22 Haziran 2026

,

Üzüm Üzüme

“AKP’yi ancak AKP olursak, başımıza bir Erdoğan getirirsek yenebiliriz” cümlesine herkes ikna edildi. İlk ikna olanlar, sosyalistlerdi.

Cümle, Fethullahçıların ve ardındaki gücün aklının ürünüydü. Cümlenin ve aklın AKP’yi ve Erdoğan’ı güçlendirdiği görülmedi. CHP, yeni döneme bu cümle üzerinden hazırlandı.

Bugün yaşananlar, söz konusu cümlenin ve ardındaki aklın ürettiği sonuç. AKP içe nüfuz etti, Erdoğan’ın çakması isimler, başa getirildiler. Truva atı, içi ele geçirdi.

Belediyeler CHP’ye teslim edildi. 80’lerin ortalarında çıkartılan belediye yasası, yeni bir siyaset tarzı üretti. Siyaset, müteahhitlerin yalılarına ve teknelerine mahkûm edildi. O müteahhitler, sosyalist hareketi kendine bağladılar.

O yüzden bugün CHP’liler, “E ne var, AKP’liler de yapıyor. Onlar da müteahhitlerle iş tutuyor. Erdoğan da seçim finansmanı için bir yerlerden para toplamıştı” diyorlar. “AKP yapar ama CHP yapamaz” cümlesindeki politik ayraca yönelik vurgu siliniyor. Ayraç gericilik kabul ediliyor. Herkes, CHP’nin alternatif AKP olmasını kanıksıyor. İçine sindiriyor. AKP’yi AKP’yle yenmeyi tek strateji olarak benimseyen sosyalist örgütler, düzenin uşağı haline geliyorlar.

Bir HDP’li, “ahlak, dinle alakalı. Dine karşıyız, o zaman ahlaka da karşı olmalıyız” diyor. Bu laf, özellikle belediyeler, STK’lar ve AB emperyalizmiyle kurulan ilişkilerle alakalı. O ilişkilerin sonucu. Herkes, bir yerlerinden yakalanıp düzen önünde diz çöktürülüyor.

Ahlaksızlık, sermayenin özgürlüğü için. Yıllar evvel Hevsel Bahçeleri işinde çalışan eski sosyalistin ayak bastığı yerlerde bugün esrar yetiştirildiği öğreniliyor. Kentsel dönüşüm ve Davudoğlu’nun “Toledolaştıracağız” dediği yerlerde gençler uyuşturucu batağında. Sonra, “Ne var? MHP de satıyor” deniliyor.

Tecimle, parayla, çıkarla tanımlı ilişkiler, bugün AKP ve Erdoğan halısının altına süpürülüyor. “Onlar eleştiriyorsa biz sahip çıkalım” deniliyor. Birgün, Sol Haber, Evrensel gibi solcu yayınlar, delegelerin satın alınmasına, belediye başkanlarına verilen rüşvetlere, genç metreslere hediye edilen bankamatik işlerine, arazi peşkeşlerine vs. destek ve onay veriyorlar. Park-bahçe müdürlüklerinde, zabıtada ve temizlik işlerinde istihdam edilmek adına koca sosyalist hareket, dilsiz ve ahlaksız olmayı seçiyor.

Yıllar önce bir solcu kelime tüccarı, sarhoş kullandığı aracıyla bir aileyi katletti. Sonra parayla satın aldığı kişinin suçu üstlenmesini istedi. Bu işin açığa çıkacağını görüp teslim oldu. Bugün içini boşalttığı Mahir Çayan’ı tezgâhına koyup satan Barış Yıldırım, o kelime tüccarlığı adına yazı yazdı ve “Aile gerici bir kurum, ölmüşse ne olmuş. Emrah Serbes bırakılsın” dedi. Bu meseleyi arkadaş arasında tartışırken bir grup, “Emrah’a AKP’liler saldırıyor, o yüzden Emrah’a sahip çıkmalıyız” diyordu. Bu lafı eden kişilerden birinin sonrasında Teyit.org sitesinde çalıştığı öğrenildi! AKP karşıtlığı, herkesi AKP’lileştirdi. Üzüm, üzüme baka baka karardı. Kararmayı herkes istedi. CHP’nin AKP’leşmesini herkes sevdi.

CHP, belli bir oy oranı aralığında dolaşır dururdu. Yeni sistemle birlikte yüzde 50+1 olma zorunluluğu gündeme geldi. Nesnel ve kolektif düzlemde CHP, bilerek veya bilmeyerek, AKP’lileşti. Düzen, iktidar içi gerilimler, bölgesel-küresel seyir, bunu emretti.

Herkes, CHP’nin taşeronu, tetikçisi, bar fedaisi, badigardı oldu. Koskoca Kıvılcımlı geleneği, CHP’nin avukat bürosuna dönüştü. HKP’nin çıkış bildirgesinde parti kurma kararları şu şekilde gerekçelendiriliyordu: TKP kastedilerek, “parti ismini alan dergi çevreleri rekabette öne geçiyorlar, yol alıyorlar. Biz, geride kalmayalım.” Bu mülkiyetçilik ve rekabetçilik, “hazır parti var. CHP’li olalım” sözüne kapaklandı. Çürüdü.

Dün “Tayyip ABD’ye giremez. Bu adam, Batı’yla ilişkimizi bozuyor” diyen aynı örgütler ve kişiler, bugün Trump’ın sözü ve tutumu üzerinden anti-emperyalist oldular. Ama bu örgütler ve kişiler, Biden, gazetelerin yayın yönetmenleriyle yaptığı bir toplantıda “Tayyip’i Türkiye’deki dostlarımızla birlikte devireceğiz” dediğinde anti-emperyalist damarları kabarmadı. Tam tersine, Umut gazetesi yazarlarından Metin Çulhaoğlu’na birçok isim, “Biden’ın gemisine binmeliyiz” dedi. Bu örgütlere göre, Trump’ın ABD’si emperyalistti, ama Biden ABD’si değildi.

Gezi oldu. Gezi ile Haziran kıyamı arasında ayrım yapılmadı. Haziran kıyamcılarının kolektif ve nesnel düzlemde ördükleri mevzilere örgütlenilmedi. Sol örgütler, Haziran kıyamından en az AKP kadar korktular. Herkesi CHP’ye örgütlediler.

Gezi’de sokaktaki halkın iradesini, özneliğini ve failliğini tanımayan sol örgütler, CHP üzerinden yürüyen yüksek siyasete, derin hesaplara, kapı arkası dümenlerine örgütlendiler. Halkın cumhuriyetinin de demokrasisinin de dövüşmesine hiçbir şekilde izin vermediler, yarın da vermeyecekler.

Pandemi oldu. Pandemi, dünya halklarına karşı NATO-Pentagon-AB gibi mahfiller üzerinden yürütülen bir savaştı. Finans kapitalin emriydi. O gün TKP dâhil herkes, birden itaatkâr ve uysal yurttaş oldu, yurttaş sorumluluğuyla, emirler uyarınca, sokakları ve elleri yıkadı. Bugün Ankara’da sokak köpeklerine yalandan sahip çıkıyorlar. NATO’ya bireycilik ve liberalizm üzerinden itiraz ediyorlar. NATO’yu içselleştirmiş, özümsemişler. Tekellerin malı ve kârı tek elde toplamasına kızıyorlar. Yoksa hepsi burjuva, hepsi, emperyalist-sömürgeci yağmadan rant talep ediyor. Burjuvaziyi mutlak veri olarak sahiplenip içselleştiriyorlar, sadece servetin belli ellerde toplaşmasına kızıyorlar. Her yerde ve her zaman küçük burjuvaziye sesleniyorlar. Ona ses oluyorlar.

Paris Komünü’nde de Bolşeviklerin belediye programında da hesap verme ve hesap sorma var. Lenin, meclise giden vekillerin gelip partiye hesap vermesi, en ufak yanlışta görevden uzaklaştırılması gerektiğini söylüyor. Sosyalist hareket, en basitinden, bu irade ve tutumdan kopamaz. Yani Devrimci Yolcular veya TKP’liler sayesinde sendikanın başına çöreklenmiş kişilerin 25 yıl sendikacılık yapması, sosyalist ahlaka da hukuka da aykırıdır. Bir TKP’li sendikacı, bu kadar süre sendikacılık yapmış, Ankara’da lüks evler, villalar biriktirmiş. Bugün “Cemil Tugay’ın belediye işçilerine verdiği zam yüksek. O işçiler zaten çok para alıyorlar” diyebiliyor. TİP’li yoldaşı, CHP’den aldığı parayla Moda’da lüks daire satın alabiliyor.

Bu açıdan, TKP geleneğine ait sendikalarda kendi örgütü ve geleneği adına rekabetçilik ve mülkiyetçilik yapan Başaran Aksu’nun bağımsız sarı sendikacılığını da eleştirmek gerekiyor. Kimse ne hesap soruyor ne de hesap veriyor. Aksu’nun ardındaki para ve imkânlar, hiç sorgulanmıyor. Çünkü herkes, AKP’lileşti, Erdoğanlaştı! Her şey kanıksandı.

Kocaeli’de bir patron, sendika başkanını arıyor, “fabrikada bir işçi huysuzluk yapıyor. Başka bölüme alıyoruz, gitmiyor. Şunu bir uyar” diyor. Sendika başkanı, o işçiyi odasına çağırıyor, masaya tabancasını koyuyor. İşçiyi açıktan tehdit ediyor. O işçi, sinirleniyor, tabancayı kaptığı gibi sendika başkanını vuruyor. Burada sınıf kini kimdedir, sınıf mücadelesi nerededir? Ama Başaran Aksu, Twitter’da sendika başkanı “sendika hareketinin önemli bir ismiydi. Büyük kaybımız” diyor. Aynı Başaran, MHP’yi ve NATO’cu CHP vekilini “işçi dostu” ilân ediyor. Bu hali kimse eleştirmiyor.

Ankara DİSK’te bir sendikacı, sendikacı arkadaşını büroda vurup öldürüyor. Rant kavgası kanlı bitiyor. O DİSK’te söz sahibi olan örgütler, üç maymunu oynuyorlar.

Gezi’de katledilen gençlerin mahkeme süreçlerine insan örgütlenmiyor. Kimse, cebinden üç kuruş para bile çıkmıyor. Sonra Halkevciler çıkıp eylemlerde görünmeyen TMMOB’un imkânlarından faydalanılmasını istiyor. Küçük burjuvanın tek işi var, o da herkesi kendine mecbur kılmaya çalışmak. O küçük burjuva ki her zaman büyük sahibine hizmet ediyor. Ev kölesi olarak tarla köleleriyle dövüşüyor.

Her şey, AKP ve Erdoğan halısının altına süpürülüyor. Zımnen, onlar gibi siyasetçi, onlar gibi siyasi örgüt olduğu kabul ediliyor. Aradaki sınıfsal-devrimci ayraçlar siliniyor. Bu benzeme halinin ardında kitleye, sınıfa ve ezilene karşı duyulan korkunun ve nefretin olduğunu görmek gerekiyor.

Eren Balkır
20 Haziran 2026

0 Yorum: