16 Haziran 2026

,

Filistin’de Che Okumak


“Bu metinler, beni bugünün politik gerçekliğinden alıp farklı bir mantığa, duygulara, tutarlılığa ve umuda sahip başka bir politik alana fırlatıp attı.”

“Bu metinler, okuruna yeni bir politik ufuk kazandırıyor. Filistin’de bugün geliştirilmiş olan resmi politik söylemin ve pratiğin kısıtlarından radikal bir müdahaleyle kopmuş bir ufuk bu.”

 

Bu sözler, 2016-2017 eğitim yılında Birzeit Üniversitesi’ndeki antropoloji bölümünde devrimci hareketlerle ilgili dersimde iki Filistinli öğrencinin makalelerinden alındı. Latin Amerika’daki devrimci hareketlerin ele alındığı ders için yazılmış bu iki makale, Asya, Afrika ve Latin Amerika’da faaliyet yürütmüş devrimcilerin tanıklıklarından, aynı zamanda bu devrimcilerin kaleme aldıkları devrimci metinlerden istifade ediyordu. Yazının girişinde aktardığım alıntılarda da görüldüğü üzere, bu üç kıtada kaleme alınmış devrimci metinleri okumak ve tartışmak, öğrenciler kadar benim için de özel bir deneyimdi.

Devrimci teoriye ve tanıklığa dair metinler, bize radikal kavramlar ve olasılıklarla özgürleştirici siyaset biçimlerini tartışmak için bir alan açtılar. Latin Amerika’nın ürettiği metinlerden biri de Che Guevara'nın Küba Devrimi’ne dair tanıklığıydı. Öğrencilerin çoğu, Che Guevara’yı tişörtlerde, anahtarlıklarda ve duvarlarda yaygın olarak bulunan resimleri aracılığıyla tanıyordu, ancak çoğu öğrenci, onun devrimci pratiğinin ayrıntılarına aşina değildi. Öğrencilerin ekseriyetinin Che’nin portresinin mitolojisine aşina olması, ancak devrimci özüne dair hiçbir şey bilmemesi, onun ve diğer devrimcilerin anılarının nasıl düzleştirildiğini, boş göstergelere dönüştürüldüğünü gayet iyi ortaya koyuyor.

Che’nin Küba devrimi sürecinin ayrıntılarına dair tanıklığı da dâhil olmak üzere, engelleri, yoldaşlıkları, fedakârlıkları ve kolektif zaferi içeren Latin Amerika devrimine dair tanıklıklarını okumak, birçok öğrencinin ufkunu açmıştır. Bu devrimci metinlere vakıf olmak, bir bakıma, okurların siyasi hayal gücünü günümüzün bireyselci liberal mantığının sınırlarından kurtararak, farklı mantıklar, duygular ve kolektif umutlarla karakterize edilen yeni bir siyasi ufka yöneltmiştir.

Eğitim kursuna katılanlar, Filistin mücadelesinin devrimci sömürge karşıtı bir kurtuluş mücadelesinden, yasal ve idari liberal mantığın yanında, neoliberal ekonomik ve siyasi rasyonellikle sınırlı bir devlet kurma projesi olarak Oslo sonrası dönemde doğmuşlardır. Bu proje kapsamında, Oslo Anlaşmaları’ndan sonra 1994’te kurulan Filistin Yönetimi, siyasi meşruiyeti tekeline alarak, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü boş bir yapıya dönüştürmüş, Filistin siyasetini, yerelde, bölgede ve dünyada sömürgeci güç yapılarına meydan okuyan devrimci bir kitle siyasetinden, aynı sömürgeci jeopolitik güç yapılarının sınırları içinde bir Filistin ulus devletinin uluslararası düzeyde tanınmasını hedefleyen bir siyasete evrilmiştir.

Oslo sonrası Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria’daki siyasi pratiği, Siyonist yerleşimlerin şiddetle tanımlı pratiğiyle başa çıkamadı. (Burada Filistin Yönetimi idaresi altındaki Batı Şeria’dan bahsedilmektedir. Hamas’ın yönettiği Gazze bu değerlendirmenin dışındadır.) Bu siyaset biçimi, uzlaşmacı tutumunu dünyanın süper güçlerinin destekledikleri Siyonist yerleşimci sömürgecilik projesine ortak olmak olarak algılayan Filistinli gençler de dâhil olmak üzere, birçok Filistinliyi kendisinden koparttı. Bu bağlamda, hegemonik liberal siyasi çerçevelere ve uygulamalara radikal bir alternatif teşkil eden devrimci metinler, bazı öğrencilere, mevcut fiili gerçekliğe dair algılarını dayatılan fikir ve yöntem haricinde ifade etmek konusunda gerekli referans çerçevelerini, kavramları ve terminolojiyi temin etti. Diğer öğrenciler için ise bu metinleri okuyarak, Filistin mücadelesini, Filistin’de ve Latin Amerika’da özgürlük ve adalet için yürütülen sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı mücadelelerle birleşik bir olgu olarak görmelerini sağladı.

Kursta, Latin Amerika kaynaklı devrimci metinlerin altmışların sonlarından seksenlere dek Filistinliler arasında, sadece akademik ortamlarda değil, aynı zamanda Filistin Kurtuluş Örgütü aktivistleri, bilhassa sol örgütlerle bağlantılı olanlar arasında ve hapishanelerde yaygın olarak dolaştığını bilen öğrenci sayısı çok azdı. Ayrıca, öğrencilerin büyük çoğunluğu, metinlerin dolaşımının çok ötesine geçen ve Latin Amerika ile Filistin hareketleri arasında devrimcilerin geçişini içeren Filistin-Latin Amerika bağlantılarının farkında değildi.

Bu verdiğim ders, Filistin’de Latin Amerika kaynaklı devrimci metinlerin dolaşımının tarihine, Filistin siyasetindeki yerine ve önemine ve devrimci bir Filistin’e dair siyasi hayal gücü ve pratiğini harekete geçirme potansiyeline dair araştırmamı tetikledi. Bu araştırma, günümüz Filistin’indeki siyasi hayal gücünü aydınlatmayı ve devrimci Filistin kurtuluş mücadelesi için yeni bir ufuk açmayı amaçlamaktadır.

Kurtuluş Savaşında Yoldaşlar: Devrimcilerin Geçişi

Filistin davası, sadece Filistinlilerin davası değil, her yerdeki her devrimcinin, çağımızdaki sömürülen ve ezilen kitlelerin davasıdır.

[Gassân Kenefâni]

Filistin kurtuluş hareketi, saldırganlık ve emperyalizm güçlerine karşı ilerici bir ulusal harekettir. Emperyalizmin çıkarları ile İsrail’in varlığının devamı arasındaki bağlantı, İsrail’e karşı savaşımızı temelde emperyalizme karşı bir savaş haline getirecektir.

[Leyla Halid]

Yukarıda yer verilen, yetmişlerin başlarına dillendirilmiş sözler, Gassân Kenefâni ile Leyla Halid’e ait olup, Filistin kurtuluş hareketi, Latin Amerika devrimci hareketleri ve diğer Üçüncü Dünya anti-emperyalist mücadeleleri arasındaki bağlantının ideolojik çerçevesini oluşturmaktadır. 1972’de İsrail’in ulusal istihbarat teşkilatı tarafından suikaste uğrayan Filistinli devrimci, romancı ve FHKC lideri Kenefâni, Filistin mücadelesinin uluslararası önemini vurgulamakta, Filistin davasını sömürü ve baskıya karşı her türden mücadelenin merkezine yerleştirmektedir. Arap Milliyetçi Hareketi’ne, sonrasında FHKC’ye katılan ve bir uçağı kaçıran ilk kadın olan Filistinli devrimci Halid ise, anti-Siyonist ve anti-emperyalist mücadelelerin iç içe geçmişliğine vurgu yapmaktadır.

Her birinin bağlamında önemli farklılıklar olmasına rağmen, anti-emperyalizm, yetmişlerde Filistin ve Latin Amerika devrimci mücadeleleri arasında bir bağlantı noktasıydı. Antuan Davud ve Patrick Argüello gibi, hem Filistin hem de Latin Amerika devrimci hareketleri içinde eş zamanlı olarak mücadele eden devrimciler, bu bağlantıları somutlaştırdılar.

Antuan Davud, 1909’da Kolombiya’nın Bogotá şehrinde, Beytüllahim'den Arap bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Bugün ismi FHKC’nin internet sitesinde “ölümsüzler listesi”nde kayıtlıdır. Davud, 1936’dan 1948’e kadar Filistin’de yaşadı. İngiliz sömürge polis gücündeki ve daha sonra Amerikan konsolosluğundaki çalışmaları aracılığıyla elde ettiği bilgileri Filistinli isyancılara sağlayarak direnişe katıldı. Davud’un direniş faaliyetleri, 1948’de Kudüs’te Yahudi Ajansı binasının bombalanmasıyla doruğa ulaştı; bu bina, Yahudi yerleşimcileri getirerek ve Filistin yerli topraklarını kontrol ederek Filistin’in sömürgeleştirilmesinde büyük rol oynayan küresel Siyonist hareketin yürütme organıydı.

1948 Savaşı sırasında 500 Filistin köyünün yıkılması ve en az 700.000 Filistinlinin Siyonist güçler tarafından mülksüzleştirilip sürülmesiyle sonuçlanan Nekbe’den (“Felâket”) sonra Davud Kahire’ye taşındı. 1950’de Bogotá’ya döndü. Oradan Guatemala’ya gitti. Burada Fidel Castro ve Che Guevara ile birlikte Küba’ya gidecek ilk devrimci grubun hazırlanması sürecine iştirak etti, kısa süre sonra onlarla birlikte Küba’ya gitti. Bolivya’da Che’nin yanında olan Davud, burada gerilla savaşı eğitimi aldı. Filistin devriminin başlamasının ardından, altmışların ortalarında Arap topraklarına döndüğünde Davud, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne katıldı. 1969’da Kuveyt'te öldü. Antuan Davud’un hayat hikâyesi ve mücadeleleri, Latin Amerika-Filistin mücadelelerinin iç içe geçmişliğinin somut halleridir.

Diğer devrimciler de bu iç içe geçmiş ilişkileri yansımasıydı. Misal, El Salvador’daki komünist partinin üst düzey bir üyesi olan Şefik Jorge Handal. Davud gibi, Handal’ın babası da 1921’de Beytüllahim’den El Salvador’a göç etmişti. Handal, seksenlerin başlarında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün parçası olan fraksiyonları desteklemek için Beyrut’a gitti.

Patrick Argüello, Nikaragualı bir baba ve Kuzey Amerikalı bir annenin çocuğu olarak Kaliforniya eyaletinin San Fransisko şehrinde dünyaya geldi. Sonradan Sandinist harekete iştirak eden Argüello’nun hikâyesi, Latin Amerika ve Filistin ortak mücadelesinin derinliğinin delilidir.

Argüello, uluslararası toplumun dikkatini Filistin davasına çekmek için Eylül 1970’te Leyla Halid ile birlikte İsrail havayolu şirketi El-Al’a ait bir uçağın kaçırılması eylemine katıldı. “Savaş esiri” olarak tuttukları rehineleri, Arap ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması için baskı yapmak amacıyla kullanmayı amaçlıyorlardı.

1971 tarihli anı kitabı Halkım Yaşayacak’ta, uçak kaçırma olayında Argüello’yla birlikte olan olan Leyla Halid, ona şöyle sesleniyor:

“Onur ve halk olma mücadelemize katılarak, bize uluslararası dayanışma ve kardeşlik dersi verdiniz, Latin Amerika halkı ile Filistin halkı arasındaki sevgi bağını pekiştirdiniz. Başkaları için kanınızı dökerek tarih yazdınız. Her şeyi kapsayan ruhunuzla kıtaları birleştirdiniz. İlham verici bağlılığınızla Olimpos tanrıları mertebesine yükseldiniz. Siz, aynı anda bir Lafayette, bir Byron, bir Norman Bethune, bir Che Guevara’sınız. Filistin’in özgürlüğü için şehit olan Patrick Argüello... Siz ölmediniz. Yaşıyorsunuz. Sonsuza dek yaşayacaksınız! Siz, Filistin’in koruyucu azizisiniz.”

Argüello’nun ve diğerlerinin Filistin mücadelesine katılımı, bazıları için Filistin’in dünyanın dört bir yanındaki ezilenlerin mücadelesini temsil eder. Bu mücadeleyi daha iyi anlamak için, Siyonist yerleşimci sömürgeci projenin tarihine bakmalıyız.

Sömürgecilik ve Emperyalizm Karşıtı Kurtuluş Mücadelesi Olarak Filistin Devrimi

1897’de Birinci Siyonist Kongresi, Filistin’de Yahudi halkı için bir yurt yaratmayı amaçlayan Basel Programı’nı kabul etti. 1923-1948 arası dönemde Filistin’i manda yönetimi altında idare eden İngiliz sömürge yönetimi, Kasım 1917’de Filistin’de “Yahudi halkı için ulusal bir yurt” kurulması çabalarının önünü Balfour Deklarasyonu’na sunduğu destekle açtı. Böylelikle Yahudilerin yerleşimlerinin sayısı arttı, Filistin’de yaşayan yerli Araplar yerinden yurdundan edildi. İngilizler, Arap halkının çıkarlarını ve özlemlerini göz ardı ederek, ekonomik çıkarlarını korumak ve bölge üzerindeki kontrolünü genişletmek için Arap dünyasının kalbinde bir sömürge kurabilmek amacıyla Siyonist projeyi destekledi.

Avrupa’nın sömürgeci girişiminin bir parçası olarak kendini kuran Siyonist hareket, İngiliz sömürgedeki yetkili isimlerin de yardımıyla Filistin topraklarını gasp etti, Filistin köylerini ve kasabalarını boşalttı, 700.000’den fazla yerli Filistinliyi mülteci durumuna düşürdü.

İsrail, 1948’de Siyonist yerleşimci sömürgecilik projesinin fiziksel bir tezahürü olarak resmen kuruldu. Sömürgeleştirilen yerli halkın ham maddelerini ve iş gücünü sömürmeyi amaçlayan sömürge projelerinden farklı olarak, Siyonist yerleşimci sömürgecilik projesi, toprakları elinden almayı ve halkını kovup yerlerine yeni bir grup yerleştirmeyi amaçlıyordu.

Bu yerleşim ve sömürgeleştirme projesi, 1967’de Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Filistin’in kalan kısımlarının işgaliyle birlikte, Suriye ve Mısır topraklarının işgaliyle de genişlemeye devam etti. Aynı mantık, Siyonist liderliği Filistin topraklarını elinden almaya, Filistin varlığını ortadan kaldırmaya ve 1993’te Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında imzalanan Oslo barış sürecinin ardından Filistin topraklarında Yahudi yerleşimleri kurmaya yönlendirdi.

Filistinliler, yerleşimci sömürgecilik projesine başlangıcından beri direndiler. Örneğin, 1936-1939 arasında cereyan eden Filistinli köylülerin devrimci mücadelesi, hem İngiliz sömürge yönetimine hem de Siyonist yerleşim projesine karşıydı.

1948’deki Nekbe’den sonra Filistin direnişi sürdü. Altmışların ortalarında, farklı ideolojilere sahip çeşitli Filistin örgütlerinden oluşan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kurulmasıyla doruk noktasına ulaştı. Ancak hepsi, Filistin’i özgürleştirmek ve mültecileri topraklarına geri döndürmek için silahlı mücadeleyi yol olarak benimsemişti.

Altmışların ortalarından seksenlerin ortalarına kadar, Filistin direnişini devrimci bir siyasi kültür, düşünce ve uygulama karakterize etti. Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki diğer sömürge karşıtı ve emperyalizm karşıtı kurtuluş mücadeleleriyle güçlü bağlantıları vardı. Bu dönem, Filistinlilerin, Arapların ve uluslararası müttefiklerin FKÖ’nün farklı fraksiyonları tarafından başlatılan halk hareketlerine ve silahlı mücadelelere katılımına tanık oldu.

Filistin devriminin solcu aktivistleri, Filistin halkının düşmanlarının ve dostlarının kimlerden oluştuğuna dair net bir vizyona sahipti. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, 1971’de bir dergide yazdığı yazıda, “düşman kampı sadece İsrail değil: İsrail, Siyonist hareket, küresel emperyalizm ve Arap gericiliğidir. [...] Dünya Siyonist hareketinin dünya emperyalizmiyle iç içe geçmiş ilişkileri ve çıkarları mevcuttur, emperyalizm Siyonist teşekkülden fayda görmektedir” diyordu.

Küba Devrimi, Sandinistler ve Tupamarocular: Devrimci Mücadeleleri Birleştirmek

Altmışlı yıllarda, dünya çapındaki solcu devrimci hareketler, emperyalist Amerikan ve Batı projelerine karşıtlıkları aracılığıyla ideolojik yakınlıklar kurdular. Bu yakınlıklar, Latin Amerika ve Filistin arasında da görüldü. Özellikle Küba Devrimi, Filistin Devrimi için bir ilham kaynağı oldu. Eski bir FHKC liderinin Kasım 2017’de bana söylediği gibi:

“Solcu Filistin örgütleri, Küba’daki devrimin zaferinin damga vurduğu tarihsel dönemin ürünüdür. Yeni ortaya çıkan bir devrim olarak Filistin devrimi, ideolojik, maddi ve özgür fikirler ihtiyaç duyuyordu. Kendi özgün deneyimini inşa edebilmesi için devrimci hareketlerin deneyimlerine ihtiyaç vardı. Görebildiğimiz kadarıyla bu ihtiyaçları Küba’daki devrimci rejim karşıladı.”

Küba devrimci rejiminin diğer devrimci mücadelelere desteği akademik literatürde layıkıyla ortaya konulmuştur. Alberto Álvarez ve Eduardo Tristán’ın yayın yönetmenliğini üstlendiği 2017 tarihli Revolutionary Violence and the New Left: Transnational Perspectives [“Devrimci Şiddet ve Yeni Sol: Ulusötesi Perspektifler”] kitabı, Latin Amerika, Avrupa ve ABD’deki devrimci örgütler arasında ideolojilerin yayılma ve fikirlerin harekete geçirilme yollarına odaklanarak, sol devrimci şiddetin ulusötesi doğasına açıklık getirmektedir. Bu süreçlerin anahtarı olarak Küba devrimini, onun altmışlarda ve yetmişlerde ortaya çıkan diğer devrimci örgütlere maddi desteğini ortaya koymaktadır.

Tarihçi Robert Buzzanco, 2017’de yazdığı bir yazıda, 1966’da Küba’nın desteğiyle Havana’da düzenlenen Üç Kıta Konferansı’nı, küresel imparatorluklara karşı mücadelede önemli bir moment olarak takdim ediyor. Bu konferans, Üçüncü Dünya’daki anti-emperyalist hareketleri ve mücadeleleri, sosyalist ve milliyetçi olanları bir araya getirdi. Konferansta Filistin davası, tüm Latin Amerika solunun siyasi gündeminin önemli bir parçası haline geldi. Küba, 1964’teki kuruluşunda Filistin Kurtuluş Hareketi’ni tanıyan ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi gibi sol örgütlere lojistik ve profesyonel yardımda bulunan ilk ülke oldu. 1974’te Fidel Castro, Filistin Kurtuluş Örgütü Başkanı Yasir Arafat’ı uluslararası alanda yankı uyandıran bir Küba ziyaretinde ağırladı, ardından Küba’da Filistin büyükelçiliğini açtı.

Filistinliler, kısmen çok hızlı bir şekilde başarıya ulaştığı için Küba devrimine hayranlık duymuşlardı: Eski FHKC liderine göre Küba devrimi, “Fidel Castro ve yoldaşlarının karizmasıyla desteklenerek iki yılda başarıya ulaştı. Ormanlarda ve kırda başlayan ve şehre yayılan bir gerilla savaşıydı, köylülere dayanan bir devrimdi. Devrimci pratik sırasında Marksistlere dönüşen devrimci demokratlar tarafından yönetildi.”

Bu FHKC liderinin dediğine göre, Küba ile ilişkiler, altmışların sonlarında gelişti. Bu ilişki, hem askeri hem de akademik eğitimden oluşuyordu.

“FHKC kadroları gerilla savaşı konusunda eğitilmişti, onlarcası altı ila dokuz aydan bir yıla kadar değişen ideolojik ve askeri kurslara katılmıştı. Gençlere fayda sağlayan akademik burslar vardı ve bazen de mali yardım alıyorlardı. [...] FHKC lideri Corç Habaş, seksenli yıllarda Küba’yı birkaç kez ziyaret etmişti. Habaş ve Castro arasında ortak noktalar vardı. Her ikisi de küçük burjuva sınıfından gelip devrimci olmuşlardı.”

FHKC, ayrıca Küba devrimiyle ilgili birçok metni Arapçaya çevirdi. Bu metinler, örgüt kadroları arasında yaygın olarak okunup incelendi.

Küba devriminin ötesinde, FKÖ’nün Nikaragua’daki Sandinist hareketiyle de bağları vardı. Araştırmacı Bruce Hoffman bizzat hazırladığı, 1988 tarihli, “Orta Amerika’da FKÖ ve İsrail: Jeopolitik Boyut” başlıklı RAND Raporu’nda, FKÖ-Sandinist bağlarını özellikle FHKC’nin Sandinistlerle kurduğu ilişkileri inceliyordu. Havana’da düzenlenen Üç Kıta Konferansı’nın sonuçlarından biri de altmışların sonlarında FKÖ ve Sandinista gerillaları arasında imzalanan, Lübnan’daki FKÖ üslerinde Sandinistlerin eğitilmelerinin yolunu açan anlaşmaydı.

Sandinistlerin 1979’da elde ettikleri zaferin ardından FKÖ ile Sandinistler arasındaki ilişkiler derinleşti. Filistinli devrimciler Nikaragua’da eğitilmeye başlandı. Hoffman, FKÖ-Sandinist ilişkilerinin jeopolitik boyutunu, İsrail’in Nikaragua’daki Somoza rejimi ve Honduras, Guatemala, El Salvador ve Kosta Rika gibi diğer Latin Amerika devletleriyle olan ilişkileri bağlamında analiz ediyor. FKÖ’nün Sandinistlere verdiği destek ve yardımı, İsrail’in Nikaragua’nın komşularına verdiği destek ve silah satışlarına karşı bir denge unsuru olarak değerlendiriyor.

Filistinli sol örgütler ile Uruguay’daki Tupamarocu Ulusal Kurtuluş Hareketi (MLN-T) gibi Latin Amerikalı devrimci örgütler arasındaki ilişkiler konusunda elimizde daha az sayıda bilgi ve belge mevcut. Görüşme yaptığım eski FHKC liderine göre, Filistinli sol örgütler bu deneyimleri yakından incelediler.

“FHKC, bilhassa Montevideo’da etkili olan kentli hareket Tupamarocular gibi devrimci hareketlerin deneyimlerini basıp dağıttı, üyelerine bu konuda eğitim verdi. FHKC kadroları, bilhassa gizlilik ve yeraltı faaliyetlerine ilişkin taktikleri açısından Tupamarocuların deneyimlerinden faydalandılar.”

Filistinlilerin Latin Amerika’daki devrimci hareketlere duyduğu hayranlık, Küresel Güney’in savaşma ve kazanma yeteneğine sahip olduğu, gerilla savaşının tüm kısıtlara ve baskılara rağmen başarılı olabileceği varsayımına dayanıyordu. Eski FHKC liderinin dediğine göre, “Latin Amerikalı devrimci hareketlerin deneyimleri iki düzeyde derinlemesine incelenmişti: ideolojik düzey ve deneyimin bağlamındaki ayrıntılı özgünlük düzeyi.” Eski lider sözlerine şu şekilde devam etti: “Gevaracı yola hayran kalmıştık, bu yol, fikriyatımızı etkiledi. Bir ilham kaynağı oldu. Ancak Filistin bağlamında uygulanabilirliğinin sınırlılıklarının da farkındaydık. Filistin topoğrafyası sınırlıdır, çünkü bizim dağlarımız yok.”

Bu tespit, Filistinli sol örgütlere mensup aktivistlerin Latin Amerikalı devrimci hareketlerden ideolojik ilham aldığını, ancak Filistin durumunun özgünlüklerini analiz ettiklerini ve hangi devrimci uygulamaların Filistin bağlamına uygun olduğunu, hangilerinin daha az uygulanabilir olduğunu değerlendirdiklerini ortaya koyuyor.

Latin Amerika Kaynaklı Metinler
Sömürgeci Hapishanelerin Duvarlarından İçeri Sızıyor

Peru ve El Salvador dağlarından Filistin’e kadar, Latin Amerika kaynaklı devrimci metinlerin geniş çapta dolaştığı bir diğer ortam da hapishanelerdi. 1967’de Filistin’in kalan kısımlarının İsrail tarafından işgal edilmesinin ardından, kitlesel hapis cezaları, benim yorumladığım kadarıyla Filistin mücadelesini caydırmak için bir isyan karşıtı araç haline geldi. Filistinli siyasi tutsaklar, sömürgeci hapishane yetkililerine karşı mücadeleleri boyunca örgütlenerek, Filistinli tutsaklar hareketini oluşturdular. Bu tutsaklar, hapishane yetkilileriyle karşı karşıya gelerek, İsrail hapishanelerini devrimci kalelere, direniş alanlarına ve halk üniversitelerine dönüştürdüler. Hapishanelerin duvarları ve sert maddi koşulları içinde, Filistinli tutsaklar, hapishane duvarlarının içinde ve dışında bir eğitim sistemi, örgütsel yapılar ve iletişim ağları geliştirdiler.

Latin Amerika kaynaklı devrimci metinler, Filistinli tutsakların bilinçlendirilmesine katkıda bulundu. Röportaj yaptığım eski bir Filistinli tutsağın ifadesiyle:

“Filistinli tutsaklar, kendi deneyimleri için dersler çıkarmak amacıyla devrimci deneyimleri okumaya, anlamaya ve analiz etmeye giriştiler. [...] Baskı ve yok etme karşısında, Filistinli tutsaklar örgütsel yapılarını inşa etmeye ve ideolojik cephelerini güçlendirmeye giriştiler. Tupamarocuların deneyimi gibi Latin Amerika’daki devrimci hareketler de dâhil olmak üzere, küresel devrimci hareketlerden ilham aldılar. Bu deneyimleri okuduk, yerlerin ve mekânların isimlerini ezberledik. Çoğu zaman bu, Filistin’in geçmiş ve şimdiki deneyimlerini incelemenin pahasına oldu.”

Başka bir eski tutsak, tutsakların ve siyasi örgütlerinin hapishanelerde öğretilen eğitim müfredatını kendilerinin geliştirdiğini ve organize ettiğini söylüyordu. Eski tutsak bana, FHKC müfredatının “Devrimci Deneyimler” başlıklı bir ünite içerdiğini aktardı. Bu ünitede, tutsaklar, Latin Amerika’dakiler de dâhil olmak üzere, çeşitli devrimci deneyimleri okuyup tartışmışlardı.

“Bu deneyimleri okumanın iki amacı vardı: bu deneyimlerden öğrenmek ve bunların Filistin bağlamındaki uygulanabilirliğini tartışmak; ayrıca dünyanın dört bir yanındaki insanların devrimci mücadelelere katıldığını bilerek, tutsakların devrimci hayal gücünü harekete geçirmek.”

Filistinli tutsaklar, Latin Amerika’daki devrimci deneyimlerini Filistin’in sömürgecilik karşıtı mücadelesi perspektifinden okudular. Yetmişlerin sonlarında müfredatta yer alan metinlerden biri, Bolivya maden işçileri sendikası lideri Domitila Barrios de Chungara’nın anı kitabı olan Let Me Speak [“Bırakın Konuşayım”] idi. Bu kitap Arapçaya çevrilmiş, hapishane duvarlarının içinde ve dışında geniş çapta yayılmıştı. Konuştuğum bir başka eski Filistinli tutsağın dediği gibi:

“Domitila’nın tanıklığını okuyup tartışırken, onun ilkelerine ve gücüne odaklandık. Tanıklığı üzerinden sınıf mücadelesini tartıştık. Ayrıca, sorgulamadaki kararlılığından ilham aldık. Bu, mücadelemiz için önemli bir meseleydi.”

De Chungara’nın metnini okumak, feminizmi ve kadın sorunlarını, liberalizmin çerçevesinin ötesinde, kapsamlı özgürleşme ve sosyoekonomik adalet mücadeleleriyle ilişkilendirmenin bir yoluydu.

Devrimci Metinlerin Bugünün Filistin Siyaseti İçin Geçerliliği

Filistin mücadelesi, onun sömürgecilik karşıtı ve emperyalizm karşıtı devrimci hareketlerle kurduğu ittifaklar, sömürgeci projeye, bu projenin emperyalizm için gördüğü işleve karşı mücadele bağlamında oluşmuşlardır. İsrail yerleşimlerinin genişlemesi ve Filistin topraklarının gasp edilmesi, ABD desteğinden, çoğu Arap rejiminin gösterdiği uyumdan ve Oslo sonrası Filistin Yönetimi’nin politikalarından ve sömürgeciyle güvenlik işbirliğine olan bağlılığından güç almaktadır.

Filistin’in Oslo sonrasında ABD ve Avrupa’daki fon kuruluşlarınca desteklenen resmi siyasi, ekonomik ve toplumsal politikaları, küreselleşmiş insan hakları ve kalkınmacı neoliberal söylemler çerçevesinde, kurtuluş mücadelelerini bölümlere ayırıp kendi çıkarları için kullanan bir siyaset izlemektedir.

Altmışlar ve yetmişlerde Arap halkları ve Arap ulusu haricinde başka halklardan ve uluslardan beslenerek geliştirilen devrimci bir silahlı mücadele olarak Filistin’in devrimci mücadelesi Oslo sonrasında yerini, Filistinlilerin sömürgeleştirilmiş ve bölünmüş bir coğrafyaya hapsedildikleri, uluslararası ve yerel insan hakları aktivistleri tarafından kurtarılmaya ihtiyaç duydukları, insani yardıma bağımlı oldukları, Filistin Yönetimi’nce geliştirilmiş projeye bırakmıştır.

Günümüz Filistin toplumunda, sömürgeci, emperyalist ve ekonomik sömürücü güç yapılarının egemenliği, geride radikal devrimci anlayışların ve öznelliklerin gelişebileceği bir referans çerçevesi bırakmamıştır. Öğrencilerim, Latin Amerika’ya ve diğer bölgesel ve küresel devrimlere dair tanıklıkları okuyarak, bir bakıma, bu türden bir çerçeveye kavuşma imkânı buldular. Filistin kurtuluş hareketinin devrimci geçmişine ve duru vizyonuna atıfta bulunmak, Filistinlilerin siyasi hayal gücünü genişletmeye, devrimci duyarlılıkları ve pratikleri geliştirmeye hizmet eder.

Filistin ve Latin Amerika kaynaklı devrimci metinleri okumak ve tartışmak, kurtuluşun mümkün olduğuna dair devrimci bir umut ve inanç politikası oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu inanç, Filistinli mücadelecilerin zihinlerinde uykuda olsa da henüz ölmemiştir.

Lina Meari
Bahar 2018
Kaynak

0 Yorum: