Komplo
teorilerini savunan, her olayı perde gerisinde ipleri tutan gizli ellerle
açıklayan biri değilim. Ancak bazı gerçekler kendilerini bir biçimde dayatıyor,
olaylar arasındaki bağlantıyı görmezden gelmeyi güçleştiriyor.
Michel
Koka Mbuladinga, 2025 yılında Fas’ta düzenlenen Afrika Uluslar Kupası sırasında
seyirciler arasında durup Patrice Lumumba heykelinin pozunu vermeye başlayınca,
özellikle Avrupa’da birçok kişi şu soruyu sormaya başladı: Patrice Lumumba kim?
Hikâyesi neydi?
Arama
motorlarında adını arayanların sayısı da hayat hikâyesi ile ilgili kitapların
satışları da hızla arttı. Bu süreç, sadece tarihsel merakla sınırlı kalmadı.
Avrupa kamuoyu, Lumumba ve Kongo tarihi konusunda daha da bilinçlendikçe, Kongo
Demokratik Cumhuriyeti’nin doğusundaki savaşı eleştiren Kongolular ve örgütleri, Avrupa başkentlerinde düzenlenen protestolara geniş geniş katılım gösterdiler.
Medyanın
Lumumba’nın ailesinin suikastıyla ilgili tüm gerçeği ortaya çıkarmak ve
sorumluları adalete teslim etmek için izlediği yola yönelik ilgisi de arttı. Avrupa’da
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki çatışmanın doğasına ilişkin bilinç ve
farkındalık arttıkça, savaş ekonomisinden veya çocuk işçiliği ve doğal
kaynakların sömürülmesiyle bağlantılı tedarik zincirlerinden doğrudan veya dolaylı
olarak kâr elde etmekle suçlanan çeşitli çokuluslu şirketlere yönelik boykot
çağrıları da yoğunlaştı.
Bu
şirketlerin ilk sermayesi, toprakların ele geçirilmesini, Kongo’nun doğal
kaynaklarının ve emeğinin zorunlu çalışma ve örgütlü kölelik sistemleri
aracılığıyla sömürülmesini kolay kılan bir sömürge sistemi bağlamında üretildi.
Unilever’in
en bilinen markalarından biri olan Rexona’nın geçmişi, endüstriyel
imparatorluğunu Belçika sömürgeciliğinin hüküm sürdüğü dönemde Kongo’dan
çıkarılan palmiye yağına büyük ölçüde borçlu olan Lever Brothers şirketine uzanır.
1911’de şirketin kurucusu William Lever, Belçika hükümetinden Demokratik Kongo
Cumhuriyeti’nde yaklaşık 750.000 hektarlık bir araziyi kapsayan bir sömürge
imtiyazı elde etti. Belçika Kongo Petrol Şirketi (Huileries du Congo Belge -
HCB), palmiye ormanlarını işletmek ve yağlarını İngiltere’deki sabun üretiminin
ana hammaddesine dönüştürmek amacıyla kuruldu.
Bu
imtiyaz alanları, Belçika’nın neredeyse iki katı büyüklüğünde bir alanı
kapsayacak şekilde genişledi. İşgücü kıtlığını telafi etmek için şirket,
Belçika’ya bağlı sömürge yönetimiyle işbirliği yaparak, binlerce Kongolu
üzerinde uygulanan zorunlu çalışma sistemini kullandı. Nüfus, katı bir kota
sistemine göre hurma hasadı yapmaya zorlandı, gerekli miktarı karşılayamayanlar,
hapis cezasıyla ya da Kral II. Leopold’ün kanlı saltanatıyla ilişkilendirilen
en acımasız sömürge cezalandırma araçlarından biri olan kırbaç cezasıyla karşı
karşıya kaldılar. Sömürge yetkilileri, ayrıca “boş arazi” olarak gördükleri
yerleri de ele geçirip şirkete verdiler, oysa bu yerler, yerel toplulukların
yaşam alanlarının bir parçasıydı.
Bu
anlamda, Lever Brothers, toprak gaspı, nüfusun boyun eğdirilmesi ve Kongo’nun
doğal kaynaklarının Avrupa’daki sanayi zenginliğinin bir kaynağına
dönüştürülmesi süreci ile birlikte büyüdü. 1930 yılında Lever Brothers,
Margarin Şirketi ile birleşerek Unilever’i kurdu. 1960 yılında Patrice Lumumba’nın
iktidara gelmesi ve doğal kaynaklar üzerindeki ulusal egemenliği yeniden tesis
etme ve yabancıların ekonomik nüfuzunu azaltma üzerine kurulu bir projeyi
uygulamaya koymasıyla, Unilever de dâhil olmak üzere birçok büyük Batılı
şirketin çıkarları riske girdi. Bu nedenle, Lumumba’nın devrilmesi Unilever’in
çıkarına oldu, zira şirket, Lumumba suikastından sonra yürürlüğe giren ekonomik
sistemin başlıca faydalanıcılarından biriydi.
Unilever,
Mobutu Sese Seko’nun yönetimi sırasında Kongo’daki faaliyetlerine devam etti.
Mobutu, sömürge döneminden miras kalan ekonomik ayrıcalıklar için onlarca yıl
elverişli bir ortam sağladı. Şirket, 2009 yılında satmaya karar verene dek
Kongo’da palmiye plantasyonlarına sahip olmaya devam etti.
Rexona’nın,
ürünlerini tanıtmak için Patrice Lumumba gibi bir figürü seçmesi, büyüme
sürecini aklama girişiminden ayrı ele alınamaz. Bu yükseliş, sömürgedeki
ayrıcalıklar, kaynakların yağmalanması ve Kongo’daki zorunlu çalışma koşulları
olmaksızın mümkün olamazdı.
Bu
reklâm, Trump’ın göçmenlik ve vize politikaları nedeniyle Michel Kuka
Mboladinga’nın milli takımını desteklemek için ABD’ye girişine mani olunması
ardından, son derece önemli bir zamanda yayına girdi. Sanki şu mesaj veriliyordu:
“Bakın, biz onun yanındayız, onu bir deodorant reklâmıyla destekliyoruz.”
Kapitalizm,
sadece insan emeğini sömürmez, aynı zamanda insanların anılarını da gasp eder.
Devrimci
bir simge, anlamından ve tarihinden arındırılıp bir pazarlama aracına
dönüştürüldüğünde, kitleleri harekete geçirme ve kışkırtma gücünü yitirir,
sadece tüketim döngüsünün bir parçası haline gelir. Mirası daha sonra bir
deodorant şişesine, iç çamaşıra veya bir sosis torbasına indirgenir,
özgürleştirici gücü amacından koparılır.
Kribsu Diallo
29 Haziran 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder