08 Ağustos 2026

,

Pilsiz Radyo


12 Eylül’ü takip eden günler içinde Envercilerin, muhtemelen Halkın Kurtuluşu’nun hâkim olduğu bir mahallede örgüt üyeleri, darbe konusunda alınacak kararı öğrenmek için kulaklarını radyoya dayamış, Tiran Radyosu’ndan gelen cızırtılı sese kulak vermişlerdir. Yayının kesik olması yetmezmiş gibi, tam “anti-faşist ayaklanma”yı başlatacakken radyonun pili bitmiştir. Dışarıda tankların dolaştığı mahallede “komünistler”, Tiran’dan bir emir gelemediği için radyoya mecburdurlar. İçlerinden biri, “yukarı mahallede TKP’liler var. Onlar da Bizim Radyo’yu dinliyordur. Oradan emir bekliyordur. Gidip onlardan pil alalım.” Ara sokaklardan, faşizmin gölgesinden geçerek, eve ulaşılır. Kapı çalınır. O sırada radyodan gelecek, faşizmle mücadeleyle ilgili kararı bekleyen TKP’lilerden biri kapıyı açar. Kendisinden pil istenir. Pil konusunda örülen dayanışma, faşizme karşı örülmez. Herkes, darbeye bir bir teslim olur. Radyolardan, darbecilere dair dostluk şarkıları işitilir.

O Envercilerin geleneğinden gelen EMEP, bugün hâlâ Tiran Radyosu dinliyor. Artık o radyo, içte Fethullahçılara, dışta İngiliz-Amerikan emperyalizmine ait. O emperyalizm, F tiplerini dayattığında o radyoyu dinleyen Aydın Çubukçu, “ben en verimli çalışmalarımı hücrede yapmıştım” diyor. Kadrolarına her fırsatta “hayatta kalmak isteyen peşimden gelsin” diyor. Bir başka röportajında, “biz diğer akımlara göre avantajlıydık. Bizim Mahir ve İbrahim gibi kitabımız yoktu. Biz kitapsızdık” diyor. Bununla övünüyor.

Şimdi sendika ağalarından ve liberal gastecilerden oluşan örgütü EMEP, "YP (Y-CHP) koordinasyon kursa da biz de bir şey yapıyormuş gibi görünsek" diyor.[1] Kürt’ü, salt liberal teorisi ve pratiği için önemli gören, onun arkasına saklanan EMEP yazarının derdi ne Kürt, ne koordinasyon, ne de faşizmle mücadele. Sadece kendi küçük burjuvalığının değer ve anlam bulmasını istiyor.

TKP’li Kemalist Cangül Örnek de kendi çalıştığı, akademik kariyerine temel olarak kullandığı dönemi put belleyip onu tüm hakikatin merkezine yerleştiriyor.[2] O da 1918-1923 dönemine kilitleniyor ama orada komünistlerin, halk dinamiklerinin, ezilen kitlelerin nasıl susturulduğuna, komünistlerin nasıl bir güç haline geldiğine, başbuğu tarafından o hareketin nasıl ezildiğine hiç bakmıyor. Herkes, putunu sınıftan ve sınırdan, tarihten ve toplumdan kaçırıyor. Küçük burjuva, bu şekilde anlam ve değer kazandığını iyi biliyor. Örnek de liberal put olarak sömürgeci bireyin önünde Kürt’ü ve Müslümanı diz çöktürmeyi sosyalistlik diye pazarlıyor.

AKP, burjuvazinin devlet partisi; CHP, devletin burjuva partisi. Anlaşılan o ki TKP’nin hasetle, EMEP ve Sol Parti’nin aşkla yaklaştığı Yeni Parti (YP), hem devletin küçük burjuva partisi hem de küçük burjuvanın devlet partisi. EMEP ve Sol Parti gibi yapılar, sadece hangi dala tutunacakları, hangi tarafın piyonu/uşağı olacakları konusunda anlaşamıyorlar.

TKP’sinden EMEP’ine, Sol Partisi’nden TÖP’üne vs. her sol örgüt, ezilenin, yoksulun ve işçi sınıfının iradesi o küçük burjuvanın önünde diz çöksün diye var. Tüm programları, tüm eylemleri bu amaca matuf. Ezilen de yoksul da işçi de bunların küçük burjuva kariyerist varlıkları açısından bir değere ve anlama sahip değil. Tek putları, küçük burjuva varlıkları.

Aydın Çubukçu, o putu cilâlamak, örgütü içinde tekrar değerli ve anlamlı kılmak için Mahir’e vuruyor.[3] “Erkekliğin kitabı” lafına atıfta bulunan Çubukçu, “Mahir’in solculuğun kitabı”nı yazdığını söylerken esasında ona küfrediyor, aklınca onu aşağılıyor. Mahir ve yoldaşlarını, kendi varlığını aklamak adına, anti-komünist cenaha fırlatıp atıyor. Böylece kendi anti-komünistliğini gizleyebileceğini sanıyor. Barış Yıldırım gibi hain kaçaklara akıl hocalığı yapıyor.

Çubukçu, ölçüyü Avrupa ve ABD’den çekiyor. Oysa Mahir’le benzer şeyleri söyleyen İranlı devrimciler var. Tüm tartışma; Sovyetler, kapitalist olmayan kalkınma yolu, Ortadoğu gerçekliği ile ilişkili bağlam içinde sürüyor. Mahir, teoride ve pratikte, muhayyel ve müstakbel bir ML parti adına, onun içinde ve onun için dövüşüyor. Hep burjuvaların ve küçük burjuvaların partilerine uşaklık edenler, onu bu sebeple idrak edemiyorlar.

Çayancılar, yazdıkları kısa Dev-Genç tarihinde yaşanan her olayı, oluşan her olguyu ileride oluşacak partiye göre değerlendirdiklerini söylüyorlar.[4] Bu anlamda, metin boyunca tüm olgu ve olayları varolan CHP ve TİP ölçüsünde değerlendirenleri eleştiriyorlar. Kendini tammış ve doğruymuş gibi satanlardan üstün olan “eksik ve yanlış” eleştirileri, soyut yüce akademi âleminde değil, kavganın harında, bu mercekten bakarak okunmak zorunda.

Bu açıdan, bilinmeze, muhayyele ve müstakbele devrimci anlamda örgütlenen Çayanların devrimciliği de Marksizmi de Çubukçu’nun önsel ve sonsal olarak CHP’ye ve TİP’e örgütlü işçici solculuğundan daha hayırlıdır. Onların yanlışı, doğrudur. Çubukçu’nun doğrusu ise yanlıştır. Kautsky, doğruyu söylüyordu, Lenin, çoğu kişiye göre yanlıştı. Burada Leninci değil, Leninist olan, olma kavgasında olan Çayanlardır. Çubukçu, neticede Bernstein-Kautsky çizgisine çekilmiş, emperyalizmden medet umar hale gelmiş, “YP’li küçük burjuvalar cebimizi doldursun” diye bekleyen bir liberal solcuya dönüşmüştür.

“Bu yaşam, mücadele ve ölüm çizgisi, onun görüşlerini, âdeta açık eleştirel değerlendirilmeden uzak tutulan bir tabu haline getirmiştir” diyerek Mahir tabusuna saldıran Çubukçu, önce kendi küçük burjuvalığını konuşturduğu “işçi” putuna saldırsın. “İşçi” deyince Marksist-Leninist veya sosyalist olduğunu zanneden bir cahil o! “Her bıyığını buran kendini Stalin, her eteğini savuran, Rosa sanmasın!” [Hikmet Kıvılcımlı]

Mahir’i kendi teorik yaklaşımı üzerinden Marx-Lenin okumakla, kendi düşüncelerini ona giydirmekle eleştiren Çubukçu, aynı şeyi kendisi Çayan’ı okurken yapıyor: “Denilebilir ki Mahir Çayan, başından beri mücadelenin başka biçimlerini kategorik olarak reddeden bir yol benimsemişti ve bütün eleştirilerinin özünü belirleyen de buydu” diyor. Kendi kadrolarını silah alerjisine, korkusuna örgütlemek zorunda olan Çubukçu, Mahir’i bu alerji ve korku üzerinden okuyor. Onun “emperyalizm teorisinin başlıca tezlerini tartıştığını” söylüyor. Yalan söylüyor.

Mahir, sadece ekseninde Çin-Sovyet geriliminin durduğu, emperyalizm tartışmaları, barış içinde bir arada yaşama, üçüncü dünya halkları, sömürgecilikle mücadele bağlamında okuyor, tartışıyor. Aynı tartışmayı yürüten İranlı devrimciler, Sovyet çizgisine ve milliyetçi eksene bağlı kesimleri benzer düzlemde tartışıyorlar. Öne atılıyorlar. Ama Çubukçu, sadece Avrupa’ya ve ABD’ye bakıyor. Japonya dediği ülkede bile geçenlerde vefat eden Kozo gibi devrimciler, “uluslararası devrimin ana ocağı Filistin’dir. Dünya devrimi oradan başlar”[5] deyip burada savaşmaya gidiyorlar. Çubukçu ve örgütü, hâlâ Tiran Radyosu dinliyor. O radyoda Trump’ın damadına turistik bir adayı peşkeş çekenler konuşuyor. Çubukçu’ya hem Denizlerin mirasına küfretmek, hem de “biz o bankanın parasını Denizler için çalmıştık” diye yalan söylemek düşüyor.

Çubukçu, utanmadan, Çayan’ı “kendiliğindencilik”le eleştiriyor. Sendika ağalarından ve AKP’den alkış almak için Taksim’e sırtını dönen, “orada hırgür çıkar, işçiler ürker” diye valiliğin emrini yerine getiren, mücadele alanlarından işçileri kaçıran, grevleri efendilere satan örgütün lideri, kendiliğindencilik eleştirisi yapıyor. Bu utanmazlığı kendi tarifiyle, “kitapsızlığına” borçlu olmalı.

Mahir, özneliği pratikte ve ileriye dönük olarak kurarken, düz ve yavan bir reformist olarak Çubukçu, hep belirli bir tarihsel kesitle ve ülkeyle ilgili malumatını putlaştırıyor, gerçekliği o put etrafında döndürmeye çalışıyor. Mahir, kitleleri dengenin kırılmasında özne olmaya davet ederken, buna dair bir zemin oluştururken, Çubukçu, “hep bir ayaklanma olsun da bakarız ne yapacağımıza” diyor.

Gezi, Çubukçu’nun tüm birikiminin çürüdüğü, çöktüğü momenttir. O kadar nesnelci ve kitleci olan örgütler, Gezi karşısında tel tel dökülmüşlerdir.

Ayaklanmanın şiddeti karşısında korkanlar, ya CHP’nin ya da HDP’nin gölgesine sığınmışlardır. Sonra da “benim gibi bir emekçi varken bir küçük burjuvayı niye vekil yaptınız” diye küsen EMEP başkanı, örgütünden ayrılmıştır. O küçük burjuvayı överken de “Soros’tan ödül aldığına” vurgu yapmayı ihmal etmiyorlar. Gasteleri o nedenle her gün Sorosçu “Kavala önderimiz hapisten çıksın gayrı” diye ağıt yakıyor. Duvara çentik atıyor.

Nesnelliğe ve kitle kuyrukçuluğuna göre inşa edilmiş “özne” ile nesnel-kolektif kavganın harında imal edilmiş “özne”, hiç bir olmuyor. Devletin ve burjuvazinin inşa ve imal ettiği nesnelliği ve kitleyi sorgulayanla, onları sorgusuz sualsiz rehber veya peygamber bilenler de hiç bir olmuyor.

Çubukçu, bir röportajında “Son 16-17 yılın yarattığı çöküntü ancak halkın demir süpürgesiyle atılıp yerine yepyeni bir Türkiye kurulmasıyla giderilebilir” diyor.[6] Ama o halka “demir süpürge”yi kim imal edip verecek, o halkın elindeki süpürge kim olacak” sorularına cevap vermiyor. Hep efendilerden medet ummayı siyaset diye yutturabiliyor.

Bugün Evrensel gazetesi, “kuyu tipi cezaevi” ile ilgili haber yapıyor.[7] Habere Aydın Çubukçu, 2000’de başlayan ölüm orucu sürecinde yaptığı gibi, şu yorumu düşüyor: “Ben en verimli çalışmalarımı kuyu tipinde ürettim! Deniz yoldaş orada daha komik olacaktır.” Hayatı, daha doğrusu bekayı put belleyenler, daha Hayat ismini verdikleri TV kanalını yaşatamıyorlar.

Sırf hayatta kalmak için örgütünü İngiliz’e, AB’ye, buranın burjuvasına, küçük burjuvanın devlet partisine teslim edenler, teslim olmayan, emperyalizme-Siyonizme kurşun olup yağan, işçi-köylünün savaşkan bilincine yedirilmiş devrimcileri idrak edecek feraset, basiret ve cesaretten yoksundurlar.

Eren Balkır
8 Ağustos 2026

Dipnotlar:
[1] Vedat İlbeyoğlu, “Sol Partinin ‘Yan Yana’ Buluşması ve Sorular”, 4 Ağustos 2026, Evrensel.

[2] Cangül Örnek, “1918-1923 Momentine Geri mi Dönüyoruz?”, 7 Ağustos 2026, Sol.

[3] Aydın Çubukçu, “ Nuray Sancar, “Kuyu Tipi”, 7 Ağustos 2026, Evrensel.

[4] Kurtuluş, “1965-1971 Arası Dönemde Türkiye’de Devrimci Mücadele ve Dev-Genç”, Mart 1971, İştiraki.

[5] Jeremy Randall, “Dünya Devrimi Filistin’le Başlar”, 2023, İştiraki.

[6] Hakkı Özdal, “Aydın Çubukçu Söyleşisi”, 6 Ocak 2020, Duvar.

[7] Nuray Sancar, “Kuyu Tipi”, 7 Ağustos 2026, Evrensel.

0 Yorum: