18 Haziran 2026

,

Düşman Teslim Olmuyorsa Yok Edilmeli

 

Marx ve Lenin’in öğretileriyle örgütlenen işçi ve köylü öncülerinin enerjisi, Sovyetler Birliği’nde kitleleri, anlamı dört basit kelimeyle ifade edilen bir hedefe doğru yönlendiriyor: yeni bir dünya yaratmak.

Sovyetler Birliği’nde, Genç Öncüler bile, yeni bir dünya ve yeni yaşam koşulları yaratılacaksa, bireylerin, her zaman işçi ve köylülerin kan ve terinden elde edilen muazzam zenginlikleri, herhangi bir şekilde biriktirmelerinin imkânsız hale getirilmesi gerektiğini anlıyorlar.

İnsanların sınıflara bölündüğü gerçekliği, azınlığın çoğunluğun emeğini ve yaratıcı gücünü sömürme ihtimalini ortadan kaldırmak gerekiyor. İnsanları birbirinden ayıran, onları anlaşılmaz ve birbirine yabancı kılan dini ve ulusal önyargıların zehirli yanlışlarını ortaya çıkarmak, emekçilerin hayatından, asırlık kölelikten kaynaklanan tüm kirli ve vahşi günlük gelenekleri yakıp yok etmek gerekiyor. Kapitalistlerin, emekçilerde hayati çıkarların birleşmesi gerektiğine dair bilincin gelişmesine mani olan, insanların katledilmesine, milyonlarca emekçinin birbirine karşı savaşmasına imkân sağlayan, her zaman aynı amaç doğrultusunda kapitalistlerin halkı soyma hakkını güçlendirmek, anlamsız kâr hırslarını ve işçiler üzerindeki güçlerini artırmak için kullanılan her şeyi yok etmek gerekiyor.

Yani uzun vadede, tüm halkın ve her bireyin yeteneklerinin ve becerilerinin özgürce gelişmesi için koşullar yaratılmalı. Tüm halk için eşit fırsatlar oluşturulmalı, böylece herkesin, şimdiye dek yalnızca istisnai olanların, sözde “büyük” insanların ulaşabildikleri ve ancak muazzam miktarda boşa harcanan enerji pahasına erişebildikleri bir seviyeye ulaşabilmesi sağlanmalı.

Bu, bir romantiğin rüyası mıdır? Hayır, bu bir gerçek. Yeni bir dünya inşa etme yolunda işçilerin ve köylülerin kitlesel hareketini “romantik bir rüya” olarak görenler, o işçi ve köylülerin düşmanıdır. “Bir Rus Kadını”nın bana kısa süre önce yazdığı gibi, onlar “Avrupa zihniyetine sahip, iyi eğitimli küçük bir kesim”dir. Bu kadının dediği gibi, “zekânın azınlığa ait olduğuna”, “zekâyı kitleler arasında aramamak gerektiğine”, “kültürün az sayıda yetenekli insan tarafından yaratıldığına” inanmaktadırlar.

Bu sözlerle o “Rus Kadını”, sert ama doğru bir şekilde, burjuva ideolojisinin ve sefaletinin tüm anlamını dile döküyordu. Burjuva zihniyetinin proleter kitlelerin manevi yenilenmesine karşı olduğunu ortaya koyuyordu.

Dünyanın dört bir yanındaki proletaryanın bu manevi yenilenmesi tartışılmaz bir gerçektir. Sovyetler Birliği’ndeki işçi sınıfı, dünya proletaryasının önünde yürüyerek, bu yeni gerçeği muhteşem bir şekilde teyit etmektedir. Kendi önüne büyük bir görev koymuş olan Sovyet işçi sınıfı, yoğunlaşmış enerjisiyle bunu başarıyla gerçekleştirmektedir. Yüzleşilen güçlükler devasa ölçülerde elbette ama insan gerçekten isterse dilediği sonuca ulaşabilir!

Diktatörlüğün ilk yıllarında bile, neredeyse silahsız, yalınayak, paçavralar içinde, açlıktan kırılan işçi sınıfı, Avrupa kapitalistlerinin kusursuz bir biçimde donattığı Beyaz Muhafız ordularını ve müdahaleci güçlerin birliklerini ülkeden kovdu.

On üç yıldır işçi sınıfı, az sayıda dürüst, içtenlikle kendini adamış uzmanın yardımıyla, ancak yoldaşlarını, hatta bilimin kendisini iğrenç bir şekilde tehlikeye atan bir sürü alçak hainin muhalefetine karşı, kendi devletini inşa ediyor. Dünya burjuvazisinin nefretinin zehirlediği bu mevcut ortamda her küçük hatayı, her kusuru, her günahı kötü niyetli bir sevinçle karşılayan, olan bitene duygusuz yaklaşan, gerçeğe “makine” gibi davranan yurttaşların yılan gibi tıslayıp durdukları mevcut halde yükünü ve dehşetini henüz tam olarak kavrayamadığı bu cehennemvari koşullarda çalışan işçi sınıfı, gerçekten şaşırtıcı, gerçekten devrimci ve harika bir enerji açığa çıkartmıştır.

Bu koşullarda, yalnızca işçilerin ve Komünist Parti’nin sergilediği kahramanlara has cesaret ki bu parti, işçi sınıfının aklını, devrimci kitlelerin zihnini temsil ediyor, örneğin, 1929-1930 Planı’nda öngörülen yüzde yirmi iki yerine sanayi üretimini yüzde yirmi beş artırmak gibi başarılar elde edebilir. Kolektif çiftçilerin yirmi milyon hektar ekmesi planlanmıştı, ama otuz altı milyon hektar ektiler! Aynı zamanda, işçi sınıfı ve köylüler, enerjilerini sanayiyi geliştirmeye, kırsalı yeniden örgütlemeye harcayarak, yüzlerce yetenekli işçi, şok işçisi (udarnik), işçi muhabir, yazar, mucit gibi kendi yeni zihin emeği güçlerini yetiştirdiler.

Ülke içinden kurnaz düşmanlar gıda kıtlığına yol açıyorlar. Kulaklar, cinayet, kundaklama ve her türlü alçaklıkla kolektif çiftliklerdeki köylüleri terörize ediyorlar. Tarihin belirlediği süreyi aşan her şey, bize karşı, bu da kendimizi hâlâ bir iç savaşta sayma hakkını bize veriyor. Bundan çıkan doğal sonuç şudur: “Düşman teslim olmuyorsa, yok edilmelidir.”

Ülkemiz haricinde, Avrupa sermayesi de bize karşıdır. O da zamanını doldurmuştur ve yok olmaya mahkûmdur. Ama gene de kaçınılmaz olana direnmek istiyor ve direnmeye gücü var. Sovyetler Birliği içinde yıkıma devam eden hainlerle el ele çalışıyor, o hainler de kendi alçaklıklarının sınırına dayanana dek, Avrupa sermayesinin hırsızlıkla alakalı amaçlarına yardımcı oluyorlar.

1914-1918 döneminde Avrupa’da yaşanan katliamın önde gelen örgütçülerinden olan, savaşçı” lakaplı Poincaré, Fransız kapitalistlerinin oyununu neredeyse yok eden bu adam, eski Sosyalist Briand, kötü şöhretli Lord Birkenhead ve sermayenin diğer sadık uşakları, Hristiyan kilisesinin başını sallayarak verdiği onayla birlikte, Sovyetler Birliği’ne karşı bir haydut çetesi misali saldırmak için hazırlanıyorlar.

Tüm dünyanın burjuvazisine karşı sürekli savaş halindeyiz. Bu, işçi sınıfını pratikte öz savunma sürecine karşı hazırlanmaya mecbur kılıyor. O, bu hazırlığı, hem kendisi hem de tüm dünya proleterleri için bir örnek olarak yarattığı her şeyin savunmak amacıyla yürütüyor.

İşçi sınıfı ve köylüler silahlanmalıdırlar, çünkü Kızıl Ordu’nun bir zamanlar dünya kapitalizminin saldırısına zaferle karşı koyduğunu unutmamalıdırlar. O zamanlar Kızıl Ordu; silahsız, aç, yalınayak, paçavralar içindeydi; askeri bilim konusunda çok iyi eğitilmemiş yoldaşlarca yönetiliyordu. Şimdi ise bir Kızıl Ordu’muz, bir savaşçı ordumuz var ve her savaşçı, ne için savaşması gerektiğini çok iyi biliyor.

Eğer Avrupa’nın kapitalistleri, kaçınılmaz geleceğin korkusuyla tamamen çıldırır, işçilerini ve köylülerini bize karşı göndermeye cüret ederlerse, kapitalizmin başını bir kez ve sonsuza dek kesecek, tarihin onun için hazırladığı mezara atacak eylemler ve sözlerle onları karşılamaya hazır olmalıyız.

Maksim Gorki
1930

[Kaynak: Culture and the People, Lawrence and Wishart, Londra, 1939, s. 89-93.]

0 Yorum: