25 Ağustos 2026

, ,

Yapay Zekâ, Transhümanizm ve Teknobilimin Gücü


Urbino Üniversitesi’nde felsefe profesörü ve İnsan Bilimleri Bölümü’nde araştırmacı olan Paolo Ercolani, Melangolo [“Melankolik”] dergisinin yayınladığı, kapsamlı ve düşünmeye sevk eden denemesi “Hiperborealı Nietzsche”de okuru, teknolojinin gücünü savunanların önemli bir kısmının beslediği, her dönemin hayali olan ölümsüzlüğü ulaşılabilir bir hedef olarak gören tehlikeli bakış açısına karşı uyarıda bulunuyor.

Hemen bir yanlış anlamayı düzeltelim: Ercolani, hiç de “kıyametçi” bir isim değil. Dijital teknolojiyi iyi biliyor, onu günlük derslerinde kullanıyor, öğretim sürecini daha kapsamlı ve etkili kılmak için bu teknolojiye başvuruyor, sosyal medyada meslektaşları, öğrencileri ve okurlarıyla canlı bir diyalog kuruyor.

Peki o zaman sorun nerede?

Sorun, bilişim teknolojisi ve sinir ağlarının olağanüstü uygulamalarıyla gösterildiği gibi, fırsatlarla dolu bir çağda yaşadığımız için ortaya çıkıyor: bunlar, yaşam süresinin uzamasını, teşhis yeteneklerinin geliştirilmesini, hatta trafiğin düzenlenmesini, bizi bu modernite “hapishanesinden” kurtarmayı vaat ediyor, ancak her şey, insanlık durumunda gerçek bir ilerlemeye denk düşmüyor.

Fizik ve bilişim alanındaki risklerde yaşanan artışa, nesilleri etkileyen genel rahatsızlığa, çağımızın yeni hastalığı olarak teknolojik tekbenciliğe, Vittorino Andreoli’nin ünlü makalesinde gayet iyi özetlendiği gibi, dokunulmaz görünen sapiens türünün karşıtı olarak homo aptalus’un ortaya çıkışına tanık olduğumuza göre, bir şeyler ters gidiyor. Bu ışık ve gölge oyununda, yapay zekânın ve en gelişmiş teknik araçların gelişimiyle birlikte, birden güncel hale gelen post-insan beklentisi denilen perdeye Nietzsche’nin gölgesi düşüyor.

Tanrı’nın Ölümü

Ölümsüz insanın üretileceği laboratuvarın kurdelesi kesildi. Metaverse, klasik metafiziğin vaatlerini yeniden dillendiriyor.

“Sonuçlar çok ciddi olabilir. Yapay zekânın ardındaki felsefi akım olarak transhümanizmin teorisyenleri, Nietzsche’den ve onun Tanrı’nın ‘öldüğünü’ ilan edişinden çıkış alıyorlar. Özünde bu teorisyenler, insana aşkın olana atıfta bulunan her şeyin son bulduğunu söylüyorlar. Özetle, tüm spekülatif muhakeme, temel bir teze odaklanmayı amaçlıyor: ‘Üst-insan’, tüm kısıtları ve sefil yanlarıyla birlikte, şimdiye kadar bildiğimiz insanlığı aşarak bu hayatta somutlandırılmak zorunda. Bu, insanların makinelerle birleşmeye, siborg olmaya, en eski ve en çok arzulanan rüyanın, ölümsüzlüğün herkese garanti edileceği Metaverse âlemine geçmeye istekli olmaları koşuluyla ulaşılabilir bir hedeftir. Hiç şüphe yok ki Hristiyanlığın krizinden de istifade eden, bu fırsatı kullanarak herkese umut veren yeni bir dinle karşı karşıyayız. Madem ki sema bomboş, ‘dünyaya sadık’ kalmalı, burada süper insanlığı inşa etmenin bir yolunu aramalıyız. ‘Evrimleş ya da öl’, transhümanistlerin sloganı budur.”

Kaleminden Kan Damlayan Yazar

Ercolani, Nietzsche’nin divitini kana daldırdığını, yazılarını kanla yazdığını, deliliğin eşiğinde duran yazarın hastalıkla malul olduğunu söylüyor. Çağımızın en karmaşık düşünürlerinden biri olan Nietzsche konusunda Ercolani, şu tespiti yapıyor:

“Nietzsche okumak, beynin saf oksijenle nefes alması, ruhun adrenalin iğnesi yemesidir. Kendi ifadesiyle geliştirdiği fikriyat, bir ‘dinamit’tir. Bu dinamit ki çok tehlikeli olabilir, bu sebeple tefekkür etmeli, eşyayı analize tabi tutmayı öğrenmeliyiz. Nasıl ki yirminci yüzyılda Naziler onun düşüncesinden ilham aldılarsa yirmi birinci yüzyılda da transhümanistler de ondan ilham alıyorlar. Bu, Nietzsche’nin büyüklüğünü ve önemini teyit eden bir gerçek. Ancak öte yandan bu gerçek, müşterek varoluşsal koşullar düzleminde mümkün olduğunca özgür, eşit ve kardeş olan bireylerden oluşan insanlık ailesi yerine Ari ırk mensupları ile siborglardan oluşan bir insanlığı tercih edenleri teyakkuza geçirmeli.”

Üst-İnsan

Makalede ele alınan sonuçlar silsilesi geniş kapsamlı olup, şirketlerde çalışan ve siber güvenlik gibi zorlu bir mesleği üstlenenler için bile belirleyici pratik sonuçlar doğurur.

Paolo Ercolani’nin akıl hocası Domenico Losurdo’nun öğretilerine uygun olarak, Hegel, Marx ve Gramsci’den öğrendiğimiz dersi hatırlamak zorundayız: “Teori, pratik yoksa kısırdır, ancak pratik de teori yoksa kördür.”

Bugün gerçekten de teori kurma becerisine ve vizyona ihtiyaç var: içinde yaşadığımız yüzeyselleşmiş dünyada nadir bulunan özellikler bunlar.

Perspektiften yoksun bir görecelikçilik tuzağına düşmekten kaçınmak gerek. Bu görecelikçiliğin yön kaybına ve gerçekliğin yitip gitmesine yol açtığı bilinmeli. Çarkları arasında insanları ezen küresel piyasa, yurttaşların gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak. Kamu yararını yok ediyor. Oysa kamu yararı, tüm çabalarımızın yönünü tayin etmesi gereken kutup yıldızı.

Nietzsche, yanılsamaların sebep olduğu kuzey ışıklarına aldanmıyor. Ötesine bakıyor. O, kör bir iktidar hırsının esiri olarak, uçuruma doğru çeviriyor gözlerini.

Biz de toparlanmalı, sahtekârlıkların kafesinden kurtulmalı, bugünü eleştirel bir şekilde okuma yeteneğimize tekrar kavuşmalıyız.

Nietzsche ve Transhümanizm: “Felsefe Güçtür”

Transhümanist hareketin ön plana çıkardığı bir diğer yeni yön ise, güçle el ele giden felsefedir. Ercolani, “Bunu bir ittifak olarak adlandırmadığını” söylüyor.

“Transhümanizm, gücün ta kendisidir. Musk, Zuckerberg ve Page gibi isimler, kendilerini transhümanist olarak adlandırıyor. Bu figürlerin dünya kamuoyu üzerinde muazzam bir etkiye sahip olduklarına hiç şüphe yok. Silikon Vadisi’nin en büyük yedi şirketinin gelirleri, birçok orta ve büyük ölçekli devletin GSYİH’sini fazlasıyla aşmış durumda. Günümüzde güç denilen şey, politik hükümetlere ajandalarını dikte edebilen teknolojik ve finansal bir güçtür. Bu gücün demokrasilerimiz açısından yol açtığı sonuçlar apaçık ortada: İnsanların eleştirme yeteneklerini azaltmayı bilen, aynı zamanda bu insanların seçtikleri hükümetlerin politik ajandasını belirleyen bir sistem, kendisini eşi benzeri görülmemiş yeteneklere sahip bir güç türü olarak ortaya koyuyor.”

Düşünürün kınadığı şey, kendini dayatmak için sansüre bile ihtiyaç duymayan bir totalitarizmdir. “Hepimiz, renkli ekranların hipnotize ettiği, bu ‘güçlere’ tıpkı ‘yeni’ Pinokyolar gibi büyük bir coşkuyla teslim olmuş varlıklarız.” Kısacası, “bağnazlık uykumuzdan” uyanmanın vakti geldi: Ercolani’nin metninden okurlar olarak aldığımız mesaj bu. Zaten neticede filozoflar, her daim tam da bu sebeple var olmuşlardır, öyle olmasa adlarını niye analım ki?

Massimiliano Cannata
5 Kasım 2024
Kaynak

0 Yorum: