Rusya’daki
devrimin, özellikle de İran’da konuşlanmış Rus birlikleri arasında çıkan kaosun
yarattığı yeni durum, bazılarını Tahran’a saldırmanın mümkün olduğuna ikna
etti. 1917 yılının başlarında, Sâlâr Fatih, Hajavi ve diğer Mazenderanlılar (aslında
küçük ve orta ölçekli toprak sahipleri ve Hocavend reisleri), büyük güçlerin
savaşta ve tam bir karmaşa içinde olduğu bir dönemde, hükümeti ele geçirmenin
tam zamanı olduğuna Küçük Han’ı ikna
etmeye çalıştılar. Ancak Küçük Han, devrimcilerin hâlâ çok az sayıda olduğunu,
bu türden bir sefer için yeterince organize olmadıklarını savundu.[1] Sâlâr Fatih’in
aktarımına bakılacak olursa, Küçük Han, bu öneriyi ileri sürenlerin niyetlerine
ve güvenilirliğine şüpheyle yaklaşıyor.
Hareketin
Amaçları
Cengeli
Hareketi’nin anlaşılması en zor yönlerinden biri de politik programıdır. Yapısı
gibi programı da önde gelen şahsiyetlerin karakterine ve değişen koşullara tabiydi.
Küçük Han ve Cengeliler ne istiyordu? İran’da yaşayan ve onları yakından
tanıyan bir Ermeni olan Vasakuni’ye göre, Küçük Han’ın fikirlerini kimse hatta
kendisi bile bilmiyordu. Vasakuni’nin ifadesiyle Küçük Han’ın fikirleri bir “bilmece”,
bir muammaydı.[2] (Bu, şüphesiz, hedeflerini anlamadığı bir harekette sadece
kafa karışıklığı gören bir Marksistin öznel görüşüdür.) Vasakuni’ye göre, Cengelilerin
hiçbir zaman bir programı olmadı. Bir keresinde program yerine geçebilecek bir
şey yayınladılar, ancak bu metin hiçbir zaman bir kongre veya genel kurul
tarafından kabul edilmedi. Örgütün muhtelif şubeleri metne karşı çıktı.
Arkasında halk desteği de yoktu. Yapılan itirazlar sebebiyle 5.000 basılı
kopyadan sadece 150’si dağıtıldı.[3]
Bir
ara hareketin adını değiştirme yönünde önemli bir karar alındı. Lahican’dan
gelen temsilci, adının İttihad-ı İslam’dan İttihad-ı İslam-ı İran (İran İslam
İttifakı) olarak değiştirildiğini bildirdi. Vasakuni’nin da dile getirdiği
biçimiyle, Cengeliler İstanbul’daki İttihad-ı İslam bağımsızlık konusunda
ısrarcıydılar. Eskiden her Müslüman üye olabiliyorken, şimdi sadece İranlı
Müslümanlar katılabiliyordu. Dahası, Müslüman olmayan İranlılar bile Cengeli
hükümetinde görev alabiliyordu.[4]
Yeni
programa göre hareketin en büyük amacı, İran’ı yabancı işgalinden kurtarmak,
ülkenin temel yasalarını uygulamak, Meclis’i yeniden toplamak, ulusun şah ve
Meclis’in karşılıklı rızasıyla yönetilmesini sağlamaktı. Bu söylediklerimizin
büyük bir kısmını İngiltere Konsolosu Maclaren da doğruluyor:
“Hareketin amacı, ‘Persya
ve Perslerin huzur ve refahının araçlarını hazırlamak’ olarak ilan edildi;
yabancılarla ilişkiler devam edecek olsa da, onlara karşı hiçbir zarar veya
düşmanlık gösterilmeyecekti.”
Kazvin’deki
İngiliz siyasi yetkilisi, “programda Persya için arzu ettiğimiz şeyle çelişen
hiçbir şey bulamadık” diyordu.[5] Vasakuni ise İttihad-ı İslam programını tümüyle
yetersiz olduğunu söylüyordu. Toplumsal ve mali ilkelerden hiç bahsedilmiyordu.
Bu eksiklik, Cengel gazetesine de yansıyan bir sorundu. Programda
tarımsal sorunlardan da işçilerin endişelerinden de bahsedilmiyordu.[6]
Vasakuni’ye
göre, İttihad-ı İslam tümüyle İslami bir örgüttü. Diğer dinler korunacak olsa
da, İslam resmi dindi ve dini propaganda ile ilerletilecekti. Örgüt, Tahran’daki
ve eyaletlerdeki din adamlarına ve yüksek devlet yetkililerine başvurarak,
İslam’ı güçlendirmek ve yaymak için Meclis’e ve şaha itaat eden bir İslam ordusu
kurmayı önerdi. Böyle bir ordu, İran’ı birinci sınıf bir güç haline
getirmeyecek, ancak halkının mutluluğunu ve huzurunu koruyacaktı.
Ayrıca,
1917’de yazılan mektuplarda, kuzey eyaletlerindeki toprak sahipleri ve ileri
gelenlerden yabancı işgalcilere ve içteki hainlere karşı savaşmak için
güçlerini birleştirmeleri istendi. Cengeliler, mülkiyet haklarına asla tecavüz
etmeyeceklerine dair güvence verdiler. Hatta herkesin mülkiyetinin kutsallığına
saygı göstermenin üstlendikleri kutsal bir görev olduğunu söylediler.[7]
Gilan’daki
uzun yıllar süren yönetimleri boyunca Cengeliler, devlet arazi vergisini (aşar) topladılar,
Gilan’da üretilen ürünlerin diğer illere ihracatını yasakladılar; sadece
pirinç, çok ağır bir vergi karşılığında ihraç edilebiliyordu.
Alınan
bir başka önlem dâhilinde Cengeliler, Gilan’daki gümrük binalarında çalışan
Avrupalı yöneticileri kovdular.
Nefretleri o kadar büyüktü ki,
devlet fonlarını zimmete geçirmekten
hüküm giymiş olan, Gilan’ın genel
muhasebecisini bile hapisten çıkardılar. (Ancak, görevine geri dönmesine
izin verilmedi.) Özel tüketim vergisi sistemini reforme etmeye çalıştılar, ancak kötü yönetim
nedeniyle bu durum, yolsuzluğa ve
zimmete geçirme vakalarına yol açtı.
Takdire
şayan bir şekilde, yeni ilkeler yerine eski ilkeleri uygulasalar da, eyalet
genelinde adalet departmanları kurdular.[8] Gilanlılar, yeni adalet sisteminin
sadeliğini memnuniyetle karşıladılar. Davası olan herkes, Fumen’de görülecek
dava için Cengelilere başvurabiliyordu. İngiliz konsolosu, mahkemelerin
yolsuzluktan arınmış görünmesine şaşırmıştı, halk da görünüşe göre “Fümen’e
yolculuğun zahmetine karşılık iyi bir şekilde tazmin edildikleri” düşüncesindeydi.[9]
Cengeliler, yabancıların ihtilaflı konularda kendilerine yardımcı olmaları için
konsoloslarına başvurmalarına imkân sağlayan, böylece İranlıların haklarını
ihlal eden, adaletsizliğin en ağır kaynaklarından biri olan kapitülasyon
hakları uygulamasını sona erdirdiler.[10]
Cengel Gazetesi
ve Cengelilerin Politik Programı
Çarlık
iktidarının, Rusya’ya bağlı sömürgelerde devrimci komitelerin kurulmasına izin
verecek kadar zayıflamasının ardından, Haziran 1917’de yayın hayatına başlayan
haftalık gazete Cengel da bize Cengelilerin programı hakkında bilgi
veriyor.[11] Yeni haftalık gazete şunu söylüyordu: “Bu gazete yalnızca
İranlıların haklarını korur ve Müslümanların fikirlerine ışık tutar.”
Başkentte
bile popüler olan Cengel, genel olarak anayasacı çizgiyi savunuyordu.[12]
İnsan haklarını ve hukuka bağlılık fikrini desteklediğini ilan etti. Belirli
bir şey belirtmeden reform çağrısında bulundu. Dördüncü Meclis seçimlerinin
hile ve usulsüzlüklerden arınmış olmasını umuyordu.[13] İranlılar, artık
“hainler” tarafından aldatılıp kullanılamayacak, bu hainler “derhal
cezalandırılacaklardı”. Halk, zalim valilerin yerine “dürüst çobanlar”ı başa
getirecekti, sadece reformlar gerçekleştiren bir hükümete itaat edilecekti.[14]
Cengel, Şah’a İttihad-ı İslam liderlerinden Pers tahtını koruma
çabalarına dair güvence veren bir telgrafa yer verdi.[15]
“Cengeliler
Ne İstiyorlar?” başlıklı makalesinde Cengel gazetesi meseleyi çok yalın
ve basit bir biçimde ifade etti:
1.
İran İranlılara aittir;
2.
Yabancıların egemenliği sona ermelidir;
3.
Reformlar, yabancıların müdahalesi olmadan gerçekleştirilmelidir;
4.
“Eski Pers’in tacı ve tahtı”, “özgürlüğü koruyan” Ahmed Şah’a ait olmalı,
“egemenliği ve otoritesi, geçmiş büyük Pers imparatorlarınınkiyle bir
tutulmalıdır”;
5.
Anayasacı “liberaller”ce yönetilen kabine, yalnızca alçak seleflerinin neden
olduğu tüm zararları hızla onarmakla kalmamalı, aynı zamanda ulusun gelecekteki
refahı için de çaba göstermelidir;
6.
Meclis yeniden toplanmalıdır;
7.
İslam, İngiliz tehdidine karşı korunmalıdır;
8.
Hainler cezalandırılmalıdır.
Gazete,
devamında Cengelilerin başka bir amacı olmadığını, İranlılar artık yabancı
egemenliği altında ve iç düşmanlar tarafından ezilmedikleri zaman silahlarını
bırakacaklarını bir kez daha dile getiriyordu.[16]
Modern
zamanlarda dünya olaylarının İran siyaseti üzerinde güçlü bir etkisi
olduğundan, Cengeliler doğal olarak yeni durumlara cevap geliştirdiler. Bu
nedenle, İngiltere’nin tutumunu sertleştiren ve daha büyük bir dünya egemenliğine
yönelik iştahını kabartan Ekim Devrimi’nden sonra, Cengelilerin Tahran
hükümetine karşı tutumu değişti. Devrimden sonra Cengel gazetesi, Şah’ın
tanınmış despot Ayn Devlet’i atamasını eleştirerek, bunun “vatansever”
bakanlardan kurtulmak, rüşvet ve ihanet yoluyla zenginleşen Kavam ve Vusuk gibi
yozlaşmış bakanlarla iş birliği yapmak isteyen İngiliz entrikalarının sonucu
olduğunu belirtti.[17] Üyeleri arasında tek bir dürüst siyasetçinin bile
bulunmadığı Şah’ın Danışma Meclisi’ni kesinlikle reddetti.[18]
Aynı
tutum, görünüşe göre Cengel’in kendi eseri olan "İran Bağımsızlığı
için Fedailer Merkezi Bildirgesi”ne de yansıdı.[19] Rusya’daki son
değişikliklerin etkisiyle bildirge şu talepleri dillendirdi:
1.
Genç, cesur ve yetkin bir bakanlar kurulunun atanması;
2.
“Ceza Komitesi” üyesi olarak tutuklananların derhal serbest bırakılması;
3.
Zenginlerin elinden alınıp kamulaştırılan mallar ve dini vakıflardan elde
edilen gelirlerle finanse edilen, milyonlarca riyal sermayeli bir şirket
kurulması;
4.
İstifçilere ait tüm depolara tazminatsız olarak el konulması;
5.
Okuma-yazma bilmeyenler için zenginler ve dini vakıf yetkililerince finanse
edilecek okulların açılması;
6.
Yolsuzluk yapan yetkilileri ve bakanları yargılamak için Adalet Bakanlığı’nın
ve mahkemelerin kurulması;
7.
Alkol tüketiminin kesinlikle yasaklanması;
8.
İç güvenlik için jandarma ve ulusal polisin büyütülmesi;
9.
Köylülere toprak satın almaları için kredi verilmesi;
10.
Demiryolu inşaatı;
11.
Tüm milletlerin eşit olduğunun ilan edilmesi (Bu talebin İran’daki ulusal
azınlıkları kapsayıp kapsamadığı belirsiz);
12.
Aristokrat unvanlarının kaldırılması;
13.
Yabancı güçlere verilen tüm kapitalüsyon haklarının iptali.
İttihad-ı
İslam liderleri, Ahmed Şah’a yazdıkları bir mektupta, harap olmuş ülkenin
reformu ve onarımı için çağrılarını yinelediler. “Kadim Pers Tacı ve Tahtı” ve şahlık
rejimi, İngilizlerin elinde basit birer oyuncak haline gelmişti; ülkenin
maliyesi, "fakir köylülerin emeğinin meyvesi", bir avuç kötü niyetli
kişi tarafından kontrol ediliyordu. Kıtlık, ülkeyi kasıp kavuruyor, halkı her
zamankinden daha umutsuz hale getiriyordu. İran’ın ezilmiş halkı adına,
majesteleri Şah’tan yabancıların ülkeye yönelik müdahalelerine karşı çıkmasını,
reformlara başlamasını ve ulusal parlamentoyu yeniden toplamasını istediler.[20]
Hâlâ
safça şahın ülkeyi tehdit eden tehlikelerin farkına varabileceğine dair umut
besleyen Cengeliler, hükümdarın sadece bilgisiz olduğu yanılsamasına
tutundular:
“Şahın ülkenin mevcut
durumundan haberdar olduğunu asla kabul etmeyeceğiz, çünkü bir ülkenin kralı,
devletin dağılması durumunda ona basit köylüden daha fazla bağlılık duyar,
dolayısıyla, daha fazla tehlikeye maruz kalır.”21
Sözlerini
ciddi bir notla bitirerek, saray mensuplarının halkı şah konusunda hayal
kırıklığına uğrattıkları uyarısında bulundular. Ancak gerçekler ortaya çıkmaya
başlayınca, 1918 yazında İngilizlerle yaşadıkları askeri çatışmalardan sonra, şahlık
rejimine olmasa bile hükümdara olan inançlarını kaybetmeye başlayan Cengeliler,
Fransa ve Rusya’da hatta İran’da olduğu gibi, bir kralı tahttan indirmekten
bahsetmeye başladılar: Ahmed Şah’ın büyük dedesi, 1896’da bir suikastçının
kurşunuyla tahttan indirilmişti.[22]
Nispeten
uzak bir eyalette yayınlanmasına rağmen, derginin dünya siyaseti konusunda epey
bilgiye sahip olduğu görülüyor. Cengel, İranlılara Büyük Savaş’ın sonucu
ne olursa olsun, “tarihsel onur”larını korumak ve “şanlı geçmiş”lerini geri
kazanmak için uyanmadıkları sürece durumlarında önemli bir değişiklik
beklememeleri gerektiğini söyledi.[23] Tahran’daki gericilerin suçlamalarına cevap
veren Cengel, İttihad-ı İslam’ın her zaman Meclis yasalarına, İran’ın sivil ve
askeri yasalarına saygı duyduğunu, vergi toplamasının hiçbir zaman İran
yasalarını ihlal etmediğini dile getirdi.
Gazete,
İçişleri Bakanı ve Gilan’ın kudretli toprak sahiplerinden Sipahdar’ı önceki iki
yıl boyunca Cengelilere zulmetmek ve onlara karşı komplo kurmakla suçlayarak,
Kafkas gazetesi Yeni İkbal’e göre halkı ayaklandırarak Tahran’daki
hükümetlerin düşmesine neden olan Mirza Küçük Han’ın gücünü hatırlattı.[25]
Gazete, tek amacı “din esaslarını ve ülkenin bütünlüğünü korumak” olan bu “İslam
ve İran’ın cesur askeri”ni alaya alanları kınadı. Dolayısıyla, Cengelilerin
Mustafi ve Müşir gibi birkaç “vatansever” politikacıyı içeren Âlâ Devlet’in
“halkçı” hükümetini alkışlamaları gayet doğaldı. Gazete, ülkenin kendileri gibi
“dürüst, güvenilir ve vatansever” adamlarca yönetileceği günü dört gözle
bekliyordu.[26] Ona göre ülkeyi 14 Ağustos 1916’da İran’ı İngiliz-Rus ittifakının
askeri ve mali zincirlerine mahkûm eden Sipahsâlâr gibi “hainler”
yönetmemeliydi.[27]
İkinci
Meclis’teki parti siyasetinin başarısızlığını örnek gösteren Cengel,
kamu yararına ve idealist ekonomik ilkelere adanmış küçük gruplar kuran, ancak
planlarını uygulayamayan beceriksiz ama iyi niyetli politikacılarla alay etti.
İranlıların müstebit bir rejimi anayasal bir rejime dönüştürdüğü yanılsaması
altında, bu politikacılar, başkalarını kandırmaya çalıştılar. Gazete, sözler
değil, düşünceye dayalı eylemler talep ediyordu.[28] Başka bir sayısında ise,
başkentte “Demokratlar”, “Sosyalistler”, “İşçiler” gibi renkli isimlerin
idaresinde pıtrak gibi çoğalan, çoğu aynı eski yozlaşmış elit kesimden gelen,
tek amacı kişisel ilerlemesi olan 300’den fazla üyesi bulunmayan yeni politik
partiler analiz edildi.[29]
Ardından
Cengel, hükümetteki yolsuzluklara saldırdı. Halkın talihsizliği, ülkenin
yıkımı ve İran’daki yüzyıllık yabancı egemenliği, liderlerinin hukuka,
vatanseverlik duygusuna, ülke işlerini yönetmede bilimsel bir yaklaşıma, en
önemlisi de ahlaki dürüstlüğü ayaklar altına almış olmasından kaynaklanıyordu.
Sonuncusu, hem iktidardaki elitler hem de halk arasında tüm İran sorunlarının
kökeninde yatan tek faktördü.[30]
Uluslararası
düzeyde Cengeliler, Tahran’da İngilizlerin artan nüfuzu, Rusların İran sarayı
ve kabinesini etkileme becerisinin zayıflaması karşısında daha fazla endişeye
kapıldılar. İngiltere’yi İran’ın bir numaralı düşmanı ilan ederek, İngilizlerin
İran işlerine müdahalesini, bilhassa Güney’de organize edip kontrol altına
aldıkları Güney İran Piyade Birliği’nin rolüne tepki geliştirdiler. “Merkezi
hükümet, İran’ın egemenliğini tehdit eden bir askeri güç hakkında ne yapıyordu?”
diye sordular.[31] İttihad-ı İslam’ın bir bildirisi, eyalet ve aşiret halkını
Güney İran Piyade Birliği’nin ülkenin diğer bölgelerine yayılması planına
karşı uyardı.[32]
Tahran
hükümeti, tamamen İngiliz kontrolü altına girdiğinden, Cengeliler, İran’ın
Lenin’in hükümetini tanımayı “Londra’nın çıkarlarına aykırı olmasın diye”
ertelediği sonucuna vardılar. Bu aynı zamanda, Çarlık güçlerinin eve dönmek
istemelerine rağmen, “ülkenin ileri gelenleri”nin ayrılmalarına izin vermemelerinin
de nedeniydi.[33] Cengel gazetesi, İngiliz birliklerinin Necef’teki
Şiilerin ilk imamı Ali’nin türbesini "kuşatması”nı protesto ederek şunları
talep etti: “Haklarınız için ölün, çünkü yaşam hakkınız artık elinizden alındı.
Yakında ne inancınız ne de şerefiniz kalacak." Hareket şöyle haykırıyordu:
“Ey aristokratlar, emekçiler, işçiler, kabile halkı, size yazıklar olsun! Çünkü
İngiltere, sadece ülkenizi yutmakla kalmıyor, aynı zamanda dini kutsal mekânlarınıza
da saldırıyor.”[34]
Cengeli
programının, dinen şüpheli olan ancak toplumsal ilerlemeye, bağımsızlığa ve
özgürlüğe bağlı olanlar üzerindeki etkisi neydi? Herkes harekete ikna
olmamıştı. Vasakuni 1919’da, hareketin ne istediğini kimsenin, hatta Küçük Han’ın
bile bilmediğinden, tutarlı bir programı bulunmadığından söz ediyordu.[35]
Vasakuni’nin ifadesine bakılırsa, Müslüman olmayan İranlıların çok azı Cengelilerin
politik programına ikna olmuştu.
Cengelilerin
Politik Yapısı
Cengeli
Hareketi’nin örgütsel yapısı ve işleyiş biçimi hakkında çok az şey
bilinmektedir. İlk aşamasında esasen tek bir adam tarafından kurulmuş ve
yönetilmişti, ancak ikinci aşamasında resmi olarak “kolektif liderlik”, yani İttihad-ı
İslam’ı oluşturan bir grup yaşlı tarafından yönetiliyordu. Cengeli kaynakları,
Reşt’teki Fransız konsolosunun “Senato” olarak adlandırdığı liderlik grubunun
niteliği ve işlevleri hakkında çok az bilgi vermektedir. Mirza’nın sekreteri
Fahrai, bu “Senato”nun yirmi yedi üyesini listelemekle yetinmiş, ancak
geçmişlerini belirtmemiş, yetkilerini veya Küçük Han’ın bu Senato'daki rolünü
açıklığa kavuşturacak söz sarf etmemiştir. Şiraz’daki Alman konsolosu, Haziran
1918’de İttihad-ı İslam “Komite”sinin sekiz ila on kişiden oluştuğunu, “Küçük
Han’ın tüm Cengeli Hareketi’ni yönettiğini” belirtmiştir. Komitenin önemli
üyeleri arasında Hacı Ahmed Kasmai (mali direktör, Kasma’da bir veya iki din
adamıyla birlikte ikamet ediyordu), İhsan (hareketi Reşt’te temsil eden kişi.
Mirza ile sürekli telefon teması halindeydi) ve Fumen’de kalan Küçük Han ve
yeğeni Davudzade bulunuyordu.
Genellikle
daha bilgili olan Fransız konsolos yardımcısı 1918’de kaleme aldığı raporda şunları
söylüyor:
“İslam İttifakı, Gilan’ın
batı kısımlarını kaplayan ormanların ortasındaki küçük Kasma köyünde toplanarak
eyaletin mutlak hâkimi olmuştu. Bu ittifak, Reşt’te Heyet-i Muhterem [“Saygıdeğer
İttihad-ı İslam Konseyi] olarak adlandırılan Kasma Senatosu adlı bir Konsey
tarafından yönetiliyordu. Konsey üyeleri, Hacı Ahmed Kasmai dâhil, kimse
tarafından atanmamıştı. Diğerleri sadece itaat ediyordu. Senato, müzakere eden
bir meclis bile değildi. Politika, her biri kendi ilgilendiği işlerin bir
bölümünü üstlenmiş muhtelif grupların düzensiz toplantısı (ireunion
hasardeuese) ile oluşturulmuş. Bu kişiler ülkede, büyüklerin kurbanı olan
çok sayıda küçük toprak sahibinden destek gördüler. [...] Dolandırıcılık
yüzünden mahvolmuş küçük toprak sahipleri, İttehad-ı İslam’ın kendilerini
mülksüzleştiren yargı sistemini reforme etmesini beklediler. Bu nedenle Fumen
[Kasma] Senatosu, çeşitli zamanlarda, görevleri aralarında paylaşarak, birkaç
mecliste Temyiz Mahkemesi gibi toplanmıştır.”
Konsolos,
Vasakuni’nin iddiasını doğruluyor ve “Senato”nun adının İttihad-ı Iran, yani “İran
İttifakı” olarak değiştirildiğini dile getiriyor.[38]
Vasakuni,
Cengelilerin politik yapısı hakkında en eksiksiz ve en az kafa karıştırıcı
açıklamayı sunan isim.[39] Cengeli tüzüğüne göre, bir Konferans-ı Umumi (Genel
Konferans veya Kongre), Komite-yi Merkezi (Merkez Komite), Komite-ha-yi Mekâni
(yerel komiteler), yerel gruplar ve bir de Şura-yi Âli (Yüksek veya Yüce
Konsey) şeklinde örgütlenmişlerdi. En yüksek otorite olan Genel Konferans,
yerel komitelerin temsilcilerinden oluşuyordu ve yılda bir kez toplanarak
kendisine hesap verecek olan Yüksek Konsey ve Merkez Komite’yi seçiyordu. Yüce
Konsey, düzenli yasama organıydı. Merkez Komite üyelerinin isimleri gizli
kalacak ve gizli oylama ile seçilecekti, çeşitli organlar merkezle yalnızca
temsilcileri aracılığıyla iletişim kuracaktı. (Yüksek Konsey üyeleri,
kimliklerini gizli tutmaya çalışsalar da, halk tarafından sıklıkla
tanınıyordu.) Yerel temsilcilerce seçilen yerel komiteler, kendi bölgelerini
yönetecek ve Merkez Komite ile Yüksek Konsey’e hesap verecekti. Grup üyelerinin
Cengeli ideolojisini ve programını ayrıca İslam dinini kabul etmeleri
gerekiyordu. Müslüman olmayanların katılmasına izin verilmiyordu.
Her
şey kâğıt üstünde kaldı, gerçekte bu gruplar ve yerel komiteler ya da genel
toplantılar hiçbir zaman gerçekleşmedi. Vasakuni’nin yazdığına göre, tüzük Cengeliler
Gilan’da iktidarı ele geçirdikten ve zaten bir hükümet kurduktan sonra formüle
edilebildi, dolayısıyla, pratik teorinin önüne geçti. Sadece Merkez Komite ve
Yüksek Konsey gerçekti. Bunların üyelerinin de ilk tespit uyarınca seçilmeleri
gerekiyordu, ama fiiliyatta atamayla belirleniyordu. Genel kurul, yalnızca bir
kez, 7 Kasım 1918’de toplanabildi.[40]
Yayınlanmış
tüzüğe ek olarak, İttihad-ı İslam’ın hareketin “ilk, komplo kurma aşaması”
sırasında uygulanan ve örgütü (1) silahlı gruplara, (2) grup liderlerine, (3)
grup liderleri meclisine, (4) Merkez Komite’ye ve (5) genel başkomutana bölen
bir dizi gizli kuralı mevcuttu. Tüm Müslümanlar, kendi liderlerini seçen
silahlı gruplara katılabiliyordu. Bunlar da Merkez Komite’yi seçiyor, Merkez
Komite de başkomutanı belirliyordu. İttihad-ı İslam’ın tüm üyelerinin silahlı
ve hizmete hazır olması gerekiyordu.
Gilan’da
iktidara gelmeden önce Merkez Komite üyeleri şunlardan oluşuyordu: Küçük Han,
Hacı Ahmed Kasmai, Seyyid Ağayi, Dr. Haşmet ve Şeyh Ali [İlm-i Hüda]. Ancak
Seyyid Ağayi hareketin ilk yılında koptu, Dr. Haşmet kendini Lahicaan’a kapattı,
Şeyh Ali ise sık sık göreve çıkıyordu. Gerçekte Merkez Komite’yi Küçük Han ve
Hacı Ahmed teşkil ediyordu. İlki askeri işler ve dış ilişkilerden, ikincisi ise
hareketin mali işlerinden sorumluydu. Herkesin dayanışma gösterdiği ve eşitliğe
saygı duyduğu bu idealist dönemde, Mücahitler adı verilen gönüllülerce kimi
gruplar meydana getirildi.
Rus
devriminden sonra, Rus askerlerinin Yürütme Komiteleri ve Savaş-Devrim
Komiteleri Gilan’da oluşturulmaya ve Cengelilerle bağlantı kurmaya başlayınca,
güçleri ve otoriteleri daha da pekişti. Yeni bir Merkez Komite kuruldu ve
önemli din adamları komiteye davet edildi: Seyyid Abdülvahab (Salih), Mir
Mansur (Hüda), Hacı Seyyid Mahmud (Ruhani) ve Şeyh Ali (İlm-i Hüda). (Son ikisi
belli ki büyük toprak sahibiydi). Bu din adamları, harekete itibar katmak
amacıyla atandıkları için nadiren karargâhta bulunuyorlardı.
Mir
Mansur, örgütün Reşt temsilcisiyken, Hacı Ağa Rıza da Gilan Sulama Dairesi
başkanı (genel mirab) olarak görev yapıyordu. Şeyh Ali her zaman görevdeydi.
Örgütün faaliyetlerini etkileyen tek kişi Abdülvahav Salih’ti. Genel sekreter
olmasına rağmen, Seyyid Mahmud Ruhani’nin hiçbir etkisi yoktu, kendisine
söylenen her şeyi hiç sorgulamadan yapıyordu. İlginç bir şekilde, 1918’de
İngilizlere karşı yapılan askeri operasyonlar sırasında, Hacı Ağa Rıza, Mir
Mansur ve Seyyid Mahmud, İngiliz konsolosluğuna hizmet sunma teklifinde
bulunmuş, ancak reddedilmişlerdi. Bir zamanlar Kargüzar’ın danışmanı olan Mir
Mansur, yöneticilerin kaprisleriyle yaşamayı öğrenmişti. Hacı Ağa Rıza, sadece
nefret edilen Rus Konsolosu Nekrasov’un danışmanı olmakla kalmamış, aynı
zamanda İngilizlere de hizmet etmişti. Seyyid Mahmud Ruhani de aynı şekilde Rus
konsolosluğunun sık sık elemanı olarak çalışmış, liderliğin en gerici üyesi
olarak görünmüştü. Vasakuni’nin tespitiyle, bu durum Küçük Han’ın etrafında ne
tür insanların toplandığını gösteriyor.[41]
Gilan’ı
yönettiği dönemde İttihad-ı İslam şu şekilde örgütlenmişti: Yüksek Konsey ve
Merkez Komite en büyük güce sahipti. Yüksek Konsey’in yirmi üyesi vardı ve
bunlardan yedisi Merkez Komite’nin gizli üyeleriydi. Küçük Han ve Hacı Ahmed
her ikisinin de üyesiydi. Bir İçişleri Konseyi (şura-yi dahiliye), bir Savaş
Komisyonu, bir Ulusal Ordu (nizam-ı milli), bir Adalet Bakanlığı, bir Polis
Bakanlığı ve bir de Maliye Bakanlığı vardı. Bu kurumları yönetecek isimler,
Kasım 1917’den sonra seçilmişti. Tahran hükümeti ve kuzeydeki güçlü
yöneticilerle ilgilenen Dış İlişkiler Komisyonu, Merkez Komite’nin (özellikle Küçük
Han ve Hacı Ahmed’in) kontrolü altında kaldı. Eyaletin yirmi iki ilçe ve
bölgesinin başkanları, temsilcileri gibi İçişleri Konseyi’ne bağlıydı. Henüz
örgütlenmemiş diğer bölgeler ise Cengeli hükümetinin maaşlı memurlarınca
yönetiliyordu. Reşt veya Lahican gibi özerk şehirler, doğrudan İçişleri Konseyi’ne
bağlıydı.[42]
Vasakuni’nin
anlatımı, örgütsel yapıyla ilgili soruyu hâlâ bir miktar cevapsız bırakıyor.
Bahsini ettiğimiz resmi yapıya rağmen, Küçük Han en önemli figür ve karizmatik
liderdi. Gerçekten de, sahip olduğu hâkimiyet nedeniyle düşmanları onu “keyfi
kararlar” almakla suçladılar. Yıllar sonra da ideolojik rakiplerinden biri
olan, İran Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi ve koyu bir Stalinist olan Ahundzade
de aynı suçlamayı yöneltecekti.[43] Dahası, Bolşeviklerin gelişinden sonra
Mirza’nın rakibi olan İhsan, Ahundzade’yi yalanlayarak, önemli kararların bir
tür savaş konseyince alındığını, ancak Mirza’nın diğerlerinden daha fazla
ağırlığa sahip olabileceğini belirtti.[44] Dikkat çekici bir şekilde, birkaç
zengin toprak sahibi molla, bazı tüccarlar, iki doktor ve birkaç küçük tüccar
“Senato” üyesi iken, ne (Kafkas sürgünü sırasında Fransa’da eğitim görmüş
yoldaşı) Mirza Hüseyin Han Kasmai ne de merkez komutanlığından ayrılan jandarma
subaylarından biri “Senato”ya alındı.[45]
İttihad-ı
İslam’ın Cengeli Hareketi içinde gerçek bir güce sahip olduğu konusunda
elimizde çok az kanıt var. En iyi ihtimalle, harekete geniş bir
toplumsal-politik taban oluşturmak olan bu teşkilât, Küçük Han’a bir lider
olarak yöneltilen saldırılara karşı politik güvenilirlik kazandırmak olan bir
danışma organı olarak iş gördü. Gerçekten de, Küçük Han’ın tek amacının ülkeyi
yabancı egemenliğinden kurtarmak olduğunu tekrar tekrar dile getirmesi, bunun
yanında kişisel güç ve statü arzusunun olmadığını iddia etmesi, rakipleri
arasında var olması gereken gerilimin yansıması olarak okunmalı.[46] Bir
aktarıma göre, Cengeli askeri okulunun başhekimi ve “Senato” üyesi Dr. Ebulkâsım
Farbud (Lahicani), İttihad-ı İslam’ın “çok az etkisi veya gücü olduğunu, gerçek
liderlerin Mirza Küçük Han, Hacı Ahmed [Kasmai] ve Doktor Haşmet olduğunu”
söylemektedir. Bu aktarımı, diğer İngiliz İstihbarat raporları da teyit
etmektedir.[47] Yüksek Konsey’in işlevinin karar alma organından ziyade daha
çok süs niyetine teşkil edilmiş bir kurul olduğuna dair şüphe, kimi konsey
üyelerinin merkezi hükümet yanında İngiliz ve Rus komutanlarla müzakere
yürüttükten sonra nihai karar için Mirza’ya danışılması gibi başka gerçeklerle
pekişmektedir.[48]
Genel
olarak, daha bilgili kişileri iktidardan dışlamak, Mirza’nın harekete hâkim
olma arzusunun yansıması olabilir, ama aynı zamanda onun, neredeyse hiçbir
zaman gerçek anlamda kolektif liderliği tercih ederek otoritesine meydan
okumayan işbirlikçileri üzerinde karizmatik bir etkiye sahip olduğunu da
gösteriyor olabilir. Nadiren tanık olunan durumlarda bu kolektif liderliği
tercih ettikleri durumlarda sonuç pek farklı olmuyordu. Aynı şekilde, Cengelilerin
giderek daha fazla karşılaştığı karmaşık sorunların, herhangi bir politik
yapının yapabileceğinden daha iyi bir şekilde Mirza Küçük tarafından ele
alındığını varsaymak da yerinde olur.
Cengelilerin
Devlet Yapısı
Hareketin
artan önemi, liderlerinin büyüyen umutları ve bilhassa Gilan’da Çarlık
etkisinin azalmasıyla birlikte ortaya çıkan görevin karmaşıklığı, idari sorunun
ciddiye alınmasını gerektiriyordu. Cengeliler ve destekçileri, eyalet
yönetimini yavaş yavaş ele geçirirlerken, amaçlarına ve görevlerine uygun başka
yapılar da oluşturmak zorunda kaldılar. Bu konuda da elimizdeki bilgimiz
yetersiz. Cengelilerin idari yapısı ile ilgili bilgi veren, sadece iki kaynak
var.
Gilan’da
teşkil edilen Cengeli hükümeti Adalet, Maliye, Polis ve Savaş bakanlıkları
kurdu. Adalet ve Polis bakanlıklarının Reşt, Enzeli, Lahican, Tonekabun ve daha
küçük yerleşim yerlerinde şubeleri mevcuttu. Adalet Bakanlığı, ayrıca gizli
polisi de yönetiyordu. Başkanı, İttihad-ı İslam’a sempati duymasına rağmen, bu
örgütten bağımsız kaldı. Geniş yetkilere sahip olan Reşt’teki gizli polis şefi
de Cengelilere sempati duymuyordu, ancak Cengeliler kovulduktan sonra Tahran’a
hizmet ettiği gibi, onlara da “temiz bir vicdan”la hizmet etti. Savaş Komitesi’nin
yetkisi altındaki Cengeli polis gücü, eyaletteki politik partileri ve
toplantıları, bunların yanında, yabancı ajanları gözetim altında tutuyordu. Ana
görevi, düzeni ve kamu güvenliğini sağlamaktı.[49]
Cengelilerin
yönetimi ele geçirmelerinden önce, Gilan’ın Maliye Dairesi, tüm ürünlerden
alınan yüzde 10’luk devlet vergisi olan aşarı toplamakla görevliydi ve bu
vergiyi eyalet giderlerini düşerek Tahran’a gönderiyordu. Cengeliler, bir
Gelirler İdaresi (idare-yi vucuhat) kurdular ve bunu Maliye Dairesi ve
Hazar kıyısındaki gümrük ofisleriyle birleştirdiler, Reşt ve Enzeli hariç diğer
yerlerdeki eski çalışanları görev başında tuttular. Cengeli Gelirler İdaresi
100 ilâ 750.000 toman arasında değişen miktarlarda bağış alıyordu.[50]
Ulusal
Ordu (Nizam-ı Milli), Küçük Han ile Hacı Ahmed Kasmai arasındaki anlaşmazlıklar
nedeniyle kuruldu. İkincisi Tahran hükümetini tanıma niyetindeyken, Küçük Han,
ona karşı mücadeleyi sürdürmek istiyordu. Hareketin ilk aşamasında, Cengeliler
hâlâ ormanlarda iken, mücahitler veya gönüllüler olarak bilinen düzensiz
kuvvetler, Hacı Ahmed tarafından bağışlar ve mali ödüller yoluyla
yönlendirilmişti. Bu nedenle, Vasakuni’nin iddiasına göre, Küçük Han’ın bu
askeri kuvvetleri organize etmesi gerekiyordu. Nizam-ı Milli’nin en önemli
bölümü olan Savaş Komitesi, Gurab Zermih’teki merkeziyle Küçük Han’ın doğrudan
kontrolünde kaldı. Komite; Reşt, Enzeli, Lahican ve Tonekabun’da dört alt gruba
sahipti.[51]
Cengelilerin
askeri teşkilatı ile ilgili bilgiler çelişkili olsa da, genel bir tablo ortaya
çıkıyor: Küçük Han, sadece savaşla alakalı gayretlere dair endişesi nedeniyle
değil, aynı zamanda güçlü bir ordunun vicdansız politikacıların neden olduğu
istikrarsızlığa ve oportünizmin kol gezdiği ortama direnebileceğine inandığı
için de tüm askeri konularda kişisel kontrolü elinde tuttu.[52] Yeni askeri
teşkilat, Alman, Avusturyalı ve Türk eğitmenlerin yanı sıra bazı İranlıların da
bulunduğu iki okul içeriyordu.[53] Bu subaylar, Rus esir kamplarından kaçan ve
Küçük Han’da “misafirperverlikle karşılanan” paralı askerlerdi.[55] Ancak
İngiliz ve Çarlık yetkililerinin yaydıkları, daha sonra Stalinist tarihçilerce
de yinelenecek olan söylentilerin aksine, Romanovların yıkılışından sonra Cengeli
ordusu, Almanlar ve Türkler tarafından yönetilmiyordu: Avusturyalı-Alman
subaylarının varlığı, Küçük Han’a yönelik “Alman ajanı” iftirasını atmak için
istismar edildi. Bu, tabii ki yanlış bir söylemdi: Diplomatik görevine giderken
kısa bir süre Cengelilerle kalan Şiraz’daki Alman konsolosu, Berlin’e Binbaşı
Paschen’in Mirza’nın kendisine ve diğer yabancı subaylara karşı alabildiğine
“güvensiz” olduğunu, Küçük’ün hangi mühimmat, silah, topçu ve bombalara sahip
olduğunu asla bilemediklerini söylediğini bildiriyordu.[56]
Gilan’daki
Cengeli iktidarının zayıf organizasyon yapısı ve şahsa bağlı yönetim tarzı ağır
sonuçlar doğurdu. Vasakuni, Hacı Ahmed döneminde toplanan yüzde 10’luk devlet
vergisi gelirlerinin kötü yönetildiğini belirtiyor. Vergi tahsildarlığı yapan, Hacı
Ahmed’in akrabalarından Muhammed İsmail ve Rıza Afşar, “çok kurnaz vergi
kaçakçıları”ydı ve hareketin “en fazla kabahat işlemiş” isimleriydi.[57] Bu, Cengeli
lideri ile bir zamanlar yakın çalışma arkadaşı olan Hacı Ahmed arasındaki
gergin ilişkilerin bir başka nedeniydi. Vasakuni ayrıca, Dr. Haşmet’in yüzde10’luk
vergi tahsilatını Merkez Komite’ye teslim etmeyi reddettiğini, gelirlerinin
masraflarını zar zor karşıladığını açıkladığını belirtiyor. Hatta fazladan para
istedi ve reddedilmesi halinde Reşt’i alacağı tehdidinde bulununca kendisine
10.000 toman verildi. Mayıs 1919’da tutuklandığında, Dr. Haşmet’in 6.000-7.000
toman paraya sahip olduğu söyleniyordu.[58]
Merkez
Komite’nin sorumluluğunda olan dışişleri, fiilen Küçük Han’ın
sorumluluğundaydı, ancak bazen yetkilerini devrediyordu. Türkiye, Almanya,
Rusya, Ermenistan, Musavat, İngiltere, İran hükümeti gibi güçlerle ilişkileri
bizzat yürütüyordu.[59]
Cengelilerin
yönetimindeki politik ve örgütsel karmaşa, eyalet yetkililerinin seçimine de yansıdı.
Bir Cengelinin aktardığına göre[60] Halhal bölgesinin güçlü Şahseven aşiret
lideri ve Cengelilerin daha sonra tekrar savaşacakları eski bir düşman olan
Emir Eşayer, Reşt valisi olarak atandı.[61] Yüksek Konsey üyesi Meşhedi Alişah,
emniyet müdürü yapıldı.[62] “Savaş Konseyi”, Reşt’e taşınırken, H. A. Kasmai,
aynı şehirdeki kendi evinde hazine dairesini veya Gelirler İdaresi’ni kurdu ve
buradan eyaletin mali işlerini kontrol etti. Reşt’te “vekiller” için bir merkez
kuruldu, ancak hareketin gerçek merkezi Mirza Küçük Han’ın yaşamaya devam
ettiği Kasma ve Fumen’de kaldı.
Cengeli
güçlerinin sayısal gücü hâlâ gizemini koruyor. Sahip olduğumuz kısıtlı
kanıtlardan, hiçbir zaman çok kalabalık olmadıkları anlaşılıyor. 1914’te bir
avuç insanla yola koyulan örgütün üye sayısı yıllar içinde dalgalanıp durdu, muhtemelen
1917 yazında Gurab Zermih’teki askeri okulun ilk mezunları aktif göreve hazır
olduklarında 1.000’e ulaştı.[63] Temmuz 1918’de bir İngiliz istihbarat raporu,
sayılarını 1.400 olarak gösterdi.[64]
Cengelilerin
elinde sadece 300 süvari vardı. Bunların çoğu “saygın”, yani tüccar ve memur
ailelerine mensuptu.[65] Hatta 1918 yazında, Rus subaylarının komutası altında
olan Kazakların, İngiliz ordusunun ve General Biçerahov komutasındaki Rus
birliklerinin teşkil ettikleri orduyla karşı karşıya geldiklerinde sayılarını
ikiye katlamış olabilirler.[66] Ancak Cengel gazetesini ziyaret eden bir
Alman veya General Dunsterville tarafından öne sürülen 4.000-5.000 sayısı,
herhangi bir dönem için kesinlikle abartılı görünüyor.[67] Vasakuni’nin
aktardığı 2.500 sayısı gerçeğe daha yakın duruyor.[68]
Cengelilerin
gücü ne olursa olsun, gerçek güçlü yönlerinin, geçilmez ormanlık araziye olan aşinalıklarına
ve köylülerden aldıkları maddi ve istihbarat desteğine dayanan gerilla savaşı
yöntemleri olduğu açık.
Lider
Kadrolar İçindeki Çatışma
Artık
Cengeli liderleri arasındaki ana çatışma kaynağının, şüphesiz İran’da
otoritenin tek kişide toplaşması üzerine kurulu gelenekten kaynaklı bir kusur
olan, kolektif bir liderliği paylaşamamaları olduğunu görmek gerek. Buna ek
olarak, hareketin ve eyaletin fonlarının kötüye kullanılması (doğrudan zimmete
para geçirme yoluna sapmasalar da Hacı Ahmed ve yakın arkadaşlarının adlarının
karıştığı yolsuzluklar) önemli bir başka sürtüşme kaynağıydı. Küçük Han, Hacı
Ahmed’in Türkler ve Almanlar savaşta yenildikten sonra direnişin sona erdiğine
dair görüşüne katılmıyordu.[69] Nitekim, iki rakip arasındaki farklılıklar neticesinde
İttihad-ı İslam bir örgüt olarak varlığını sona erdirdi.
Dahası,
Dr. Haşmet de giderek daha bağımsız hale geldi. Ona karşı isyan eden yardımcısı
İhsan, Haşmet’i tutuklayıp Lahican’da Bolşevik bir yönetim kurmayı, ardından
Reşt ve Gilan’ı, nihayetinde de tüm İran’ı ele geçirmeyi hedefliyordu. Bu
girişimi sonuç vermeyince teslim oldu. “Herkesin sevdiği” Küçük Han’a gönderildi.
Farklılıklar arttıkça, Küçük Han’ın adamlarından bazıları, örgütün çökeceğinden
korkup, demokratik bir rejim kurmaya çalıştılar. Hacı Ahmed’in muhalifleri
arasında yer alan Mirza Mahmud Kürd Mahalli (Gamiye) ve (Halo) Mirza Ali gibi
bazıları ise hareketi “sosyalist ve demokratik” bir isme kavuşturmak istediler.
Dr. Ebulkâsı Han Farbud, Dr. S. Mahmud Han, Mirza Ebu Talib ve Dr. İnayetullah
Han gibi diğerleri ise tövbe edip Tahran hükümetine katıldılar.[70]
İçte
demokrasinin hüküm sürmediği hareketin, bilhassa Gilan’ın iç ve dış düşmanlarıylla
yoğun bir mücadele içinde olduğu bir dönemde, toplumun genelinde demokrasiyi
teşvik etmesinin zor olduğu aşikâr. Çöküşün eşiğinde olan Cengeliler, Vasakuni’nin
yeni bir il meclisi seçme önerisini kabul etmeye ikna edildiler, ancak meclisin
bir il meclisi gibi işlev görmesine, yani faaliyetlerinden sorumlu olmasına
izin vermediler. Meclis, kısa süre sonra Tahran hükümetince feshedildi.[71]
Onlardan farklı düşünen, ancak onlara karşı çıkmayanların politik
faaliyetlerine müsamaha gösterme konusunda üzerinden dönen tartışma, yalnızca Cengelilerin
politik zayıflığını değil, aynı zamanda İran’ın ulusal bağımsızlık mücadelesi
ile içteki politik demokrasi arasındaki ilişkiye dair sınırlı anlayışlarının da
yansımasıydı. Ermenilere karşı olmamasına rağmen, İttihad-ı İslam, onların Gilan’da
kendi örgütlerine sahip olmalarına izin vermeyi reddetti. İranlı sosyalistlerin
de açıkça faaliyet göstermelerine izin verilmedi. İttihad-ı İslam, özellikle
İran Demokrat Partisi üyelerinden gelen reform ve demokratikleşme girişimlerine
direndi. Bu tür girişimler ters tepti, zira söz konusu örgüt, Gilan’dan
yasaklandı.[72]
Cengeliler
ve Gilan’ın Büyük Toprak Sahipleri
Cengelilerin
net bir programı olmadığını söylemiştik. Destekleri esas olarak ezilen
köylülerden gelse de, Cengeli liderleri, toprak reformu için bir plan
geliştirmediler. Ara sıra söylemlerinde köylülerin “emeklerinin meyvesinden”
bahsettiler, ancak Cengeliler, daha doğrusu Mirza Küçük Han, hem Gilan’da hem
de Tahran’da İttihad-ı İslam üyeleri ve destekçileri arasında bazı önemli
kişileri kendilerinden uzaklaştırmayı göze alamadılar. Daha önce de
belirtildiği üzere, Reşt’teki Fransız konsolosunun da tespitiyle, bazı orta
ölçekli toprak sahiplerinin, büyük toprak sahiplerince el konulan mülklerini
geri alma umuduyla Cengelileri destekliyordu. Hareketin diğer savunucuları ise
ya toprak sahibi din adamları ya da Hacı Ahmed Kasmai gibi tüccar-toprak
sahipleriydi. Tahran’da da, harekete sempati duyanlar arasında Mustafi Memalik
ve Müşir Devlet gibi toprak sahibi “liberal” aristokratlar da vardı.
Dolayısıyla, toprak reformu, Cengelilerin ele almak zorunda kaldığı en hassas
meseleydi ve bunu yeterince ele alamadılar.
Nitekim,
Küçük’ün 1917’de önemli aşiret ve toprak sahibi güçlü kişilere yaptığı
çağrılar, toplumsal bir politikaya değil, muhatapların o anki Tahran veya
İngilizlere karşı tutumuna dayalı tamamen politik hesaplara dayanıyordu.
Örneğin, Sipahdar Reşti’ye karşı uzlaşmaz bir tavır sergilerken, bölgedeki iki
önemli figürle ittifaklar kurup bozdu. İlki, 1917 sonbaharında Reşt valisi
olarak atanan, ancak sırtını birkaç ay içinde Cengelilere dönen, Halhal’daki Şahseven
Şatranlı kabilesinden Emir Eşayer’di.[73] İkincisi ise Cengelilerle hem dostane
hem de düşmanca ilişkiler kuran Sipahsâlâr (ve oğlu Said Devlet) idi.[74] Sipahsâlâr’ın
Mart 1919’da, ikinci İngiliz saldırısından hemen önce Cengelilere yaptığı
uyarı, Cengeli taktiklerinin toprak sahipleriyle ne kadar tutarsız olduğunu
gösteriyor. Küçük Han’ın yazdığı mektupta, hem hükümetin şartlarını hem de Cengelilere
“dost olanlar”ın tavsiyelerini reddettiği için, “ya siz beni yok edeceksiniz ya
da ben sizi yok edeceğim” diyordu.[75]
1917
yazında yaşanan bir olay, Cengelilerin varlıklı birçok destekçisini sarstı,
alarma geçirdi ve düşmanlarına mükemmel bir propaganda malzemesi sağladı. Daha
da önemlisi, bu olay, daha sonra görüleceği üzere, Cengelileri sıkıntıya sokan,
bitmek bilmeyen anlaşmazlıklara sürükleyen, nihayetinde hareketin tüm ömrü
boyunca onları etkisiz kılan tek konu olarak toprak reformu gibi hayati bir
meseleyi ön plana çıkardı.
Ayrıntıları
net olmamakla birlikte bu olay, 1907 yazında köylüleri ayaklanıp köylü
konseyleri kuran, Leşt-i Nişa’da toprakları bereketli yaklaşık kırk iki köyün
sahibi olan Emin Devlet’in tutuklanmasıydı. İttihad-ı İslam’ın Bakan Mustafi
üzerinden Tahran’a yaptığı açıklamada dile getirdiği biçimiyle, ayaklanma, Leşt-i
Nişa’nın “çaresiz sakinleri”nin ulusa onun zalim uygulamalarını anlatma
girişimiydi, ancak merkezi hükümet, ya harekete geçemediği ya da etkili
kişilerin nüfuzuna bağlı olarak, bu talepleri görmezden gelmişti. Zulüm
arttıkça, köylüler de nihayetinde Cengelilere başvurmuşlardı.
Şahın
Leşt-i Nişa’nın “yoksul halkı” üzerindeki otoritesini güçlendirmek için Cengeliler,
Tahran’dan köylülerin davasını dinlemek üzere güvenilir hakimler göndermesini
istedi.[76] Ancak bunun yerine, Emin Devlet ve silahlı adamlarının önderliğinde
hareket eden birkaç molla, bazı “fakir ve çaresiz” Kazaklarla birlikte “Leşt-i
Nişa köylülerine saldırdı, köylerini yağmaladı.”[77] Köylülerin protestoları
karşılık bulmayınca, İttehad-ı İslam’ın emriyle bir grup “Fedai” Leşt-i Nişa’ya
giderek, “zalim beyler”i tutukladı ve Emin Devlet ile yandaşlarına bir ders
verdi.[78] Cengeliler, önce bölgedeki suların idaresini devraldı[79], daha
sonra da Cengeli lideri Hasan Han Kişdarreli’yi bölge valisi olarak atadı.[80]
Cengelilerin
olaya dair anlatımına vakıf olmasına rağmen Fahrai, ona farklı bir açıklama
getiriyor: Emin Devlet’in tutuklanması, esasen, köylüleri silahlandırıp Cengeli
Hareketi’ni ezmeye hazırlanan büyük toprak sahiplerinin müşterek çabalarına
karşı yapılmış, bu çabaların önünü almayı amaçlayan bir hamleydi.[81] Ancak gene
de olaya dair tüm anlatımlar iki noktada hemfikir. İlk nokta, Cengelilerin Emin’i
70.000 (veya 75.000) toman karşılığında serbest bırakmayı kabul etmesi ve
şartlarına sadık kalması[82], ikinci nokta ise Cengelilerin, büyük mülkleri
kamulaştırıp bunları işleyen köylüler arasında bölüştürme konusunda uzun vadeli
bir planlarının bulunmamasıdır.
Cengelilerin
hayati önem taşıyan toprak sorununa karşı ikircikli tutumunu vurgulamak için, Leşt-i
Nişa topraklarının Emin eliyle küçük veya orta ölçekli toprak sahiplerinden
kamulaştırılmadığını belirtmek gerek. Tam tersine, bunlar, 1888’de Nasreddin Din
Şah tarafından Emin’in babasına verilen kraliyet mülküydü.[83] Bu ayrım
önemlidir, çünkü Cengeliler, bu büyük mülkün bölünmesinin İslami mülkiyet
yasalarını ihlal edeceğini iddia edemezlerdi, ancak Gilan’ın diğer
bölgelerindeki hatta İran’daki köylülerce izlenebilecek bir örnek oluşturmaktan
da çekiniyorlardı. Leşt-i Nişa köylüleri, Emin’i serbest bırakmak için perde gerisinde
uygulanan baskılardan haber olan Cengeliler, görevdeki “liberaller” zengin bir
adamın kaderiyle ilgilenirken, hayatlarını kontrol ettikleri köylülerin sefil
durumuna tümüyle kayıtsız kalmalarındaki tuhaflığa şahit oluyorlardı. “Liberal”
Bakan Müsteşar Devlet, köylülerin mahkûm edildikleri sonsuz sefaletten ziyade, “çaresiz”
tutuklunun sağlık sorunlarıyla daha çok ilgileniyordu. Dahası, merkezi
hükümetin huzursuzluğunun düzeyi, Emin’in serbest bırakılması için müzakereye
seçtikleri elçiden de anlaşılıyordu: seçilene elçi, 1908 darbesini önceleyen,
süreçte tayin edici olan aylarda Gilan valisi olan Zahir Devlet’ti.[84]
En
önemlisi de Tahran’a gönderilen bir telgrafta köylülerin, Emin ve icra
memurlarını “29 yıl süren yıpratıcı zulmü” uygulamakla, “kendilerini
canlarından ve mallarından mahrum bırakmak”la ve “evlerini terk edip göç etmeye
zorlamak”la açıktan suçluyor olmalarıydı. Zulüm o kadar büyüktü ki, kuzey İran’daki
toprak sahibi “aristokratlar”ın güçlü ve herkesin korkttuğu destekçisi Çarlık
temsilcisi bile, İngiliz meslektaşına yazdığı bir notta, “tüm bunların bir
ölçüde Fahir Devlet’in Leşt-i Nişa’daki köylülerle toprakları hakkındaki bazı
meseleleri barışçıl bir şekilde çözmek istememesinden kaynaklandığına inanmak
için birçok nedenler olduğunu” kabul ediyordu. Konsolos sözlerine, “Bu dünyada
birçok üzücü şey varken biz oturmuş Fahir Devlet’in haline acıyoruz, fakat şu
anda ona nasıl yardım edebileceğimizi tam olarak göremiyoruz” diye devam
ediyordu.[85] Köylüler, topraklar kraliyet mülkiyeti iken çalıştıkları
koşulları kabul etmeye hazırlardı.[86] Fakat ortada taleplerinin işitildiğine, kendilerine
herhangi bir cevap verildiğine veya hükümet tarafından lehlerine en ufak bir
çaba gösterildiğine dair hiçbir kanıt yoktu. Bu koşullarda Emin’in toplu bir
para karşılığında serbest bırakılması, bu paranın çok az bir kısmının (hatta tek
kuruşunun bile) köylülerin yükünü hafifletmeye harcanmaması, Cengelilerin
köylüler nezdindeki konumunu zayıflatmış olmalı.
İngiliz
Konsolos Yardımcısı Maclaren, Cengelilerin Gilan’daki yönetimlerinin ilk
yılında büyük toprak sahiplerine karşı pratik tutumlarının farkındaydı. İlk
raporlardan birinde aktarıldığına göre, Cengelilerin Gilan’da egemen
olmalarından bir yıl önce, 11 Haziran 1916’da, H. S. Razi’nin yeğeni Hacı S.
Hasan Ağa, Cengelilere 12.000 toman nakit para ve pirinç vermeye mecbur etmişti.[87]
Reşt’e yerleştikten sonra Cengeliler, çuval başına bir toman vergi almaya
başladılar fakat bu durum, öfkeyle İngiliz konsolosluğuna sığınan 3.000 toprak
sahibinin öfkesine sebep oldu.[88] Aynı dönemde Lahican, Langerud ve Rankuh’taki
mülk sahiplerine 200.000 tomanlık toplu bir ödeme yapmaları söylendi. Reşt’teki
diğer toprak sahiplerinden de benzer meblağlar talep edildi. Buna karşılık,
Kasım 1917’de Reşt’teki yüz toprak sahibi, topluca telgraf ofisine giderek,
Tahran’daki kabineye şikâyetlerini iletti ve iki saat içinde tatmin olmazlarsa
İngiliz konsolosluğuna sığınacaklarını söyledi.[89] Aralık 1917’nin sonuna
doğru, İngiliz konsolosu yazdığı raporda, yalnızca Lahican’da Cengelilerin “işkence
tehdidi” altında yaklaşık 180.000 toman topladıklarını söylüyordu.[90]
Ancak
bu geçici önlemler, bir toprak politikasına denk düşmüyordu. Bu adımlar, sadece
askeri ve politik harcamaları karşılamanın bir yoluydu ve ne bölgedeki tarımsal
durum üzerinde uzun vadede etkili olacaktı ne de zalim yeni toprak sahiplerinin
boyunduruğu altında acı çeken köylüleri politik olarak eğitecekti. Köylülerin kafa
karışıklığı içinde çile çektiği dönemde, sınırın kuzeyinde Ekim Devrimi
gerçekleşti. Devrim, İran içinde hayret verici yankılar uyandırdı.
Ekim
Devrimi ve Rus Birliklerinin Ayrılışı
Cengelilerin
Rusya’daki geçici hükümet karşısında duydukları ilk coşkuyla, sonrasında yaşadıkları
hayal kırıklıklarından daha önce bahsetmiştik. Kerenski’nin İran’da konuşlanmış
Rus birliklerini geri çağırdığı bildirildiğinden, Cengelilerin umutları
dergilerinin yayınlanmasından kısa bir süre sonra arttı. Cengeliler, daha fazla
hâkim oldukları Gilan’dan Rus askerlerinin geçiş meselesini görüşmek üzere,
hemen Kazvin’deki Rus askeri karargâhına temsilciler gönderdiler.[91] Aynı
zamanda Mirza Küçük, devrimci komitelerle temas kurmak için K. Şahruhi ve A.
Han Erdebili’yi Kafkasya’ya gönderdi, fakat ne var ki bu temasın sonuçları
hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz.[92]
Gelgelelim,
Rus askerleri ülkeden hemen ayrılmadılar, görünüşe göre İngilizler onları İran’da
tutmak istiyordu. Cengel gazetesine göre, Ekim Devrimi’nden hemen sonra,
Mayıs ayında Cengelileri ziyaret eden Rus birliklerinin Gürcü subayı Gnyaz
(Prens) Jarajadze, şimdi “özgürleşmiş Rus halkını temsilen” Fumen’deki Cengeli
karargâhına yeni bir ziyaret gerçekleştirdi. Kendisini Küçük Han ve Dr. Haşmet
karşıladı. Bu iki isim, “İranlıların, bilhassa Cengelilerin, özgür Rus ulusunun
dostane duygularına karşılık vermeye hazır olduklarını, Rusya ile İran’ın
birliğini istediklerini” tekrar dile getirdi.[93] Bu görüşmeler, iki taraf
arasında dokuz maddelik bir anlaşmaya yol açtı. İlgili anlaşma, İran’daki Rus askerlerinin
iki ay içinde Rus subayları ve Cengelilere mensup gözlemcilerin müşterek kontrolü
altında Gilan’dan geçmesine izin veriyordu.[94] Cengeliler, bu anlaşmayı İran’daki
İngiliz politikası için kesin bir yenilgi olarak değerlendirdiler.
Başka
bir kaynağa göre, devrimci Rusya, Küçük Han’ın çalışmalarına büyük saygı
duyuyordu. Reşt’teki Rus Savaş ve Devrim Komitesi Yürütme Kurulu, neden
oldukları şiddet için “af dilemek” ve dostluk bağları kurmak amacıyla Kasma’ya
birkaç üye gönderdi. Reşt’e hediyelerle döndüler. Dostluklarını kalıcı kılmak
için broşürler bastırdılar, şarkılar bestelediler. Musavatçılarla Menşeviklerin
hâkimiyetinde olan Yürütme Kurulu, Gilan’daki eski Rus konsolosu Nekrasov
tarafından asılanların mezarları önünde bile eğilerek kurbanlardan af diledi.
Savaş ve Devrim Komitesi, Yürütme Kurulu’nun izinden giderek, daha önemli bir
adım attı ve Cengelilerle karma bir polis gücü kurdu. Bu güç, İttihad-ı İslam’ın
Reşt ve Enzeli’yi yönetmesine yardımcı oldu.[95]
Vasakuni’nin
Küçük Han’ın Bolşeviklere karşı düşmanca tavrına dair iddialarına rağmen[96],
bu ilk temaslar, Cengeliler ve Bolşevikler arasında ileride kurulacak ilişkiler
için gerekli yolu açtı. Cengel’in haberine göre, “Rusya’dan F. N. Bravin
ismindeki bir yetkili, Cengelilerin Fumen’deki karargâhına “birliğin pekiştirilmesi”
amacıyla bir ziyaret gerçekleştirmişti. Cengeliler bu temsilcileri “samimi bir
dostluğun ilk emaresi ve parlak bir geleceğe dair vaat” olarak karşıladılar,
böylelikle “gelecekteki eylemler için umut tohumları ekildi”. Cengeliler, yeni
Rus ulusunun temsilcileriyle yapılan görüşmelerden “sadece kardeşlik ve eşitlik”
çıkmasını umuyorlardı.
Bununla
birlikte, Rus askerlerinin tahliyesi beklenildiği kadar sorunsuz
ilerlemediğinden, umut ve ihtiyatı dengelemek akıllıca olacaktı. Daha önce de
belirtildiği gibi, İran’ın batısında ve kuzeyinde düzensiz Rus askerlerinin
yağma, kundaklama, cinayet, hatta kadın ve çocuklara tecavüz etmesi, zaten
savaş ve kıtlık nedeniyle sefaletin çilesini çeken İranlılara tarifsiz acı ve
endişelere sürüklüyordu.[97]
Rusya’daki
yeni gelişmeleri ve birliklerin yakında ayrılışını memnuniyetle karşılayan Cengel
gazetesi, “Rus Askerleri Evlerine Dönecek” başlıklı bir makalede, Bolşevikleri
Rusya’nın “en aktif en insancıl partisi” olarak nitelendiriyor, Cengelilerin
Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi karşısında “sevinçlerini saklayamadıklarını”
söylüyordu.[98] Bu nedenle, görüleceği üzere, Cengeliler, Rusya’daki Bolşevik
hükümetiyle derhal temas kurmayı coşkuyla desteklediler.
Sonuç
Rusya’daki
rejim değişikliği, Cengelilerin şansını artıran en önemli faktördü. Şubat Devrimi’yle
yeniden canlanan umutların yanında, idari ve siyasi otoritelerinin Gilan’ın
tamamına aniden yayılması nedeniyle, Cengeliler, kaçınılmaz olarak hâlâ
karizmatik bir liderin egemen olduğu politik-askeri bir yapı oluşturmuşlardı.
Önceki on yılda yaşanan yenilgiler, politik konularda zihinlerini hâlâ meşgul
ediyor, kolektif liderliğin oluşumunu ve halkla istişareyi engelliyordu. Neticede,
daha önceki hatalarından bazılarını tekrarladılar; öyle ki, demokrasinin ülke
içindeki düşmanları (örneğin Talış Dulab bölgesinin başkanı Nasrullah Han Serdar
Eşayer) bile Reşt’in belediye başkanlığını yaptı.
Parti
siyasetiyle meşgul olanlara karşı duydukları güvensizlikte haklı olsalar da, Cengeliler,
halkın kaderine kayıtsızlığını göstermiş bir şaha bağlılıklarını safça
sürdürmeye devam ettiler. Dahası, özellikle Gilan’daki anayasacı devrim
sırasında encümenlerin yaptığı önemli katkıyı kavrayamadılar.
Bu
dönemde Cengeliler, sonuna kadar kendilerinin ellerini kollarını bağlayacak sorunla
boğuşup durdular: köylülerin zalim toprak sahiplerinden kurtulma çağrısı. Cengeliler,
zor geçen ilk yıllarda kendilerine destek olan halk kitlelerini savunmayı
başaramadılar. Dahası, Cengeli liderleri, eldeki göreve uygun tutarlı bir politik
yapı kurgulayamamanın yanında, ülkede yükselen devrimci ve sömürgecilik karşıtı
duyguların dayattığı ihtiyaçları karşılayacak tutarlı bir politik program da geliştiremediler.
Son
olarak şunu söylemek lazım: hareketin bu ilk aşamalarında bölgedeki merkezi
güçlerle herhangi bir bağı olduğuna dair elde hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Cengeli
Hareketi, temelde yerel kaynaklara, özellikle de köylülerin sağladığı
kaynaklara bağımlıydı. Hareketin yükselişi, genel olarak İranlıların
hoşnutsuzluğu, bilhassa jandarma teşkilâtına bağlı bazı milliyetçi subayların
firar etmesiyle arttı. Ancak, yabancıların zulmü ve aşağılanmaya bağlı olarak
hareket, uluslararası düzeyde daha uyanık görünüyordu. Kerenski hükümetinden Çarlık
döneminde verilmiş tüm tavizleri iptal etmesine dönük talepleri ve Rus
birliklerinin İran’dan ayrılması konusundaki ısrarları, bu konudaki
bilinçlerinin ve vatanseverlere has sorumluluk duygularının düzeyini
göstermektedir. Bolşevik rejimine karşı gösterdikleri ölçülü coşku, Kerenski
hükümeti karşısında yaşanan hayal kırıklığından öğrendikleri ihtiyatın
yansıması gibiydi.
Ama
görünüşe göre, hem iç politikada hem de Ruslara karşı elde ettikleri başarılar,
Rusların geride bıraktıkları boşluğu doldurup İran’a hâkim olmak isteyen
İngilizlerin girişimlerine karşı daha zorlu ve çetin bir direniş döneminin
başlamasını sağlamaktan başka bir işe yaramamıştı.
Hüsrev Şakiri
[Kaynak:
Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921,
University of Pittsburgh Press, 1995, s. 61-80.]
Dipnotlar:
[1] Reza Khajavi, “Memoirs,” s. 16-18.
[2]
V. Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919. Kendisine
düşman olan Mirza Rıza Han (Afşar?) da benzer bir görüş dile getiriyor (Mayıs
1919, Jangali file no. 194, FO 248/1244). Rıza Han orada şunu söylüyor: “İslam
Birliği Komitesi gerçekte hareket konusunda herhangi bir dürtüye ya da sahici
bir temele sahip değildi. Onların bile yazılı bir programı, özel simgeleri veya
gizli politik gayeleri yoktu.”
[3]
Vasakouni, “Kuchek IQian and his Work,” Zank, 9 Kasım1919. Misal, Lahican
şubesi aldığı tüm nüshaları yok etti. Diğer şubeler de ya ortadan kaldırdılar
ya da merkeze geri gönderdiler.
[4]
A.g.e.
[5]
Maclaren letter, 31 Aralık 1917, Scott’ın notu, FO 248/1168.
[6]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.
[7]
Maclaren letter, 31 Aralık 1917, Scott’ın notu, FO 248/1168. Elde dağınık halde
olan deliller, bize Küçük Han’ın bu çağrısına farklı tepkiler verildiğini
söylüyor:: Ziya Ulema’nın Cengeli liderine “saygı mektubu” yazdığından söz
edliyor (Maclaren letter, 17 Şubat 1917, FO 248/1138); Düryan Şahseven
aşiretleri reisi Kıyas Nizam 1918’in başlarında Küçük Han güçlerine katıldı
(Maclaren letter, 18 Ocak 1918, FO 248/1168); Mazenderanlı Emir Müeyyid “umut
dolu bir mektup” gönderdi (Maclaren letter, 13 Mayıs 1918, FO 248/1203); buna
karşılık, Küçük Han’ın mektup yazdığı isimlerden, Hamedan’ın en büyük toprak
sahibi Emir Afham, mektupta kendisinden yardım isteyen Küçük Han’ın isteğini
geri çevirdi (Intelligence Summary no. 7, 17 Nisan 1918, WO 95/5042).
[8]
A.g.e.
[9]
Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1168.
[10]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.
[11]
Bir kaligrafi ustasının dizdiği Cengel gazetesi iki yıl içinde 35 sayı çıktı.
2-11. Sayıların yayın yönetmenliğini Hüseyin Kasmai, diğer sayılarınınkini ise
Mirza’nın sürgündeki eski yoldaşı Gulam Hüseyin Kasmai üstlendi (E. Fakhra’i, Sardar-i
Jangal [Tahran, 1972], s. 141-42,148).
[12]
Eski başbakan Musaddık, Tahran’daki muhalif siyasetçilerin bile hükümete dair
görüşlerini bir yerlerde yayınlamak istediklerinde onları Cengel
gazetesine yayınlattıklarını söylüyor (Khaterat va Ta’alomat, Tahran,
1986, s. 108).
[13]
Dördüncü Meclis seçimleriyle ilgili kararname Mart 1917’de yayınlandı ama
meclis ancak 23 Haziran 1921’de toplanabildi.
[14]
“Punishing the Guilty,” Jangal (no. 24, 1918). Bu makalede gazete, ihanet
karşısında duruş sergilediği için tutuklanmış olanlara verilen ölüm cezasına
karşı olduğunu dile getiriyor, insan haklarını ihlal eden birçok haininse
ellerini kollarını sallaya sallaya dolaştıklarını söylüyor.
[15]
A.g.e., Sayı. 1, 1917. Sayı. 12. Bu sayıda Cengeliler, özgürlüğü
muhafaza eden şehinşaha itaat etmeyen İngiliz ajanlarının dillendirdikleri
yalan yanlış suçlamalara karşı çıkıyorlar.
[16]
A.g.e., Sayı. 13, 1917.
[17]
A.g.e., Sayı. 19-20.
[18]
A.g.e., Sayı. 23, 1918.
[19]
“E‘lamiyeh-yi Markaz-i Fada’iyan-i Esteqlal-i Iran,” a.g.e., no. 23,
1918, s. 8.
[20]
A.g.e., Sayı. 18, 1917.
[21]
A.g.e., Sayı. 27, 1918.
[22]
A.g.e., Sayı. 2, 1918.
[23]
A.g.e., Sayı. 3, 1917.
[24]
Sipahdar Reşti Cengelilerin ajitasyon faaliyetlerine ve insanlara ceza
kesmelerine mani olunmasını istedi.
[25]
A.g.e., Sayı. 5, 1917.
[26]
A.g.e. Cengel gazetesi 1917 yılında çıkan yedinci ve dokuzuncu
sayılarında Müstaf-Müşir kabinesine desteğini sundu. Fakat bu kabinenin eyleme
geçmediğini, umutların ona bağlanamayacağını söyledi.
[27]
A.g.e., Sayı. 6,1917; Gazete, Sipahsâlâr’ın İngiliz ve Rus heyetlerine
yazdığı mektupları yayınladı. 12. sayısında Cengel, aynı Sipahsâlâr’ın
Esatrabad, Tonekabun, Mazenderan ve Kazvin’de büyük mülklerin sahibi olduğunu
söyleyerek ona saldırdı.
[28]
A.g.e.
[29]
A.g.e., Sayı. 31, 1918.
[30]
A.g.e., Sayı. 10, 1917.
[31]
A.g.e., Sayı. 16, 1917.
[32]
A.g.e., Sayı. 26, 1918.
[33]
A.g.e., Sayı. 23, 1917.
[34]
A.g.e., Sayı. 26, 1918.
[35]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work "Zank, 18 Nisan 1919. Vasakuni,
hangi programdan bahsettiğini söylemiyor, ayrıca bu programdan başka bir kaynakta
da bahsedilmiyor.
[36]
İhsan, hatıratında Enzeli’de oturduğunu söylüyor. Bkz.: Ehsanollah Khan
[Doustdar], “Revolutionary and National Movement in Persia, 1914-1917, Memoirs
of a Contemporary Witness,” Novyi Vostok, pt. 1, Sayı. 23-24, (1928);
pt. 2, Sayı. 26-27 (1929); pt. 3, Sayı. 29 (1929) (Rusça); RMI içinde,
s. 661 (Fransızca).
[37]
AA, Abt. A., Akt. Deutschland, Bd. 3 no. 135/21, Haziran 1918. İhsan başka
isimleri içeren bir liste sunuyor (RMI, s. 659).
[38]
Report from French vice-consul at Rehst, 10 Ağustos 1918, Archives du MAEF,
Asie, Serie E, Perse, doss. 15, s. 86-111.
[39]
Aşağıdaki paragraflar şu çalışmayı temel alıyor: Vasakouni, “Kuchek Khan and
his Work,” Zank, 22 Kasım 1919.
[40]
Bu tarih yanlış, zira Cengeliler o dönemde İngilizler karşısında bozguna
uğradı. Dolayısıyla kaçış yolundaydı. Asıl doğru tarih, hareketin Çarlığın yıkılması
sonrası Reşt’te kurulduğu Kasım 1917 olmalı.
[41]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 30 Kasım 1919.
[42]
A.g.e.
[43]
Ahundzade’nin bu ve diğer suçlamaları konusunda bkz.: “Memoirs of Cyrus
Bahram,” Donya 14, Sayı. 1 (1973).
[44]
Ehsan, “Revolutionary and National Movement in Persia,” RMI, d. 663- 71.
[45]
Bu isimler şöyle: Hacı Muhammed Rıza Hakimi, Hacı S. Mahmud Ruhani (anayasa
karşıtı Molla Humami’nin zengin damadı), Hacı Şeyh Ali İlm-i Hüda, S. Abdülvahab
Salih, Mirza Muhammedi İnşai, Şeyh Bahaddin Emlaşi, Mir Mansur Hüda, Şeyh Mahmud
Kasmai, Dr. Ebulkâsım Farbud (Cengeli askeri okulunun başhekimi), İsmail Attar,
İzzetullah Han Hidayet, Vakar Sultani, Meşhedi Alişah, Hüseyin Han Hayyat, Rıza
Afşar, S. Habibullah Medeni, Şeyh Abdüsselam, İbrahim Kasmai, Mirza Hadi
Lakani, Muhammed Ali Pirbazari, Mir Ahmed Han Medeni, Dr. S. Abdülkerim Kaşi, İskender
Han Amani, Hacı Ahmed Kasmai, Ağa Cevad Gülafzani ve Mirza Küçük Han. Listede
Dr. Haşmet’in adı geçmiyor! (Sardar, s. 96-97).
[46]
M. H. Sabouri-Dailami, Negahi az Daroun heh Enqel&b-i Mosallahaneh-yi
Jangal (Tahran, 1979), s. 64, 92. Daylemi, birçok yerde bu sayıdan
bahsediyor. İhsan hatırarında Mirza’yı sert bir dille eleştiriyor.
[47]
British intelligence report (tarihsiz, ama muhtemelen 1918), FO 248/ 1243. Şubat
1919 tarihli bir başka İngiliz istihbaratı raporu (Norperforce Summary no. 40) İttihad-ı
İslam üyelerini şu şekilde aktarıyor: Mirza Küçük Han, Hacı Ahmed, Ahmed Ali
Han, Hacı Muhammed Ali Han ve Küçük’ün yeğeni Davudzade (FO 248/1243).
[48]
Müstafi Memalik’e çektiği bir telgrafta S. Abdülvahab Salih, Cengelilerle özel
hiçbir ilişkisinin olmadığını söyler Iraj Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen
Khan Amin od-Doleh dar Jangal,” Yadegar Nameh- yi Ebrahim Fakhra’i, yayına
hz.: Rezazadeh Langeroudi (Tahran, 1984), s. 371.
[49]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 1 Şubat 1920. Saburi’ye göre
(Negahi az Daroun, s. 52-65), Kasma’da dört kurum vardı. Biri İttihad-o-ı
İslam’ın işleri, biri eyaleyin işleri, biri adaletle alakalı faaliyetler, biri
halkın dilekçeleri biri de askeri meselelerle ilgiliydi.
[50]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 8 Şubat 1920. Gümrük
bürolarında ticaretin azalması sebebiyle makbuz kesilmez oldu.
[51]
A.g.e., 7 Aralık 1919.
[52]
Saburi’nin dediğine göre Mirza, bilhassa kendisiyle çalışmak için gelen gençler
için askerlik sahasının ilerleme kaydetmesini istiyordu. “Dinsiz imansız dünya bir
gün bir grubu diğer gün bir başka grubu memnun ediyor.” (Negahi az Daroun, p.
56).
[53]
Birçok kaynak tek bir askeri okuldan söz ediyor ama E. Cengeli, Kasma ve Gurab
Zermih’te olmak üzere iki okul olduğunu söylüyor. Kasma’daki okulun başında İran’daki
jandarma teşkilâtından kaçmış İranlı subaylar ikincisinin başında ise Avusturyalı
ve Alman subayları var (Mirza Esma‘il Khan Jangali, Qiyam-i Jangal,
Yad-dasht-ha-yi Mirza Esma'il Jangali [Memoirs], (Jangali) yayına
hz.: ve takdim eden: E. Ra’in [Tahran, 1978], s. 72, n. 2).
[54]
Sardar, s. 94; Sabouri, Negahi az Daroun, s. 54-56. En bilinenleri:
Yüzbaşı Ali Ekber Han Siyahpuş (Gurab Zermih’teki operasyonların başı, 1961’de öldüğünde
tümgeneraldi); Nasrullah (Nusretullah?) Han Azad Rad (Gurab Zermih askeri okulu
müdürü); Ali Ekber Han Abzereşki; Yüzbaşı Şapur Han Muhtari (1965’te
tümgeneraldi); Binbaşı Mahmud Han (Gurab Zermih’te Küçük Han komutasındaki
Askeri Teşkilât’ın başkan vekiliydi); ve İsveçlilerden eğitim alan milli jandarma
teşkilâtı subayı Yüzbaşı Davud Han. Önceleri Cengeli olan, sonrasında komünist
harekete örgütlenen ama oradan da kopan Yüzbaşı Davud Han, Fars eyaletinde
çalıştı. İngilizler, İngiltere karşıtı faaliyetleri sebebiyle tutukladı. Yakalanmasında
İngilizsever vali Kavam Mülk’ün önemli bir rolü vardı. İşkence gören, “güzel
eşini kaybeden” Davud Han, kaçıp Cengelilerin kalesine sığındı. Aynı kaynak,
kardeşi olan Yüzbaşı Gulam Rıza Han’ın da adamları ve teçhizatı ile birlikte
Cengeli Hareketi’ne katıldığını söylüyor (K. Shahrokhi, Azadeh-yi Gomnam, yh.:
N. Fathi [Tahran, 1954], s. 41).
[55]
Almanların kaleme aldıkları muhtelif raporlarda karşımıza çıkan isimler şöyle: Üsteğmen
Jemelks, Yüzbaşı Berinds, Yüzbaşı Vekili Koritz Meyer (Avusturyalılar); Türk
subayları Abdullah Bey ve Mustafa Bey; Alman subayları Binbaşı Wilhelm Paschen,
Üsteğmen Wedig ve Yüzbaşı Fahnrich Strich (Strick?); Sommer to AA, 12 Ağustos
1917, AA, Abt. A, Akt. Persien no. 21/1, Bd.l; ve Wustrow to AA, 22 Eylül 1918,
Akt. Persien, no. 21, Bd. 22; report by the Riga-German Dr. Klau, dated July
8,1918, AA, Abt. A, Akt. Persien, no. 12, Bd. 8.
Fahrai
(Sardar, s. 94) aşağıdaki isimleri veriyor: Binbaşı Von Paschen, Yüzbaşı
Strich, Yüzbaşı Schneider ve Yüzbaşı Walterich. Saburi (Ne- gahi az
Daroun, s. 61) Mirza Küçük Han’ın ricası üzerine Osmanlı hükümetinin
gönderdiği altı Alman subayından söz ediyor.
[56]
German consul at Shiraz, report for March-June 1918, AA, Abt. A, Akt.
Deutschland, no. 135/21, Bd. 3.
[57]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 14 Şubat 1920.
[58]
Buna karşılık, 1919 baharında İngilizlerin ultimatomu üzerine karargâhını
kapattığında Küçük Han’ın sadece 15 tomanı vardı. Bu parayı da belirsizliklerle
dolu olan gerilla savaşı yoluna gireceği düşüncesiyle kız kardeşi ve eşine
verdi.
[59]
A.g.e., Sayı. 6 Mart 1920.
[60]
Sabouri, Negahi az Daroun, s. 52-65.
[61]
Fahrai’ye (Sardar, s. 101) göre, Emir Eşayer’e “Komite” üyesi Meşhedi
Alişah’a yaptığı yardımlar sebebiyle “ödül” verilmişti. Cengelilerin bu dönemde
Eşayer’le kurduğu ilişkileri ele alan yazışmalar konusunda bkz.: I. Afshar ve
B. Razziqi, yn.: Khaterat va Asndd-i NaserDaftar-Rava'i (Tahran, 1984), s.
210-30.
[62]
O dönem Reşt’te olan Ermeni Bolşeviği Vatsek’in hatıratına göre Küçük han ilk
başta kendisine Cengeli polis teşkilâtı müdürlüğünü önerdi. Teklifi reddeden
Vatsek Cengelilere günde iki saat yardım sunmayı önerdi. Bkz.: T. A. Ibrahimov
(Shahin), Iran Kommunist Partiasinyn Iaranmasy (Bakû, 1963), s. 140.
Sonrasında muhtemelen Küçük’ün yeğeni Davudzade gibi Mirza İsmail Han da Reşt emniyet
müdürü olarak atandı. Kasmai’nin kardeşi Kerbela İbrahim Savaş Konseyi başkanı
yapıldı.
[63]
Ayrıca Kasma ve Fumen’e iki okul kurdular (Jangal, Sayı. 2, 1917).
[64]
British Intelligence estimate, Temmuz 1918, FO 248/1212.
[65]
Sabouri (Negahi az Daroun, s. 61) bunlara ağazade ve hacızade
diyor.
[66]
Report by French military attache, Archives du MAEF, Asie, Serie E, Perse,
doss. 5, s. 50.
[67]
Rigalı Alman doktoru Klau, 4.000 sayısını veriyor (AA, Abt. A, Akt. Persien, 24
Nisan 1918 Bd. 19, Sayı. 21), General Dunsterville (The Adventures of
Dunsterforce (Londra, 1920), s. 30) Küçük Han’ın 5.000 adamı olduğunu iddia
ettiğini söylüyor ama bu insanların “savaşçılık konusunda sahip olduğu değer”i
sorguluyor. A. A. Sepehr [Müverrih Devlet], (Iran dar Jang-i Bozorg (Tahran,
1956), s. 386) de 5.000 sayısını dillendiriyor. Ama Sepehr muhtemelen bu sayıyı
Dunsterville’den aldı. Devamında, S. Ahmed Sigari’nin yardımlarıyla birkaç bin
kişiye Napolyon tarzı üniforma dikildiğini, sonra bu üniformaların Küçük’ün
Reşt’teki “Ulusal Ordu”suna gönderildiğini söylüyor. En yüksek sayıyı verense
Hacavi (“Memoirs,” s. 18, 42). Hacavi, 8.000 kişiden söz ediyor.
[68]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.
[69]
A.g.e., 7 Aralık 1919.
[70]
V. Vasakouni, “One Year in Gilan, the Political Events of 1919,” Zank, 10
Temmuz 1920.
[71]
A.g.e., 24 Temmuz 1920.
[72]
A.g.e., Sayı. 31 Temmuz 1920.
[73]
Bu ittifaka ve Emir’in hesaplarına dair raporlarla ilgili olarak bkz.: Maclaren
reports, 7, 12, 21, 24, 28 Aralık 1917, FO 248/1168; 5, 10, 13 Ocak ve 28
Aralık 1918, FO 248/1203.
[74]
Bu ilk aşamada kurulan ilişkiler konusunda bkz.: Maclaren reports, 13, 31
Aralık 1917, FO 248/1168; 18 Ocak ve 6 Şubat 1918; Oakshott letter, 9 Aralık
1918, FO 248/1203; ve Eldrid report, 6 Mart 1919, FO 248/ 1260.
[75]
Resht Situation Report, 13 Mart 1919, FO 248/1260.
[76]
Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 369-70. İngiliz konsolosuna göre
Tahran hükümetinden, köylülerin şikâyetlerini incelesin diye içişleri ve adalet
bakanlıklarından temsilcileri göndermesi istendi. Emin yargılama sonrası serbest
bırakıldı. Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1168.
[77]
Jangal, Sayı. 2, 1917.
[78]
Emin’in ajanlarından biri Cengelilerin sayısının 42 olduğunu söylüyor (Afshar,
“Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 363).
[79]
Maclaren letter, 10 Temmuz 1917, FO 248/1168.
[80]
Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1168.
[81]
Sardar, s. 87. Bu eserde, ilginç bir olaydan bahsediliyor: kitabın 97. sayfasında
İttihad-ı İslam üyesi olarak gösterilen Hacı Mirza M. R. Hakimi, o dönemde
Leşt-i Nişa’dandır. Fahrai, Emin’i Cengelilere saldırma planından neden
vazgeçirmediğini merak ediyor! Jangal (Sayı. 3, 1917) gazetesi o dönemde
sadece Hakimi’nin varlığından söz etmiyor, ayrıca kendisinin Emin Devlet’le
birlikte mapus olduğunu söylüyor. Fahrai, İttihad-ı İslam üyesi Hakimi’nin
bölgede ne aradığı, köylüleri ezdiği bilinen, Cengelilerin düşmanı Emin Devlet’le
ne tür ilişkiler kurduğu, liderlik ettiği söylenen adamlarca neden gözaltına
alındığı sorularına cevap vermiyor.
[82]
12 Temmuz 1917’de Tahran’daki ABD’li bakanın bildirdiğine göre (USNA, 891.00/
916) fidye tutarı 100.000 dolardı ve yarısını aile ödeyecekti. Rusların Tahran
konsolosu Minorski ise Emin’in eşinin 75.000 tomanı ödediğini söylüyor: (bkz.:
letter, 29 Ekim 1917, FO 248/ 1168). Emin’in kudretli eşi Fahir Devlet’in rehinenin
serbest bırakılması için yaptığı büyük baskıyla ilişkili mektuplar için bkz.:
Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 361-78.
[83]
Sardar, s. 85.
[84]
Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 370-77. Tahran’a görevi
sırasında gönderdiği telgraflarda da görüldüğü üzere, Zahir’in asıl derdi, maaşını
en kısa sürede almaktı!
[85]
Minorski letter to the British consul, 29 Ekim 1917, FO 248/1168.
[86]
Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 378.
[87]
Maclaren report, 24 Haziran 1916, FO 248/1149.
[88]
Maclaren letter, 24 Kasım 1917, FO 248/1168.
[89]
Maclaren letter, 28 Kasım 1917, FO 248/1168.
[90]
Maclaren letter, 28 Aralık 1917, FO 248/1168.
[91]
Sardar, s. 99-101. L. I. Miroşnikov, (Iran in World War I (Moskova,
1963), s. 74) Rus askerlerinin İran’dan çekilmesi ilgili olan ve Kerenski’ye
atfedilen karara karşı çıkıyor: “Kerenski hükümeti, Rus askerlerinin İran’dan
çekilmesi emrini hiçbir zaman vermedi. Bilâkis, 1917 yazında İran’a yeni
takviye güçler ulaşmaya başladı. Böylelikle, Baratov’un başında olduğu Seferi
Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı asker sayısı 75 bine çıktı.”
[92]
Şahruhi, (Azadeh-yi Gomndm, yn.: Fathi, s. 54; Sepehr, Iran dar
Jang-i Bozorg, s. 386), sonuçta iki Alman subayının Cengelilere
gönderilmesi işini organize eden, Kafkas Müslümanlarının lideri Musa Beykov ile
bir anlaşma imzalandı. Ama bir sonuç alınamadı çünkü hapishaneden kaçıp bölgeye
gelen Avusturyalı-Alman subayları Gilan’a geldiler ama önemli bir katkıda
bulunamadılar.
[93]
Jangal, Sayı. 9, 1917.
[94]
Anlaşma metni için bkz.: A.g.e., Sayı. 23, 1917; ayrıca bkz.: Jangali,
s. 70-71 ve Sardar, s. 100-01. Bu son iki hali temelde aynı, sadece
detaylarda farklı. Yazarlar kaynak belirtmiyorlar. Serdar’ın yayınladığı halde
imzacıların G. Jarajadze ve Lenin’in gönderdiği ilk Sovyet sefiri Feodor
Nikolayeviç Bravin olduğu görülüyo. İleride ele alacağımız bir isim olan
Kolomitsev ikinci sefir olarak Rus askerlerinin tahliye sürecinde yer alıyor.
[95]
Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 28 Nisan 1919 ve 6 Mart
1920.
[96]
A.g.e., 28 Nisan ve 3 Mayıs 1919 ve 6 Mart 1920.
[97]
Bu güçler, General Baratov’un komutası altındak hareket ediyorlardı (Jangali,
s. 69). İngilizler bu bahsi geçen zulümleri yaptıklarını kabul ettiler.
[98] Jangal, Sayı. 23, 1917.


0 Yorum:
Yorum Gönder