“Atatürk
ile sorunu olmayan, Misak-ı Milli ile sorunu olmayan, Cumhuriyet ile sorunu
olmayan herkes”i yeni derneğine çağırıyor. Çağrıya ilk olumlu cevabı Evrensel,
Birgün ve TvP verdi. İlki, İngiliz’in sözünü ve sendikal rantını
sevdiğinden, YP’ye geçiyor. İkincisi, elindeki şirketlerin kârını düşündüğü, YP’nin
bu kâra ideolojik olarak hizmet edeceğine inandığı için gidiyor. Üçüncüsü, “nerede
hırsızlık varsa orada ben olmalıyım” diye bağırıp koşa koşa YP binasına
seyirtiyor.
“Atatürk’le
sorunu olmayan” diyen YP, Kayseri’de görüldüğü üzere, Atatürk’ün yakasındaki
altı oku kesip atıyor. Daha önce de revizyonuna iki oktan birini yeşile,
diğerini mora boyayarak gerçekleştiren YP, yüklerinden, bagajından arınmış,
beton Kemalistlerden kurtulmuş liberal bir yapı olarak yola devam etmek
istiyor. Çünkü arınmayı NATO, AGİT ve AB emrediyor. Program, bu güçlere selam
duruyor. O yüzden Evrensel gazetesi, Sebte’de yaşanan krizde suçu
emperyalizmde ve Siyonizmde değil, “emperyalist İspanya”da buluyor. Bu tür
yayınlar, emperyalizme ve Siyonizme hizmet etmek, Soros’tan ödül almış birini
vekil yapmak zorunda.
Bugün
bağış toplayan, el avuç açan Özgür Özel’i görenlerin aklına Haluk Levent
gelsin. Bu dolandırıcılık biçimine bir kez daha aldanacak olan kitle, başkalarına
“koyun sürüsü” demesin!
İşini
bitiren Özel ve efradı, CHP’yi çapaklarından arındırıp iktidarın dişine uygun
kıvama getirdikten sonra, biriktirdiği dünyalıkla hayatına devam edecek. Zaten yirmilerde
ve otuzlarda toplumsal-tarihsel, ekonomik-politik gerekçelerle halkı ve milleti
düşünmek zorunda kalan bir iktidar partisinin yükünden arınmak isteyenlerin tek
pusulası bireydir, bireyciliktir, liberalizmdir. Bugün CHP, o sermaye sahibi, Batılı
birey ölçüsüne göre belirli bir içeriğe ve biçime kavuşturulmaktadır.
O
liberalizm için vaktiyle TKP denilen örgütünü satan, yoldaşlarını sorguda
polise ihbar eden Mustafa Balbay, bir TV programında belediyelere yönelik
operasyonlara şaşırıyor. Partisi (YP), olanı biteni komploya bağlıyor. Komplo
kuran, her yerde komplo görüyor.
Birileri
diyor ki “yüzde elli artı biri almak için sağcıları partiye doldurmamız, sağa
açılmamız gerek.” Bunun üzerine “getirip şu eski ANAP’lı-AKP’li adamı İstanbul
belediye başkanı adayı yapalım” diyorlar. Sonra Akşener gibi isimlerin de
gazıyla, o balonu iyice şişirilen İmamoğlu’nu “cumhurbaşkanı yapmak” için
kolları sıvıyorlar. İmamoğlu da gaza geliyor. İmam uçmuyor, cemaat uçuruyor.
Sonra
belediye başkanlığını düşük mertebe olarak gören, kendini iyiden iyiye cumhurbaşkanlığı
koltuğuna yakıştıran adam, “bize çok para lazım” diyor. Arkadaşları “sen bizim
Tayyip’imizsin. Tayyip olmadan, biz AKP’leşmeden iktidar olamayız. Biz de Tayyip
gibi sağdan soldan para toplayalım” diyorlar. Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi “AKP,
eski CHP” oluyor, dolayısıyla, CHP de eski, 2010 öncesi AKP oluveriyor. 2010
yılında Fethullah kanallarına çıkan Eser Karakaş, Ömer Laçiner, Mehmet Altan’ın
“Nobran Tayyip’ten kurtulalım. 2010 öncesi AKP iyiydi” lafını hatırlayalım. Bu
lafı kimi “Marksistler” de söylüyor.
Başta
andığımız, bugün YP’ye koşan yayınlar da o dönemde gizli AKP’liydi. Misal, TvP,
aleni Tarafçıydı. Ayşe Hür’ün dediği gibi, o gün demokrasi ve özgürlük için Tayyip’e
destek verilmişti, şimdi İmamoğlu’na destek veriliyor. Kimse, demokrasi ve
özgürlüğü devrimci sosyalist zeminde sorgulama gereği duymuyor.
Sonra
o şüreka, “madem para lazım. Siyasetin ana finansman kaynağı olan belediyelere
yönelelim. Zaten elimizde çok belediye var. Veli Ağbaba’ya söyleyin,
belediyelerden haraç toplasın” deniliyor. Operasyon başlıyor. CHP’yi bile
isteye ağa, tuzağa çekiyorlar. Aklında gönlünde CHP olmayanlar, partiyi tasfiye
etme sürecini başlatıyorlar. O haraç toplama işlemine dâhil olan, bu haracı
karşılamak için yolsuzluk, rüşvet, irtikap, imar rantı çarkına giren tüm
belediyelere operasyon düzenleniyor. Yani “CHP içine yönelik operasyon” denilen
tesbihin de “belediyelere yönelik operasyon” denilen tesbihin de imamesi,
İmamoğlu.
Bugün
İmamoğlu’nun yanına koşan Birgün, “Tarım-Kredi zarar ediyor” diye haber
yapıyor. Seksenlerin sonunda KİT’leri özelleştirmek için bahane arayan Özal
gibi, devlet kurumlarını kârın, verimliliğin ölçüsüne vuruyor. O gün Birgün’ün
sahiplerinin KİT’lerin özelleştirilmesi politikasına destek sunduklarını, daha
önce Özal’dan medet umduklarını hatırlamak gerek. Özal’ın yerini Özel alıyor. Bunların
aklı fikri aynı.
Bugün
aynı gazete, halkı, işçiyi, emekçiyi dert ediniyormuş pozu kesebiliyor. Bu pozdan,
ona işçiyi emekçiyi oyalama görevi verildiği anlaşılıyor. Birgün
gibiler, şirketleriyle, kârla düşündüğü gerçeğini bu kesimlere söylediği
yalanla gizleyebileceğini sanıyorlar.
Evrensel gazetesi
yazarı Kansu Yıldırım, YP programını alıyor eline, sıkıyor sıkıyor, biraz olsun
sosyal demokrasi bulacağım diye boncuk boncuk terliyor. Akademik verilere ve
isimlere boğduğu, bol alıntılı, yalan dolan yazılarını yazdıktan sonra hepimize
(işçiye, ezilene, yoksula) şunu söylüyor: “Hepimizin muradı dünyada cennet. Komünizmi
biz de isteriz. Ama n’apalım, elimizde bu var. Sosyal demokrasiyle liberalizmin
sözüne vahiy gibi iman edelim. Marjinallik de bir yere kadar!” O da CHP
belediyelerinde EMEP’e koklatılan rant adına konuşuyor.
TvP
de aynı şeyleri söylüyor. O da en uç radikalizmi pazarladıktan sonra en geri
reformizme ve revizyonizme insanları Assos meltemi için razı etmeye çalışıyor.
Bir
EMEP’li arkadaşın vaktiyle dediği gibi, “parti içinde ne vakit ideolojik bir tartışma
yaşansa hemen ertesi gün Evrensel gazetesinin ikinci sayfasında ‘bilmem
nerede TDKP, kongresini düzenledi’ haberi çıkar. Bu haber yalandır. Ne kongre
ne de TDKP var.” Zaten bu sözü işittiğimiz günden birkaç yıl sonra EMEP’in
parçası olduğu Enverist enternasyonal, “siz legal reformist partiyi asıl
partinin yerine koydunuz. Onu tasfiye ettiniz” diyerek EMEP’i bünyesinden attı.
Bugün
herkes üçkâğıtçı, kariyerist bir müteahhidin peşinden gitmeyi devrimcilik ve
sosyalistlik diye yutturmaya çalışıyor.
Komintern’e
bağlı Ajitasyon ve Propaganda Dairesi, 1924 yılında “Birinci Enternasyonal’in
Kuruluşunun Altmışıncı Yıldönümü Üzerine Tezler”i yayınlıyor. Orada küçük burjuvanın
solculuğuna mesafe koymanın tarihine değiniliyor. “Eskiden küçük burjuvazinin
müttefiki olan proletarya, sahada bağımsız bir faktör olarak ortaya çıktı ve
küçük burjuvaziden kurtuldu, ama onun yanılsamalarından kurtulamadı” deniliyor.
Aradan
geçen yüz yıla rağmen, o burjuva devrimleri bir türlü gerçekleşmiyor, bir türlü
tamama ermiyor, komünist hareket, bir türlü küçük burjuvanın gölgesinden,
ağırlığından, prangalarından kurtulamıyor. Hep birileri çıkıyor, “marjinalliğin
lüzumu yok. Önce reform, önce küçük burjuva iktidarı, önce burjuva devrimi,
önce eşitlik, adalet, özgürlük, önce biz bi mutlu olalım” diyor. Proletaryaya, yoksullara, ezilenlere, mahrumlara bir türlü sıra gelmiyor.
YP’den
koltuk ve mevki bekleyenler, mücadelenin mevzilerini tasfiye ediyorlar, Oysa
rant peşinde koşacaklarına, bu küçük burjuvalara (Başaran Aksu gibi isimler
üzerinden) işçileri peşkeş çekeceklerine, güç olmanın, güç biriktirmenin,
mevziler inşa etmenin yollarını arasalardı, bağımsız hatta, tüm siyaset alanını
parçalayacak müdahaleler gerçekleştirselerdi, bugün çok daha başka bir şeyi konuşuyor
olurduk.
Gezi
günlerinde bir toplantıda Gezi’yi tasvir ederken şu gerçek hikâyeyi anlattık: “İlk
gün gece yapılan saldırıda Taksim girişinde toplaşan kitle, ara sokaklara
dağıldı. Sokaklardan birinin orta yerinde büyükçe bir çukur vardı. Önden gidenler,
arkadan gelenler oraya düşmesin diye, hemen çukurun etrafına kenetlenip bir
bariyer oluşturdular. Gezi budur.”
Bu
söz üzerine Birgün’ün sahibi olan örgütün (ÖDP’nin) temsilcisi, “biz
Gezi’yi böyle anlamıyoruz, ona böyle bakmıyoruz” cevabını verdi. Cevabının somut
karşılığı, etkisi altında olduğu kurumların sahadan uzak tutulması, sahadaki
kitlenin yumuşatılıp, kirden arındırılıp CHP ve sandığa bağlanması, herkesin o
çukura düşmesini sağlamak oldu.
Bu
küçük burjuva prangalar kırılmadan yol alınamaz.
Eren Balkır
3 Ağustos 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder