21 Ağustos 2026

, ,

Haiti: İmparatorluğun Cezalandırma Laboratuvarı

Haiti, “Washington’ın arka bahçesi” teriminin en belirgin örneğidir. 1804'te, Latin Amerika ve Karayipler'deki ilk cumhuriyetçi oluşumun, Fransızlara karşı kazandıkları zaferin ardından köleleştirilmiş Afrikalıların torunları eliyle kurulmasından bu yana, tarihsel olarak varoluşsal bir tehdit oluşturmuştur. O zamandan beri Washington, Haiti’yi “sorunlu” bir model olarak görmüş, bağımsız bir siyasi deneyi engellemek için baskı uygulamıştır. Haiti ayrıca, on yıllar boyunca eski köle sahiplerinin torunlarına tazminat ödeyen ilk ve belki de tek ülkedir. Fransa’nın sırtına yüz milyonlarca dolara denk gelen bir yük bindiren bu ödemeler, Haiti’ye zaman içinde, ekonomik büyüme bağlamında, 21 milyar ila 115 milyar dolar arasında bir kayba mal olmuştur ki bu tutar, 2026’da Haiti ekonomisinin tamamının bir ilâ on katı büyüklüğüne denk düşmektedir.

7 Nisan 2003'te, devrimci lider Toussaint Louverture'un ölümünün iki yüzüncü yıldönümü anma töreninde, Cumhurbaşkanı Jean-Bertrand Aristide, törenin geleneksel anlatımından saparak ve açık bir siyasi talepte bulunarak, dinleyicileri şaşırttı: Fransa'dan Haiti halkına tazminat ödenmesini istedi.[1]

Aristide’nin bu talebini anlamak için, Haiti’nin 1804’te Fransa’dan bağımsızlığını ilan ettiği, Afrika kökenli başarılı bir köle devriminden doğan ilk modern cumhuriyet olduğu on dokuzuncu yüzyılın başlarına geri dönmek gerekir. Bu bağımsızlık ancak, Fransa tarafından yirmi yıldan fazla bir süre sonra, 1825’te, Paris’in yeni devleti tanımak için ağır bir şart koşmasıyla tanınabildi: bu şart uyarınca eski sömürgesini, bunun yanında, kölelerle birlikte çiftçilere ait mülklerini de yitiren Fransa karşılığında “tazminat” olarak büyük bir tutarın ödenmesini istedi. Başta yaklaşık 150 milyon altın frank olarak hesaplanan tutar,daha sonra yaklaşık 90 milyona düşürüldü.[2]. Bununla birlikte, bu durum, zaten ekonomik ve politik kırılganlıktan muzdarip olan, henüz yeni kurulmuş bir ülke için muazzam bir mali yük olmaya devam etti. Bu, Haiti’yi neredeyse bir yüzyıl boyunca bu borçları ödemek için dış borçlanmaya başvurmaya zorladı. Borçlarını ancak yirminci yüzyılın ortalarında ödeyebildi. Bu borçlar, Haiti ekonomisinin uzun vadeli zayıfladığı sürece katkıda bulundu. Buna karşın söz konusu tarihin üzeri örtülüyor, asla dile getirilmiyor, çünkü Fransız halkının büyük çoğunluğu, liberal ecdadının, köleliğe karşı direnişleri ve özgürlük arayışları nedeniyle Haiti halkından para almaya devam ettiğini bilmiyor.

Fransa, Aristide’nin tazminat talebini hızla ve endişeyle bastırdıktan sonra, ülkede ve bölgede faal olan hasımlarından yana saf tutup ABD ile işbirliği yaparak, onu iktidardan uzaklaştırdı. Fransa ve ABD, Aristide’in tazminat talebinin görevden alınmasıyla ilgisi olmadığını, kendisinin otoriterliğe yöneldiğini, ülkenin kontrolünü yitirdiğini, zaten istikrarsız olan Haiti’nin kaosa sürüklenmesini önlemek için sürgüne gönderildiğini iddia etse de, o dönemdeki Haiti Büyükelçisi Thierry Burkhard, bir gazeteye verdiği röportajda Fransa ile ABD’nin ona karşı fiilen bir "darbe" düzenlediğini dile getirdi. Burkhard, Aristide’in aniden görevden alınmasının, Fransa’dan tazminat talebinden kaynaklandığını, çünkü bu talebin Fransa’nın liberalizmi esas alan temel değerlerine halel getirdiğini, Karayipler’den Afrika’ya kadar Fransa’ya karşı tarihsel şikayetleri olan diğer ülkeleri de aynı şeyi yapmaya teşvik edebileceğini söyledi.

Fransız diplomat Yves Godol da Aristide’in aniden gündeme gelen tazminat çağrısının siyasi bir bomba olduğunu görmüş, bu çağrının Fransa’yı uluslararası sahnede rezil ve zelil edeceğinden endişelenmişti. Haiti ile görüşmelere başlanmasını istediğini ama bu talebinin kesin bir ret cevabıyla karşılandığını söyledi.[3]

Jean Aristide, 1991’deki askeri darbeyle devrildikten ve ABD’ye sürgüne gönderildikten sonra, “bağımsızlık borcu” olarak bilinen şeyin tarihini keşfetti. Orada, çok iyi bilmediği bir tarih üzerine giderek artan akademik çalışmalara dalmaya başladı. Bu tarih bilinci, 2000’de yeniden seçilmesinden sonra daha da radikalleşti. Aristide, Fransa’nın Haiti’ye borçlu olduğunu iddia ettiği rakamı açıklayarak siyaset alanında gerilimi iyice tırmandırdı. Bu tutar, 21.685.135.571,48 dolardı.

Fransızlar, bu rakamı alaya alarak, komünist bir popülistin yanıltıcı bir propaganda oyunu oynadığını söylediler.[4] Ancak, Aristide’nin, Fransa'ya büyük miktarda para aktarılmasının uzun vadede yol açtığı zarara ilişkin bazı Batı gazeteleri tarafından da doğrulanan iddiaları, Haiti’nin kayıplarının onun rakamına şaşırtıcı derecede yakın durduğunu, hatta tutarın daha da yüksek olabileceğini ortaya koyuyor.

Amerikan gazetesi Times, Haiti’nin nesiller boyunca Fransa’ya ne kadar para gönderdiğini belirlemek için binlerce sayfalık arşivlenmiş hükümet belgesini inceledi ve Haiti’nin Fransa’ya bugünkü dolar karşılığı toplam 560 milyon dolar ödediğini tespit etti. Ancak bu, kayıpların sadece bir kısmını açıklıyor. Gazete, dünyanın önde gelen 15 ekonomistinin[5] yardımıyla, bu paranın karşılığında hiçbir mal veya hizmet üretilmeksizin, Fransa’ya gönderilmek yerine Haiti ekonomisine yatırılmış olsaydı ne olabileceği sorusunun cevabını bulmak için bir model geliştirildi. Hesaplamalar, Fransa’ya yapılan bu ödemelerin Haiti’ye zaman içinde 21 milyar ilâ 115 milyar dolar tutarında bir ekonomik büyüme kaybına mal olduğunu gösterdi. Bunu bir perspektife oturtmak gerekirse, bu rakam, Haiti’nin bugünkü tüm ekonomisinin yaklaşık bir ilâ on katı büyüklüğündedir.

Aristide’in tazminat talepleri, sonrasında daha cesur ve saldırgan bir hal aldı. Adanın her yerinde, Paris’in Haiti halkının haklarının iadesini talep eden pankartlar, araba etiketleri, hükümet duyuruları ve duvar yazılarına rastlanıyordu. Hükümet, hukuki argümanlar geliştirmek ve Haiti’nin davasını sunabileceği uluslararası bir mahkeme aramak için Fransız hukuk firması Pichot Advocates’i ve uluslararası hukuk profesörü Günter Handel’i görevlendirdi. Bilhassa Aristide’in diğer eski Fransız sömürgelerini de kampanyasına katılmaya çağırmasıyla birlikte eskiden bu tür talepleri küçümsemeyle karşılayan Fransa’nın tutumu zamanla değişti. Artık Fransız devleti endişeliydi.

Fransa, Haiti’ye yeni büyükelçi olmuş Thierry Burkhard’ı gönderdi. Ayrıca Fransız Dışişleri Bakanlığı, ünlü felsefeci Régis Debray başkanlığında bir komisyon kurdu.[6]. Komisyonun resmi görevi, Fransız-Haiti ilişkilerini iyileştirmenin yollarını araştırmaktı. Ancak Burkhard ve Debray’nin kendisinin de belirttiği gibi, perde gerisinde başka bir amaç daha vardı: tartışmayı tazminat konusundan uzaklaştırmak. Şu anda emekli olan Burkhard, Debray’ye “tazminatlar lehine tek kelime etmemesi talimatı verildiğini” söyledi. Bu nedenle, komitenin Aralık 2003’teki Haiti ziyareti, altı üyesi ve birkaç Haitili yetkiliyle yapılan görüşmelere göre gergin geçti. Heyet, Dışişleri Bakanlığı’ndaki bir toplantıya silahlı Fransız özel kuvvetleri eşliğinde gelince bu fiili durum, Aristide’in ekibinin protesto etmesine ve bunu bir gözdağı girişimi olarak değerlendirmesine yol açtı.

Paris ve Aristide’in Şeytanlaştırılması

Paris, Haiti’ye verilen herhangi bir fonun kişisel kazanç için kullanılabileceği endişesini dile getiren medya kampanyaları başlatarak Aristide’i şeytanlaştırmaya başladı. Hükümeti, muhalefeti ezmekle suçlandı. İnsan hakları örgütleri gece gündüz, polisinin muhaliflere ve bağımsız basına saldırdığını söyleyen açıklamalar yayınladı.[7] Sanki tarih tekerrür etmiş gibiydi: Washington, Haiti yönetiminin kimi üyelerini uyuşturucu kaçakçılığıyla suçladı.[8] Ardından aynı Amerika, Aristide’in muhaliflerini övdü, onları “demokratik haklarını ve yurttaşlık görevlerini” üstlenmeye hazır bir “sivil muhalefet”in umut verici bir işareti olarak tanımladı. Ayrıca Aristide’in görevde kalmayabileceğine işaret etti ve sürgünde bir “geçiş hükümeti" kurma fikrini tartıştı.

Aralık 2003 ortalarında, Fransız aydını Régis Debray, Aristide’in Port-au-Prince’teki başkanlık sarayını ziyaret etti ve ona, 1973’te ABD Merkezi Haber Alma Teşkilâtı’nın desteğiyle ordunun başkanlık sarayına düzenlediği baskın sonucu öldürülen Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’nin kaderine benzer bir kaderden kaçınmak için iktidarı bırakmasını tavsiye etti.

29 Şubat 2004'te Jean-Bertrand Aristide devrildi. Darbeden sadece birkaç saat önce, o günün sabah saatlerinde, ünlü Amerikalı diplomat Luis Moreno, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan güvenlik personeliyle birlikte başkanlık sarayına geldi ve Aristide’in istifasını istedi. Aristide ve eşi daha sonra havaalanına götürüldü ve bir Amerikan uçağı onları sürgüne gönderdi.[9]

Uçak havadayken, Fransız ve Amerikan yetkilileri, üç Afrika ülkesinin liderlerine Aristide’i kabul etmeleri için yalvardı, ancak hepsi reddetti. Sonunda, o zamanlar Paris’e sadık bir başkan tarafından yönetilen eski bir Fransız sömürgesi olan Orta Afrika Cumhuriyeti kabul etti. Aristide, önce kısa bir süre için Jamaika’ya gitti, Güney Afrika’ya sürgüne gönderilmeden önce, yaklaşık iki hafta orada kaldı. Daha sonra Aristide, o zamandan beri büyük ölçüde doğrudan siyasi hayattan uzak kaldığı Haiti’ye döndü. Ülkedeki siyasi hareketi halen daha sembolik bir etkiye sahip.

Aristide ve birçok kişi, yaşananları bir kaçırma eylemi olarak tanımladı. Bu iddiayı “tamamen asılsız” bulan Amerikalılar ve Fransızlar, Aristide’in iktidarı gönüllü olarak bıraktığını ileri sürdüler. Ancak istifa mektubu “muğlâk” ifadelerle yüklüydü. Mektupta istifa ettiğine dair açık bir ifadeye rastlanmıyordu. Dahası, birçok Fransız siyasetçi, son zamanlarda televizyon röportajlarında veya otobiyografilerinde, Fransa ve ABD’nin Aristide’e baskı yaparak ve onu sürgüne göndererek fiilen bir “darbe” düzenlediğini kabul etti.[10]

Darbe sonrasında, Haiti'nin Batı destekli geçiş hükümetinin başı Garard Latourtier, Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile görüştü. Ardından Paris’teki görkemli Élysée Sarayı’ndan çıkarak gazetecilere tazminat taleplerinden vazgeçtiğini söyledi. Fransa-Haiti ilişkilerinin, “önceki rejimin bağımsızlık borcu için tazminat talep etme girişimlerinin tümü nedeniyle olumsuz yönde zarar gördüğü” gerekçesiyle yeni bir başlangıca ihtiyaç duyduğunu belirtti.[11]

Fransa, elbette, bu durumdan memnundu çünkü tazminat talepleri konusundaki uzlaşmaz tavrı, evrensel insan haklarının savunucusu olarak sergilediği liberal anlatısıyla çelişen bir geçmişle yüzleşmeyi reddetmesinden kaynaklanıyordu.

Fransa, Küresel Güney’deki eski sömürgelerinde, örneğin Haiti’de, kanlı tarihinin büyük bir bölümünü gizlemeye çalışıyor; bu tarih, çarpıtılmış, ihmal edilmiş veya unutulmuş durumda. Neredeyse hiçbir Fransız ders kitabında, Haiti’nin sömürge dönemindeki adı olan Saint-Domingue’nin 1780’lerin sonlarında transatlantik köle ticaretinin yüzde 40’ını oluşturduğundan veya Napolyon’un 1803’te Haiti’de Fransız egemenliğini yeniden kurmaya çalıştığında Waterloo Savaşı’ndan daha fazla asker kaybettiğinden bahsedilmiyor.

Aristide’e karşı yapılan darbe, tazminat talebinin ağırlığı ve bu talebi temel alan hareketin hızı hiç düşmedi. Bilâkis, uluslararası konferanslarda lobi faaliyetlerine devam eden, tanınmayı ve hakların iadesini sağlamaya kararlı yeni bir neslin yolunu açtı. Birçok önde gelen aydın, tazminat fikrini destekledi. Akademisyenler, giderek artan bir şekilde, ekonomik ve hukuki yönleri incelemeye, Fransız köle sahiplerine ödenen tazminatları belgeleyen veri tabanları oluşturmaya çalışmaya başladılar. On yıldan fazla bir süre sonra, bu süreç, Haiti’ye dayatılan parayı “bağımsızlık için fidye” olarak nitelendiren eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın şok edici itirafıyla sonuçlandı. Hollande, ‘Haiti’ye gittiğimde, kendi payıma düşen borcu ödeyeceğim” dedi.[12] Ancak birkaç gün sonra, Hollande’ın danışmanları önemli bir açıklama yaptılar: Cumhurbaşkanı, sadece Fransa’nın Haiti’ye olan “ahlaki borcundan” bahsediyordu, mali bir borçtan değil.

Macron liderliğindeki Fransız hükümeti halen daha aynı konumda. Fransız parlamentosu, köle sahiplerinin yararına Haiti’ye ödeme yapılmasını öngören 1825 tarihli kararı sembolik olarak yürürlükten kaldırdı, ancak mali tazminat konusunu görüşmeyi reddetti.

Aristide’in eylemi sayesinde Fransa, bu tarihle yavaş ve acı verici bir şekilde yüzleşmek zorunda kaldı. Bu eylem, uzun süredir ihmal edilmiş veya ertelenmiş bir tarihî dosyayı yeniden açan, en azından resmiyetteki kesif sessizliği bozan, Fransa’nın bu geçmişi tanımasının yolunu açan aydınlatıcı bir müdahale olarak iş gördü. Ancak Haiti, bu talebi dillendirmenin ve bu adımı atmanın cezasını kendisini uçurumun eşiğine sürükleyen kesintisiz kargaşa ile cezalandırıldı.

Kribsu Diallo
30 Temmuz 2026
Kaynak

Kaynaklar:
1. Haiti demands restitution from France, 7 Nisan 2003, Youtube.

2. Dubois, Laurent. Haiti: The Aftershocks of History, New York: Metropolitan Books, 2012.

3. Mandy Boltax, Thomas Boulger and Tyler Miller, “The Haitian Independence Debt: A Case for Restitution”, 5 Mart 2021, Doi. Duke Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Kuzey Carolina Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 9 Mart 2021. (Çalışma Belgesi, 14 sayfa).

4. “Document pour l’histoire sur la célébration des 200 ans d’indépendance d’Haïti”, 5 Ocak 2022, Haitiliberte.

5. Esclavage.

6. “Déclaration de M. Dominique Galouzeau de Villepin,” 7 Ekim 2003, Publique.

7. “Haiti: Recycled Soldiers and Paramilitaries on the March”, 27 Şubat 2004, HRW.

8. “International Narcotics Control Strategy Report”, Mart 2003, State.

9. Claude Ribbe, “Pour comprendre la crise haïtienne”, Şubat 2005, Youtube.

10. Publique ve NYT.

11. “Chirac welcomes Haiti PM”, 13 Mayıs 2004, Youtube.

12. “Discours lors de l'inauguration du Mémorial ACT”, 10 Mayıs 2015, Dailymotion.

0 Yorum: