17 Ağustos 2026

Sınıf Mücadelesi Neden Kaçınılmaz?


Kamuoyunda şu çocukça vehim her daim hüküm sürmüştür. Bu vehim şunu söyler: Toplumsal reformlar, çıkarların uzlaştırılması ve ikili istişareler yoluyla, tüm tarafların taleplerini dengelemesi suretiyle toplumsal çelişkiler yatıştırılabilir, sınıflar arası uzlaşma sağlanabilir, çatışmalar nihai olarak ortadan kaldırılabilir.

Oysa sınıflı toplumların gelişim tarihi Marksist materyalist tarih anlayışının nesnel yasaları ışığında incelendiğinde, bu fikrin en nihayetinde gerçeklikten kopuk bir ütopyadan başka bir şey olmadığı görülür. Bir sınıflı toplumda sınıf mücadelesi nesnel bir gerçeklik, kaçınılmaz bir tarihsel zorunluluktur. Herhangi bir uzlaşma veya reform, karşıtlığın köklerini asla ortadan kaldırmaz, sadece geçici olarak çelişkileri yatıştırabilir.

Sınıf mücadelesinin temel ve kaçınılmaz nedeni, sınıflar arasındaki karşıtlık ve üretim araçlarının özel mülkiyetinden kaynaklanan, bir tarafın kazancının diğer tarafın zararını gerekli kıldığı çıkar çatışmasıdır. Sınıfsal bölünme, asla kimlik veya statü gibi görünümlere değil, üretim araçlarının mülkiyet ilişkilerine bağlıdır. Özel mülkiyete dayalı bir toplum doğalında iki büyük, karşıt gruba ayrışmıştır: bir yandan, temel üretim araçlarını (toprak, fabrikalar, sermaye) tekeline alan, böylece artı değeri kontrol ederek hayatta kalan sömürücü sınıf; diğer yandan, üretim araçlarına sahip olmayan ve ihtiyaçlarını ancak işgücünü satarak karşılayabilen, böylece sömürülen ve ezilen sınıfı teşkil eden işçilerin büyük çoğunluğu. Bu iki sınıfın temel çıkarları arasındaki çelişki aslidir ve asla uzlaşmaz.

Sömürücü sınıfın birincil talebi kârı azami düzeye çıkartmaktır. Bu sınıf, doğalında ücretleri düşürmeye, sosyal yardımları kısıtlamaya, işçiler tarafından yaratılan artı değeri sahiplenmeye, ayrıcalıklarını ve servet üzerindeki tekelini korumaya çalışır. Bu arada, sömürülen sınıfın birincil talebi, hayatta kalma hakkını garanti altına almak, yaşam koşullarını iyileştirmek ve emeğinin meyvelerinin adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamaktır. Bir taraf avantaj elde edecekse diğer taraf kaçınılmaz olarak zarar edecektir. Bu bir tarafın kazancının diğer tarafın zararını gerekli kıldığı çıkar çatışması, sistemin derinliklerine işlemiş bir çelişkidir ve iyi niyetlerle, müzakerelerle veya ahlaki kısıtlamalarla ortadan kalkmayacaktır.

Birçok solcu, küçük kurumsal düzenlemelerin, sosyal yardımların ve işverenler ile çalışanlar arasındaki müzakerelerin sınıf çelişkilerini yumuşatmak ve sınıf mücadelesini önlemek için yeterli olacağına inanarak, umutlarını reform ve uzlaşmaya bağlıyor. Ancak gerçekte, reform, doğası gereği, hiçbir zaman sömürüyü ortadan kaldırmamıştır. Bilâkis, reform, egemen sınıfın mevcut sömürü düzenini korumak için kullandığı bir istikrar aracıdır.

Kapitalist toplumda edinilen sekiz saatlik iş günü, asgari ücret ve sosyal güvenlik hakları, sömüren sınıfın kendiliğinden iyi niyetinin ürünleri değil, sayısız işçinin uzun süren mücadeleleri ve sınıf mücadelesi yoluyla kazanılan pasif tavizlerdir. Bu reform önlemleri her zaman aşılmaz bir engelle yüzleşirler: Üretim araçlarının özel mülkiyetini, yani sömürünün temelini hiçbir şekilde karşılarına almazlar.

Reformlar, halkın hoşnutsuzluğunu geçici olarak yatıştırmak ve büyük ölçekli bir devrimin dinamiklerini dağıtmak amacıyla yapılan, dağıtım düzeyindeki küçük tavizlerden ibarettir. Bir yandan da reformlar, sermayenin tekelinin, toplumsal tabakalaşmanın ve artı değerin sömürülmesinin ardındaki temel mekanizmalarını muhafaza ederler.

Bu uzlaşma, son derece kırılgan ve geçicidir. Sermayenin doğası sınırsız genişleme ve birikimle tanımlıdır. Ekonomik refah dönemlerinde, toplumu koruma adına verilen mütevazı tavizler toplumsal barışın tesis edildiğine dair bir izlenimin oluşmasına neden olurlar, ancak ekonomi yavaşladığında ve kârlar azaldığında, sömüren sınıf, kendi çıkarlarını işten çıkarmalar, ücret kesintileri, sosyal yardımlarda indirimler veya krizin başka yere aktarılması yoluyla korumak için çabalar ve bu uzlaşmanın meyveleri anında çürür.

Dünya genelinde yüksek düzeyde sosyal korumaya sahip hiçbir kapitalist ülke, grevlerin, gösterilerin ve işverenler ile çalışanlar arasındaki çatışmaların tamamen ortadan kalktığına tanıklık etmemiştir. Bu durum, yüzeysel reformların köklü sınıf çatışmalarını çözüme kavuşturamayacağının somut delilidir. Sınıf mücadelesi, sadece geçici süre maskelenir, ancak asla tamamen ortadan kaybolmaz.

Toplumun işleyiş biçimi açısından bakıldığında, devlet aygıtının sınıfsal yapısı, sınıf çatışmalarını aslen imkânsız olan bir barışçıl çözüme mahkûm eder. Sınıflı toplumda devletin elindeki hükümet, hukuk, polis, ordu gibi araçlar, doğaları gereği, egemen sınıfın özel mülkiyeti korumasına ve sömürü düzenini pekiştirmesine imkân sunan araçlardır.

“Toplumsal eşitlik” ve “adil pazarlık” kavramları, en başından itibaren nesnel statü eşitsizliğini temel alır. Sömürücü sınıf, topluma ait kaynakları, kurumsal normları ve baskı aygıtını kontrol ederken, sıradan işçi, yalnızca iş gücünü sermaye olarak elinde bulundurur. İşçilerin talepleri, sermayenin temel çıkarlarını etkilediğinde, kurumsal normlar, kaçınılmaz olarak egemen sınıfın lehine döner ve barışçıl müzakere yolları tamamen etkisiz hale gelir.

Ezilen sınıflar, sömürünün hüküm sürdüğü ahvali değiştirmek ve hayatta kalmak denilen temel hak için mücadele etmek istiyorlarsa, önlerinde direniş ve mücadele yoluyla kurulu düzeni yıkmaktan başka bir seçenek bulunmamaktadır. Bu da sınıf mücadelesini kaçınılmaz bir toplumsal gerçeklik haline getirmektedir.

İnsan toplumunun gelişimini yöneten yasalar açısından bakıldığında, sınıf mücadelesi, sınıflı toplumların gelişiminin doğrudan itici gücü ve toplumsal biçimlerin evrimini hızlandıran nesnel bir zorunluluktur. Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişki, insan toplumunun temel çelişkisini oluşturur. Özel mülkiyet çerçevesinde, üretim güçleri geliştikçe eski üretim ilişkileri giderek geçerliliğini yitirir ve katılaşır, bu da toplumsal ilerlemeyi ciddi şekilde engeller.

Bu arada, eski sistemi temsil eden sömürücü sınıf, kendi çıkarlarını şiddetle savunur ve her türlü temel reformu redde tabi tutar. Bu bağlamda, yalnızca sınıf mücadelesi, geri kalmış sınıfların egemenliğini devirmeyi ve yozlaşmış üretim ilişkilerini dönüştürmeyi, üretim güçlerini özgürleştirmeyi ve toplumu köle toplumundan feodal topluma, daha gelişmiş toplumsal biçimlere doğru kademeli olarak geliştirmeyi mümkün kılar.

Toplumda sınıf ayrımı, sömürü ve zulüm var olduğu sürece, eski ve yeni düzen, eski ve yeni çıkarlar arasındaki çatışmalar ılımlı uzlaşmalarla çözülemez, bu anlamda sınıf mücadelesi devam edecektir.

Dahası, sınıf mücadelesinin yalnızca sınıflı toplumlarda var olduğunu net bir biçimde görmek zorundayız. Özel mülkiyetin ve sınıfsal ayrışmanın görülmediği ilkel toplumlarda sınıf mücadelesi yaşanmaz. Sömürü sisteminin ve sömüren sınıfın ortadan kaldırıldığı sosyalist toplumda ise büyük ölçekli, çatışmacı sınıf mücadelesi ortadan kalkmıştır. Bununla birlikte, sosyalizmin ilk aşamasında özel mülkiyetin kalıntıları, toplumsal tabakalar arasındaki farklılıklar ve harici düşman güçlerin içe sızma girişimleri varlığını muhafaza eder. Neticede uzun vadede, tarihsel gelişmenin nesnel bir gerçeği olan sınıf mücadelesi belirli bir düzeyde var olmaya devam edecektir. Sınıf mücadelesi, ancak üretim araçlarının özel mülkiyetinin radikal bir şekilde ortadan kaldırılması, işçi ve köylü, kent ve kırsal alanlar ile kafa emeği ile kol emeği arasındaki üç temel sınıfsal ayrışmanın silinmesi, üretim güçlerinin yüksek bir gelişim düzeyine ulaşması, toplumsal zenginliğin aşırı derecede bollaşması ve sınıfların geliştiği ortamın kesin olarak yok lmasıyla birlikte, tümden ortadan kalkacaktır.

Özetle, sınıf mücadelesi, uzlaşma veya reform yoluyla ortadan kaldırılabilecek yapay bir çatışma veya çelişki değil, özel mülkiyet ile toplumsal sınıflar arasındaki karşıtlığın kaçınılmaz bir ürünüdür.

Sınıflar ve sömürü var olduğu sürece, temelde çatışan çıkarlar varlığını muhafaza ettiği ölçüde sınıf mücadelesi kaçınılmaz olacaktır. Toplumsal gelişmeyi doğru anlamak ve tarihin seyrini kavramak istiyorsak, reformist vehim ve yanılsamalar terk edilmeli, sınıf mücadelesinin nesnel yasaları bilince çıkartılmalıdır.

Haize Gorriak
10 Ağustos 2026
Kaynak

0 Yorum: