23 Ağustos 2026

Paris, Sacco ve Vanzetti'nin Ölümünü Protesto Ediyor


Sol tarihinin muhteşem bir örneği. Sacco ve Vanzetti’nin özgürlüğü için yürütülen kampanya yıllarca sürdü. Kampanya, beynelmilel bir niteliğe kavuştu. Bilhassa Fransız işçi sınıfı, iki devrimciyle gösterdiği dayanışmada epey kararlıydı. Humanite gazetesinin dış haberler editörü, daha sonra Fransız Komünist Partisi vekili olan, Nazi işgalinin kurbanı Peri, bizi Ağustos 1927’de Sacco ve Vanzetti’nin öldürülmesi haberinin işitilmesi sonrası isyanlarla ve gösterilerle hareketlenen Paris sokaklarına götürüyor.

Gabriel Peri’nin Daily Worker dergisinde yayınlanan “Paris, Sacco ve Vanzetti'nin Ölümünü Protesto Ediyor” başlıklı makalesi. Cilt 4, Sayı 235, 15 Ekim 1927.

* * *

 

Paris, işlenen suçu 23 Ağustos sabahı şafak vakti öğrendi.

Son birkaç saat içinde umutlar zaten azalmıştı.

Saat beşi birkaç dakika geçtikten sonra artık şüphe duymak mümkün değildi.

İş tamamlanmıştı.

Saat 6:30’a gelindiğinde, korkunç haberin hızla yayılan etkisi Paris’i ve banliyölerini sarmıştı.

Elektrik çarpması gibi bir şey yaşandı! Bu korkunç kelime, işçilerin yüzlerini buruşturdu. Yüzler kireç gibi oldu. Duygularına yenik düştüler. Tereddüt ettiler. Sonra birden o öfke patlak verdi:

“Necis hayvan sürüsü! Necis hayvan sürüsü!”

Bir an için, büyük ve şaşkın işçi kalabalığında bir hareketlenme yaşandı. Sonra gözlerindeki öfke ışıl ışıl parladı.

Gri ve kasvetli güne proleterlerden oluşan seli boşaltan metro istasyonlarında aynı sahneler tekrarlandı. Şüphe, tereddüt, şaşkınlık. Binlerce kez tekrarlanan şu mahkûm edici çığlık:

“Necis hayvan sürüsü! Necis hayvan sürüsü!”

İdam haberi ağızdan ağza, evden eve, sokaktan sokağa yayıldı. Hızla bir söylenti dolaştı. Halk içinde eyleme geçelim sözleri işitilmeye başlandı.

1921’den beri Fransız işçi sınıfı, iki şehidin davasını kendi davası olarak benimsemişti.

Bundan böyle Sacco ve Vanzetti için yürütülen kampanya, Fransa’daki işçi mücadelesinin en önemli kesitlerinden biri olarak anılacaktır.

Önümüzdeki günlerde, en açgözlü ve en saldırgan kapitalizme karşı verilen bu devasa beynelmilel mücadelenin derslerini çözümlemek gerekecek. Şimdilik, Amerikan işçileri için bu mücadelede tanık olunan son olayları yeniden gözden geçirmekle yetinelim.

3 Ağustos’ta, sosyal demokrat gazeteler, entelektüel ve siyasi çevrelerin protestolarını bir araya getirirken, Fransız Komünist Partisi, doğrudan dükkânlara, ofislere, fabrikalara seslenmeye karar verdi. Partinin sloganı şuydu:

“Sacco-Vanzetti’ye karşı işlenen suçu protesto etmek için her yerde, kapanış saatlerinde gösteriler düzenlensin, yüz binlerce kişi, bu suça karşı oy kullansın.”

O gece, devasa bir savaş cephesinde toplanan Lyon proletaryası, Sacco ve Vanzetti'nin mücadelesine gerçek sınıfsal anlamını kazandırdı. Bay Herriot’nun baş yargıç rolünü üstlendiği bu şehirde bile, her görüşten işçi, iki muhteşem miting düzenledi. Rhone valisinin emirlerine uyan polis, eşi benzeri görülmemiş bir provokasyona başvurdu ve göstericilere silahla saldırdı. Ancak Lyon toplantısı, Fransa’nın tamamında yankı buldu.

O trajik gecenin ertesi günü, Massachusetts valisinin kararının haberi Paris’e ulaştı. Fuller, suçun işlenmesi emrini vermişti. Aynı akşam, Paris bölgesindeki sendika örgütlerinin düzenlediği bir toplantıda Parisli işçilere bu durum bildirildi. Genel Birleşik İşçi Konfederasyonu sekreteri Racamoni, “Bu işlenen suçu ancak muazzam bir güç gösterisi önleyebilir” diyerek, yankılanan alkışlar eşliğinde, konfederasyonun genel grev çağrısında bulunan bildirisini okudu. Bu karar coşkuyla onaylandı.

Gösterinin sonunda, tutukluların affedilmesini ve serbest bırakılmasını talep eden işçi kitlesi dağılırken, polis, işçilerin üzerine saldırdı, Paris’in FKP’li vekili Jacques Duclos’ya vahşice saldırdı. Duclos, hastaneye kaldırılmak zorunda kaldı.

Grev, Pazartesi günü yapılacaktı. Pazar günü yeni bir gösteri, 100.000 işçiyi kızıl bayraklar etrafında bir araya getirdi. Parisli işçiler, büyük şehrin sokaklarında safları sıklaştırmış halde yürüdüler. Dev pankartlarda şunlar yazıyordu:

“Halkın dostu ve Amerikan kapitalistlerinin düşmanı oldukları için elektrikli sandalyede idam cezasına çarptırılan Sacco ve Vanzetti için adalet”

“Sempatizanlar, görüşüne bakılmaksızın, işlenecek suça müdahale etmelisiniz.”

“Amerika’da adaletin makamı elektrikli sandalyedir.”

“Sacco ve Vanzetti’yi kurtarmak için genel grev!”

“1887-1927! Amerikan adaletini örnekleyen tarihler!”

“Şanghay trajedisi tekrarlanmamalı! Sacco ve Vanzetti’ye elveda!”

Amerikan bayrağı taşıyan, içi tıka basa dolu otomobiller, defalarca “Af! Af!” nidalarıyla karşılandı.

Bunun üzerine yeni dünyadan gelen turistler, varlıklarını belli ederek şöyle cevap verdiler: “Yaşasın Sacco ve Vanzetti!”

Aynı sabah Paris’e gelen Luigia Vanzetti, bitmek bilmeyen bir alkış tufanına maruz kaldı. Yirmi toplantı salonundan yankılanan çığlıklar, sanki proleter kalabalığın en derinliklerinden yükseliyormuş gibiydi: “Kahrolsun Fuller! Af! Af!”

Aynı gün tüm Fransa, Paris’teki gösterilere karşılık verdi. Roubaix’de birleşik cephe toplantısı yapıldı, Havre, Dieppe, Sotteville, Tours, Toulouse ve Oran’da gösteriler düzenlendi.

Nihayet 8 Ağustos Pazartesi günü genel grev başladı. Böylece konfederasyon sloganlarını gerçekleştirmiş oldu:

“Eğer, herkesin kınamasına rağmen, Amerikalı zenginler, o korkunç suçu işlerlerse, onlara her türlü yolla müdahale etmek gerekecektir: Bu nedenle, eğer bu korkunç hüküm her şeye rağmen yürürlüğe konulursa, Genel İşçi Konfederasyonu, yirmi dört saatlik grev eyleminin şu şekilde uzatılması gerektiğini duyurur:

1. Amerika’dan ithal edilen tüm ürünlerin, malların, ticari eşyaların ve Amerikan fabrikalarında üretilen ürünlerin Fransa’da tüketiciler tarafından boykot edilmesi;

2. Denizciler, liman işçileri ve demiryolu işçileri örgütlerinin bu ürünlerin taşınmasını reddetmesi;

3. Aynı şekilde, Yanki zenginlerinin temsilcilerine ve özellikle Amerikan Lejyonu üyelerine boykot uygulanmalıdır;

4. Amerikan menşeli her türlü sergi, oyun veya etkinliğin boykot edilmesi.”

Greve çağrı, her yerde takdire şayan bir disiplinle yerine getirildi. Lyon, St. Etienne, Cette, Alais, Le Boucau, Avignon, Beziers, Dunkerque, Cyonnax, Marsilya, Montpellier, Douai, Havre gibi merkezler, kendilerini tümüyle greve adadılar. İşçiler ayaklandılar ve emperyalistlerin yürürlüğe koyduğu vahşi baskıyı simgeleyen iki şehidi katillerden söküp alma iradesini ortaya koydular.

Paris bölgesinde, hareket, kenar mahallelerdeki emekçi kitlelerin kınayıcı eylemlilik sürecine katıldıklarına tanıklık etti.

Sabah saatlerinde sayısız toplantı, öğleden sonra coşkulu buluşmalar ve etkileyici gösteriler, akşam ise Paris’in Latin mahallesinde bulunan kilise binası Pantheon’da devasa bir tören. İşte bu büyük gün bunları kaydetti.

12 Ağustos Perşembe günü, L’Humanite gazetesi, Paris işçilerine kurtuluş haberini duyurdu. “Hâlâ Hayattalar!” Komünist gazetenin dev manşeti, bir zafer çığlığı gibi herkesin gözleri titretti. Bulvarlardaki kalabalığın, tüm mahallelerdeki salonların ve Paris işçilerinin kapıştığı binlerce L’Humanite gazetesini taşıyan gazete satıcılarının bağırışları da aynı şekilde yankılandı.

Fakat kitlelerin sevincine tarifsiz bir ıstırap karışmıştı. Büyük isyan devam etse de, acımasız girişim yeniden başlayacaktı. Onları hâlâ öldürebilirlerdi. Cezayı erteleyen mahkeme, korkunç bir farstan başka bir şey değildi.

12 Ağustos sabahının şafağından itibaren bu önsezi, işçilerin ruhuna musallat oldu ve o günden işçiler itibaren teyakkuzda kaldılar.

Ne yazık ki, şimdi onların önsezilerinin ne kadar haklı olduğunu biliyoruz. Sekiz gün sonra, Massachusetts mahkemeleri kararlarını onayladı. Bunu işçilerden gelen büyük bir öfke patlaması izledi. 21 Ağustos Cumartesi günü, Paris’te elli toplantı düzenlendi. Taşrada da başka gösteriler yapıldı, ertesi Pazar, sağanak yağmur altında, Pre-Saint-Gervais yakınlarındaki Butte du Chapeau Rouge’da 20.000’den fazla işçi toplandı.

Sırılsıklam kıyafetlerle, saatlerce yağmurda ayaklarını yere vurarak, yüzleri yağmur damlalarıyla ıslanmış işçiler, hâlâ bir şans varken, son kez Paris’te misafir olan Amerikan Lejyonu liderlerine ve Atlantik ötesindeki, adaleti ayaklar altına alan, savaş borçlarını kontrol eden Amerikalı kapitalistlere çevirdiler yüzlerini.

Fakat saatler geçti. Boston’dan gelen haberler, saat gibi işleyerek, en kötüsünün gerçekleşmek üzere olduğu şüphelerini doğruladı. Konfederasyon, hiç vakit kaybetmeden Genel İşçi Konfederasyonu’na ortak eylem önerisi sundu. Komünist Parti de benzer bir öneriyi Sosyalist Parti’ye iletti. Amaç, Paris’in kalbinde devasa bir gösteri düzenlemekti.

Sonra, sabah saat beşte. Elektrik çarptı herkesi! İki saat sonra, Montmartre Caddesi’nde, L'Humanite gazetesinin vitrinlerinin altında nefes nefese bekleyen işçi kalabalığı varken, partinin gazetesi işçilere şu çağrıyı yaptı:

“Artık o korkunç sınıfsal hüküm infaz edildiğine göre, nihai hesaplaşmayı bekleyen her sınıf bilincine sahip işçinin görevi, katillerden adil bir şekilde intikam almaktır.

Ancak, Komünist Enternasyonal’e uygun olarak, imzası bulunan örgütlerin gerekli misillemelerden bahsederken, hiçbir şekilde bireysel terör eylemlerini kastetmedikleri, aksine, bu eylemleri her zaman proletarya için devrimci bir eylem aracı olarak görmeyi reddettikleri aşikârdır.

Yapmanız gereken şey, uluslararası işçi sınıfının, bu suçtan hep birlikte sorumlu olan ABD kapitalizmine karşı kolektif misillemeleri organize etmek, hazırlamak ve harekete geçirmektir.

1. Amerikalı faşistlerinin Komün’ün Oğulları şehrinde küstahça geçit töreni yapmasını engelleyerek Amerikan Lejyonu’na karşı koyun. Sacco ve Vanzetti cinayetinin suç ortakları, hak ettikleri gibi karşılanacak, proletaryaya karşı gelmenin cezasız kalmayacağını öğrenecekler.

2. Yanki Kapitalizmini Boykot Edin: Pratik ve etkili boykot önlemleri derhal alınacaktır.

3. Bu gece saat 8’de gösteri yapın: Başka bir şey beklemeden, bu gece saat 8’de eski devrimci banliyölerden ve kızıl mahallelerden gelen muazzam işçi kalabalığı bulvarlara insin ve orada hep bir ağızdan eleştirilerini dile getirsin.

Her türlü provokasyon karşısında soğukkanlılıklarını koruyacaklar ve gelecekteki adaletin yolunu açacak bu gösteriye, uluslararası işçi sınıfını karakterize eden o büyük ve sakin niteliği kazandıracaklar.”

O gece, saat 9’da, işçiler bulvarlarda yürüyüşe geçecekti! Yas içinde ama öfkeyle kaynayan her kızıl mahallede, slogan âdeta yanmış bir fitil gibi yankılanıyordu!

Kabine, alelacele toplantıya çağrıldı. Polis müdürlüğünde bir konferans düzenlendi. Polis müdürü Chiappe, gösteriyi yasakladı.

Ama işçi kitlelerinin öfkelerini haykırmalarını engellemeye çalışanların vay haline!

Saat 8’den itibaren, Rue Montmartre’den Porte-Saint-Martin’e kadar uzanan kaldırımlar ve bulvarlar öfkeli bir kalabalıkla doldu. Sokaklarda, hem protestocu işçilerin hareketleri hem de polisin sürekli artırdığı güvenlik hatları nedeniyle sık sık trafik sıkışıklığı yaşandı.

Atlı muhafızlar, yaya polisler ve sıradan polisler, küçük gruplar halinde hareket ediyorlardı. Amaçları, işçilerin “hareket halinde kalmasını” sağlamak ve bulvarlardan geçen yoldaşları sokaklarda durdurmaktı. Polisin başındaki yüzbaşı rütbeli amirler emri altındaki polisleri gaza getirdi. “Haydi! Şuradaki trafiği açın! Hepsini dağıtın!” diye bağırdı içlerinden biri.

Polis düdüğü tiz bir sesle çaldı, polisler itaatkâr bir şekilde insan avına başladılar.

Saat 9’dan itibaren çatışmalar başladı. Rue Montmartre’nin köşesinde polis ilk çatışma yaşandı, ancak yoldaşlarımızın bir kısmı oradaki bulvarın bir tarafını oluşturan kafe-bara sığındı, diğer yüzlercesi ise Rue Montmartre boyunca kaçtı. L’Humanite’nin önüne vardıklarında şöyle bağırdılar:

“Yaşasın Sacco! Yaşasın Vanzetti! Kahrolsun Fuller!”

Aniden, hâlâ bulvarın aynı tarafında duran, Rue Cadet’ten gelen geniş bir gösterici kolu Montmartre mahallesine dağıldı. Cumhuriyetçi muhafızlar, tarifsiz bir vahşetle üzerlerine saldırdı. Polis coplarını salladı. Yaralılar yere düştü. Kafenin terası işgal edildi.

Place de la Republique’te bir, Rue de Lanery’de bir, Boulevard Sebastopol’da bir, Rue Montmartre’da bir, Gymnase’de bir, Gare de L'Est’te bir olmak üzere toplam dört olay yaşandı!

Kadınlar, çocuklar, erkekler, tarifsiz bir vahşetle yere seriliyor, dövülüyor, çiğneniyordu. Tutuklamalar, ardından dayaklar... sonra kurşunlar vızıldı, kan aktı.

Kafeler kapandı. Teraslar, barlar kapandı, bulvarlar boşaldı.

Polis, arabaların, taksilerin ve otobüslerin oluşturduğu karmaşanın ortasında saldırıya geçti. Barikatlar oluşturuldu. İşçi kitlesi tepki gösterdi, karşı saldırıya geçti. Yakındaki sokaklara geri püskürtülen kalabalık yeniden toplandı, öfkesini haykırdı, Amerikan kapitalizmine yuh çekti.

Ve aniden kitlelerin ilham meleği, kendiliğinden iniverdi yere: “Montmartre’ye! Montmartre’ye! Milyoner zevk düşkünlerinin başkentine!”

Göstericilerin oluşturduğu kafileler, Clichy Meydanı’na, Blanche Meydanı’na ve Pigalle Meydanı’na doğru ilerledi.

Yukarıda, zevk dolu bir gece yaşanıyordu. Her gece yaşanan ve doruk noktasına ulaşan zevk gecesi: caz, Charleston dansı, şişesi yüz frank olan şampanya ve paranın sel olup aktığı kumar masaları.

Keyifleri yerinde kimi isyancılar, [birkaç kelime eksik] açılan pencerelerin arkasında sahte bir gülümseme takındılar. “Amerikan Lejyonu”nun karargâhı olarak kullandığı Moulin Rouge kabaresi binası, binlerce ampulü altında tüm ışıklarıyla gülümsüyor, parlıyordu.

Camlar kırıldı. “Sacco! Vanzetti! Affedilsin!” bağırışları...

Kitlelerin öfkesi konuşmaya devam ederken, kabarenin derinliklerine gömülmüş bu enternasyonalistler, çılgın partiler düzenleyerek, son barikatlarının kurulduğu yerde, gerçek Paris’le, Komünün Oğulları’nın Paris’iyle tanıştılar.

Çatışma sırasında 124 polis memuru yaralandı. 211 kişi gözaltına alındı. Sanıklar ertesi gün mahkemeye çıkarıldı ve ağır cezalar aldı.

Aynı gün, hükümet yasağına rağmen Lyon, Rouen, Marsilya ve Nîmes'te büyük gösteriler düzenlendi. Her yerde boykot sloganı yankılandı. İşçi sendikalarının yönettiği belediyeler, Amerikan Lejyonu’nun kabulü için gerekli ödenekleri onaylamayı reddetti.

Kitlelerin haklı öfkesi, yoğun bir gerici saldırının işaretiydi. Kırk sekiz saat sonra Seine valisi, polis gücünü artırma niyetini açıkladı.

Oysa Perşembe günü yaşanan karışıklıkların tamamen polis vahşetinin sonucu olduğu açık. Partinin ve Genel Birleşik İşçi Konfederasyonu’nun bu gösteriye kazandırmak istediği niteliği belirlemek için yukarıda yeniden yayınladığımız çağrıyı okumak yeterli. Hatta kitlelerin baskısı altında kalan birçok sosyal demokrat gazete bile polis vahşetini kabul etmek zorunda kaldı.

Ancak gerici basın serbest bırakıldı. Vaillant-Couturier’nin derhal tutuklanmasını talep etti.

Perşembe gecesi Paris halkı, kaldırımların hâkimiydi. Katillerin suç ortakları olan Amerikan lejyonerlerinin, Sacco ve Vanzetti ile derin bir dayanışma içinde olan işçilere hakaret etmesine izin vermeyeceklerdi.

İşte Santé hapishanesinde tutuklu bulunan Komünist Parti vekilleri Cachin, Doriot ve Marty’nin Temsilciler Meclisi başkanına yazdığı mektubun metni:

“Sayın Başkan: 19 Eylül’de Amerikan Lejyonu kongresi vesilesiyle yapılması planlanan ulusal şenliğin gerçekleştirilememesi nedeniyle hükümete soruşturma teklifinde bulunma niyetinde olduğumuzu size bildirmekten onur duyuyoruz.

Talihsiz ve masum işçiler Sacco ve Vanzetti’nin idam edilmesiyle kitlelerde uyanan duygu o kadar derindir ki, yas döneminde böyle bir kutlamanın düzenlenmesi, haklı olarak, bu ülkenin işçilerine hakaret olarak değerlendirilebilir.

Komünist dileklerimizle,

M. Cachin, A. Marty, J. Doriot, Santé’de tutuklu bulunan milletvekilleri.”

Fransız işçileri, dolara köle olmuş, her şeye kadir dolara bağlı Fransız Cumhuriyeti temsilcilerinin Wall Street bankacılarından hak ettikleri muameleyi gördüklerini biliyorlardı. Ancak 21 Ağustos’taki gösteriden sonra, 19 Eylül’de, ulusal bayram ve Amerikan Lejyonu Kongresi gününde, Paris’in Sacco ve Vanzetti’nin cesetleri üzerinde dans etmeyeceği açıkça ortaya çıktı.

Gabriel Peri
15 Ekim 1927
Kaynak

* * *

Daily Worker gazetesinin Cumartesi eki, daha sonra Pazar eki olarak değiştirildi ve tartışmalar, uluslararası konular, edebiyat ve sunulan belgeler içeren daha uzun makalelere yer verdi. Daily Worker, 1924 yılında ABD Komünist Partisi ve öncül örgütleri tarafından New York’ta yayınlanmaya başladı. ABD tarihindeki en uzun ömürlü ve önemli sol yayınlardan biri olan gazete, zirvede olduğu dönemde 35.000 tiraja ulaştı. Daily Worker, 1917’den Kasım 1919’a kadar Cleveland’da solun hâkim olduğu Ohio Sosyalist Partisi tarafından yayınlanan Ohio Socialist’in içinden çıktı, daha sonra Komünist İşçi Partisi’nin gazetesi olan Toiler ismini aldı. Aralık 1921’de, resmi olarak faaliyet gösteren Amerika İşçi Partisi, Toiler’ı İşçi Konseyi gazetesiyle birleştirerek, Worker gazetesini kurdu ve bu gazete, 13 Ocak 1924’ten itibaren Daily Worker olarak yayınlanmaya başladı.

0 Yorum: