05 Haziran 2026

,

Punk ve Persepolis



Çizgi roman ve film olarak Persepolis, Batı’nın “biz Müslüman kadınları kurtarıyoruz” diyen insani yardım bahanesine dayanan söylemiyle rahatlıkla örtüşüyor.

Filistinli antropolog Lila Abu Lughod, bizi askeri müdahaleleri meşrulaştırmak için Batı’nın “ezilen Müslüman kadınlar” anlatısını kendince istismar ettiği konusunda uyarıyor.

Bu tespitin itiraz edilecek bir yanı yok.

Persepolis gibi çalışmalar, nihayetinde Avrupa’da ve ABD’de İran toplumunun katmanlı yapısına dair bir anlayıştan ziyade, İslam’a dair önyargıların teyidi olarak tüketiliyor.

Bu demek değil ki Mercane Satrapi’nin tanıklığının değerini görmezden geliyorum, mahkûm ettiği devlet şiddetini küçümsüyorum. Ben, daha çok ne İran rejimini romantize eden ne de patriarkayı görmezden gelen, ama Batı’nın Doğu’yla ilgili beklentilerine uyum sağladığı vakit belirli “eleştirel” söylemlerin nasıl kolaylıkla meşrulaştırıldığını sorgulayan bir eleştiri sunmanın gerekli olduğuna inanıyorum.

Mesele, Satrapi’nin İran’ı eleştirmesi değil, eserinin Küresel Güney’den gelen imtiyazlı seslerin kendi toplumlarını Batı liberalizminin idrak edebileceği kodlarla anlattıkları vakit özümsenebiliyor, benimsenebiliyor oluşu.

Neticede ben de üzerinde İngilizce olarak “Punk ölmedi” yazan bir ceket giydiğimde fazlasıyla punk olduğunu düşünerek büyüdüm. Fakat bugün bana öyle geliyor ki en punk şey, Batı’nın Müslüman kadınlarla ilgili geliştirdiği anlatı ve söylemleri beslemeye son vermek.

Bana kalırsa bugün en punk şey, tümüyle İslam düşmanı olan bir feminizmin beyaz ahlakının mahkemesinde yargılanmadan Müslüman kadınların başörtüsü takmasına izin vermek.

Bren Nava
5 Haziran 2026
Kaynak

0 Yorum: