26 Haziran 2026

,

Emperyalizm ve Tenis


Vinayak Çaturvedi Söyleşisi

Social History

5 Kasım 2015

 

Vinayak Çaturvedi, Kaliforniya Üniversitesi, Irvine Tarih Bölümü’nde doçenttir. Peasant Pasts: History and Memory in Western India [“Köylülerin Geçmişi: Batı Hindistan’da Tarih ve Hafıza” -2007] adlı kitabın yazarı ve Mapping Subaltern Studies and the Postcolonial [“Madun Çalışmaları ve Postkolonyal Haritası -2013] adlı eserin yayın yönetmenidir. Hindu milliyetçiliğinin düşünce tarihi üzerine yazdığı kitabı yakında yayımlanacaktır. Burada, tenis ve emperyalizm arasındaki bağları ile ilgili son araştırma projesini ele almaktadır.

* * *

 

Şu anda tenis tarihine dair bir çalışma yürütüyorsunuz. Bu proje nasıl gelişti?

Şimdilik adını “İmparatorluğun Oyunu” adını verdiğim yeni kitap projem, modern çim tenisinin tarihinin emperyal ve küresel bağlamlarını inceliyor. Bu projeye olan ilgim, birçok yönden Edward Said’in 1999’da London Review of Books’ta yazdığı kısa bir makaleyle başladı.[1] Makale, Said’in imparatorluk, kapitalizm, estetik ve iktidar arasındaki bağları ele aldığı, opera ve edebiyatla ilgili yazılarıyla tutarlılık arz ediyor. Said’e göre, ortada mutlu mesut bir hikâye yok: yirminci yüzyılın sonu, onun “üzüntü verici gerileme dönemi” olarak adlandırdığı tenis döneminin başladığı tarihsel kesitti. Tenisteki değişimleri, yeni teknolojik yeniliklerin, bedenin kontrol edilmesi fikri üzerine kurulu disiplin rejimlerinin ve çağdaş oyunun stilistik ve estetik tahrifatının bir sonucu olarak değerlendiriyor. Geç kapitalizm, tenisin yeni küreselleşmiş, emperyal bir bağlamda çok uluslu bir iş haline gelmesinin yolunu açtı. Artık “becerikli, terbiyeli hanımlar ve beyler”e göre bir spor değildi.[2] Said, tenisin amatör ya da profesyonel sporcular dâhil tüm narsistler için olduğunu söylüyor. Sanki Marksist kapitalizm eleştirisini dile getirircesine Said, “Tenis neredeyse her açıdan gerçeklikten ve kitlelerden koptu” diye yakınıyor.[3]

Aynı yıl, Said’in anı kitabı Out of Place yayımlandı. Bu kitapta Said, hayatı boyunca oynadığı bir spor olan tenis ile ilgili tartışmanın bir parçası olarak, kimlik, sömürgecilik karşıtlığı, direniş, ırkçılık, otorite ve görgü kuralları temalarını inceliyor.[4] Ancak, Said’in tenis üzerine yazdığı kısa yazılar, sporun siyasi analizine en yakın olanlardır. Belki de yazıları bu kategoriye yerleştirilebilecek diğer önemli figür, Pierre Bourdieu’dür. Bourdieu, Cezayir’deyken habitus konusunda geliştirdiği anlayışın kısmen tenis oyuncusu olarak aldığı eğitimden etkilendiğini söylüyor. Tenisin tarihi ve imparatorluk tarihleriyle ilişkisi hakkında henüz tartışılmamış çok daha fazla şey olduğu görülüyor. Said, eserinde buna değiniyor, ancak İngiliz İmparatorluğu’nda tenisin ilk döneminin tarihini ortaya koymakla pek ilgilenmiyor.

Said’in tenis üzerine düşüncelerini okurken, 1933 yılında Hindistan’ın Dehra Dun şehrinde çekilen İmparatorluk Orman Koleji Tenis Kulübü fotoğrafı aklıma geldi. Bu fotoğraf çocukluğumdan beri bende, 1930’larda orman memuru olarak eğitim gören baba tarafından dedem Brindhavan Bihari Çaturvedi’nin en eski fotoğrafı. Fotoğrafta da görülen, imparatorluk ve tenis arasındaki bağların her daim farkındaydım, ancak Said’in yazılarındaki bazı yorumları, beni Hindistan’da tenisin tarihini daha sistematik bir şekilde düşünmeye sevk etti. Akademisyenler, özünde “İngiliz” olarak kabul edilen fikirlerin, anlayışların, uygulamaların ve geleneklerin muhtemelen imparatorluk kökenlerine sahip olduğunu öğrenince artık pek şaşırmıyorlar. Bu durum, modern çim tenisinin kuruluşu için de geçerli gibi görünüyor. Ayrıca, bilim tarihi, yeni imparatorluk tarihi, dünya tarihi, toplumsal cinsiyet tarihi, spor tarihi ve düşünce tarihi alanlarındaki son gelişmeler, tenisi imparatorluk tarihi üzerine bir çalışmanın parçası olarak düşünmem için önemli ek bilgiler sundu.

Araştırmalarınız, bugüne dek neler ortaya çıkardı?

Çim tenisinin kökenlerine dair standart anlatı, 1873 yılında modern çim tenisinin kurucusu veya mucidi olarak kabul edilen Walter Clopton Wingfield adlı bir figürle başlar. Görünüşe göre, bazı konuklarını bir partiye davet etmiş, burada Sphairestike adlı bir oyunu tanıtmıştır. Bu, Yunanca bir terim olup kabaca “top oyununa ait” veya “top oyunları” olarak çevrilir. Günümüzdeki anlamıyla “top oyunları”dır.[5] Oyun, kısa sürede “Sticky” olarak bilinmeye başlamış, çim üzerinde tahta raketler ve kauçuk toplarla oynanmıştır. Wingfield, partide büyük bir başarı yakalayan oyunun kurallarını belirlemiştir. Erkeklerin ve kadınların birlikte oynayabileceği bir oyun geliştirdiğini iddia etmiştir. Wingfield şöyle yazmıştır: “Çim tenisinin avantajı, her yaştan ve her iki cinsiyetten insanın her türlü hava koşulunda açık havada oynayabilmesidir. [...] Bu oyunun avantajı ise en acemi veya yeni başlayan kişinin beş dakika içinde tüm pratik amaçlar doğrultusunda onu kâfi düzeyde öğrenebilmesidir.”[6] Onun fikri, tenis oyununu kraliyet oyunu olan gerçek tenisten, erkeklerin ve kadınların birlikte oynayabileceği demokratik bir çim tenisine dönüştürmekti. Dahası, modern çim tenisini kavramsallaştırırken, Wingfield’ın on dokuzuncu yüzyılın sonlarındaki Kadınlara Oy Hakkı hareketinden etkilenmiş olması muhtemeldir. Wingfield, çim tenisi kurallarını yayınladı, oyunun tek sahibi olduğunu iddia ederek bir patent başvurusunda bulundu. Bir spor malzemeleri şirketiyle işbirliği içinde, ağlar, direkler, raketler, toplar ve çim tenisi kurallarının bir kopyasını içeren bir tenis kortu kurmak için kendin yap kitinin pazarlanmasına yardımcı oldu. Kitler, tüm dünyaya pazarlandı, böylelikle tenis, hızla İngiltere’den dünyanın dört bir yanına yayıldı. Çim tenisinin katedrali olan Wimbledon’daki Tüm İngiltere Çim Tenisi ve Kroket Kulübü, Wingfield’ı sporun kurucusu olarak görüyor. Aslında Kulüp, sadece Wingfield’ın Londra’daki mezarını korumakla kalmıyor, aynı zamanda Wingfield’ın köpeğinin mezarının da bakımını üstleniyor.

Peki bu bağlamda emperyalizm nasıl devreye giriyor?

Wingfield’ın modern çim tenisinin kuruluşu konusunda anlatılan hikâyeyi veya genel olarak tenis tarih yazımını okurken, Wingfield’ın Hindistan veya İngiliz İmparatorluğu ile olan bağlarından hiç bahsedilmiyor. Örneğin, Wingfield’ın 1857’deki isyan ve ayaklanmalardan sonra Ocak 1858’de İngiltere Ordusu’nda bir süvari alayı olan 1. Süvari Muhafızları’nın bir üyesi olarak Hindistan’a geldiğini biliyoruz.[7] Başta Madras'ta görevlendirildi, daha sonra Bangalor’a gönderildi, burada yüzbaşı rütbesine terfi etti. Mart 1860’ta Wingfield, Çin’e gönderildi; 1861’de tekrr Madras’a gitti, ardından binbaşı rütbesiyle İngiltere’ye döndü. Wingfield’in yaşam hikâyesi hakkında daha yapılacak çok araştırma olmasına rağmen, Wingfield’ın görevlendirildiği askeri üslerde tenis kortları olduğunu, muhtemelen modern çim tenisiyle deneyler yaptığını biliyoruz. Ancak Wingfield, bu sporu oynamanın derdinde olan tek isim değildi. Elimizde, Bombay Başkanlığı’nda 1860’ların başlarında “Hindu Tenisi” adı verilen başka bir çim tenisi türünün zaten oynandığına dair kanıtlar bulunuyor.

“İmparatorluğun Oyunu” üzerine yapılan araştırmanın ele aldığı bu ilk aşamada, Hindistan’da tenisle ilgili, Wingfield ve modern çim tenisinin kuruluşuna dair tartışmaların ötesine geçen “gizli bir tarih” olduğuna hiç şüphe yok. Gazeteciler, on dokuzuncu yüzyılın sonları, yirminci yüzyılın başlarında Hindistan’daki en iyi tenis oyuncularından bazılarının İngiliz yetkililerinin Hintli hizmetkârları olduğunu bildiriyor. Hindistan’daki Avrupalılar, bu hizmetkârlarla tenis oynamak için Allahabad ve Kapurtala gibi şehirlere seyahat ederlerdi. Ne yazık ki, bu kişilerin isimlerini bilmiyoruz, çünkü turnuvalarda yarışmalarına izin verilmiyordu, ancak düzenli olarak Hindistan’daki en iyi rekabetçi oyuncuları yendiler. Tenis tarihi, çim tenisinin gelişmesine imkân sağlayan on dokuzuncu yüzyılın teknolojik ilerlemelerini de dikkate almalıdır.

Çim biçme makinesi ve sertleştirilmiş kauçuk toplar olmadan tenis oynamak imkânsız olurdu. Hindistan’ın doğusundaki Assam kauçuk ağaçlarından kauçuğun çıkarılmasından, kauçuğun İngiliz spor malzemeleri şirketleri için tenis topları üreten Alman lastik fabrikalarına taşınmasına, nihayetinde topların Hindistan’a geri ihraç edilmesine kadar olan süreç de bu tarihin önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Aynı şekilde, tenis oyuncuları arasında Hindistan’da filede voleybol oynamanın, İngiltere’deki erkek tenis oyuncularının temel oyun tarzının aksine, kadınsı bir tenis oynama biçimi olduğu yönündeki tartışmalar da bu tarihin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Mahatma Gandi de, tenis sporunu “Batı Medeniyeti”nin en kötü yönlerini yansıttığı gerekçesiyle eleştirerek, Hindistan’daki tenis tartışmalarına katkıda bulunmuştur. İlginç bir şekilde, Wingfield, tam tersini savunmuştur: tenis, ona göre, Batı Medeniyeti’nin en iyi yönlerini temsil ediyordu. Medeniyetler çatışması ile ilgili tartışmaların kökenlerinin tenis üzerine yapılan tartışmalarda yattığını kim hayal edebilirdi ki?!

Araştırmanız bundan sonra nereye doğru ilerleyecek?

“İmparatorluğun Oyunu”nu, toplum ve düşünce tarihinin kesişim noktalarında yer alan ilk iki kitap projemin bir uzantısı olarak tasavvur ediyorum. Daha önceki çalışmalarımda da görüleceği üzere, fikirlerin hareketini, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl Hindistan’ı bağlamında incelemek, benim uzun zamandır ilgilendiğim bir husus. Burada, tenis sporunun hem bir fikir hem de bir uygulama olarak küreselleşmesini, ortaya koyduğu hareketi ve dolaşımını ele alıyorum. Bu kitap, halen daha araştırma aşamasında, o yüzden, henüz çok daha fazla sonuç ortaya koyacak düzeyde değil. Ancak açık olan şu ki, Wimbledon’ı izlerken her yıl düzenlenen bu gösterinin aslında emperyalizmin özlemini yansıttığını düşünmeden edemiyorum.

Kaynak

Dipnotlar:
[1] Edward Said, “John McEnroe plus Anyone”, London Review of Books, 21, 13 (1999), s. 34-35.

[2] A.g.e., s. 34.

[3] A.g.e.

[4] Edward Said, Out of Place: A Memoir (New York, 1999).

[5] Walter Clopton Wingfield, The Game of Sphairistike or Lawn Tennis: A Facsimile of the Original Rules of Tennis (Wimbledon, nd).

[6] A.g.e., s. 6.

[7] George E. Alexander, Wingfield: Edwardian Gentleman (Portsmouth, 1986).

0 Yorum: