Guardian gazetesi,
aralarında Angela Davis, Mumya Ebu-Cemal, Raşid Halidi, Robin D. G. Kelley,
Ruth Wilson Gilmore, Judith Butler ve Walden Bello’nun da bulunduğu isimlerin
imzaladığı, İran’daki siyasi tutuklulara yönelik bir açık mektup yayınladı.
Bunlar,
hafife alınacak kişiler değil. Birçoğu anti-emperyalist ve Siyahların kurtuluş
hareketine hayatlarını adamış insanlar. Hatta içlerinden biri, mektuba imzayı bir
ABD hapishanesinden attı. Onlarla aynı fikirde olmamaktan hiç hoşnut değilim.
Ancak bu mektubun yanlış olduğnu, nesnel olarak zararlı bir rol oynadığını
söylemem gerek.
Mektubun
ana metaforu, “makasın iki bıçağı”: bir tarafta İslam Cumhuriyeti, diğer
tarafta ABD ve İsrail emperyalizmi; İran halkı ise bu ikisi arasında eziliyor.
Bu metafor, dünyanın en büyük emperyalist gücü ile, başka bir ülkeyi hiç işgal
etmemiş ve Filistin’den Güney Afrika’ya, oradan da Venezuela’ya kadar
ezilenlerin yanında tutarlı bir şekilde durmuş olan bir anti-emperyalist devlet
arasında simetri kuruyor.
Mektubun
ana fikrini yansıtan cümle şu: “Emperyalizm ile içi boş anti-emperyalizm
arasındaki sahte ikilemi reddediyoruz.” Peki, Tahran’ın anti-emperyalizmin içi
tam olarak ne kadar “boş”?
Neredeyse
tüm Arap hükümetleri, Washington ve Tel Aviv ile uzlaşma yoluna giderken, İran,
kırk yıl boyunca Filistin direnişini silahlandırdı, finanse etti ve ayakta
tuttu. İbrahim Anlaşmaları masaya muazzam teşvikler koyduğunda, normalleşmeyi
reddetti. Bu tutumundan vazgeçmek yerine, kırk yıllık yaptırımlara, bilim
insanlarına yönelik suikastlara, altyapıya yönelik sabotajlara ve şimdi de açık
bir saldırı savaşına göğüs gerdi.
İlişkilerini
normalleştiren devletler bombalanmıyor. Asıl içi boş olan anti-emperyalizm, bir
bildiri ve bir etiketten ibarettir. İran’ın anti-emperyalizminin içinin
doluluğunun ölçüsü, 168 Minab’lı kız öğrencinin kanı, hastanelerine ve petrol
depolarına yağan bombalardır.
İran’ın
iç politikasının bazı yönlerine şiddetle karşı çıkılabilir, ancak asıl mesele
şudur: Emperyalizme karşı küresel mücadelede hangi tarafta duruyoruz? Barikatın
hangi tarafındayız? ABD ve İsrail’in yürüttüğü suç niteliğindeki saldırı
savaşını mı destekliyoruz, yoksa bu savaşa karşı direnişi mi destekliyoruz?
Gazze’deki soykırımı mı destekliyoruz, yoksa onlarca Filistin direnişinin en
tutarlı müttefiki olan ülkeyi mi destekliyoruz?
Bu
mektup, bu ayrımı tamamen ortadan kaldırıyor. Bizden bu seçimi reddetmemizi
istiyor. Oysa bir saldırı savaşında üçüncü bir seçenek yoktur; çünkü
tarafsızlığınız, yalnızca tek bir tarafa yarar sağlar, üzerine bombalar yağana
zerre yarar sağlamaz.
Mektup,
ABD-İsrail savaşının başlamasından altı ay sonra, tam da Washington’un askeri
açıdan kazanamayacağı ve siyasi zeminin yumuşatılmasına ihtiyaç duyduğu bir
anda, bir İngiliz gazetesinde yayınlandı.
Mektup,
her bir rejim değişikliği savaşını önceleyen ve eşlik eden türde, kaynak
göstermeden, tanıdık bir kelime dağarcığını (sahte yargılamalar, sistematik
işkence, azınlıkların hedef alınması) yeniden kullanıyor. İmza sahiplerinin
niyeti ne olursa olsun, mektubun yerine getireceği işlev budur: savaş için
ahlaki gerekçe oluşturmak.
Angela
Davis, onu dünyaya terörist olarak tanıtan bir devlet tarafından hapse atıldı.
Mumya
Ebu Cemal ise bugün o devlet tarafından hapiste tutuluyor. Bunlar, bir
imparatorluğun düşmanlarını ezmek için ahlaki gerekçeler uydurduğunda neler
olacağını çok iyi bilen insanlardır.
Yarım
asır önce, makasın her iki bıçağını da – bir yanda COINTELPRO, diğer yanda Kara
Panter Partisi’ni kınayan bir mektubu asla imzalamazlardı.
Savaş,
yaptırımlar, rejim değişikliği komploları ve istikrarsızlaştırma girişimlerine
karşı İran’ı desteklemek, ilerici ve savaş karşıtı güçlerin görevleridir.
Carlos Martinez
21 Ağustos 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder