Küçük
burjuvalar cenneti ülkemizde sınıflar mücadelesi zorlu bir süreci gerektiriyor.
Nispi refah dengeleriyle ayakta tutulan küçük burjuva, tüm ekonomik krizlere
rağmen belirli bir güvenceyi ve yaşam biçimini elinde tutuyor.
Feodalizm
yıkılırken ekonomik altyapı altüst olmuş fakat kültürel kalıntıları sürdürmeye
devam etmiştir, öyle ki onu yıkan kapitalizm, hâlen feodal kültür ve
alışkanlıkları insanların beyinlerine işlemektedir. Ekonomik krizlerden bir
şekilde kısmi güvenceyle çıkan küçük burjuva ise kültürel kodlarını ve bencil
davranış biçimlerini sürdürmeye devam ediyor.
Ekonomik
altyapıyla sınırlandırılan mücadele biçimlerinin insanı belirli bir bütünlükle
değerlendirmediği ve toplumsal yapıyı kavrayamadığı gerçeğinden hareket
ettiğimizde başarısızlıklarının nedenleri daha net anlaşılabilir. Başarmak cüretine
ve özgüvenine sahip olmadıkları da ayrı bir tartışma konusudur. Ekonomik
temelli, sendikalist ve işçici temele dayanan mücadele hatları, emperyalizmin
geldiği aşamada kitlelerde rızayı nasıl ürettiğini ve hegemonya tesis ettiğini
dikkate almıyor.
Sarp
yamaçlı, zorlu ve dolambaçlı mücadele yolu fiziksel boyutla
sınırlandırıldığında, insan ve kitle dönüşümünün kolay olmadığı hesaba katılmaz
ki katılmıyor da. Güvencesizlik, sınıflar mücadelesindeki dinamizmin temel
motivasyonudur. Yanılsamaya dönüştürülen güvence ise küçük burjuvanın
atıllığının temel nedenidir. Gittiği mekânın konumunu paylaşıp işletmenin kâr
marjını katlamasına katkı sağlayan, Apple telefon kullanıp kredi ve çift maaşla
araç alarak tatile gidip burjuvayla eşitlendiğini sanmak, kablosuz
kulaklıklarla çevreyle iletişimi kesmek, sürekli tüketim ve kesintisiz “değerli”
hissetme pratikleri, emperyalist sistemin insan özgünlüğünün içini boşaltma
taktikleridir. Sistemin başarısı burada devreye giriyor, rıza üretimini birey
gerçekleştiriyor.
Biriciklik
ve tüketimle kendini değerli hissetme geriliği, küçük burjuvanın şahsında
sistemi ayakta tutan dinamiklerdir. Bu dinamikler, yoksulu hiçe sayar. Sistemin
ayakta kalabilmesi için küçük burjuvanın her tarihsel eşikte göreceli ve kısmi
refaha eriştirilmesi zorunludur.
Küçük
burjuva adına üretilen sol siyaset, “Kıyıdan yararlanma hakkı tüm halkındır”
diye slogan atarken, bar ve meyhanelerin kaldırım işgalinde o soyutlaştırıp
nesnelleştirdiği halkı hiçe sayar. Kıyı ve kaldırım, halkın değil, siyaset
örülen küçük burjuvanın hakkıdır.
Mücadelede
burjuvaziden daha zor bir sınıf katmanı varsa o da küçük burjuvadır. Halk
sınıflarıyla mekânsal açıdan iç içe, yüz yüzedir. Burjuvazinin kendisine
aşıladığı tüm pratikleri, biçimi ve motivasyonu yoksullara taşımada köprü
görevine bürünür. Yoksullar ile burjuvazi arasındaki sistem kalkanı küçük
burjuvadır. Bencilliğin, tüketimin, yozlaşmanın, anlam ve değer yitiminin
üretildiği yer, küçük burjuvanın beyni ve kalbidir; sistemle çelişkisini
perdeleyen gerçek, ideolojik zemindir. Hegemonya ve karşı ideolojinin etki ve
yayılım alanı tam olarak burasıdır. Solun da politika ürettiği merkez aynıdır
fakat sol, küçük burjuvayı değil; küçük burjuva, solu dönüştürüyor. Siyaset
diye meydana çıkarılan şey, ağlayan çocuğun eline tutuşturulan akıllı telefon
ve tabletten farksız.
Mücadelenin
odak sınıfı, en dipteki güvencesiz yoksullardır. İstese de nispi refaha
erişemeyecek olan yoksulların zihinleri küçük burjuvanın ideolojik
aşılamasından kurtarılmalıdır. Sol diye meydanı dolduranların küçük burjuva
kibri, halk düşmanlığı, politika üretimi yoksullar adına bertaraf edilmelidir.
Bu nedenle, metropolleri mücadelenin merkezi olmaktan çıkarmak tarihsel
görevdir.
Sinan Akdeniz
31
Ağustos 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder