16 Ağustos 2026

Proleter Barbarlık


İtlaf edilmek üzere olanlar açısından, yatıştırıcı demokrasi, yaklaşan ölümümüzü donuk ve itaatkâr bir şekilde kabul ederken bizi uyuşturmayı amaçlar. Medenileştirme süreçlerinde amaç, bizi tahakküm (ve imha) sistemleri içinde kendimizi sınırlamak için kültürel olarak eğitmektir. Saygın siyaset, (aslında itaatten gayrı bir anlama sahip olmayan) sivil itaatsizlik, evcilleştirme, özdenetim (kendi kendinin polisi olma), şiddete karşı şiddet kullanmadan ona boyun eğme pratiği üzerine kurulu soykırım mekanizmasına entegre olmak zorundayız (Shantz 2026).

Akılcılaştırılmış şiddet, her zaman kapitalizmin piyasa, seçim ve legalizm mitolojilerinin temelini oluşturmuştur. Sermaye için işler zorlaştığında şiddet yüzeye çıkar, piyasanın görünmez eli, demir yumruğunu gösterir. Bu durum, tarihsel süreçte ve günümüzde faşizme kolayca sapan muktedirlerin genel tavrında en çıplak haliyle görülmektedir.

Piyasaya yönelik tehditler, medeniyetin kendisine yönelik tehditler olarak takdim ediliyor. Asıl tehdit, proletaryanın “barbarlığı” olmaya devam ediyor. Devletten ari “serbest piyasa”nın erdemlerini insanla alay edercesine savunan neoliberal ideologlar, hızla barbar kitlelere karşı şiddeti savunmaya başlıyorlar. Tıpkı İtalyan faşizmini medeniyetin işçi sınıfı barbarlığına karşı savunulması olarak niteleyen neoliberalizmin kahramanı Ludwig von Mises gibi hareket ediyorlar. Pierre Dardot, “özel mülkiyetle (medeniyetle) ve toplumsal talepler (barbarlık) arasında kalıcı bir ikili mantık kurulduğunu”, “bu mantığın bugün şiddeti meşrulaştırmak için bugün yeniden ortaya çıktığını” söylüyor (Robles 2025).

Kapitalizm, ahlak ve hukuk düzenindeki çöküşten bizi sorumlu tutup suçlarken hâlâ bizim medeniyetsiz olduğumuzu iddia ediyor; oysa gerçekte bu çöküş, onların eseri. Onların medeniyetine de kültürüne de nazik hayatlarına da lanet olsun. Louisa Yousfi’nin önerdiği gibi, kitle katliamcısı medeniyet karşısında proleter barbarlığı savunabilir miyiz? Savunmanın da ötesine geçebilir miyiz? Öteye geçmemenin bedelini ödeyebilir miyiz?

Eli kanlı sermayenin bize yönelik planlarına karşı, saldırı ve imha etme konusunda bir hazırlık, hatta daha da önemlisi, bir arzu geliştirmemiz şart. Proleterler, içimizdeki barbarları savunmalı. Biz, her türden evcilleştirme girişimini reddettiğimizi yekten ortaya koymalıyız. Bizi ehlileştirecek medenileştirme programlarını reddetmeliyiz.

Barbar rahatsız edici bir arkadaştır. Katliamın orta yerinde düzenlenen mükellef bir akşam yemeği sofrasına konuk da alamazsınız onu. Barbar, içeri dalar, ev sahiplerinin sözünü keser, mobilyaları kırar ve halıya üryan ayağının kirini siler (Yousfi 2025). Bize her daim düşmanın silahını elinden alıp ona karşı kullanmak düşer.

Nefrete Methiye

Biz öyle medenileşmişiz ki, intikam arzusu karşısında utanıyoruz, hatta bu arzudan tiksinmeyi öğrenmişiz. Peki bu hâli neden hâlâ kabulleniyoruz? Medenileştirici devlet, intikamcı, merhameti olmayan Öteki’den (ilkel olandan, barbardan, suçludan) nefret eder ve ondan korkar.

Kapitalizm ve emperyalizm içimizde canavarlar yaratır ve onları besler. Neden bu canavarların zincirlerini kırıp onları yaratanların üzerine salmıyoruz? Canavarları onları doğuranlara geri verelim. Onları hâlâneden içimizde tutup kendimizi tüketiyoruz ki? Bırakın o yaratıklar evlerine dönüp karınlarını doyursunlar.

Bizi evcilleştirme, ehlileştirme girişimleri bizde nefreti körüklemeli. Mahkûm kılındığımız esaret koşullarına, birer araç haline gelmemize yönelik nefretimiz harlanmalı. Bizde bu utancı yaratanlara yönelik nefretimiz bizi yakmalı.

Proletarya, sömürücülerimizden ve zalimlerimizden nasıl nefret edileceğini, bu nefreti nasıl ifade edeceğini, (başka ülkelerden gelen proleterlere, işsizlere ve yoksullara değil) egemen sınıfa karşı o nefreti nasıl tam olarak yansıtacağını çok iyi biliyordu. Dünya Sanayi İşçileri (IWW), muktedir sınıfa duyulan nefrete methiyeler yazmıştı. Bu noktada, sendika konfederasyonunun üyei Ozan Harry, Haywire Mac, McClintock’un sözlerini hatırlamakta fayda var:

“Sizin yüzünüzden çektiğimiz tüm haksızlıklar
Ve nefret ettiğimiz o haksızlıkların her biri için
En derin çukur kadar kara,
Kader kadar sarsılmaz ve kesin bir nefretle doluyuz.
Ellerimizle, kalbimizle, aklımızla, bedenimizle,
Zihnimizle ve beynimizle senden nefret ediyoruz.
Demirci ocağında, madende, değirmende,
Altın sarısı tahıl tarlasında
Senden nefret ediyoruz.
İşçi arkadaşıyla konuşurken pazar yerinde
Adına lanet okuyoruz,
Ve sen o neşeli kafende yemek yerken
Garson tabağına tükürüyor.
Senden nefret ediyoruz!
Lanet olsun sana!
Senin çürümüş soyundan da nefret ediyoruz.

Sizin kölelere has dininizden de
Onun ilhimali önünde eğilen baştan da nefret ediyoruz.
Hâkimlerinizden nefret ediyoruz.
Mahkemelerinizden nefret ediyoruz,
“Adalet” dediğiniz o capcanlı yalandan nefret ediyoruz
Üstelik hiç ölmeyecek bir nefretle nefret ediyoruz.
O Nefreti koruyacağız, besleyeceğiz.
Nefretimiz her zaman büyüyecek.
Nefretimizi yayacağız, dağıtacağız,
Ta ki tüm işçiler ondan haberdar olana kadar.
Ve o gün kızıl, kıpkızıl bir şafakla doğacak
Sizse yaldızlı salonlarınızda,
Tulumlu adamların gazabını ve intikamını tadacaksınız.

Çünkü fabrikaya, madene ve
değirmene hâkim olan eller bizim ellerimizdir;
Bi kollarımızı kavuştursak tüm dünya durur!
Gidin bir arı kovanını inceleyin.
Unutmayın
Biz dünya işçileriyiz
Ve henüz sözümüzü söylemedik.”

Gerçek nefretin hüküm sürdüğü, eli kanlı kapitalizmin lanetlenmiş yurtlarında insanlara tekrar yüzümüzü çevirmemiz gerekecek. Telef edilecek olanlarla dayanışmamızı büyütmeliyiz, zira biz de onlardan biri olacağız. Kendi dilleri ve kendi kuralları olanlarla bir olmalıyız. Konuyu tartışmaya yanaşmayan, kendi sonumuzu müzakere etmekle ilgilenmeyenlerle buluşmalıyız.

İktidarın bizi anlamasına dair öneriyi elimizin tersiyle itmeliyiz.Sadece farkındalık yaratmakla ilgilenemeyiz.

Ölüm medeniyetiyle kökten bir kopuş gerçekleştirmeliyiz. Tavizsiz olmalıyız. Asla taviz vermemeliyiz.

Kaba saba ve iğrenciz diye özür dilememeliyiz. Neden kendimizi, eli kapitalizmin cani medenileştiricilerine meşru göstermek zorunda hissedelim? Neden bizi öldürmek isteyenlere kendimizi kanıtlamaya çalışmaya devam edelim?

Eski dünyanın vehimlerine, yanılsamalarına ne kadar umutsuzca sarılırsak sarılalım, o ve ona ait olan hiçbir şey bizi kurtaramayacak. Onun bize sundukları, aynı anda hem hastalık hem de tedavi işlevi göremez.

Yousfi’ye göre, “Barbarlar, bu medeniyetin ürünleridir ama ona indirgenemezler. Varlıkları, medeniyet sürecinin genetik yapısına işlenmemiş, planlansızca gerçekleşen bir mutasyona tanıklık eder. Hatta barbarların medeniyetin ilerisinde olduklarını bile söyleyebiliriz. Onlar geleceğe aittir, gelecekten gelmektedirler” (2025, 10). Eli kanlı sermaye, bizi medenileştirir ama bu süreç ancak mezarda sona erer.

Medeniyet, her zaman barbarlığa karşı durmuştur. Peki, eğer medeniyet, toplu katliam yolunu seçmişse, o vakit neden “barbar” demeyelim ki?

Madem medeniyet dedikleri ışık (gözetleyenlerin gözlerindeki fer), o vakit biz de polisin projektörlerinin ötesine bakıp, karanlıkta hareket eden gölgeleri onun karşısına çıkartalım. Bizim yolumuzu, yolda durdurulup üstü arananların tahrip ettikleri karakolun ışığı aydınlatacak.

Jeff Shantz
19 Temmuz 2026
Kaynak

Kaynakça:
Robles, Gustavo. 2025. “Pierre Dardot: “We Are Witnessing a Civil War Against Collective Rights.” Irgac.

Shantz, Jeff. 2026. “Notes on Palliative Democracy and Snuff Capitalism: The Dead Must Not Disturb the Living.” Death Notes.

Yousfi, Louisa. 2025. In Defence of Barbarism: Non-Whites Against the Empire. Londra: Verso.

0 Yorum: