“CHP’ye değil, seçme ve seçilme hakkına saldırılıyor.”
[Özgür Özel]
“CHP’ye değil, seçme ve seçilme hakkına saldırılıyor.”
[Kemal Okuyan]
Rahmi
Koç’un Kürt kadını ile ilgili anlattığı fıkra, genelkurmay raporlarına da
giren, Koç’a ait “nüfus fazla” fikrinin dışavurumudur. O raporlarda elli yıldır
“Kürtler çok ürüyorlar” denilmektedir. Asıl mesele, o Kürt kadınını o Koç’un
partisine seçmen yapanlar, o fikre bağlayanlar, o Koç’u seslendirenler (ÖDP),
ölünce ağıt yakanlardır (Birgün). Jinjiyanazadi, şirket binası basacak mı, hep birlikte göreceğiz.
Bugün
bir TKP’linin ağzından çıktığı biçimiyle, “İstanbul’un nüfusu çok fazladır.” Bu
cümle, Rahmi Koç’a aittir. O nedenle TKP, Kadıköy belediyesi seçimlerine oranın
kentsel dönüşümüne uygun ve layık mimar-mühendis ve avukatları aday gösterir.
Pandemi süreci, bu zihniyete göre yönetilmiştir. Sonra “biz aşıya, kapanma
politikasına, yasaklara kefil olmadık ki” deyip işin içinden çıkılamaz.
Bir
gelişme yaşanıyor ve Özel ile Okuyan aynı tepkiyi veriyor. Dize vurulan çekiç
gibi aynı refleksi gösteriyor: Seçime vurgu yapıyor. İkisi de tek dertlerinin
bu olduğunu, bunun için yaşadıklarını, bu yüzden sahneye çıkartıldıklarını ifşa
ediyor. İlki zaten neyse o, asıl sorun, ikincisinin bu gerçeği türlü yalanlarla
örtbas edebilmesi. O da Engels ve Lenin’in vurguladığı kretinizmle malul.[1]
Geçenlerde
Küba’ya ABD girerse, buradaki “Amerikancı elleri kıracağını” söyledi, umarız
girmez, umarız Okuyan, mikrofon başından kalkma zahmetinde bulunmaz.
Yusuf
Karadaş’ın “biz, CHP’nin programına kefil olmuyoruz” sözü yalandır.[2] “Halkın
kitlesel mücadelesi” tabirindeki “halk”, CHP’dir. “Halk” deyince oradaki
liberallik örtbas edilmiş olmuyor. Karadaş’ın örgütü, seksenden çıkınca da
“CHP’li olmalıyız” dedi, şimdi de diyor. CHP belediyeleri sayesinde EMEP’lilere
açılan kapılar kefalettir. Kefarettir. Bir şeyler alınmışsa, bir şeyler de
verilmiştir. Belli sendikalar, eylem kararı almaz. Belli konularda belli
örgütler, gereken tepkiyi örgütlemez. Neticede TKP, bu burjuvazinin devletine;
HDP ve muadilleri de bu devletin sermayesine kefildir. Çıkış noktaları farklı,
buluştukları nokta aynıdır.
TKP,
o Koç’un devletine sahip çıkar, ona halel getiremez, ona karşı kitle ve eylem
örgütleyemez. TKP’nin incileri, dökülemez! EMEP, CHP’den gayrı bir yerde
duramaz. EMEP “biz CHP’ye kefil değiliz” der ama yıllarca Babacan programını
öven adama gazetesinde köşe verir. İngiliz istihbaratına ve ordusuna çalışan
solcuyu ve Siyonisti paneline çağırır. Aslında onlara kefil olmuştur.
Bu
örgütlerin ne oldukları, Gezi ve Pandemi dönemlerinde anlaşılmıştır.
Marksizm-Leninizm açısından bakıldığında, ilgili örgütler, üretici güçler
gelişsinci, Cehepe bizi iktidara taşısıncıdır. Başka yolları, taktikleri,
stratejileri yoktur.
TKP,
bu yoklukta ancak rakip sol örgütlere ve içinden çıkan türevlerine poz kesmek
için radikal eyleme başvurur. O, kendisine verilen icazetin sınırlarına
tabidir.
Ekteki
karikatür, erildir, kadın düşmanıdır! CHP’yi kadın, sol örgütleri, Özel’in
tabiriyle, “iğrenç bıyıklı” bir köylü olarak çizmenin de bir anlamı vardır. Ama
solun durumu bu mizaha layıktır.
Solun
tek taktiği ve tek stratejisi, CHP’ye oy atmaktan ibarettir. Oy atılmış, Gökhan
Zan CHP sunağında kurban edilmiş, Lütfü Savaş TİP eliyle başkan yapılmış, o
Lütfü, CHP kurultayını iptal ettirmiş, başa yeniden Piro geçmiştir. Ümit Özdağ’ı
içişleri bakanı seçtirecek Piro’yu protesto eden Erkan Baş, Koç’un demokrasisi
için Ümit Özdağ ile kolkola girmiştir. Sosyalist hareketin CHP’nin sözünden
çıkması, sınıfsal alanını terk etmesi mümkün değildir.
Bugün
örgütlerin kurullarında “İmamoğlu parti kurarsa ne yaparız” sorusu
tartışılmaktadır. Sol ekabir, Gezi ve Pandemi’de CHP’li efendileriyle birlikte
düşünüp hareket etmiştir. Gene öyle olacaktır. Sosyalist hareket, efendiler ve
para muslukları ne emrederse onu yapacaktır. CHP’yle birlikte kendi altındaki
toprağın da kaydığının farkında değildir.
Kılıçdaroğlu,
“içimizdeki Fetöcüleri temizlemeye geldim” der. Onlara kefil olan, kendisidir.
Tüm kasetleri mecliste okuyan, odur. Sosyalist örgütlerle birlikte
“Fethullahçıların” borusunu öttüren kendisidir. Elemanlarını partiye o
doldurmuştur. Eşgüdümlü ilerleyen süreçte kitleleri uyarması gereken
sosyalistler, Fethullah borusu öttürmüş, CHP ağzıyla konuşmuştur. Özünde bugün
CHP’yi iki koldan iki AKP’li yönetmektedir. Bu zafiyet ve çaresizlik, “kefil
değiliz” denilerek gizlenemez. “Acımadı ki” türünden çocukça tepkilerle
geçiştirilemez.
Eskiden
Fuatavni vardı. Bu kişi, bir seçim sürecinde, sabahın 7’sinde “Davutoğlu’nun
Kocaeli mitingi için ağaçlar kesildi” yalanını yazdı. Gezi ardıydı. Ağaç
hassasiyetini harekete geçirmeye çalıştı. Tviti takip eden yarım saat içinde
“partiyim örgütüm, devrimciyim” diyenler, Sol Haber’i, Birgün’ü, Evrensel’i
cümlesi, hiç sorgulama gereği duymadan, bu haberi geçti. Oysa bunlar, muhabir
derneği değil, “komünist parti”ydi. İllaki Kocaeli’de bir iki üyeleri vardı.
Bir telefonla “gidin kontrol edin” denilebilirdi. Ama herkes, Fethullah
borusunu öttürmeye o günlerde alıştı. Sonrasında Tayyip’i merkeze koyan burjuva
siyasetine teslim olundu.
Bugün
aynı Fethullahçılar, sosyalist hareketin biricik umudu, tek dayanağı, baba
ocağı, ana kucağı CHP’yi paramparça ediyor. İşçi eylemini bile CHP için yapan,
örgütleyen örgütler, mevcut siyasetsizlikte çırpınıyorlar.
Yalçın
Küçük, “solun aptallarına tekapeli derdik” diyor.[3] Devamında “Türkiye
dışişleri bakanlığını hep birbirinin simetriği olarak düşünüyordum,
Sabetayist-hegemonik yapı ikisinde de görülüyor, bu ayrı, hem tekape’liler ve
hem Hariciyeciler beyinlerini kullanmazlar” tespitinde bulunuyor. Rahmetli,
doğru söylüyor! (Bu tespit, bugün yalçınküçükçüler için de geçerli!)
Küçük’ün
bahsettiği iki yerin kavşağında Engin Solakoğlu duruyor. Koç’un öz evladı,
karikatürdeki arabanın arka koltuğunda, yakasındaki tekape rozetiyle oturuyor.
Otuzları
asr-ı saadet olarak gören parti, bugün “Halkın devleti değil, sermaye sınıfının
devleti”nden[4] söz ediyor. Küçük’ün şakirdi Gökdemir’in aklında tabii ki
otuzlar Türkiye’si yok. Orada devlet sermayenin devleti olamaz! Çünkü orada sermayeyle kirlenmemiş halkın devleti hüküm sürmektedir. TKP,
o devletin kefili ve kefali! Evrensel ve EMEP ise Koç’un yabancı ortaklarının
istediği demokrasinin kefili ve kefali.
HKP’nin
Ermeni düşmanlığı, Ermenilerin mallarını çalıp zenginleşen patronları korumak
istemesiyle ilgili. Ama partiye adını verdikleri Hikmet Kıvılcımlı, bugün HKP
ve TKP’nin devamcısı olduğunu söyledikleri Jöntürklerin Ermeni katliamı sonrası
örgütlendiğini söylüyor, “Cumhuriyet burjuvazisi için Ermeni kapitalistlerini,
ağabeyi ittihadçılar temizlemişti” diyor.[5] HKP, cumhuriyet burjuvazisi adına
CHP’nin avukat bürosu olarak faaliyet yürütmeyi Hikmet Kıvılcımlı’ya
yakıştırabiliyor. Herkes işçi-köylüden ya tiksiniyor ya da nefret ediyor.
CHP
bölünüyor ama nasıl oluyorsa Kılıçdaroğlu’nun ekibi içinde de TKP’li, ÖDP’li,
TİP’li, Halkevci isimlere rastlanıyor. O burjuvazinin ilerleyişine bağlanan
bel, her yana kıvrılabiliyor. Meseleler şahsileştiriliyor, şahsa indirgenip
kapatılıyor, o şahısların bizatihi hareketi, ideolojisini ve çizgisini temsil
ettiği gerçeğinin üzeri örtülüyor. Kimse hesap vermiyor, hesap sormuyor.
Bugün
birileri, “ama sizde işçi yok” dediğinde, birileri de sosyal medyalarından
bordrolarını veya çalışırken çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyorlar. Oysa
aslında TKP’de TKP’li sayısı kırkı geçmez! Çünkü Okuyan, fazlasına tahammül
edemez, o mertebeye başkası layık olamaz. Bir TKP’li vardır, bir de TKP’ci.
Alanda, sokakta, sosyal medyada gördüklerimiz, TKP’cidir, Halkevcidir,
Dev-Yolcu’dur vs. Örgütlerin sahipleri bir avuçtur ve o avucun içinden
düşünürler. O yüzden, hep efendilere ve nesnel güce el olmak isterler. O avuca
doldurulana bakarlar. Herkes, ne söylüyorsa ne yapıyorsa odur. “Seçme
meselesi”ne indirgiyorsa siyaseti, tek derdi, vekil veya belediye meclis üyesi
olmaktır. O koltuğa hiçbir zaman halk, işçi sınıfı ve ezilenler oturamaz.
Gezi’de
“biz, bu ayaklanmaya hazır değildik” diyen örgütler, örgüt dahi olmadıklarını
ikrar etmiş, kabullenmişlerdir. Oysa zaten ortada bu ayaklanmaya hazır bir akıl ve
pratik olmalıydı. Araçlar, örgütler ve yöntemler geliştirilebilmeliydi. Oradan güç
alıyor olsaydı, sosyalist hareket, Fethullah-CHP rüzgârına teslim olmazdı. Bugün kendi bireylikleri
üzerinden düşünüp hareket edenlerin tek işi, kılıf örmek.
Bu
akıl üzerinden TKP’li ekabir, “biz de biliyoruz ama halkımızın Erdoğan’ın
gitmesine dair iradesine sessiz kalamayız. Utanmadan sıkılmadan Kılıçdaroğlu’na
oy vereceğiz” dedi. Evinde potansiyel AKP’li olan bu adamı (Kılıçdaroğlu) bizzat Okuyan
ağırladı. Ama Ergenekon sürecinde örgütlemeye çalıştıkları asker Mehmet Ali
Çelebi gibi Kılıçdaroğlu da “AKP’li” oldu.
Bu
örgütler, halkın yabani, kontrolsüz, ilkel iradesini “yurttaş” sopasıyla
ehlileştirmeye, birey hapıyla yumuşatmaya ve seçim sandığına hapsetmeye
mahkûmdurlar. Kuruluş ve varoluş amaçları budur.
Eren Balkır
6
Haziran 2026
Dipnotlar:
[1] Eren Balkır, “Kretinizm”, 2 Nisan 2023, İştiraki.
[2]
Yusuf Karadaş, “Ve TKP, CHP’nin NATO’culuğunu Keşfediyor!”, 5 Haziran 2026, Evrensel.
[3]
Yalçın Küçük, Şebeke I, 4. Basım, İthaki, 2004, s. 18.
[4]
Orhan Gökdemir, “Devlet Aklının Hikmet-i Hükumeti”, 5 Haziran 2026, Sol.
[5]
Hikmet Kıvılcımlı, Yol II, Köxüz Yayınları, s. 120.



0 Yorum:
Yorum Gönder