24 Haziran 2026

,

Kumdan Kaleler


Geçtiğimiz haftalarda bir TV kanalının “bilgi” yarışması programında katılımcıların genel olarak diplomalı denilen eğitimli kesimden gelen genç ve orta yaş grubundan insanlardan oluştuğu dikkat çekiyordu. Diksiyonu uygun, beyaz yakalı, orta sınıf aileden geldiği anlaşılan bu yarışmacılar, genel kültür adı altındaki soruları doğru yanıtlarken, halkın dilinde yüzyıllardır kalıplaşmış ve konuşma dilinde sıkça kullanılan kavram ve deyimlere dair soruların yanıtını bulamadı. Seyirciye sorulduğunda da doğru yanıt alınamadı. Örnek, “abayı yakmak” deyimindeki "abanın" ne olduğu sorusu gibi.

Aynı dili konuştuğumuz hâlde iletişim kuramayışımız, ekranda sahnelendi. Durumumuz budur. Emperyalizmin aralıksız zihin, odak, dil, tahammül ve zaman işgalinin sonuçları, günlük yaşamda boğucu bir atmosferi beraberinde getiriyor. İşgal ve ilhak edilen zihin, artık konuştuğu dilin deyimlerine, mecazlarına ve tabirlerine yabancılaşıyor. Bu süreç içerisinde yetişen insan, muhatabının iletisini anlamıyor; bazen bir soru beş kez soruluyor, bazen bir soruya beş kez aynı yanıt veriliyor. Dinlemede de aynı süreç işliyor: Artık kimseyle tek konu üzerinde on dakika aynı bağlamda konuşulamadığı gibi beş dakikalık konuşmanızı dinleyecek insan sayısı azalıyor. Bu sorun, özellikle kendini orta sınıf sözcüsü diye görevlendiren sol çevrelerden ve aileden gelen insanlarda görülüyor.

Tüm ideolojik-politik araçlarını sosyal medya üzerinden yürütüp dijital dönüşüme kul olan sol, sokaktan koptukça genç kitleleri de iletişimsizliğin ve anlam yitiminin fırtınasına terk ediyor. Aynı dilin konuşulduğu yerde insanların iletilerinin birbirine geçmemesi karşısında solun bulduğu dil, emperyalizmin sözlüğünden aşırılmış sözcüklerden ibaret. Bir işçi, bugün solun kültürel ve ideolojik metinlerini okuyunca bir şey anlayamaması onun eksikliği değil, aksine solun kitleye ideolojiye yabancılaştırma saldırısının sonuçlarıdır. Halkın tüm değer ve birikimlerine saldırmanın sonucu, marjinal bir kitlenin kullandığı kavramlarla sınırlı bir alanda kalmanın rahatlığını getirdi. O rahatlık içinde kurulan iktidar alanlarında kültür, sanat, emek mücadelesi, icazete bağlandı.

İlk duraklarda değil de son duraklarda trene binmek yolculuk yapıldığı anlamına gelmez, bunun karşılığı, kısa mesafeyi içeren yer değişikliğidir. Bugün bu süreç, NATO toplantısı Özel'inde işliyor. NATO’yu savunan Özel'in ilgili cümlelerini kırparak yayınladıktan sonra NATO karşıtı söylem ve eyleme girişmek, trene son durakta binmekten öte ilk durakta binen yolcuları aldatmak içindir. İletişimi kuraklaştırıp halkın değerlerine gençlerini yabancılaştıran ideolojik-kültürel yoz pratikler, solun eseridir.

Dinleyebilen, sadece kendinin dinlenmesi için aralıksız konuşma hatasına düşmeyen, pratik, ilke ve değerleri özümseyen, öğrenmeye açık, fedayı ve bedeli yaşam biçimi hâline getirip kişiliği olarak yaşatan insanlara hasret kaldık. Komünistler eceliyle ölüyorlar, dünya tersine dönüyor. Kalp krizinden ya da hastalıktan kaybettiği yoldaşının hemen ardından Sendika sitesinde anı yazıları yazmaya başlayan Avrupalı "devrimci" şefler ve eşleri, bu dünyaya çalışmak için gelmediğimize dair yazılar yazıyorlar. Bu ideolojik çarpıtma ve sapma, emperyalizme hizmet ediyor.

İşsizliği iliklerine kadar yaşayan insanlara "Bizi sosyal medyadan takip edin" iletisi, bundan daha açık verilemezdi. Emperyalizmin 2000 sonrası her yere üniversite açılması politikasının sözcülüğünü bu sol yapıyor. Bu solun hitap ettiği genç de halkına, değerlerine ve pratiğe yabancılaşıyor.

Aylaklar ve serserilerle devrim yapacağını iddia eden Marcuse, yoksulların ürememesi için politika geliştiren Malthus, tembellik hakkını savunan Lafaurge, solun yeni ideolojik ustalarıdır. Bu kadar diplomalının olduğu beyaz yakalı olma hayaliyle yaşamı ve zamanı çalınan insanlara sol da beyaz bir ideoloji sunuyor. O beyaz ideoloji; yabancılaşma, inanç ve değer yitimi ile tanımlı ideolojik kıskaç arasında insanlarımızı öğütüyor.

Bayram günlerinde yine bir kanalda kendisine mikrofon uzatılan bir adam, “Çocuklarımız bizi dinlemiyorlar ki okulda öğretmenlerini dinlesinler” diyor. Buradaki feryadı sol alıp düşünmez, düşünüp politikaya dönüştürmez. Bugün aileyi savunan bir sol kalmadı. Altı yaşındaki çocuğun cinsiyet değiştirme operasyonuna tabi tutulmasına ve cinsel kimlik beyan etmesine bilimsellik adı altında emperyalizmin ideolojik aygıtına dönüşmüş LGBT (bireysel değil, kurumsal olan) için sayfa ayıran eğitim sendikaları, kendisine mikrofon uzatılan adamın derdini anlayamaz. Anne-baba, çocuğunun konuştuğu dili anlamıyorsa, sorunu başka bir açıdan ele almak gerekiyor. Solun "her çocuğa bir oda" ve "özel" yaşam saçmalığının ardından gelinen noktada özgür birey İkarus gibi gökten düşüp suya çakıldı.

Şimdi size şunu diyebilirler: “Mücadele kesintiye uğrayabilir, sınıflar mücadelesinde böyle aralıklar, sıçramalar ve gerilemeler olabilir.” Sözü doğru kabul etsek bile, bu tespit, sınıflar mücadelesi yürütenler içindir. Ortada sınıflar mücadelesinin seyrini değiştirecek odak ve çevre yok.

Politik alanı foncu, çevreci ve ahbap çavuş ilişkilerinin hâkim olduğu çeteler yönetiyor. Altı yaşında çocuğun çarşafa sokulması karşısında "Çocuğun pedagojik, bilişsel ve ahlaki gelişimi" gibi son derece bilimsel tepkiler verenler, çocuğun cinsel kimlik beyanı ve cinsiyeti değiştirilmesi karşısında aynı bilimsel tepkiyi göstermiyorlar. Epştayn diye bir rezillik geçti, üstünü örtmek, sola kaldı.

Çocuğa, kadına, gence, Kürt’e, Alevi’ye bir dil bulunmalıydı, bulundu. O dil, konuşulduğu her bütünlüğü parçaladı. Siz gidin, bir işçiye “Bana gezlayting yapıyorsun” demeyi deneyin. Birey, özgürlük adı altında parçalandıkça emperyalizme gönüllü kul hâline getirildi.

Halkla aynı dili konuşmak gerekiyor. Dil, ideolojinin doğrudan yansımasıdır. Günde 300 liraya başkasının ineğini sağan, ayda 2.500 liraya haftada bir kez apartman temizleyen, sepetle yumurta satıp günü kurtarmaya çalışan halk gerçeği varken böylesi bir sol yerden yere vurulmayanlar, sürecin ortağıdırlar. Şimdi, eleştirinin çekildiği yerde, istedikleri kadar kulaklarını kapatıp eleştiriyi sessizlikle geçirmeye çalışsınlar.

Daha bir seçim bile kazanmayı beceremeyenlerin peşine takılanların devrim ufku, bir sendikada koltuk kapmak, Taksim’de bar açmak kadardır. Öyle olunca Orhan Gökdemir gibiler, Gazi Mahallesi’yle ilgili belgeselde konuşurlar. Ne onun ne de temsil ettiği sözde çarkçı geleneğin Gazi ve devrimde emeği vardır.

Şunu apaçık ilan ediyoruz: Sömürülen sınıfların yoldaşı Nâzım’ın adı, sürülen Ermeni’nin okul binasında ve etrafında alkol satan, alkol masaları kuran hiçbir oluşum, değil komünist, aydın bile yetiştiremez. Tuttukları aydın, sanatçı ve şairleri de alkolik ve piyasacı. Açıkça ilan etmek gerekiyor ki sol diye halkın önüne çıkarılan bu tür oluşumlar, emperyalizmin gizli görevlileridir.

Özel'in Newsweek için yazdığı yazıdan sonra lakayt bir tavırla kendisi gibi reformistlere emperyalizm dersi veren Kemal Okuyan, bir oy Kemal’e diğer oyu da Kemal’e isteyendir.

Kirli bir su akıyor, o suda balık yetişmez. Suda balık olmak; EMEP’liler gibi üç ortakla bar açmaya, TKP gibi Kadıköy’de meyhane kurmaya, ÖDP gibi İmamoğlu-Koç güzellemesi yapmaya benzemez. Kanla canla yaratılan bedelleri bir bir kirletenler, bugünkü iletişimsizliğin, dilsizleşmenin ve değersizliğin mimarlarıdır. Kurdukları yapı çöktü, çöküyor.

Suda balık olduğunu iddia edenler, Avrupa’nın merkezinde trans dansöz oynatmaktan ar etmediler. CHP’den vekil olduğu gün solistle bütün ilişkisini bitirmeyenler, bugünkü dağılmadan yeni araçlarla çıkmanın yolunu bulamıyor. Hangi çevreye sorsanız, “Devrimin çıkarı için mubah” der. Devrimin çıkarı için torbacılık, tekel bayiilik, kadın ticareti yapılmaz. Devrimin çıkarı için emek verilip ter dökülür. “Kendim için değil, halk için hareket için” denir.

Daha fotoğraf stüdyosundan çıkıp İsveç-Finlandiya’nın NATO'ya katılım oylamasına gidip ret oyu vermeyenlere bir cümle eleştiri yazamayanların çıkıp Lenin ve Mahir’i tahrif etmesi karşısında susulamaz. Yeri göğe sığdırılamayıp emek ödülleri dağıtan kültür-sanat dergilerinde Hüseyin Cevahir’in cinsel kimliği, Arkadaş Z. Özger üzerinden tartışılmaya açılan yerde tek söz söylenmiyorsa, ideolojik-politik ajanlık sol tarafından işletiliyor demektir.

İnandığınız ve öğrendiğiniz değerlerin zamanının geçtiğini size sol söylüyorsa onları ikna etmeye çalışmayın, yapamazsınız da. Ödenecek bedelden kaçanlar, birey olmanın sularında kulaç atabilirler.

Hamlet’in dediği gibi söylersek, “Çürümüş bir şeyler var şu ülke solunda.” Sol, o çok itibar ettiği İMC TV ve Tele 1’in kapanması karşısında bir direniş ortaya koymuyorsa, onun sürece uygun olmasının istendiği, kendindeki bu istek bilindiği içindir.

Birileri, transların hormon hakkını savunadursun, dün kurban derisi toplarken bugün vegan olsun. Bu tezgâhlar dağıtılacak. Geliştireceğimiz dil, kullandığımız her sözcük ve üslup, bu sırça köşkleri tuzla buz edecek. Her değere saldırılan yerde hangi sol çevre olursa olsun tepkisini geliştirmiyorsa, emperyalizmin dilsiz uşağıdır.

Ajan ve uşaklarla yol yürünmez. Her seçim döneminde parti liderlerinin mal varlıklarını açıklaması için yaygara koparanlar, kendi partileri adına insanlarının üzerine geçirip edindikleri mal varlıklarını, Avrupa’da kaç şeflerinin barındığını, nerelerden hangi kanallar aracılığıyla fon aldıklarını, hangi bar ve meyhaneyi, turizm bölgelerinde otelleri işlettiklerini, hangi meslek odası ve derneğe okunmayan yüzlerce gazeteyi bıraktığını, patronlardan aldıkları paralarla gazete ve dergi çıkardıklarını açıklasınlar.

Sol, Bilgi Üniversitesi’ne sahip çıkıyorsa, postmodernist liberal akademisyenlerinin ürettiği Erasmus K3 projelerinden nasıl ve ne şekilde faydalandıklarının da hesabını versin. Eleştirdikleri Yunanistan solu, ilk özel üniversitenin açılması karşısında sokaklara dökülürken, bizdeki NATO’cu sol, kapatılan özel üniversitenin yeniden açılması için eylem düzenliyor.

Emperyalizmin politikaları fuhşu genelevlerden çıkarıp topluma yaydıysa sol da bunun sözcülüğünü yapıp “seks işçiliği”, “patronsuz pezevenksiz dünya”, “ayol” dövizlerine sahip çıkmakla görevlendirildi. Fahişeliğin adı “seks işçiliği” ve “eskortluk” oldu.

19 Aralık sürecinde ölüm orucundaki tutsakların analarına açılmayan kapı, translara, fahişelere, bar sahiplerine, müteahhitlere, patronlara açıldı. Öyle ya devrimci demokrasi ölmüştü!..

Sinan Akdeniz
24 Haziran 2026

0 Yorum: