Haiti,
“Washington’ın arka bahçesi” teriminin en belirgin örneğidir. 1804'te, Latin
Amerika ve Karayipler'deki ilk cumhuriyetçi oluşumun, Fransızlara karşı
kazandıkları zaferin ardından köleleştirilmiş Afrikalıların torunları eliyle
kurulmasından bu yana, tarihsel olarak varoluşsal bir tehdit oluşturmuştur. O
zamandan beri Washington, Haiti’yi “sorunlu” bir model olarak görmüş, bağımsız
bir siyasi deneyi engellemek için baskı uygulamıştır. Haiti ayrıca, on yıllar
boyunca eski köle sahiplerinin torunlarına tazminat ödeyen ilk ve belki de tek
ülkedir. Fransa’nın sırtına yüz milyonlarca dolara denk gelen bir yük bindiren
bu ödemeler, Haiti’ye zaman içinde, ekonomik büyüme bağlamında, 21 milyar ila
115 milyar dolar arasında bir kayba mal olmuştur ki bu tutar, 2026’da Haiti
ekonomisinin tamamının bir ilâ on katı büyüklüğüne denk düşmektedir.
7
Nisan 2003'te, devrimci lider Toussaint Louverture'un ölümünün iki yüzüncü
yıldönümü anma töreninde, Cumhurbaşkanı Jean-Bertrand Aristide, törenin
geleneksel anlatımından saparak ve açık bir siyasi talepte bulunarak,
dinleyicileri şaşırttı: Fransa'dan Haiti halkına tazminat ödenmesini istedi.[1]
Aristide’nin
bu talebini anlamak için, Haiti’nin 1804’te Fransa’dan bağımsızlığını ilan
ettiği, Afrika kökenli başarılı bir köle devriminden doğan ilk modern
cumhuriyet olduğu on dokuzuncu yüzyılın başlarına geri dönmek gerekir. Bu
bağımsızlık ancak, Fransa tarafından yirmi yıldan fazla bir süre sonra, 1825’te,
Paris’in yeni devleti tanımak için ağır bir şart koşmasıyla tanınabildi: bu şart
uyarınca eski sömürgesini, bunun yanında, kölelerle birlikte çiftçilere ait
mülklerini de yitiren Fransa karşılığında “tazminat” olarak büyük bir tutarın
ödenmesini istedi. Başta yaklaşık 150 milyon altın frank olarak hesaplanan
tutar,daha sonra yaklaşık 90 milyona düşürüldü.[2]. Bununla birlikte, bu durum,
zaten ekonomik ve politik kırılganlıktan muzdarip olan, henüz yeni kurulmuş bir
ülke için muazzam bir mali yük olmaya devam etti. Bu, Haiti’yi neredeyse bir
yüzyıl boyunca bu borçları ödemek için dış borçlanmaya başvurmaya zorladı. Borçlarını
ancak yirminci yüzyılın ortalarında ödeyebildi. Bu borçlar, Haiti ekonomisinin
uzun vadeli zayıfladığı sürece katkıda bulundu. Buna karşın söz konusu tarihin
üzeri örtülüyor, asla dile getirilmiyor, çünkü Fransız halkının büyük
çoğunluğu, liberal ecdadının, köleliğe karşı direnişleri ve özgürlük arayışları
nedeniyle Haiti halkından para almaya devam ettiğini bilmiyor.
Fransa,
Aristide’nin tazminat talebini hızla ve endişeyle bastırdıktan sonra, ülkede ve
bölgede faal olan hasımlarından yana saf tutup ABD ile işbirliği yaparak, onu
iktidardan uzaklaştırdı. Fransa ve ABD, Aristide’in tazminat talebinin görevden
alınmasıyla ilgisi olmadığını, kendisinin otoriterliğe yöneldiğini, ülkenin
kontrolünü yitirdiğini, zaten istikrarsız olan Haiti’nin kaosa sürüklenmesini
önlemek için sürgüne gönderildiğini iddia etse de, o dönemdeki Haiti
Büyükelçisi Thierry Burkhard, bir gazeteye verdiği röportajda Fransa ile ABD’nin
ona karşı fiilen bir "darbe" düzenlediğini dile getirdi. Burkhard,
Aristide’in aniden görevden alınmasının, Fransa’dan tazminat talebinden
kaynaklandığını, çünkü bu talebin Fransa’nın liberalizmi esas alan temel
değerlerine halel getirdiğini, Karayipler’den Afrika’ya kadar Fransa’ya karşı
tarihsel şikayetleri olan diğer ülkeleri de aynı şeyi yapmaya teşvik
edebileceğini söyledi.
Fransız
diplomat Yves Godol da Aristide’in aniden gündeme gelen tazminat çağrısının
siyasi bir bomba olduğunu görmüş, bu çağrının Fransa’yı uluslararası sahnede rezil
ve zelil edeceğinden endişelenmişti. Haiti ile görüşmelere başlanmasını
istediğini ama bu talebinin kesin bir ret cevabıyla karşılandığını söyledi.[3]
Jean
Aristide, 1991’deki askeri darbeyle devrildikten ve ABD’ye sürgüne
gönderildikten sonra, “bağımsızlık borcu” olarak bilinen şeyin tarihini
keşfetti. Orada, çok iyi bilmediği bir tarih üzerine giderek artan akademik
çalışmalara dalmaya başladı. Bu tarih bilinci, 2000’de yeniden seçilmesinden
sonra daha da radikalleşti. Aristide, Fransa’nın Haiti’ye borçlu olduğunu iddia
ettiği rakamı açıklayarak siyaset alanında gerilimi iyice tırmandırdı. Bu tutar,
21.685.135.571,48 dolardı.
Fransızlar,
bu rakamı alaya alarak, komünist bir popülistin yanıltıcı bir propaganda oyunu
oynadığını söylediler.[4] Ancak, Aristide’nin, Fransa'ya büyük miktarda para
aktarılmasının uzun vadede yol açtığı zarara ilişkin bazı Batı gazeteleri
tarafından da doğrulanan iddiaları, Haiti’nin kayıplarının onun rakamına
şaşırtıcı derecede yakın durduğunu, hatta tutarın daha da yüksek olabileceğini
ortaya koyuyor.
Amerikan
gazetesi Times, Haiti’nin nesiller boyunca Fransa’ya ne kadar para
gönderdiğini belirlemek için binlerce sayfalık arşivlenmiş hükümet belgesini
inceledi ve Haiti’nin Fransa’ya bugünkü dolar karşılığı toplam 560 milyon dolar
ödediğini tespit etti. Ancak bu, kayıpların sadece bir kısmını açıklıyor.
Gazete, dünyanın önde gelen 15 ekonomistinin[5] yardımıyla, bu paranın
karşılığında hiçbir mal veya hizmet üretilmeksizin, Fransa’ya gönderilmek
yerine Haiti ekonomisine yatırılmış olsaydı ne olabileceği sorusunun cevabını
bulmak için bir model geliştirildi. Hesaplamalar, Fransa’ya yapılan bu
ödemelerin Haiti’ye zaman içinde 21 milyar ilâ 115 milyar dolar tutarında bir
ekonomik büyüme kaybına mal olduğunu gösterdi. Bunu bir perspektife oturtmak
gerekirse, bu rakam, Haiti’nin bugünkü tüm ekonomisinin yaklaşık bir ilâ on
katı büyüklüğündedir.
Aristide’in
tazminat talepleri, sonrasında daha cesur ve saldırgan bir hal aldı. Adanın her
yerinde, Paris’in Haiti halkının haklarının iadesini talep eden pankartlar,
araba etiketleri, hükümet duyuruları ve duvar yazılarına rastlanıyordu.
Hükümet, hukuki argümanlar geliştirmek ve Haiti’nin davasını sunabileceği
uluslararası bir mahkeme aramak için Fransız hukuk firması Pichot Advocates’i
ve uluslararası hukuk profesörü Günter Handel’i görevlendirdi. Bilhassa
Aristide’in diğer eski Fransız sömürgelerini de kampanyasına katılmaya
çağırmasıyla birlikte eskiden bu tür talepleri küçümsemeyle karşılayan Fransa’nın
tutumu zamanla değişti. Artık Fransız devleti endişeliydi.
Fransa,
Haiti’ye yeni büyükelçi olmuş Thierry Burkhard’ı gönderdi. Ayrıca Fransız
Dışişleri Bakanlığı, ünlü felsefeci Régis Debray başkanlığında bir komisyon
kurdu.[6]. Komisyonun resmi görevi, Fransız-Haiti ilişkilerini iyileştirmenin
yollarını araştırmaktı. Ancak Burkhard ve Debray’nin kendisinin de belirttiği
gibi, perde gerisinde başka bir amaç daha vardı: tartışmayı tazminat konusundan
uzaklaştırmak. Şu anda emekli olan Burkhard, Debray’ye “tazminatlar lehine tek
kelime etmemesi talimatı verildiğini” söyledi. Bu nedenle, komitenin Aralık
2003’teki Haiti ziyareti, altı üyesi ve birkaç Haitili yetkiliyle yapılan
görüşmelere göre gergin geçti. Heyet, Dışişleri Bakanlığı’ndaki bir toplantıya
silahlı Fransız özel kuvvetleri eşliğinde gelince bu fiili durum, Aristide’in
ekibinin protesto etmesine ve bunu bir gözdağı girişimi olarak
değerlendirmesine yol açtı.
Paris
ve Aristide’in Şeytanlaştırılması
Paris,
Haiti’ye verilen herhangi bir fonun kişisel kazanç için kullanılabileceği
endişesini dile getiren medya kampanyaları başlatarak Aristide’i
şeytanlaştırmaya başladı. Hükümeti, muhalefeti ezmekle suçlandı. İnsan hakları
örgütleri gece gündüz, polisinin muhaliflere ve bağımsız basına saldırdığını söyleyen
açıklamalar yayınladı.[7] Sanki tarih tekerrür etmiş gibiydi: Washington, Haiti
yönetiminin kimi üyelerini uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladı.[8] Ardından aynı
Amerika, Aristide’in muhaliflerini övdü, onları “demokratik haklarını ve
yurttaşlık görevlerini” üstlenmeye hazır bir “sivil muhalefet”in umut verici
bir işareti olarak tanımladı. Ayrıca Aristide’in görevde kalmayabileceğine
işaret etti ve sürgünde bir “geçiş hükümeti" kurma fikrini tartıştı.
Aralık
2003 ortalarında, Fransız aydını Régis Debray, Aristide’in Port-au-Prince’teki
başkanlık sarayını ziyaret etti ve ona, 1973’te ABD Merkezi Haber Alma Teşkilâtı’nın
desteğiyle ordunun başkanlık sarayına düzenlediği baskın sonucu öldürülen Şili
Devlet Başkanı Salvador Allende’nin kaderine benzer bir kaderden kaçınmak için
iktidarı bırakmasını tavsiye etti.
29
Şubat 2004'te Jean-Bertrand Aristide devrildi. Darbeden sadece birkaç saat
önce, o günün sabah saatlerinde, ünlü Amerikalı diplomat Luis Moreno, ABD
Dışişleri Bakanlığı’ndan güvenlik personeliyle birlikte başkanlık sarayına
geldi ve Aristide’in istifasını istedi. Aristide ve eşi daha sonra havaalanına
götürüldü ve bir Amerikan uçağı onları sürgüne gönderdi.[9]
Uçak
havadayken, Fransız ve Amerikan yetkilileri, üç Afrika ülkesinin liderlerine
Aristide’i kabul etmeleri için yalvardı, ancak hepsi reddetti. Sonunda, o
zamanlar Paris’e sadık bir başkan tarafından yönetilen eski bir Fransız
sömürgesi olan Orta Afrika Cumhuriyeti kabul etti. Aristide, önce kısa bir süre
için Jamaika’ya gitti, Güney Afrika’ya sürgüne gönderilmeden önce, yaklaşık iki
hafta orada kaldı. Daha sonra Aristide, o zamandan beri büyük ölçüde doğrudan
siyasi hayattan uzak kaldığı Haiti’ye döndü. Ülkedeki siyasi hareketi halen
daha sembolik bir etkiye sahip.
Aristide
ve birçok kişi, yaşananları bir kaçırma eylemi olarak tanımladı. Bu iddiayı “tamamen
asılsız” bulan Amerikalılar ve Fransızlar, Aristide’in iktidarı gönüllü olarak
bıraktığını ileri sürdüler. Ancak istifa mektubu “muğlâk” ifadelerle yüklüydü. Mektupta
istifa ettiğine dair açık bir ifadeye rastlanmıyordu. Dahası, birçok Fransız
siyasetçi, son zamanlarda televizyon röportajlarında veya otobiyografilerinde,
Fransa ve ABD’nin Aristide’e baskı yaparak ve onu sürgüne göndererek fiilen bir
“darbe” düzenlediğini kabul etti.[10]
Darbe
sonrasında, Haiti'nin Batı destekli geçiş hükümetinin başı Garard Latourtier,
Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile görüştü. Ardından Paris’teki görkemli
Élysée Sarayı’ndan çıkarak gazetecilere tazminat taleplerinden vazgeçtiğini
söyledi. Fransa-Haiti ilişkilerinin, “önceki rejimin bağımsızlık borcu için
tazminat talep etme girişimlerinin tümü nedeniyle olumsuz yönde zarar gördüğü”
gerekçesiyle yeni bir başlangıca ihtiyaç duyduğunu belirtti.[11]
Fransa,
elbette, bu durumdan memnundu çünkü tazminat talepleri konusundaki uzlaşmaz
tavrı, evrensel insan haklarının savunucusu olarak sergilediği liberal
anlatısıyla çelişen bir geçmişle yüzleşmeyi reddetmesinden kaynaklanıyordu.
Fransa,
Küresel Güney’deki eski sömürgelerinde, örneğin Haiti’de, kanlı tarihinin büyük
bir bölümünü gizlemeye çalışıyor; bu tarih, çarpıtılmış, ihmal edilmiş veya
unutulmuş durumda. Neredeyse hiçbir Fransız ders kitabında, Haiti’nin sömürge
dönemindeki adı olan Saint-Domingue’nin 1780’lerin sonlarında transatlantik
köle ticaretinin yüzde 40’ını oluşturduğundan veya Napolyon’un 1803’te Haiti’de
Fransız egemenliğini yeniden kurmaya çalıştığında Waterloo Savaşı’ndan daha
fazla asker kaybettiğinden bahsedilmiyor.
Aristide’e
karşı yapılan darbe, tazminat talebinin ağırlığı ve bu talebi temel alan hareketin
hızı hiç düşmedi. Bilâkis, uluslararası konferanslarda lobi faaliyetlerine
devam eden, tanınmayı ve hakların iadesini sağlamaya kararlı yeni bir neslin
yolunu açtı. Birçok önde gelen aydın, tazminat fikrini destekledi. Akademisyenler,
giderek artan bir şekilde, ekonomik ve hukuki yönleri incelemeye, Fransız köle
sahiplerine ödenen tazminatları belgeleyen veri tabanları oluşturmaya çalışmaya
başladılar. On yıldan fazla bir süre sonra, bu süreç, Haiti’ye dayatılan parayı
“bağımsızlık için fidye” olarak nitelendiren eski Fransa Cumhurbaşkanı François
Hollande’ın şok edici itirafıyla sonuçlandı. Hollande, ‘Haiti’ye gittiğimde,
kendi payıma düşen borcu ödeyeceğim” dedi.[12] Ancak birkaç gün sonra, Hollande’ın
danışmanları önemli bir açıklama yaptılar: Cumhurbaşkanı, sadece Fransa’nın
Haiti’ye olan “ahlaki borcundan” bahsediyordu, mali bir borçtan değil.
Macron
liderliğindeki Fransız hükümeti halen daha aynı konumda. Fransız parlamentosu,
köle sahiplerinin yararına Haiti’ye ödeme yapılmasını öngören 1825 tarihli
kararı sembolik olarak yürürlükten kaldırdı, ancak mali tazminat konusunu
görüşmeyi reddetti.
Aristide’in
eylemi sayesinde Fransa, bu tarihle yavaş ve acı verici bir şekilde yüzleşmek
zorunda kaldı. Bu eylem, uzun süredir ihmal edilmiş veya ertelenmiş bir tarihî
dosyayı yeniden açan, en azından resmiyetteki kesif sessizliği bozan, Fransa’nın
bu geçmişi tanımasının yolunu açan aydınlatıcı bir müdahale olarak iş gördü.
Ancak Haiti, bu talebi dillendirmenin ve bu adımı atmanın cezasını kendisini
uçurumun eşiğine sürükleyen kesintisiz kargaşa ile cezalandırıldı.
Kribsu Diallo
30 Temmuz 2026
Kaynak
Kaynaklar:
1. Haiti demands restitution from France, 7 Nisan 2003, Youtube.
2.
Dubois, Laurent. Haiti: The Aftershocks of History, New York:
Metropolitan Books, 2012.
3.
Mandy Boltax, Thomas Boulger and Tyler Miller, “The Haitian Independence Debt:
A Case for Restitution”, 5 Mart 2021, Doi.
Duke Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Kuzey Carolina Üniversitesi Hukuk
Fakültesi, 9 Mart 2021. (Çalışma Belgesi, 14 sayfa).
4.
“Document pour l’histoire sur la célébration des 200 ans d’indépendance d’Haïti”,
5 Ocak 2022, Haitiliberte.
5.
Esclavage.
6.
“Déclaration de M. Dominique Galouzeau de Villepin,” 7 Ekim 2003, Publique.
7.
“Haiti: Recycled Soldiers and Paramilitaries on the March”, 27 Şubat 2004, HRW.
8.
“International Narcotics Control Strategy Report”, Mart 2003, State.
9.
Claude Ribbe, “Pour comprendre la crise haïtienne”, Şubat 2005, Youtube.
11.
“Chirac welcomes Haiti PM”, 13 Mayıs 2004, Youtube.
12. “Discours lors de l'inauguration du Mémorial ACT”, 10 Mayıs 2015, Dailymotion.





