Vinayak Çaturvedi Söyleşisi
Social History
5 Kasım 2015
Vinayak
Çaturvedi, Kaliforniya Üniversitesi, Irvine Tarih Bölümü’nde doçenttir. Peasant
Pasts: History and Memory in Western India [“Köylülerin Geçmişi: Batı Hindistan’da
Tarih ve Hafıza” -2007] adlı kitabın yazarı ve Mapping Subaltern Studies
and the Postcolonial [“Madun Çalışmaları ve Postkolonyal Haritası -2013] adlı
eserin yayın yönetmenidir. Hindu milliyetçiliğinin düşünce tarihi üzerine
yazdığı kitabı yakında yayımlanacaktır. Burada, tenis ve emperyalizm arasındaki
bağları ile ilgili son araştırma projesini ele almaktadır.
* * *
Şu
anda tenis tarihine dair bir çalışma yürütüyorsunuz. Bu proje nasıl gelişti?
Şimdilik
adını “İmparatorluğun Oyunu” adını verdiğim yeni kitap projem, modern çim
tenisinin tarihinin emperyal ve küresel bağlamlarını inceliyor. Bu projeye olan
ilgim, birçok yönden Edward Said’in 1999’da London Review of Books’ta yazdığı
kısa bir makaleyle başladı.[1] Makale, Said’in imparatorluk, kapitalizm,
estetik ve iktidar arasındaki bağları ele aldığı, opera ve edebiyatla ilgili
yazılarıyla tutarlılık arz ediyor. Said’e göre, ortada mutlu mesut bir hikâye yok:
yirminci yüzyılın sonu, onun “üzüntü verici gerileme dönemi” olarak
adlandırdığı tenis döneminin başladığı tarihsel kesitti. Tenisteki değişimleri,
yeni teknolojik yeniliklerin, bedenin kontrol edilmesi fikri üzerine kurulu disiplin
rejimlerinin ve çağdaş oyunun stilistik ve estetik tahrifatının bir sonucu
olarak değerlendiriyor. Geç kapitalizm, tenisin yeni küreselleşmiş, emperyal
bir bağlamda çok uluslu bir iş haline gelmesinin yolunu açtı. Artık “becerikli,
terbiyeli hanımlar ve beyler”e göre bir spor değildi.[2] Said, tenisin amatör
ya da profesyonel sporcular dâhil tüm narsistler için olduğunu söylüyor.
Sanki Marksist kapitalizm eleştirisini dile getirircesine Said, “Tenis
neredeyse her açıdan gerçeklikten ve kitlelerden koptu” diye yakınıyor.[3]
Aynı
yıl, Said’in anı kitabı Out of Place yayımlandı. Bu kitapta Said, hayatı
boyunca oynadığı bir spor olan tenis ile ilgili tartışmanın bir parçası olarak,
kimlik, sömürgecilik karşıtlığı, direniş, ırkçılık, otorite ve görgü kuralları
temalarını inceliyor.[4] Ancak, Said’in tenis üzerine yazdığı kısa yazılar,
sporun siyasi analizine en yakın olanlardır. Belki de yazıları bu kategoriye
yerleştirilebilecek diğer önemli figür, Pierre Bourdieu’dür. Bourdieu, Cezayir’deyken
habitus konusunda geliştirdiği anlayışın kısmen tenis oyuncusu olarak
aldığı eğitimden etkilendiğini söylüyor. Tenisin tarihi ve imparatorluk
tarihleriyle ilişkisi hakkında henüz tartışılmamış çok daha fazla şey olduğu görülüyor.
Said, eserinde buna değiniyor, ancak İngiliz İmparatorluğu’nda tenisin ilk
döneminin tarihini ortaya koymakla pek ilgilenmiyor.
Said’in
tenis üzerine düşüncelerini okurken, 1933 yılında Hindistan’ın Dehra Dun
şehrinde çekilen İmparatorluk Orman Koleji Tenis Kulübü fotoğrafı aklıma geldi.
Bu fotoğraf çocukluğumdan beri bende, 1930’larda orman memuru olarak
eğitim gören baba tarafından dedem Brindhavan Bihari Çaturvedi’nin en eski
fotoğrafı. Fotoğrafta da görülen, imparatorluk ve tenis arasındaki bağların her
daim farkındaydım, ancak Said’in yazılarındaki bazı yorumları, beni Hindistan’da
tenisin tarihini daha sistematik bir şekilde düşünmeye sevk etti.
Akademisyenler, özünde “İngiliz” olarak kabul edilen fikirlerin, anlayışların,
uygulamaların ve geleneklerin muhtemelen imparatorluk kökenlerine sahip
olduğunu öğrenince artık pek şaşırmıyorlar. Bu durum, modern çim tenisinin
kuruluşu için de geçerli gibi görünüyor. Ayrıca, bilim tarihi, yeni
imparatorluk tarihi, dünya tarihi, toplumsal cinsiyet tarihi, spor tarihi ve düşünce
tarihi alanlarındaki son gelişmeler, tenisi imparatorluk tarihi üzerine bir
çalışmanın parçası olarak düşünmem için önemli ek bilgiler sundu.
Araştırmalarınız, bugüne dek neler ortaya çıkardı?
Çim
tenisinin kökenlerine dair standart anlatı, 1873 yılında modern çim tenisinin
kurucusu veya mucidi olarak kabul edilen Walter Clopton Wingfield adlı bir
figürle başlar. Görünüşe göre, bazı konuklarını bir partiye davet etmiş, burada
Sphairestike adlı bir oyunu tanıtmıştır. Bu, Yunanca bir terim olup kabaca “top
oyununa ait” veya “top oyunları” olarak çevrilir. Günümüzdeki anlamıyla “top
oyunları”dır.[5] Oyun, kısa sürede “Sticky” olarak bilinmeye başlamış, çim
üzerinde tahta raketler ve kauçuk toplarla oynanmıştır. Wingfield, partide
büyük bir başarı yakalayan oyunun kurallarını belirlemiştir. Erkeklerin ve
kadınların birlikte oynayabileceği bir oyun geliştirdiğini iddia etmiştir.
Wingfield şöyle yazmıştır: “Çim tenisinin avantajı, her yaştan ve her iki
cinsiyetten insanın her türlü hava koşulunda açık havada oynayabilmesidir. [...]
Bu oyunun avantajı ise en acemi veya yeni başlayan kişinin beş dakika içinde
tüm pratik amaçlar doğrultusunda onu kâfi düzeyde öğrenebilmesidir.”[6] Onun
fikri, tenis oyununu kraliyet oyunu olan gerçek tenisten, erkeklerin ve
kadınların birlikte oynayabileceği demokratik bir çim tenisine dönüştürmekti.
Dahası, modern çim tenisini kavramsallaştırırken, Wingfield’ın on dokuzuncu
yüzyılın sonlarındaki Kadınlara Oy Hakkı hareketinden etkilenmiş olması
muhtemeldir. Wingfield, çim tenisi kurallarını yayınladı, oyunun tek sahibi
olduğunu iddia ederek bir patent başvurusunda bulundu. Bir spor malzemeleri
şirketiyle işbirliği içinde, ağlar, direkler, raketler, toplar ve çim tenisi
kurallarının bir kopyasını içeren bir tenis kortu kurmak için kendin yap
kitinin pazarlanmasına yardımcı oldu. Kitler, tüm dünyaya pazarlandı, böylelikle
tenis, hızla İngiltere’den dünyanın dört bir yanına yayıldı. Çim tenisinin
katedrali olan Wimbledon’daki Tüm İngiltere Çim Tenisi ve Kroket Kulübü,
Wingfield’ı sporun kurucusu olarak görüyor. Aslında Kulüp, sadece Wingfield’ın
Londra’daki mezarını korumakla kalmıyor, aynı zamanda Wingfield’ın köpeğinin
mezarının da bakımını üstleniyor.
Peki
bu bağlamda emperyalizm nasıl devreye giriyor?
Wingfield’ın
modern çim tenisinin kuruluşu konusunda anlatılan hikâyeyi veya genel olarak
tenis tarih yazımını okurken, Wingfield’ın Hindistan veya İngiliz İmparatorluğu
ile olan bağlarından hiç bahsedilmiyor. Örneğin, Wingfield’ın 1857’deki isyan
ve ayaklanmalardan sonra Ocak 1858’de İngiltere Ordusu’nda bir süvari alayı
olan 1. Süvari Muhafızları’nın bir üyesi olarak Hindistan’a geldiğini
biliyoruz.[7] Başta Madras'ta görevlendirildi, daha sonra Bangalor’a gönderildi,
burada yüzbaşı rütbesine terfi etti. Mart 1860’ta Wingfield, Çin’e gönderildi;
1861’de tekrr Madras’a gitti, ardından binbaşı rütbesiyle İngiltere’ye döndü.
Wingfield’in yaşam hikâyesi hakkında daha yapılacak çok araştırma olmasına
rağmen, Wingfield’ın görevlendirildiği askeri üslerde tenis kortları olduğunu,
muhtemelen modern çim tenisiyle deneyler yaptığını biliyoruz. Ancak Wingfield,
bu sporu oynamanın derdinde olan tek isim değildi. Elimizde, Bombay Başkanlığı’nda
1860’ların başlarında “Hindu Tenisi” adı verilen başka bir çim tenisi türünün
zaten oynandığına dair kanıtlar bulunuyor.
“İmparatorluğun
Oyunu” üzerine yapılan araştırmanın ele aldığı bu ilk aşamada, Hindistan’da
tenisle ilgili, Wingfield ve modern çim tenisinin kuruluşuna dair tartışmaların
ötesine geçen “gizli bir tarih” olduğuna hiç şüphe yok. Gazeteciler, on
dokuzuncu yüzyılın sonları, yirminci yüzyılın başlarında Hindistan’daki en iyi
tenis oyuncularından bazılarının İngiliz yetkililerinin Hintli hizmetkârları
olduğunu bildiriyor. Hindistan’daki Avrupalılar, bu hizmetkârlarla tenis
oynamak için Allahabad ve Kapurtala gibi şehirlere seyahat ederlerdi. Ne yazık
ki, bu kişilerin isimlerini bilmiyoruz, çünkü turnuvalarda yarışmalarına izin
verilmiyordu, ancak düzenli olarak Hindistan’daki en iyi rekabetçi oyuncuları
yendiler. Tenis tarihi, çim tenisinin gelişmesine imkân sağlayan on dokuzuncu
yüzyılın teknolojik ilerlemelerini de dikkate almalıdır.
Çim
biçme makinesi ve sertleştirilmiş kauçuk toplar olmadan tenis oynamak imkânsız
olurdu. Hindistan’ın doğusundaki Assam kauçuk ağaçlarından kauçuğun
çıkarılmasından, kauçuğun İngiliz spor malzemeleri şirketleri için tenis
topları üreten Alman lastik fabrikalarına taşınmasına, nihayetinde topların
Hindistan’a geri ihraç edilmesine kadar olan süreç de bu tarihin önemli bir
parçasını teşkil etmektedir. Aynı şekilde, tenis oyuncuları arasında Hindistan’da
filede voleybol oynamanın, İngiltere’deki erkek tenis oyuncularının temel oyun
tarzının aksine, kadınsı bir tenis oynama biçimi olduğu yönündeki tartışmalar
da bu tarihin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
Mahatma
Gandi de, tenis sporunu “Batı Medeniyeti”nin en kötü yönlerini yansıttığı
gerekçesiyle eleştirerek, Hindistan’daki tenis tartışmalarına katkıda
bulunmuştur. İlginç bir şekilde, Wingfield, tam tersini savunmuştur: tenis, ona
göre, Batı Medeniyeti’nin en iyi yönlerini temsil ediyordu. Medeniyetler
çatışması ile ilgili tartışmaların kökenlerinin tenis üzerine yapılan
tartışmalarda yattığını kim hayal edebilirdi ki?!
Araştırmanız
bundan sonra nereye doğru ilerleyecek?
“İmparatorluğun
Oyunu”nu, toplum ve düşünce tarihinin kesişim noktalarında yer alan ilk iki
kitap projemin bir uzantısı olarak tasavvur ediyorum. Daha önceki
çalışmalarımda da görüleceği üzere, fikirlerin hareketini, on dokuzuncu ve
yirminci yüzyıl Hindistan’ı bağlamında incelemek, benim uzun zamandır ilgilendiğim
bir husus. Burada, tenis sporunun hem bir fikir hem de bir uygulama olarak
küreselleşmesini, ortaya koyduğu hareketi ve dolaşımını ele alıyorum. Bu kitap, halen
daha araştırma aşamasında, o yüzden, henüz çok daha fazla sonuç ortaya koyacak
düzeyde değil. Ancak açık olan şu ki, Wimbledon’ı izlerken her yıl düzenlenen
bu gösterinin aslında emperyalizmin özlemini yansıttığını düşünmeden
edemiyorum.
Dipnotlar:
[1] Edward Said, “John McEnroe plus Anyone”, London Review of Books, 21,
13 (1999), s. 34-35.
[2]
A.g.e., s. 34.
[3]
A.g.e.
[4]
Edward Said, Out of Place: A Memoir (New York, 1999).
[5]
Walter Clopton Wingfield, The Game of Sphairistike or Lawn Tennis: A
Facsimile of the Original Rules of Tennis (Wimbledon, nd).
[6]
A.g.e., s. 6.
[7] George E. Alexander, Wingfield: Edwardian Gentleman (Portsmouth, 1986).


0 Yorum:
Yorum Gönder