Marx
ve Lenin’in öğretileriyle örgütlenen işçi ve köylü öncülerinin enerjisi,
Sovyetler Birliği’nde kitleleri, anlamı dört basit kelimeyle ifade edilen bir
hedefe doğru yönlendiriyor: yeni bir dünya yaratmak.
Sovyetler
Birliği’nde, Genç Öncüler bile, yeni bir dünya ve yeni yaşam koşulları
yaratılacaksa, bireylerin, her zaman işçi ve köylülerin kan ve terinden elde
edilen muazzam zenginlikleri, herhangi bir şekilde biriktirmelerinin imkânsız
hale getirilmesi gerektiğini anlıyorlar.
İnsanların
sınıflara bölündüğü gerçekliği, azınlığın çoğunluğun emeğini ve yaratıcı gücünü
sömürme ihtimalini ortadan kaldırmak gerekiyor. İnsanları birbirinden ayıran,
onları anlaşılmaz ve birbirine yabancı kılan dini ve ulusal önyargıların
zehirli yanlışlarını ortaya çıkarmak, emekçilerin hayatından, asırlık
kölelikten kaynaklanan tüm kirli ve vahşi günlük gelenekleri yakıp yok etmek
gerekiyor. Kapitalistlerin, emekçilerde hayati çıkarların birleşmesi
gerektiğine dair bilincin gelişmesine mani olan, insanların katledilmesine,
milyonlarca emekçinin birbirine karşı savaşmasına imkân sağlayan, her zaman
aynı amaç doğrultusunda kapitalistlerin halkı soyma hakkını güçlendirmek,
anlamsız kâr hırslarını ve işçiler üzerindeki güçlerini artırmak için
kullanılan her şeyi yok etmek gerekiyor.
Yani
uzun vadede, tüm halkın ve her bireyin yeteneklerinin ve becerilerinin özgürce
gelişmesi için koşullar yaratılmalı. Tüm halk için eşit fırsatlar oluşturulmalı,
böylece herkesin, şimdiye dek yalnızca istisnai olanların, sözde “büyük”
insanların ulaşabildikleri ve ancak muazzam miktarda boşa harcanan enerji
pahasına erişebildikleri bir seviyeye ulaşabilmesi sağlanmalı.
Bu,
bir romantiğin rüyası mıdır? Hayır, bu bir gerçek. Yeni bir dünya inşa etme
yolunda işçilerin ve köylülerin kitlesel hareketini “romantik bir rüya” olarak görenler,
o işçi ve köylülerin düşmanıdır. “Bir Rus Kadını”nın bana kısa süre önce
yazdığı gibi, onlar “Avrupa zihniyetine sahip, iyi eğitimli küçük bir kesim”dir.
Bu kadının dediği gibi, “zekânın azınlığa ait olduğuna”, “zekâyı kitleler
arasında aramamak gerektiğine”, “kültürün az sayıda yetenekli insan tarafından
yaratıldığına” inanmaktadırlar.
Bu
sözlerle o “Rus Kadını”, sert ama doğru bir şekilde, burjuva ideolojisinin ve sefaletinin
tüm anlamını dile döküyordu. Burjuva zihniyetinin proleter kitlelerin manevi
yenilenmesine karşı olduğunu ortaya koyuyordu.
Dünyanın
dört bir yanındaki proletaryanın bu manevi yenilenmesi tartışılmaz bir
gerçektir. Sovyetler Birliği’ndeki işçi sınıfı, dünya proletaryasının önünde
yürüyerek, bu yeni gerçeği muhteşem bir şekilde teyit etmektedir. Kendi önüne
büyük bir görev koymuş olan Sovyet işçi sınıfı, yoğunlaşmış enerjisiyle bunu
başarıyla gerçekleştirmektedir. Yüzleşilen güçlükler devasa ölçülerde elbette
ama insan gerçekten isterse dilediği sonuca ulaşabilir!
Diktatörlüğün
ilk yıllarında bile, neredeyse silahsız, yalınayak, paçavralar içinde, açlıktan
kırılan işçi sınıfı, Avrupa kapitalistlerinin kusursuz bir biçimde donattığı
Beyaz Muhafız ordularını ve müdahaleci güçlerin birliklerini ülkeden kovdu.
On
üç yıldır işçi sınıfı, az sayıda dürüst, içtenlikle kendini adamış uzmanın
yardımıyla, ancak yoldaşlarını, hatta bilimin kendisini iğrenç bir şekilde
tehlikeye atan bir sürü alçak hainin muhalefetine karşı, kendi devletini inşa
ediyor. Dünya burjuvazisinin nefretinin zehirlediği bu mevcut ortamda her küçük
hatayı, her kusuru, her günahı kötü niyetli bir sevinçle karşılayan, olan
bitene duygusuz yaklaşan, gerçeğe “makine” gibi davranan yurttaşların yılan
gibi tıslayıp durdukları mevcut halde yükünü ve dehşetini henüz tam olarak
kavrayamadığı bu cehennemvari koşullarda çalışan işçi sınıfı, gerçekten
şaşırtıcı, gerçekten devrimci ve harika bir enerji açığa çıkartmıştır.
Bu
koşullarda, yalnızca işçilerin ve Komünist Parti’nin sergilediği kahramanlara
has cesaret ki bu parti, işçi sınıfının aklını, devrimci kitlelerin zihnini
temsil ediyor, örneğin, 1929-1930 Planı’nda öngörülen yüzde yirmi iki yerine
sanayi üretimini yüzde yirmi beş artırmak gibi başarılar elde edebilir.
Kolektif çiftçilerin yirmi milyon hektar ekmesi planlanmıştı, ama otuz altı
milyon hektar ektiler! Aynı zamanda, işçi sınıfı ve köylüler, enerjilerini
sanayiyi geliştirmeye, kırsalı yeniden örgütlemeye harcayarak, yüzlerce
yetenekli işçi, şok işçisi (udarnik), işçi muhabir, yazar, mucit gibi kendi
yeni zihin emeği güçlerini yetiştirdiler.
Ülke
içinden kurnaz düşmanlar gıda kıtlığına yol açıyorlar. Kulaklar, cinayet,
kundaklama ve her türlü alçaklıkla kolektif çiftliklerdeki köylüleri terörize
ediyorlar. Tarihin belirlediği süreyi aşan her şey, bize karşı, bu da kendimizi
hâlâ bir iç savaşta sayma hakkını bize veriyor. Bundan çıkan doğal sonuç şudur:
“Düşman teslim olmuyorsa, yok edilmelidir.”
Ülkemiz
haricinde, Avrupa sermayesi de bize karşıdır. O da zamanını doldurmuştur ve yok
olmaya mahkûmdur. Ama gene de kaçınılmaz olana direnmek istiyor ve direnmeye
gücü var. Sovyetler Birliği içinde yıkıma devam eden hainlerle el ele çalışıyor,
o hainler de kendi alçaklıklarının sınırına dayanana dek, Avrupa sermayesinin
hırsızlıkla alakalı amaçlarına yardımcı oluyorlar.
1914-1918
döneminde Avrupa’da yaşanan katliamın önde gelen örgütçülerinden olan, savaşçı”
lakaplı Poincaré, Fransız kapitalistlerinin oyununu neredeyse yok eden bu adam,
eski Sosyalist Briand, kötü şöhretli Lord Birkenhead ve sermayenin diğer sadık
uşakları, Hristiyan kilisesinin başını sallayarak verdiği onayla birlikte,
Sovyetler Birliği’ne karşı bir haydut çetesi misali saldırmak için
hazırlanıyorlar.
Tüm
dünyanın burjuvazisine karşı sürekli savaş halindeyiz. Bu, işçi sınıfını pratikte
öz savunma sürecine karşı hazırlanmaya mecbur kılıyor. O, bu hazırlığı, hem
kendisi hem de tüm dünya proleterleri için bir örnek olarak yarattığı her şeyin
savunmak amacıyla yürütüyor.
İşçi
sınıfı ve köylüler silahlanmalıdırlar, çünkü Kızıl Ordu’nun bir zamanlar dünya
kapitalizminin saldırısına zaferle karşı koyduğunu unutmamalıdırlar. O zamanlar
Kızıl Ordu; silahsız, aç, yalınayak, paçavralar içindeydi; askeri bilim
konusunda çok iyi eğitilmemiş yoldaşlarca yönetiliyordu. Şimdi ise bir Kızıl
Ordu’muz, bir savaşçı ordumuz var ve her savaşçı, ne için savaşması gerektiğini
çok iyi biliyor.
Eğer
Avrupa’nın kapitalistleri, kaçınılmaz geleceğin korkusuyla tamamen çıldırır,
işçilerini ve köylülerini bize karşı göndermeye cüret ederlerse, kapitalizmin
başını bir kez ve sonsuza dek kesecek, tarihin onun için hazırladığı mezara
atacak eylemler ve sözlerle onları karşılamaya hazır olmalıyız.
Maksim Gorki
1930
[Kaynak:
Culture and the People, Lawrence and Wishart, Londra, 1939, s. 89-93.]


0 Yorum:
Yorum Gönder