1968
yılında Peru Ayacucho şehrinde San Cristobal De Huamanga Üniversitesi’nde
düzenlenen konferans.
Bu
mekânda sizinle konuşma fırsatı bulduğumuzdan beri üç yıldan biraz fazla zaman
geçti. O zamanlar eğitim sorunundan bahsetmiş, bu önemli konuya dair
düşüncelerimizi paylaşmıştık. Sizinle konuşmak harika bir fırsattı. Bugün, bir
kez daha sizinle konuşma fırsatı bulduk ama bu sefer koşullar biraz farklı.
José
Carlos Mariátegui’den, düşüncesinin güncelliğinden bahsedeceğiz. Bana verilen
bu görev, en azından benim için, kolay bir görev değil. Her şeyden önce,
Mariátegui’ye hürmetle yaklaşılması gerektiğine inanıyoruz, ikincisi, ona net
ve kesin bir konumdan yaklaşmalıyız, çünkü aksi takdirde düşüncesinin
güncelliğini ve zenginliğini hiçbir şekilde anlamak mümkün olmaz.
Elbette,
Mariátegui, fiziken aramızdan ayrılalı uzun zaman oldu, ancak düşüncesi tıpkı otuzlarda
olduğu gibi tüm derinliğiyle canlılığını muhafaza ediyor. Düşüncesi hâlâ canlı,
hâlâ güncel, Peru için hâlâ bir perspektif sunuyor, ama hayatta olan bazı
insanların düşünceleri gerçek manada ölüdür. Mariátegui’nin tüm düşüncesini yaklaşık bir saat içinde ele almak zor. Bu nedenle, birkaç somut probleme
odaklanmak ve bu büyük Perulu düşünürün imajıyla ilgili yapılması gerekenleri
vurgulamak istiyoruz. İlk olarak, Mariátegui’nin proleter bir aydın olma vasfı
üzerinde duruyoruz. Şu anda ilgimizi çekmeyen ayrıntılı tarihsel konulara veya diğer
konulara girmeyeceğiz. José Carlos Mariátegui’nin düşüncesinin güncelliğinin
ortaya koyduğu temel sorunlara değineceğiz.
Mariátegui’yi
Anlamak
Önce
onu sessizliğe gömmeye çalıştılar, sonra ona dair çok kalem oynattılar.
Elbette, onu anlaşılmaz kılmak, sistematik olarak tahrif etmek, anlamsız bir ukalalıkla
onu “geliştirmeye” çalışmak isteyenlerin Mariátegui’den bolca sitayişle bahsettiklerini
görüyoruz. Her şeyden önce onun davasına bağlı, kendisini açıktan Marksist
olarak niteleyen biri olmadığını, düşüncesine asli gücü Marksizm-Leninizmin
vermediğini söylüyorlar.
Oysa
Mariátegui bunu bizzat söyledi. O, davasına bağlı, Marksist olduğunu açıktan
dile getiren, korku nedir bilmeyen, saf ve dosdoğru bir komünistti. Peki bu ne
anlama geliyor? Bu, Mariátegui’nin proleter sınıf konumuna sahip olduğu
anlamına geliyor. O, tüm yalın ve çıplak haliyle sömürülenlerin yanındaydı.
Mariátegui, ülkemizin sömürülen kitlelerinin hissettiklerini kendi bedeninde
hissetti ve ne yazık ki bizim için çok kısa olan ömrü boyunca, hissettiklerini
eyleme, yazılı olarak pratiğe döktü. Mariátegui’nin bir dünya görüşü vardı. Bir
ideolojisi vardı, bu ideolojinin Marksizm-Leninizm olduğunu birçok kez dile
getirmişti. Bu ideolojiyi tasarlamış ve savunmuş, tezini de çağdaş dünyaya
dayandırmıştı. Proletaryanın ideoloji anlayışından bakmadıkça, olayları,
toplumu ve dünyayı anlamak mümkün değildir.
Mariátegui,
bir Marksist-Leninistti. Eserlerini incelersek, Mariátegui, bize mevcut
yüzyılda (yirmiler civarında) Leninizmin yeni bir biçim, o dönemde elde edilen
en yüksek Marksizm olduğunu söyler. Mariátegui, daha sonra Marx ve Lenin ile
bağ kurdu, bu yüzden davasına bağlı bir isim olarak kendisinin açıktan
Marksist-Leninist olduğunu söyledi. Üçüncü olarak, Mariátegui’nin bir çalışma
yöntemi, bir analiz yöntemi, herhangi bir şeyi anlamak için yeri doldurulamaz
bir yöntemi vardı. Mariátegui sırtını, diyalektik materyalizme dayamıştı,
eserleri bunun ikna edici kanıtıdır. Dediğimiz gibi, çok açık olması gereken
ilk soru, Mariátegui’nin proleter konumu, onu besleyen Marksist-Leninist
ideoloji ve ona rehberlik eden diyalektik materyalist yöntemdir.
José
Carlos Mariátegui figürünü ancak bu üç temel üzerinden idrak edebiliriz. Gelgelelim,
Marksizm-Leninizmi anlamayan kişi, Mariátegui’yi de anlayamayacaktır. Bu da
bilinç veya zekâ eksikliğinden değil, onunla aynı safta olmamasından, aynı
aydınlanmaya sahip olmamasından veya aynı yöntemi kullanmamasından
kaynaklanmaktadır. Bu, herkes için çok açık olmalıdır.
Gerçeklere
dayanmalıyız, Mariátegui’nin sınıfsal konumundan, Marksist-Leninist
ideolojisinden, dolayısıyla, diyalektik materyalist yönteminden başlamalıyız.
Yukarıda belirtilen üç bakış açısıyla Mariátegui’ye odaklanmayan kişi, onun
düşüncesini anlayamaz, çoğu durumda iyi niyetle veya çoğunlukla kötü niyetle, süslü
sözlerle onu çarpıtacaktır.
Mariategui,
Latin Amerika’nın büyük bir Marksist-Leninistti, bu gerçekle gurur duymalıyız.
Tüm Latin Amerika’da onunla kıyaslanabilecek başka bir Marksist-Leninist yok. Gerçekten
José Carlos Mariátegui, Latin Amerika Marksist düşüncesinin zirvesidir ve zaman
geçtikçe daha da büyük bir zirve haline gelecektir.
José
Carlos Mariátegui, sınırlarımızın dışında daha çok takdir görüyor. Ülkemizde
ise daha az talep, daha az saygı görüyor, hatta çok daha az tanınıyor, bu durumdan
ar etmeliyiz. Mariátegui, ülkemizi ve halkımız içindeki sömürülenleri
onurlandıran büyük bir Marksist-Leninisttir, ancak bu, bazıları için geçerli değil,
çünkü o, o bazıları için kalplerine saplanmış bir bıçaktır, onu çıkaramazlar ve
çıkaramayacaklar da.
Mariátegui,
sadece dört beş formülü bilen, onları tekrarlayıp duran biri değildi, çok daha
fazlasıydı, derinlikli bir Marksistti. O, Marksizm-Leninizmi alıp bizim
gerçekliğimizle bütünleştiriyor, onu ülkemize sokuyor, topraklarımızda
somutlaştırıyor, Marksizm-Leninizmin ülkemizde kök salmasını, ona nüfuz
etmesini sağlıyor, hâlâ güncel olan bir düşünceyle bizi aydınlatıyor.
Mariátegui’nin ünlü Siete Ensayos de Interpretacion de la Realidad Peruana
[“Peru Gerçekliğine Dair Yedi Yorumlayıcı Deneme”] isimli çalışmasında ülkemiz
hakkında dile getirdiği yorum, hâlâ sarsılmaz bir belge niteliğindedir.
Mariátegui’de,
Marksist-Leninizmin evrensel gerçekliğini devrimci peygamberimizin somut
gerçekliğiyle birleştirebilme yeteneğinin, Marksist ve dahiyane kavrayışını
görüyoruz. Bu niteliğe çok az insan sahip. Mariátegui, ilgili niteliği
fazlasıyla ve büyük bir başarıyla sergiledi, bu gerçeği kabul etmek zorundayız.
Ülkemizdeki Marksist fikirlerin gelişimini anlamayan, Peru’da neler olup
bittiğini kavrayamaz. Böyle biri kendine devrimci diyebilir mi? Ne yazık ki,
Mariátegui’nin düşüncesini bilen ve hala ondan korkan birçok devrimci var. Bu,
haklı bir korku, çünkü Mariátegui, gerçek devrimcilerin kim olduğunu ve kim
olmadığını anlamak için iyi bir ölçüt.
İşte
bu yüzden Mariátegui'den korkuyorlar. Mariátegui’nin Yedi Deneme’si hâlâ
Peru düşüncesinin temel bir parçasıdır. Mariátegui, Marksist bakış açısından,
Peru gerçekliğimizin tek ve doğru bakış açısından bizim için yedi ustaca yorum
geliştirdi. Farklı görüşlere sahip birçok yetenekli ve bilgili akademisyen, Don
Victor Andres Belaunde’nin (Perulu burjuva tarihçisi -yhn) gerici bakış
açısından yola çıkarak bu küçük kitabı itibarsızlaştırmaya çalıştı, ancak
çabaları sonuçsuz kaldı.
Ölümsüz
Kitap
Mariategui’nin
Peru Gerçekliğine Dair Yedi Yorumlayıcı Deneme adlı küçük kitabı hâlâ
çok canlıyken, Don Victor Andres Belaunde’nin kitabı çok az kişi tarafından
(çoğunlukla tarihsel merak nedeniyle) okunmuştur. Mariategui’nin bu küçük
kitapta, ülkemizdeki halk savaşına dair bir vizyon oluşturan bu küçük hacimli
eserde bize anlattıklarından başlamalıyız. Mariategui, hayati ve temel bir konu
olan ekonomimizi analiz ediyor. Bir toplumu, ekonomik yapısını anlamadan, toplumsal
ekonomiyi, politik ekonomiyi oluşturan sömürü ilişkilerini anlamadan anlamak
imkânsızdır. Gerisi laf-ı güzaftır. Kitap, bize Peru hakkında ne anlatıyor? Onu
çok somut bir şekilde tanımlıyor: Peru yarı feodal ve yarı sömürge bir ülkedir.
Bunu, ülkemizin ekonomik sürecine dair şemasında gösteriyor ve kanıtlıyor.
Mariátegui,
ayrıca Peru'daki toplumsal sınıfların ve bunların tarihsel gelişiminin bir
taslağını ortaya koyar, başka bir deyişle, bugün Peru’da Mao Zedong’un
düşüncesinin gölgesinde gelişen Marksist düşüncenin ne olduğunu dile getirir.
Mariátegui,
sadece ülkemizdeki sömürü ilişkilerinin bir taslağını, toplumsal sınıfların bir
taslağını geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda Peru’daki fikirlerin evrimini
tanımlayan bir şema da oluşturur. Örneğin, edebiyatın Peru’da nasıl
evrimleştiğini, nasıl açık bir sınıf karakterine sahip olduğunu anlamak için
yeterince incelememiz gereken edebiyat sorunundan bahseder.
Mariátegui,
Marksizm-Leninizmi ülkemizin somut gerçekliğiyle birleştirir, sonuç olarak bu
gerçekliğin en iyi, en derin anlamını ortaya çıkartır. Peru gerçekliğinin bu
analizi, ustaca başlattığı teorik çalışmayı ilerletmeye devam etmenin temelini
oluşturur. Hiç kimse Mariátegui’nin teorik tezini ciddi anlamda çürütemedi.
Ellerinden sadece yüzeysel taslaklar üretmek geldi, ama hiçbiri, onun bu kadar
kısa sürede ve bu kadar genç yaşta tasarlayıp inşa ettiği yapıyı ortaya
çıkartamadı.
Birçok
kişi, Yedi Deneme’nin sadece gazetecilik çalışması olduğu, sadece bir
gazetecinin işi olarak nitelendirilmesi gerektiğini söyledi. Hatta özellikle belirli
bir kişi var, sadece adının anılması bile içinde bulunduğumuz havayı kirletiyor:
Ravines [Mariátegui’nin ölümünden sonra parti liderliğini gasp eden isim -yhn],
şöyle şeyler iddia ediyor: "Mariátegui hakkında ne düşünülebilir ki, alt tarafı
önemsiz bir gazeteci, neden Mariátegui hakkında bu kadar gürültü kopartılıyor?”
Bu kişi Mariátegui’yi hiç anlamamıştı. Elbette (tıpkı formasını çıkarıp diğer
tarafa yardım eden bir takım oyuncusu gibi) Mariátegui'nin yolundan sapanlardan
olduğu halde Mariátegui’yi nasıl idrak edebilirdi ki? Bu tür kişiler, proleter
anlayıştan ve Mariátegui’nin yönteminden yoksunlar, o forma onlara yardımcı
olmayacak. Zamanla ve güneş ışığına maruz kalmayla şeyler renklerini kaybeder
ve solar.
Demek
ki mesele dışsal değil. Mariátegui ile ilgili üç ufak ama önemli hususu
belirlemek gerek: sınıfsal konumu, ideolojisi ve yöntemi. Ülkemizde
proletaryanın, köylülüğün ve sömürülen sınıfların yanında olan herkes
Mariátegui’yi anlayabilir. Bu tutumu, bu sınıfsal konumu benimsemeyen, bir
ayağı sömürülenlerin, diğer ayağı sömürenlerin yanında olan, temkinli bir
şekilde sömürülenlerin safında yer alan ama özünde sömürenlerden yana olan kişi,
Mariátegui’yi anlayamaz. Bu yüzden, dışarıda bu kadar çok salyasını akıtıp
duran kuduz köpek görüyoruz. Oysa onların saçtıkları tükürükler, Mariategui’nin
otuz yıldan fazla önce ulaştığı basamakların yüksekliğine asla ulaşamayacak.
Mariátegui
Proletarya İçin Dövüşen Bir Savaşçıydı
Bu
noktada, yukarıda aktardığımız husustan asla ayrı ele alınamacak bir başka
hususa değinmek istiyoruz. Bunlar, bir kâğıdın iki yüzü gibi, birbirinden
ayrılamaz bir şekilde birbirine bağlıdır. Mariategui’den, proletarya savaşçısı,
büyük bir şahsiyet, olağanüstü bir düşünür, aynı zamanda olağanüstü bir örgütçü
ve ülkemizin ilk militan Marksist savaşçısı olarak bahsediyorum. Bunu da çok
açık bir şekilde belirtmeliyiz.
José
Carlos Mariátegui, Avrupa’dan ülkemize geldi. Ülkeye yeni fikirler, yeni bir
görev, bir misyon getirdi: Peru’da sosyalizmi inşa etmek. Bu onun misyonuydu ve
onu yerine getirdi. Sosyalizm için yorulmadan çalıştı, sosyalizm için yaşadı,
sosyalizm için kendini feda etti ve sosyalizm için öldü. Onu kimse mağlup
edemedi. Dik omurgayla, taviz vermeden ilerledi. Biraz incelendiğinde,
Mariategui’de bir çalışma planı, ülkemizdeki proletaryanın bir tür örgütsel
gelişimi bulunur. Öncelikle, işçi sendikalarına yönelik çalışmalar için
hazırlık sürecini işletir, böylelikle karşımıza klasik sendikacılığın
yaratıcılarından biri olarak çıkar. Ondan önce de ülkede sendikal mücadeleler
vardı, ancak Mariátegui, proleter sanayi sendikacılığının temellerini atan
isimdir. Mariátegui, Peru Genel İşçi Konfederasyonu’nun (PGİK) kurucusudur. PGİK,
Mariátegui’nin eseridir. Onun ideologu, akıl hocasıydı. Konfederasyonu birebir
inşa eden, temellerini ve örgütsel özelliklerini tasarlayan kişiydi.
Proletaryanın
ihtiyaç duyduğu ilk örgütlerden biri, sanayide ve iş kollarında faal olan
merkezi bir sendikaydı. Mariátegui bunu çok iyi anlamıştı, ancak sadece
anlamakla kalmadı, çünkü Mariátegui, bir şeyi anladıktan sonra kendi aklının
yaydığı ışığını keyfini çıkartarak rahatlayan biri değildi, tam tersine, o, bu
anlayışın kendisinden talep ettiği görevi yerine getirme ihtiyacını hissetti. PGİK’in
nizamnamesi ile planına yönelik tüm hazırlık çalışmalarını bizzat yürüttü.
Herhangi bir nizamname, ne olursa olsun, iki ardışık bölümden, birlikte
herhangi bir örgütü veya kurumu oluşturan iki unsurdan oluşur. Birincisi,
ideolojik bölüm, yani düşünce dinamikleri, bir programın oluşturulması, uzlaşma
noktalarının belirlenmesi, bir tüzüğün önemi vs.; ikincisi ise, tam anlamıyla
örgütsel aygıtın oluşturulmasıdır. Bu gerçeği derinlemesine ve ustaca anlamış olan
Mariátegui, Marksist analizi uyarınca PGİK’i kurdu.
Peru
Genel İşçi Konfederasyonu (PGİK)
Çok
ilginç bir şey var: Mariategui, tüzüğü geliştirirken, hâlâ hayata geçirilmeyi
bekleyen, sınıf bilincine sahip, proleter işçi sendikası tüzüğü oluşturdu. Bu
ironik, ama ironiden de öte, ondan sonra ülkemizdeki işçi sendikası hareketinde
bazı kişilerin içine düştüğü yönelim bozukluğunun ve kafa karışıklığının bir
kanıtı. PGİK tüzüğünü okursanız, ilk olarak bir tür giriş, bir yönlendirme
bulursunuz. Mariategui, proletaryanın günümüz dünyasını nasıl gördüğünü,
gizlenemeyen, halı altına süpürülemeyen bir mücadele olduğunu, burjuvazi ile
proletarya arasında bir mücadele olduğunu ortaya koyuyor, ardından, bir sendika
örgütü kurmak için izlenmesi gereken bir sınıfsal ideoloji olduğunu, bunu açık
ve çok net bir dille ortaya koyuyor. Peki, Mariategui ne yapıyor?
Mariátegui,
sendika örgütünün organik nizamnamesinin genel temellerini ortaya koyuyor,
ancak bunu örgütü boğacak kadar titizlikle değil, genel hatlar ve insanların
gelişmesine ve inisiyatif almasına imkân sağlayan temel noktalarla yapıyor.
İnsanlara “merdivenden inerken önce sağ adımınızı atın” diyemeyiz. Onların
inisiyatifine, yaratıcılığına izin vermeli, kendi kafalarıyla düşünmelerine,
sorunları anlamalarına, sonsuza dek “yaşça küçük” kalmak yerine öğrenmelerine imkân
sağlamalıyız. İnsanların her zaman bir tür rehber köpeğe ihtiyaç duymadığını,
çünkü insanların kör olmadığını düşündü. Mariátegui, bunu çok iyi anladı, bu
yüzden örgütün genel temellerini belirledi. Ayrıca, Mariátegui, sendikaların
sorununa değinirken, hiçbir kanunda bulunmayan müthiş fikirlere atıfta bulundu.
Günümüz kanunlarının tek olumlu farkı, daha kaliteli bir kâğıda basılmış
olmalarıdır.
Mariátegui,
mücadelenin araçlarını ortaya koyuyor ve bize grevden bahsediyor. Mariátegui,
neden olayları bu şekilde ortaya koyuyor? Çünkü örgütte, ulaşmak istediğimiz
hedeflere uygun olarak, mücadelenin yürütülme biçimi ve yöntemleri hakkında da
konuşmak gerekiyor.
Bunu
söylemek önemli, çünkü ülkemizdeki günümüz gazetelerini, örneğin Prensa’yı
okursanız, grevin yetersiz, aşırı uçtaki kışkırtıcıların kullandığı bir yöntem
olduğunu iddia ediyor. Prensa, proletaryayı evcilleştirmek, greve
gitmemesini, bunun yerine Kongre’ye (parlamentarizme) başvurmasını, uzlaşmasını
istiyor. Malı çalınmış kişinin hırsızla konuşmasını istiyor. Herhangi bir
mücadelede, mücadelenin araçlarının ne olduğunu, mücadelenin nasıl
yürütüldüğünü, kitlelerin seferber edilmesini sağlayan temel ve esas talebin ne
olduğunu görmek önemlidir, hatta esastır, zira aktif seferberlik sayesinde halk,
gözlerini açar, anlar, kayıtsızlıktan ve geçmişten tevarüs eden hastalıktan kurtulur,
mücadeleleri yürütecek olanları (liderlerini) yetiştirir. Bu nedenle, kitle
hareketi, çok önemlidir, dolayısıyla, PGİK tüzüğünde bu temel noktayı
vurgulamak yerindedir. Mariategui, ayrıca propaganda ve ajitasyon sorununa da
değiniyor. Halkın kendi sözlerini söylemek için kendi sesine ihtiyacı var.
Başkalarının kendisi yerine konuşmasına ihtiyacı yok. Halk, süslü bir dille
konuşmayabilir, cilâlı bir dile sahip olmayabilir, diksiyonda hatalar
yapabilir, ancak bunun bir önemi yok. Önemli olan, insanların hissettiklerini,
gördüklerini, ihtiyaç duyduklarını söylemeleri ve yenilgilere rağmen,
istedikleri için sürekli ve sonuna dek mücadele etmeleridir, çünkü insanların
yaşayabileceği her türlü yenilgi geçicidir. Mariategui de bu hususa dikkat
ediyor, tüzüklerini okuduğumuzda propaganda ve ajitasyondan bahsediyor.
Mariátegui’nin
ölümünden bu yana geçen uzun tarihsel dönemi incelersek, bu sorunun nasıl
anlaşılmadığını ve gericiliğin her gün bize nasıl bağırdığını görürüz. Ancak,
işçilerin sesini dile getiren günlük bir basın bulamıyoruz, çünkü Mariátegui’nin
ortaya koyduğu sorun, hiçbir zaman tam olarak anlaşılmadı. PGİK’in tüzüğünde
önerilenleri özetlediğimizde, Mariátegui’nin sahip olduğu olağanüstü yeteneği
ve çözüm yollarını görürüz. Mariátegui, bu sorunu mükemmel bir şekilde
anlamıştı: “Örgütlü oldukları sürece halk yenilmezdir.” Her anlamda olağanüstü
olan Lenin şöyle demişti: “Halk yenilmezdir, ancak yalnızca çelik gibi
örgütlendiğinde, kendi ilkeleri etrafında birleştiğinde.”
Köylülüğün
Örgütlenmesi
Mariátegui,
öncelikle halkın ideolojik ve politik konumunu belirlemesi, ikinci olarak da
organik yapısını oluşturması gerektiğini öne sürüyor.
Ancak
Mariátegui, sadece işçileri örgütlemekle kalmıyor. Devasa çalışması burada
bitmiyor, başka bir şey daha görüyor: Ülkemizi en ince ayrıntısına kadar
anlıyor ve ülkemizde köylülerin olduğunu keşfediyor. Mariátegui, sadece onları
incelemekle kalmıyor, rollerini, tarihi misyonlarını ve onları ezen şeyin ne
olduğunu da anlıyor.
Mariátegui,
Peru’da feodalizmin ezdiği köylüler olduğunu söylüyor. Bu feodalizmin iki
ifadesi var: Büyük toprak sahipliği ve serflik. Başkasının emeğinden geçinme,
sömürme dürtüsü. Mariátegui, bunların hepsini anlıyor ve temel nedeni,
hastalığı, kökeni, tarihi kaynağı, ülkemizde hâlâ hüküm süren feodalizm olarak
belirliyor. Ülkemizin yarı feodal olduğunu, bunun Peru köylüsünün üzerine çöken
ve onu ezen bir dağ olduğunu söylüyor. Peru köylüsünün sorunu toprak sorunudur,
toprak sorunu da o toprağı nasıl fethedeceğimizle özetlenir. Toprak, nasıl
fethedilebilir? Mariátegui, köylülüğün örgütlenmesini öneriyor. O, bunu doğru
bir anlayış dâhilinde ilk kez hayata geçiren, proleter bir bakış açısıyla
mücadele eden, köylülerin örgütlenmesinde yorulmak bilmeyen bir devrimci.
Mariátegui’nin nadiren okunan derin bir eseri var, çünkü birçok kişi bunu
bilimsel bir çalışma yerine basit bir politik çalışma olarak görüyor. Bazı
insanlarda körlük muazzam düzeyde. Mariátegui, köylülerin sorununu ele almaya
başlıyor, organik biçimler öneriyor ve uluslararası bir toplantıda sunulan Yerli
Sorunu İçin Taslak adlı eserinde bir analize yer veriyor.
Mariátegui,
ülkemizdeki köylülüğün durumunu analiz ediyor. Bizim için önemli olan, orada
köylülüğü örgütlemenin biçimlerini önermesidir. Mariátegui, köylü birliklerinin
örgütlenmesini, köylü birliklerinin kurulmasını, köylülüğü seferber edebilecek
örgütlerin oluşturulmasını savunuyor. Mariátegui, örgütlenme olmadan halkın çok
zayıf olduğunu ve mücadele edemeyeceğini anlıyor. Ancak burada durmuyor,
herhangi bir devrimci sürecin en temel ilkelerinden biri olan işçi-köylü
ittifakının kurulması ihtiyacından bahsediyor.
Mariátegui,
bu hususu dile dökmekle yetinmiyor. İki olağanüstü şey öneriyor. İktidar
konusunda Lenin şöyle demiştir: "Devrimin sorunu, iktidar sorunudur."
Bu temeldir, her şey, iktidarı ele geçirmekle, onu korumakla veya sürdürmekle
ilgilidir. Bazıları, Mariátegui’nin çarpık bir hümanist veya insana sevdalı bir
burjuva liberali olduğunu düşünür. Mariátegui çok daha ileri gider, köylülüğün
örgütlenmesi sorununda yapılması gereken başka bir şey daha olduğunu söyler:
köylülerin silahlarını bulmak, köylülüğün devrimci silahlı kuvvetlerini
örgütlemek. Bu sözüm üzerine benim silahın reklâmını yaptığımı söylemeyin: Ben,
sadece Mariátegui’den bahsediyorum. Mariátegui, köylülerin örgütlenmesinin
gerekli biçimlerinden biri olarak silahlanmalarını öneriyor. O, sadece bunu
önermekle kalmadı, sovyetlerin kurulması gerektiğini de önerdi, bu, sahip
olabileceğimiz küçük korkular haricinde, A’dan Z’ye tamamen ve mutlak surette
en doğru ve uygulanabilir olandır. Mariátegui bu tür önerilerde bulunuyordu.
Parti
Mariátegui,
ülkemizdeki politik sorunu çözüme kavuşturuyor. Proletaryanın işçi sendikaları,
işçi ittifakları ve işçi silahlanması gibi organik biçimlere sahip olduğunu çok
iyi biliyor. Mariátegui, az önce bahsettiğimiz bu üç şeyin, onu yönlendiren bir
beyin yoksa hiçbir anlam ifade etmediğini biliyordu. Bu yüzden Mariátegui,
proletarya partisi kurmayı öneriyor, ülkemizde proletarya partisini yaratıyor.
Peru’daki fikirler sorununu inceleyen herkes bu gerçeği kabul etmelidir. Ama
dışarıda Carlos Tapia [doksanlarda kendisine iyi maaş bağlanmış Aydınlık Yol
uzmanı gerici ajan -yhn.] gibilerin Mariátegui’nin Peru Komünist Partisi’nin
kurucusu olmadığını, Mariátegui’nin kurduğu partinin Peru Sosyalist Partisi
olduğunu söylediğini, “Mariátegui, geniş görüşlü, geniş ruhlu bir adamdı, sekter
değildi. Dar görüşlü değildi, fikirlerinde kucaklayıcıydı” dediğini görüyoruz. Bu
kişi, Mariátegui’yi savunduğunu söylüyor ama aslında gerçekte Mariátegui’ye
yapılabilecek en kötü hakareti ediyor. Mariátegui, kendisi hakkında ne söylense
kabul ederdi ama bu yakıştırmayı kabul etmezdi. Aslında bu kişi ona “nihayetinde
kötü bir adamdın, neyse ki 35’inde göçüp gittin” diyor.
Mariátegui’yi
savunduğunu iddia eden kimi insanlar var. Bunlara “siz savunmayın, onu yerin
dibine sokuyorsunuz” dememiz gerekiyor. “Sekter olmayan, meşrebi geniş ve
demokrat Mariátegui”den bahseden, sömürenleri sömürülenlerle karıştıracak kadar
“kucaklayıcı” bir Mariátegui’den dem vuran, “Mariátegui savunucuları”na bunu söylememiz
gerekiyor. Mariátegui, Sosyalist Parti’yi kurdu. Parti, başlangıçta Peru
Komünist Partisi olarak anılmıyordu. İşte bu noktada, “eldeki belgelerle ve her
şeyle kanıtlayabiliriz” diyen, titrek bir sesle, Mariátegui’nin Komünist Parti’yi
değil, Sosyalist Parti’yi kurduğunu söyleyen Bay Ravines ortaya çıkıyor. “Komünist
Parti’yi ben kurdum” diyor zavallı Ravines.
Ama
bu yanlış. Mariátegui’nin Sosyalist Parti’yi kurduğu doğru, ancak III.
Enternasyonal’e bağlı ve Lenin'in 1919’da belirlediği ilkelere tabi. Bu, nasıl
oluyor? Mariátegui, Komünist Parti yerine Sosyalist Parti kurdu, ancak bu parti
Komünist Enternasyonal’e bağlıydı? Bu parti gerçekte Komünist Parti iken öyle
olmadığını düşünenler cahil miydi? Mariátegui, partinin kuruluş belgesini,
doğum belgesini yazan kişiydi. Mariátegui oradaydı. Mariátegui, ayrıca parti
programını da yazdı. Martinez de la Torre’nin [Mariátegui’nin biyografi yazarı
ve yakın yoldaşı -yhn.] eserlerinde bulunan belgelere bakmalıyız. Orada
Mariátegui’nin kendisi tarafından yazılmış Peru Komünist Partisi’nin (PKP)
programını buluyoruz. Bu nasıl oluyor? Partiyi o kurmuyor, ama bu belgeyi mi
yazıyor? Bu, Enternasyonal’dekilerin haberdar olmadığı anlamına mı geliyor?
Partiyi kurmadığını söylüyorlar, ama Enternasyonal’e bağlıymış. Partiyi o
kurmuyor, ama kuruluş belgesini bizzat yazıyor. Kısacası, Mariátegui’nin
muazzam ismini bizden çalmak için kurulmuş bir komployla karşı karşıyayız.
Mariátegui,
hayatını ve yorulmak bilmeden ortaya koyduğu çalışmalarını, Peru sosyalizmi
mücadelesinin parçası olmaya, yani kendi görevi olduğuna inandığı şeyi
başarmaya adadı. Ancak o sadece bir katılımcı değil, aynı zamanda bu mücadeleyi
başlatan kişiydi. O zamandan beri, ülkemizdeki sosyalizm bir aidiyet, bir ideal
kazandı. Mariátegui’nin ismini yeniden keşfetme sürecindeyiz.
Mariátegui’nin
Meşru Varisleri Biziz
Mariátegui’nin
güncelliğinden bahsetmek gerek. Ama önce Mariátegui’nin düşmanlarından
bahsetmeliyiz. Mariátegui, 35’inde, genç yaşında öldü. İşinin büyük bir kısmı
henüz tamamlanmamıştı ve pratik çalışmalarının temellerini atmıştı. Çalışmaları
birçok iniş çıkış yaşadı: kendisine yönelik aleni cürümler işlendi, dile
dökülmemiş ihanetlerle yüzleşti, oportünistler gelip onun gölgesine sığındılar.
Elbette, onu sürekli savunan ve bugün onun ismine, kaynağına geri dönmek
isteyen insanlar yok değil.
Mariátegui,
fiziken öldükten sonra, belirli unsurlar, belirli kişiler, burada adını bile
anmak istemediğim kimi hainler, Mariátegui’nin bayrağını taşıyanlar olarak
ortaya çıkıyorlar. Amaçları ise sistematik olarak onun düşüncesini çarpıtmak ve
iddia ettikleri mirası eylemlerle ihanete uğratmak. Bu kendini Mariátegui'nin
mirasçısı ilan edenler, siyaseten nasıl davranıyorlar? Pratikleri nedir? Onları
yaptıklarından tanıyacaksınız. Bugün nasıl davranıyorlarsa yarın da öyle
davranacaklar. Hele ki 1969 yılında. Güya Mariátegui’yi övgülerle boğuyorlar,
gazetelerde sütun sütun ona saygılarını sunuyorlar. Görünüşte Mariátegui’nin
imajını yükseltmek için kitlesel ve popüler piknikler düzenliyorlar. Mariátegui’nin
adının ardında, ülkemizdeki 30 yılı aşkın ihanetlerini gizlemeye çalışıyorlar.
Onlar, eski, ispatlı hainlerdir. Onun düşüncelerini takip etmeden, Mariátegui’nin
imajını yükseltmek, onu tanımak mümkün mü? Bu, asla mümkün değil. Ülkenin yarı
feodal ve yarı sömürge olduğunu savunan Amauta’nın [Amauta öğretmen anlamına
geliyor ve Mariátegui’yi ifade ediyor -yhn.] aksine, Peru’nun bağımlı
bir ulus olduğunu çok gevşek bir şekilde ve arsızca savunurken, nasıl
Mariátegui’nin takipçisi olabilirler? Bu beyler, afişlerinde, her yerde bulunan
belgelerinde de iddia ettikleri gibi, Mariátegui’nin düşüncesinin hâlâ güncel,
hâlâ gerçek ve somut olduğunu, Mariátegui’nin ekonomi analizinin ülkemizde hâlâ
gerçeklik olduğunu, ancak Peru toplumunun yarı feodal ve bağımlı olduğunu
söylüyorlar. Mariátegui’nin ne dediğini tekrarlayalım. Mariátegui, Peru’nun
yarı feodal ve yarı sömürge bir ülke olduğunu, emperyalizmin artan nüfuzuyla birlikte
yarı sömürge karakterinin daha da ağırlacağını ve kökleşeceğini söylüyor. Basit
bir soru soralım: Mariátegui’nin döneminden beri emperyalizmin nüfuzu arttı mı,
azaldı mı? Tabii ki arttı. Emperyalizm ülkeye daha fazla nüfuz etti.
Emperyalizm daha fazla nüfuz ettiyse, Mariátegui’nin söyledikleri gerçekleşti
mi, gerçekleşmedi mi? Bize, emperyalizmin ve yarı sömürgeciliğin daha da
artmasıyla, tam bir sömürge haline gelme, yani egemenliğimizi kesinlikle
kaybetme riskinin daha da artacağını söylemişti. Örneğin, Mariátegui, bir işçi-köylü
cephesi kurmayı ve sovyetler oluşturmayı önerdi. Peki bu kendini Mariátegui
takipçisi ilan edenler, ne vaaz ediyorlar? Burjuvaziyle bir cephe kurmayı vaaz
ediyorlar. Peki ya işçiler ve köylüler? Gerçek işçileri yanlış temsil etmek
için kulaklarından çekip getirdikleri çok az sayıda kişi haricinde, planlarında
yer almıyorlar. Peki bu sözde takipçiler ne diyor? Seçimlere katılmamız
gerektiğini, seçimler yoluyla iktidarı ele geçireceğimizi söylüyorlar. Bunlar
nasıl takipçi böyle? Mariátegui’nin metinlerine bakıyorum. Bu beylere
Mariátegui’nin takipçileri denebilir mi? Hayır. Onlar Mariátegui’nin
yalakaları, Mariátegui’nin eserlerinin kundakçılarıdır. Kendi azizlerini
küllerle örtmek, onu karalamak, kimsenin onun gerçekte nasıl olduğunu ve hâlâ
nasıl olduğunu görmesini engellemek amacıyla bolca tütsü yakıp duruyorlar. Çok
fazla piknik, çok fazla laf cambazlığı, adamın şeklini yüceltirken düşüncesini
yozlaştırıyorlar. Devrimci vizyonunu inkâr ederken Mariátegui’den bolca
bahsediyorlar. Bunlar mı Mariátegui’nin takipçileri? Hayır değil.
Bunlar
kaçakçı, Mariátegui’nin düşmanları. Mariátegui’nin anılmasını sadece ölümünü
anmakla sınırlandırmak istiyorlar (Las Romerias al Amauta. Peru’daki
revizyonist örgütlerin her yıl Mariátegui’nin mezarına çiçek ve mum bırakması -yhn.).
Çok şey anlatıyor bu hareketleri. Aslında onun ölümünü kutluyorlar, öldüğü için
mutluluk duyuyorlar, anlıyor musunuz? Oysa onun doğduğu için mutlu olmalıyız,
tıpkı dünyanın büyük şahsiyetlerinde olduğu gibi. Kimse, Lenin’in öldüğü günü
kutlamaz, ama herkes Lenin’in yaşadığı günü kutlar. Onları yaptıklarıyla daha
iyi tanıyoruz. Bunu kabul etmemeliyiz. Mariátegui’ye karşı çıkan, onu inkâr
eden herkesle savaşmalıyız. Ama bu tür düşmanlara sadece Mariátegui sahip değil.
Mariátegui'nin
Asarını “Aşanlar”
Onun
da gizli düşmanları var. “Mariátegui hangi yılda yazdı? 1928’de mi? Üzerinden çok
zaman geçmiş!” diyenler, "Kırk yıl önceydi! Kırk yılda tarih bilimi
dünyada çok ilerledi. Araştırma yöntemleri çok gelişti, Peru tarihi üzerine
yapılan çalışmalar, arkeoloji, cumhuriyet tarihi, İnka İmparatorluğu tarihi
alanlarında çok ilerledi, bu şeyler Mariátegui’nin ulaşamayacağı düzeye ulaştı”
diyorlar. Bu Mariátegui’yi aşanlar da, Marx’ı geliştirenlerle aynı yere bağlı. Oysa
bu bizim Mariátegui’yi aşmış ufak aydınlarımız, kendi dar görüşlü zihinlerini
bile aşamamışlar. Bunlar yalancı, sahtekâr, üçkâğıtçı. Bu kişiler ne yapıyor?
Veri biriktirme alışkanlığına, şu burjuvazinin tipik düşünsel zenginliğine
sahipler. Veri, burjuva bir kavramdır. “Ne kadar çok veriye sahip olunursa, o
kadar iyi yorumcu olunur, ulusal durum o kadar iyi anlaşılır” diye düşünüyorlar,
oysa bu saçma bir fikir. Sorun burada yatmıyor, veri biriktirme sorunu değil, zira
biz, sadece sayma makineleri değiliz. Sorun yorumlamada. Mariátegui, kitabına Yedi
Yorumlayıcı Deneme adını verdi, “yedi veri biriktirme denemesi” değil. Bu yorumlama
sorunu, sınıfsal konumun, proleter ideolojinin ve diyalektik materyalist
yöntemin bir sorunudur. Oysa Mariátegui’yi aşanlar, henüz burjuvazide ve
proletaryada bilgi sorununu kavrayabilmiş değiller. Kafalarındaki burjuva anlayışla
Peru’yu Marksist olarak yorumlamak istiyorlar, gerçekte olan bu. Sonuç ne?
Kendilerinin bile sindiremediği bir kavanoz dolusu acı biber turşusu. İşler tam
da burada sarpa sarıyor: “Peru yarı kapitalist, Peru yarı sömürge, Peru yeni
sömürge, ama Peru aynı zamanda yarı feodal, aynı zamanda kapitalist.” Peki ama
Peru ne demek? Bu kişilerin sorunu, zekâlarının az olmasından değil, düşünce
birliğinden yoksun olmalarıdır. Çok zeki, çok kurnaz olabilirler, ama temelden
yoksunlar. Bu, çatısı olan ama temeli olmayan bir ev inşa etmeye benzer. Sınıfsal
konumdan yoksunlar, bu yüzden daha ileri gidemiyorlar. Konudan sapıyorlar,
ülkenin veya bugünkü Peru toplumunun bir aşamasının yorumlanması için görkemli,
açık ve parlak şemalar hazırlıyorla, ama sorunun özüne inemiyorlar, bu nedenle,
Peru’da sınıf veya ittifaklar konusunda tuhaf durumlar olduğundan
bahsediyorlar. Peru’da tuhaf hiçbir şey yok, toplum hiç de tuhaf değil.
Toplumda
belirli yasalar hâkimdir, ancak Marksizmi takip etmeyenler bu yasaları
anlayamazlar. Mariategui’yi alt etmeye çalışan bu arkadaşlara, bu beylere,
sorunun ne olduğunu anlamalarını, burjuva sistemini kafalarında muhafaza
ederken Mariategui’yi anlamaya çalıştıklarında ne kadar büyük hatalar
yaptıklarını göstermeliyiz. Asla başarılı olamayacaklar.
En
çok tartışılan sorunlardan biri, Peru’nun kapitalist niteliğidir. Mariategui,
Peru’nun yarı feodal olduğunu savunmuştur ve bu doğru bir tespittir. Bazıları,
Mariategui’nin kapitalist olduğumuz halde yarı feodal olduğumuzu söylemesinin
yanlış olduğunu iddia eder. Bunun nedeni, bu kişilerin düşünce yapısının
temelinde diyalektik bir mekanizmanın olmamasıdır. Üretim güçleri büyük ölçüde
gelişmedikçe, devrimin mümkün olmadığına inanırlar. Bu anlayış, çoktan geçersiz
kılınmıştı: Lenin, bu tür fikirleri geçersiz kılmıştı ama bir şekilde birileri
çıkıyor, bu anlayışı yeniden diriltiyor.
Bazıları,
Mariátegui’nin yerini aldıklarını iddia ediyor. Bu geliştirme çabası ne tür
başlıklardan oluşuyor? Ülkenin hangi yönde ilerlediğini, devrimin hangi niteliğe
sahip olması gerektiğini ortaya koyan bir çalışmaları var mı? Bu da başka bir
sorun, çünkü Mariátegui, Peru devriminin ilk aşamasının ulusal demokratik, halkçı
demokratik olduğunu söylüyor, ancak Mariátegui’nin yerini alanlar, “hayır,
devrim sosyalist olacak” diyorlar. Son olarak, başka bir tahrifatçı grup var:
Mariátegui’nin eserinden küçük cümleler cımbızlıyorlar veya kendilerince bu
cümleleri kesip biçiyorlar, sonra garip zihinsel işlemler yapmaya başlıyorlar:
Mariátegui, bir yerde din hakkında bir şeyler söylüyor, din hakkında, mit
hakkında bir fikri var, ama sonra bazıları sevinçle ellerini ovuşturuyor, hiç
saha çalışması yapmamış yumuşak elleriyle diyorlar ki “Mariátegui özünde Marksist
değil bir mistikti, Peru için acı çeken ve ızdırap çeken bir hümanistti.”
Mariátegui,
Marksizm-Leninizmin evrensel olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Onu aştığını
iddia edenler, “Peru’daki devrim başka bir devrimin yolunu yürümeyecek, başka
bir devrimi taklit etmeyecek” cümlesini cımbızlıyorlar. Mariátegui, Marksizmi
evrensel bir gerçek olarak ortaya koymuş, bu evrensel gerçeği bizim
gerçekliğimize aktarmıştır. Bazılarının söylediği gibi, Mariátegui’nin gerçeği
dar Marksist şemaya sıkıştırmaya çalıştığı söylenemez. Bay Victor Andres
Belaunde'nin dediği budur.
Hayır.
Mariátegui bunu yapmadı. Mariátegui akılsız bir adam değildi. Mariátegui, bir
Marksistti, olayları bir bilim insanı olarak anlıyordu, her ne kadar üniversite
karşıtı düşüncelere sahiptiyse de, bu, ülkemizdeki katı, eski ve feodal
üniversiteye karşı olmasından kaynaklanıyordu, düşüncesiyle parıldayan halk
üniversitesine karşı olmasından değil.
Gericiler,
burjuva veya küçük burjuva bir Mariátegui imal etmeye çalıştılar, hatta
bazıları, Mariátegui’nin popülist [kahkaha] olduğunu söylediler. Peru’da köylü
yanlısı düşünceyi geliştirdiğinden, proleter bir anlayış değil, köylünün gözüyle
geliştirilmiş bir anlayış ürettiğini iddia ettiler. Bu, bir yalan ve büyük bir
çarpıtmadır. Mariátegui bir Marksisttir, köylü bakış açısına sahip değildir, sahip
olsaydı, küçük burjuva bir devrimci olurdu, başka da bir şey olmazdı.
Mariátegui'nin
Fikirlerini Öğrenin ve Yayın
Biz
devrimciler, Mariátegui'nin düşüncesi hakkında hangi sonuçlara varmalıyız? İlk
olarak, José Carlos Mariátegui’yi öğrenmeli, fikirlerini yaymalıyız. Neden
Mariátegui’yi öğrenmeliyiz? Çünkü ülkemizde onun hakkında çok şey konuşuluyor,
ancak onun eserlerinden çok azı okunuyor. Geriye dönük bir analiz yapalım ve
Mariátegui’nin yazdığı on küçük kitabı okuyup okumadığımıza bakalım. Açıkçası,
siyasi önerilerini biliyor muyuz? Anti-emperyalizm görüşüne aşina mıyız?
Anti-emperyalist
görüş sorunu üzerine kaç kez kafa yorduk? Mariátegui’nin sorunları üzerine ne
kadar tefekkür ettik? Pek fazla değil.
Mariátegui,
ülkemize ışık saçan bir güneş: onun büyüklüğünde başka kimse yok. Karşısına
hangi figürü koymaya çalışıyorlar? Faşizmin çırağı, tutarlı bile olamamış Bay
Riva Aguero’yu mu? Don Victor Andres Belaunde de tutarlı bir düşünce ortaya
koymayı başaramadı.
Belaunde,
bugün düşünür olarak kabul edilen yüzeysel bir adam. Aziz Augustinus üzerine
yaptığı çalışma, saf sahtekarlıktan öteye geçmiyor, özden yoksun bir kabuktan
ibaret. Mariátegui’nin düşüncesini yaymalıyız. Mariátegui’nin kırkıncı
yıldönümü için ne yaptık? Onu derinlemesine inceledik mi? Temel düzeyde
tartışmalar yaptık mı, Yedi Deneme üzerine seminerler ve konferanslar
düzenledik mi? Mariátegui’nin söylediklerini uygulamaya ve onun çizgisini
izleyerek ülkedeki mevcut durumu bu ışıkta anlamaya çalıştık mı? Nereye
gittiğimizi görebilmek için feneri elimize aldık mı? Bunu yapmadık. Benim somut
önerim şu: Yedi Deneme’nin kırkıncı yıldönümünü anmak için etkinlikler
düzenlemeliyiz. Bunu nasıl yapacağız? Şimdilik, en azından bu kitabı tartışabiliriz.
İkincisi, bana göre başka bir görevimiz daha var: Açıktan ve örtük olarak
saldırıya uğrayan Mariátegui’yi savunmak.
Mariátegui,
söndürülmesine, karalanmasına izin veremeyeceğimiz, renkli merceklerden
bakılmasına izin veremeyeceğimiz, böylece kırmızı olanı siyah görmeye
zorlanacağımız, temel fikirlerinin çarpıtılacağı bir ışık kaynağıdır. Buna izin
veremeyiz, Mariátegui’yi savunmalıyız, çünkü eğer savunmazsak, Mariátegui’yi bir kenara atmaya yönelik çabalar devam edecektir. O zaman gericilerin izlediği aynı
politikayı izlemiş oluruz: gericilerin yaptığı şey, Mariátegui’yi zincirleyip
hapse atmak, sonra da fikirlerini susturmaya çalışmaktı.
Mariátegui’yi
özgür kılmalıyız, çünkü eğer bunu yapmazsak, kendimizi de özgürleştiremeyiz.
Elbette bu kişisel bir sorun değil, tüm insanların özgürleştirilmesi sorunudur.
Üçüncü olarak, Mariátegui’nin çalışmalarını daha da ilerletmemiz gerektiğini
düşünüyorum. Mariátegui’nin yerini alma veya onu aşma iddiasında değilim, onun
yerini alanların arasına katılmak da istemiyorum, ancak Mariátegui’yi daha da
geliştirmemiz, ideolojisini, yöntemini, kaynaklarını temel alarak bu sorunları
geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, 1928 tarihli makalesi ışığında Peru
ekonomisinin 1968’deki halini ekonomisini nasıl analiz ediyoruz? Aynı şeyi
edebiyat, toprak sorunu, kadın sorunu ve diğer sorunlar için de yapmak muhteşem
olurdu. Bunun bir görev olduğunu, biz aydınların, işçilerin ve köylülerin de bu
görevi ifa etmeleri gerektiğini düşünüyorum, çünkü eserlerinin birçok bölümünde
onlara açık ve net bir dille atıfta bulunuluyor. Sonuç olarak, Mariátegui,
örneğin Tupac Amaru gibi tarihimizdeki diğer figürlerle birlikte büyük bir
örnektir.
Mariátegui’nin
Sunduğu Örneklik
Mariátegui,
ülkemizin tarihi bir figürüdür. Yakın zamanda ortaya çıkmış olsa bile, zaten
mükemmel bir tarihsel boyuta sahip ve bu boyut onu üstün kılıyor. O, ülkenin
ideologu. Başka bir örneği yok. Gerici ideologlar, Mariátegui’nin yanında cüce
kalıyor, yeniliyor.
Onun
gibi birkaç kişi daha olsa ne kadar harika olurdu! Çünkü Mariátegui gibi
bireylerin her gün doğup ortaya çıkmadığını, ancak arada bir ortaya çıktığını
gayet iyi biliyorum. Aile adı, akrabaları tarafından kullanılabilir veya
kullanılmayabilir. Burada önemli olan, sunduğu örnekliktir. Onun ismini,
ülkemizdeki devrimin rehberi, takip edilecek bir örnek olarak yükseltmeliyiz. Ülkemiz
derinden değişiyor, daha da değişecek.
Denilir
ki kimse tarihi durduramaz, kısa bir süreliğine biraz sapabilir, ama daha fazla
değil. Bu nedenle Mariátegui bizim için bir örnektir, ama neyin örneği?
Mariátegui, proleter devrimcinin bir örneğidir, ne daha fazla ne de daha az.
Onu daha büyük yapmıyoruz. Mariátegui, ne kendisini yüceltmemizi ne de
erdemlerini elinden almamızı istiyor.
Eğer
onun devrimciye verilecek bir örnek olduğunu söylersek, onu proleter aileden kopartırız.
Eğer proleter konumunu ondan alırsak, Mariátegui, birçok isimden biri olur.
Toy
Bir Teorisyen
Burada
neyi kastediyorum? Mariategui’yi anlamak için okuyorum, eserlerine, hayatına
bakıyorum, Mariategui’nin eserlerinde teorik bir gelişme, sorunlarımızın
Marksist-Leninist bir analizi, Peru’nun ve Latin Amerika’nın büyük teorisyenini
buluyorum.
Bu
örnekliğin peşinden gitmeliyiz. Onunla eşit olmamız gerektiğini söylemiyorum,
sadece onun yolunu izlememiz gerektiğini söylüyorum. Örneğin, küçük bir girizgâh
yapabilirim. Örneğin, bu düzeyde onun ışığını takip ederek bir şeyler ortaya
koyabilirim. Böylelikle toy bir teorisyen olurum, ama onun yolundayım ve
Mariategui'nin yolunu izlerken ulaşabileceğimiz tüm küçük gerçekleri bir araya
getirirsek, o zaman büyük bir gerçek nehri oluştururuz. Bu en çok da kimin
sorumluluğunda? Aydınların.
Ama
sıradan aydınlar değil, çünkü ülkemiz ve gelişimi sadece aydınlara ihtiyaç
duymuyor: Devrimci aydınlara ihtiyaç duyuyor. Neyi kastediyorum?
Mao
Zedong’un cevabı aydınlatıcı, kesin ve çok gerçekçi. “Sömürülen işçi ve köylü
kitleleriyle bütünleşmemiz gerek.” Bunu çok somut bir şekilde ifade ediyor.
Eğer devrimci bir aydın olmak istiyorsanız, kitlelerle bütünleşmeli, onlarla
çalışmalı, onlar gibi hissetmeli, onlar gibi düşünmelisiniz.
Ancak
bu bir süreç, çünkü statümüzü, iş kıyafetlerimizi bir kenara bırakmalı,
devrimci aydınlar olmalıyız. Bu, hepimiz için geçerli olan ve bizi ikinci
bölüme taşıyan bir düşüncedir.
Mariátegui’de
karşımıza bir eylem adamı, devrimci bir fail çıkıyor. Ailesi, sağlığı
gibi bazı kişisel sorunlarla karşılaştığında bile, bu sorunları her zaman ana
görevinin gerisine koydu.
Mariátegui
çok tutarlıydı. İşinin önemini anladığı için, bir savaşçı olduğundan, her
şeyini işi için feda etti. Savaşçı olmayan kişi, Marksist-Leninist değildir.
Onun
yolunu, gerçekten, harfi harfine takip etmeliyiz. Yolunu takip etmek zor
olacak, ama takip etmeliyiz.
Sanırım
bazı fikirler açıklığa kavuştu, bu yüzden, tüm süslü ifadeleri ve abartılı sözleri
bir kenara bırakıp özü, sentezi, şemayı, taslağı korumaya çalışalım. Böylece
geriye birkaç fikir, bilhassa, özellikle de Mariategui’nin düşüncesini
yüceltme, savunma ve onun örneğini izleme ihtiyacı kalacak. Mevzubahis olan, halkımızın
kaderi. Ya Mariategui’nin düşüncesini yücelteceğiz ya da ülke ilerleyemeyecek.
Abimael Guzmán
[Kaynak: Collected Works of the Communist Party of Peru Cilt 1. 1968-1987, Yayına Hazırlayanlar: Christophe Kistler ve Josef Hallqvist, Birinci Basım 2016, s. 9-31.]


0 Yorum:
Yorum Gönder