02 Ağustos 2026

,

İmame


“Atatürk ile sorunu olmayan, Misak-ı Milli ile sorunu olmayan, Cumhuriyet ile sorunu olmayan herkes”i yeni derneğine çağırıyor. Çağrıya ilk olumlu cevabı Evrensel, Birgün ve TvP verdi. İlki, İngiliz’in sözünü ve sendikal rantını sevdiğinden, YP’ye geçiyor. İkincisi, elindeki şirketlerin kârını düşündüğü, YP’nin bu kâra ideolojik olarak hizmet edeceğine inandığı için gidiyor. Üçüncüsü, “nerede hırsızlık varsa orada ben olmalıyım” diye bağırıp koşa koşa YP binasına seyirtiyor.

“Atatürk’le sorunu olmayan” diyen YP, Kayseri’de görüldüğü üzere, Atatürk’ün yakasındaki altı oku kesip atıyor. Daha önce de revizyonuna iki oktan birini yeşile, diğerini mora boyayarak gerçekleştiren YP, yüklerinden, bagajından arınmış, beton Kemalistlerden kurtulmuş liberal bir yapı olarak yola devam etmek istiyor. Çünkü arınmayı NATO, AGİT ve AB emrediyor. Program, bu güçlere selam duruyor. O yüzden Evrensel gazetesi, Sebte’de yaşanan krizde suçu emperyalizmde ve Siyonizmde değil, “emperyalist İspanya”da buluyor. Bu tür yayınlar, emperyalizme ve Siyonizme hizmet etmek, Soros’tan ödül almış birini vekil yapmak zorunda.

Bugün bağış toplayan, el avuç açan Özgür Özel’i görenlerin aklına Haluk Levent gelsin. Bu dolandırıcılık biçimine bir kez daha aldanacak olan kitle, başkalarına “koyun sürüsü” demesin!

İşini bitiren Özel ve efradı, CHP’yi çapaklarından arındırıp iktidarın dişine uygun kıvama getirdikten sonra, biriktirdiği dünyalıkla hayatına devam edecek. Zaten yirmilerde ve otuzlarda toplumsal-tarihsel, ekonomik-politik gerekçelerle halkı ve milleti düşünmek zorunda kalan bir iktidar partisinin yükünden arınmak isteyenlerin tek pusulası bireydir, bireyciliktir, liberalizmdir. Bugün CHP, o sermaye sahibi, Batılı birey ölçüsüne göre belirli bir içeriğe ve biçime kavuşturulmaktadır.

O liberalizm için vaktiyle TKP denilen örgütünü satan, yoldaşlarını sorguda polise ihbar eden Mustafa Balbay, bir TV programında belediyelere yönelik operasyonlara şaşırıyor. Partisi (YP), olanı biteni komploya bağlıyor. Komplo kuran, her yerde komplo görüyor.

Birileri diyor ki “yüzde elli artı biri almak için sağcıları partiye doldurmamız, sağa açılmamız gerek.” Bunun üzerine “getirip şu eski ANAP’lı-AKP’li adamı İstanbul belediye başkanı adayı yapalım” diyorlar. Sonra Akşener gibi isimlerin de gazıyla, o balonu iyice şişirilen İmamoğlu’nu “cumhurbaşkanı yapmak” için kolları sıvıyorlar. İmamoğlu da gaza geliyor. İmam uçmuyor, cemaat uçuruyor.

Sonra belediye başkanlığını düşük mertebe olarak gören, kendini iyiden iyiye cumhurbaşkanlığı koltuğuna yakıştıran adam, “bize çok para lazım” diyor. Arkadaşları “sen bizim Tayyip’imizsin. Tayyip olmadan, biz AKP’leşmeden iktidar olamayız. Biz de Tayyip gibi sağdan soldan para toplayalım” diyorlar. Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi “AKP, eski CHP” oluyor, dolayısıyla, CHP de eski, 2010 öncesi AKP oluveriyor. 2010 yılında Fethullah kanallarına çıkan Eser Karakaş, Ömer Laçiner, Mehmet Altan’ın “Nobran Tayyip’ten kurtulalım. 2010 öncesi AKP iyiydi” lafını hatırlayalım. Bu lafı kimi “Marksistler” de söylüyor.

Başta andığımız, bugün YP’ye koşan yayınlar da o dönemde gizli AKP’liydi. Misal, TvP, aleni Tarafçıydı. Ayşe Hür’ün dediği gibi, o gün demokrasi ve özgürlük için Tayyip’e destek verilmişti, şimdi İmamoğlu’na destek veriliyor. Kimse, demokrasi ve özgürlüğü devrimci sosyalist zeminde sorgulama gereği duymuyor.

Sonra o şüreka, “madem para lazım. Siyasetin ana finansman kaynağı olan belediyelere yönelelim. Zaten elimizde çok belediye var. Veli Ağbaba’ya söyleyin, belediyelerden haraç toplasın” deniliyor. Operasyon başlıyor. CHP’yi bile isteye ağa, tuzağa çekiyorlar. Aklında gönlünde CHP olmayanlar, partiyi tasfiye etme sürecini başlatıyorlar. O haraç toplama işlemine dâhil olan, bu haracı karşılamak için yolsuzluk, rüşvet, irtikap, imar rantı çarkına giren tüm belediyelere operasyon düzenleniyor. Yani “CHP içine yönelik operasyon” denilen tesbihin de “belediyelere yönelik operasyon” denilen tesbihin de imamesi, İmamoğlu.

Bugün İmamoğlu’nun yanına koşan Birgün, “Tarım-Kredi zarar ediyor” diye haber yapıyor. Seksenlerin sonunda KİT’leri özelleştirmek için bahane arayan Özal gibi, devlet kurumlarını kârın, verimliliğin ölçüsüne vuruyor. O gün Birgün’ün sahiplerinin KİT’lerin özelleştirilmesi politikasına destek sunduklarını, daha önce Özal’dan medet umduklarını hatırlamak gerek. Özal’ın yerini Özel alıyor. Bunların aklı fikri aynı.

Bugün aynı gazete, halkı, işçiyi, emekçiyi dert ediniyormuş pozu kesebiliyor. Bu pozdan, ona işçiyi emekçiyi oyalama görevi verildiği anlaşılıyor. Birgün gibiler, şirketleriyle, kârla düşündüğü gerçeğini bu kesimlere söylediği yalanla gizleyebileceğini sanıyorlar.

Evrensel gazetesi yazarı Kansu Yıldırım, YP programını alıyor eline, sıkıyor sıkıyor, biraz olsun sosyal demokrasi bulacağım diye boncuk boncuk terliyor. Akademik verilere ve isimlere boğduğu, bol alıntılı, yalan dolan yazılarını yazdıktan sonra hepimize (işçiye, ezilene, yoksula) şunu söylüyor: “Hepimizin muradı dünyada cennet. Komünizmi biz de isteriz. Ama n’apalım, elimizde bu var. Sosyal demokrasiyle liberalizmin sözüne vahiy gibi iman edelim. Marjinallik de bir yere kadar!” O da CHP belediyelerinde EMEP’e koklatılan rant adına konuşuyor.

TvP de aynı şeyleri söylüyor. O da en uç radikalizmi pazarladıktan sonra en geri reformizme ve revizyonizme insanları Assos meltemi için razı etmeye çalışıyor.

Bir EMEP’li arkadaşın vaktiyle dediği gibi, “parti içinde ne vakit ideolojik bir tartışma yaşansa hemen ertesi gün Evrensel gazetesinin ikinci sayfasında ‘bilmem nerede TDKP, kongresini düzenledi’ haberi çıkar. Bu haber yalandır. Ne kongre ne de TDKP var.” Zaten bu sözü işittiğimiz günden birkaç yıl sonra EMEP’in parçası olduğu Enverist enternasyonal, “siz legal reformist partiyi asıl partinin yerine koydunuz. Onu tasfiye ettiniz” diyerek EMEP’i bünyesinden attı.

Bugün herkes üçkâğıtçı, kariyerist bir müteahhidin peşinden gitmeyi devrimcilik ve sosyalistlik diye yutturmaya çalışıyor.

Komintern’e bağlı Ajitasyon ve Propaganda Dairesi, 1924 yılında “Birinci Enternasyonal’in Kuruluşunun Altmışıncı Yıldönümü Üzerine Tezler”i yayınlıyor. Orada küçük burjuvanın solculuğuna mesafe koymanın tarihine değiniliyor. “Eskiden küçük burjuvazinin müttefiki olan proletarya, sahada bağımsız bir faktör olarak ortaya çıktı ve küçük burjuvaziden kurtuldu, ama onun yanılsamalarından kurtulamadı” deniliyor.

Aradan geçen yüz yıla rağmen, o burjuva devrimleri bir türlü gerçekleşmiyor, bir türlü tamama ermiyor, komünist hareket, bir türlü küçük burjuvanın gölgesinden, ağırlığından, prangalarından kurtulamıyor. Hep birileri çıkıyor, “marjinalliğin lüzumu yok. Önce reform, önce küçük burjuva iktidarı, önce burjuva devrimi, önce eşitlik, adalet, özgürlük, önce biz bi mutlu olalım” diyor. Proletaryaya, yoksullara, ezilenlere, mahrumlara bir türlü sıra gelmiyor.

YP’den koltuk ve mevki bekleyenler, mücadelenin mevzilerini tasfiye ediyorlar, Oysa rant peşinde koşacaklarına, bu küçük burjuvalara (Başaran Aksu gibi isimler üzerinden) işçileri peşkeş çekeceklerine, güç olmanın, güç biriktirmenin, mevziler inşa etmenin yollarını arasalardı, bağımsız hatta, tüm siyaset alanını parçalayacak müdahaleler gerçekleştirselerdi, bugün çok daha başka bir şeyi konuşuyor olurduk.

Gezi günlerinde bir toplantıda Gezi’yi tasvir ederken şu gerçek hikâyeyi anlattık: “İlk gün gece yapılan saldırıda Taksim girişinde toplaşan kitle, ara sokaklara dağıldı. Sokaklardan birinin orta yerinde büyükçe bir çukur vardı. Önden gidenler, arkadan gelenler oraya düşmesin diye, hemen çukurun etrafına kenetlenip bir bariyer oluşturdular. Gezi budur.”

Bu söz üzerine Birgün’ün sahibi olan örgütün (ÖDP’nin) temsilcisi, “biz Gezi’yi böyle anlamıyoruz, ona böyle bakmıyoruz” cevabını verdi. Cevabının somut karşılığı, etkisi altında olduğu kurumların sahadan uzak tutulması, sahadaki kitlenin yumuşatılıp, kirden arındırılıp CHP ve sandığa bağlanması, herkesin o çukura düşmesini sağlamak oldu.

Bu küçük burjuva prangalar kırılmadan yol alınamaz.

Eren Balkır
3 Ağustos 2026

0 Yorum: