12 Haziran 2026

,

Küçük Han ve Cengeli Hareketinin Gelişimi: Rus İşgalinden İngiliz Hâkimiyetine


Birinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı dönemde politik değilse de toplumsal ve psikolojik koşullar olgunlaşarak, İran’ın geleneksel düşmanları ve zalimleri olarak kabul edilenlere, yani Çarlık Rusyası ve İngiltere’ye karşı gelişecek ulusal hareketin güçlenmesini sağladı. İngiltere, anayasacı hareketin ilk aşamasında İranlıların kısa süreliğine gönlünü kazanmış olsa da, İran’ı iki nüfuz alanına[1] bölmek için Rusya ile işbirliği yapması ve Rusya’nın İran egemenliğine yönelik ihlallerine göz yumması nedeniyle hızla nefret edilen bir ülke haline geldi. İran’ın bağımsızlığına yönelik açık ve aralıksız müdahaleler yanında İran’daki milliyetçi güçlere ve masum insanlara karşı sergilenen acımasızlık, Rusya’yı İran'ın en nefret edilen düşmanı yapmıştı. Tahran’daki ABD elçisinin ateşkes arifesinde belirttiği gibi, İran “güçlü emperyalist komşularının her zaman avı ve piyonu olmuş, onların çoğu zaman keyfi eylemlerinden çok acı çekmiş, zayıf bir millet”ti. İran, komşularının, “ülkelerini yabancılara altın karşılığında satmaya hazır” ve “bazı yabancı emperyalist güçlerin araçları” olarak hizmet eden etkili, bencil İranlıların işbirliği olmadan amaçlarına ulaşamayacaklarının gayet farkındaydı.[2]

Büyük Savaş Sırasında Ekonomik Koşullar

Savaş ilerledikçe, enflasyon, işsizlik, işgalci ordular tarafından gıda maddelerinin ele geçirilmesi, yıkım ve ülkeden ayrılan Rus ordularının masum vatandaşları, çoğunlukla köylüleri katletmesi, yağma, tecavüz ve cinayetler sebebiyle ekonomik koşullar büyük ölçüde kötüleşti. Savaşın sonunda durum o kadar umutsuz hale gelmişti ki, insanlar, ülkenin daha az talihsiz bölgelerinde geçimlerini sağlamak için evlerini terk ediyorlardı. Yoksulların ve çaresizlerin durumu nadiren kaydedilse de, günümüze ulaşan birkaç hikâye, Avrupa’daki savaşın İran halkına dayattığı korkunç koşullara bir bakış atmamıza imkân sağlıyor.

Tahran’ın ünlü İngiliz yanlısı gazetesi Rad, Hamadan’dan çekilen Rus askerlerinin gerçekleştirdikleri vahşetleri aktardığı haberinde bildirdiğine göre bu süreçte erkekler ve kadınlar öldürüldü, evler yağmalandı ve devlete ait tahıl çalındı. Beş gün sonra benzer ihlalleri bildiren Zencan vali yardımcısı “bölgede hiçbir şeyin güvende olmadığını” söylüyordu. Halhal, Garrus ve Kürdistan’da da Rus askerleri korkunç eylemler gerçekleştirdiler. Bu zulüm, halkın Gilan’a kaçmasına neden oldu. O kadar çok yoksul mülteci vardı ki, Küçük Han, eyaletten pirinç çıkarılmasını yasaklamak zorunda kaldı.[3]

Urmiye’deki Rus konsolosu B. Nikitin, Bolşevik ayaklanmasından önce Batı İran’daki Rus askerleri arasında neredeyse hiç disiplin olmadığını aktarıyor. Bölgede konuşlanmış 80.000 askerin yaptığı tek şey “yemek yemek, uyumak ve günde üç kez yoksul şehrin çarşısını yağmalamaktı.”[4] Hoy’da (Azerbaycan) çarşı, Türkiye’den dönen Rus askerlerince yağmalandı ve ateşe verildi.[5]

İngiliz diplomatlarına ait mektuplar da müttefikleri General Biçerahov’un komutasındaki askerlerin işledikleri vahşetlere tanıklık ediyor: “Biçerahov’a bağlı güçlerin kadın ve çocuklara yönelik cinayetleri ve tecavüzleri sebebiyle biz onlar kadar popüler değiliz, çünkü İranlılar ‘Ruslar sizin maaşlı elemanlarınız, olan bitenden ahlaken sorumlusunuz’ diyorlar.”[6]

25 Şubat 1919’da Küçük Han, Reşt’teki İngiliz konsolos yardımcısına, artık İngilizler tarafından finanse edilen ve kontrol altında tutulan, başında bir Rus subayının bulunduğu Kazakların işledikleri ihlallerden şikâyet etti ve bu kişilerin davranışlarının “vahşilerin davranışlarıyla bile kıyaslanamayacağını” dile getirdi.[7]

Near East [“Yakın Doğu”] gazetesinin de bildirdiği üzere, koşullar kötüleştikçe sıradan insanlar et bulmak şöyle dursun temel gıdaları olan ekmekten bile mahrum kalmışlardı. Açlık insanları o kadar çaresiz bırakmıştı ki, intihar veya şehir surlarının dışına atılan hayvan leşlerinin tüketilmesi, artık kimseyi şaşırtmıyordu. Bu korkunç açlığın ortasında, bir avuç zengin toprak sahibi, elinde muazzam bir serveti tutuyordu.[8] Yardım çalışmaları Amerikalı hayırseverler tarafından organize edildi. Sadece Tahran’da günde yaklaşık 30.000 kişiye yemek verilirken, her gün yaklaşık 180 kişi açlıktan ölüyordu. Taşradaki koşullar daha da kötüydü. Kum, Meşhed, Hamadan, Kirmanşah, Kazvin ve Arak gibi şehirlerde her gün binlerce insanın öldüğü bildiriliyordu.[9] Tahran’daki ABD elçiliği, “Sıkıntı ve açlık o kadar korkunç düzeydeydi ki, yüzlerce insan ot, ölü hayvan eti, hatta bazı durumlarda insan eti yiyerek hayatta kaldı” diye belirtti.[10] Bunların hiçbiri, özellikle varlıklı kesim olmak üzere, iktidardaki elit üzerinde en ufak bir etki yaratmamış gibi görünüyordu, zira ABD yardım fonlarının geleceği öğrenilir öğrenilmez, zengin toprak sahipleri, “ambarlarını kilitlediler ve Tahran’da buğday fiyatı 180 toman/harvara ulaşana kadar buğday satmayı reddettiler.”[11]

Bir başka ABD raporu ülkedeki durumu şu şekilde özetliyor:

“Geçen yıl, İran’ın şimdiye dek geçirdiği en zor yıllardan biriydi. Tüm büyük şehirlerde her gün yüzlerce insan kıtlıktan öldü. Neyse ki, baharda hasat rekor düzeye ulaştı. Ekmek ve gıda maddelerinin fiyatları büyük ölçüde düştü. Ne yazık ki, hükümet, zengin toprak sahiplerinin tahıl stoklamasına mani olamıyor veya daha büyük olasılıkla durdurmak istemiyor, bu nedenle fiyatlar, koşulların gerektirdiğinden çok daha yüksek bir seviyede tutuluyor.”[12]

ABD Maslahatgüzarı Caldwell şunları söylüyordu:

“İran uçların ülkesidir. Zenginler çok zengin ve tembeldir, yoksullar ise Amerika’da yoksul olarak adlandırılan türden değiller, sürekli açlık çekiyorlar, sık sık açlıktan ölüyorlar. Yılın bu zamanında bile [Aralık] gıda ürünleri nesillerdir bilinen en yüksek fiyatlarda ve tahıl, meyve ve hububat kıtlığı gerçekten endişe verici.

Nüfusun büyük çoğunluğu köylü sınıfından olup, geçimini yalnızca ekmekle sağlamaktadır. Ekmek normal fiyatının üç katıdır, çok kıttır ve arzı tamamen yetersizdir.[13] Halk fırınlarında büyük kalabalıklar toplanıyor. İnsanlar sık sık hayal kırıklığıyla evlerine dönüyorlar. [...] Polis memurlarının varlığına rağmen sık sık isyanlar çıkıyor, bazen bu isyanlarda kan akıyor. [...] Dilencilerin sayısı giderek çoğalıyor, yüzlercesi sokakları doldurarak acınası bir şekilde ağlayıp dileniyor, zaman zaman çaresizlik içinde kuşatma altında tutulan insanlara saldırırlar. İran’ın tüm bölgelerinden, illerinden ve şehirlerinden benzer koşullara tanık olunduğuna dair haberler geliyor. Büyük yabancı birliklerin varlığının, en azından kısmen, bu durumun, özellikle de İran’ın her yerinde, bilhassa kuzey bölgelerinde ve Tahran civarında buğday ve ekmek ürünlerinde yaşanan gıda kıtlığının sorumlusu olduğu söyleniyor.”[14]

Amerikalı misyoner Rahip C. A. Murray aktarımı şu yönde:

“Buradaki [Reşt’teki] yardım ihtiyacı yerel koşullardan kaynaklanmıyor. [...] Yardıma ihtiyacı olan insanlar, Reşt’ten çok uzaktaki yaylalardaki ve dağ köylerindeki yoksul evlerinden kaçan binlerce insan. Şu anda evimizin alt katındaki bir odada, biri kocası ve üç çocuğuyla birlikte iki kadın var; onları kabul etmezlik edemezdik. Adam ve ailesi, bir yıl önce o bölgede savaşan iki ordu tarafından evleri yağmalanmış olan Zencan yakınlarından geliyorlar. Reşt’e geldiklerinde bol ve ucuz pirinç olacağını düşündükleri için yiyecek hiçbir şey almamışlardı. Üzerlerindeki paçavralardan başka hiçbir şeyleri yok, bir iş bulmaları da mümkün değil. Diğer kadın şu hikâyeyi anlatıyor:

Hamedan'a altı kilometre uzaklıktaki bir köyde yaşıyordu, ancak Rus askerleri oraya ya satın almak ya da yağmalamak için gelmişlerdi. Çatışma çıktı, kocası öldürüldü. Kocasının sahip olduğu yedi deve ve diğer her şey ellerinden alındı. En azından bebeğinin yaşayabileceği bir yer bulmak ve kendisini birkaç gün daha hayatta tutmak için küçük kızını üç tomana sattı.

Bazı tahminlere göre şu anda şehirde yaklaşık 7.000 kişi var, bunlar Zencan, Hamedan ve hatta Tebriz yakınlarından gelmişler. Reşt civarındaki köylerden değiller, [küçük bir kısmı hariç]. Raporlar, 4.000 kişinin daha yolda olduğunu söylüyor; [...] takkiye binaları geceleyin tamamen dolu oluyor, insanların bulabildiği diğer tüm binalar, ahırlar, barakalar vb. de dolu. Bu binaların zeminleri geceleyin o kadar çok insanla doluyor ki, yatacak yer kalmıyor. Neticede, çok sayıda insan geceleri sokakta uyuyor. [...] İngiliz Konsolos Yardımcısı’nın İranlı sekreteri, bir gecede 24 kişinin soğuktan, açlıktan veya hastalıktan öldüğünü söyledi. [...] Aynı şeyi şehrin ana meydanında, sokakta yatarken doğum yapan iki kadından da duydum.”

Misyoner, zenginlerin “doğru ruh”a sahip olmaları halinde ölümlerin ve acıların sona erebileceğini söyleyerek sözlerini tamamladı.[15]

İran’da görev yapan, kıtlık döneminde halka yardım etmek için gelmiş olan bir Amerikalı, “bazı bölgelerinde bol miktarda yiyecek bulunan bir ülkede var olan korkunç açlığı” anlatırken şunu söylüyordu: “Yenmeyecek haldeki bir kaşık fasulyeyi kumlu yolun kalın tozuna attığında, aç köylüler, içinde bir iki fasulye bulurum umuduyla yerdeki tozu avuçluyorlardı.”

“Aynı insanlar konvoyun etrafında yiyecek dileniyorlar, tozun içine düşen her kırıntı için çılgınca bekliyorlardı. Atılan her boş yiyecek kutusu için deli gibi kavga ediliyordu. [...] Kürt ve diğer yerli kadınların bir kutu ‘dana eti’ veya birkaç parça sert bisküvi için kendilerini sattıkları birçok olaydan bahsediliyordu. [...] Açlıklarından dolayı çok büyüktüler. Ayrıca açlıktan ölmek üzere olan insanların hayvan dışkısı yediğini ve henüz kavurucu yaz güneşinden kurumamış az miktardaki otu iştahla yediğini gördüm. Diğer acınası manzaralardan biri de yol kenarında yatan, cam gibi görünen ve doğal olmayan derecede büyük gözleri sinekler ve korkunç güneş tarafından yenen ölmek üzere olan insanlardı.”

Oysa “Mezopotamya’da, sınırın hemen ötesinde, makul fiyatlarla elde edilebilecek hatırı sayılır miktarda tahıl stoğu” vardı. Hüküm süren sefalet, “Amerikan yardım komitesinin ödeyeceğini bildikleri fahiş fiyatlar için tahıllarını saklayacak olan zengin tahıl üreticilerinin açgözlülüğü”ne bağlanıyordu. Gerçekten de, “yardım parası dağıtılma ihtimali olan bölgelerde, gıda fiyatları, her zaman yaklaşık olarak eşit miktarda gıda bulunan diğer bölgelere göre çok daha yüksekti”.[16] Tahran’da yayınlanan bir haftalık gazete sonrasında 1917-1918 döneminde yaşanan kıtlık sırasında eyaletlerde bir milyon insanın açlıktan öldüğünü, başkentte ölü sayısının 200.000’i bulduğunu yazdı. Bu ölümler tümüyle zenginlerin stokçuluğu yüzünden yaşanmıştı.[17]

İran’ın diğer bölgelerinde hüküm süren korkunç koşulların aksine, ABD bakanına göre, Küçük Han’ın yetkisi altındaki Gilan’da kıtlık kontrol altına alındı. Reşt’teki Amerikalı misyonerler, kendilerine gönderilen parayı iade ederek, “bu aşiret mensuplarının [yani Cengelilerin] etkili önlemleri sayesinde yardımımıza ihtiyaç duyulmadığını” belirttiler.[18] Bir yıldan fazla bir süre sonra, ABD misyoneri Murray, Cengelilerin başarısını övdü: Tahran, Hamedan, Kazvin, Zencan, Meşhed ve diğer şehirlerde yaşayan İranlılar, “utanç verici bir şekilde” neredeyse hiçbir şey yapmıyorlardı. [...] Cengeliler kıtlık yüzünden Reşt’e gelen mültecilerin bakımı için ayda 10.000 dolar veriyor,ve onları komşu köylere dağıtmaya çalışıyorlardı.[19] Cengeliler, geri çekilmeye zorlanıp Gilan’daki şehirler İngiliz kontrolüne geçtiği anda, fiyatların yükselmesinin yanı sıra, benzin gibi temel ihtiyaç maddelerinin de “kıtlaştığını”, zira İngilizlerin onlara savaş sebebiyle el koyduklarını bildirdi.[20] Bu, Cengelilerin Gilan’daki İngilizleri yiyecek stoklamakla suçlayan bir bildirisiyle de doğrulandı.[21]

“Yeni Dost” Almanya’nın Propagandası

Böylece, ülke acı çekerken, yurtlarını Rus ayısının ve İngiliz aslanının pençelerinde çaresiz bir kuzu olarak gören İranlı “milliyetçiler”, destek için düşmanlarının Avrupalı düşmanlarına ve tarafsız güçlere yöneldiler. Nitekim, Kalküta’da çıkan Farsça gazete Hablü’l-Metin, Mayıs 1914 gibi erken bir tarihte şunları dile getirmekteydi:

Almanya ve İran, karşılıklı fayda için bir anlaşmaya varabilir. Böylesi bir adım, başkalarının haklarının ihlali olarak görülemez. [...] Almanya, İran’ın refahıyla yakından ilgilenmelidir.”[22]

Amerika’nın ülkeye yönelik kayıtsızlığı üzerinden Shuster hızla görevden alındı. Böylelikle sadece Almanya ve müttefiklerinin geçebileceği bir kapı aralandı. Bu nedenle, birçok İranlı giderek yüzünü Berlin’e çeviriyordu. Emperyalist güçler arasındaki rekabette Batı Asya’nın sunabileceği imkânların farkında olan Almanya, İran’ın çaresizliğinden yararlanmaya çalıştı.[23] Almanların 1916’da yaptıkları bir araştırma, İran’daki Rus ve İngiliz egemenliğini, ülkenin ekonomik potansiyelini ve daha fazla inşa edilecek demiryolunun Almanların çıkarlarına hizmet edeceği ile ilgili değerlendirmeyi ele alıyordu. Çalışma, “Almanya ile ittifak halinde olan güçlü ve bağımsız bir Pers İmparatorluğu”nun şu türden faydalar sunacağını tespit ediyordu:

1. İran’da Alman satıcıların pazar bulması;

2. Hindistan’a giden ana yola erişme imkânı;

3. Afganistan ile ticaret;

4. Orta Asya ile ticaret;

5. Bağdat Demiryolu ve Mezopotamya’da Almanya’nın çıkarına olan altyapının güvenliğinin sağlanması;

6. Gelecekte bir telgraf ağının kurulması.[24]

Neticede Alman propagandası, Hindistan ile Akdeniz arasındaki bölgenin başka herhangi bir yerinden daha çok İran’da elverişli bir zemin buldu.[25] Almanya ile işbirliği o kadar yaygındı ki, İngilizler, daha sonra şunları söylediler:

“Almanya’yı destekleyen tüm İranlıların açgözlülüğün etkisi altında olduklarını düşünmek bir hatadır. Onunla birlikte hareket eden eski Demokrat Parti’nin birçok üyesi[26], ne kadar yanlış yönlendirilmiş olsalar da, İran için tek umudun Rus gücünün yok edilmesinde yattığına şüphesiz inanıyorlardı ve aslında Alman yanlısı olmaktan çok Rus karşıtıydılar.”[27]

Cesurca tasarlanmış ve altınla desteklenmiş yetenekli Alman propagandası, Almanya’yı İslam’ın dostu ve koruyucusu olarak tanıttı. Bu propaganda, İran’ın ilan ettiği tarafsızlığa rağmen, Rusların kuzeybatı İran’ı işgal etmesi nedeniyle daha da başarılı oldu.

Gelen haberlere göre Kirman’daki Alman konsolosu cami minberinden İslami vaazlar veriyordu.[28] Elçi von Reuss, İranlılara Kayzer Wilhelm’in İran’daki koşullardan endişe duyduğunu[29], İslam’a tüm gücüyle yardım edeceğini söyledi.[30] Kirman’da faal olan İran "ulusal hükümeti”nin lideri Şah Nizam Sultani Mafi, yardımları için ona teşekkür etti.[31] Bu propaganda o kadar etkiliydi ki, mollalar, camilerde Almanya savaşta zafere ulaşsın diye dua ettiler, hatta Kayzer’in Müslüman olduğu tezviratını yaydılar. Alman elçileri, yeni Müslüman olmuş gibi dini törenlere katıldılar.[32]

Ocak 1915’te (Almanya ile ilişkili olan) Türkler İran’a girdiler ve Rusları kovdular. Türkiye’nin İran ile İslam üzerinden sahip olduğu bağı yetkin bir biçimde istismar eden Türk-Alman propagandası[33], Müslümanların ortak bir düşmana karşı birleşmesini bir “görev” olarak nitelendirdi.[34] Bir ABD raporuna göre, Almanlar “sık sık toplanan ve mümkün olduğunca çok taraftarı Merkezi Güçler’in safına çekmek amacıyla İran’ın her yerine mektuplar yazan çok sayıda komite üzerinden çalışma yürütüyorlardı. Propaganda materyali, Merkezi Güçler’in elçilikleri ve fonları üzerinden sağlanıyordu.”[35] Osmanlı şeyhülislamı, her Müslümanın İtilaf devletlerine karşı gerçekleştirilen cihada iştirak etmesi gerektiğini söyleyen bir fetva yayınladı. Aynı şekilde Necef ve Kerbela’daki Şii ulema da bunu istiyordu.[36] Gazeteler, Türk-Alman ortaklığına destek oldular. İran’ın batısındaki Hamedan’da çıkan İttihad gazetesi, imparatorun konuşmaları da dâhil olmak üzere,, tüm Alman ve Türk propaganda bildirilerini yayınladı.[37]

Şubat 1916’ya gelindiğinde, Ruslar, geri dönmüşlerdi ve güneye doğru ilerliyorlardı. Güney ve güneydoğuda İngilizler, kontrolleri altındaki alanları genişlettiler. Kısacası, tarafsızlığına rağmen İran, Avrupa savaşında bir piyondan başka bir şey değildi. Tarımsal ürünlerinin ele geçirilmesinden ve bunun sonucunda ortaya çıkan kıtlıktan muzdaripti.[38] Bu dayanılmaz koşullar, İran’ı özgürleştirmek için başlatılan üç hareket içinde en önemlisinin önünü açtı.[39] Lideri, hareketin kendisi gibi "ormanlı” anlamına gelen “Cengeli” kelimesiyle birlikte anılan Mirza Küçük Han’dı.

Lider: Mirza Küçük Han

Üçüncü Bölüm’de de dile getirildiği biçimiyle, encümenler, meclisler, hatta Avrupa tipi partiler gibi kolektif eylem girişimleri başarısız olduğundan, İranlılar, karizmatik bir lideri memnuniyetle karşıladılar. 1880-1981 yıllarında Reşt'in Üstad Sara bölgesinde doğan Cengeli Hareketi’nin gelecekte başına geçecek olan Mirza Küçük lakabıyla anılıyordu. Babası Mirza Bozorg, şehrin vergi idarecisi, zengin Mirza Abdülvahab Mustafi’nin ofisinde kâtip olarak çalışıyordu.[40] Dört oğuldan biri olan Küçük, on dört veya on beş yaşına kadar geleneksel bir din okulunda eğitim gördü, ardından ilahiyat çalışmalarına başladı. Yirmi bir yaşına kadar Reşt’teki Hacı Hasan Medresesi’ne devam etti ayrıca rivayete göre Tahran’daki Mahmudiye Medresesi’nde ileri düzey dersler aldı.

Gençliğinde bile etkileyici bir figür olan Küçük, uzun boylu, yapılı, parlak mavi gözlü[41], gülümserken bile “demir gibi bir iradeyi ifade eden çelik gibi bir yüze” sahip bir isimdi. Uzun, güçlü kolları ve elleri vardı.[42] İngilizlerin düşmanlıkla kaleme aldıkları, hayat hikâyesine dair bir notta, Küçük, “değişken ve şüpheci”, ancak “dürüst ve sadık”, “karaktersiz bir Cromwell, kararsız bir Danton” olarak tasvir ediliyordu. “Vatanseverlik denilen ilkenin ötesine geçen dini bağnazlığı ve batıl inanç sevgisi” üzerinden eleştiriliyordu.[43] Genellikle nezaketi ve aydınlanmış ama bağnaz çileciliğiyle tanınıyordu.

Söylendiğine göre Küçük Han, belirli bir cazibeye veya “manyetik çekim”e sahipti.[44] Önemli rakiplerinden biri olan komünist lider Cevadzade Pişevari, onu dindar, “vakarlı”, “keskin ve etkileyici” gözlere sahip olarak tanımlıyordu.[45] Dost ve düşman, onda ateşli bir vatansever, idealist bir adalet savunucusu, dürüst ama mütevazı, kişisel kazanç veya şöhretle ilgilenmeyen birini görüyorlardı. Tahran’daki Fransız askeri ataşesine göre, Küçük Han, “yumuşak, ikna edici bir ses”e sahipti. Köylülerce sevilen biriydi. Onların gözünde bir "kurtarıcı”, “havarilere benzer” bir figürdü.[46] Vatanseverliği, dürüstlüğü ve adalet sevgisi, Reşt’teki Amerikalı Presbiteryen misyonerinin de kaydettiği hasletlerdi.[47]

Münzevi bir hayat süren Küçük Han, sadece gerektiğinde konuşan biriydi. Sadık, hoşgörülü, sakin ve metanetli olarak tanımlanırdı. İntikamdan nefret eden Küçük Han, düşmanlarına bile nazik davrandı, onları cezalandırmak yerine kendilerine tavsiye vermeye meyilliydi, hatta öyle ki bazıları, onun “devrimci bir lider için gerekli cesaret”ten yoksun olduğunu düşünüyorlardı.[48] Gene de ona “İslam’ın Serdarı” (komutanı) veya “Gilan Şahı” deniyordu.[49]

Alkol ve tütünden uzak dururdu. Sekreteri Fahrai’ye göre[50], o kadar çekingendi ki, kırk bir yaşında ölümünden bir veya iki yıl öncesine kadar evlenmedi bile. Arap ve İslam teolojisinin yanı sıra, Fars klasik şiirine de oldukça hâkimdi. Şiirlerin çoğunu ezbere biliyordu. Firdevsi’nin Şahname’sini çok severdi. İttihad-ı İslam Yüksek Konseyi üyesi iken gerçek adını kullanırken, Merkez Komitesi üyesi olduğunda, Pers İmparatorluğu yabancı bir gasıpın boyunduruğundan kurtarıldıktan sonra tahtın kendisine iade edildiği efsanevi eski kral Feridun’un adını kullandı.[51]

Rivayete göre şiire yeteneği vardı. Önemli bir özelliği de kehanete olan “tuhaf inancı”ydı. Sekreterine göre, Mirza Küçük şüpheye düştüğünde her zaman bu temelde kararlar alırdı ki bu da bazı meslektaşlarını düşmanlığa varacak kadar rahatsız ederdi.[52] “Önemli girişimlerin ilahi iradeyle desteklenmedikçe başarılı olamayacağına inanan Küçük Han, “Sonucu belirsiz olan işlerde Allah’a danışmanın [kehanette bulunmanın] kimseye zararı olmaz. En küçük faydası, yapılan şeyden pişman olmamaktır”[53] diyordu.

Marçenko, hayatının başlarında Avrupa baskısını temsil eden her şeyden nefret etmeyi öğrendiğini söylüyor.[54] İlk politik deneyimi konusunda pek bir şey bilinmese de Şah’ın Avrupa güçlerinden borç para ile yaptığı Avrupa gezilerine karşı eylemlerin gerçekleştirildiği Tahran’da bu tepkileri paylaştığını düşünebiliriz. Reşt’e döndüğünde, genç teoloji öğrencileri arasında faaliyet yürüten Küçük Han, teoloji öğrencileri konseyi olan Encüman-i Tullab’ı örgütlemeye çalışan isimlerden biriydi. Söylenene göre kendisi, bu yeni ortaya çıkan demokratik kurumları korumak için yoldaşlarını silahlandıran ilk anayasacılardandı. Ayrıca Küçük Han, Üçüncü Bölüm’de bahsini ettiğimiz Leşt-i Nişa köylülerinin savunmasına da katıldı.

Haziran 1908 darbesinden sonra, birçokları gibi o da tuhaf bir biçimde Çar konsolosunca kontrol edilen gericilerin öfkesinden kaçıp Kafkasya’ya sığındı. Sürgün sırasında parasız kalan Marçenko, bir arkadaşından destek gördü. Zengin ve Fransa’da eğitim görmüş bir isim olan Mirza Hüseyin Han Kasmai, Settar Komitesi liderleri ve Kafkas devrimcilerinin Muhammed Ali Şah’a karşı silahlı darbe planlarını tamamlamaları ardından, Mirza Küçük ve yoldaşları Gilan’a döndüler. Hayatları tehlikede olan Mirza Küçük ve yaklaşık 150 mücahit ve anayasacı, Reşt’teki Türk konsolosluğuna sığındılar. Bunun üzerine bina, hükümet birliklerince kuşatıldı, yirmi gün boyunca abluka altında tutuldu. Sonunda, Mirza Küçük ve yoldaşlarına güvenli geçiş garantisi veren bir anlaşma neticesinde serbest bırakıldılar.

Mirza Küçük, Serdar Muhyi komutasındaki ve Sipahsâlâr’ın emrindeki mücahitlere katıldı ve Tahran’a doğru yürüyüşe geçti. (Kazvin’i ele geçirmek için verilen savaşta yer almasına rağmen, Tahran’a kadar devam edip etmediği bilinmiyor.)[55] Anayasacılığa bağlılığını muhafaza eden Mirza Küçük, 1910 yazında, Türkmen ordularıyla tahtı yeniden ele geçirmeye çalışan Muhammed Ali Şah’a karşı savaştı. Kolundan ve göğsünden yaralanan Mirza Küçük, Rus konsolosluğuna götürüldü ve Muhammed Ali Şah tarafından tedavi için Kafkasya’ya davet edildi. (Bu davetin ardında muhtemelen yeminli düşmanlarından biri olan Mirza Küçük’ten kurtulma planı vardı.) Görünüşe göre Bakû’ye giderken Hazar Denizi’nde boğulacaktı, ancak vapur kaptanının merhametiyle kurtarıldı.

Gilan’a döndükten sonra Mirza Küçük Tahran’a geçti. Rusya’nın Aralık 1911’deki ültimatomu nedeniyle şehirde kalacağı süre uzadı, ardından memleketine giriş yasağı getirildi. Çalışamadığı için yoksulluk içinde yaşadı. Daha sonraki yıllarda, parası olmadığı için kendisini rahatsız eden bir dilenciyi yanlışlıkla öldürdü. Mirza sonunda patlamış, dilenciye vurmuş, dilenci de oracıkta ölmüştü. Dehşete kapılan Mirza Küçük Han, doğrudan Tahran emniyet müdürü ve 1909’da görev yaptığı Settar Komitesi’nin komutanı Yefrem Han’ın yanına gidip teslim oldu. Daha sonra dilencinin akrabalarının rıza göstermesi üzerine serbest bırakıldı.[56]

Tahran’daki uzun kalışı sırasında Mirza Küçük bolca tefekkür etti. Mücadelenin bir sonraki aşamasına hazırlandı. Temasta olduğu muhtelif anayasacı unsurlarla geleceğe yönelik olası planları görüştü.

Birinci Aşama: Cengeli Hareketinin Doğuşu

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde ve İran toprakları savaşan güçlerce işgal edildiğinde, Mirza Küçük Han, halkı yabancı saldırganlara ve işbirlikçilerine karşı seferber etmek için savaşın sunduğu altın fırsatı değerlendirmeye hazır olan az sayıdaki kişiden biriydi. İran’da faal İttihad-ı İslam (İslami İttifak) üyeleri ve sempatizanlarıyla istişare ettikten sonra, ulusal bir harekete öncülük edeceği beklentisiyle, Hazar bölgesinin yoğun ormanlarında gerilla operasyonları başlatmaya karar verdi.

1909’da Kazvin’in ele geçirilmesi sırasında yanında olan deneyimli bir Mücahit olan Mirza Ali Han Div Sâlâr (Sâlâr Fatih; Ek Bölüm’e bakınız) ile birlikte gizlice Tahran’dan Mazenderan’a gitti. Muhtemelen operasyonları Mazenderan’da başlatmayı hesap etmişlerdi. Ancak Mirza, Gilan’dan seferi başlatmasına yardımcı olması için Lahican’a gitti, ardından Doktor Haşmet ile küçük bir çiftçi ve ipek tüccarı olan Hacı Ahmed Kasmai ile görüştü. (Bazı iddiaların aksine, İhsanullah Han’ın bu planlarla bir ilişkisi yoktu.)[58]

Küçük Han’ın silah edinme yönündeki ilk girişimleri, on dört tüfek ve bazı mermiler temin etmekle neticelendi. Böylelikle arkadaşlarıyla birlikte savaşı başlatmasından yaklaşık bir ay sonra, Eylül 1914’te Gilan’daki Rus askerlerine karşı operasyonlara başlama imkânı buldu.[59] Bölgede Rus birlikleriyle savaşan gizemli bir özgürlükçü grubun varlığı haberi hızla yayıldı ve Rus baskısından zaten bıkmış olan halk arasında efsanelere ilham verdi. Cengelilerin artan popülaritesi, hayati önem taşıyan yiyecek, barınak ve mühimmat elde etmelerine yardımcı oldu.[60] Silahların ve diğer malzemelerin büyük kısmı, Cengelilere katılan İran ordusundan firar eden subaylarca toplandı. Örneğin, polis raporları, Mart 1917’ye dek Reşt’teki sempatizan zanaatkârların yasadışı silah alımıyla suçlandığını ve Cengeliler ile işbirliği yaptıklarını itiraf etmeye zorlandıklarını göstermektedir.[61]

Cengeliler, silahlarını Osmanlılardan, Gilan’daki Rus işgal birliklerine karşı düzenlenen gerilla saldırılarından ve Mencil bölgesinde nüfuzlu bir adam olan Hasan Han Şani’nin cesur ve güzel karısı Bulur Hanım’dan temin ettiler. Kadın, savaşçılarını İngilizlere karşı çatışmalara götürdü ve silahlarını ele geçirip Küçük Han’a verdi.[62] Buna, kendi ülkelerindeki Şubat devriminden sonra Gilan’daki Rus askerlerinden yasadışı yollardan alınan silah da eklendi.[63] Para kaynağı, doğalında destekçilerin bağışlarıydı, ancak hareket güçlendikçe Cengeliler, güçlü toprak sahiplerinden “vergi” toplamaya başladılar.[64]

Ruslar, Cengelilerin artan popülaritesi ve sempatizanların tutuklanması nedeniyle, sonunda örgüt üyelerinin ve liderlerinin kimliğini belirlediler. Ayrıca, Küçük Han’ın ilk baskınlardan sonra kendisiyle işbirliği kuruyor zannedip temas kurduğu muhafazakâr bir toprak sahibi de bilgi sağlıyordu.[65] Böylece Rus yetkilileri ve müttefiklerinin baskısı yoğunlaştı. 22 Ağustos 1915 tarihli, Reşt’teki Rus konsolosu Lisenko’nun İran kargüzârına (eyaletteki Dışişleri Bakanlığı temsilcisine) yazdığı bir mektupta, Tavaleş’in “isyancı” halkını bastırma, mühimmat temin eden ve eyaletteki sayılarını artıran, Küçük Han liderliğindeki örgütü ezme ihtiyacından bahsediliyordu.[66]

1914 sonbaharı ile 1915 yazı arasında, Reşt’teki Rus konsolosunun himayesinde, gerici genel vali Cengelilere iki kez operasyon düzenledi. Abdürrezzak Şafti önderliğindeki ilk grup, Tulem’de yaklaşık yirmi Cengeli savaşçısının elinde aşağılayıcı bir yenilgiye uğradı. Talış’ın gerici aşiret lideri Serdar Muktedir komutasındaki ikinci grup da Fumen ve Kasgar’da kolayca alt edildi.[67] Bu iki başarı, Cengelilerin itibarını artırmakla kalmadı, aynı zamanda onlara silah, mühimmat ve yük hayvanları konusunda da fayda sağladı. Gerilla taktikleri, yerellikteki köylülerden ve kasaba halkından vakitli gelen bilgilere dayanıyordu. Hükümet birliklerinin hareketlerinden haberdar olmalarını ve sürpriz saldırılar düzenlemelerini sağlayan bir bilgi ağı, başarıları için hayati önem taşıyordu.

Mayıs ve Ağustos 1915’te Enzeli limanına yeni Rus birliklerinin gelmesinin ardından, Kazaklar, Cengelilere karşı 500 kişilik ağır silahlı bir kuvvetle büyük bir sefer düzenlediler.[69] Maklavan’da pusuya düşürüldüler. Küçük Han liderliğindeki altmış bir Cengeli kuvveti tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldılar, sadece kırk beş Kazak hayatta kalabildi.[70] Yenilgi haberi Gilanlıları sevindirirken, Rus yetkililerini öfkelendirdi.

Bu arada, merkezdeki politik gelişmeler, Başbakan Mustafi’yi istifanın eşiğine getirmişti. Hatırlayacağımız üzere, Mustafi’nin kabinesinin ilan ettiği tarafsızlığa rağmen, büyük ölçüde İtilaf karşıtı olan üçüncü Meclis milletvekillerinin büyük bir kısmı, Ahmed Şah’ın başkenti İsfahan’a taşıması için Almanya ile bir tür gizli anlaşma yapmasını istiyordu.[71] Ancak Ruslardan ve İngilizlerden gelen tehditlerin ardından Mustafi kabinesi, bu teklifi reddetti. Alman yanlısı unsurlar, Kum’a gittiler, Ruslar karşısında güçlerinin maruz kaldığı yenilginin ardından, Alman bakan Prens von Reuss’un yardımıyla “ulusal hükümet”i kuracakları Kirmanşah’a geçtiler. Alman parasıyla finanse edilen bu hükümette yer alanlar arasında Müderris, S. Mirza İskenderi, S. Tabatabai ve Nizam Sultani Mafi gibi isimler yer alıyordu.[72]

1915 sonbaharında Cengeliler karşısında yaşadıkları aşağılayıcı yenilgiden sonra, Rus yetkililer, Tahran hükümetine isyancılara karşı harekete geçmesi için baskı yaptı. Vasakuni, Cengelileri yenemeyeceklerini anlayan Rusların, onları iltifatlarla kazanmaya çalıştıklarını, ancak bu da başarısız olunca ikinci bir cezalandırma seferi düzenlediklerini bildiriyor.[73]

Mesule bölgesinde birleşmeyi amaçlayan iki yönlü bir operasyonda, Cengeliler, Hazar kıyısından gelen ağır silahlı Rus birlikleri ile Azerbaycan’dan kuzeye doğru ilerleyen Albay Mamanov komutasındaki kuvvetlerin saldırısına uğradı. Dondurucu kış soğuğunda yaşanan ilk muharebede bazı kayıplar verdikten sonra Cengeliler dağıldı. İki ay sonra Fumenat bölgesinde yeniden bir araya geldiler.

Ruslar, çok sayıda ölü ve yaralının yanı sıra 600 adamını da “yaralanmamış esir” olarak kaybetti.[74] Cengeliler Gilan’da yeniden itibar kazandılar, ünleri ülke geneline yayıldı.[75] Rus konsolosunun Küçük Han’ı öldürtme girişimi başarısız oldu.[76] Cengelilerle işbirliği yaptığından şüphelenilen kişilere ait birkaç ev Rus askerlerince yağmalandı, Reşt’teki 160 ev yakıldı ve Sefdar’ın evi Rus askerlerince tarafından işgal edildi.[77]

Siyaset sahnesinde liberal Başbakan Mustafi, biraz aşırı uçta olsalar bile, sempati duyduğu güçlere baskı uygulamak istemiyordu. Mirza’nın teğmenlerinden Dr. Haşmet, Mustafi’ye Cengelilerin vatansever niyetleri konusunda güvence vermişti. Mustafi, isyancılara yazdığı bir mektupta, İran’ın tarafsızlığına saygı duyulmasının ve Türklerin İran’dan uzak tutulmasının önemini vurguladı. Eyaletin başına Yeni bir vali atadığını belirten Mustafi, kendisinden Cengelilerle dostane bir anlaşmaya varmasını istedi.

Dr. Haşmet, başbakanın mektubuna, İran’ın merkezi hükümetinin güçlendirilmesinden önce bazı önlemlerin alınması gerektiğini saygılı bir şekilde hatırlatarak cevap verdi. Mustafi’ye:

1. jandarmayı ve diğer güvenlik güçlerini güçlendirmesi;

2. ülkesinin özgürlük yanlısı güçlerine güvenmesi;

3. eğitim sahasını genişletmesi, vatansever aileleri ve aşiretleri koruması;

4. hükümet ve mahkemeden çıkar çevrelerini uzaklaştırması;

5. dürüst valilere ve taşra halklarına saygı duyması;

6. tüccarların siyasete karışmasını yasaklaması; ve

7. reform için fon toplaması çağrısında bulundu. Dr. Haşmet’in çıkarımına göre, İranlılar, kendilerini ıslah edip yeniden eğitene dek yabancı güçlerin nüfuzu ortadan kalkmazdı.[78]

Bu arada, Gilan’a atanan yeni vali Haşmet Devlet, hemen Cengelilerle barış görüşmelerine başladı.[79] Cengelilere saldırması emredilmiş olmasına rağmen, Reşt’teki İngiliz konsolosuna Şah yanlısı güçlere güvenmediğini, bunun yerine, “Küçük Han ile arkadaşları arasına nifak tohumları ekmeyi” amaçladığını söyledi. İngiliz diplomat, Mustafi’nin askeri seferinin sonuçsuz kaldığını düşünüyordu.[80] Nitekim diplomat, yeni valinin Cengelilerle işbirliği yaptığından ve onlara silah edinmelerine yardım ettiğinden şüpheleniyordu ediyordu. (Bir raporda, yeni valinin Cengelilere “saldırmak yerine” çatışmayı barışçıl bir şekilde çözmeye çalışmasının sebebinin anlaşılmadığını söylüyordu.)[81]

Mustafi kabinesi Cengelilere sempati duymasına rağmen, onun onlara karşı askeri bir sefer düzenlemesinin nedeni, muhtemelen Rus baskısı yanında, bu eylemi “Rus askerlerinin önceden Messule seferinde işlediği vahşetlerin tekrarlanmasına mani olmak için gerçekleştirmişti. Bu sefer sırasında sekiz yaşındaki kız çocukları bile öldürülmüş, bir dizi ahlaksız askerin şehvetine boyun eğmek zorunda kalmışlardı.[82] Mustafi’nin zorla istifa ettirilmesi ve yerine Sipahdar Reşti’nin getirilmesinin ardından, Gilan valiliği koltuğuna çok sert bir isim olan Asef Devlet oturdu.[83]

Mustafi’nin ayrılmasının ardından, “müzikli sandalye” oyunu oynayan başbakanlar (Fermanfarma ve Sipahsâlâr gibi büyük toprak sahipleri), Cengelilere karşı seferler düzenlenmesini sağlamak adına muhtelif adımlar attılar. Tahran hükümeti, hiçbir önlem almazlarsa, Rusların ülkenin geri kalanını işgal etme ihtimalinden korkuyordu. Ancak, isyancıları ortadan kaldırma isteğine rağmen, Sipahsâlâr, tıpkı Ahmed Şah’ın halktan gelen telgraf bombardımanına maruz kalması gibi, Cengelileri savunanların baskısına maruz kaldı. Böylece Mustafi’nin başlattığı müzakereler sürdürüldü. Dr. Haşmet, Cengelilerden oluşan bir heyete başkanlık etti. İki zengin Gilanlı din adamının da eşlik ettiği heyet, askeri çatışmaları durdurmak ve liderlerinin güvenliğini garanti altına almak için valiyle sözlü bir anlaşmaya vardı.[84] Anlaşma imza edilir edilmez, Cengeliler ve Rus askerleri arasında yaşanan, sebebi bilinmeyen bir çatışma sebebiyle bozuldu.[85] Böylece çatışmalar yeniden başladı.

İran’da İngiliz ve Rus karşıtı duyguları yoğunlaştıran önemli bir olay, Sipahsâlâr’ın kabinesi gözetiminde Rusların ve İngilizlerin İran maliyesini denetlemesine ve kendi himayelerinde kuzeyde ve güneyde iki “ulusal” güç teşkil etmelerine izin veren Karma Komisyon’un kurulmasıydı.[86] Rus gazetesi Novoye Vremya [“Yeni Zaman”], 12 Ağustos 1916’da bu yeni “Sözleşme”nin, 1907 İngiliz-Rus Sözleşmesi”nin “kadük metni”ni değiştirmek ve bu iki gücün itibarının Alman-Türk propagandası eliyle zayıflatılması nedeniyle “akıllıca uygulamak” için olduğunu yazdı.[87] Böylesi bir ulusal gücün yolunu açmak adına Rusların Cengeli Hareketi’nin kalıntıları”nı sonsuza dek ortadan kaldırmaları gerekiyordu.

Romanovların yıkılışı sonrası Cengelileri ezmek için yapılan son Rus girişimi Kasım 1916’da gerçekleşti. Asalem’de bir güç oluşturmayı vaat eden Rus Konsolosu Bloom ile gerici bir savaş ağası olan Aşca Devlet arasında bir anlaşmaya varılmıştı. Bloom’un talimatları doğrultusunda, Reşt emniyet müdürü Müfekkir Mülk, “görünüşte aynı amaçla kasabanın ayak takımını toplamaya başladı, ama aslında amacı, Fumen bölgesindeki köyleri yağmalayarak zenginleşmekti.”[88] Reşt’te toplanan ve yerel “gerilla birlikleri” olarak adlandırılan adamlar, Müfekkir’in “Reşt’in zengin İranlılarının çoğundan para gasp etmesi” için bir bahane haline geldi.[89]

Seferlerinden haberdar olan Mirza Küçük, Müfekkir’e, Rus işgalcilerin çıkarları doğrultusunda İranlıların kanını dökmemesini, Rusların Cengelilere karşı kendi Kazaklarını göndermelerini rica eden bir mektup kaleme aldı. Haberciyi dövdükten sonra Müfekkir sefere gene de devam etti. 18 Kasım’da 250 kişilik birlik teslim olmaya zorlandı. Emniyet müdürü ile en yakın yardımcıları esir düştü. Kudretli müdür, merhamet dilemek için Küçük Han’ın ayaklarına kapandı. Mirza’nın itirazlarına rağmen, aristokrat esirler intikamcı Cengeli savaşçılarınca “parçalara ayrıldı”. Öfkelenen Küçük Han, kalan tüm esirleri serbest bıraktı.[90] Arkadaşlarına, hainlerden onlardan daha az nefret etmediğini, ancak onların “uşak değil devrimci olduklarını” söyledi. Bundan böyle harekete muhalif olanların silahı alınıp serbest bırakılacaktı.[91] İngiliz konsolosu, Müfekkir’in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirirken, “Onun yaşadığı ve yeteneklerini denetimsiz bir şekilde kullandığı sürece özgürce nefes alamayan buradaki Perslerin hayatından bir bulutu kaldırdığını ve “zulmünün birçoğunun Reşt’teki evlerini terk etmesine neden olduğunu” dile getirdi.[92]

İkinci Aşama: Rus Devrimi ve Cengelilerin Yeni Şansları

Cengelilerin elde ettikleri başarılarının yarattığı bu yeni iyimserlik ve coşku ortamında, Rusya’da gerçekleşen Şubat devrimi, İran’daki halkın coşkusunu ve umudunu daha da artırdı. İranlılar, genel olarak, ortadan kaldırılmış olan Çarlık Rusyası’ndaki rejimi zalim, acımasız ve yayılmacı olarak görüyorlardı. Aynı rejim, İranlıların kendilerine ait olduğunu bildikleri birçok bölgeyi ele geçirmişti. Aynı zamanda anayasacı hareketi ezmiş, reformları tereddütsüz engellemiş, gerici partiye destek olmuştu.[93] Halkın coşkusunun düzeyini, Mustafi Memalik önderliğindeki bir grup eski İranlı “liberal” milletvekilinin “Büyük Duma”ya gönderdiği telgraftan anlamak mümkün:

“Büyük Rus halkı, çocuklarının fedakârlığı ve temsilcilerinin asla unutulmayacak cesaretiyle büyük özgürlük davası lehine ezici bir zafer kazandığında, Tahran’daki eski milletvekilleri, Büyük Meclis’e, yalnızca hakikatin savunucuları arasında bulunan metanetli direnişe duydukları hayranlığı ve saygıyı ifade etmekten büyük memnuniyet duyarlar.”

Kuzey’deki zalimin boyunduruğundan kurtulmak umuduyla coşa gelen İran’ın “liberal” liderleri şunları söylediler:

“Böylesine zinde ve capcanlı ellerle Doğu ile Batı arasına ekilen ışık, dünyanın aydınlanmasını sağlayacak büyük ışıktır, karanlığın son kalıntılarını dağıtarak, aynı ilkelerle hareket eden halkların kardeşlik sevgisi içinde birbirlerini tanımalarına imkân sağlayacaktır. Yaşasın özgürlükçü Rusya!”[94]

Duma Başkanı Rodzienko verdiği cevapt, “bizimle birlikte zafer kazanan büyük ilkelerin, dünyayı barışçıl bir şekilde fethetmekte gecikmeyeceğine, tüm halkları samimi kardeşlik bağlarıyla birleştireceğine, çıkarları ve özlemleri düzene kavuşturmanın kaba kuvvetten daha iyi yolunu bileceğine olan inancı”nı paylaştığını dile getirdi.[95] Aynı zamanda, İran’da konuşlanmış Çarlık güçlerindeki radikal İranlılar ve devrimci Ruslar, orduların İran’dan çekilsin diye ajitasyon faaliyeti yürütmekle kalmadılar, aynı zamanda birbirleriyle kardeşleştiler.[96]

Kafkasya’da konuşlanmış Rus ordusu birlikleri de Çarlık rejiminin İran’da uygulamaya koyduğu sömürgeci politikaları mahkûm eden devrimci kararlar aldılar. Bunun bir örneği de 24 Nisan ile 16 Mayıs 1917 tarihleri arasında kabul edilen Kafkasya Askeri Bölgesi Merkez Sovyeti ile ilgili karardı. Eski Rus hükümetinin İran’ı köleleştirdiğini ve bu ülkede “özgürlük fikirlerinin yayılmasını engellediğini kabul eden karar, devrimi özgürlüğü tesis ettiği ve yayılmacı amaçları reddettiği için övdü. İran’ın egemenliğine saygı gösterilmesini isteyen karar, Kafkasya’daki askeri birliklerin İranlı ve Rus demokratlar arasında karşılıklı güvenin yeniden tesisi için çalışmaya hazır olduğunu ilan etti. Ayrıca, İran’daki Rus askerlerini İranlılara karşı “makul ve iyi niyetli davranışlar” sergilemeye çağırdı. Diğer maddeler ise Rusya ve İran’ın iki “özgür ulus”u arasında uyum ve işbirliğini teşvik etmeyi amaçlıyordu.[97]

Görünüşe göre bu girişimle bağlantılı olarak, Çarlık subayları, Küçük Han’ı Reşt’e taşınmaya ikna etme çalıştılar. Reşt’teki Rus Komitesi, bu amaç doğrultusunda, Prens Jarjadze’yi, kuzey İran’da konuşlanmış olan Rus kuvvetlerinde görevli Gürcü bir subayı, Hacı Rüstem’i, Aliş Bey’i ve iki Kazak’ı Fumen’e gönderdi. Cengeli lideri, Meclis’in açılmasından sonra teslim olacağını kamuoyuna açıkladı. Bu karar kendisine ait değildi. Muhtemelen Tahran’daki önde gelen Demokratlar içerisinden “kimi önemli isimler”ce oraya gönderildiğini söyledi. Reşt’e dönüşü, İngiliz ve Rus konsoloslarının bir güvenlik belgesi[98], bir amân ile güvence vermesine bağlıydı. Zira Cengelilerin karşısında hâlâ kendisinden üstün bir düşman gücü vardı. Görüşmenin ardından komite delegeleri, “Küçük Han’ı en abartılı ifadelerle methettiler” ve kendisinin Gilan genel valisi olması gerektiğini dile getirdiler.[99]

Ne var ki Cengelilerdeki isteksizlik çok uzun sürmedi. Haziran 1917'ye gelindiğinde Reşt’te iyiden iyiye yerleşmişlerdi. Ağustos ayına gelindiğinde ise İngiliz konsolosu, onları “Gilan'ın efendileri” olarak görüyordu. Bu noktada Genel Vali Müfekkir Devlet, onlarla sürekli istişare halindeydi ve “onların emirlerini bilfiil yerine getiriyordu.”[100]

Neticede genel hava, aniden o kadar köklü bir biçimde değişmişti ki, Tahran’daki Alman maslahatgüzarı, Haziran 1917’de, artık nefret edilmeyen Rusya’nın, İran’ın dostu olarak Almanya’nın yerini alması sebebiyle, “milliyetçiler”le ilişkilerini sürdürmeye dair umutlarının tümüyle suya düştüğünü bildiriyordu.[101] Aynı coşkuyla hareket eden Mirza Küçük Han, Kerenski hükümetinden birliklerini İran’dan çekmesini ve çarların İran’a dayattıkları tüm tavizleri yürürlükten kaldırmasını talep etti. Karşılığında, İran’daki Rus askerlerine yönelik tacizlere son vereceğini söyledi.[102] Ancak sözlerin yerini eylemler almalıydı. İran halkının, diğer tüm milletlerden daha çok, yeni Rusya ile iyi komşuluk ilişkileri kurmayı arzuladığını söyleyen, “Rusya’nın cesur gençlerinin tamamen onurlu bir devrimle zalimden intikam almasından” duydukları sevinci dile getiren Cengeliler, ezilen İran ulusunun artık “özgürlük havasını soluyabileceğini” umuyorlardı.[103] Cengelilerin çıkardığı yeni gazetede çıkan “Kısır Döngü” başlıklı bir makalede, İran halkının kaderine ilişkin şikâyet şu şekilde dile getiriliyordu:

“İngiliz-Rus güçleri, Osmanlı güçleri geri çekilmedikçe İran’ı terk etmiyor. Osmanlılar da Rus-İngiliz güçlerini kovmak için geldiklerini, ancak rakipleri ayrıldıktan sonra gideceklerini söylüyorlar! Herkes, İran’ı rahat bırakmalı!”[104]

Hatta İngiliz hayranı Başbakan Vusuk Devlet bile Kerenski hükümetinin dışişleri bakanına “coşkulu tebrikler” içeren telgrafı göndererek, “yeni rejimin, devrilen hükümetin eksikliklerinden kaynaklanan anlaşmazlıklara dair fikri mümkün olduğunca ortadan kaldıracağına dair kesin inancını” ifade etti.[105] Ancak İranlılar, kısa süre sonra hayal kırıklığına uğradılar, çünkü yeni dışişleri bakanı, yeni politikanın eskisinden farklı olmayacağını açıkladı:

“Dış politika konusunda, Dışişleri Bakanlığı’ndan sorumlu olduğum Kabine, önceki rejimin üstlendiği taahhütleri gözlemleyecek ve Rusya’nın sözüne sadık kalacaktır. Dost ve müttefik diğer ülkelerle bizi birleştiren ilişkileri dikkatle geliştireceğiz ve bu ilişkilerin, büyük küçük tüm ulusların kendilerini geliştirmekte özgür olmalarına saygı duymakla ilgili demokratik ilkeyle hareket etmeye karar veren, Rusya’da kurulan yeni rejimde daha dostane hale geleceğinden eminiz. Böylece uluslar arasında daha iyi bir anlayışa katkıda bulunulacaktır.”[106]

Alışılagelmiş diplomatik “barbarlık”tan arındırılmış olan yeni “demokratik” hükümetin yeni açıklaması, aslında eski nüfuz alanlarının ve İran’a karşı alışılagelmiş zalimane tavırların devam edeceği, daha da önemlisi, Rus güçlerinin İran’dan çekilmeyeceği anlamına geliyordu.[107]

Bununla birlikte, Rus Çarlığının çöküşü yeni bir özgüven getirdi. Cengeliler, iki yıldan fazla süren sert gerilla savaşının ardından, çabalarının meyvelerini toplamaya hazırdılar. Böylece başlayan Cengeli Hareketi’nin ikinci aşaması, Gilan’da İttihad-ı İslam isimli politik yapının, merkezinde askeri bir örgütün bulunduğu gayri resmi bir hükümetin kurulmasına, hareketin ideolojisini ve programını kitlelere takdim eden Cengel gazetesinin çıkartılmasına tanıklık etti.

Cengelilerin mesajını Gilan dışında yaymak için bazı adımlar atıldı. 1916 yazında Küçük Han, köylüleri kendisine katılmaya teşvik etmek için Sipahdar’ın mülkü olan Süleyman Darab’a düzenli geziler gerçekleştirdi.[108] 27 Kasım 1916’da Gilan’da yaşayan bir grup Kürt, Küçük Han’a katıldı. Sipahdar’ın yirmi dört köyünün muhtarlarından her birinden 1000 toman bağışlamaları istendi.[109] Üç Cengeli temsilcisi, hareketi büyütmek için 2 Aralık 1917’de Kazvin’e gitti.[110] Aralık 1917’de, Zencan ve Kazvin’deki Cengeli sempatizanları, Rus askerleri ve İranlı Demokratlar arasında İngiliz karşıtı duyguları uyandırmak için çalışıyorlardı. Kazvin’deki Demokratlar bir toplantı düzenlediler ve orada, Kuzey İran’daki Rus birliklerinin görev sürelerini uzatmaya yardımcı oldukları gerekçesiyle İngilizleri ağır bir dille eleştirdiler.[111]

Tahran’da faaliyet yürüten Cengelilerin temsilcisi olduğu söylenen Şeyh Ahmed Sigari, Müşavir Memalik gibi siyasetçilerle temasa geçti.[112] Cengelilerin hızla ulaştıkları başarı, Kazvin ve Reşt’te darbe planladıkları söylentisine bile yol açtı.[113] Artan güçleri ve Emir Aşayer’in onlarla kurduğu geçici işbirliği, Cengelilerin “çok güçlendiğini” düşünen Yurt Beyi ile Halhallılar arasında bir bölünmeye bile yol açtı. Bu da emirin birkaç ay sonra valiliğinden vazgeçmesine ve Cengelilerle bağını koparmasına sebep oldu[114]

Bununla birlikte, Hamedan'daki demokratik unsurlar, civar köylerde sempatizanlar örgütlerken[115] Cengeli ajanları, mesajlarını iletmek üzere Batı Horasan'daki Şahrud, Semnan, Bustan ve Damğan’a gönderildi.[116] Cengelilerin Günbedkavus’a baskın düzenledikleri, hareketlerinin Doğu İran’da “ciddi boyutlara ulaştığı” söyleniyordu.[117] Son olarak, Ocak 1918’de, Cengeli nüfuzunun kesintisiz yayıldığını gören, Sipahsâlâr gibi büyük toprak sahiplerinin bile onlarla anlaşma yaptığını tespit eden İngiliz askeri ataşesi, süreç karşısında epey endişelendi.[118]

Sonuç

1. Cengeli Hareketi’nin bu ilk aşaması, tek bir adamın kendi inisiyatifiyle elde ettiği gücün, zamanla çaresiz İranlıların “karizmatik lidere yönelik açlıkları”[119] üzerinden, kısa sürede halk desteği kazandığını ortaya koyuyor.[120] Bu destek sayesinde Cengeliler, halktan önemli askeri istihbarat, yiyecek, barınak ve diğer türden konularda yardım gördüler.

2. Hareket, Demokratlar ve “İttihat-Terakki" örgütü gibi gruplar içinde yer alıp bölgede etkili kimi politik figürlerin desteğinden istifade etti, zaman zaman kendilerine sıcak bakan valilerin desteğini gördü.

3. Hareket, jandarmadaki bazı İranlı subayların önce sempatisini kazandı, ardından onlarla pratikte işbirliği kurma imkânı buldu.

4. Cengelilerin bu noktada epey muğlâk olan amaçları, salt yabancı zalimin işgaline yönelik pratik muhalefete ve ulusal bağımsızlık arzusuna indirgenmişti.

5. Mücadelenin mızrağı, neticede bu dönemde çoğunlukla Mustafi gibi ılımlı demokratların egemen oldukları Tahran hükümetine yöneltilmedi. Bu aşamada, savaşan güçlerin ve katkıların çoğu köylülerden gelirken, küçük ve orta ölçekli toprak sahipleri de dâhil olmak üzere, her türlü insanla koalisyon kurmak oldukça normal karşılanıyor, Cengeliler arasında sürtüşmelere yol açmıyordu.

6. Çatışma, esasen Çarlık güçleriyle yaşanıyordu. İngilizler, henüz saldırının hedefi değildi.

7. Cengeli Hareketi’nin bu ilk aşaması, çoğu İranlının kalbinde büyük umutları yeniden canlandırdı.

Hüsrev Şakiri

[Kaynak: Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921, University of Pittsburgh Press, 1995, s.43-60.]

Dipnotlar:
[1] Bkz.: R. P. Churchill, Anglo-Russian Convention of 1907 (Cedar Rapids, Iowa, 1939).

[2] Report to U.S. Department of State, 28 Ekim 1918, USNA 891.00/1091.

[3] Ra‘d, 16 Ocak 1918. According to Vasakuni’ye (“Küçük Han ve Eseri,” Zank, 9 Kasım 1919) göre, Küçük Han döneminde pirinç ancak ağır bir vergiyle ihraç edilebiliyordu.

[4] B. Nikitin, Irani keh Man Shenakhteh Am (Tahran, 1950), s. 211; “Souvenirs,” unpublished MS deposited at the INALCO Library, Paris, s. 159-60.

[5] Ra‘d, 28 Ocak1918.

[6] Extract from a message by the British Consul Maclaren at Resht, 29 Haziran 1918, FO 248/1212.

[7] Kuchek Khan, letter to British vice-consul at Resht, 25 Şubat 1919, FO 248/1243.

[8] Near East, 12 Nisan 1918; mevcut durum, dünya ekonomisine entegre olmamış kabileler için bile tahammül edilemeyecek düzeydeydi. Nikitin (Irani keh Man Shen- akhteh Am, s. 281) Zencan yakınındaki bir kabilenin nüfusunun yarısının savaşla alakalı amaçlar doğrultusunda tahıla el konulması neticesinde yaşanan kıtlıkta öldüğünü, kabile reisinin, açlıktan ölmemek için toprağın yarısını sattığını söylüyor.

[9] Tahran’daki ABD heyetinin raporunda (21 Mayıs 1918, USNA 891.48/ 111) eyaletlerde tifo, tifüs ve kolera salgınlarına rastlandığı ifade ediliyor.

[10] Report from U.S. legation in Teheran, USNA 891.00/111.

[11] Bir kilesi (36,5 kilosu) 35 dolar. Kürdistan’da 500 tumanı buluyor (USNA 891.48/111).

[12] Report from U.S. legation in Teheran, 1 Kasım 1918, USNA 891.00/ 1072.

[13] Near East gazetesi 12 Nisan 1918 tarihli nüshasında, Meşhed’de bir harvar (294,8 kilo) buğdayın fiyatının 12 tomandan 45-50 tomana çıktığını yazıyor.

[14] Caldwell letter, 27 Aralık 1917, Iran, 1910-1929, USNA File 891/ 00, Roll 15.

[15] C. A. Murray, letter from Resht, 28 Aralık 1917, USNA 891.00, Roll 15.

[16] Report from U.S. famine relief agent, 24 Aralık 1918, USNA 891, Roll 15.

[17] Naheed, 12 Nisan 1921. Birleşmiş Milletler’deki İran heyetinin aktardığına göre, Birinci Dünya Savaşı sırasında nüfusu 500.000 olan başkentte 90.000 kişi kıtlık sebebiyle öldü. Ölümler istilacıların iletişim hatlarını kesmesine bağlandı. League of Nations, Situation in Persia (Cenevre, 1920), s. 3. 1918’de İran’daki Demokrat Parti’nin kurduğu “Karma Kontrol Komisyonu”nun açıklamasında, Orta İran’da kıtlık yüzünden ölenlerin sayısının 100.000 olduğu söyleniyordu. Bkz.: Qab- aleh-yi Tarikh, ed. I. Afshar (Tahran, 1990), s. 170.

[18] Letter from U.S. minister Caldwell at Teheran, 21 Mayıs 1918, USNA 891.48/111.

[19] Letter from C. A. Murray, 30 Ekim 1919, USNA 891.00/1071.

[20] Letter from C. A. Murray, 21 Ağustos 1918, USNA 891.00, Roll 33; letter from J. D. Frame, 20 Temmuz 1918, USNA 891.00/1047.

[21] İttihad-ı İslam, Şevval 1336 11 Temmuz-8 Ağustos 1918), Qabaleh-yi Tarikh, yayına hz.: Afshar (1990), s. 179-80.

[22] Habl al-Matin, 20 Mayıs 1914, s. 8.

[23] Alman diplomatlarına ait arşivlere yönelik bir çalışma için bkz.: U. Gehrke, Persien in derDeutschen Orientpolitik Wahrend des Ersten Weltkrieges (Stuttgart, 1961); ayrıca bkz.: Christopher Sykes, Wassmuss, “The German Lawrence” (Londra, 1936); ve RMM, Haziran 1923.

[24] E. Jaeger, Persien und die Persische Fragne (Weimar, 1916), s. 137 ve başka yerlerde. C. Sykes’ın (Wassmuss, s. 60-61) kanaati aksi yönde: “Almanların İran konusunda belirli arzuları olduğuna dair fikir saçma. Tali ya da geçici kimi niyetleri olabilir. Almanların İran’daki zulüme yönelik ilgileri samimi duygulardan kaynaklanıyor, bu duygular bizim kederli Belçikalılara karşı duygularımız kadar samimi.”

[25] Alman propaganda çalışmalarına ait bir metin olarak Le Sort de la Perse, La Politique Anglaise Devoilee (Amsterdam, 1917), Farsça dâhil birçok dilde yayınlandı. Eser, 1915’te İngiliz konsolosluğunda ele geçirilen diplomatik belgeleri içeriyor. İngilizler bu çalışmanın sonrasında kendilerine zarar verdiğini kabul ettiler (FO Persia, s. 49). Bkz.: L. I. Miroshnikov, Iran in World War I (Moskova, 1963), s. 29- 31, 40-46.

[26] Burada Alman askeri ataşesi ve elçilik görevlileriyle bir araya gelen İranlı siyasetçilere atıfta bulunuluyor. Gehrke’nin çalışmasına ek olarak bkz.: A. A. Sepehr (Mowarekh od-Doleh), Iran darJang-iBozorg (Tahran, 1956), bilhassa s. 147,175, 237-75.

[27] FO Persia, s. 50-51. İngilizler esas olarak Nizam Sultani Mafi’nin Kirmanşah’ta Alman elçisi von Reuss’un yardımıyla kurulan “ulusal hükümet”e ve onun Kave isminde gazete çıkartan Takizade’nin Berlin’de kurduğu hükümete atıfta bulunuyorlar. Bkz.: Kaveh, 29 Şubat 1916; Bahar, Malek osh-Sho’ara, Tarikh-i Mokhtasar-i Ahzab-i Siasi, Enqeraz-i Qajariyeh (Tahran, 1944,1984), s. 1:17-23, 2:14-18. Güneyde faal olan Demokrat Parti de İngilizlere karşı Almanlarla işbirliği yaptı. Bkz.: A. Farashbandi, Tar- ikhcheh-yi Hezb-i Demokrat-i Fars, Teheran, 1980.

[28] Almanya’nın Tahran sefiri Kerman rapordan haberinin olmadığını iddia etti ve şehirdeki konsolosluk görevlilerini suçladı. Bu paragraf, Asr-ı Cedid gazetesinin 31 Ağustos 1915 tarihli nüshasında yer alan röportajdan alındı. Aktaran: Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 201.

[29] A.g.e., s. 167.

[30] A.g.e., s. 137, 208.

[31] A.g.e., s. 309.

[32] A.g.e., s. 201; R. K. Ramazani, The Foreign Policy of Iran, A Developing Nation in WorldAJfairs, 1500-1941 (Charlottesville, 1966), s. 114-37. Harold Nicolson, Curzon: The Last Phase, 1919-1923, A Study in Post-War Diplomacy (Londra, 1934), s. 13. Nicolson bu kitabında, Almanların ellerindeki her türlü araçla İngilizlerin nüfuzunu kırdığını, itibarını azalttığını, hatta II. Wilhelm’in Müslüman olduğu iddiasında bulunduğunu söylüyor. Necef âlimlerinin desteği konusunda bkz.: Kaveh, 14 Mart 1916. C. Sykes (Wassmuss, s. 54) ise Alman kayzerinin din değiştirdiğinden bahsediyor. Kitap ayrıca o dönem din adamlarının ve Demokrat Parti üyelerinin yardımıyla İranlıların desteğini Kayzer’in Müslüman olduğu yalanı üzerinden kazanmaya çalışan Alman ajanlarının gerçek fikirlerini aktarıyor. “Canavar bir halk, Tanrı’nın unuttuğu halk, bok çuvalları, hayvana dönmüş mollalar, aşağılık pis domuzlar, yaban domuzları” (W. Griesinger, German Intrigues in Persia, The Diary of a German Agent [Londra, 1918], s. ii, 36, 39).

[33] “The Common Interest of Iran and the Ottomans” ve “The Royal [Ottoman] Herald” isimli makaleler Takizade ve Berlin’deki arkadaşlarınca çıkartılan gazetede yayımlandı (Kaveh, 15 Eylül ve 1 Aralık 1916).

[34] İran’daki Türk kuvvetlerinin komutanı tarafından imzalanmış, Tahran’da dağıtılan bir bildiri şöyle diyordu: “Ey İran’ın Müslümanları! Düşmanın her birini yakalayıp öldürmelisiniz; onların malını ya da canını alın; telefon ve telgraf hatlarını kesin; atlarını, silahlarını, tüfeklerini ve mühimmatlarını alın. [...] yiyecek kaynaklarını kesin [...] çünkü bunlar cihadın şartlarıdır... bu eylemlerin her biri yetmiş yıllık ibadete eşdeğerdir, kişinin cennete ve hurilerin bulunduğu saraylara götürülür. [...] İslam ordusunun olmadığı yerlerde bir İslam komitesi kurun, bu talimatlara uyun, İslam’ın ve İran’ın düşmanlarını cezalandırın.” Tahran’dan rapor, 1 Kasım 1916, USNA 891.00/898.

[35] Report from Teheran, 1 Kasım 1918, USNA 891.00/1072.

[36] Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 159; Miroshnikov, Iran In World War I, s. 40.

[37] Ettehad, 9 Mayıs 1915.

[38] Almanların İran’a müdahale konusunda dile getirdiği bir gerekçe için bkz.: W. Litten, Wer hat die Persische Neutralist verletzt? (Berlin, 1920).

[39] 1920 yılında Tebriz’de faal olan hareketin başında Şeyh Muhammed Hiyabani, 1921 yılında Horasan’da faal olan hareketin başında ise Albay Muhammed Taki Han vardı. Bkz.: The Revolutionary Movement in Iran versus Great Britain and Soviet Russia, 1914-1932 (RM1), yayına hz.: C. Chaqueri (Floransa, 1979); A. Azari, Kolonel M. Taqi Khan Pesyan (Tahran, 1973); Colonel Mohammd Taqi Khan, Iranshahr Publication Sayı. 20 (Berlin, 1927); ve A. Azari, Qiam-i Sheikh M. Khiabani (Teheran, 1967). Azeri’nin değerlendirmeleri taraflıdır.

[40] Biyografik bilgilerin kaynağı: E. Fakhra’i, Sardar-i Jangal (Tahran, 1972); Mirza Isma’il Khan Jangali, Qiyam-i Jangal, Yad-dasht-hd-yi Mirza Esmd’il Jangali [Memoirs] (Jangali), yayına hz.: ve takdim eden: E. Ra’in (Tahran, 1978); Marchenko, “Mirza Kutchuk, dit Kutchuk Khan, sa Vie et son Oeuvre,” RMM 40-41 (1920): s. 106-11 (tekrar: RMI içinde, s. 842-47); ve Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 384. Ayrıca bkz.: Mayıs 1919’da yolundan dönen Mirza Rıza Han’ın hazırladığı biyografik not, Qangali file no. 194, FO 248/1244). Bu değerlendirmeye göre babası Kazvin yakınlarındaki Bar Marzaman Han köyündendir.

[41] Sardar, s. 35; Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 384; Y. Div-Salar, “Ettehad-i Islam va Peydayesh-i Jangal,” Armaghan 4-5 (1965): s. 227; Marchenko (“Mirza Kutchuk,” s. 842) kitabında, gözlerinin koyu renk olduğunu söylerken Nikitin (Irani keh Man Shenakhteh Am, s. 300) Küçük Han’ın mavi gözleriyle “Rus rahipler”e benzediğini iddia ediyor.

[42] Sepehr (Iran dar Jang-i Bozorg, s. 384) emniyet müdürü Muhtari’yi tokatladığın, öyle ki adamın ömrünün geri kalan kısmında sağır yaşadığını söylüyor.

[43] Biyografik nota bkz.: Mayıs 1919, Jangali file no. 194, FO 248/1244.

[44] Sardar, s. 38. Almanların Cengelilerle kısa süre birlikte olan Şiraz konsolosu, Haziran 1918’de Küçük Han’ın “kendisini epey etkilediğini” söylüyor (AA, Abt. A, Akt. Deutschland 135/21, bd. 3). K. Shahrokhi (Azadeh-yi Gomnam, yayına hz.: N. Fathi (Tahran, 1954), s. 41) Mirza’nın kalbi kırık, özgürlük sevdalısı İranlıları bir mıknatıs gibi kendisine çektiğini söylüyor. Ayrıca bkz.: H. Jowdat, Yadboudha-yi Enqelab-i Gilan va Tarikhcheh-yi Jamiyat-i Farhang-i Resht (Tahran, 1972), s. 54-55.

[45] Ja’far Pishehvari, Yaddashtha-yi Zendan (Los Angeles, 1986), s. 115.

[46] Report, 8 Eylül 1919, Archives du MAEF, doss. 5, s. 48-59.

[47] Report made in summer 1919 by the U.S. Consulate at Tabriz, 30 Ekim 1919, USNA 891.00/1071.

[48] Jowdat, Yadboudha-yi Enqelab-i Gilan , s. 55.

[49] Yayına hz.: I. Afshar ve B. Razzaqi, Khaterat va Asndd-i Naser Daftar-Rava'i (Tahran, 1984), s. 225; ve French military attache’s report, 8 Mayıs 1918, Archives du MAEF, Serie E, doss. 5, s. 36-40.

[50] Sardar, s. 37.

[51] V. Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work "Zank, 30 Kasım 1919.

[50] Mayıs 1919 tarihli biyografik not da bunu teyit ediyor: Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244.

[52] Sardar, s. 37-38. Fahrai’nin iddiasına göre Küçük, ömrünün son yıllarında evliydi. Ama şu çalışma söz konusu iddiaya karşı çıkıyor: Shahrokhi, Azadeh-yi Gomndm, s. 472.

[53] Marchenko, “Mirza Kutchuk,” s. 842-43; Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 384; L. C. Dunsterville, The Adventures of Dunsterforce (Londra, 1920), s. 29; Sardar, s. 35-36.

[54] Marçenko’ya (“Mirza Kutchuk,” s. 845) ek olarak, Jangali (s. 57) and Sardar (s. 40) Küçük Han’la kimi Mücahidler arasındaki anlaşmazlığa rağmen, Tahran yürüyüşüne devam ettiğini, orada bir yıl daha Serdar Muhyi ile birlikte kaldığını söylüyor. Fakat E. Fahrai, (Gilan dar Jonbesh-i Mashroutiyyat, Tahran, 1973, s. 151-52), Mirza’nın anlaşmazlık neticesinde Reşt’e döndüğünü iddia ediyor.

[55] Sardar, s. 42.

[56] İlkin on dokuzuncu yüzyıl sonlarında S. Cemaleddin Esadabadi tarafından ortaya atılan İttihad-ı İslam fikrini yayan, Osmanlı Sultanı Abdülhamid oldu. Buradaki fikir Şiilerle Sünnileri birleştirmekle ilgiliydi. Bu örgütün İran’daki faaliyetleri konusunda net bir bilgi yok elimizde. Fahrai (Sardar, s. 22-23) S. Muhsin İskenderi, S. Hasan Müderris gibi kimi eski vekillerin örgütün üyesi olduğunu söylüyor. Y. Div Sâlâr ise (“Ettehad-i Islam va Peydayesh-i Jangal,” s. 224-25) İttihad-ı İslam’ın İran’daki her iki partiye mensup liberallerce oluşturulduğunu, Necef’teki üst düzey âlimlerle temasta olduğunu iddia ediyor. Yazar ayrıca Mustafi Memalik’in bu örgüte liderlik ettiğini, “Alman ve Osmanlı hükümetleriyle birlik olduğunu, onlardan silah aldığını” söylüyor. Başka kaynaklar bu bilgiyi teyit etmiyorlar. Ermeni Marksist yazar Vasakuni’nin Cengeli Hareketi ile ilgili çalışmasında dillendirdiği, Cengelilerin Tahran’dan, muhtemelen Demokrat Parti’nin önde gelen isimlerinden talimatlar aldığına ilişkin iddiası bu türden söylentileri temel alıyor (Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919). İlginç olan şu ki İsveçli subayların liderlik ettiği İranlı jandarmalara komuta eden Albay Lahuti, aynı isimle 1912’de bir program kaleme alıp yayınlamış (Problems of Revolution and Socialism 3 (1975): s. 93-101. 1922’de başarısız bir isyan girişimine öncülük eden Lahuti, sonrasında Sovyetler’e kaçıyor. Burada 1950’lerde ölene dek bir komünist ve Stalin hayranı bir isim olarak yaşıyor.

[58] İhsanullah Han, planları ilkin kendisinin ve Küçük Han’ın geliştirdiğini söylüyor. Ama hareketin yenilgisi sonrasında aralarında oluşan husumet sebebiyle bu iddianın şüpheli olduğunu söylemek gerek. Ehsanollah Khan [Doustdar], “Revolutionary and National Movement in Persia, 1914-1917, Memoirs of a Contemporary Witness” (Novyi Vostok, Sayı. 23-27, 1928-1929. Ayrıca RMI, s. 643-726. J. Tabrizi, (Asrar- i Tarikhi-yi Komiteh-yi Mojdzdt, Tahran, 1983) ise İhsanullah’ın 1917 yazına dek “cezalandırma komitesi”nin aktif üyesi olduğunu söylüyor. Ayrıca bkz.: Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 416-30. O tarihten önce Küçük Han ile temas kurduğundan bahsedilmiyor. Div Sâlâr’ın değerlendirmesi de İhsanullah’ın Cengeli Hareketi’nin oluşumundaki rolüne ilişkin bir tespitte bulmuyor (“Ettehad-i Islam va Peydayesh-i Jangal,” s. 224-25); Hacavi’nin yayınlanmamış olan hatıratı (s. 18) da İhsanullah’ın Mirza’nın safına 1917 yazında geçtiğini söylüyor. İşin ilginç yanı, İhsanullah’ın Kasım 1915’te Kirmanşah’ta Alman hükümeti için savaştığını söyleyen Miroşnikov (Iran In World War I, s. 50), kendisinin Cengeli Hareketi’nin liderlerinden biri olduğunu iddia ediyor. İhsanullah’ın Novyi Vostok (Sayı. 26-27, s. 132) gazetesinde yayınlanan resminde kendisinin 1916 yılında Hamedan’da olduğu görülüyor. Tebriz’de Hınçakçıların Ermenice olarak çıkarttıkları Zank gazetesinde Vasakuni, hareketin Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılı içerisinde Küçük Han tarafından kurulduğunu, Kuzey İran’ı işgal etmiş olan Rus güçlerine karşı başarılı asker harekâtlar düzenlediğini söylüyor (V. Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919).

[59] Mayıs 1919 tarihli bir biyografik nota göre (Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244), Küçük Han Reşt’e ilkin 1915 yılının Nisan ayının sonlarında geliyor. Fakat bu iddiayı başka kaynaklar desteklemiyor.

[60] Vasakuni, “Küçük Han ve örgütünün sadece Gilan değil tüm İran genelinde büyük bir halk desteğine mazhar olduğunu” söylüyor” (“Kuchek Khan and his Work,” Zank, 22 Kasım 1919).

[61] Örneğin bkz.: Reşt Emniyet Müdürlüğü’nün 1 Mart ve 3 Mart 1917 tarihli raporları. Belgelerin kaynağı: Iranian National Archives, yayınlayan: Ettela’at, 16 Haziran 1985.

[62] S. Mehmoush röportajı, Ddmoun, Sayı. 14, 15 Aralık 1980, s. 2. Vasakuni’ye göre (“Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919) Cengeliler Rus askerleri ülkeyi terk etmezden önce ve terk ederken silahlarına el koydular. Tahminine göre ellerinde 2.000 ilâ 2.500 silahlı adam, 4 top, 12.000 tüfek, birkaç milyon mermi vardı.

[63] İngilizlerin Reşt konsolosu Maclaren’ın raporuna göre, Petros ismindeki bir Ermeni, Rus askeri araçlarını kullanan şoförlerden temin ettiği tüfek ve cephaneyi Cengelilere satıyotdu (January 28 and February 11,1918, Jangali file Sayı. 26, 42, FO 248/1203). Maclaren, ayrıca Küçük Han’a Gürcü subaylarının da silah sattığını söylüyor (December 1, 1917 and December 12, 1917, FO 248/1168).

[64] İngilizlerin Reşt konsolosu, bu “vergi toplama işlemleri”nin 1916 yazı gibi erken bir tarihte gerçekleştiğini söylüyor: Maclaren letters, 11 Haziran 1916 (FO 248/1149), 14 Ağustos 1916 21 Mayıs 1917 (FO 248/1138).

[65] Rus konsolosuna Küçük Han’ın Gilan’a anayasa karşıtı Müçtehid Hacı Humami’nin damadı, nüfuzlu din adamı Hacı S. M. Ruhani sayesinde döndüğü bilgisi çok önceden iletilmiş. Ruhani, sonrasında İttihad-ı İslam üyesi oldu. Aşağıya bkz. Mirza Isma’il Khan Jangali, Qiyam-i Jangal, Yad-ddsht-ha-yi Mirza Esma'il Jangali ([Hatırat) (Jangali), yayına hz.: ve takdim eden: E. Ra’in (Tahran, 1978), s. 60-66; Gilan, s. 27-31; ve M. H. Sabouri-Dailami, Negahi az Daroun beh Enqelab-i Mosallahaneh-yi Jangal (Tahran, 1979), d. 22- 25.

[66] National Iranian Archives (Sazman-i Asnad-i Melli), Ganjineh, bk. 1 (Tahran, 1988), s. 66-68.

[67] Serdar Muktedir konusunda bkz.: Ek Bölüm. Mayıs 1919 tarihli biyografik nota göre (Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244), karşılaşma 1915 güzünde gerçekleşti. Fumen Bölgesi’ni yağmalayan Talışî kabilelerine bağlı güçler kuşatıldılar ve Cengelilerle savaşma arzusundan vazgeçtiler. Bu tarih diğer raporlarla örtüşmüyor.

[68] Güney İran’da anarşinin hüküm sürdüğü gerekçesiyle 19 Ağustos 1915 günü İngiliz askerleri Buşehr’e çıktı (Persia 1910-1929, USNA 891.00/738-1066, Roll 4).

[69] Jangali’ye (s. 64) göre söz konusu güç, 450 Rus Kazak’ını ve 50 İranlıyı içeriyordu; Saburi (Negahi az Daroun, s. 28) ise 400 kişi olduğunu söylüyor.

[70] Henüz Cengelilere katılmamış olan ve Reşt’ye yaşayan Saburi, yetmiş kişinin hayatta kaldığını söylüyor.

[71] Milletvekillerinin uyguladığı baskı, halkın desteğini de almıştı. Tahran’daki ABD elçiliğine gönderilen bir telgrafta, “İsfahan’ın önemli şahsiyetleri, mollaları ve tüccarları”ndan oluşan bir grup, “İslam dinini ve ülkeyi satmaya çalışan, İran hükümetini Rusya ile İngiltere’nin çıkarları uğruna Türkiye’ye karşı savaşmaya kışkırtmaya çalışan az sayıdaki hainlere” karşı çıkmıştı. “Rusya ve İngiltere ile gizli bir antlaşma” haberinden korkan Kum’un “nüfuzlu kişileri”nce gönderilen bir telgrafta ise, dini liderlerin cihat çağrısına uyulması isteniyordu. Onlar, “sevgili Şahımız”ın “hain kabinenin ihanetine onay vermeyeceğini” umuyorlardı. (10 Aralık 1915, USNA 891.00, Roll 4).

[72] FO Persia, s. 48-49; Ramazani, The Foreign Policy of Iran, s. 127-35. Bu, İngilizce olarak yayınlanmış, olayların en iyi değerlendirmesini sunan çalışmadır. İngilizlerce tutuklandığı vakit İskenderi’nin üzerinde bulunan belgeler şurada veriliyor: ‘Translation of Captured Documents from papers of Solaiman Mirza,” 11 Kasım 1918, WO 106/55.

[73] Vasakouni, “Kuchek Khan and his Work,” Zank, 18 Nisan 1919.

[74] Report, 8 Şubat 1916, AA, Abt. A, Persien Sayı. 24, Band 7/1. Ruskoie Slovo, 18 Ocak 1916. Bu rapor, Küçük Han’a bağlı bin adamın öldürüldüğünü söylüyor (akt.: Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 321).

[75] Bu dönemde bile Cengelilerin popülaritesi ve saygınlığı konusunda pek çok kaynak mevcut. Cengelilerin Çarlık İmparatorluğu’nda bile bir şöhret kazandıklarını belirtmekle yetinelim. Çarlık ordusundaki Gürcü subaylar ve sıradan Tatarlar, Saburi’ye Cengelilerin cesaretine hayran olduklarını ve davalarına sempati duyduklarını söylüyorlardı; İran’da görev yapan bir Rus subayın eşi, gözyaşları içinde Saburi’ye, Almanya’ya karşı savaşta dört oğlunu kaybettiğini, İran’da görev yapan kocasının, “Cengelilere mensup kabile üyelerince canlı canlı yakılabileceğine dair korkusunu” dile getiriyordu! (Sabouri, Negahi az Daroun, s. 42-44).

[76] Maclaren letter, 8 Ocak 1916, FO 248/1149.

[77] Maclaren letters, 8 ve 22 Ocak 1916, FO 248/1149.

[78] Payandeh, Doktor Heshmat-i Jangali, s. 58-61. Başka bir makalesinde (Payandeh, “Yadi az Doktor Heshmat Jangali,” Chista 1 [1987]) Tude yanlısı olduğunu ortaya koyan bu yazar, Haşmet’in Cengeli Hareketi’ni Mustafi ile yapılan toplantı sonrası yeniden örgütlediğini söylüyor ama bu iddiasını da Küçük Han karşıtı ifadelerini de somut delillere dayandırmıyor.

[79] P&yandeh, Doktor Heshmat-i Jangali, s. 62-64.

[80] Maclaren letter, 24 Nisan 1916; FO 248/1138.

[81] Biographical notice, Mayıs 1919, Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244. İngilizlerin Reşt konsolosu 24 Şubat 1916 tarihli raporunda Haşmet Devlet’in Reşt hükümetine bağlı maliye müfettişine altığı 1.800 tomanı harcadığı yerleri gösteren listeyi vermeyi reddettiğini söylüyor (FO 248/1138).

[82] Maclaren letter, 14 Şubat 1916, FO 248/1138.

[83] Payandeh, Doktor Heshmat-i Jangali, s. 65.

[84] Din adamları S. M. Ruhani ve S. Abdülvahab Salih’in İttihad-ı İslam üyesi oldukları söyleniyor.

[85] Fakhra’i (Sardar, s. 83-84) bu çatışmanın Rus askerleirnin Gilanlıları öldürmesi ve eşyalarını yağmalaması neticesinde yaşandığını söylüyor.

[86] Sipahsâlâr, günlüğünde İngilizler ve Ruslarla bu anlaşmayı imzalamasıydı İran’ın durumunun daha da kötüye gideceğini söylüyor. Dediğine göre, Hafız’ın şiir kitabı üzerinden baktığı fal sayesinde bu karara varıyor. Bu İranlılar arasında gelecekten haber almak için başvurulan bir gelenek! A. S. KhaTatbari, Zendegani-yi Sepahsalar-i A’zam (Teheran, 1949), s. 74.

[87] Ramazani, The Foreign Policy of Iran, s. 132-33; ve “Iran’s Events,” USNA 891.00, Roll 4.

[88] Maclaren letter, 20 Kasım 1916; FO 248/1138.

[89] A.g.e.

[90] Yukarıdaki değerlendirmeler şu kaynakları temel alıyor Sabouri (Negahi az Daroun, s. 28- 37); Jangali, s. 63-66; Sardar, s. 66-71; ve Sepehr (Iran dar Jang-i Bozorg, p. 386).

[91] Hacı Muhsin Fumeni isimli bir görgü tanığının hatıratından akt.: Payandeh, Doktor Heshmat-i Jangali, s. 48. İngiliz konsolosunun mektubu (20 Kasım 1916, FO 248/1138), Küçük Han’ın tüm mahkûmların hayatlarına saygı duyulacağına dair net talimatına rağmen emniyet müdürü vurularak öldürülüyor.

[92] A.g.e. Müfekkir’in seferleri konusunda bkz.: biyografik not, Mayıs 1919, Jangali file Sayı. 194, FO 248/1244.

[93] M. W. Shuster, The Strangling of Persia (New York, 1912); E. G. Browne, “The Present Situation in Persia,” Contemporary Review, Kasım 1912 ve The Persian Crisis of December 1911 (Cambridge, 1912).

[94] 88 eski İranlı vekilin imzaladığı telgrafın çevirisi için bkz.: U.S. legation, Tahran, 2 Nisan 1917, USNA 891.00, Roll 4; Farsça ve Fransızca versiyonları yanında imzacıların isimleri için bkz.: Sepehr, Iran dar Jang- i Bozorg, s. 409-10.

[95] A.g.e.

[96] Bunlar, Gilan ve başka şehirlerde bulunan Rus garnizonlarında kurulan asker sovyetleriyle temas halinde, Tebriz ve Tahran’daki radikal İranlı Demokratlarca meydana getirilen kent komiteleri. Dr. Hacı Rıza Han isimli ikinci Meclis vekilinin (1909-1911) pratiği konusunda bkz.: M. Volodarsky, “Soviet- Iranian Relations, 1917-21,” Slavic and Soviet Series 2, Sayı. 2 (1978): s. 52.

[97] Tam metin için bkz.: Ayandeh, 13, Sayı. 4 (1987): n.p.

[98] İngilizce metinde “af belgesi” ifadesi kullanılıyor ama bunun kötü bir çeviri olduğunu söylemek gerek.

[99] Maclaren letter, 19 Mayıs 1917, FO 248/1138. Takdir ettiklerine dair sembolik bir jest olarak Çar yanlısı subay Cengeli liderine altından bir tabaka veriyor. Maclaren letter, 15 Haziran 1917, FO 248/1138. Jaijadze, Gürcü alayına mensup subayların Küçük Han’a İran parası karşılığı silah ve cephane satma teklifinde önemli bir rol oynuyor (Maclaren letter, 1 Aralık 1917, FO 248/1168).

[100] Maclaren letter, 20 Ağustos 1917, FO 248/1138.

[101] AA, Akten Persien C3408, Bd. 1, Sayı. 21/1, 5 Mayıs-3 Kasım 1917. Sonrasında bu gerçeği Nicolson da Lord Curzon eleştirisinde (Curzon: The Last Phase, s. 128-29) kabul ediyor. Orada Nicolson şunu söylüyor: “Roller terse dönmüştü. Artık Rusya düşman görülmüyor, İngiltere ise az biraz kudretsiz ama iyi niyetli bir dost kabul ediliyordu.”

[102] A.g.e.; this was the first time ever such a demand was put forward by Iranians. It is important to note here that Soviet historiography has systematically presented the cancellation of Tsarist treaties with Iran by the Bolsheviks as a spontaneous gesture on the part of the latter! The Jangali demands were noted in the same German diplomatic report as having been acknowledged by the newspaper Ravienstvo, published in Russian and Persian in Gilan by anti-tsarist Russians; the precise date of the publication is not given.

[103] Jangal, no. 1, 1917, pp. 3-4.

[104] A.g.e.

[105] Vousoq od-Doleh telegram, March 20, 1917, USNA 891.00, Roll 4.

[106] A.g.e., italik bana ait. Ayrıca bkz.: Miroshnikov, Iran In World War I, s. 73.

[107] Cengelilerin Kerenski hükümetine yönelik hayal kırıklığının en somut delili, Bolşevik hükümetinin temsilcisi Bravin’in gelişi karşısında duydukları olağanüstü coşku.

[108] Maclaren report, 22 Ağustos 1916, FO 248/1138.

[109] Maclaren report, 17 Ocak 1917, a.g.e.

[110] Maclaren report, 4 Aralık 1917, FO 248/1168.

[111] Goodwin report, 7 Aralık 1917, FO 248/1168.

[112] Personality Sayı. 67, 27 Şubat 1918, FO 248/1203.

[113] Dunsterville telegram, 25 Mart 1918, WO 95/5043.

[114] Note, 14 Nisan 1918, FO 248/1203.

[115] Entry, 14 Nisan 1918, WO 95/5042.

[116] Meshhed telegram, Sayı. 76, 13 Mayıs 1918, FO 248/1203.

[117] Telegram Sayı. 294, 28 Mayıs 1918, FO 248/1203.

[118] Draft, 19 Ocak 1918, FO 248/1203. 1 Ocak 1918 günü Sipahsâlâr, Cengelilere “sizin emrinizdeyim” dedi. Oğu Emir Esad’ı onlara gönderdi. Emir Han ve Müiz Sultani, Serdar İktidar adına Cengelilerle anlaşmak için Reşt’e geldi (Maclaren letter, 16 Şubat 1918, FO 248/1203).

[119] Bu, Erik Erikson’dan ödünç alınan bir kavram.

[120] Bu çalışmanın başka bölümlerinde de belirtildiği üzere, halk desteği giderek artmaktaydı, üstelik bu destek, kuzey illeriyle sınırlı değildi; örneğin: Hamedanlı bir grup Demokrat’ın Küçük Han’a gönderdiği destek mektubu ve aynı şehirden bazı “Vatansever İranlı Siyasetçiler”ce kaleme alınan İngiliz karşıtı bir Şabname (17 Nisan 1918, WO 95/5042); Hamedan’dan Cengeli Hareketi’ne yirmi dört gönüllünün katılması ve Mazenderan’dan Emir Mueyyed’in “umut dolu” destek mektubu (Hamadan telgram Sayı. 161, 13 Mayıs 1918, FO 248/1203); Cengeli yanlısı bir Demokrat olan S. Ahmed İhtişam’ın Hamedan’ın uzak köylerinde sempatizanlar örgütlemesine ilişkin bir rapor (14 Nisan 1918, WO 95/5042); Nihavend’deki mültecilerin Cengeli yanlısı propaganda faaliyeti yürütmeleri, Cengelilere iki destek mektubu gönderen Lurlar (McDonnel letter, 9 Nisan 1918, FO 248/1203); ayrıca Nihavend’deki kargaşaya ilişkin İstihbarat Özeti Sayı. 10 (10 Mayıs 1918, WO 95/5042). Bu olayda 200 eski jandarma Küçük Han’a katılmak istedi.

0 Yorum: