“AKP’yi
ancak AKP olursak, başımıza bir Erdoğan getirirsek yenebiliriz” cümlesine
herkes ikna edildi. İlk ikna olanlar, sosyalistlerdi.
Cümle,
Fethullahçıların ve ardındaki gücün aklının ürünüydü. Cümlenin ve aklın AKP’yi
ve Erdoğan’ı güçlendirdiği görülmedi. CHP, yeni döneme bu cümle üzerinden
hazırlandı.
Bugün
yaşananlar, söz konusu cümlenin ve ardındaki aklın ürettiği sonuç. AKP içe
nüfuz etti, Erdoğan’ın çakması isimler, başa getirildiler. Truva atı, içi ele
geçirdi.
Belediyeler
CHP’ye teslim edildi. 80’lerin ortalarında çıkartılan belediye yasası, yeni bir
siyaset tarzı üretti. Siyaset, müteahhitlerin yalılarına ve teknelerine mahkûm
edildi. O müteahhitler, sosyalist hareketi kendine bağladılar.
O
yüzden bugün CHP’liler, “E ne var, AKP’liler de yapıyor. Onlar da
müteahhitlerle iş tutuyor. Erdoğan da seçim finansmanı için bir yerlerden para
toplamıştı” diyorlar. “AKP yapar ama CHP yapamaz” cümlesindeki politik ayraca
yönelik vurgu siliniyor. Ayraç gericilik kabul ediliyor. Herkes, CHP’nin alternatif
AKP olmasını kanıksıyor. İçine sindiriyor. AKP’yi AKP’yle yenmeyi tek
strateji olarak benimseyen sosyalist örgütler, düzenin uşağı haline geliyorlar.
Bir
HDP’li, “ahlak, dinle alakalı. Dine karşıyız, o zaman ahlaka da karşı
olmalıyız” diyor. Bu laf, özellikle belediyeler, STK’lar ve AB emperyalizmiyle
kurulan ilişkilerle alakalı. O ilişkilerin sonucu. Herkes, bir yerlerinden yakalanıp
düzen önünde diz çöktürülüyor.
Ahlaksızlık,
sermayenin özgürlüğü için. Yıllar evvel Hevsel Bahçeleri işinde çalışan eski
sosyalistin ayak bastığı yerlerde bugün esrar yetiştirildiği öğreniliyor.
Kentsel dönüşüm ve Davudoğlu’nun “Toledolaştıracağız” dediği yerlerde gençler
uyuşturucu batağında. Sonra, “Ne var? MHP de satıyor” deniliyor.
Tecimle,
parayla, çıkarla tanımlı ilişkiler, bugün AKP ve Erdoğan halısının altına
süpürülüyor. “Onlar eleştiriyorsa biz sahip çıkalım” deniliyor. Birgün, Sol
Haber, Evrensel gibi solcu yayınlar, delegelerin satın alınmasına,
belediye başkanlarına verilen rüşvetlere, genç metreslere hediye edilen
bankamatik işlerine, arazi peşkeşlerine vs. destek ve onay veriyorlar.
Park-bahçe müdürlüklerinde, zabıtada ve temizlik işlerinde istihdam edilmek
adına koca sosyalist hareket, dilsiz ve ahlaksız olmayı seçiyor.
Yıllar
önce bir solcu kelime tüccarı, sarhoş kullandığı aracıyla bir aileyi katletti. Sonra
parayla satın aldığı kişinin suçu üstlenmesini istedi. Bu işin açığa çıkacağını
görüp teslim oldu. Bugün içini boşalttığı Mahir Çayan’ı tezgâhına koyup satan
Barış Yıldırım, o kelime tüccarlığı adına yazı yazdı ve “Aile gerici bir kurum,
ölmüşse ne olmuş. Emrah Serbes bırakılsın” dedi. Bu meseleyi arkadaş arasında
tartışırken bir grup, “Emrah’a AKP’liler saldırıyor, o yüzden Emrah’a sahip çıkmalıyız”
diyordu. Bu lafı eden kişilerden birinin sonrasında Teyit.org sitesinde
çalıştığı öğrenildi! AKP karşıtlığı, herkesi AKP’lileştirdi. Üzüm, üzüme baka
baka karardı. Kararmayı herkes istedi. CHP’nin AKP’leşmesini herkes sevdi.
CHP,
belli bir oy oranı aralığında dolaşır dururdu. Yeni sistemle birlikte yüzde
50+1 olma zorunluluğu gündeme geldi. Nesnel ve kolektif düzlemde CHP, bilerek
veya bilmeyerek, AKP’lileşti. Düzen, iktidar içi gerilimler, bölgesel-küresel
seyir, bunu emretti.
Herkes,
CHP’nin taşeronu, tetikçisi, bar fedaisi, badigardı oldu. Koskoca Kıvılcımlı
geleneği, CHP’nin avukat bürosuna dönüştü. HKP’nin çıkış bildirgesinde parti
kurma kararları şu şekilde gerekçelendiriliyordu: TKP kastedilerek, “parti
ismini alan dergi çevreleri rekabette öne geçiyorlar, yol alıyorlar. Biz,
geride kalmayalım.” Bu mülkiyetçilik ve rekabetçilik, “hazır parti var. CHP’li
olalım” sözüne kapaklandı. Çürüdü.
Dün
“Tayyip ABD’ye giremez. Bu adam, Batı’yla ilişkimizi bozuyor” diyen aynı
örgütler ve kişiler, bugün Trump’ın sözü ve tutumu üzerinden anti-emperyalist
oldular. Ama bu örgütler ve kişiler, Biden, gazetelerin yayın yönetmenleriyle
yaptığı bir toplantıda “Tayyip’i Türkiye’deki dostlarımızla birlikte
devireceğiz” dediğinde anti-emperyalist damarları kabarmadı. Tam tersine, Umut
gazetesi yazarlarından Metin Çulhaoğlu’na birçok isim, “Biden’ın gemisine
binmeliyiz” dedi. Bu örgütlere göre, Trump’ın ABD’si emperyalistti, ama Biden
ABD’si değildi.
Gezi
oldu. Gezi ile Haziran kıyamı arasında ayrım yapılmadı. Haziran kıyamcılarının
kolektif ve nesnel düzlemde ördükleri mevzilere örgütlenilmedi. Sol örgütler,
Haziran kıyamından en az AKP kadar korktular. Herkesi CHP’ye örgütlediler.
Gezi’de
sokaktaki halkın iradesini, özneliğini ve failliğini tanımayan sol örgütler,
CHP üzerinden yürüyen yüksek siyasete, derin hesaplara, kapı arkası dümenlerine
örgütlendiler. Halkın cumhuriyetinin de demokrasisinin de dövüşmesine hiçbir
şekilde izin vermediler, yarın da vermeyecekler.
Pandemi
oldu. Pandemi, dünya halklarına karşı NATO-Pentagon-AB gibi mahfiller üzerinden
yürütülen bir savaştı. Finans kapitalin emriydi. O gün TKP dâhil herkes, birden
itaatkâr ve uysal yurttaş oldu, yurttaş sorumluluğuyla, emirler uyarınca,
sokakları ve elleri yıkadı. Bugün Ankara’da sokak köpeklerine yalandan sahip
çıkıyorlar. NATO’ya bireycilik ve liberalizm üzerinden itiraz ediyorlar.
NATO’yu içselleştirmiş, özümsemişler. Tekellerin malı ve kârı tek elde
toplamasına kızıyorlar. Yoksa hepsi burjuva, hepsi, emperyalist-sömürgeci
yağmadan rant talep ediyor. Burjuvaziyi mutlak veri olarak sahiplenip
içselleştiriyorlar, sadece servetin belli ellerde toplaşmasına kızıyorlar. Her
yerde ve her zaman küçük burjuvaziye sesleniyorlar. Ona ses oluyorlar.
Paris
Komünü’nde de Bolşeviklerin belediye programında da hesap verme ve hesap sorma
var. Lenin, meclise giden vekillerin gelip partiye hesap vermesi, en ufak
yanlışta görevden uzaklaştırılması gerektiğini söylüyor. Sosyalist hareket, en
basitinden, bu irade ve tutumdan kopamaz. Yani Devrimci Yolcular veya TKP’liler
sayesinde sendikanın başına çöreklenmiş kişilerin 25 yıl sendikacılık yapması,
sosyalist ahlaka da hukuka da aykırıdır. Bir TKP’li sendikacı, bu kadar süre
sendikacılık yapmış, Ankara’da lüks evler, villalar biriktirmiş. Bugün “Cemil
Tugay’ın belediye işçilerine verdiği zam yüksek. O işçiler zaten çok para
alıyorlar” diyebiliyor. TİP’li yoldaşı, CHP’den aldığı parayla Moda’da lüks
daire satın alabiliyor.
Bu
açıdan, TKP geleneğine ait sendikalarda kendi örgütü ve geleneği adına
rekabetçilik ve mülkiyetçilik yapan Başaran Aksu’nun bağımsız sarı
sendikacılığını da eleştirmek gerekiyor. Kimse ne hesap soruyor ne de hesap
veriyor. Aksu’nun ardındaki para ve imkânlar, hiç sorgulanmıyor. Çünkü herkes,
AKP’lileşti, Erdoğanlaştı! Her şey kanıksandı.
Kocaeli’de
bir patron, sendika başkanını arıyor, “fabrikada bir işçi huysuzluk yapıyor.
Başka bölüme alıyoruz, gitmiyor. Şunu bir uyar” diyor. Sendika başkanı, o
işçiyi odasına çağırıyor, masaya tabancasını koyuyor. İşçiyi açıktan tehdit
ediyor. O işçi, sinirleniyor, tabancayı kaptığı gibi sendika başkanını vuruyor.
Burada sınıf kini kimdedir, sınıf mücadelesi nerededir? Ama Başaran Aksu,
Twitter’da sendika başkanı “sendika hareketinin önemli bir ismiydi. Büyük
kaybımız” diyor. Aynı Başaran, MHP’yi ve NATO’cu CHP vekilini “işçi dostu” ilân
ediyor. Bu hali kimse eleştirmiyor.
Ankara
DİSK’te bir sendikacı, sendikacı arkadaşını büroda vurup öldürüyor. Rant
kavgası kanlı bitiyor. O DİSK’te söz sahibi olan örgütler, üç maymunu
oynuyorlar.
Gezi’de
katledilen gençlerin mahkeme süreçlerine insan örgütlenmiyor. Kimse, cebinden
üç kuruş para bile çıkmıyor. Sonra Halkevciler çıkıp eylemlerde görünmeyen
TMMOB’un imkânlarından faydalanılmasını istiyor. Küçük burjuvanın tek işi var,
o da herkesi kendine mecbur kılmaya çalışmak. O küçük burjuva ki her zaman
büyük sahibine hizmet ediyor. Ev kölesi olarak tarla köleleriyle dövüşüyor.
Her
şey, AKP ve Erdoğan halısının altına süpürülüyor. Zımnen, onlar gibi siyasetçi,
onlar gibi siyasi örgüt olduğu kabul ediliyor. Aradaki sınıfsal-devrimci
ayraçlar siliniyor. Bu benzeme halinin ardında kitleye, sınıfa ve ezilene karşı
duyulan korkunun ve nefretin olduğunu görmek gerekiyor.
Eren Balkır
20
Haziran 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder