22 Ağustos 2026

, ,

Makasın İki Bıçağı

 

Guardian gazetesi, aralarında Angela Davis, Mumya Ebu-Cemal, Raşid Halidi, Robin D. G. Kelley, Ruth Wilson Gilmore, Judith Butler ve Walden Bello’nun da bulunduğu isimlerin imzaladığı, İran’daki siyasi tutuklulara yönelik bir açık mektup yayınladı.

Bunlar, hafife alınacak kişiler değil. Birçoğu anti-emperyalist ve Siyahların kurtuluş hareketine hayatlarını adamış insanlar. Hatta içlerinden biri, mektuba imzayı bir ABD hapishanesinden attı. Onlarla aynı fikirde olmamaktan hiç hoşnut değilim. Ancak bu mektubun yanlış olduğnu, nesnel olarak zararlı bir rol oynadığını söylemem gerek.

Mektubun ana metaforu, “makasın iki bıçağı”: bir tarafta İslam Cumhuriyeti, diğer tarafta ABD ve İsrail emperyalizmi; İran halkı ise bu ikisi arasında eziliyor. Bu metafor, dünyanın en büyük emperyalist gücü ile, başka bir ülkeyi hiç işgal etmemiş ve Filistin’den Güney Afrika’ya, oradan da Venezuela’ya kadar ezilenlerin yanında tutarlı bir şekilde durmuş olan bir anti-emperyalist devlet arasında simetri kuruyor.

Mektubun ana fikrini yansıtan cümle şu: “Emperyalizm ile içi boş anti-emperyalizm arasındaki sahte ikilemi reddediyoruz.” Peki, Tahran’ın anti-emperyalizmin içi tam olarak ne kadar “boş”?

Neredeyse tüm Arap hükümetleri, Washington ve Tel Aviv ile uzlaşma yoluna giderken, İran, kırk yıl boyunca Filistin direnişini silahlandırdı, finanse etti ve ayakta tuttu. İbrahim Anlaşmaları masaya muazzam teşvikler koyduğunda, normalleşmeyi reddetti. Bu tutumundan vazgeçmek yerine, kırk yıllık yaptırımlara, bilim insanlarına yönelik suikastlara, altyapıya yönelik sabotajlara ve şimdi de açık bir saldırı savaşına göğüs gerdi.

İlişkilerini normalleştiren devletler bombalanmıyor. Asıl içi boş olan anti-emperyalizm, bir bildiri ve bir etiketten ibarettir. İran’ın anti-emperyalizminin içinin doluluğunun ölçüsü, 168 Minab’lı kız öğrencinin kanı, hastanelerine ve petrol depolarına yağan bombalardır.

İran’ın iç politikasının bazı yönlerine şiddetle karşı çıkılabilir, ancak asıl mesele şudur: Emperyalizme karşı küresel mücadelede hangi tarafta duruyoruz? Barikatın hangi tarafındayız? ABD ve İsrail’in yürüttüğü suç niteliğindeki saldırı savaşını mı destekliyoruz, yoksa bu savaşa karşı direnişi mi destekliyoruz? Gazze’deki soykırımı mı destekliyoruz, yoksa onlarca Filistin direnişinin en tutarlı müttefiki olan ülkeyi mi destekliyoruz?

Bu mektup, bu ayrımı tamamen ortadan kaldırıyor. Bizden bu seçimi reddetmemizi istiyor. Oysa bir saldırı savaşında üçüncü bir seçenek yoktur; çünkü tarafsızlığınız, yalnızca tek bir tarafa yarar sağlar, üzerine bombalar yağana zerre yarar sağlamaz.

Mektup, ABD-İsrail savaşının başlamasından altı ay sonra, tam da Washington’un askeri açıdan kazanamayacağı ve siyasi zeminin yumuşatılmasına ihtiyaç duyduğu bir anda, bir İngiliz gazetesinde yayınlandı.

Mektup, her bir rejim değişikliği savaşını önceleyen ve eşlik eden türde, kaynak göstermeden, tanıdık bir kelime dağarcığını (sahte yargılamalar, sistematik işkence, azınlıkların hedef alınması) yeniden kullanıyor. İmza sahiplerinin niyeti ne olursa olsun, mektubun yerine getireceği işlev budur: savaş için ahlaki gerekçe oluşturmak.

Angela Davis, onu dünyaya terörist olarak tanıtan bir devlet tarafından hapse atıldı.

Mumya Ebu Cemal ise bugün o devlet tarafından hapiste tutuluyor. Bunlar, bir imparatorluğun düşmanlarını ezmek için ahlaki gerekçeler uydurduğunda neler olacağını çok iyi bilen insanlardır.

Yarım asır önce, makasın her iki bıçağını da – bir yanda COINTELPRO, diğer yanda Kara Panter Partisi’ni kınayan bir mektubu asla imzalamazlardı.

Savaş, yaptırımlar, rejim değişikliği komploları ve istikrarsızlaştırma girişimlerine karşı İran’ı desteklemek, ilerici ve savaş karşıtı güçlerin görevleridir.

Carlos Martinez
21 Ağustos 2026
Kaynak

0 Yorum: