Kamuoyunda
şu çocukça vehim her daim hüküm sürmüştür. Bu vehim şunu söyler: Toplumsal
reformlar, çıkarların uzlaştırılması ve ikili istişareler yoluyla, tüm
tarafların taleplerini dengelemesi suretiyle toplumsal çelişkiler
yatıştırılabilir, sınıflar arası uzlaşma sağlanabilir, çatışmalar nihai olarak
ortadan kaldırılabilir.
Oysa
sınıflı toplumların gelişim tarihi Marksist materyalist tarih anlayışının
nesnel yasaları ışığında incelendiğinde, bu fikrin en nihayetinde gerçeklikten
kopuk bir ütopyadan başka bir şey olmadığı görülür. Bir sınıflı toplumda sınıf
mücadelesi nesnel bir gerçeklik, kaçınılmaz bir tarihsel zorunluluktur. Herhangi
bir uzlaşma veya reform, karşıtlığın köklerini asla ortadan kaldırmaz, sadece
geçici olarak çelişkileri yatıştırabilir.
Sınıf
mücadelesinin temel ve kaçınılmaz nedeni, sınıflar arasındaki karşıtlık ve
üretim araçlarının özel mülkiyetinden kaynaklanan, bir tarafın kazancının diğer
tarafın zararını gerekli kıldığı çıkar çatışmasıdır. Sınıfsal bölünme, asla
kimlik veya statü gibi görünümlere değil, üretim araçlarının mülkiyet
ilişkilerine bağlıdır. Özel mülkiyete dayalı bir toplum doğalında iki büyük, karşıt gruba ayrışmıştır: bir yandan, temel üretim araçlarını (toprak,
fabrikalar, sermaye) tekeline alan, böylece artı değeri kontrol ederek hayatta
kalan sömürücü sınıf; diğer yandan, üretim araçlarına sahip olmayan ve
ihtiyaçlarını ancak işgücünü satarak karşılayabilen, böylece sömürülen ve
ezilen sınıfı teşkil eden işçilerin büyük çoğunluğu. Bu iki sınıfın temel
çıkarları arasındaki çelişki aslidir ve asla uzlaşmaz.
Sömürücü
sınıfın birincil talebi kârı azami düzeye çıkartmaktır. Bu sınıf, doğalında
ücretleri düşürmeye, sosyal yardımları kısıtlamaya, işçiler tarafından
yaratılan artı değeri sahiplenmeye, ayrıcalıklarını ve servet üzerindeki
tekelini korumaya çalışır. Bu arada, sömürülen sınıfın birincil talebi, hayatta
kalma hakkını garanti altına almak, yaşam koşullarını iyileştirmek ve emeğinin
meyvelerinin adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamaktır. Bir taraf avantaj elde
edecekse diğer taraf kaçınılmaz olarak zarar edecektir. Bu bir tarafın kazancının
diğer tarafın zararını gerekli kıldığı çıkar çatışması, sistemin derinliklerine
işlemiş bir çelişkidir ve iyi niyetlerle, müzakerelerle veya ahlaki
kısıtlamalarla ortadan kalkmayacaktır.
Birçok
solcu, küçük kurumsal düzenlemelerin, sosyal yardımların ve işverenler ile
çalışanlar arasındaki müzakerelerin sınıf çelişkilerini yumuşatmak ve sınıf
mücadelesini önlemek için yeterli olacağına inanarak, umutlarını reform ve
uzlaşmaya bağlıyor. Ancak gerçekte, reform, doğası gereği, hiçbir zaman
sömürüyü ortadan kaldırmamıştır. Bilâkis, reform, egemen sınıfın mevcut sömürü
düzenini korumak için kullandığı bir istikrar aracıdır.
Kapitalist
toplumda edinilen sekiz saatlik iş günü, asgari ücret ve sosyal güvenlik
hakları, sömüren sınıfın kendiliğinden iyi niyetinin ürünleri değil, sayısız
işçinin uzun süren mücadeleleri ve sınıf mücadelesi yoluyla kazanılan pasif
tavizlerdir. Bu reform önlemleri her zaman aşılmaz bir engelle yüzleşirler:
Üretim araçlarının özel mülkiyetini, yani sömürünün temelini hiçbir şekilde karşılarına
almazlar.
Reformlar,
halkın hoşnutsuzluğunu geçici olarak yatıştırmak ve büyük ölçekli bir devrimin
dinamiklerini dağıtmak amacıyla yapılan, dağıtım düzeyindeki küçük tavizlerden
ibarettir. Bir yandan da reformlar, sermayenin tekelinin, toplumsal
tabakalaşmanın ve artı değerin sömürülmesinin ardındaki temel mekanizmalarını muhafaza
ederler.
Bu
uzlaşma, son derece kırılgan ve geçicidir. Sermayenin doğası sınırsız genişleme
ve birikimle tanımlıdır. Ekonomik refah dönemlerinde, toplumu koruma adına verilen
mütevazı tavizler toplumsal barışın tesis edildiğine dair bir izlenimin oluşmasına
neden olurlar, ancak ekonomi yavaşladığında ve kârlar azaldığında, sömüren
sınıf, kendi çıkarlarını işten çıkarmalar, ücret kesintileri, sosyal
yardımlarda indirimler veya krizin başka yere aktarılması yoluyla korumak için çabalar
ve bu uzlaşmanın meyveleri anında çürür.
Dünya
genelinde yüksek düzeyde sosyal korumaya sahip hiçbir kapitalist ülke,
grevlerin, gösterilerin ve işverenler ile çalışanlar arasındaki çatışmaların
tamamen ortadan kalktığına tanıklık etmemiştir. Bu durum, yüzeysel reformların
köklü sınıf çatışmalarını çözüme kavuşturamayacağının somut delilidir. Sınıf mücadelesi,
sadece geçici süre maskelenir, ancak asla tamamen ortadan kaybolmaz.
Toplumun
işleyiş biçimi açısından bakıldığında, devlet aygıtının sınıfsal yapısı, sınıf
çatışmalarını aslen imkânsız olan bir barışçıl çözüme mahkûm eder. Sınıflı
toplumda devletin elindeki hükümet, hukuk, polis, ordu gibi araçlar, doğaları
gereği, egemen sınıfın özel mülkiyeti korumasına ve sömürü düzenini
pekiştirmesine imkân sunan araçlardır.
“Toplumsal
eşitlik” ve “adil pazarlık” kavramları, en başından itibaren nesnel statü
eşitsizliğini temel alır. Sömürücü sınıf, topluma ait kaynakları, kurumsal
normları ve baskı aygıtını kontrol ederken, sıradan işçi, yalnızca iş gücünü
sermaye olarak elinde bulundurur. İşçilerin talepleri, sermayenin temel
çıkarlarını etkilediğinde, kurumsal normlar, kaçınılmaz olarak egemen sınıfın
lehine döner ve barışçıl müzakere yolları tamamen etkisiz hale gelir.
Ezilen
sınıflar, sömürünün hüküm sürdüğü ahvali değiştirmek ve hayatta kalmak denilen
temel hak için mücadele etmek istiyorlarsa, önlerinde direniş ve mücadele
yoluyla kurulu düzeni yıkmaktan başka bir seçenek bulunmamaktadır. Bu da sınıf
mücadelesini kaçınılmaz bir toplumsal gerçeklik haline getirmektedir.
İnsan
toplumunun gelişimini yöneten yasalar açısından bakıldığında, sınıf mücadelesi,
sınıflı toplumların gelişiminin doğrudan itici gücü ve toplumsal biçimlerin
evrimini hızlandıran nesnel bir zorunluluktur. Üretim güçleri ile üretim
ilişkileri arasındaki çelişki, insan toplumunun temel çelişkisini oluşturur.
Özel mülkiyet çerçevesinde, üretim güçleri geliştikçe eski üretim ilişkileri
giderek geçerliliğini yitirir ve katılaşır, bu da toplumsal ilerlemeyi ciddi
şekilde engeller.
Bu
arada, eski sistemi temsil eden sömürücü sınıf, kendi çıkarlarını şiddetle
savunur ve her türlü temel reformu redde tabi tutar. Bu bağlamda, yalnızca
sınıf mücadelesi, geri kalmış sınıfların egemenliğini devirmeyi ve yozlaşmış
üretim ilişkilerini dönüştürmeyi, üretim güçlerini özgürleştirmeyi ve toplumu
köle toplumundan feodal topluma, daha gelişmiş toplumsal biçimlere doğru kademeli
olarak geliştirmeyi mümkün kılar.
Toplumda
sınıf ayrımı, sömürü ve zulüm var olduğu sürece, eski ve yeni düzen, eski ve
yeni çıkarlar arasındaki çatışmalar ılımlı uzlaşmalarla çözülemez, bu anlamda
sınıf mücadelesi devam edecektir.
Dahası,
sınıf mücadelesinin yalnızca sınıflı toplumlarda var olduğunu net bir biçimde
görmek zorundayız. Özel mülkiyetin ve sınıfsal ayrışmanın görülmediği ilkel
toplumlarda sınıf mücadelesi yaşanmaz. Sömürü sisteminin ve sömüren sınıfın
ortadan kaldırıldığı sosyalist toplumda ise büyük ölçekli, çatışmacı sınıf
mücadelesi ortadan kalkmıştır. Bununla birlikte, sosyalizmin ilk aşamasında
özel mülkiyetin kalıntıları, toplumsal tabakalar arasındaki farklılıklar ve harici
düşman güçlerin içe sızma girişimleri varlığını muhafaza eder. Neticede uzun
vadede, tarihsel gelişmenin nesnel bir gerçeği olan sınıf mücadelesi belirli
bir düzeyde var olmaya devam edecektir. Sınıf mücadelesi, ancak üretim
araçlarının özel mülkiyetinin radikal bir şekilde ortadan kaldırılması, işçi ve
köylü, kent ve kırsal alanlar ile kafa emeği ile kol emeği arasındaki üç temel
sınıfsal ayrışmanın silinmesi, üretim güçlerinin yüksek bir gelişim düzeyine
ulaşması, toplumsal zenginliğin aşırı derecede bollaşması ve sınıfların
geliştiği ortamın kesin olarak yok lmasıyla birlikte, tümden ortadan
kalkacaktır.
Özetle,
sınıf mücadelesi, uzlaşma veya reform yoluyla ortadan kaldırılabilecek yapay
bir çatışma veya çelişki değil, özel mülkiyet ile toplumsal sınıflar arasındaki
karşıtlığın kaçınılmaz bir ürünüdür.
Sınıflar
ve sömürü var olduğu sürece, temelde çatışan çıkarlar varlığını muhafaza ettiği
ölçüde sınıf mücadelesi kaçınılmaz olacaktır. Toplumsal gelişmeyi doğru anlamak
ve tarihin seyrini kavramak istiyorsak, reformist vehim ve yanılsamalar terk
edilmeli, sınıf mücadelesinin nesnel yasaları bilince çıkartılmalıdır.
Haize Gorriak
10
Ağustos 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder