İran’ın
direnişi ve zaferi kişisel hayatlarda da makes buluyor. Emperyalizmin ve
sömürgeciliğin açtığı İslam düşmanlığı kovuğuna sığınıp geçimini o düşmanlıkla
sağlayan Mercane Satrapi, öldü. Yakın arkadaşları, çok sevdiği kocasını
kaybedince direncinin düştüğünü söylüyorlar ama muhtemelen o direnç, İran’ın
zafer yürüyüşüyle birlikte kırıldı. Çatallanmış kılıç, çok yara açtı.
Sosyalist
hareketin Satrapi’de kendisini bulması, görmesi gayet doğal. Boyun Eğmeyen
Fransa’nın lideri, son mitingini Gazze’ye ithaf eden Mélenchon, 7 Temmuz
2024’te önemli bir seçim başarısı elde ediyor. Solcuların feminist ikonası
Mercane Satrapi, Sorosçuların kanalına çıkıp, kendisini sert bir dille
eleştiriyor. Mélenchon’un “antisemitist olduğunu, Hamas’a destek verdiğini,
Chavez gibi diktatörlere arka çıktığını” söylüyor.[1] “İlerici sol” ile
“radikal sol” arasında ayrım yapan Satrapi, sola kendince bir don biçiyor. Bu
Satrapi’nin filminden feyz almaksa buranın sosyalistlerine düşüyor.
Aynı
Satrapi, “demokratik İran’ın Hamas’ı zayıf düşüreceğini, demokrasi demek olan
Avrupa’yı güçlendireceğini, terörizmi bitireceğini” söylüyor.[2] Özünde 11
Eylül’le birlikte başlatılan Terörizmle Mücadele konseptinin bir ajanı olarak
konuşuyor. Düşmanı olduğu ülkesinde kukla rejim istiyor. Çizgi romanında tek
tip ilkokul öğrencilerine ve “rap rap yürüyen” kitlelere değiniyor. Bu ülkede
kortejleri bile sulandırmayı beceren sola hitap ediyor.
68
solcusu Kaldıraç gibi liberal örgütler, CIA, NATO ve Pentagon eliyle lise
müfredatlarına[3] bile sokulan bir filmi derneklerinde eğitim materyali olarak
kullanmaktan asla ar etmiyorlar. Marx, “utanmak devrimcidir” diyor. Bunların
devrimciliği, en fazla liberalizmin ve sosyal demokrasinin izin verdiği kadar.
O “ilerici solculuk”, Batı’ya harici ve dahili elemanlar yetiştirmek için var.
O
derneklerde yurtdışına gidecek, iltihak ve iltica edecek bireyler
yetiştiriliyor. CIA-NATO-Pentagon’un hazırladığı müfredat; veganizmi, lubunizmi
ve feminizmi emrediyor. Yeşil, dijital ve kentsel dönüşüme uygun bireyler imal
etmek için hazırlanmış müfredat, buradan Batı’ya kaçacak uygun bireyler
yetiştirmek için kullanılıyor. Bir yandan da, Yılmaz Güney düşmanı isimlerde
görüldüğü üzere, sol içi ilkelliği, yabaniliği ve geriliği temizlemek için
kullanılıyor. Sol, Batı emperyalizmi ve sömürgeciliği için eğitim faaliyeti
yürütüyor. Yerleşimci-sömürgeci pratik, sosyalist hareketin içine uzanıyor.
Satrapi ve Türk-Kürt dostları, tekellerin dişine uygun bireyler imal ediyorlar.
Satrapi
ölünce bir Halk Temsilcileri Meclisi üyesi, ağıt yakıyor: Onun “İranlıların da
insan olduklarını Batı’ya anlatma çabası”nı, Batı’ya yaranma, kendini
beğendirme gayretini methediyor.[4] İnsan’ı Batı tanımlıyor. İnsan, Batılı
olmakla özdeş görülüyor. Bu sömürgecilik ve emperyalizm, solculuğa ve
zihniyetine siniyor. Atanın soyundan olan bu ressam, Filistin ve İran için
kılını kıpırdatmazken, Küba imajının arkasına saklanabiliyor. Herkes, kendince
Batı’ya mesaj veriyor.
Halk
Temsilcileri Meclisi, özünde Doğan Avcıoğlu’nun “Bugün NATO, komünist
emperyalizmin Batı Avrupa’ya karşı girişebileceği herhangi bir saldırmayı
tesirsiz bırakacak hale gelmiştir. NATO askeri kuvvetlerinin bugünkü gücü, arzu
edilen seviyeye varmıştır” diyen ilk döneminin ideolojik zeminini temel alan, “NATO’ya
bağlıyız” diyen “27 Mayıs Devrimi’ne bağlı bir yapı. Keriz ve sürü gördükleri
Kemalistleri avlamaya çalışan solcular, Kore’ye gönderilen, NATO’ya alınan
askerin ideolojisine tabi. O asker MHP’liyse kötü, CHP’liyse yoldaş ve dost!
Tanıl
abisinden milliyetçilik eksperi diploması alan Fatih Yaşlı için Mansur Yavaş,
TKP dâhil, herkesin cumhurbaşkanı adayı olmalı. Çünkü İngiltere’yle bağları
var, Dünya Bankası’nın projelerini yürüten bir isim. En önemlisi de CHP’li.
Bunların eksperliği, CHP’yi faşizm, milliyetçilik ve sağ ile ilgili
eleştirilerden münezzeh kılmakla ilgili. Örneğin otuzlarda kafatası ölçen
pergel, Hitler’in elindeyse kötü, CHP’nin elindeyse iyi. SA’nın elinde zehirli
gaz kötü, Dersim mağaralarına atılan gaz bombaları hayırlı. Yaşlı gibilere göre
Sümerbank bezi ve İskenderun çeliği, sosyalist. Sosyalizm, bu bezden ve
çelikten ibaret.
Bugün
sol, Güney Kore’ye kaçan Kuzey Korelileri aylarca bir binaya kapatıp market
alışverişi, kredi kartı, cep telefonu, sosyal medya temelli liberal hayat
konusunda eğiten istihbarat elemanları düzeyindedir. Solun feminizminin,
veganizminin ve lubunizminin yönü Avrupa ve ABD’ye dönüktür.
Bu
bireylerden biri, eski SDP’li. Çağdaş ismindeki bu genç karşımıza, önce Silikon
Vadisi’nin ürünlerinin pazarlanması işini üstlenen bir youtuber olarak çıktı.
Kısa süre önce bir videosu viral oldu. Bu sefer de “Avrupa bildiğiniz gibi
değil” diyor. Neticede ancak işe yaramaz bir reklâm ajansında metin yazarı veya
bir youtuber olabilecek birine devletçe komünist parti kurma izninin verildiği
ülkede, bu tür bireyler yetiştiriliyor. Bu bireyler, kendilerine teslim edilen
müfredatla Batı’ya uygun bireyler imal ediyorlar. Bu konuda kendilerine açılan
alanı bir “kazanım”, “mevzi” olarak görüyorlar. “Nasıl ama sağ, bizim sayemizde
meşrulaşıyor” diyorlar.
Bu
Çağdaş, 6 Kasım eylemi öncesinde örgütü adına şu tartışmayı yürütüyordu:
“Eyleme öğrenci mi yoksa devrimci mi olarak gidelim?” İlkini seçen, sonrasında
gençlik “sendikası kuran örgütü adına yürüttüğü bu tartışmayı devrimciliği
tasfiye etmek için başlatmıştı. Kurtuluş’un ekabir ekibine mensup annesi
sayesinde bulduğu politik konum üzerinden çokça genci, örgütünden kopardı. Bir
MLKP’li arkadaşı, “biz onu örgütlemek isterken, o bizi kendine örgütledi”
diyordu. Bir elde gitar bir elde esrarlı cigaralarıyla liberal geleceklerine
hazırlandılar.
Görülen
o ki solun influencer ve youtuber olması, kimseyi rahatsız etmiyor. Yapay
zekâyla hazırlanmış bildiriler, görseller, afişler, şarkılar da öyle. Uyum
sağlamayanı dövüyorlar. Uyum sağladıkları, Palantir’in faşist dünyası,
tekellerin çıkarları.
Gazze
hapishanesini yöneten tekeller, tüm toplumu hapishane olarak inşa ediyorlar.
Palantir, Filistin ve İran’a yönelik savaşta rol oynuyor. Batı’nın
karakollarını o inşa ediyor. Sahibi, sahada insan öldürdüklerini söylüyor.
Bunları sol, “ilerleme” ve “üretici güçlerdeki gelişme” diye lanse edip
sahipleniyor. TKP, “teknoloji masum kardeşim” diye filmler çekiyor. Sosyal
medya hesapları açıyor. Marx’a, Lenin’e abuk sabuk şarkılar söyletiyor.
Bugün
“Çip takacağız ense kökünüze” deseler, önce Türkiye’deki sosyalist örgütler
koşacak! Batı’nın emperyalizmi ve sömürgeciliği ile açılmış alana Allah gibi
tapan sol, onun müfredatını uygulamak ve ona göre bireyler yetiştirmek zorunda.
Bugün Batı’ya uygun bireyler imal eden SDP, HDP gibi yapılar içinden sahte
iltica belgeleri hazırlama işiyle geçinen kadroların çıkması, Batı’ya insan
kaçırma işini üstlenen çetelerin bu tür örgütler içinde türemesi, asla tesadüf
değil.
Bu
youtuber’lar, şirketlerin ürünlerini pazarlamak için varlar. O nedenle, bu
ülkedeki ünlü youtuber’lardan biri, “dünyanın en güvenli hapishanesi” diye
pazarlanan hapishanenin reklâm edilmesi işini üstleniyor. Acun Ilıcalı, o
youtuber’ları o yüzden tanıtıyor. Bahsi edilen hapishanenin teknolojik
altyapısı, Palantir’e ait.
Bu
bahsini ettiğimiz Çağdaş, daha ufak işlerle uğraşıyor. “Dövize, ucuz işçiye ve
içte huzursuzluk çıkaracak orta sınıf yükünden kurtulmaya ihtiyacımız var”
diyen devlet ve sermaye, bolca “bu ülke bir doktorunu kaybetti” videoları
çektikten sonra, bugün bazı kadrolarını geri çağırıyor anlaşılan. Yurtdışına
insan yollama, Filipinler’de ekonominin önemli bir kalemi. Devlet, bu işten
epey kâr elde ediyor. Oranın komünist partisine ormanda eşcinsel nikâhı kıymak
düşüyor.
Çağdaş,
bugün kısmen “yeter, bazılarınız gelsin, dövizleri getirsin” çağrısına hizmet
ediyor. Kişisel beceriksizlik ve zaaf olarak lanse edilen, yurtdışına kaçış ve
enflasyon gibi gelişmelerin altına devlet ve sermaye, bilerek ve kasten imza
atıyor.
Çağdaş,
bu momentte kendini satma imkânını hiç kaçırmıyor. Tabiyeci Hikmet abisi gibi
tekellerin müfredatına uygun faaliyet yürütüyor. Yalnız, Çağdaş’ın Hollanda’ya
dair anlattığı hikâyenin önemli bir kısmı uydurma. Muhtemelen mesleği de yalan!
[...]
1931’de bugün sosyalistlerin bayrağını salladıkları şah, ülkedeki tüm
“kolektivist” örgütleri ve propaganda faaliyetini yasaklıyor. Bu yasak,
tesettür yasağına bağlanıyor. Aradaki bağı görmeyene, bu ülkede “sosyalist”
deniliyor.
Satrapi,
tam da o kolektivizme düşman bir Batı ajanı olarak öne çıkartılıyor. Filminin
bir yerinde Marksist ailesinin devrim sonrasında eskiden evlerine cam silmek
için gelen adamı devrim sonrası hastane müdürü olarak gördüğü vakit duyduğu
öfkeden bahsediyor. Sol, işte tam da bu küçük burjuva öfkedir.
Bir
ajan olarak Satrapi’nin tiksindiği Filistin, nefret ettiği İran, bize, tüm
ezilenlere, yoksullara ve işçilere farklı bir müfredat öneriyor.
Eren Balkır
9
Haziran 2026
Dipnotlar:
[1] “Marjane Satrapi Went on Democracy Now”, 6 Haziran 2026, X.
[2]
“Marjane Satrapi”, 6 Haziran 2026, X.
[3]
Shifa Nouman, “Marjane Satrapi’s Persepolis: A Westernized Elite’s
Reinforcement of American Orientalist Ideas”, Bahar 2022, DG.
[4] Dilşad Atasoy, “Persepolis”, 5 Haziran 2026, X.



0 Yorum:
Yorum Gönder