14 Haziran 2026

,

Cengeli Hareketi'nin Politik Programı ve Yapısı



Rusya’daki devrimin, özellikle de İran’da konuşlanmış Rus birlikleri arasında çıkan kaosun yarattığı yeni durum, bazılarını Tahran’a saldırmanın mümkün olduğuna ikna etti. 1917 yılının başlarında, Sâlâr Fatih, Hajavi ve diğer Mazenderanlılar (aslında küçük ve orta ölçekli toprak sahipleri ve Hocavend reisleri), büyük güçlerin savaşta ve tam bir karmaşa içinde olduğu bir dönemde, hükümeti ele geçirmenin tam zamanı olduğuna Küçük  Han’ı ikna etmeye çalıştılar. Ancak Küçük Han, devrimcilerin hâlâ çok az sayıda olduğunu, bu türden bir sefer için yeterince organize olmadıklarını savundu.[1] Sâlâr Fatih’in aktarımına bakılacak olursa, Küçük Han, bu öneriyi ileri sürenlerin niyetlerine ve güvenilirliğine şüpheyle yaklaşıyor.

Hareketin Amaçları

Cengeli Hareketi’nin anlaşılması en zor yönlerinden biri de politik programıdır. Yapısı gibi programı da önde gelen şahsiyetlerin karakterine ve değişen koşullara tabiydi. Küçük Han ve Cengeliler ne istiyordu? İran’da yaşayan ve onları yakından tanıyan bir Ermeni olan Vasakuni’ye göre, Küçük Han’ın fikirlerini kimse hatta kendisi bile bilmiyordu. Vasakuni’nin ifadesiyle Küçük Han’ın fikirleri bir “bilmece”, bir muammaydı.[2] (Bu, şüphesiz, hedeflerini anlamadığı bir harekette sadece kafa karışıklığı gören bir Marksistin öznel görüşüdür.) Vasakuni’ye göre, Cengelilerin hiçbir zaman bir programı olmadı. Bir keresinde program yerine geçebilecek bir şey yayınladılar, ancak bu metin hiçbir zaman bir kongre veya genel kurul tarafından kabul edilmedi. Örgütün muhtelif şubeleri metne karşı çıktı. Arkasında halk desteği de yoktu. Yapılan itirazlar sebebiyle 5.000 basılı kopyadan sadece 150’si dağıtıldı.[3]

Bir ara hareketin adını değiştirme yönünde önemli bir karar alındı. Lahican’dan gelen temsilci, adının İttihad-ı İslam’dan İttihad-ı İslam-ı İran (İran İslam İttifakı) olarak değiştirildiğini bildirdi. Vasakuni’nin da dile getirdiği biçimiyle, Cengeliler İstanbul’daki İttihad-ı İslam bağımsızlık konusunda ısrarcıydılar. Eskiden her Müslüman üye olabiliyorken, şimdi sadece İranlı Müslümanlar katılabiliyordu. Dahası, Müslüman olmayan İranlılar bile Cengeli hükümetinde görev alabiliyordu.[4]

Yeni programa göre hareketin en büyük amacı, İran’ı yabancı işgalinden kurtarmak, ülkenin temel yasalarını uygulamak, Meclis’i yeniden toplamak, ulusun şah ve Meclis’in karşılıklı rızasıyla yönetilmesini sağlamaktı. Bu söylediklerimizin büyük bir kısmını İngiltere Konsolosu Maclaren da doğruluyor:

“Hareketin amacı, ‘Persya ve Perslerin huzur ve refahının araçlarını hazırlamak’ olarak ilan edildi; yabancılarla ilişkiler devam edecek olsa da, onlara karşı hiçbir zarar veya düşmanlık gösterilmeyecekti.”

Kazvin’deki İngiliz siyasi yetkilisi, “programda Persya için arzu ettiğimiz şeyle çelişen hiçbir şey bulamadık” diyordu.[5] Vasakuni ise İttihad-ı İslam programını tümüyle yetersiz olduğunu söylüyordu. Toplumsal ve mali ilkelerden hiç bahsedilmiyordu. Bu eksiklik, Cengel gazetesine de yansıyan bir sorundu. Programda tarımsal sorunlardan da işçilerin endişelerinden de bahsedilmiyordu.[6]

Vasakuni’ye göre, İttihad-ı İslam tümüyle İslami bir örgüttü. Diğer dinler korunacak olsa da, İslam resmi dindi ve dini propaganda ile ilerletilecekti. Örgüt, Tahran’daki ve eyaletlerdeki din adamlarına ve yüksek devlet yetkililerine başvurarak, İslam’ı güçlendirmek ve yaymak için Meclis’e ve şaha itaat eden bir İslam ordusu kurmayı önerdi. Böyle bir ordu, İran’ı birinci sınıf bir güç haline getirmeyecek, ancak halkının mutluluğunu ve huzurunu koruyacaktı.

Ayrıca, 1917’de yazılan mektuplarda, kuzey eyaletlerindeki toprak sahipleri ve ileri gelenlerden yabancı işgalcilere ve içteki hainlere karşı savaşmak için güçlerini birleştirmeleri istendi. Cengeliler, mülkiyet haklarına asla tecavüz etmeyeceklerine dair güvence verdiler. Hatta herkesin mülkiyetinin kutsallığına saygı göstermenin üstlendikleri kutsal bir görev olduğunu söylediler.[7]

Gilan’daki uzun yıllar süren yönetimleri boyunca Cengeliler, devlet arazi vergisini (aşar) topladılar, Gilan’da üretilen ürünlerin diğer illere ihracatını yasakladılar; sadece pirinç, çok ağır bir vergi karşılığında ihraç edilebiliyordu.

Alınan bir başka önlem dâhilinde Cengeliler, Gilan’daki gümrük binalarında çalışan Avrupalı yöneticileri kovdular. Nefretleri o kadar büyüktü ki, devlet fonlarını zimmete geçirmekten hüküm giymiş olan, Gilan’ın genel muhasebecisini bile hapisten çıkardılar. (Ancak, görevine geri dönmesine izin verilmedi.) Özel tüketim vergisi sistemini reforme etmeye çalıştılar, ancak kötü yönetim nedeniyle bu durum, yolsuzluğa ve zimmete geçirme vakalarına yol açtı.

Takdire şayan bir şekilde, yeni ilkeler yerine eski ilkeleri uygulasalar da, eyalet genelinde adalet departmanları kurdular.[8] Gilanlılar, yeni adalet sisteminin sadeliğini memnuniyetle karşıladılar. Davası olan herkes, Fumen’de görülecek dava için Cengelilere başvurabiliyordu. İngiliz konsolosu, mahkemelerin yolsuzluktan arınmış görünmesine şaşırmıştı, halk da görünüşe göre “Fümen’e yolculuğun zahmetine karşılık iyi bir şekilde tazmin edildikleri” düşüncesindeydi.[9] Cengeliler, yabancıların ihtilaflı konularda kendilerine yardımcı olmaları için konsoloslarına başvurmalarına imkân sağlayan, böylece İranlıların haklarını ihlal eden, adaletsizliğin en ağır kaynaklarından biri olan kapitülasyon hakları uygulamasını sona erdirdiler.[10]

Cengel Gazetesi ve Cengelilerin Politik Programı

Çarlık iktidarının, Rusya’ya bağlı sömürgelerde devrimci komitelerin kurulmasına izin verecek kadar zayıflamasının ardından, Haziran 1917’de yayın hayatına başlayan haftalık gazete Cengel da bize Cengelilerin programı hakkında bilgi veriyor.[11] Yeni haftalık gazete şunu söylüyordu: “Bu gazete yalnızca İranlıların haklarını korur ve Müslümanların fikirlerine ışık tutar.”

Başkentte bile popüler olan Cengel, genel olarak anayasacı çizgiyi savunuyordu.[12] İnsan haklarını ve hukuka bağlılık fikrini desteklediğini ilan etti. Belirli bir şey belirtmeden reform çağrısında bulundu. Dördüncü Meclis seçimlerinin hile ve usulsüzlüklerden arınmış olmasını umuyordu.[13] İranlılar, artık “hainler” tarafından aldatılıp kullanılamayacak, bu hainler “derhal cezalandırılacaklardı”. Halk, zalim valilerin yerine “dürüst çobanlar”ı başa getirecekti, sadece reformlar gerçekleştiren bir hükümete itaat edilecekti.[14] Cengel, Şah’a İttihad-ı İslam liderlerinden Pers tahtını koruma çabalarına dair güvence veren bir telgrafa yer verdi.[15]

“Cengeliler Ne İstiyorlar?” başlıklı makalesinde Cengel gazetesi meseleyi çok yalın ve basit bir biçimde ifade etti:

1. İran İranlılara aittir;

2. Yabancıların egemenliği sona ermelidir;

3. Reformlar, yabancıların müdahalesi olmadan gerçekleştirilmelidir;

4. “Eski Pers’in tacı ve tahtı”, “özgürlüğü koruyan” Ahmed Şah’a ait olmalı, “egemenliği ve otoritesi, geçmiş büyük Pers imparatorlarınınkiyle bir tutulmalıdır”;

5. Anayasacı “liberaller”ce yönetilen kabine, yalnızca alçak seleflerinin neden olduğu tüm zararları hızla onarmakla kalmamalı, aynı zamanda ulusun gelecekteki refahı için de çaba göstermelidir;

6. Meclis yeniden toplanmalıdır;

7. İslam, İngiliz tehdidine karşı korunmalıdır;

8. Hainler cezalandırılmalıdır.

Gazete, devamında Cengelilerin başka bir amacı olmadığını, İranlılar artık yabancı egemenliği altında ve iç düşmanlar tarafından ezilmedikleri zaman silahlarını bırakacaklarını bir kez daha dile getiriyordu.[16]

Modern zamanlarda dünya olaylarının İran siyaseti üzerinde güçlü bir etkisi olduğundan, Cengeliler doğal olarak yeni durumlara cevap geliştirdiler. Bu nedenle, İngiltere’nin tutumunu sertleştiren ve daha büyük bir dünya egemenliğine yönelik iştahını kabartan Ekim Devrimi’nden sonra, Cengelilerin Tahran hükümetine karşı tutumu değişti. Devrimden sonra Cengel gazetesi, Şah’ın tanınmış despot Ayn Devlet’i atamasını eleştirerek, bunun “vatansever” bakanlardan kurtulmak, rüşvet ve ihanet yoluyla zenginleşen Kavam ve Vusuk gibi yozlaşmış bakanlarla iş birliği yapmak isteyen İngiliz entrikalarının sonucu olduğunu belirtti.[17] Üyeleri arasında tek bir dürüst siyasetçinin bile bulunmadığı Şah’ın Danışma Meclisi’ni kesinlikle reddetti.[18]

Aynı tutum, görünüşe göre Cengel’in kendi eseri olan "İran Bağımsızlığı için Fedailer Merkezi Bildirgesi”ne de yansıdı.[19] Rusya’daki son değişikliklerin etkisiyle bildirge şu talepleri dillendirdi:

1. Genç, cesur ve yetkin bir bakanlar kurulunun atanması;

2. “Ceza Komitesi” üyesi olarak tutuklananların derhal serbest bırakılması;

3. Zenginlerin elinden alınıp kamulaştırılan mallar ve dini vakıflardan elde edilen gelirlerle finanse edilen, milyonlarca riyal sermayeli bir şirket kurulması;

4. İstifçilere ait tüm depolara tazminatsız olarak el konulması;

5. Okuma-yazma bilmeyenler için zenginler ve dini vakıf yetkililerince finanse edilecek okulların açılması;

6. Yolsuzluk yapan yetkilileri ve bakanları yargılamak için Adalet Bakanlığı’nın ve mahkemelerin kurulması;

7. Alkol tüketiminin kesinlikle yasaklanması;

8. İç güvenlik için jandarma ve ulusal polisin büyütülmesi;

9. Köylülere toprak satın almaları için kredi verilmesi;

10. Demiryolu inşaatı;

11. Tüm milletlerin eşit olduğunun ilan edilmesi (Bu talebin İran’daki ulusal azınlıkları kapsayıp kapsamadığı belirsiz);

12. Aristokrat unvanlarının kaldırılması;

13. Yabancı güçlere verilen tüm kapitalüsyon haklarının iptali.

İttihad-ı İslam liderleri, Ahmed Şah’a yazdıkları bir mektupta, harap olmuş ülkenin reformu ve onarımı için çağrılarını yinelediler. “Kadim Pers Tacı ve Tahtı” ve şahlık rejimi, İngilizlerin elinde basit birer oyuncak haline gelmişti; ülkenin maliyesi, "fakir köylülerin emeğinin meyvesi", bir avuç kötü niyetli kişi tarafından kontrol ediliyordu. Kıtlık, ülkeyi kasıp kavuruyor, halkı her zamankinden daha umutsuz hale getiriyordu. İran’ın ezilmiş halkı adına, majesteleri Şah’tan yabancıların ülkeye yönelik müdahalelerine karşı çıkmasını, reformlara başlamasını ve ulusal parlamentoyu yeniden toplamasını istediler.[20]

Hâlâ safça şahın ülkeyi tehdit eden tehlikelerin farkına varabileceğine dair umut besleyen Cengeliler, hükümdarın sadece bilgisiz olduğu yanılsamasına tutundular:

“Şahın ülkenin mevcut durumundan haberdar olduğunu asla kabul etmeyeceğiz, çünkü bir ülkenin kralı, devletin dağılması durumunda ona basit köylüden daha fazla bağlılık duyar, dolayısıyla, daha fazla tehlikeye maruz kalır.”21

Sözlerini ciddi bir notla bitirerek, saray mensuplarının halkı şah konusunda hayal kırıklığına uğrattıkları uyarısında bulundular. Ancak gerçekler ortaya çıkmaya başlayınca, 1918 yazında İngilizlerle yaşadıkları askeri çatışmalardan sonra, şahlık rejimine olmasa bile hükümdara olan inançlarını kaybetmeye başlayan Cengeliler, Fransa ve Rusya’da hatta İran’da olduğu gibi, bir kralı tahttan indirmekten bahsetmeye başladılar: Ahmed Şah’ın büyük dedesi, 1896’da bir suikastçının kurşunuyla tahttan indirilmişti.[22]

Nispeten uzak bir eyalette yayınlanmasına rağmen, derginin dünya siyaseti konusunda epey bilgiye sahip olduğu görülüyor. Cengel, İranlılara Büyük Savaş’ın sonucu ne olursa olsun, “tarihsel onur”larını korumak ve “şanlı geçmiş”lerini geri kazanmak için uyanmadıkları sürece durumlarında önemli bir değişiklik beklememeleri gerektiğini söyledi.[23] Tahran’daki gericilerin suçlamalarına cevap veren Cengel, İttihad-ı İslam’ın her zaman Meclis yasalarına, İran’ın sivil ve askeri yasalarına saygı duyduğunu, vergi toplamasının hiçbir zaman İran yasalarını ihlal etmediğini dile getirdi.

Gazete, İçişleri Bakanı ve Gilan’ın kudretli toprak sahiplerinden Sipahdar’ı önceki iki yıl boyunca Cengelilere zulmetmek ve onlara karşı komplo kurmakla suçlayarak, Kafkas gazetesi Yeni İkbal’e göre halkı ayaklandırarak Tahran’daki hükümetlerin düşmesine neden olan Mirza Küçük Han’ın gücünü hatırlattı.[25] Gazete, tek amacı “din esaslarını ve ülkenin bütünlüğünü korumak” olan bu “İslam ve İran’ın cesur askeri”ni alaya alanları kınadı. Dolayısıyla, Cengelilerin Mustafi ve Müşir gibi birkaç “vatansever” politikacıyı içeren Âlâ Devlet’in “halkçı” hükümetini alkışlamaları gayet doğaldı. Gazete, ülkenin kendileri gibi “dürüst, güvenilir ve vatansever” adamlarca yönetileceği günü dört gözle bekliyordu.[26] Ona göre ülkeyi 14 Ağustos 1916’da İran’ı İngiliz-Rus ittifakının askeri ve mali zincirlerine mahkûm eden Sipahsâlâr gibi “hainler” yönetmemeliydi.[27]

İkinci Meclis’teki parti siyasetinin başarısızlığını örnek gösteren Cengel, kamu yararına ve idealist ekonomik ilkelere adanmış küçük gruplar kuran, ancak planlarını uygulayamayan beceriksiz ama iyi niyetli politikacılarla alay etti. İranlıların müstebit bir rejimi anayasal bir rejime dönüştürdüğü yanılsaması altında, bu politikacılar, başkalarını kandırmaya çalıştılar. Gazete, sözler değil, düşünceye dayalı eylemler talep ediyordu.[28] Başka bir sayısında ise, başkentte “Demokratlar”, “Sosyalistler”, “İşçiler” gibi renkli isimlerin idaresinde pıtrak gibi çoğalan, çoğu aynı eski yozlaşmış elit kesimden gelen, tek amacı kişisel ilerlemesi olan 300’den fazla üyesi bulunmayan yeni politik partiler analiz edildi.[29]

Ardından Cengel, hükümetteki yolsuzluklara saldırdı. Halkın talihsizliği, ülkenin yıkımı ve İran’daki yüzyıllık yabancı egemenliği, liderlerinin hukuka, vatanseverlik duygusuna, ülke işlerini yönetmede bilimsel bir yaklaşıma, en önemlisi de ahlaki dürüstlüğü ayaklar altına almış olmasından kaynaklanıyordu. Sonuncusu, hem iktidardaki elitler hem de halk arasında tüm İran sorunlarının kökeninde yatan tek faktördü.[30]

Uluslararası düzeyde Cengeliler, Tahran’da İngilizlerin artan nüfuzu, Rusların İran sarayı ve kabinesini etkileme becerisinin zayıflaması karşısında daha fazla endişeye kapıldılar. İngiltere’yi İran’ın bir numaralı düşmanı ilan ederek, İngilizlerin İran işlerine müdahalesini, bilhassa Güney’de organize edip kontrol altına aldıkları Güney İran Piyade Birliği’nin rolüne tepki geliştirdiler. “Merkezi hükümet, İran’ın egemenliğini tehdit eden bir askeri güç hakkında ne yapıyordu?” diye sordular.[31] İttihad-ı İslam’ın bir bildirisi, eyalet ve aşiret halkını Güney İran Piyade Birliği’nin ülkenin diğer bölgelerine yayılması planına karşı uyardı.[32]

Tahran hükümeti, tamamen İngiliz kontrolü altına girdiğinden, Cengeliler, İran’ın Lenin’in hükümetini tanımayı “Londra’nın çıkarlarına aykırı olmasın diye” ertelediği sonucuna vardılar. Bu aynı zamanda, Çarlık güçlerinin eve dönmek istemelerine rağmen, “ülkenin ileri gelenleri”nin ayrılmalarına izin vermemelerinin de nedeniydi.[33] Cengel gazetesi, İngiliz birliklerinin Necef’teki Şiilerin ilk imamı Ali’nin türbesini "kuşatması”nı protesto ederek şunları talep etti: “Haklarınız için ölün, çünkü yaşam hakkınız artık elinizden alındı. Yakında ne inancınız ne de şerefiniz kalacak." Hareket şöyle haykırıyordu: “Ey aristokratlar, emekçiler, işçiler, kabile halkı, size yazıklar olsun! Çünkü İngiltere, sadece ülkenizi yutmakla kalmıyor, aynı zamanda dini kutsal mekânlarınıza da saldırıyor.”[34]

Cengeli programının, dinen şüpheli olan ancak toplumsal ilerlemeye, bağımsızlığa ve özgürlüğe bağlı olanlar üzerindeki etkisi neydi? Herkes harekete ikna olmamıştı. Vasakuni 1919’da, hareketin ne istediğini kimsenin, hatta Küçük Han’ın bile bilmediğinden, tutarlı bir programı bulunmadığından söz ediyordu.[35] Vasakuni’nin ifadesine bakılırsa, Müslüman olmayan İranlıların çok azı Cengelilerin politik programına ikna olmuştu.

Cengelilerin Politik Yapısı

Cengeli Hareketi’nin örgütsel yapısı ve işleyiş biçimi hakkında çok az şey bilinmektedir. İlk aşamasında esasen tek bir adam tarafından kurulmuş ve yönetilmişti, ancak ikinci aşamasında resmi olarak “kolektif liderlik”, yani İttihad-ı İslam’ı oluşturan bir grup yaşlı tarafından yönetiliyordu. Cengeli kaynakları, Reşt’teki Fransız konsolosunun “Senato” olarak adlandırdığı liderlik grubunun niteliği ve işlevleri hakkında çok az bilgi vermektedir. Mirza’nın sekreteri Fahrai, bu “Senato”nun yirmi yedi üyesini listelemekle yetinmiş, ancak geçmişlerini belirtmemiş, yetkilerini veya Küçük Han’ın bu Senato'daki rolünü açıklığa kavuşturacak söz sarf etmemiştir. Şiraz’daki Alman konsolosu, Haziran 1918’de İttihad-ı İslam “Komite”sinin sekiz ila on kişiden oluştuğunu, “Küçük Han’ın tüm Cengeli Hareketi’ni yönettiğini” belirtmiştir. Komitenin önemli üyeleri arasında Hacı Ahmed Kasmai (mali direktör, Kasma’da bir veya iki din adamıyla birlikte ikamet ediyordu), İhsan (hareketi Reşt’te temsil eden kişi. Mirza ile sürekli telefon teması halindeydi) ve Fumen’de kalan Küçük Han ve yeğeni Davudzade bulunuyordu.

Genellikle daha bilgili olan Fransız konsolos yardımcısı 1918’de kaleme aldığı raporda şunları söylüyor:

“İslam İttifakı, Gilan’ın batı kısımlarını kaplayan ormanların ortasındaki küçük Kasma köyünde toplanarak eyaletin mutlak hâkimi olmuştu. Bu ittifak, Reşt’te Heyet-i Muhterem [“Saygıdeğer İttihad-ı İslam Konseyi] olarak adlandırılan Kasma Senatosu adlı bir Konsey tarafından yönetiliyordu. Konsey üyeleri, Hacı Ahmed Kasmai dâhil, kimse tarafından atanmamıştı. Diğerleri sadece itaat ediyordu. Senato, müzakere eden bir meclis bile değildi. Politika, her biri kendi ilgilendiği işlerin bir bölümünü üstlenmiş muhtelif grupların düzensiz toplantısı (ireunion hasardeuese) ile oluşturulmuş. Bu kişiler ülkede, büyüklerin kurbanı olan çok sayıda küçük toprak sahibinden destek gördüler. [...] Dolandırıcılık yüzünden mahvolmuş küçük toprak sahipleri, İttehad-ı İslam’ın kendilerini mülksüzleştiren yargı sistemini reforme etmesini beklediler. Bu nedenle Fumen [Kasma] Senatosu, çeşitli zamanlarda, görevleri aralarında paylaşarak, birkaç mecliste Temyiz Mahkemesi gibi toplanmıştır.”

Konsolos, Vasakuni’nin iddiasını doğruluyor ve “Senato”nun adının İttihad-ı Iran, yani “İran İttifakı” olarak değiştirildiğini dile getiriyor.[38]

Vasakuni, Cengelilerin politik yapısı hakkında en eksiksiz ve en az kafa karıştırıcı açıklamayı sunan isim.[39] Cengeli tüzüğüne göre, bir Konferans-ı Umumi (Genel Konferans veya Kongre), Komite-yi Merkezi (Merkez Komite), Komite-ha-yi Mekâni (yerel komiteler), yerel gruplar ve bir de Şura-yi Âli (Yüksek veya Yüce Konsey) şeklinde örgütlenmişlerdi. En yüksek otorite olan Genel Konferans, yerel komitelerin temsilcilerinden oluşuyordu ve yılda bir kez toplanarak kendisine hesap verecek olan Yüksek Konsey ve Merkez Komite’yi seçiyordu. Yüce Konsey, düzenli yasama organıydı. Merkez Komite üyelerinin isimleri gizli kalacak ve gizli oylama ile seçilecekti, çeşitli organlar merkezle yalnızca temsilcileri aracılığıyla iletişim kuracaktı. (Yüksek Konsey üyeleri, kimliklerini gizli tutmaya çalışsalar da, halk tarafından sıklıkla tanınıyordu.) Yerel temsilcilerce seçilen yerel komiteler, kendi bölgelerini yönetecek ve Merkez Komite ile Yüksek Konsey’e hesap verecekti. Grup üyelerinin Cengeli ideolojisini ve programını ayrıca İslam dinini kabul etmeleri gerekiyordu. Müslüman olmayanların katılmasına izin verilmiyordu.

Her şey kâğıt üstünde kaldı, gerçekte bu gruplar ve yerel komiteler ya da genel toplantılar hiçbir zaman gerçekleşmedi. Vasakuni’nin yazdığına göre, tüzük Cengeliler Gilan’da iktidarı ele geçirdikten ve zaten bir hükümet kurduktan sonra formüle edilebildi, dolayısıyla, pratik teorinin önüne geçti. Sadece Merkez Komite ve Yüksek Konsey gerçekti. Bunların üyelerinin de ilk tespit uyarınca seçilmeleri gerekiyordu, ama fiiliyatta atamayla belirleniyordu. Genel kurul, yalnızca bir kez, 7 Kasım 1918’de toplanabildi.[40]

Yayınlanmış tüzüğe ek olarak, İttihad-ı İslam’ın hareketin “ilk, komplo kurma aşaması” sırasında uygulanan ve örgütü (1) silahlı gruplara, (2) grup liderlerine, (3) grup liderleri meclisine, (4) Merkez Komite’ye ve (5) genel başkomutana bölen bir dizi gizli kuralı mevcuttu. Tüm Müslümanlar, kendi liderlerini seçen silahlı gruplara katılabiliyordu. Bunlar da Merkez Komite’yi seçiyor, Merkez Komite de başkomutanı belirliyordu. İttihad-ı İslam’ın tüm üyelerinin silahlı ve hizmete hazır olması gerekiyordu.

Gilan’da iktidara gelmeden önce Merkez Komite üyeleri şunlardan oluşuyordu: Küçük Han, Hacı Ahmed Kasmai, Seyyid Ağayi, Dr. Haşmet ve Şeyh Ali [İlm-i Hüda]. Ancak Seyyid Ağayi hareketin ilk yılında koptu, Dr. Haşmet kendini Lahicaan’a kapattı, Şeyh Ali ise sık sık göreve çıkıyordu. Gerçekte Merkez Komite’yi Küçük Han ve Hacı Ahmed teşkil ediyordu. İlki askeri işler ve dış ilişkilerden, ikincisi ise hareketin mali işlerinden sorumluydu. Herkesin dayanışma gösterdiği ve eşitliğe saygı duyduğu bu idealist dönemde, Mücahitler adı verilen gönüllülerce kimi gruplar meydana getirildi.

Rus devriminden sonra, Rus askerlerinin Yürütme Komiteleri ve Savaş-Devrim Komiteleri Gilan’da oluşturulmaya ve Cengelilerle bağlantı kurmaya başlayınca, güçleri ve otoriteleri daha da pekişti. Yeni bir Merkez Komite kuruldu ve önemli din adamları komiteye davet edildi: Seyyid Abdülvahab (Salih), Mir Mansur (Hüda), Hacı Seyyid Mahmud (Ruhani) ve Şeyh Ali (İlm-i Hüda). (Son ikisi belli ki büyük toprak sahibiydi). Bu din adamları, harekete itibar katmak amacıyla atandıkları için nadiren karargâhta bulunuyorlardı.

Mir Mansur, örgütün Reşt temsilcisiyken, Hacı Ağa Rıza da Gilan Sulama Dairesi başkanı (genel mirab) olarak görev yapıyordu. Şeyh Ali her zaman görevdeydi. Örgütün faaliyetlerini etkileyen tek kişi Abdülvahav Salih’ti. Genel sekreter olmasına rağmen, Seyyid Mahmud Ruhani’nin hiçbir etkisi yoktu, kendisine söylenen her şeyi hiç sorgulamadan yapıyordu. İlginç bir şekilde, 1918’de İngilizlere karşı yapılan askeri operasyonlar sırasında, Hacı Ağa Rıza, Mir Mansur ve Seyyid Mahmud, İngiliz konsolosluğuna hizmet sunma teklifinde bulunmuş, ancak reddedilmişlerdi. Bir zamanlar Kargüzar’ın danışmanı olan Mir Mansur, yöneticilerin kaprisleriyle yaşamayı öğrenmişti. Hacı Ağa Rıza, sadece nefret edilen Rus Konsolosu Nekrasov’un danışmanı olmakla kalmamış, aynı zamanda İngilizlere de hizmet etmişti. Seyyid Mahmud Ruhani de aynı şekilde Rus konsolosluğunun sık sık elemanı olarak çalışmış, liderliğin en gerici üyesi olarak görünmüştü. Vasakuni’nin tespitiyle, bu durum Küçük Han’ın etrafında ne tür insanların toplandığını gösteriyor.[41]

Gilan’ı yönettiği dönemde İttihad-ı İslam şu şekilde örgütlenmişti: Yüksek Konsey ve Merkez Komite en büyük güce sahipti. Yüksek Konsey’in yirmi üyesi vardı ve bunlardan yedisi Merkez Komite’nin gizli üyeleriydi. Küçük Han ve Hacı Ahmed her ikisinin de üyesiydi. Bir İçişleri Konseyi (şura-yi dahiliye), bir Savaş Komisyonu, bir Ulusal Ordu (nizam-ı milli), bir Adalet Bakanlığı, bir Polis Bakanlığı ve bir de Maliye Bakanlığı vardı. Bu kurumları yönetecek isimler, Kasım 1917’den sonra seçilmişti. Tahran hükümeti ve kuzeydeki güçlü yöneticilerle ilgilenen Dış İlişkiler Komisyonu, Merkez Komite’nin (özellikle Küçük Han ve Hacı Ahmed’in) kontrolü altında kaldı. Eyaletin yirmi iki ilçe ve bölgesinin başkanları, temsilcileri gibi İçişleri Konseyi’ne bağlıydı. Henüz örgütlenmemiş diğer bölgeler ise Cengeli hükümetinin maaşlı memurlarınca yönetiliyordu. Reşt veya Lahican gibi özerk şehirler, doğrudan İçişleri Konseyi’ne bağlıydı.[42]

Vasakuni’nin anlatımı, örgütsel yapıyla ilgili soruyu hâlâ bir miktar cevapsız bırakıyor. Bahsini ettiğimiz resmi yapıya rağmen, Küçük Han en önemli figür ve karizmatik liderdi. Gerçekten de, sahip olduğu hâkimiyet nedeniyle düşmanları onu “keyfi kararlar” almakla suçladılar. Yıllar sonra da ideolojik rakiplerinden biri olan, İran Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi ve koyu bir Stalinist olan Ahundzade de aynı suçlamayı yöneltecekti.[43] Dahası, Bolşeviklerin gelişinden sonra Mirza’nın rakibi olan İhsan, Ahundzade’yi yalanlayarak, önemli kararların bir tür savaş konseyince alındığını, ancak Mirza’nın diğerlerinden daha fazla ağırlığa sahip olabileceğini belirtti.[44] Dikkat çekici bir şekilde, birkaç zengin toprak sahibi molla, bazı tüccarlar, iki doktor ve birkaç küçük tüccar “Senato” üyesi iken, ne (Kafkas sürgünü sırasında Fransa’da eğitim görmüş yoldaşı) Mirza Hüseyin Han Kasmai ne de merkez komutanlığından ayrılan jandarma subaylarından biri “Senato”ya alındı.[45]

İttihad-ı İslam’ın Cengeli Hareketi içinde gerçek bir güce sahip olduğu konusunda elimizde çok az kanıt var. En iyi ihtimalle, harekete geniş bir toplumsal-politik taban oluşturmak olan bu teşkilât, Küçük Han’a bir lider olarak yöneltilen saldırılara karşı politik güvenilirlik kazandırmak olan bir danışma organı olarak iş gördü. Gerçekten de, Küçük Han’ın tek amacının ülkeyi yabancı egemenliğinden kurtarmak olduğunu tekrar tekrar dile getirmesi, bunun yanında kişisel güç ve statü arzusunun olmadığını iddia etmesi, rakipleri arasında var olması gereken gerilimin yansıması olarak okunmalı.[46] Bir aktarıma göre, Cengeli askeri okulunun başhekimi ve “Senato” üyesi Dr. Ebulkâsım Farbud (Lahicani), İttihad-ı İslam’ın “çok az etkisi veya gücü olduğunu, gerçek liderlerin Mirza Küçük Han, Hacı Ahmed [Kasmai] ve Doktor Haşmet olduğunu” söylemektedir. Bu aktarımı, diğer İngiliz İstihbarat raporları da teyit etmektedir.[47] Yüksek Konsey’in işlevinin karar alma organından ziyade daha çok süs niyetine teşkil edilmiş bir kurul olduğuna dair şüphe, kimi konsey üyelerinin merkezi hükümet yanında İngiliz ve Rus komutanlarla müzakere yürüttükten sonra nihai karar için Mirza’ya danışılması gibi başka gerçeklerle pekişmektedir.[48]

Genel olarak, daha bilgili kişileri iktidardan dışlamak, Mirza’nın harekete hâkim olma arzusunun yansıması olabilir, ama aynı zamanda onun, neredeyse hiçbir zaman gerçek anlamda kolektif liderliği tercih ederek otoritesine meydan okumayan işbirlikçileri üzerinde karizmatik bir etkiye sahip olduğunu da gösteriyor olabilir. Nadiren tanık olunan durumlarda bu kolektif liderliği tercih ettikleri durumlarda sonuç pek farklı olmuyordu. Aynı şekilde, Cengelilerin giderek daha fazla karşılaştığı karmaşık sorunların, herhangi bir politik yapının yapabileceğinden daha iyi bir şekilde Mirza Küçük tarafından ele alındığını varsaymak da yerinde olur.

Cengelilerin Devlet Yapısı

Hareketin artan önemi, liderlerinin büyüyen umutları ve bilhassa Gilan’da Çarlık etkisinin azalmasıyla birlikte ortaya çıkan görevin karmaşıklığı, idari sorunun ciddiye alınmasını gerektiriyordu. Cengeliler ve destekçileri, eyalet yönetimini yavaş yavaş ele geçirirlerken, amaçlarına ve görevlerine uygun başka yapılar da oluşturmak zorunda kaldılar. Bu konuda da elimizdeki bilgimiz yetersiz. Cengelilerin idari yapısı ile ilgili bilgi veren, sadece iki kaynak var.

Gilan’da teşkil edilen Cengeli hükümeti Adalet, Maliye, Polis ve Savaş bakanlıkları kurdu. Adalet ve Polis bakanlıklarının Reşt, Enzeli, Lahican, Tonekabun ve daha küçük yerleşim yerlerinde şubeleri mevcuttu. Adalet Bakanlığı, ayrıca gizli polisi de yönetiyordu. Başkanı, İttihad-ı İslam’a sempati duymasına rağmen, bu örgütten bağımsız kaldı. Geniş yetkilere sahip olan Reşt’teki gizli polis şefi de Cengelilere sempati duymuyordu, ancak Cengeliler kovulduktan sonra Tahran’a hizmet ettiği gibi, onlara da “temiz bir vicdan”la hizmet etti. Savaş Komitesi’nin yetkisi altındaki Cengeli polis gücü, eyaletteki politik partileri ve toplantıları, bunların yanında, yabancı ajanları gözetim altında tutuyordu. Ana görevi, düzeni ve kamu güvenliğini sağlamaktı.[49]

Cengelilerin yönetimi ele geçirmelerinden önce, Gilan’ın Maliye Dairesi, tüm ürünlerden alınan yüzde 10’luk devlet vergisi olan aşarı toplamakla görevliydi ve bu vergiyi eyalet giderlerini düşerek Tahran’a gönderiyordu. Cengeliler, bir Gelirler İdaresi (idare-yi vucuhat) kurdular ve bunu Maliye Dairesi ve Hazar kıyısındaki gümrük ofisleriyle birleştirdiler, Reşt ve Enzeli hariç diğer yerlerdeki eski çalışanları görev başında tuttular. Cengeli Gelirler İdaresi 100 ilâ 750.000 toman arasında değişen miktarlarda bağış alıyordu.[50]

Ulusal Ordu (Nizam-ı Milli), Küçük Han ile Hacı Ahmed Kasmai arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle kuruldu. İkincisi Tahran hükümetini tanıma niyetindeyken, Küçük Han, ona karşı mücadeleyi sürdürmek istiyordu. Hareketin ilk aşamasında, Cengeliler hâlâ ormanlarda iken, mücahitler veya gönüllüler olarak bilinen düzensiz kuvvetler, Hacı Ahmed tarafından bağışlar ve mali ödüller yoluyla yönlendirilmişti. Bu nedenle, Vasakuni’nin iddiasına göre, Küçük Han’ın bu askeri kuvvetleri organize etmesi gerekiyordu. Nizam-ı Milli’nin en önemli bölümü olan Savaş Komitesi, Gurab Zermih’teki merkeziyle Küçük Han’ın doğrudan kontrolünde kaldı. Komite; Reşt, Enzeli, Lahican ve Tonekabun’da dört alt gruba sahipti.[51]

Cengelilerin askeri teşkilatı ile ilgili bilgiler çelişkili olsa da, genel bir tablo ortaya çıkıyor: Küçük Han, sadece savaşla alakalı gayretlere dair endişesi nedeniyle değil, aynı zamanda güçlü bir ordunun vicdansız politikacıların neden olduğu istikrarsızlığa ve oportünizmin kol gezdiği ortama direnebileceğine inandığı için de tüm askeri konularda kişisel kontrolü elinde tuttu.[52] Yeni askeri teşkilat, Alman, Avusturyalı ve Türk eğitmenlerin yanı sıra bazı İranlıların da bulunduğu iki okul içeriyordu.[53] Bu subaylar, Rus esir kamplarından kaçan ve Küçük Han’da “misafirperverlikle karşılanan” paralı askerlerdi.[55] Ancak İngiliz ve Çarlık yetkililerinin yaydıkları, daha sonra Stalinist tarihçilerce de yinelenecek olan söylentilerin aksine, Romanovların yıkılışından sonra Cengeli ordusu, Almanlar ve Türkler tarafından yönetilmiyordu: Avusturyalı-Alman subaylarının varlığı, Küçük Han’a yönelik “Alman ajanı” iftirasını atmak için istismar edildi. Bu, tabii ki yanlış bir söylemdi: Diplomatik görevine giderken kısa bir süre Cengelilerle kalan Şiraz’daki Alman konsolosu, Berlin’e Binbaşı Paschen’in Mirza’nın kendisine ve diğer yabancı subaylara karşı alabildiğine “güvensiz” olduğunu, Küçük’ün hangi mühimmat, silah, topçu ve bombalara sahip olduğunu asla bilemediklerini söylediğini bildiriyordu.[56]

Gilan’daki Cengeli iktidarının zayıf organizasyon yapısı ve şahsa bağlı yönetim tarzı ağır sonuçlar doğurdu. Vasakuni, Hacı Ahmed döneminde toplanan yüzde 10’luk devlet vergisi gelirlerinin kötü yönetildiğini belirtiyor. Vergi tahsildarlığı yapan, Hacı Ahmed’in akrabalarından Muhammed İsmail ve Rıza Afşar, “çok kurnaz vergi kaçakçıları”ydı ve hareketin “en fazla kabahat işlemiş” isimleriydi.[57] Bu, Cengeli lideri ile bir zamanlar yakın çalışma arkadaşı olan Hacı Ahmed arasındaki gergin ilişkilerin bir başka nedeniydi. Vasakuni ayrıca, Dr. Haşmet’in yüzde10’luk vergi tahsilatını Merkez Komite’ye teslim etmeyi reddettiğini, gelirlerinin masraflarını zar zor karşıladığını açıkladığını belirtiyor. Hatta fazladan para istedi ve reddedilmesi halinde Reşt’i alacağı tehdidinde bulununca kendisine 10.000 toman verildi. Mayıs 1919’da tutuklandığında, Dr. Haşmet’in 6.000-7.000 toman paraya sahip olduğu söyleniyordu.[58]

Merkez Komite’nin sorumluluğunda olan dışişleri, fiilen Küçük Han’ın sorumluluğundaydı, ancak bazen yetkilerini devrediyordu. Türkiye, Almanya, Rusya, Ermenistan, Musavat, İngiltere, İran hükümeti gibi güçlerle ilişkileri bizzat yürütüyordu.[59]

Cengelilerin yönetimindeki politik ve örgütsel karmaşa, eyalet yetkililerinin seçimine de yansıdı. Bir Cengelinin aktardığına göre[60] Halhal bölgesinin güçlü Şahseven aşiret lideri ve Cengelilerin daha sonra tekrar savaşacakları eski bir düşman olan Emir Eşayer, Reşt valisi olarak atandı.[61] Yüksek Konsey üyesi Meşhedi Alişah, emniyet müdürü yapıldı.[62] “Savaş Konseyi”, Reşt’e taşınırken, H. A. Kasmai, aynı şehirdeki kendi evinde hazine dairesini veya Gelirler İdaresi’ni kurdu ve buradan eyaletin mali işlerini kontrol etti. Reşt’te “vekiller” için bir merkez kuruldu, ancak hareketin gerçek merkezi Mirza Küçük Han’ın yaşamaya devam ettiği Kasma ve Fumen’de kaldı.

Cengeli güçlerinin sayısal gücü hâlâ gizemini koruyor. Sahip olduğumuz kısıtlı kanıtlardan, hiçbir zaman çok kalabalık olmadıkları anlaşılıyor. 1914’te bir avuç insanla yola koyulan örgütün üye sayısı yıllar içinde dalgalanıp durdu, muhtemelen 1917 yazında Gurab Zermih’teki askeri okulun ilk mezunları aktif göreve hazır olduklarında 1.000’e ulaştı.[63] Temmuz 1918’de bir İngiliz istihbarat raporu, sayılarını 1.400 olarak gösterdi.[64]

Cengelilerin elinde sadece 300 süvari vardı. Bunların çoğu “saygın”, yani tüccar ve memur ailelerine mensuptu.[65] Hatta 1918 yazında, Rus subaylarının komutası altında olan Kazakların, İngiliz ordusunun ve General Biçerahov komutasındaki Rus birliklerinin teşkil ettikleri orduyla karşı karşıya geldiklerinde sayılarını ikiye katlamış olabilirler.[66] Ancak Cengel gazetesini ziyaret eden bir Alman veya General Dunsterville tarafından öne sürülen 4.000-5.000 sayısı, herhangi bir dönem için kesinlikle abartılı görünüyor.[67] Vasakuni’nin aktardığı 2.500 sayısı gerçeğe daha yakın duruyor.[68]

Cengelilerin gücü ne olursa olsun, gerçek güçlü yönlerinin, geçilmez ormanlık araziye olan aşinalıklarına ve köylülerden aldıkları maddi ve istihbarat desteğine dayanan gerilla savaşı yöntemleri olduğu açık.

Lider Kadrolar İçindeki Çatışma

Artık Cengeli liderleri arasındaki ana çatışma kaynağının, şüphesiz İran’da otoritenin tek kişide toplaşması üzerine kurulu gelenekten kaynaklı bir kusur olan, kolektif bir liderliği paylaşamamaları olduğunu görmek gerek. Buna ek olarak, hareketin ve eyaletin fonlarının kötüye kullanılması (doğrudan zimmete para geçirme yoluna sapmasalar da Hacı Ahmed ve yakın arkadaşlarının adlarının karıştığı yolsuzluklar) önemli bir başka sürtüşme kaynağıydı. Küçük Han, Hacı Ahmed’in Türkler ve Almanlar savaşta yenildikten sonra direnişin sona erdiğine dair görüşüne katılmıyordu.[69] Nitekim, iki rakip arasındaki farklılıklar neticesinde İttihad-ı İslam bir örgüt olarak varlığını sona erdirdi.

Dahası, Dr. Haşmet de giderek daha bağımsız hale geldi. Ona karşı isyan eden yardımcısı İhsan, Haşmet’i tutuklayıp Lahican’da Bolşevik bir yönetim kurmayı, ardından Reşt ve Gilan’ı, nihayetinde de tüm İran’ı ele geçirmeyi hedefliyordu. Bu girişimi sonuç vermeyince teslim oldu. “Herkesin sevdiği” Küçük Han’a gönderildi. Farklılıklar arttıkça, Küçük Han’ın adamlarından bazıları, örgütün çökeceğinden korkup, demokratik bir rejim kurmaya çalıştılar. Hacı Ahmed’in muhalifleri arasında yer alan Mirza Mahmud Kürd Mahalli (Gamiye) ve (Halo) Mirza Ali gibi bazıları ise hareketi “sosyalist ve demokratik” bir isme kavuşturmak istediler. Dr. Ebulkâsı Han Farbud, Dr. S. Mahmud Han, Mirza Ebu Talib ve Dr. İnayetullah Han gibi diğerleri ise tövbe edip Tahran hükümetine katıldılar.[70]

İçte demokrasinin hüküm sürmediği hareketin, bilhassa Gilan’ın iç ve dış düşmanlarıylla yoğun bir mücadele içinde olduğu bir dönemde, toplumun genelinde demokrasiyi teşvik etmesinin zor olduğu aşikâr. Çöküşün eşiğinde olan Cengeliler, Vasakuni’nin yeni bir il meclisi seçme önerisini kabul etmeye ikna edildiler, ancak meclisin bir il meclisi gibi işlev görmesine, yani faaliyetlerinden sorumlu olmasına izin vermediler. Meclis, kısa süre sonra Tahran hükümetince feshedildi.[71] Onlardan farklı düşünen, ancak onlara karşı çıkmayanların politik faaliyetlerine müsamaha gösterme konusunda üzerinden dönen tartışma, yalnızca Cengelilerin politik zayıflığını değil, aynı zamanda İran’ın ulusal bağımsızlık mücadelesi ile içteki politik demokrasi arasındaki ilişkiye dair sınırlı anlayışlarının da yansımasıydı. Ermenilere karşı olmamasına rağmen, İttihad-ı İslam, onların Gilan’da kendi örgütlerine sahip olmalarına izin vermeyi reddetti. İranlı sosyalistlerin de açıkça faaliyet göstermelerine izin verilmedi. İttihad-ı İslam, özellikle İran Demokrat Partisi üyelerinden gelen reform ve demokratikleşme girişimlerine direndi. Bu tür girişimler ters tepti, zira söz konusu örgüt, Gilan’dan yasaklandı.[72]

Cengeliler ve Gilan’ın Büyük Toprak Sahipleri

Cengelilerin net bir programı olmadığını söylemiştik. Destekleri esas olarak ezilen köylülerden gelse de, Cengeli liderleri, toprak reformu için bir plan geliştirmediler. Ara sıra söylemlerinde köylülerin “emeklerinin meyvesinden” bahsettiler, ancak Cengeliler, daha doğrusu Mirza Küçük Han, hem Gilan’da hem de Tahran’da İttihad-ı İslam üyeleri ve destekçileri arasında bazı önemli kişileri kendilerinden uzaklaştırmayı göze alamadılar. Daha önce de belirtildiği üzere, Reşt’teki Fransız konsolosunun da tespitiyle, bazı orta ölçekli toprak sahiplerinin, büyük toprak sahiplerince el konulan mülklerini geri alma umuduyla Cengelileri destekliyordu. Hareketin diğer savunucuları ise ya toprak sahibi din adamları ya da Hacı Ahmed Kasmai gibi tüccar-toprak sahipleriydi. Tahran’da da, harekete sempati duyanlar arasında Mustafi Memalik ve Müşir Devlet gibi toprak sahibi “liberal” aristokratlar da vardı. Dolayısıyla, toprak reformu, Cengelilerin ele almak zorunda kaldığı en hassas meseleydi ve bunu yeterince ele alamadılar.

Nitekim, Küçük’ün 1917’de önemli aşiret ve toprak sahibi güçlü kişilere yaptığı çağrılar, toplumsal bir politikaya değil, muhatapların o anki Tahran veya İngilizlere karşı tutumuna dayalı tamamen politik hesaplara dayanıyordu. Örneğin, Sipahdar Reşti’ye karşı uzlaşmaz bir tavır sergilerken, bölgedeki iki önemli figürle ittifaklar kurup bozdu. İlki, 1917 sonbaharında Reşt valisi olarak atanan, ancak sırtını birkaç ay içinde Cengelilere dönen, Halhal’daki Şahseven Şatranlı kabilesinden Emir Eşayer’di.[73] İkincisi ise Cengelilerle hem dostane hem de düşmanca ilişkiler kuran Sipahsâlâr (ve oğlu Said Devlet) idi.[74] Sipahsâlâr’ın Mart 1919’da, ikinci İngiliz saldırısından hemen önce Cengelilere yaptığı uyarı, Cengeli taktiklerinin toprak sahipleriyle ne kadar tutarsız olduğunu gösteriyor. Küçük Han’ın yazdığı mektupta, hem hükümetin şartlarını hem de Cengelilere “dost olanlar”ın tavsiyelerini reddettiği için, “ya siz beni yok edeceksiniz ya da ben sizi yok edeceğim” diyordu.[75]

1917 yazında yaşanan bir olay, Cengelilerin varlıklı birçok destekçisini sarstı, alarma geçirdi ve düşmanlarına mükemmel bir propaganda malzemesi sağladı. Daha da önemlisi, bu olay, daha sonra görüleceği üzere, Cengelileri sıkıntıya sokan, bitmek bilmeyen anlaşmazlıklara sürükleyen, nihayetinde hareketin tüm ömrü boyunca onları etkisiz kılan tek konu olarak toprak reformu gibi hayati bir meseleyi ön plana çıkardı.

Ayrıntıları net olmamakla birlikte bu olay, 1907 yazında köylüleri ayaklanıp köylü konseyleri kuran, Leşt-i Nişa’da toprakları bereketli yaklaşık kırk iki köyün sahibi olan Emin Devlet’in tutuklanmasıydı. İttihad-ı İslam’ın Bakan Mustafi üzerinden Tahran’a yaptığı açıklamada dile getirdiği biçimiyle, ayaklanma, Leşt-i Nişa’nın “çaresiz sakinleri”nin ulusa onun zalim uygulamalarını anlatma girişimiydi, ancak merkezi hükümet, ya harekete geçemediği ya da etkili kişilerin nüfuzuna bağlı olarak, bu talepleri görmezden gelmişti. Zulüm arttıkça, köylüler de nihayetinde Cengelilere başvurmuşlardı.

Şahın Leşt-i Nişa’nın “yoksul halkı” üzerindeki otoritesini güçlendirmek için Cengeliler, Tahran’dan köylülerin davasını dinlemek üzere güvenilir hakimler göndermesini istedi.[76] Ancak bunun yerine, Emin Devlet ve silahlı adamlarının önderliğinde hareket eden birkaç molla, bazı “fakir ve çaresiz” Kazaklarla birlikte “Leşt-i Nişa köylülerine saldırdı, köylerini yağmaladı.”[77] Köylülerin protestoları karşılık bulmayınca, İttehad-ı İslam’ın emriyle bir grup “Fedai” Leşt-i Nişa’ya giderek, “zalim beyler”i tutukladı ve Emin Devlet ile yandaşlarına bir ders verdi.[78] Cengeliler, önce bölgedeki suların idaresini devraldı[79], daha sonra da Cengeli lideri Hasan Han Kişdarreli’yi bölge valisi olarak atadı.[80]

Cengelilerin olaya dair anlatımına vakıf olmasına rağmen Fahrai, ona farklı bir açıklama getiriyor: Emin Devlet’in tutuklanması, esasen, köylüleri silahlandırıp Cengeli Hareketi’ni ezmeye hazırlanan büyük toprak sahiplerinin müşterek çabalarına karşı yapılmış, bu çabaların önünü almayı amaçlayan bir hamleydi.[81] Ancak gene de olaya dair tüm anlatımlar iki noktada hemfikir. İlk nokta, Cengelilerin Emin’i 70.000 (veya 75.000) toman karşılığında serbest bırakmayı kabul etmesi ve şartlarına sadık kalması[82], ikinci nokta ise Cengelilerin, büyük mülkleri kamulaştırıp bunları işleyen köylüler arasında bölüştürme konusunda uzun vadeli bir planlarının bulunmamasıdır.

Cengelilerin hayati önem taşıyan toprak sorununa karşı ikircikli tutumunu vurgulamak için, Leşt-i Nişa topraklarının Emin eliyle küçük veya orta ölçekli toprak sahiplerinden kamulaştırılmadığını belirtmek gerek. Tam tersine, bunlar, 1888’de Nasreddin Din Şah tarafından Emin’in babasına verilen kraliyet mülküydü.[83] Bu ayrım önemlidir, çünkü Cengeliler, bu büyük mülkün bölünmesinin İslami mülkiyet yasalarını ihlal edeceğini iddia edemezlerdi, ancak Gilan’ın diğer bölgelerindeki hatta İran’daki köylülerce izlenebilecek bir örnek oluşturmaktan da çekiniyorlardı. Leşt-i Nişa köylüleri, Emin’i serbest bırakmak için perde gerisinde uygulanan baskılardan haber olan Cengeliler, görevdeki “liberaller” zengin bir adamın kaderiyle ilgilenirken, hayatlarını kontrol ettikleri köylülerin sefil durumuna tümüyle kayıtsız kalmalarındaki tuhaflığa şahit oluyorlardı. “Liberal” Bakan Müsteşar Devlet, köylülerin mahkûm edildikleri sonsuz sefaletten ziyade, “çaresiz” tutuklunun sağlık sorunlarıyla daha çok ilgileniyordu. Dahası, merkezi hükümetin huzursuzluğunun düzeyi, Emin’in serbest bırakılması için müzakereye seçtikleri elçiden de anlaşılıyordu: seçilene elçi, 1908 darbesini önceleyen, süreçte tayin edici olan aylarda Gilan valisi olan Zahir Devlet’ti.[84]

En önemlisi de Tahran’a gönderilen bir telgrafta köylülerin, Emin ve icra memurlarını “29 yıl süren yıpratıcı zulmü” uygulamakla, “kendilerini canlarından ve mallarından mahrum bırakmak”la ve “evlerini terk edip göç etmeye zorlamak”la açıktan suçluyor olmalarıydı. Zulüm o kadar büyüktü ki, kuzey İran’daki toprak sahibi “aristokratlar”ın güçlü ve herkesin korkttuğu destekçisi Çarlık temsilcisi bile, İngiliz meslektaşına yazdığı bir notta, “tüm bunların bir ölçüde Fahir Devlet’in Leşt-i Nişa’daki köylülerle toprakları hakkındaki bazı meseleleri barışçıl bir şekilde çözmek istememesinden kaynaklandığına inanmak için birçok nedenler olduğunu” kabul ediyordu. Konsolos sözlerine, “Bu dünyada birçok üzücü şey varken biz oturmuş Fahir Devlet’in haline acıyoruz, fakat şu anda ona nasıl yardım edebileceğimizi tam olarak göremiyoruz” diye devam ediyordu.[85] Köylüler, topraklar kraliyet mülkiyeti iken çalıştıkları koşulları kabul etmeye hazırlardı.[86] Fakat ortada taleplerinin işitildiğine, kendilerine herhangi bir cevap verildiğine veya hükümet tarafından lehlerine en ufak bir çaba gösterildiğine dair hiçbir kanıt yoktu. Bu koşullarda Emin’in toplu bir para karşılığında serbest bırakılması, bu paranın çok az bir kısmının (hatta tek kuruşunun bile) köylülerin yükünü hafifletmeye harcanmaması, Cengelilerin köylüler nezdindeki konumunu zayıflatmış olmalı.

İngiliz Konsolos Yardımcısı Maclaren, Cengelilerin Gilan’daki yönetimlerinin ilk yılında büyük toprak sahiplerine karşı pratik tutumlarının farkındaydı. İlk raporlardan birinde aktarıldığına göre, Cengelilerin Gilan’da egemen olmalarından bir yıl önce, 11 Haziran 1916’da, H. S. Razi’nin yeğeni Hacı S. Hasan Ağa, Cengelilere 12.000 toman nakit para ve pirinç vermeye mecbur etmişti.[87] Reşt’e yerleştikten sonra Cengeliler, çuval başına bir toman vergi almaya başladılar fakat bu durum, öfkeyle İngiliz konsolosluğuna sığınan 3.000 toprak sahibinin öfkesine sebep oldu.[88] Aynı dönemde Lahican, Langerud ve Rankuh’taki mülk sahiplerine 200.000 tomanlık toplu bir ödeme yapmaları söylendi. Reşt’teki diğer toprak sahiplerinden de benzer meblağlar talep edildi. Buna karşılık, Kasım 1917’de Reşt’teki yüz toprak sahibi, topluca telgraf ofisine giderek, Tahran’daki kabineye şikâyetlerini iletti ve iki saat içinde tatmin olmazlarsa İngiliz konsolosluğuna sığınacaklarını söyledi.[89] Aralık 1917’nin sonuna doğru, İngiliz konsolosu yazdığı raporda, yalnızca Lahican’da Cengelilerin “işkence tehdidi” altında yaklaşık 180.000 toman topladıklarını söylüyordu.[90]

Ancak bu geçici önlemler, bir toprak politikasına denk düşmüyordu. Bu adımlar, sadece askeri ve politik harcamaları karşılamanın bir yoluydu ve ne bölgedeki tarımsal durum üzerinde uzun vadede etkili olacaktı ne de zalim yeni toprak sahiplerinin boyunduruğu altında acı çeken köylüleri politik olarak eğitecekti. Köylülerin kafa karışıklığı içinde çile çektiği dönemde, sınırın kuzeyinde Ekim Devrimi gerçekleşti. Devrim, İran içinde hayret verici yankılar uyandırdı.

Ekim Devrimi ve Rus Birliklerinin Ayrılışı

Cengelilerin Rusya’daki geçici hükümet karşısında duydukları ilk coşkuyla, sonrasında yaşadıkları hayal kırıklıklarından daha önce bahsetmiştik. Kerenski’nin İran’da konuşlanmış Rus birliklerini geri çağırdığı bildirildiğinden, Cengelilerin umutları dergilerinin yayınlanmasından kısa bir süre sonra arttı. Cengeliler, daha fazla hâkim oldukları Gilan’dan Rus askerlerinin geçiş meselesini görüşmek üzere, hemen Kazvin’deki Rus askeri karargâhına temsilciler gönderdiler.[91] Aynı zamanda Mirza Küçük, devrimci komitelerle temas kurmak için K. Şahruhi ve A. Han Erdebili’yi Kafkasya’ya gönderdi, fakat ne var ki bu temasın sonuçları hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz.[92]

Gelgelelim, Rus askerleri ülkeden hemen ayrılmadılar, görünüşe göre İngilizler onları İran’da tutmak istiyordu. Cengel gazetesine göre, Ekim Devrimi’nden hemen sonra, Mayıs ayında Cengelileri ziyaret eden Rus birliklerinin Gürcü subayı Gnyaz (Prens) Jarajadze, şimdi “özgürleşmiş Rus halkını temsilen” Fumen’deki Cengeli karargâhına yeni bir ziyaret gerçekleştirdi. Kendisini Küçük Han ve Dr. Haşmet karşıladı. Bu iki isim, “İranlıların, bilhassa Cengelilerin, özgür Rus ulusunun dostane duygularına karşılık vermeye hazır olduklarını, Rusya ile İran’ın birliğini istediklerini” tekrar dile getirdi.[93] Bu görüşmeler, iki taraf arasında dokuz maddelik bir anlaşmaya yol açtı. İlgili anlaşma, İran’daki Rus askerlerinin iki ay içinde Rus subayları ve Cengelilere mensup gözlemcilerin müşterek kontrolü altında Gilan’dan geçmesine izin veriyordu.[94] Cengeliler, bu anlaşmayı İran’daki İngiliz politikası için kesin bir yenilgi olarak değerlendirdiler.

Başka bir kaynağa göre, devrimci Rusya, Küçük Han’ın çalışmalarına büyük saygı duyuyordu. Reşt’teki Rus Savaş ve Devrim Komitesi Yürütme Kurulu, neden oldukları şiddet için “af dilemek” ve dostluk bağları kurmak amacıyla Kasma’ya birkaç üye gönderdi. Reşt’e hediyelerle döndüler. Dostluklarını kalıcı kılmak için broşürler bastırdılar, şarkılar bestelediler. Musavatçılarla Menşeviklerin hâkimiyetinde olan Yürütme Kurulu, Gilan’daki eski Rus konsolosu Nekrasov tarafından asılanların mezarları önünde bile eğilerek kurbanlardan af diledi. Savaş ve Devrim Komitesi, Yürütme Kurulu’nun izinden giderek, daha önemli bir adım attı ve Cengelilerle karma bir polis gücü kurdu. Bu güç, İttihad-ı İslam’ın Reşt ve Enzeli’yi yönetmesine yardımcı oldu.[95]

Vasakuni’nin Küçük Han’ın Bolşeviklere karşı düşmanca tavrına dair iddialarına rağmen[96], bu ilk temaslar, Cengeliler ve Bolşevikler arasında ileride kurulacak ilişkiler için gerekli yolu açtı. Cengel’in haberine göre, “Rusya’dan F. N. Bravin ismindeki bir yetkili, Cengelilerin Fumen’deki karargâhına “birliğin pekiştirilmesi” amacıyla bir ziyaret gerçekleştirmişti. Cengeliler bu temsilcileri “samimi bir dostluğun ilk emaresi ve parlak bir geleceğe dair vaat” olarak karşıladılar, böylelikle “gelecekteki eylemler için umut tohumları ekildi”. Cengeliler, yeni Rus ulusunun temsilcileriyle yapılan görüşmelerden “sadece kardeşlik ve eşitlik” çıkmasını umuyorlardı.

Bununla birlikte, Rus askerlerinin tahliyesi beklenildiği kadar sorunsuz ilerlemediğinden, umut ve ihtiyatı dengelemek akıllıca olacaktı. Daha önce de belirtildiği gibi, İran’ın batısında ve kuzeyinde düzensiz Rus askerlerinin yağma, kundaklama, cinayet, hatta kadın ve çocuklara tecavüz etmesi, zaten savaş ve kıtlık nedeniyle sefaletin çilesini çeken İranlılara tarifsiz acı ve endişelere sürüklüyordu.[97]

Rusya’daki yeni gelişmeleri ve birliklerin yakında ayrılışını memnuniyetle karşılayan Cengel gazetesi, “Rus Askerleri Evlerine Dönecek” başlıklı bir makalede, Bolşevikleri Rusya’nın “en aktif en insancıl partisi” olarak nitelendiriyor, Cengelilerin Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi karşısında “sevinçlerini saklayamadıklarını” söylüyordu.[98] Bu nedenle, görüleceği üzere, Cengeliler, Rusya’daki Bolşevik hükümetiyle derhal temas kurmayı coşkuyla desteklediler.

Sonuç

Rusya’daki rejim değişikliği, Cengelilerin şansını artıran en önemli faktördü. Şubat Devrimi’yle yeniden canlanan umutların yanında, idari ve siyasi otoritelerinin Gilan’ın tamamına aniden yayılması nedeniyle, Cengeliler, kaçınılmaz olarak hâlâ karizmatik bir liderin egemen olduğu politik-askeri bir yapı oluşturmuşlardı. Önceki on yılda yaşanan yenilgiler, politik konularda zihinlerini hâlâ meşgul ediyor, kolektif liderliğin oluşumunu ve halkla istişareyi engelliyordu. Neticede, daha önceki hatalarından bazılarını tekrarladılar; öyle ki, demokrasinin ülke içindeki düşmanları (örneğin Talış Dulab bölgesinin başkanı Nasrullah Han Serdar Eşayer) bile Reşt’in belediye başkanlığını yaptı.

Parti siyasetiyle meşgul olanlara karşı duydukları güvensizlikte haklı olsalar da, Cengeliler, halkın kaderine kayıtsızlığını göstermiş bir şaha bağlılıklarını safça sürdürmeye devam ettiler. Dahası, özellikle Gilan’daki anayasacı devrim sırasında encümenlerin yaptığı önemli katkıyı kavrayamadılar.

Bu dönemde Cengeliler, sonuna kadar kendilerinin ellerini kollarını bağlayacak sorunla boğuşup durdular: köylülerin zalim toprak sahiplerinden kurtulma çağrısı. Cengeliler, zor geçen ilk yıllarda kendilerine destek olan halk kitlelerini savunmayı başaramadılar. Dahası, Cengeli liderleri, eldeki göreve uygun tutarlı bir politik yapı kurgulayamamanın yanında, ülkede yükselen devrimci ve sömürgecilik karşıtı duyguların dayattığı ihtiyaçları karşılayacak tutarlı bir politik program da geliştiremediler.

Son olarak şunu söylemek lazım: hareketin bu ilk aşamalarında bölgedeki merkezi güçlerle herhangi bir bağı olduğuna dair elde hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Cengeli Hareketi, temelde yerel kaynaklara, özellikle de köylülerin sağladığı kaynaklara bağımlıydı. Hareketin yükselişi, genel olarak İranlıların hoşnutsuzluğu, bilhassa jandarma teşkilâtına bağlı bazı milliyetçi subayların firar etmesiyle arttı. Ancak, yabancıların zulmü ve aşağılanmaya bağlı olarak hareket, uluslararası düzeyde daha uyanık görünüyordu. Kerenski hükümetinden Çarlık döneminde verilmiş tüm tavizleri iptal etmesine dönük talepleri ve Rus birliklerinin İran’dan ayrılması konusundaki ısrarları, bu konudaki bilinçlerinin ve vatanseverlere has sorumluluk duygularının düzeyini göstermektedir. Bolşevik rejimine karşı gösterdikleri ölçülü coşku, Kerenski hükümeti karşısında yaşanan hayal kırıklığından öğrendikleri ihtiyatın yansıması gibiydi.

Ama görünüşe göre, hem iç politikada hem de Ruslara karşı elde ettikleri başarılar, Rusların geride bıraktıkları boşluğu doldurup İran’a hâkim olmak isteyen İngilizlerin girişimlerine karşı daha zorlu ve çetin bir direniş döneminin başlamasını sağlamaktan başka bir işe yaramamıştı.

Hüsrev Şakiri

[Kaynak: Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921, University of Pittsburgh Press, 1995, s. 61-80.]

Dipnotlar:
[1] Reza Khajavi, “Memoirs,” s. 16-18.

[2] V. Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919. Kendisine düşman olan Mirza Rıza Han (Afşar?) da benzer bir görüş dile getiriyor (Mayıs 1919, Jangali file no. 194, FO 248/1244). Rıza Han orada şunu söylüyor: “İslam Birliği Komitesi gerçekte hareket konusunda herhangi bir dürtüye ya da sahici bir temele sahip değildi. Onların bile yazılı bir programı, özel simgeleri veya gizli politik gayeleri yoktu.”

[3] Vasakouni, “Kuchek IQian and his Work,” Zank, 9 Kasım1919. Misal, Lahican şubesi aldığı tüm nüshaları yok etti. Diğer şubeler de ya ortadan kaldırdılar ya da merkeze geri gönderdiler.

[4] A.g.e.

[5] Maclaren letter, 31 Aralık 1917, Scott’ın notu, FO 248/1168.

[6] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.

[7] Maclaren letter, 31 Aralık 1917, Scott’ın notu, FO 248/1168. Elde dağınık halde olan deliller, bize Küçük Han’ın bu çağrısına farklı tepkiler verildiğini söylüyor:: Ziya Ulema’nın Cengeli liderine “saygı mektubu” yazdığından söz edliyor (Maclaren letter, 17 Şubat 1917, FO 248/1138); Düryan Şahseven aşiretleri reisi Kıyas Nizam 1918’in başlarında Küçük Han güçlerine katıldı (Maclaren letter, 18 Ocak 1918, FO 248/1168); Mazenderanlı Emir Müeyyid “umut dolu bir mektup” gönderdi (Maclaren letter, 13 Mayıs 1918, FO 248/1203); buna karşılık, Küçük Han’ın mektup yazdığı isimlerden, Hamedan’ın en büyük toprak sahibi Emir Afham, mektupta kendisinden yardım isteyen Küçük Han’ın isteğini geri çevirdi (Intelligence Summary no. 7, 17 Nisan 1918, WO 95/5042).

[8] A.g.e.

[9] Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1168.

[10] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.

[11] Bir kaligrafi ustasının dizdiği Cengel gazetesi iki yıl içinde 35 sayı çıktı. 2-11. Sayıların yayın yönetmenliğini Hüseyin Kasmai, diğer sayılarınınkini ise Mirza’nın sürgündeki eski yoldaşı Gulam Hüseyin Kasmai üstlendi (E. Fakhra’i, Sardar-i Jangal [Tahran, 1972], s. 141-42,148).

[12] Eski başbakan Musaddık, Tahran’daki muhalif siyasetçilerin bile hükümete dair görüşlerini bir yerlerde yayınlamak istediklerinde onları Cengel gazetesine yayınlattıklarını söylüyor (Khaterat va Ta’alomat, Tahran, 1986, s. 108).

[13] Dördüncü Meclis seçimleriyle ilgili kararname Mart 1917’de yayınlandı ama meclis ancak 23 Haziran 1921’de toplanabildi.

[14] “Punishing the Guilty,” Jangal (no. 24, 1918). Bu makalede gazete, ihanet karşısında duruş sergilediği için tutuklanmış olanlara verilen ölüm cezasına karşı olduğunu dile getiriyor, insan haklarını ihlal eden birçok haininse ellerini kollarını sallaya sallaya dolaştıklarını söylüyor.

[15] A.g.e., Sayı. 1, 1917. Sayı. 12. Bu sayıda Cengeliler, özgürlüğü muhafaza eden şehinşaha itaat etmeyen İngiliz ajanlarının dillendirdikleri yalan yanlış suçlamalara karşı çıkıyorlar.

[16] A.g.e., Sayı. 13, 1917.

[17] A.g.e., Sayı. 19-20.

[18] A.g.e., Sayı. 23, 1918.

[19] “E‘lamiyeh-yi Markaz-i Fada’iyan-i Esteqlal-i Iran,” a.g.e., no. 23, 1918, s. 8.

[20] A.g.e., Sayı. 18, 1917.

[21] A.g.e., Sayı. 27, 1918.

[22] A.g.e., Sayı. 2, 1918.

[23] A.g.e., Sayı. 3, 1917.

[24] Sipahdar Reşti Cengelilerin ajitasyon faaliyetlerine ve insanlara ceza kesmelerine mani olunmasını istedi.

[25] A.g.e., Sayı. 5, 1917.

[26] A.g.e. Cengel gazetesi 1917 yılında çıkan yedinci ve dokuzuncu sayılarında Müstaf-Müşir kabinesine desteğini sundu. Fakat bu kabinenin eyleme geçmediğini, umutların ona bağlanamayacağını söyledi.

[27] A.g.e., Sayı. 6,1917; Gazete, Sipahsâlâr’ın İngiliz ve Rus heyetlerine yazdığı mektupları yayınladı. 12. sayısında Cengel, aynı Sipahsâlâr’ın Esatrabad, Tonekabun, Mazenderan ve Kazvin’de büyük mülklerin sahibi olduğunu söyleyerek ona saldırdı.

[28] A.g.e.

[29] A.g.e., Sayı. 31, 1918.

[30] A.g.e., Sayı. 10, 1917.

[31] A.g.e., Sayı. 16, 1917.

[32] A.g.e., Sayı. 26, 1918.

[33] A.g.e., Sayı. 23, 1917.

[34] A.g.e., Sayı. 26, 1918.

[35] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work "Zank, 18 Nisan 1919. Vasakuni, hangi programdan bahsettiğini söylemiyor, ayrıca bu programdan başka bir kaynakta da bahsedilmiyor.

[36] İhsan, hatıratında Enzeli’de oturduğunu söylüyor. Bkz.: Ehsanollah Khan [Doustdar], “Revolutionary and National Movement in Persia, 1914-1917, Memoirs of a Contemporary Witness,” Novyi Vostok, pt. 1, Sayı. 23-24, (1928); pt. 2, Sayı. 26-27 (1929); pt. 3, Sayı. 29 (1929) (Rusça); RMI içinde, s. 661 (Fransızca).

[37] AA, Abt. A., Akt. Deutschland, Bd. 3 no. 135/21, Haziran 1918. İhsan başka isimleri içeren bir liste sunuyor (RMI, s. 659).

[38] Report from French vice-consul at Rehst, 10 Ağustos 1918, Archives du MAEF, Asie, Serie E, Perse, doss. 15, s. 86-111.

[39] Aşağıdaki paragraflar şu çalışmayı temel alıyor: Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 22 Kasım 1919.

[40] Bu tarih yanlış, zira Cengeliler o dönemde İngilizler karşısında bozguna uğradı. Dolayısıyla kaçış yolundaydı. Asıl doğru tarih, hareketin Çarlığın yıkılması sonrası Reşt’te kurulduğu Kasım 1917 olmalı.

[41] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 30 Kasım 1919.

[42] A.g.e.

[43] Ahundzade’nin bu ve diğer suçlamaları konusunda bkz.: “Memoirs of Cyrus Bahram,” Donya 14, Sayı. 1 (1973).

[44] Ehsan, “Revolutionary and National Movement in Persia,” RMI, d. 663- 71.

[45] Bu isimler şöyle: Hacı Muhammed Rıza Hakimi, Hacı S. Mahmud Ruhani (anayasa karşıtı Molla Humami’nin zengin damadı), Hacı Şeyh Ali İlm-i Hüda, S. Abdülvahab Salih, Mirza Muhammedi İnşai, Şeyh Bahaddin Emlaşi, Mir Mansur Hüda, Şeyh Mahmud Kasmai, Dr. Ebulkâsım Farbud (Cengeli askeri okulunun başhekimi), İsmail Attar, İzzetullah Han Hidayet, Vakar Sultani, Meşhedi Alişah, Hüseyin Han Hayyat, Rıza Afşar, S. Habibullah Medeni, Şeyh Abdüsselam, İbrahim Kasmai, Mirza Hadi Lakani, Muhammed Ali Pirbazari, Mir Ahmed Han Medeni, Dr. S. Abdülkerim Kaşi, İskender Han Amani, Hacı Ahmed Kasmai, Ağa Cevad Gülafzani ve Mirza Küçük Han. Listede Dr. Haşmet’in adı geçmiyor! (Sardar, s. 96-97).

[46] M. H. Sabouri-Dailami, Negahi az Daroun heh Enqel&b-i Mosallahaneh-yi Jangal (Tahran, 1979), s. 64, 92. Daylemi, birçok yerde bu sayıdan bahsediyor. İhsan hatırarında Mirza’yı sert bir dille eleştiriyor.

[47] British intelligence report (tarihsiz, ama muhtemelen 1918), FO 248/ 1243. Şubat 1919 tarihli bir başka İngiliz istihbaratı raporu (Norperforce Summary no. 40) İttihad-ı İslam üyelerini şu şekilde aktarıyor: Mirza Küçük Han, Hacı Ahmed, Ahmed Ali Han, Hacı Muhammed Ali Han ve Küçük’ün yeğeni Davudzade (FO 248/1243).

[48] Müstafi Memalik’e çektiği bir telgrafta S. Abdülvahab Salih, Cengelilerle özel hiçbir ilişkisinin olmadığını söyler Iraj Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan Amin od-Doleh dar Jangal,” Yadegar Nameh- yi Ebrahim Fakhra’i, yayına hz.: Rezazadeh Langeroudi (Tahran, 1984), s. 371.

[49] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 1 Şubat 1920. Saburi’ye göre (Negahi az Daroun, s. 52-65), Kasma’da dört kurum vardı. Biri İttihad-o-ı İslam’ın işleri, biri eyaleyin işleri, biri adaletle alakalı faaliyetler, biri halkın dilekçeleri biri de askeri meselelerle ilgiliydi.

[50] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 8 Şubat 1920. Gümrük bürolarında ticaretin azalması sebebiyle makbuz kesilmez oldu.

[51] A.g.e., 7 Aralık 1919.

[52] Saburi’nin dediğine göre Mirza, bilhassa kendisiyle çalışmak için gelen gençler için askerlik sahasının ilerleme kaydetmesini istiyordu. “Dinsiz imansız dünya bir gün bir grubu diğer gün bir başka grubu memnun ediyor.” (Negahi az Daroun, p. 56).

[53] Birçok kaynak tek bir askeri okuldan söz ediyor ama E. Cengeli, Kasma ve Gurab Zermih’te olmak üzere iki okul olduğunu söylüyor. Kasma’daki okulun başında İran’daki jandarma teşkilâtından kaçmış İranlı subaylar ikincisinin başında ise Avusturyalı ve Alman subayları var (Mirza Esma‘il Khan Jangali, Qiyam-i Jangal, Yad-dasht-ha-yi Mirza Esma'il Jangali [Memoirs], (Jangali) yayına hz.: ve takdim eden: E. Ra’in [Tahran, 1978], s. 72, n. 2).

[54] Sardar, s. 94; Sabouri, Negahi az Daroun, s. 54-56. En bilinenleri: Yüzbaşı Ali Ekber Han Siyahpuş (Gurab Zermih’teki operasyonların başı, 1961’de öldüğünde tümgeneraldi); Nasrullah (Nusretullah?) Han Azad Rad (Gurab Zermih askeri okulu müdürü); Ali Ekber Han Abzereşki; Yüzbaşı Şapur Han Muhtari (1965’te tümgeneraldi); Binbaşı Mahmud Han (Gurab Zermih’te Küçük Han komutasındaki Askeri Teşkilât’ın başkan vekiliydi); ve İsveçlilerden eğitim alan milli jandarma teşkilâtı subayı Yüzbaşı Davud Han. Önceleri Cengeli olan, sonrasında komünist harekete örgütlenen ama oradan da kopan Yüzbaşı Davud Han, Fars eyaletinde çalıştı. İngilizler, İngiltere karşıtı faaliyetleri sebebiyle tutukladı. Yakalanmasında İngilizsever vali Kavam Mülk’ün önemli bir rolü vardı. İşkence gören, “güzel eşini kaybeden” Davud Han, kaçıp Cengelilerin kalesine sığındı. Aynı kaynak, kardeşi olan Yüzbaşı Gulam Rıza Han’ın da adamları ve teçhizatı ile birlikte Cengeli Hareketi’ne katıldığını söylüyor (K. Shahrokhi, Azadeh-yi Gomnam, yh.: N. Fathi [Tahran, 1954], s. 41).

[55] Almanların kaleme aldıkları muhtelif raporlarda karşımıza çıkan isimler şöyle: Üsteğmen Jemelks, Yüzbaşı Berinds, Yüzbaşı Vekili Koritz Meyer (Avusturyalılar); Türk subayları Abdullah Bey ve Mustafa Bey; Alman subayları Binbaşı Wilhelm Paschen, Üsteğmen Wedig ve Yüzbaşı Fahnrich Strich (Strick?); Sommer to AA, 12 Ağustos 1917, AA, Abt. A, Akt. Persien no. 21/1, Bd.l; ve Wustrow to AA, 22 Eylül 1918, Akt. Persien, no. 21, Bd. 22; report by the Riga-German Dr. Klau, dated July 8,1918, AA, Abt. A, Akt. Persien, no. 12, Bd. 8.

Fahrai (Sardar, s. 94) aşağıdaki isimleri veriyor: Binbaşı Von Paschen, Yüzbaşı Strich, Yüzbaşı Schneider ve Yüzbaşı Walterich. Saburi (Ne- gahi az Daroun, s. 61) Mirza Küçük Han’ın ricası üzerine Osmanlı hükümetinin gönderdiği altı Alman subayından söz ediyor.

[56] German consul at Shiraz, report for March-June 1918, AA, Abt. A, Akt. Deutschland, no. 135/21, Bd. 3.

[57] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 14 Şubat 1920.

[58] Buna karşılık, 1919 baharında İngilizlerin ultimatomu üzerine karargâhını kapattığında Küçük Han’ın sadece 15 tomanı vardı. Bu parayı da belirsizliklerle dolu olan gerilla savaşı yoluna gireceği düşüncesiyle kız kardeşi ve eşine verdi.

[59] A.g.e., Sayı. 6 Mart 1920.

[60] Sabouri, Negahi az Daroun, s. 52-65.

[61] Fahrai’ye (Sardar, s. 101) göre, Emir Eşayer’e “Komite” üyesi Meşhedi Alişah’a yaptığı yardımlar sebebiyle “ödül” verilmişti. Cengelilerin bu dönemde Eşayer’le kurduğu ilişkileri ele alan yazışmalar konusunda bkz.: I. Afshar ve B. Razziqi, yn.: Khaterat va Asndd-i NaserDaftar-Rava'i (Tahran, 1984), s. 210-30.

[62] O dönem Reşt’te olan Ermeni Bolşeviği Vatsek’in hatıratına göre Küçük han ilk başta kendisine Cengeli polis teşkilâtı müdürlüğünü önerdi. Teklifi reddeden Vatsek Cengelilere günde iki saat yardım sunmayı önerdi. Bkz.: T. A. Ibrahimov (Shahin), Iran Kommunist Partiasinyn Iaranmasy (Bakû, 1963), s. 140. Sonrasında muhtemelen Küçük’ün yeğeni Davudzade gibi Mirza İsmail Han da Reşt emniyet müdürü olarak atandı. Kasmai’nin kardeşi Kerbela İbrahim Savaş Konseyi başkanı yapıldı.

[63] Ayrıca Kasma ve Fumen’e iki okul kurdular (Jangal, Sayı. 2, 1917).

[64] British Intelligence estimate, Temmuz 1918, FO 248/1212.

[65] Sabouri (Negahi az Daroun, s. 61) bunlara ağazade ve hacızade diyor.

[66] Report by French military attache, Archives du MAEF, Asie, Serie E, Perse, doss. 5, s. 50.

[67] Rigalı Alman doktoru Klau, 4.000 sayısını veriyor (AA, Abt. A, Akt. Persien, 24 Nisan 1918 Bd. 19, Sayı. 21), General Dunsterville (The Adventures of Dunsterforce (Londra, 1920), s. 30) Küçük Han’ın 5.000 adamı olduğunu iddia ettiğini söylüyor ama bu insanların “savaşçılık konusunda sahip olduğu değer”i sorguluyor. A. A. Sepehr [Müverrih Devlet], (Iran dar Jang-i Bozorg (Tahran, 1956), s. 386) de 5.000 sayısını dillendiriyor. Ama Sepehr muhtemelen bu sayıyı Dunsterville’den aldı. Devamında, S. Ahmed Sigari’nin yardımlarıyla birkaç bin kişiye Napolyon tarzı üniforma dikildiğini, sonra bu üniformaların Küçük’ün Reşt’teki “Ulusal Ordu”suna gönderildiğini söylüyor. En yüksek sayıyı verense Hacavi (“Memoirs,” s. 18, 42). Hacavi, 8.000 kişiden söz ediyor.

[68] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.

[69] A.g.e., 7 Aralık 1919.

[70] V. Vasakouni, “One Year in Gilan, the Political Events of 1919,” Zank, 10 Temmuz 1920.

[71] A.g.e., 24 Temmuz 1920.

[72] A.g.e., Sayı. 31 Temmuz 1920.

[73] Bu ittifaka ve Emir’in hesaplarına dair raporlarla ilgili olarak bkz.: Maclaren reports, 7, 12, 21, 24, 28 Aralık 1917, FO 248/1168; 5, 10, 13 Ocak ve 28 Aralık 1918, FO 248/1203.

[74] Bu ilk aşamada kurulan ilişkiler konusunda bkz.: Maclaren reports, 13, 31 Aralık 1917, FO 248/1168; 18 Ocak ve 6 Şubat 1918; Oakshott letter, 9 Aralık 1918, FO 248/1203; ve Eldrid report, 6 Mart 1919, FO 248/ 1260.

[75] Resht Situation Report, 13 Mart 1919, FO 248/1260.

[76] Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 369-70. İngiliz konsolosuna göre Tahran hükümetinden, köylülerin şikâyetlerini incelesin diye içişleri ve adalet bakanlıklarından temsilcileri göndermesi istendi. Emin yargılama sonrası serbest bırakıldı. Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1168.

[77] Jangal, Sayı. 2, 1917.

[78] Emin’in ajanlarından biri Cengelilerin sayısının 42 olduğunu söylüyor (Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 363).

[79] Maclaren letter, 10 Temmuz 1917, FO 248/1168.

[80] Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1168.

[81] Sardar, s. 87. Bu eserde, ilginç bir olaydan bahsediliyor: kitabın 97. sayfasında İttihad-ı İslam üyesi olarak gösterilen Hacı Mirza M. R. Hakimi, o dönemde Leşt-i Nişa’dandır. Fahrai, Emin’i Cengelilere saldırma planından neden vazgeçirmediğini merak ediyor! Jangal (Sayı. 3, 1917) gazetesi o dönemde sadece Hakimi’nin varlığından söz etmiyor, ayrıca kendisinin Emin Devlet’le birlikte mapus olduğunu söylüyor. Fahrai, İttihad-ı İslam üyesi Hakimi’nin bölgede ne aradığı, köylüleri ezdiği bilinen, Cengelilerin düşmanı Emin Devlet’le ne tür ilişkiler kurduğu, liderlik ettiği söylenen adamlarca neden gözaltına alındığı sorularına cevap vermiyor.

[82] 12 Temmuz 1917’de Tahran’daki ABD’li bakanın bildirdiğine göre (USNA, 891.00/ 916) fidye tutarı 100.000 dolardı ve yarısını aile ödeyecekti. Rusların Tahran konsolosu Minorski ise Emin’in eşinin 75.000 tomanı ödediğini söylüyor: (bkz.: letter, 29 Ekim 1917, FO 248/ 1168). Emin’in kudretli eşi Fahir Devlet’in rehinenin serbest bırakılması için yaptığı büyük baskıyla ilişkili mektuplar için bkz.: Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 361-78.

[83] Sardar, s. 85.

[84] Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 370-77. Tahran’a görevi sırasında gönderdiği telgraflarda da görüldüğü üzere, Zahir’in asıl derdi, maaşını en kısa sürede almaktı!

[85] Minorski letter to the British consul, 29 Ekim 1917, FO 248/1168.

[86] Afshar, “Asnad-i Gereftari-yi Mohsen Khan,” s. 378.

[87] Maclaren report, 24 Haziran 1916, FO 248/1149.

[88] Maclaren letter, 24 Kasım 1917, FO 248/1168.

[89] Maclaren letter, 28 Kasım 1917, FO 248/1168.

[90] Maclaren letter, 28 Aralık 1917, FO 248/1168.

[91] Sardar, s. 99-101. L. I. Miroşnikov, (Iran in World War I (Moskova, 1963), s. 74) Rus askerlerinin İran’dan çekilmesi ilgili olan ve Kerenski’ye atfedilen karara karşı çıkıyor: “Kerenski hükümeti, Rus askerlerinin İran’dan çekilmesi emrini hiçbir zaman vermedi. Bilâkis, 1917 yazında İran’a yeni takviye güçler ulaşmaya başladı. Böylelikle, Baratov’un başında olduğu Seferi Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı asker sayısı 75 bine çıktı.”

[92] Şahruhi, (Azadeh-yi Gomndm, yn.: Fathi, s. 54; Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 386), sonuçta iki Alman subayının Cengelilere gönderilmesi işini organize eden, Kafkas Müslümanlarının lideri Musa Beykov ile bir anlaşma imzalandı. Ama bir sonuç alınamadı çünkü hapishaneden kaçıp bölgeye gelen Avusturyalı-Alman subayları Gilan’a geldiler ama önemli bir katkıda bulunamadılar.

[93] Jangal, Sayı. 9, 1917.

[94] Anlaşma metni için bkz.: A.g.e., Sayı. 23, 1917; ayrıca bkz.: Jangali, s. 70-71 ve Sardar, s. 100-01. Bu son iki hali temelde aynı, sadece detaylarda farklı. Yazarlar kaynak belirtmiyorlar. Serdar’ın yayınladığı halde imzacıların G. Jarajadze ve Lenin’in gönderdiği ilk Sovyet sefiri Feodor Nikolayeviç Bravin olduğu görülüyo. İleride ele alacağımız bir isim olan Kolomitsev ikinci sefir olarak Rus askerlerinin tahliye sürecinde yer alıyor.

[95] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 28 Nisan 1919 ve 6 Mart 1920.

[96] A.g.e., 28 Nisan ve 3 Mayıs 1919 ve 6 Mart 1920.

[97] Bu güçler, General Baratov’un komutası altındak hareket ediyorlardı (Jangali, s. 69). İngilizler bu bahsi geçen zulümleri yaptıklarını kabul ettiler.

[98] Jangal, Sayı. 23, 1917.

0 Yorum: