2018
yılında ABD (Kanada ve Meksika ile birlikte) FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği
yapmak üzere seçildi. Oysa bu, zaten başlı başına berbat bir fikirdi. 2018
yılında başta Donald Trump vardı ve dünya kupası adaylığının görüşüldüğü
dönemde ABD Yüksek Mahkemesi’nce onaylanan “Müslüman Yasağı” başlıklı
kararnameyi imzalamıştı. Elde bu dünya kupasının ABD’ye verilmesinin kötü bir
fikir olduğuna dair işaretler vardı, buna rağmen FIFA, dünya kupasını düzenleme
hakkını ABD’ye verdi. İşte sonuç bu. 2026 Dünya Kupası, daha başlamadan
değersizleşti, anlamını yitirdi.
Turnuva
öncesinde ABD, İran milli takımının antrenman yaptığı Azadi Stadyumu’nu
bombaladı. İran takımının Amerika’da bir gece kalmasına yasak getirdi, birçok
İranlı personel ve gazetecinin ülkeye girişine mani oldu. Bu düşmanlık, sadece
İran’ı hedef almıyor. Elemelere katılan ülkelerden birçok taraftarın vizeleri iptal
edildi, dünyanın dört bir yanından birçok kişinin ülkeye girişine izin
verilmiyor. Sadece taraftarlar değil, takım üyeleri, personel ve hakemler de
aynı durumda. Bu, bir dünya kupası değil, hatta bir Kuzey Amerika Kupası bile
değil. Bu, tüm acımasızlığı, düşmanca tutumu ve insafsızlığı ile “Amerika’nın kupası”.
Bu
kupa, Amerika’nın Filistin’de soykırım uyguladığı, Küba’yı açlıktan ölmenin
eşiğine getirme amaçlı kuşatma siyasetini devreye soktuğu, İran’da okul
çocuklarını katlettiği, Venezuela Devlet Başkanı’nı ülkeden kaçırdığı, Suriye’de
Kaide rejimi tesis ettiği, sayısız başka vahşete imza attığı dönemde
düzenleniyor. Bugünlerde yasadışı göçmen olarak görülen, toplama kamplarına
mahkûm edilen Kuzey Amerika yerlilerinden çaldıkları topraklarda top koşturulacak.
En iyi günlerinde bile en büyük hapishane nüfusuna sahip olan ABD, nedense, Kansas
şehrinde bir de “Dünya Kupası Hapishanesi” inşa etmek için çalışma yürütüyor.
Kendi halklarının konuşma özgürlüğünü ortadan kaldıran Amerika, bu
kısıtlamaları ziyaretçilere de tatbik ediyor. Bugünün ABD’si, 1936
Olimpiyatları’na ev sahipliği yaptıklarında Nazilerin yaptığından çok daha
fazla ihlalin altına imza attı, atmaya da devam ediyor. Peki asıl rezillik nerede?
Alın
size rezilliğin daniskası.
Taraftarlara
Karşı Tutum
Dünya
Kupası, adından da anlaşılacağı üzere, dünyanın savaştan başka bir şey için bir
araya geldiği bir an olabilmeli. Ama şu anda “Amerika”nın yaptığı tek şey,
savaş. Dünya Kupası da bu konuda istisnai bir yere sahip değil. Dünya Kupası,
artık imparatorluğun kendini aşağılama ayini, ölmekte olan haliyle artık
kontrol edemediği bir dünyaya karşı öfkesini kustuğu bir yer haline geldi.
Bunların hiçbiri normal değil. Hatta, çok eski zamanlardan beri var olan
normları ihlal ediyor.
Brezilya,
2014’te dünya kupasına ev sahipliği yaptığında, “vize ve çalışma izinlerinden toplumsal
kampanyalara ve ceza hükümlerine kadar her şeyi kapsayan” 900 sayfalık bir Genel
Dünya Kupası Kanunu çıkartmıştı. Rusya, 2018 dünya kupasına ev sahipliği
yaptığında ise meclis, FAN ID (taraftar kimliği) sahiplerine yılın geri
kalanında vizesiz giriş hakkı tanımıştı. 2022’de maçlara girişi epey kolay kılan
Katar, maç bileti olan veya sadece konaklama belgesi bulunan kişilere Hayye
Kartı vermişti. Bu karta sahip olanlar, toplu taşıma hizmetlerinden de istifade
edebiliyorlardı.
Daha
da geriye gidersek, İngiltere, 1966’da Kuzey Kore takımına vize vermeyi
reddetmeyi düşündüğü günlerde yapılan iç yazışmada FIFA, “herhangi bir takımın
finallere katılma hakkını kazanması durumunda kendisine vize verilmezse,
finallerin başka bir yerde yapılacağını Futbol Federasyonu’na (FA) çok açık bir
şekilde belirtmiştir” denilmekteydi. Daha yakın bir örnek olarak, Endonezya, 2023’te
“İsrail”in 17 yaş altı takımına vize vermeyi reddettiğinde, FIFA, Filistin
takımının üyelerini öldüren “İsrail” karşısında Endonezya’nın doğru olanı yapmış
olmasına rağmen, 20 Yaş Altı Dünya Kupası’nı tamamen başka bir yere taşıdı. Orada
nedense ilkeler konuşmuştu, ama bugün sadece “beyazlar üstündür” diyen ilkenin
konuştuğunu görüyoruz.
“Amerika”,
çalınmış topraklara girişle ilgili olarak gündeme getirdiği acımasız vize
düzenlemelerini asla gevşetmedi, yerlilere yönelik Gestapo tarzı baskınlarına
asla son vermedi. Naziler bile oyunlar sırasında kuralları biraz esnetmişti,
ama savaştan zaferle çıkan Naziler, yani “Amerikalılar” zerre yumuşamadılar.
Trump’ın “Amerika”sı, Müslüman yasağıyla ilgili tartışmaların yaşandığı sırada
oyunlara ev sahipliği yapma hakkını kazandı. Aynı “Amerika”, birçok Faslıya vize
vermedi. Ne var ki bu tutum, sadece Müslümanlarla sınırlı değil. Birçok İngiliz
(İskoç) taraftarının da vizesine onay verilmedi. Şimdi “Amerika”nın ülkeye
girmeden önce insanların sosyal medyalarını incelemediğini kim söyleyebilir!
Haiti,
İran, Senegal ve Fildişi Sahili’nden gelecek taraftarlara ziyaretçi vizesi verilmemesi
gayet doğal. Mayıs ayına dek Cezayir, Yeşil Burun Adaları, Fildişi Sahili,
Senegal ve Tunus’tan gelecek taraftarlar, 15.000 dolar ödemek zorunda. Normalde
birçok ülkenin yurttaşının yaptıkları vize başvurularının reddedilme oranı, yüzde
40’ın üzerinde. Bu arada, İran’a (FIFA kuralları gereği!) tahsis edilen yüzde 8’lik
bilet kontenjanı, Amerika tarafından tümüyle iptal edildi.
FIFA'nın
korkak (ve kel) başkanı Gianni Infantino, 2017’de Dünya Kupası’na ev sahipliği
yapma hakkını vermeden önce sarf ettiği, “Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanan
takımların ülkeye giriş hakkına sahip olması gerekir, aksi takdirde Dünya
Kupası olmaz. Bu çok açık” sözünü bizzat yedi.
Bu
sorunlarla uğraşması gereken, FIFA. Oysa FIFA, asıl sorunun bir parçası. Diğer
tüm uluslararası kurumlar gibi FIFA’nın da Beyazların İmparatorluğu’nun bir
parçası olduğu net bir biçimde görüldü. Filistinli sporcuların birçoğunun katledildiği,
Gazze’deki tüm tesislerin yıkıldığı, genel manada bir soykırımın uygulandığı
koşullarda FIFA, Trump’a barış ödülü verdi. Nazi oyunları oynarsan, Nazi
ödülleri kazanırsın.
Bu,
gelmiş geçmiş en kötü Dünya Kupası. Ülkeye alınmayan insanlarla dayanışma içine
girmek ve onu boykot etmek gerek. “Amerika”, sadece taraftarlara değil, futbolculara,
hakemlere, dünyadaki herkese saldırıyor. Bu adaletsiz kupada herkes hedef
alınıyor.
Takımlar, Hakemler ve Taraftarlar Oyuna Dezavantaj
lı Başlıyor
Dünya
Kupası’na katılmalarına izin verilmeyenler, sadece taraftarlar değil, takımlar
da ülkeye sokulmuyor. İsviçre’nin yıldız forveti Breel Embolo’ya vize verilmedi.
Futbolcu, takımla seyahat edemedi (ne tesadüftür ki kendisi siyahi!). Vizesi
büyük bir tartışmanın ardından onaylandı, ancak bu durum, oyuna hilafına olacak
sonuçlar doğurdu. Güney Afrika takımının tamamının seyahati vize sorunları
nedeniyle geç gerçekleşti. Böylelikle takım, daha baştan kupa sürecine
dezavantajlı başlamış oldu. Aynı durum, Faslı futbolcu Zekeriya Vahdi’nin de
başına geldi. Iraklı forvet Eymen Hüseyin, yedi saat gözaltında kaldı. Sorgulandı.
Bu korkunç örnekler, bir şekilde “çözüme kavuşturuldu” ama şimdiden takımların
ve futbolcuların rekabet sürecince olumsuz yönde etkilenmelerine neden oldu.
Daha
fazla örnek vermek gerekirse, Senegal takımının uçağı havalimanına indikten
hemen sonra ekip daha pistte vücut aramasına tabi tutuldu. Özbekistan takımı
ise daha önce gümrükten geçmiş olmalarına rağmen, otobüsten indiklerinde tek
tek, sıkı bir şekilde arandı. Bu gözdağı verme yöntemi, Hitler’i bile
gururlandıracak ölçüde, alenen ırkçı. Gerçi o bile 1936’da bunu yapmaya ar
etmişti. Ah, şu beyazlar ne kadar da zelil olmuşlar!
Elbette
en vahim örnek, İran takımı. “Amerika”, sadece antrenman tesislerinden birini
bombalamakla kalmadı, bugün aynı zamanda maçlardan sonra uyumalarına bile izin
vermiyor. Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum'un aktardığına göre “ABD,
İran milli takımının ülkede kalmasını istemiyor.” FIFA da bu işin içinde. Trump’ın
İranlı oyuncuların “hayatını ve güvenliğini” güvence altına alamayacağını
söylemesinden sonra bile (sanki önemsiyorlarmış gibi!), maçlarını Meksika’ya
taşıma taleplerini reddetti. Bu yüzden takım, maçlardan önce ve sonra ülkeye
giriş çıkış yapmak zorunda kalacak, bu da onları fiziksel olarak büyük bir
dezavantaja sokacak. Ev sahibi ülkelerden kaynaklanan fiziksel tehlikelerden
bahsetmiyorum bile. Bu arada, antrenörler de dâhil olmak üzere İranlı personele
ve gazetecilere vize verilmedi.
Bu
rezilliklerin dibi yok. “Amerika”, FIFA hakemlerini bile reddetti! Somalili
hakem Ömer Abdülkadir Artan, Miami Havaalanı’na sokulmadı. FIFA, o noktada tüm
korkaklığıyla şu açıklamayı yaptı: “FIFA, vize değerlendirmeleri de dâhil olmak
üzere ev sahibi ülkenin göçmenlik süreçlerine müdahele etmez.” Oysa yalan
söylüyordu. Mevzuatı bizzat değiştirdiler ama bu değişiklik, tabii ki “Amerika”yı
kapsamıyordu. Ayrıca ortada, bu hakemi Meksika veya Kanada’daki maçlara
kaydırdıklarına dair de bir rapor yok. Bugün FIFA, kendi insanlarına bile sahip
çıkmıyor.
Takımların
Hal-i Pür Melâli
Bu
kupada daha henüz topa vurulmuş değil, rezillik diz boyu. İngiltere kampının
yakınlarında bir okulda silahlı saldırı oldu, ki zaten ülkede neredeyse her gün
silahlı saldırı gerçekleşiyor. Asıl, yaşanmaması anormal! İsviçre kampını
yılanlar bastı, Senegal takımının antrenman sahasında topun yerde sekmediği
görüldü, Japonya berbat tesisler nedeniyle mekân değiştirmek zorunda kaldı.
“Amerika”,
seyahat etmek için güvenli veya düzgün bir yer değil. Bu gerçeği tüm dünya
biliyor. Wall Street Journal’ın haberinde şu söyleniyor: “Dünya Kupası
bu hafta başlıyor. ABD otelleri pek rağbet görmüyor. Misafir çekme konusunda
son sırada. Kanada ve Meksika’daki otel rezervasyonları, San Fransisko hariç
tüm Amerikan şehirlerini geride bırakıyor.” Bir koloni olarak “Amerika”, sonuna
yaklaşan bir piramit şemasından başka bir şey değil, her şey bir aldatmaca,
Dünya Kupası da öyle. Biletler 20.000 dolardan fazla (bazıları bir milyon
doların üzerinde) fiyata satılıyor. Peki ama bilete talep var mı? Satın
alabilseniz bile, dünya kupasını yerinde izlemeniz mümkün değil.
FIFA,
bu hilekarlığın bir parçası olarak, kendi karaborsa platformunu kurdu, ancak burada
da işler iyi gitmiyor. Biletin yeniden satılması ile birlikte fiyat yüzde 26
oranında azalmasına rağmen (misal) ABD-Paraguay maçının ortalama bilet fiyatı
800 dolara düşüyor, elde hâlâ 4400 bilet var çünkü onları kimse almıyor. Buna
karşılık, Meksika’nın kendi sahasında oynacağı maçın biletleri neredeyse
tükendi. Elde sadece 300 bilet kaldı. Financial Times’ın haberine göre, “Taraftar
grupları, bu yazki Dünya Kupası’nda bir takımı desteklemenin maliyetinin dört
yıl öncesine göre beş kat daha yüksek olacağını tahmin ediyor.” Tüm
açgözlülüklerine rağmen, bu Dünya Kupası’nda maçlar muhtemelen boş koltuklara
oynanacak. Hatta zaten öyle olmalı. Kupa organizasyonunun her noktasından
berbat bir koku yükseliyor. Bu Dünya Kupası, zaten yolsuzluk, ırkçılık ve
açgözlülüğün yuva yaptığı bir yer. Pek rağbet görecekmiş gibi görünmüyor.
Vitrin:
Gösterilerin Sonu
Elemeleri
geçememesine rağmen Katar Dünya Kupası’na katılmayacağını söyleyen Norveç ve ağızlarını
elleriyle kapatıp gökkuşağı renkli Rolex saatler takan Almanya gibi ikiyüzlü
ülkeler, Katar konusunda büyük bir yaygara koparmışlardı, ama şimdi hiçbir şey
söylemiyorlar. Takımların ve hakemlerin bile özgürce seyahat edemedikleri,
herkesin sosyal medyasının, şu anda devam eden soykırım konusunda konuşup
konuşmadıklarına bakılarak incelendiği bir kupa hakkında tek laf etmiyorlar.
Katar’ı protesto eden aynı gazeteciler ve yetkililer dut yemiş bülbüle
döndüler, çünkü geriye dönüp bakıldığında yaptıkları şey ırkçılıktan başka bir
şey değildi. Bu sahtekâr ülkeler, sahtekâr kurumlar, sahtekâr gazeteciler, cümlesi,
Beyaz İmparatorluğu’nun parçası. Hepsi de FIFA’nın yalancı beynelmilelliğine
cuk diye oturan bir sürü sahte bayraktan başka bir şey değil. Bu kupa, bu
yüzyıldaki birçok olay gibi, perde gerisindeki Beyazların İmparatorluğu’nu ifşa
ediyor, onun iğrençliğini ve rezilliğini cümle âleme gösteriyor.
Dünya
Kupası, ev sahibi ülke için bir vitrin olmalı, 2026 Kupası da öyle. Bu, kötü
bir ülkede düzenlenen berbat bir Dünya Kupası. Maya Angelou’nun da dediği gibi,
“Birisi size kim ve ne olduğunu söylediğinde, ona ilk seferde inanın.” FIFA, “Müslüman
Yasağı” kararnamesinin çıkartıldığı günden beri “Amerika”nın Dünya Kupası’na ev
sahipliği yapmak için hiç de uygun bir aday olmadığını görüyor olmalıydı, oysa gerçeklere
gözlerini kapattılar, yollarına devam ettiler, çünkü FIFA’nın başındaki isimler
de kupaya uygun kişiler değil.
FIFA’nın
açıkça korkak ve yozlaşmış olduğu ortada, hiçbir ülke, sesini çıkarmaya cesaret
edemiyor, beyaz gazeteciler bu olayları, tarihsel olarak Nazilerden daha kötü olan bir ev sahibi ülkenin ürettiği sonuçlardan ziyade, bir anormallik olarak ele alıyorlar. “Amerika”,
düşmanca bir tavır sergileyen Dünya Kupası pratiği ile kim olduğunu cümle âleme
gösteriyor. Bu yaptıklarının bir sonucu olacak. Çin’in düzenlediği olimpiyatlar,
dünya için düzenlenmiş bir “açılış” partisi gibiyken, bu kupa, “Amerika”nın “parti
sona erdi” mesajı. Gerçekten de topu alıp eve gitmeye çalışıyorlar. Komik olan
şu ki, esasında bu “Amerikalılar” futbolu bile sevmiyorlar. Sevmediklerini her
hareketleriyle gösteriyorlar.
Indrajit Samarajiva
9 Haziran 2026
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder