09 Haziran 2026

,

Müfredat


İran’ın direnişi ve zaferi kişisel hayatlarda da makes buluyor. Emperyalizmin ve sömürgeciliğin açtığı İslam düşmanlığı kovuğuna sığınıp geçimini o düşmanlıkla sağlayan Mercane Satrapi, öldü. Yakın arkadaşları, çok sevdiği kocasını kaybedince direncinin düştüğünü söylüyorlar ama muhtemelen o direnç, İran’ın zafer yürüyüşüyle birlikte kırıldı. Çatallanmış kılıç, çok yara açtı.

Sosyalist hareketin Satrapi’de kendisini bulması, görmesi gayet doğal. Boyun Eğmeyen Fransa’nın lideri, son mitingini Gazze’ye ithaf eden Mélenchon, 7 Temmuz 2024’te önemli bir seçim başarısı elde ediyor. Solcuların feminist ikonası Mercane Satrapi, Sorosçuların kanalına çıkıp, kendisini sert bir dille eleştiriyor. Mélenchon’un “antisemitist olduğunu, Hamas’a destek verdiğini, Chavez gibi diktatörlere arka çıktığını” söylüyor.[1] “İlerici sol” ile “radikal sol” arasında ayrım yapan Satrapi, sola kendince bir don biçiyor. Bu Satrapi’nin filminden feyz almaksa buranın sosyalistlerine düşüyor.

Aynı Satrapi, “demokratik İran’ın Hamas’ı zayıf düşüreceğini, demokrasi demek olan Avrupa’yı güçlendireceğini, terörizmi bitireceğini” söylüyor.[2] Özünde 11 Eylül’le birlikte başlatılan Terörizmle Mücadele konseptinin bir ajanı olarak konuşuyor. Düşmanı olduğu ülkesinde kukla rejim istiyor. Çizgi romanında tek tip ilkokul öğrencilerine ve “rap rap yürüyen” kitlelere değiniyor. Bu ülkede kortejleri bile sulandırmayı beceren sola hitap ediyor.

68 solcusu Kaldıraç gibi liberal örgütler, CIA, NATO ve Pentagon eliyle lise müfredatlarına[3] bile sokulan bir filmi derneklerinde eğitim materyali olarak kullanmaktan asla ar etmiyorlar. Marx, “utanmak devrimcidir” diyor. Bunların devrimciliği, en fazla liberalizmin ve sosyal demokrasinin izin verdiği kadar. O “ilerici solculuk”, Batı’ya harici ve dahili elemanlar yetiştirmek için var.

O derneklerde yurtdışına gidecek, iltihak ve iltica edecek bireyler yetiştiriliyor. CIA-NATO-Pentagon’un hazırladığı müfredat; veganizmi, lubunizmi ve feminizmi emrediyor. Yeşil, dijital ve kentsel dönüşüme uygun bireyler imal etmek için hazırlanmış müfredat, buradan Batı’ya kaçacak uygun bireyler yetiştirmek için kullanılıyor. Bir yandan da, Yılmaz Güney düşmanı isimlerde görüldüğü üzere, sol içi ilkelliği, yabaniliği ve geriliği temizlemek için kullanılıyor. Sol, Batı emperyalizmi ve sömürgeciliği için eğitim faaliyeti yürütüyor. Yerleşimci-sömürgeci pratik, sosyalist hareketin içine uzanıyor. Satrapi ve Türk-Kürt dostları, tekellerin dişine uygun bireyler imal ediyorlar.

Satrapi ölünce bir Halk Temsilcileri Meclisi üyesi, ağıt yakıyor: Onun “İranlıların da insan olduklarını Batı’ya anlatma çabası”nı, Batı’ya yaranma, kendini beğendirme gayretini methediyor.[4] İnsan’ı Batı tanımlıyor. İnsan, Batılı olmakla özdeş görülüyor. Bu sömürgecilik ve emperyalizm, solculuğa ve zihniyetine siniyor. Atanın soyundan olan bu ressam, Filistin ve İran için kılını kıpırdatmazken, Küba imajının arkasına saklanabiliyor. Herkes, kendince Batı’ya mesaj veriyor.

Halk Temsilcileri Meclisi, özünde Doğan Avcıoğlu’nun “Bugün NATO, komünist emperyalizmin Batı Avrupa’ya karşı girişebileceği herhangi bir saldırmayı tesirsiz bırakacak hale gelmiştir. NATO askeri kuvvetlerinin bugünkü gücü, arzu edilen seviyeye varmıştır” diyen ilk döneminin ideolojik zeminini temel alan, “NATO’ya bağlıyız” diyen “27 Mayıs Devrimi’ne bağlı bir yapı. Keriz ve sürü gördükleri Kemalistleri avlamaya çalışan solcular, Kore’ye gönderilen, NATO’ya alınan askerin ideolojisine tabi. O asker MHP’liyse kötü, CHP’liyse yoldaş ve dost!

Tanıl abisinden milliyetçilik eksperi diploması alan Fatih Yaşlı için Mansur Yavaş, TKP dâhil, herkesin cumhurbaşkanı adayı olmalı. Çünkü İngiltere’yle bağları var, Dünya Bankası’nın projelerini yürüten bir isim. En önemlisi de CHP’li. Bunların eksperliği, CHP’yi faşizm, milliyetçilik ve sağ ile ilgili eleştirilerden münezzeh kılmakla ilgili. Örneğin otuzlarda kafatası ölçen pergel, Hitler’in elindeyse kötü, CHP’nin elindeyse iyi. SA’nın elinde zehirli gaz kötü, Dersim mağaralarına atılan gaz bombaları hayırlı. Yaşlı gibilere göre Sümerbank bezi ve İskenderun çeliği, sosyalist. Sosyalizm, bu bezden ve çelikten ibaret.

Bugün sol, Güney Kore’ye kaçan Kuzey Korelileri aylarca bir binaya kapatıp market alışverişi, kredi kartı, cep telefonu, sosyal medya temelli liberal hayat konusunda eğiten istihbarat elemanları düzeyindedir. Solun feminizminin, veganizminin ve lubunizminin yönü Avrupa ve ABD’ye dönüktür.

Bu bireylerden biri, eski SDP’li. Çağdaş ismindeki bu genç karşımıza, önce Silikon Vadisi’nin ürünlerinin pazarlanması işini üstlenen bir youtuber olarak çıktı. Kısa süre önce bir videosu viral oldu. Bu sefer de “Avrupa bildiğiniz gibi değil” diyor. Neticede ancak işe yaramaz bir reklâm ajansında metin yazarı veya bir youtuber olabilecek birine devletçe komünist parti kurma izninin verildiği ülkede, bu tür bireyler yetiştiriliyor. Bu bireyler, kendilerine teslim edilen müfredatla Batı’ya uygun bireyler imal ediyorlar. Bu konuda kendilerine açılan alanı bir “kazanım”, “mevzi” olarak görüyorlar. “Nasıl ama sağ, bizim sayemizde meşrulaşıyor” diyorlar.

Bu Çağdaş, 6 Kasım eylemi öncesinde örgütü adına şu tartışmayı yürütüyordu: “Eyleme öğrenci mi yoksa devrimci mi olarak gidelim?” İlkini seçen, sonrasında gençlik “sendikası kuran örgütü adına yürüttüğü bu tartışmayı devrimciliği tasfiye etmek için başlatmıştı. Kurtuluş’un ekabir ekibine mensup annesi sayesinde bulduğu politik konum üzerinden çokça genci, örgütünden kopardı. Bir MLKP’li arkadaşı, “biz onu örgütlemek isterken, o bizi kendine örgütledi” diyordu. Bir elde gitar bir elde esrarlı cigaralarıyla liberal geleceklerine hazırlandılar.

Görülen o ki solun influencer ve youtuber olması, kimseyi rahatsız etmiyor. Yapay zekâyla hazırlanmış bildiriler, görseller, afişler, şarkılar da öyle. Uyum sağlamayanı dövüyorlar. Uyum sağladıkları, Palantir’in faşist dünyası, tekellerin çıkarları.

Gazze hapishanesini yöneten tekeller, tüm toplumu hapishane olarak inşa ediyorlar. Palantir, Filistin ve İran’a yönelik savaşta rol oynuyor. Batı’nın karakollarını o inşa ediyor. Sahibi, sahada insan öldürdüklerini söylüyor. Bunları sol, “ilerleme” ve “üretici güçlerdeki gelişme” diye lanse edip sahipleniyor. TKP, “teknoloji masum kardeşim” diye filmler çekiyor. Sosyal medya hesapları açıyor. Marx’a, Lenin’e abuk sabuk şarkılar söyletiyor.

Bugün “Çip takacağız ense kökünüze” deseler, önce Türkiye’deki sosyalist örgütler koşacak! Batı’nın emperyalizmi ve sömürgeciliği ile açılmış alana Allah gibi tapan sol, onun müfredatını uygulamak ve ona göre bireyler yetiştirmek zorunda. Bugün Batı’ya uygun bireyler imal eden SDP, HDP gibi yapılar içinden sahte iltica belgeleri hazırlama işiyle geçinen kadroların çıkması, Batı’ya insan kaçırma işini üstlenen çetelerin bu tür örgütler içinde türemesi, asla tesadüf değil.

Bu youtuber’lar, şirketlerin ürünlerini pazarlamak için varlar. O nedenle, bu ülkedeki ünlü youtuber’lardan biri, “dünyanın en güvenli hapishanesi” diye pazarlanan hapishanenin reklâm edilmesi işini üstleniyor. Acun Ilıcalı, o youtuber’ları o yüzden tanıtıyor. Bahsi edilen hapishanenin teknolojik altyapısı, Palantir’e ait.

Bu bahsini ettiğimiz Çağdaş, daha ufak işlerle uğraşıyor. “Dövize, ucuz işçiye ve içte huzursuzluk çıkaracak orta sınıf yükünden kurtulmaya ihtiyacımız var” diyen devlet ve sermaye, bolca “bu ülke bir doktorunu kaybetti” videoları çektikten sonra, bugün bazı kadrolarını geri çağırıyor anlaşılan. Yurtdışına insan yollama, Filipinler’de ekonominin önemli bir kalemi. Devlet, bu işten epey kâr elde ediyor. Oranın komünist partisine ormanda eşcinsel nikâhı kıymak düşüyor.

Çağdaş, bugün kısmen “yeter, bazılarınız gelsin, dövizleri getirsin” çağrısına hizmet ediyor. Kişisel beceriksizlik ve zaaf olarak lanse edilen, yurtdışına kaçış ve enflasyon gibi gelişmelerin altına devlet ve sermaye, bilerek ve kasten imza atıyor.

Çağdaş, bu momentte kendini satma imkânını hiç kaçırmıyor. Tabiyeci Hikmet abisi gibi tekellerin müfredatına uygun faaliyet yürütüyor. Yalnız, Çağdaş’ın Hollanda’ya dair anlattığı hikâyenin önemli bir kısmı uydurma. Muhtemelen mesleği de yalan!

[...] 1931’de bugün sosyalistlerin bayrağını salladıkları şah, ülkedeki tüm “kolektivist” örgütleri ve propaganda faaliyetini yasaklıyor. Bu yasak, tesettür yasağına bağlanıyor. Aradaki bağı görmeyene, bu ülkede “sosyalist” deniliyor.

Satrapi, tam da o kolektivizme düşman bir Batı ajanı olarak öne çıkartılıyor. Filminin bir yerinde Marksist ailesinin devrim sonrasında eskiden evlerine cam silmek için gelen adamı devrim sonrası hastane müdürü olarak gördüğü vakit duyduğu öfkeden bahsediyor. Sol, işte tam da bu küçük burjuva öfkedir.

Bir ajan olarak Satrapi’nin tiksindiği Filistin, nefret ettiği İran, bize, tüm ezilenlere, yoksullara ve işçilere farklı bir müfredat öneriyor.

Eren Balkır
9 Haziran 2026

Dipnotlar:
[1] “Marjane Satrapi Went on Democracy Now”, 6 Haziran 2026, X.

[2] “Marjane Satrapi”, 6 Haziran 2026, X.

[3] Shifa Nouman, “Marjane Satrapi’s Persepolis: A Westernized Elite’s Reinforcement of American Orientalist Ideas”, Bahar 2022, DG.

[4] Dilşad Atasoy, “Persepolis”, 5 Haziran 2026, X.

0 Yorum: