Geçtiğimiz
haftalarda bir TV kanalının “bilgi” yarışması programında katılımcıların genel
olarak diplomalı denilen eğitimli kesimden gelen genç ve orta yaş grubundan
insanlardan oluştuğu dikkat çekiyordu. Diksiyonu uygun, beyaz yakalı, orta
sınıf aileden geldiği anlaşılan bu yarışmacılar, genel kültür adı altındaki
soruları doğru yanıtlarken, halkın dilinde yüzyıllardır kalıplaşmış ve konuşma
dilinde sıkça kullanılan kavram ve deyimlere dair soruların yanıtını bulamadı.
Seyirciye sorulduğunda da doğru yanıt alınamadı. Örnek, “abayı yakmak”
deyimindeki "abanın" ne olduğu sorusu gibi.
Aynı
dili konuştuğumuz hâlde iletişim kuramayışımız, ekranda sahnelendi. Durumumuz
budur. Emperyalizmin aralıksız zihin, odak, dil, tahammül ve zaman işgalinin
sonuçları, günlük yaşamda boğucu bir atmosferi beraberinde getiriyor. İşgal ve
ilhak edilen zihin, artık konuştuğu dilin deyimlerine, mecazlarına ve tabirlerine
yabancılaşıyor. Bu süreç içerisinde yetişen insan, muhatabının iletisini
anlamıyor; bazen bir soru beş kez soruluyor, bazen bir soruya beş kez aynı
yanıt veriliyor. Dinlemede de aynı süreç işliyor: Artık kimseyle tek konu
üzerinde on dakika aynı bağlamda konuşulamadığı gibi beş dakikalık
konuşmanızı dinleyecek insan sayısı azalıyor. Bu sorun, özellikle kendini orta
sınıf sözcüsü diye görevlendiren sol çevrelerden ve aileden gelen insanlarda
görülüyor.
Tüm
ideolojik-politik araçlarını sosyal medya üzerinden yürütüp dijital dönüşüme
kul olan sol, sokaktan koptukça genç kitleleri de iletişimsizliğin ve anlam
yitiminin fırtınasına terk ediyor. Aynı dilin konuşulduğu yerde insanların
iletilerinin birbirine geçmemesi karşısında solun bulduğu dil, emperyalizmin
sözlüğünden aşırılmış sözcüklerden ibaret. Bir işçi, bugün solun kültürel ve
ideolojik metinlerini okuyunca bir şey anlayamaması onun eksikliği değil,
aksine solun kitleye ideolojiye yabancılaştırma saldırısının sonuçlarıdır.
Halkın tüm değer ve birikimlerine saldırmanın sonucu, marjinal bir kitlenin
kullandığı kavramlarla sınırlı bir alanda kalmanın rahatlığını getirdi. O
rahatlık içinde kurulan iktidar alanlarında kültür, sanat, emek mücadelesi,
icazete bağlandı.
İlk
duraklarda değil de son duraklarda trene binmek yolculuk yapıldığı anlamına
gelmez, bunun karşılığı, kısa mesafeyi içeren yer değişikliğidir. Bugün bu
süreç, NATO toplantısı Özel'inde işliyor. NATO’yu savunan Özel'in ilgili
cümlelerini kırparak yayınladıktan sonra NATO karşıtı söylem ve eyleme girişmek,
trene son durakta binmekten öte ilk durakta binen yolcuları aldatmak içindir.
İletişimi kuraklaştırıp halkın değerlerine gençlerini yabancılaştıran
ideolojik-kültürel yoz pratikler, solun eseridir.
Dinleyebilen,
sadece kendinin dinlenmesi için aralıksız konuşma hatasına düşmeyen, pratik,
ilke ve değerleri özümseyen, öğrenmeye açık, fedayı ve bedeli yaşam biçimi
hâline getirip kişiliği olarak yaşatan insanlara hasret kaldık. Komünistler
eceliyle ölüyorlar, dünya tersine dönüyor. Kalp krizinden ya da hastalıktan
kaybettiği yoldaşının hemen ardından Sendika sitesinde anı yazıları
yazmaya başlayan Avrupalı "devrimci" şefler ve eşleri, bu dünyaya
çalışmak için gelmediğimize dair yazılar yazıyorlar. Bu ideolojik çarpıtma
ve sapma, emperyalizme hizmet ediyor.
İşsizliği
iliklerine kadar yaşayan insanlara "Bizi sosyal medyadan takip edin"
iletisi, bundan daha açık verilemezdi. Emperyalizmin 2000 sonrası her yere
üniversite açılması politikasının sözcülüğünü bu sol yapıyor. Bu solun hitap
ettiği genç de halkına, değerlerine ve pratiğe yabancılaşıyor.
Aylaklar
ve serserilerle devrim yapacağını iddia eden Marcuse, yoksulların ürememesi
için politika geliştiren Malthus, tembellik hakkını savunan Lafaurge, solun
yeni ideolojik ustalarıdır. Bu kadar diplomalının olduğu beyaz yakalı olma
hayaliyle yaşamı ve zamanı çalınan insanlara sol da beyaz bir ideoloji sunuyor.
O beyaz ideoloji; yabancılaşma, inanç ve değer yitimi ile tanımlı ideolojik
kıskaç arasında insanlarımızı öğütüyor.
Bayram
günlerinde yine bir kanalda kendisine mikrofon uzatılan bir adam, “Çocuklarımız
bizi dinlemiyorlar ki okulda öğretmenlerini dinlesinler” diyor. Buradaki
feryadı sol alıp düşünmez, düşünüp politikaya dönüştürmez. Bugün aileyi savunan
bir sol kalmadı. Altı yaşındaki çocuğun cinsiyet değiştirme operasyonuna tabi
tutulmasına ve cinsel kimlik beyan etmesine bilimsellik adı altında emperyalizmin
ideolojik aygıtına dönüşmüş LGBT (bireysel değil, kurumsal olan) için sayfa
ayıran eğitim sendikaları, kendisine mikrofon uzatılan adamın derdini
anlayamaz. Anne-baba, çocuğunun konuştuğu dili anlamıyorsa, sorunu başka bir
açıdan ele almak gerekiyor. Solun "her çocuğa bir oda" ve
"özel" yaşam saçmalığının ardından gelinen noktada özgür birey
İkarus gibi gökten düşüp suya çakıldı.
Şimdi
size şunu diyebilirler: “Mücadele kesintiye uğrayabilir, sınıflar mücadelesinde
böyle aralıklar, sıçramalar ve gerilemeler olabilir.” Sözü doğru kabul
etsek bile, bu tespit, sınıflar mücadelesi yürütenler içindir. Ortada sınıflar
mücadelesinin seyrini değiştirecek odak ve çevre yok.
Politik
alanı foncu, çevreci ve ahbap çavuş ilişkilerinin hâkim olduğu çeteler
yönetiyor. Altı yaşında çocuğun çarşafa sokulması karşısında "Çocuğun
pedagojik, bilişsel ve ahlaki gelişimi" gibi son derece bilimsel tepkiler
verenler, çocuğun cinsel kimlik beyanı ve cinsiyeti değiştirilmesi karşısında
aynı bilimsel tepkiyi göstermiyorlar. Epştayn diye bir rezillik geçti, üstünü
örtmek, sola kaldı.
Çocuğa,
kadına, gence, Kürt’e, Alevi’ye bir dil bulunmalıydı, bulundu. O dil,
konuşulduğu her bütünlüğü parçaladı. Siz gidin, bir işçiye “Bana gezlayting yapıyorsun”
demeyi deneyin. Birey, özgürlük adı altında parçalandıkça emperyalizme gönüllü
kul hâline getirildi.
Halkla
aynı dili konuşmak gerekiyor. Dil, ideolojinin doğrudan yansımasıdır. Günde 300
liraya başkasının ineğini sağan, ayda 2.500 liraya haftada bir kez apartman
temizleyen, sepetle yumurta satıp günü kurtarmaya çalışan halk gerçeği varken
böylesi bir sol yerden yere vurulmayanlar, sürecin ortağıdırlar. Şimdi,
eleştirinin çekildiği yerde, istedikleri kadar kulaklarını kapatıp eleştiriyi
sessizlikle geçirmeye çalışsınlar.
Daha
bir seçim bile kazanmayı beceremeyenlerin peşine takılanların devrim ufku, bir
sendikada koltuk kapmak, Taksim’de bar açmak kadardır. Öyle olunca Orhan
Gökdemir gibiler, Gazi Mahallesi’yle ilgili belgeselde konuşurlar. Ne onun
ne de temsil ettiği sözde çarkçı geleneğin Gazi ve devrimde emeği vardır.
Şunu
apaçık ilan ediyoruz: Sömürülen sınıfların yoldaşı Nâzım’ın adı, sürülen Ermeni’nin
okul binasında ve etrafında alkol satan, alkol masaları kuran hiçbir oluşum,
değil komünist, aydın bile yetiştiremez. Tuttukları aydın, sanatçı ve şairleri
de alkolik ve piyasacı. Açıkça ilan etmek gerekiyor ki sol diye halkın önüne
çıkarılan bu tür oluşumlar, emperyalizmin gizli görevlileridir.
Özel'in
Newsweek için yazdığı yazıdan sonra lakayt bir tavırla kendisi gibi
reformistlere emperyalizm dersi veren Kemal Okuyan, bir oy Kemal’e diğer oyu da
Kemal’e isteyendir.
Kirli
bir su akıyor, o suda balık yetişmez. Suda balık olmak; EMEP’liler gibi üç
ortakla bar açmaya, TKP gibi Kadıköy’de meyhane kurmaya, ÖDP gibi İmamoğlu-Koç
güzellemesi yapmaya benzemez. Kanla canla yaratılan bedelleri bir bir
kirletenler, bugünkü iletişimsizliğin, dilsizleşmenin ve değersizliğin
mimarlarıdır. Kurdukları yapı çöktü, çöküyor.
Suda
balık olduğunu iddia edenler, Avrupa’nın merkezinde trans dansöz oynatmaktan ar
etmediler. CHP’den vekil olduğu gün solistle bütün ilişkisini bitirmeyenler,
bugünkü dağılmadan yeni araçlarla çıkmanın yolunu bulamıyor. Hangi çevreye
sorsanız, “Devrimin çıkarı için mubah” der. Devrimin çıkarı için torbacılık,
tekel bayiilik, kadın ticareti yapılmaz. Devrimin çıkarı için emek verilip ter
dökülür. “Kendim için değil, halk için hareket için” denir.
Daha
fotoğraf stüdyosundan çıkıp İsveç-Finlandiya’nın NATO'ya katılım oylamasına
gidip ret oyu vermeyenlere bir cümle eleştiri yazamayanların çıkıp Lenin ve
Mahir’i tahrif etmesi karşısında susulamaz. Yeri göğe sığdırılamayıp emek
ödülleri dağıtan kültür-sanat dergilerinde Hüseyin Cevahir’in cinsel kimliği,
Arkadaş Z. Özger üzerinden tartışılmaya açılan yerde tek söz söylenmiyorsa, ideolojik-politik
ajanlık sol tarafından işletiliyor demektir.
İnandığınız
ve öğrendiğiniz değerlerin zamanının geçtiğini size sol söylüyorsa onları ikna
etmeye çalışmayın, yapamazsınız da. Ödenecek bedelden kaçanlar, birey olmanın
sularında kulaç atabilirler.
Hamlet’in
dediği gibi söylersek, “Çürümüş bir şeyler var şu ülke solunda.” Sol, o çok
itibar ettiği İMC TV ve Tele 1’in kapanması karşısında bir direniş ortaya
koymuyorsa, onun sürece uygun olmasının istendiği, kendindeki bu istek
bilindiği içindir.
Birileri,
transların hormon hakkını savunadursun, dün kurban derisi toplarken bugün vegan
olsun. Bu tezgâhlar dağıtılacak. Geliştireceğimiz dil, kullandığımız her sözcük
ve üslup, bu sırça köşkleri tuzla buz edecek. Her değere saldırılan yerde hangi
sol çevre olursa olsun tepkisini geliştirmiyorsa, emperyalizmin dilsiz
uşağıdır.
Ajan
ve uşaklarla yol yürünmez. Her seçim döneminde parti liderlerinin mal
varlıklarını açıklaması için yaygara koparanlar, kendi partileri adına
insanlarının üzerine geçirip edindikleri mal varlıklarını, Avrupa’da kaç
şeflerinin barındığını, nerelerden hangi kanallar aracılığıyla fon aldıklarını,
hangi bar ve meyhaneyi, turizm bölgelerinde otelleri işlettiklerini, hangi
meslek odası ve derneğe okunmayan yüzlerce gazeteyi bıraktığını, patronlardan
aldıkları paralarla gazete ve dergi çıkardıklarını açıklasınlar.
Sol,
Bilgi Üniversitesi’ne sahip çıkıyorsa, postmodernist liberal akademisyenlerinin
ürettiği Erasmus K3 projelerinden nasıl ve ne şekilde faydalandıklarının da
hesabını versin. Eleştirdikleri Yunanistan solu, ilk özel üniversitenin
açılması karşısında sokaklara dökülürken, bizdeki NATO’cu sol, kapatılan özel
üniversitenin yeniden açılması için eylem düzenliyor.
Emperyalizmin
politikaları fuhşu genelevlerden çıkarıp topluma yaydıysa sol da bunun
sözcülüğünü yapıp “seks işçiliği”, “patronsuz pezevenksiz dünya”, “ayol”
dövizlerine sahip çıkmakla görevlendirildi. Fahişeliğin adı “seks işçiliği” ve “eskortluk”
oldu.
19
Aralık sürecinde ölüm orucundaki tutsakların analarına açılmayan kapı,
translara, fahişelere, bar sahiplerine, müteahhitlere, patronlara açıldı. Öyle
ya devrimci demokrasi ölmüştü!..
Sinan Akdeniz
24 Haziran 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder