Filistin
Devrimi’nde kadının rolü, genel olarak Arap toplumundaki kadının rolünü ve
statüsünü etkiliyor mu? Eğer etkiliyorsa, nasıl etkiliyor?
Sınıflar
arasında ayrım yapmalıyız. Bu bağlamda, “Arap kadını” ifadesi yanıltıcıdır.
Hangi Arap kadınından bahsediyoruz? Güney Lübnan’ın köylüsünden mi yoksa Beyrut
Amerikan Üniversitesi’ndeki öğrenciden mi? Şam’ın muhafazakâr hanımından mı
yoksa Beyrut’un Hamra Caddesi’ndeki “özgürleşmiş” toplum kadınından mı? Ulusal
harekete cesurca katılan ve içinde çalışan Sudanlı kızdan mı yoksa Yemen
çölünün Bedevi kadınından mı?
Bu
diyalogun daha anlamlı olabilmesi için burada bir tür standart benimsememiz
gerektiğine inanıyorum. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) ideolojisine
bağlı olduğum için, benim açımdan ana ölçüt sınıftır. Bu nedenle sorduğunuz soru
şu şekilde cevaplanabilir. Devrime katılan Filistinli kadın, Filistin ve Arap
kadınlarına kadınların nasıl özgürleşebileceğine dair her gün örnek teşkil
ediyor.
En
azından bahsettiğimiz sınıflar bağlamında, Arap erkeğinin de sömürüldüğünü ve
sömürgeleştirildiğini kabul etmeliyiz. Onun özgürleşmesi, şüphesiz ki, kendisi
de çifte sömürüye maruz kalan kadının özgürleşmesine katkıda bulunacaktır:
Kadın, erkeği sömürenlerce sömürülmektedir, bir de ayrıca erkek tarafından
sömürülmektedir.
Biz
Filistin’i özgürleştirmek için mücadele eden parti olarak, kadınların
özgürleşmesi meselesinin sadece tavsiye, ikna veya teşvikten daha fazlasını
içerdiğini savunuyoruz. Bu mücadele, toplumu politik, ekonomik ve toplumsal
açıdan her türlü baskı ve sömürüden kurtarmak, aynı zamanda erkek şovenizminin
köklerini oluşturan eski gelenek ve göreneklerden de arındırmak için yapılan
toplam çabaların ayrılmaz bir parçasıdır.
Birçok
erkek, özellikle de yaşlı kuşaktan olanlar, “kadının özgürlüğü”nü özgür aşk,
ahlaksızlık ve fuhuş dışında bir şeyle ilişkilendirmekte büyük zorluk çekiyor.
Batıdan ithal edilen filmlerin, gazetelerin, televizyon programlarının ve
dergilerin kadın özgürlüğünü, köle kızın efendisini seçme özgürlüğü gibi
göstermesi nedeniyle, bu zorluğu anlayışla karşılayabiliriz. Batı, aslında
bize, “Bakın, kadın artık kendisine hükmetmesini istediği erkeği özgürce
seçebilir” diyor. Biz bu anlayışı doğal olarak reddediyoruz çünkü kadın
özgürlüğündeki “cinsel boyut”, uğruna savaştığımız özgürlüğün gerçek anlamını
gölgede bırakmıştır.
Özetle,
eski toplumun tiranlığına karşı savaşıyoruz. Yeni olandaki zulümle de mücadele
ediyoruz. Gerçek eşitlik ve gerçek özgürlük için savaşıyoruz.
Sonuç
olarak, kendimizi ailemizin onlar için “yozlaşma özgürlüğü” demek olan genel
yozlaşmanın içinde buluyoruz. Dolayısıyla, bir kadın, ailesini terk edip
zincirlerinden kurtulduğunda, bu, her zaman dram, acı, mutsuzluk ve öfkeyle
neticeleniyor. Zamanla aile, belki de bir erkek kardeşin etkisiyle, kızlarının
özgürlüğünün korktukları gibi yozlaşmaya yol açmadığını, aksine, ona kendine
daha derin bir güven kazandırdığını, yoldaşlarının saygısına mazhar olduğunu,
eksik olan gücü ve erkekler karşısında edinmesi gereken cesareti kazandırdığını
fark etmeye başlıyor. Bütün bunlar, ailenin önceki inatçılığını yavaş yavaş
terk etmesine neden oluyor.
Önceki
soruya verdiğim cevapta, kadınlarla ilgili olarak yürüttüğümüz mücadelenin bizi
sadece bir sürü ulusal, sınıfsal ve toplumsal düşmana, eski gelenek ve
göreneklere vb. karşı değil, aynı zamanda batının üzerine yağdırdığı sahte bir
özgürlük imajına karşı da karşıya getirdiğini söylemiştim. Bize gece gündüz
cinsel özgürlük, tüketim ekonomisinin dayattığı modanın zulmü, eski tiranlığın
yeni ve gösterişli bir versiyonu olan “bebek kadın” imajı dayatılıyor. Zulüm, bu
sefer de çıplak göğüsler ve bacaklarla karşımıza çıkıyor.
Bu
zorlu bir mücadele. Onun en iyi nasıl yürütüleceği sorusunu cevaplamak için
zamana ihtiyaç var. Birçok kişi çözüm yolu olarak, daha geniş ve daha iyi bir
eğitim verilsin çağrısında bulunuyor. Oysa sorun, bu kadar basit değil, çünkü
kadının özgürleşmesi söz konusu olduğunda, eğitimin kendisi de devrimcileştirilmelidir.
Batı’dan
gelen tüm kültürü, özellikle de kadının özgürleşmesiyle ilgili olanı
reddettiğim izlenimi edinilmesini istemem. Esasen şunu vurgulamaya çalışıyorum:
Kültürel bombardıman karşısında yaşadığımız şaşkınlığı çoktan geride bıraktık. Geleceğin
anahtarı, toplumumuzda devrimin tüm potansiyellerini gerçekleştirebilme,
baskının köklerinin bulunduğu, toplumumuza hâkim olan tüm üretim ilişkilerini
ortadan kaldırabilme yeteneğimizde yatmaktadır.
Kadının
özgürlüğü sorunu, tüm toplumsal cinsiyet veya ulusal, ırksal veya dini
önyargılardan ayrılamaz. Şuna eminiz: Kadının özgürlüğü sorunu, o da ancak
kısmen, toplumsal cinsiyet veya ulusal, ırksal veya dini önyargıların olmadığı
bir toplumda çözüme kavuşturulabilir.
Kapitalist
dünyada şu anda yaşanan çeşitli kadın özgürlüğü hareketlerini büyük bir ilgiyle
izliyoruz. Bize göre bu hareketler, kadının boyun eğdirilmesi meselesine kapitalizmin
çözüm sunmasının imkânsız olduğunun delilidirler.
Leyla Halid
1983
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder