Urbino
Üniversitesi’nde felsefe profesörü ve İnsan Bilimleri Bölümü’nde araştırmacı
olan Paolo Ercolani, Melangolo [“Melankolik”] dergisinin yayınladığı,
kapsamlı ve düşünmeye sevk eden denemesi “Hiperborealı Nietzsche”de okuru,
teknolojinin gücünü savunanların önemli bir kısmının beslediği, her dönemin
hayali olan ölümsüzlüğü ulaşılabilir bir hedef olarak gören tehlikeli bakış
açısına karşı uyarıda bulunuyor.
Hemen
bir yanlış anlamayı düzeltelim: Ercolani, hiç de “kıyametçi” bir isim değil. Dijital
teknolojiyi iyi biliyor, onu günlük derslerinde kullanıyor, öğretim sürecini
daha kapsamlı ve etkili kılmak için bu teknolojiye başvuruyor, sosyal medyada
meslektaşları, öğrencileri ve okurlarıyla canlı bir diyalog kuruyor.
Peki
o zaman sorun nerede?
Sorun,
bilişim teknolojisi ve sinir ağlarının olağanüstü uygulamalarıyla gösterildiği
gibi, fırsatlarla dolu bir çağda yaşadığımız için ortaya çıkıyor: bunlar, yaşam
süresinin uzamasını, teşhis yeteneklerinin geliştirilmesini, hatta trafiğin
düzenlenmesini, bizi bu modernite “hapishanesinden” kurtarmayı vaat ediyor,
ancak her şey, insanlık durumunda gerçek bir ilerlemeye denk düşmüyor.
Fizik
ve bilişim alanındaki risklerde yaşanan artışa, nesilleri etkileyen genel rahatsızlığa,
çağımızın yeni hastalığı olarak teknolojik tekbenciliğe, Vittorino Andreoli’nin
ünlü makalesinde gayet iyi özetlendiği gibi, dokunulmaz görünen sapiens
türünün karşıtı olarak homo aptalus’un ortaya çıkışına tanık olduğumuza
göre, bir şeyler ters gidiyor. Bu ışık ve gölge oyununda, yapay zekânın ve en
gelişmiş teknik araçların gelişimiyle birlikte, birden güncel hale gelen
post-insan beklentisi denilen perdeye Nietzsche’nin gölgesi düşüyor.
Tanrı’nın
Ölümü
Ölümsüz
insanın üretileceği laboratuvarın kurdelesi kesildi. Metaverse, klasik
metafiziğin vaatlerini yeniden dillendiriyor.
“Sonuçlar çok ciddi
olabilir. Yapay zekânın ardındaki felsefi akım olarak transhümanizmin
teorisyenleri, Nietzsche’den ve onun Tanrı’nın ‘öldüğünü’ ilan edişinden çıkış
alıyorlar. Özünde bu teorisyenler, insana aşkın olana atıfta bulunan her şeyin
son bulduğunu söylüyorlar. Özetle, tüm spekülatif muhakeme, temel bir teze
odaklanmayı amaçlıyor: ‘Üst-insan’, tüm kısıtları ve sefil yanlarıyla birlikte,
şimdiye kadar bildiğimiz insanlığı aşarak bu hayatta somutlandırılmak zorunda.
Bu, insanların makinelerle birleşmeye, siborg olmaya, en eski ve en çok
arzulanan rüyanın, ölümsüzlüğün herkese garanti edileceği Metaverse âlemine geçmeye
istekli olmaları koşuluyla ulaşılabilir bir hedeftir. Hiç şüphe yok ki Hristiyanlığın
krizinden de istifade eden, bu fırsatı kullanarak herkese umut veren yeni bir
dinle karşı karşıyayız. Madem ki sema bomboş, ‘dünyaya sadık’ kalmalı, burada
süper insanlığı inşa etmenin bir yolunu aramalıyız. ‘Evrimleş ya da öl’,
transhümanistlerin sloganı budur.”
Kaleminden
Kan Damlayan Yazar
Ercolani,
Nietzsche’nin divitini kana daldırdığını, yazılarını kanla yazdığını, deliliğin
eşiğinde duran yazarın hastalıkla malul olduğunu söylüyor. Çağımızın en
karmaşık düşünürlerinden biri olan Nietzsche konusunda Ercolani, şu tespiti
yapıyor:
“Nietzsche okumak, beynin
saf oksijenle nefes alması, ruhun adrenalin iğnesi yemesidir. Kendi ifadesiyle
geliştirdiği fikriyat, bir ‘dinamit’tir. Bu dinamit ki çok tehlikeli olabilir,
bu sebeple tefekkür etmeli, eşyayı analize tabi tutmayı öğrenmeliyiz. Nasıl ki
yirminci yüzyılda Naziler onun düşüncesinden ilham aldılarsa yirmi birinci
yüzyılda da transhümanistler de ondan ilham alıyorlar. Bu, Nietzsche’nin
büyüklüğünü ve önemini teyit eden bir gerçek. Ancak öte yandan bu gerçek, müşterek
varoluşsal koşullar düzleminde mümkün olduğunca özgür, eşit ve kardeş olan
bireylerden oluşan insanlık ailesi yerine Ari ırk mensupları ile siborglardan oluşan
bir insanlığı tercih edenleri teyakkuza geçirmeli.”
Üst-İnsan
Makalede
ele alınan sonuçlar silsilesi geniş kapsamlı olup, şirketlerde çalışan ve siber
güvenlik gibi zorlu bir mesleği üstlenenler için bile belirleyici pratik
sonuçlar doğurur.
Paolo
Ercolani’nin akıl hocası Domenico Losurdo’nun öğretilerine uygun olarak, Hegel,
Marx ve Gramsci’den öğrendiğimiz dersi hatırlamak zorundayız: “Teori, pratik yoksa
kısırdır, ancak pratik de teori yoksa kördür.”
Bugün
gerçekten de teori kurma becerisine ve vizyona ihtiyaç var: içinde yaşadığımız
yüzeyselleşmiş dünyada nadir bulunan özellikler bunlar.
Perspektiften
yoksun bir görecelikçilik tuzağına düşmekten kaçınmak gerek. Bu görecelikçiliğin
yön kaybına ve gerçekliğin yitip gitmesine yol açtığı bilinmeli. Çarkları
arasında insanları ezen küresel piyasa, yurttaşların gerçek ihtiyaçlarını
karşılamaktan uzak. Kamu yararını yok ediyor. Oysa kamu yararı, tüm
çabalarımızın yönünü tayin etmesi gereken kutup yıldızı.
Nietzsche,
yanılsamaların sebep olduğu kuzey ışıklarına aldanmıyor. Ötesine bakıyor. O, kör
bir iktidar hırsının esiri olarak, uçuruma doğru çeviriyor gözlerini.
Biz
de toparlanmalı, sahtekârlıkların kafesinden kurtulmalı, bugünü eleştirel bir
şekilde okuma yeteneğimize tekrar kavuşmalıyız.
Nietzsche
ve Transhümanizm: “Felsefe Güçtür”
Transhümanist
hareketin ön plana çıkardığı bir diğer yeni yön ise, güçle el ele giden felsefedir.
Ercolani, “Bunu bir ittifak olarak adlandırmadığını” söylüyor.
“Transhümanizm, gücün ta
kendisidir. Musk, Zuckerberg ve Page gibi isimler, kendilerini transhümanist
olarak adlandırıyor. Bu figürlerin dünya kamuoyu üzerinde muazzam bir etkiye
sahip olduklarına hiç şüphe yok. Silikon Vadisi’nin en büyük yedi şirketinin
gelirleri, birçok orta ve büyük ölçekli devletin GSYİH’sini fazlasıyla aşmış
durumda. Günümüzde güç denilen şey, politik hükümetlere ajandalarını dikte
edebilen teknolojik ve finansal bir güçtür. Bu gücün demokrasilerimiz açısından
yol açtığı sonuçlar apaçık ortada: İnsanların eleştirme yeteneklerini azaltmayı
bilen, aynı zamanda bu insanların seçtikleri hükümetlerin politik ajandasını belirleyen
bir sistem, kendisini eşi benzeri görülmemiş yeteneklere sahip bir güç türü
olarak ortaya koyuyor.”
Düşünürün
kınadığı şey, kendini dayatmak için sansüre bile ihtiyaç duymayan bir
totalitarizmdir. “Hepimiz, renkli ekranların hipnotize ettiği, bu ‘güçlere’
tıpkı ‘yeni’ Pinokyolar gibi büyük bir coşkuyla teslim olmuş varlıklarız.”
Kısacası, “bağnazlık uykumuzdan” uyanmanın vakti geldi: Ercolani’nin metninden okurlar
olarak aldığımız mesaj bu. Zaten neticede filozoflar, her daim tam da bu sebeple
var olmuşlardır, öyle olmasa adlarını niye analım ki?
Massimiliano Cannata
5 Kasım 2024
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder