorluk için yürütülüyor.

İşin komik yanı, bu çelişkiyi çözmeye çalışan, yani İmparatorluğu desteklemeyip düşmanlarını kınayarak kendilerini zararsız hale getirmeye çalışan insanlar, her halükârda dışlanıyorlar. Mearsheimer, Amerika’yı “İsrail Lobisi”nden kurtarmaya çalışırken gösterdiği çaba nedeniyle podcast’lere ve belirli ülkelere hapsediliyor. Oysa aslında hepsi de aynı parayla satın alınan medya ortamının girdabına kapılmış. Bu Stephen Walt’ı ise hiç duymadım. Bu adamlar, şimdi karanlığa gömülerek cezalandırılıyorlar. Tarih, ya onları mahkûm edecek ya da tümüyle çöpe atılacaklar.

Bu insanlar bana, Çin edebiyatının 16. yüzyıldan kalma klasik eserlerinden Batı’ya Yolculuk kitabında Sun Vukong’un hikâyesini hatırlattı. Vukong, Buda’ya “avcundan aşağı atlayabilirim” diyor. Maymun Kral, bir bulutun üzerinde 10.000 fersah uçuyor, dışarı çıkıyor, evrenin sınırını işaretleyen bazı sütunlar görüyor, kendi bölgesini işaretlemek için üzerlerine işiyor. Sonra geri uçuyor, Buda’dan dileğini yerine getirmesini istiyor. Buda, gülümsüyor ve avucunda birikmiş idrarı işaret ediyor. Anlıyoruz ki Maymun Kral hiçbir yere varamadan çırpınıp durmuş. Sonra dersini alana kadar binlerce yıl boyunca beş parmaklı dağın altında gömülü kalıyor.

İmparatorluk içinde süren tüm bu tartışmalarda gerçek direnişi kınayanlar, Maymun Kral’ın kibriyle hareket ediyorlar, üstelik bunların hiçbir kurtarıcı özellikleri yok. Nazizmi her fırsatta lambalarından cin niyetine çıkartan bu kişiler, korkaklıkları nedeniyle kınanacak veya tarih tarafından çöpe atılacaklar. Onlar, zaten gösterişçi halleriyle kendilerini tarihin dışına fırlatmışlar. Gerçekten de, klasik liberaller gibi herkesi kızdıracak bir konum almışlar. Direniş fikrini desteklerken, onun için ölen insanları kınıyorlar, emperyalizm fikrini desteklerken , onun için insan öldürenleri eleştiriyorlar.

İsrail’i ve Hamas’ı birlikte kınıyorsunuz, tarafsızsınız, iyi ama bunun anlamı ne? Zalimlerin safında yer alıyorsunuz, Allah’ın aptalları! Noel Ignatiev’in dediği gibi, “Beyazlığa ihanetin insanlığa sadakat”i ifade ettiği koşullarda siz, Beyaz İmparatorluğu’na sadık muhaliflersiniz. Francesca Albanese, Cenk Uygur veya Hasan Piker gibi sözde “destekçiler” bile, hepsi işin içinde olan BM veya Demokrat Parti gibi emperyalist yapılar bünyesinde faaliyet yürütüyorlar. En iyi ihtimalle “İsrail’in Direniş’ten daha kötü olduğunu” söyleyecekler, ama bu saçma sapan bir söz. Çünkü gerçekte iyi olan, Direniş.

Bu sözde “iyi adamlar”, aslında temelde kötülüğün safında, bu yüzden sahtekârlar. Bu insanlar, hâlâ beyaz olmayan insanlara bir şahsiyete sahip olma ve o şahsiyeti savunma hakkını çok görüyorlar. Özgürlüğün beyaz avukatlar ve aydınlarca verilmesi gerektiğini söylüyorlar, oysa bu insanlar, kendi zihinlerini bile özgürleştiremiyorlar. İşin komik yanı, imparatorluğa bağlılıklarını boş ve gösterişçi laflarla göstermeye çalışsalar da bir şekilde cezalandırılıyorlar. Ula bari Hamas’ı destekleyin!

Indrajit Samarajiva
4 Haziran 2026
Kaynak

0 Yorum: