15 Haziran 2026

,

Leyla Halid: “Gerçek Eşitlik ve Özgürlük İçin Savaşıyoruz”


Filistin Devrimi’nde kadının rolü, genel olarak Arap toplumundaki kadının rolünü ve statüsünü etkiliyor mu? Eğer etkiliyorsa, nasıl etkiliyor?

Sınıflar arasında ayrım yapmalıyız. Bu bağlamda, “Arap kadını” ifadesi yanıltıcıdır. Hangi Arap kadınından bahsediyoruz? Güney Lübnan’ın köylüsünden mi yoksa Beyrut Amerikan Üniversitesi’ndeki öğrenciden mi? Şam’ın muhafazakâr hanımından mı yoksa Beyrut’un Hamra Caddesi’ndeki “özgürleşmiş” toplum kadınından mı? Ulusal harekete cesurca katılan ve içinde çalışan Sudanlı kızdan mı yoksa Yemen çölünün Bedevi kadınından mı?

Bu diyalogun daha anlamlı olabilmesi için burada bir tür standart benimsememiz gerektiğine inanıyorum. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) ideolojisine bağlı olduğum için, benim açımdan ana ölçüt sınıftır. Bu nedenle sorduğunuz soru şu şekilde cevaplanabilir. Devrime katılan Filistinli kadın, Filistin ve Arap kadınlarına kadınların nasıl özgürleşebileceğine dair her gün örnek teşkil ediyor.

En azından bahsettiğimiz sınıflar bağlamında, Arap erkeğinin de sömürüldüğünü ve sömürgeleştirildiğini kabul etmeliyiz. Onun özgürleşmesi, şüphesiz ki, kendisi de çifte sömürüye maruz kalan kadının özgürleşmesine katkıda bulunacaktır: Kadın, erkeği sömürenlerce sömürülmektedir, bir de ayrıca erkek tarafından sömürülmektedir.

Biz Filistin’i özgürleştirmek için mücadele eden parti olarak, kadınların özgürleşmesi meselesinin sadece tavsiye, ikna veya teşvikten daha fazlasını içerdiğini savunuyoruz. Bu mücadele, toplumu politik, ekonomik ve toplumsal açıdan her türlü baskı ve sömürüden kurtarmak, aynı zamanda erkek şovenizminin köklerini oluşturan eski gelenek ve göreneklerden de arındırmak için yapılan toplam çabaların ayrılmaz bir parçasıdır.

Birçok erkek, özellikle de yaşlı kuşaktan olanlar, “kadının özgürlüğü”nü özgür aşk, ahlaksızlık ve fuhuş dışında bir şeyle ilişkilendirmekte büyük zorluk çekiyor. Batıdan ithal edilen filmlerin, gazetelerin, televizyon programlarının ve dergilerin kadın özgürlüğünü, köle kızın efendisini seçme özgürlüğü gibi göstermesi nedeniyle, bu zorluğu anlayışla karşılayabiliriz. Batı, aslında bize, “Bakın, kadın artık kendisine hükmetmesini istediği erkeği özgürce seçebilir” diyor. Biz bu anlayışı doğal olarak reddediyoruz çünkü kadın özgürlüğündeki “cinsel boyut”, uğruna savaştığımız özgürlüğün gerçek anlamını gölgede bırakmıştır.

Özetle, eski toplumun tiranlığına karşı savaşıyoruz. Yeni olandaki zulümle de mücadele ediyoruz. Gerçek eşitlik ve gerçek özgürlük için savaşıyoruz.

Sonuç olarak, kendimizi ailemizin onlar için “yozlaşma özgürlüğü” demek olan genel yozlaşmanın içinde buluyoruz. Dolayısıyla, bir kadın, ailesini terk edip zincirlerinden kurtulduğunda, bu, her zaman dram, acı, mutsuzluk ve öfkeyle neticeleniyor. Zamanla aile, belki de bir erkek kardeşin etkisiyle, kızlarının özgürlüğünün korktukları gibi yozlaşmaya yol açmadığını, aksine, ona kendine daha derin bir güven kazandırdığını, yoldaşlarının saygısına mazhar olduğunu, eksik olan gücü ve erkekler karşısında edinmesi gereken cesareti kazandırdığını fark etmeye başlıyor. Bütün bunlar, ailenin önceki inatçılığını yavaş yavaş terk etmesine neden oluyor.

Önceki soruya verdiğim cevapta, kadınlarla ilgili olarak yürüttüğümüz mücadelenin bizi sadece bir sürü ulusal, sınıfsal ve toplumsal düşmana, eski gelenek ve göreneklere vb. karşı değil, aynı zamanda batının üzerine yağdırdığı sahte bir özgürlük imajına karşı da karşıya getirdiğini söylemiştim. Bize gece gündüz cinsel özgürlük, tüketim ekonomisinin dayattığı modanın zulmü, eski tiranlığın yeni ve gösterişli bir versiyonu olan “bebek kadın” imajı dayatılıyor. Zulüm, bu sefer de çıplak göğüsler ve bacaklarla karşımıza çıkıyor.

Bu zorlu bir mücadele. Onun en iyi nasıl yürütüleceği sorusunu cevaplamak için zamana ihtiyaç var. Birçok kişi çözüm yolu olarak, daha geniş ve daha iyi bir eğitim verilsin çağrısında bulunuyor. Oysa sorun, bu kadar basit değil, çünkü kadının özgürleşmesi söz konusu olduğunda, eğitimin kendisi de devrimcileştirilmelidir.

Batı’dan gelen tüm kültürü, özellikle de kadının özgürleşmesiyle ilgili olanı reddettiğim izlenimi edinilmesini istemem. Esasen şunu vurgulamaya çalışıyorum: Kültürel bombardıman karşısında yaşadığımız şaşkınlığı çoktan geride bıraktık. Geleceğin anahtarı, toplumumuzda devrimin tüm potansiyellerini gerçekleştirebilme, baskının köklerinin bulunduğu, toplumumuza hâkim olan tüm üretim ilişkilerini ortadan kaldırabilme yeteneğimizde yatmaktadır.

Kadının özgürlüğü sorunu, tüm toplumsal cinsiyet veya ulusal, ırksal veya dini önyargılardan ayrılamaz. Şuna eminiz: Kadının özgürlüğü sorunu, o da ancak kısmen, toplumsal cinsiyet veya ulusal, ırksal veya dini önyargıların olmadığı bir toplumda çözüme kavuşturulabilir.

Kapitalist dünyada şu anda yaşanan çeşitli kadın özgürlüğü hareketlerini büyük bir ilgiyle izliyoruz. Bize göre bu hareketler, kadının boyun eğdirilmesi meselesine kapitalizmin çözüm sunmasının imkânsız olduğunun delilidirler.

Leyla Halid
1983
Kaynak

0 Yorum: