06 Haziran 2026

,

Kefil ve Kefal


CHP’ye değil, seçme ve seçilme hakkına saldırılıyor.
[Özgür Özel]

CHP’ye değil, seçme ve seçilme hakkına saldırılıyor.
[Kemal Okuyan]

 

Rahmi Koç’un Kürt kadını ile ilgili anlattığı fıkra, genelkurmay raporlarına da giren, Koç’a ait “nüfus fazla” fikrinin dışavurumudur. O raporlarda elli yıldır “Kürtler çok ürüyorlar” denilmektedir. Asıl mesele, o Kürt kadınını o Koç’un partisine seçmen yapanlar, o fikre bağlayanlar, o Koç’u seslendirenler (ÖDP), ölünce ağıt yakanlardır (Birgün). Jinjiyanazadi, şirket binası basacak mı, hep birlikte göreceğiz.

Bugün bir TKP’linin ağzından çıktığı biçimiyle, “İstanbul’un nüfusu çok fazladır.” Bu cümle, Rahmi Koç’a aittir. O nedenle TKP, Kadıköy belediyesi seçimlerine oranın kentsel dönüşümüne uygun ve layık mimar-mühendis ve avukatları aday gösterir. Pandemi süreci, bu zihniyete göre yönetilmiştir. Sonra “biz aşıya, kapanma politikasına, yasaklara kefil olmadık ki” deyip işin içinden çıkılamaz.

Bir gelişme yaşanıyor ve Özel ile Okuyan aynı tepkiyi veriyor. Dize vurulan çekiç gibi aynı refleksi gösteriyor: Seçime vurgu yapıyor. İkisi de tek dertlerinin bu olduğunu, bunun için yaşadıklarını, bu yüzden sahneye çıkartıldıklarını ifşa ediyor. İlki zaten neyse o, asıl sorun, ikincisinin bu gerçeği türlü yalanlarla örtbas edebilmesi. O da Engels ve Lenin’in vurguladığı kretinizmle malul.[1]

Geçenlerde Küba’ya ABD girerse, buradaki “Amerikancı elleri kıracağını” söyledi, umarız girmez, umarız Okuyan, mikrofon başından kalkma zahmetinde bulunmaz.

Yusuf Karadaş’ın “biz, CHP’nin programına kefil olmuyoruz” sözü yalandır.[2] “Halkın kitlesel mücadelesi” tabirindeki “halk”, CHP’dir. “Halk” deyince oradaki liberallik örtbas edilmiş olmuyor. Karadaş’ın örgütü, seksenden çıkınca da “CHP’li olmalıyız” dedi, şimdi de diyor. CHP belediyeleri sayesinde EMEP’lilere açılan kapılar kefalettir. Kefarettir. Bir şeyler alınmışsa, bir şeyler de verilmiştir. Belli sendikalar, eylem kararı almaz. Belli konularda belli örgütler, gereken tepkiyi örgütlemez. Neticede TKP, bu burjuvazinin devletine; HDP ve muadilleri de bu devletin sermayesine kefildir. Çıkış noktaları farklı, buluştukları nokta aynıdır.

TKP, o Koç’un devletine sahip çıkar, ona halel getiremez, ona karşı kitle ve eylem örgütleyemez. TKP’nin incileri, dökülemez! EMEP, CHP’den gayrı bir yerde duramaz. EMEP “biz CHP’ye kefil değiliz” der ama yıllarca Babacan programını öven adama gazetesinde köşe verir. İngiliz istihbaratına ve ordusuna çalışan solcuyu ve Siyonisti paneline çağırır. Aslında onlara kefil olmuştur.

Bu örgütlerin ne oldukları, Gezi ve Pandemi dönemlerinde anlaşılmıştır. Marksizm-Leninizm açısından bakıldığında, ilgili örgütler, üretici güçler gelişsinci, Cehepe bizi iktidara taşısıncıdır. Başka yolları, taktikleri, stratejileri yoktur.

TKP, bu yoklukta ancak rakip sol örgütlere ve içinden çıkan türevlerine poz kesmek için radikal eyleme başvurur. O, kendisine verilen icazetin sınırlarına tabidir.

Ekteki karikatür, erildir, kadın düşmanıdır! CHP’yi kadın, sol örgütleri, Özel’in tabiriyle, “iğrenç bıyıklı” bir köylü olarak çizmenin de bir anlamı vardır. Ama solun durumu bu mizaha layıktır.

Solun tek taktiği ve tek stratejisi, CHP’ye oy atmaktan ibarettir. Oy atılmış, Gökhan Zan CHP sunağında kurban edilmiş, Lütfü Savaş TİP eliyle başkan yapılmış, o Lütfü, CHP kurultayını iptal ettirmiş, başa yeniden Piro geçmiştir. Ümit Özdağ’ı içişleri bakanı seçtirecek Piro’yu protesto eden Erkan Baş, Koç’un demokrasisi için Ümit Özdağ ile kolkola girmiştir. Sosyalist hareketin CHP’nin sözünden çıkması, sınıfsal alanını terk etmesi mümkün değildir.

Bugün örgütlerin kurullarında “İmamoğlu parti kurarsa ne yaparız” sorusu tartışılmaktadır. Sol ekabir, Gezi ve Pandemi’de CHP’li efendileriyle birlikte düşünüp hareket etmiştir. Gene öyle olacaktır. Sosyalist hareket, efendiler ve para muslukları ne emrederse onu yapacaktır. CHP’yle birlikte kendi altındaki toprağın da kaydığının farkında değildir.

Kılıçdaroğlu, “içimizdeki Fetöcüleri temizlemeye geldim” der. Onlara kefil olan, kendisidir. Tüm kasetleri mecliste okuyan, odur. Sosyalist örgütlerle birlikte “Fethullahçıların” borusunu öttüren kendisidir. Elemanlarını partiye o doldurmuştur. Eşgüdümlü ilerleyen süreçte kitleleri uyarması gereken sosyalistler, Fethullah borusu öttürmüş, CHP ağzıyla konuşmuştur. Özünde bugün CHP’yi iki koldan iki AKP’li yönetmektedir. Bu zafiyet ve çaresizlik, “kefil değiliz” denilerek gizlenemez. “Acımadı ki” türünden çocukça tepkilerle geçiştirilemez.

Eskiden Fuatavni vardı. Bu kişi, bir seçim sürecinde, sabahın 7’sinde “Davutoğlu’nun Kocaeli mitingi için ağaçlar kesildi” yalanını yazdı. Gezi ardıydı. Ağaç hassasiyetini harekete geçirmeye çalıştı. Tviti takip eden yarım saat içinde “partiyim örgütüm, devrimciyim” diyenler, Sol Haber’i, Birgün’ü, Evrensel’i cümlesi, hiç sorgulama gereği duymadan, bu haberi geçti. Oysa bunlar, muhabir derneği değil, “komünist parti”ydi. İllaki Kocaeli’de bir iki üyeleri vardı. Bir telefonla “gidin kontrol edin” denilebilirdi. Ama herkes, Fethullah borusunu öttürmeye o günlerde alıştı. Sonrasında Tayyip’i merkeze koyan burjuva siyasetine teslim olundu.

Bugün aynı Fethullahçılar, sosyalist hareketin biricik umudu, tek dayanağı, baba ocağı, ana kucağı CHP’yi paramparça ediyor. İşçi eylemini bile CHP için yapan, örgütleyen örgütler, mevcut siyasetsizlikte çırpınıyorlar.

Yalçın Küçük, “solun aptallarına tekapeli derdik” diyor.[3] Devamında “Türkiye dışişleri bakanlığını hep birbirinin simetriği olarak düşünüyordum, Sabetayist-hegemonik yapı ikisinde de görülüyor, bu ayrı, hem tekape’liler ve hem Hariciyeciler beyinlerini kullanmazlar” tespitinde bulunuyor. Rahmetli, doğru söylüyor! (Bu tespit, bugün yalçınküçükçüler için de geçerli!)

Küçük’ün bahsettiği iki yerin kavşağında Engin Solakoğlu duruyor. Koç’un öz evladı, karikatürdeki arabanın arka koltuğunda, yakasındaki tekape rozetiyle oturuyor.

Otuzları asr-ı saadet olarak gören parti, bugün “Halkın devleti değil, sermaye sınıfının devleti”nden[4] söz ediyor. Küçük’ün şakirdi Gökdemir’in aklında tabii ki otuzlar Türkiye’si yok. Orada devlet sermayenin devleti olamaz! Çünkü orada sermayeyle kirlenmemiş halkın devleti hüküm sürmektedir. TKP, o devletin kefili ve kefali! Evrensel ve EMEP ise Koç’un yabancı ortaklarının istediği demokrasinin kefili ve kefali.

HKP’nin Ermeni düşmanlığı, Ermenilerin mallarını çalıp zenginleşen patronları korumak istemesiyle ilgili. Ama partiye adını verdikleri Hikmet Kıvılcımlı, bugün HKP ve TKP’nin devamcısı olduğunu söyledikleri Jöntürklerin Ermeni katliamı sonrası örgütlendiğini söylüyor, “Cumhuriyet burjuvazisi için Ermeni kapitalistlerini, ağabeyi ittihadçılar temizlemişti” diyor.[5] HKP, cumhuriyet burjuvazisi adına CHP’nin avukat bürosu olarak faaliyet yürütmeyi Hikmet Kıvılcımlı’ya yakıştırabiliyor. Herkes işçi-köylüden ya tiksiniyor ya da nefret ediyor.

CHP bölünüyor ama nasıl oluyorsa Kılıçdaroğlu’nun ekibi içinde de TKP’li, ÖDP’li, TİP’li, Halkevci isimlere rastlanıyor. O burjuvazinin ilerleyişine bağlanan bel, her yana kıvrılabiliyor. Meseleler şahsileştiriliyor, şahsa indirgenip kapatılıyor, o şahısların bizatihi hareketi, ideolojisini ve çizgisini temsil ettiği gerçeğinin üzeri örtülüyor. Kimse hesap vermiyor, hesap sormuyor.

Bugün birileri, “ama sizde işçi yok” dediğinde, birileri de sosyal medyalarından bordrolarını veya çalışırken çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyorlar. Oysa aslında TKP’de TKP’li sayısı kırkı geçmez! Çünkü Okuyan, fazlasına tahammül edemez, o mertebeye başkası layık olamaz. Bir TKP’li vardır, bir de TKP’ci. Alanda, sokakta, sosyal medyada gördüklerimiz, TKP’cidir, Halkevcidir, Dev-Yolcu’dur vs. Örgütlerin sahipleri bir avuçtur ve o avucun içinden düşünürler. O yüzden, hep efendilere ve nesnel güce el olmak isterler. O avuca doldurulana bakarlar. Herkes, ne söylüyorsa ne yapıyorsa odur. “Seçme meselesi”ne indirgiyorsa siyaseti, tek derdi, vekil veya belediye meclis üyesi olmaktır. O koltuğa hiçbir zaman halk, işçi sınıfı ve ezilenler oturamaz.

Gezi’de “biz, bu ayaklanmaya hazır değildik” diyen örgütler, örgüt dahi olmadıklarını ikrar etmiş, kabullenmişlerdir. Oysa zaten ortada bu ayaklanmaya hazır bir akıl ve pratik olmalıydı. Araçlar, örgütler ve yöntemler geliştirilebilmeliydi. Oradan güç alıyor olsaydı, sosyalist hareket, Fethullah-CHP rüzgârına teslim olmazdı. Bugün kendi bireylikleri üzerinden düşünüp hareket edenlerin tek işi, kılıf örmek.

Bu akıl üzerinden TKP’li ekabir, “biz de biliyoruz ama halkımızın Erdoğan’ın gitmesine dair iradesine sessiz kalamayız. Utanmadan sıkılmadan Kılıçdaroğlu’na oy vereceğiz” dedi. Evinde potansiyel AKP’li olan bu adamı (Kılıçdaroğlu) bizzat Okuyan ağırladı. Ama Ergenekon sürecinde örgütlemeye çalıştıkları asker Mehmet Ali Çelebi gibi Kılıçdaroğlu da “AKP’li” oldu.

Bu örgütler, halkın yabani, kontrolsüz, ilkel iradesini “yurttaş” sopasıyla ehlileştirmeye, birey hapıyla yumuşatmaya ve seçim sandığına hapsetmeye mahkûmdurlar. Kuruluş ve varoluş amaçları budur.

Eren Balkır
6 Haziran 2026

Dipnotlar:
[1] Eren Balkır, “Kretinizm”, 2 Nisan 2023, İştiraki.

[2] Yusuf Karadaş, “Ve TKP, CHP’nin NATO’culuğunu Keşfediyor!”, 5 Haziran 2026, Evrensel.

[3] Yalçın Küçük, Şebeke I, 4. Basım, İthaki, 2004, s. 18.

[4] Orhan Gökdemir, “Devlet Aklının Hikmet-i Hükumeti”, 5 Haziran 2026, Sol.

[5] Hikmet Kıvılcımlı, Yol II, Köxüz Yayınları, s. 120.

0 Yorum: