İtlaf
edilmek üzere olanlar açısından, yatıştırıcı demokrasi, yaklaşan ölümümüzü
donuk ve itaatkâr bir şekilde kabul ederken bizi uyuşturmayı amaçlar.
Medenileştirme süreçlerinde amaç, bizi tahakküm (ve imha) sistemleri içinde
kendimizi sınırlamak için kültürel olarak eğitmektir. Saygın siyaset, (aslında
itaatten gayrı bir anlama sahip olmayan) sivil itaatsizlik, evcilleştirme,
özdenetim (kendi kendinin polisi olma), şiddete karşı şiddet kullanmadan ona boyun
eğme pratiği üzerine kurulu soykırım mekanizmasına entegre olmak zorundayız
(Shantz 2026).
Akılcılaştırılmış
şiddet, her zaman kapitalizmin piyasa, seçim ve legalizm mitolojilerinin
temelini oluşturmuştur. Sermaye için işler zorlaştığında şiddet yüzeye çıkar,
piyasanın görünmez eli, demir yumruğunu gösterir. Bu durum, tarihsel süreçte ve
günümüzde faşizme kolayca sapan muktedirlerin genel tavrında en çıplak haliyle
görülmektedir.
Piyasaya
yönelik tehditler, medeniyetin kendisine yönelik tehditler olarak takdim
ediliyor. Asıl tehdit, proletaryanın “barbarlığı” olmaya devam ediyor. Devletten
ari “serbest piyasa”nın erdemlerini insanla alay edercesine savunan neoliberal
ideologlar, hızla barbar kitlelere karşı şiddeti savunmaya başlıyorlar. Tıpkı İtalyan
faşizmini medeniyetin işçi sınıfı barbarlığına karşı savunulması olarak niteleyen
neoliberalizmin kahramanı Ludwig von Mises gibi hareket ediyorlar. Pierre
Dardot, “özel mülkiyetle (medeniyetle) ve toplumsal talepler (barbarlık)
arasında kalıcı bir ikili mantık kurulduğunu”, “bu mantığın bugün şiddeti
meşrulaştırmak için bugün yeniden ortaya çıktığını” söylüyor (Robles 2025).
Kapitalizm,
ahlak ve hukuk düzenindeki çöküşten bizi sorumlu tutup suçlarken hâlâ bizim
medeniyetsiz olduğumuzu iddia ediyor; oysa gerçekte bu çöküş, onların eseri.
Onların medeniyetine de kültürüne de nazik hayatlarına da lanet olsun. Louisa
Yousfi’nin önerdiği gibi, kitle katliamcısı medeniyet karşısında proleter
barbarlığı savunabilir miyiz? Savunmanın da ötesine geçebilir miyiz? Öteye
geçmemenin bedelini ödeyebilir miyiz?
Eli
kanlı sermayenin bize yönelik planlarına karşı, saldırı ve imha etme konusunda
bir hazırlık, hatta daha da önemlisi, bir arzu geliştirmemiz şart. Proleterler,
içimizdeki barbarları savunmalı. Biz, her türden evcilleştirme girişimini
reddettiğimizi yekten ortaya koymalıyız. Bizi ehlileştirecek medenileştirme
programlarını reddetmeliyiz.
Barbar
rahatsız edici bir arkadaştır. Katliamın orta yerinde düzenlenen mükellef bir
akşam yemeği sofrasına konuk da alamazsınız onu. Barbar, içeri dalar, ev
sahiplerinin sözünü keser, mobilyaları kırar ve halıya üryan ayağının kirini
siler (Yousfi 2025). Bize her daim düşmanın silahını elinden alıp ona karşı
kullanmak düşer.
Nefrete
Methiye
Biz
öyle medenileşmişiz ki, intikam arzusu karşısında utanıyoruz, hatta bu arzudan
tiksinmeyi öğrenmişiz. Peki bu hâli neden hâlâ kabulleniyoruz? Medenileştirici
devlet, intikamcı, merhameti olmayan Öteki’den (ilkel olandan, barbardan,
suçludan) nefret eder ve ondan korkar.
Kapitalizm
ve emperyalizm içimizde canavarlar yaratır ve onları besler. Neden bu
canavarların zincirlerini kırıp onları yaratanların üzerine salmıyoruz?
Canavarları onları doğuranlara geri verelim. Onları hâlâneden içimizde tutup
kendimizi tüketiyoruz ki? Bırakın o yaratıklar evlerine dönüp karınlarını doyursunlar.
Bizi
evcilleştirme, ehlileştirme girişimleri bizde nefreti körüklemeli. Mahkûm
kılındığımız esaret koşullarına, birer araç haline gelmemize yönelik nefretimiz
harlanmalı. Bizde bu utancı yaratanlara yönelik nefretimiz bizi yakmalı.
Proletarya,
sömürücülerimizden ve zalimlerimizden nasıl nefret edileceğini, bu nefreti
nasıl ifade edeceğini, (başka ülkelerden gelen proleterlere, işsizlere ve
yoksullara değil) egemen sınıfa karşı o nefreti nasıl tam olarak yansıtacağını
çok iyi biliyordu. Dünya Sanayi İşçileri (IWW), muktedir sınıfa duyulan nefrete
methiyeler yazmıştı. Bu noktada, sendika konfederasyonunun üyei Ozan Harry,
Haywire Mac, McClintock’un sözlerini hatırlamakta fayda var:
“Sizin
yüzünüzden çektiğimiz tüm haksızlıklar
Ve nefret ettiğimiz o haksızlıkların her biri için
En derin çukur kadar kara,
Kader kadar sarsılmaz ve kesin bir nefretle doluyuz.
Ellerimizle, kalbimizle, aklımızla, bedenimizle,
Zihnimizle ve beynimizle senden nefret ediyoruz.
Demirci ocağında, madende, değirmende,
Altın sarısı tahıl tarlasında
Senden nefret ediyoruz.
İşçi arkadaşıyla konuşurken pazar yerinde
Adına lanet okuyoruz,
Ve sen o neşeli kafende yemek yerken
Garson tabağına tükürüyor.
Senden nefret ediyoruz!
Lanet olsun sana!
Senin çürümüş soyundan da nefret ediyoruz.
Sizin
kölelere has dininizden de
Onun ilhimali önünde eğilen baştan da nefret ediyoruz.
Hâkimlerinizden nefret ediyoruz.
Mahkemelerinizden nefret ediyoruz,
“Adalet” dediğiniz o capcanlı yalandan nefret ediyoruz
Üstelik hiç ölmeyecek bir nefretle nefret ediyoruz.
O Nefreti koruyacağız, besleyeceğiz.
Nefretimiz her zaman büyüyecek.
Nefretimizi yayacağız, dağıtacağız,
Ta ki tüm işçiler ondan haberdar olana kadar.
Ve o gün kızıl, kıpkızıl bir şafakla doğacak
Sizse yaldızlı salonlarınızda,
Tulumlu adamların gazabını ve intikamını tadacaksınız.
Çünkü
fabrikaya, madene ve
değirmene hâkim olan eller bizim ellerimizdir;
Bi kollarımızı kavuştursak tüm dünya durur!
Gidin bir arı kovanını inceleyin.
Unutmayın
Biz dünya işçileriyiz
Ve henüz sözümüzü söylemedik.”
Gerçek
nefretin hüküm sürdüğü, eli kanlı kapitalizmin lanetlenmiş yurtlarında
insanlara tekrar yüzümüzü çevirmemiz gerekecek. Telef edilecek olanlarla
dayanışmamızı büyütmeliyiz, zira biz de onlardan biri olacağız. Kendi dilleri
ve kendi kuralları olanlarla bir olmalıyız. Konuyu tartışmaya yanaşmayan, kendi
sonumuzu müzakere etmekle ilgilenmeyenlerle buluşmalıyız.
İktidarın
bizi anlamasına dair öneriyi elimizin tersiyle itmeliyiz.Sadece farkındalık
yaratmakla ilgilenemeyiz.
Ölüm
medeniyetiyle kökten bir kopuş gerçekleştirmeliyiz. Tavizsiz olmalıyız. Asla
taviz vermemeliyiz.
Kaba
saba ve iğrenciz diye özür dilememeliyiz. Neden kendimizi, eli kapitalizmin
cani medenileştiricilerine meşru göstermek zorunda hissedelim? Neden bizi
öldürmek isteyenlere kendimizi kanıtlamaya çalışmaya devam edelim?
Eski
dünyanın vehimlerine, yanılsamalarına ne kadar umutsuzca sarılırsak sarılalım, o
ve ona ait olan hiçbir şey bizi kurtaramayacak. Onun bize sundukları, aynı anda
hem hastalık hem de tedavi işlevi göremez.
Yousfi’ye
göre, “Barbarlar, bu medeniyetin ürünleridir ama ona indirgenemezler.
Varlıkları, medeniyet sürecinin genetik yapısına işlenmemiş, planlansızca gerçekleşen
bir mutasyona tanıklık eder. Hatta barbarların medeniyetin ilerisinde
olduklarını bile söyleyebiliriz. Onlar geleceğe aittir, gelecekten gelmektedirler”
(2025, 10). Eli kanlı sermaye, bizi medenileştirir ama bu süreç ancak mezarda
sona erer.
Medeniyet,
her zaman barbarlığa karşı durmuştur. Peki, eğer medeniyet, toplu katliam
yolunu seçmişse, o vakit neden “barbar” demeyelim ki?
Madem
medeniyet dedikleri ışık (gözetleyenlerin gözlerindeki fer), o vakit biz de
polisin projektörlerinin ötesine bakıp, karanlıkta hareket eden gölgeleri onun
karşısına çıkartalım. Bizim yolumuzu, yolda durdurulup üstü arananların tahrip
ettikleri karakolun ışığı aydınlatacak.
Jeff Shantz
19
Temmuz 2026
Kaynak
Kaynakça:
Robles, Gustavo. 2025. “Pierre Dardot: “We Are Witnessing a Civil War Against
Collective Rights.” Irgac.
Shantz,
Jeff. 2026. “Notes on Palliative Democracy and Snuff Capitalism: The Dead Must
Not Disturb the Living.” Death Notes.
Yousfi, Louisa. 2025. In Defence of Barbarism: Non-Whites Against the Empire. Londra: Verso.


0 Yorum:
Yorum Gönder