Cengeli
Hareketi, 1906 ile 1909 yılları arasında İran’ın mutlak monarşiyi anayasal bir
sisteme dönüştürmesini sağlayan anayasacı hareketin ilk doğrudan uzantısıydı.
Hareketi, zayıf ve güçlü yönlerini anlamak için, bu değişime zemin hazırlayan
İran’ın modern tarihinin kimi özelliklerini bilmek gerekiyor. Bu bölüm, meşruti
monarşinin kurulmasına, onu koruma mücadelesine ve yabancı baskı altında
yenilgisine yol açan önemli olayları kısaca ele almaktadır. Ardından Hazar
kıyısındaki anayasacı devrimin tarihine ilişkin bir görüş aktarılmaktadır.
Kaçarlar
ve İran’ın Meşruti Monarşiye Uzanan Yolu
Fransız
Devrimi döneminde Kaçar hanedanının ortaya çıkışı, politik sükuneti veya
ekonomik refahı geri getirmedi. Kaçarlar iktidara, İran’ın Safevi yönetimi ve
Nadir Şah eliyle yüzleştiği çöküşün sonucunda ülkeyi harap eden Afgan
istilasından sonra geldiler.[1] Nadir Şah’ın Afgan istilacılarını yenmesinin
ardından Persler Hindistan’ı işgal ettiler. Bu seferler, nüfusun üretim yapan
kesimleri, yani bu çatışmaların ekonomik ve insani yükünü omuzlayan köylüler,
kabileler ve kentli zanaatkârlar üzerinde yıkıcı bir etkiye sahipti.[2] Tamamen
çatışmalardan arınmış olmayan Zend dönemi[3] politik düzeni ve ekonomik
normalliği yeniden tesis edecek kadar uzun seyretmedi. Bu dönem, Kaçar
kabilelerinin Zend hanedanlığının kurucusu Kerim Han’ın savaşçı soyundan
gelenlere karşı elde ettikleri zaferle neticelendi.[4]
Ancak
yeni hanedanlık, içteki güçlüklerin yanında, kısa süre sonra sömürgeci
yayılmacılıktan kaynaklanan daha büyük tehditlerle karşı karşıya kaldı. Bu
tehdidin sonuçları, kaçınılmaz olarak yıkıcı ve uzun vadeli oldu.
1813
ve 1828’de sonuçlanan yayılmacı Rus İmparatorluğu ile yapılan iki savaş, Rusya’nın
Pers’in Kafkas eyaletlerini ilhak etmesine yol açtı. Dahası, Kaçarlar
tarafından imzalanan antlaşmalar, Rusya’ya geniş kapsamlı sosyoekonomik
sonuçlar doğuracak tavizler verdi. Herat savaşı sonrasında güneyde de
İngilizlere benzer imtiyazlar verildi.[5] Bu imtiyazlar nedeniyle İranlı
tüccarlar, hem iç hem de dış ticaretteki hâkim konumlarını yitirdiler. İran
malları, yavaş yavaş yerlerini endüstrinin ürettiği yabancı mallara bıraktı. İran’ın
geleneksel sanayii mahvoldu. İran’da modern sanayi yaratma girişimleri Avrupalı
tüccarların damping
uygulamalarıyla engellendi. Tüccarlar, askeri veya sivil bürokratlar gibi zengin İranlılar,
fonlara çok ihtiyaç duyan müflis
devlet eliyle satılan tarım arazilerini hızla satın aldılar.[6]
Kafkas
eyaletlerinin ellerindeki zenginliği yitirmeleri sebebiyle İran hazinesi
küçüldü. Buna ek olarak, antlaşma imtiyazları, özellikle ülkenin iç üretiminin
tükenmesinden ve tüccarların ticaret üzerindeki kontrolünü kaybetmesinden
sonra, devlet vergi gelirlerini azalttı. Tüccarların tarım arazilerini ele
geçirmesi, İran’ın sanayileşmesini engelleme yönündeki sömürge politikasıyla
örtüşüyordu. Bir yandan Rus egemenliği altındaki Kafkasya ve Orta Asya, diğer
yandan İngiliz Hindistanı arasında bir tampon devlet olarak İran,
gelişmemişliği veya durgunluk hali ile iki rakibi birbirine karşı korudu. Bir “yarı
sömürge” olarak İran, Hindistan ve Çin gibi sömürgelerin aksine, sömürge
yönetiminin sorunsuz işleyişi için gereken asgari gelişmişlik düzeyine
ulaşmaktan alıkonulmasıyla özel bir konum kazandı. Böylece, jeopolitik tampon
rolü, eskinin tarımsal üretiminin ve bir zamanlar gelişen kent el sanatlarının
yıkım sürecini hızlandırdı. Sömürgeci güçlerin ihtiyaçlarını karşılamak için
İran, bir yandan alıcı pazarı, diğer yandan da hammadde üreticisi haline geldi.
Böylece, ülkenin geri kalmışlığı, vahim politik ve teorik sonuçlara yol açtı.[7]
İranlı
tüccarların statü kaybı, kısa süre sonra kendi tebaasını savunmaktan aciz,
zayıflamış despotik bir devletin ticari politikalarına karşı gerçekleşen
politik eylemlerde makes buldu. Bu protestolar, yabancı elçilerin dikkatinden
kaçmadı. İngiliz diplomat Abbott, 1840 ve 1844 yıllarında İranlı tüccarların
Şah’tan yabancı malların ithalatını yasaklamasını boş yere talep ettiklerini aktarıyor.[8]
Şiddetli
protestolara rağmen, İran ticareti, kısa süre sonra İngiltere ve Rusya’dan
gelen tüccarların veya onların himayesi altındaki tüccarların egemenliğine
girdi. Bir İngiliz elçisi, 1851’de Tebriz’den yazdığı raporda şunları
söylüyordu: “İranlıların ithal ettikleri mallara uygulanan vergilerin
artırılması nedeniyle Tebriz çarşılarında büyük bir hoşnutsuzluk hâkim. Vergilerin
tahsil edilme şekli de büyük ölçüde ve haklı olarak şikâyet konusu.”[9] Rus
vatandaşlığına geçmek veya tarım arazisi satın almak gibi geçici çözümler,
İranlı tüccarların hiçbir derdine deva olmadı.
1848-1851
yılları arasında yaşanan Babi ayaklanması, esasen tüccarların üzerine dini
kılıf geçirdikleri bir ayaklanmaydı. Ayaklanma, kanlı bir müdahaleyle
bastırıldı.[10] Ancak bu Babi ayaklanmasını, İran tütününün iç ve dış
ticaretinde tekel kuran bir İngiliz firmasına verilen imtiyazın iptalini
getiren, zaferle sonuçlanan bir başka isyan takip etti.[11] Yüzyılın ortalarına
gelindiğinde, ülkenin ekonomisi muazzam değişikliklere uğramıştı: tarım
arazileri, giderek zengin tüccarların veya hükümet bürokratlarının eline
geçiyor, üretim, artık dış pazarlara yönlendiriliyor, köylülük, giderek daha
fazla sömürülüyor, geçim kaynaklarından mahrum kalan yoksul köylüler ve zanaatkârlar,
çoğunlukla göç ederek geçimlerini başka yerlerde aramaya başlıyorlardı.
Hazar
kıyısındaki zengin Gilan eyaletindeki İngiliz konsolosu 1865’te raporunda
şunları yazıyordu:
“Gilan’ın birçok
bölgesinde köylüler, tefeci faizi uygulayan toprak sahiplerinin dayattıkları
ağır borç yükü altında eziliyorlar. Bu faiz oranları en düşük yüzde 24 ila yüzde
40 arasındadır. Bu şekilde verilen paralar sıklıkla kaybedilmektedir. Ardı ardına
hasadın kötü neticelenmesi işçiyi zor duruma düşürmektedir. İşçi ödeme yapamamakta,
büyük sıkıntıya düştüğünde alacaklılarının takibinden kaçmak için köyü terk etmektedir.”[12]
Geleneksel
endüstriler için durum daha iyi değildi. Yabancı üreticilerin dayattıkları
eşitsiz rekabet koşullarında, İranlı zanaatkârlar mesleklerini bırakıyorlardı;
bu, Alman doktor Polack, İngiliz elçisi Abbott ve Curzon gibi yabancı
gözlemciler tarafından da teyit edilen bir durumdu.[13]
Artan
sömürü, mali yıkım, enflasyon ve elbette doğal afetler, İran’ın kır ve kentteki
üreticilerini göç etmeye zorladı. Bu süreç, Kafkasya ve Orta Asya'da sanayi,
maden ve tarımda yaşanan hızlı kapitalist gelişmeyle hızlandı ve yerinden
edilmiş işçileri bünyesine kattı. Göç, diğer sömürgelerde veya yarı sömürgelerde
yaşananların aksine, İran’ın kendine has geri kalmışlığının ayrılmaz bir
parçasıydı. 1900 ile 1905 yılları arasında 8-10 milyon nüfusa sahip olan İran,
her yıl 200 ilâ 500 bin işçiyi çok düşük ücretler alacaklara Kafkasya ve Orta
Asya’ya gönderdi.[14] Bu, kuzey bölgelerindeki yirmi ile kırk yaş arasındaki
erkek nüfusunun yüzde 20 ilâ 50’sine denk geliyordu. Kafkasya’ya yönelik
gerçekleşen bu büyük göç sırasında İran işçi hareketi doğdu ve sosyal
demokrasiden komünizme kadar ardı ardına gelen politik örgütlenme biçimlerinin
açığa çıkmasını sağladı.
İranlı
köylüler ve zanaatkârlar göç etmeye devam ederken, din adamları, memnuniyetsiz
tüccarlar ve müttefikleri gibi diğer gruplar da kraliyet sarayına ve hükümete
reform için baskı yaptılar. Sonunda, 1906 yazında, derinleşen ekonomik kriz,
Rusya’nın Asya’nın yeni yükselen gücü Japonya’ya yenilmesinin ve 1905
devriminin psikolojik etkileri, İran’daki otokratik devletin geçici olarak
yenilgiye uğramasını mümkün kıldı. Hasta ve ölmekte olan şah, halkın
taleplerine boyun eğerek, ulusal bir danışma meclisi olan Meclis’i kurma sözü
verdi. Bir ay sonra şah, 7 Ekim 1906’da açılışı yapılan bir parlamento
önerisini kabul etti.15 Ulusun Temel Yasaları, şahın imzasına ölümünden sadece
beş gün önce sunuldu. Parlamentonun ilk icraatlarından biri, özel mülkiyetin
kutsallığını tanımak oldu.[16]
Tahtın
varisi, kısa süre sonra meşruti hükümete olan düşmanlığını ortaya koydu. Tahta
çıktığı Ocak 1907’den Haziran 1908’e dek uzanan süreçte yeni parlamentoyu
dağıtmak için elinden gelen her şeyi yapan yeni şah ile anayasacılar arasında
şiddetli bir mücadeleye tanık olundu. 23 Haziran 1908’de şah, bir darbe
gerçekleştirdi: Rus albay Liyahov liderliğindeki Kazak Tugayı, Meclis’i
bombaladı ve ellerine geçirebildikleri tüm önemli milletvekillerini katletti.
Bu darbe, 1907’de İngilizler ve Ruslar arasında yapılan, İran’ı iki nüfuz
alanına bölen gizli bir anlaşmanın arka planı teşkil ettiği gerçeklikte meydana
geldi.[17] İranlılar, bu gizli anlaşmanın sonucu olarak, yeni kazandıkları
demokratik kurumlarının yok edildiğini fark ettiler.
Yeni
mutlak güce boyun eğmeyen ve kısa süre sonra silahlanan Azerbaycan eyaleti
hariç, İran’ın tamamı acımasız bir güçle susturuldu. Azerbaycan isyanına,
Meksika’daki Zapata’ya benzeyen popüler bir figür olan Settar Han önderlik
etti. İsyanın merkezi, Settar’ın etrafında gayri resmi istişare kurulu olarak
hareket eden, Tebriz’deki kent meclisi (encümen) idi. Tebriz, İstanbul ve
Kafkasya’ya dağılmış İranlı sosyal demokratlar ve Kafkasya’daki yoldaşlarının
yardımıyla, Settar’a anayasacı güçler lehine dengeyi değiştirebilecek kadar
destek sağladılar.[18] Azerbaycan’daki başarılı direniş, başta Gilan olmak
üzere, diğer eyaletleri de ayaklanmaya teşvik etti.
Gilan
ve Mazenderan: Anayasa Devrimi’ne Uzanan Yol
Hazar
bölgesindeki eyaletlerinde yaşayan köylülerin yaşam standartlarını düşüren
ekonomik yıkımı daha önce ele almıştık. Bölgedeki hoşnutsuzluğun ilk belirtisi,
halkın Nasreddin Şah’ın amcası olan baskıcı bir genel valiye karşı ayaklandığı
1851 gibi erken bir tarihte ortaya çıktı. Reşt şehrinde yaşayan halk, valinin boynuna
(İran’da insanı aşağılamanın bir
yöntemi olarak) çan takıp onu şehirden kovdu. Yerine kardeşi geçti, o da üç yıl
sonra kovuldu. 1861’de, nihai suçluyu bir türlü bulamayan halktaki hoşnutsuzluk,
rakip şehirler (haydari ve nimeti) arasında eskiden beri görülen kavgaya evrildi.
Bu kavgada 400 kişi yaralandı, üç kişi öldü; kadınlara tecavüz edildi, evler
yakıldı ve paralar gasp edildi.
1875’te,
kronik hoşnutsuzluğu bastırmak amacıyla, merkezi hükümet, Tahran’dan altı
kişilik bir komisyon gönderdi. Komisyon, tanzimat hasene (iyi reformlar)
olarak adlandırılan reformları başlattı. Halk başlangıçta reformlara karşı
çıkmasa da, yerel din adamlarınca direnişe örgütlendiler. Din adamları Gilanlıları,
reformlar yoluyla getirilen Avrupa yöntemlerinin, kendilerini sahip oldukları
az şeyden de mahrum bırakacaklarına ikna ettiler. Reform komisyonu, kısa bir
süre sonra yüzleştiği yenilgi ardından eyaleti terk etti.[21] Bununla birlikte,
Avrupa tipi reformlara karşı gerilim devam etti. 1876’da, artık giderek Avrupa
ticareti ve fikirleriyle ilişkilendirilen Ermeni topluluğunun bir üyesi,
Müslüman bir kadınla cinsel ilişkiye girmekle suçlandı. Mollalara teslim edildi
ve idam edildi. Kadınınsa başı kesildi.[22]
Bu
sıralarda genel vali, halkın vergi ödemeyi reddetmesi nedeniyle vergi
toplayamadığını devlet yetkililerine bildirdi. İki yıl sonra şah, Taleşîlerin
dilekçesine cevap verdi ve tebaasının şikâyetlerini dinlemek için Gilan’a gitti.
Bunun üzerine yönetici, hanları görevden aldı ve zincire vurarak Tahran’a
gönderdi.[23] 1879’da veliaht prens Abdullah Han Vali’yi Gilan valisi olarak
atadı, ancak o da baskıcı bir yönetici olduğunu kanıtladı. “Halk yedi yıl
boyunca onun zulmüne maruz kaldı.” Daha sonra, onun vahşi yönetimine tepki
olarak, Lahican valisi olan kardeşi “şehrinden utanç verici bir şekilde
kovuldu.” Kendisinden büyük miktarlarda haraç alan valiyi kovan halk, onunla
birlikte birçok kişiyi de eşyalarıyla birlikte şehri terk etmeye zorladı.[24]
1891’de
Mirza Ali Han, Gilan’a genel vali olarak gönderildi. Kısa süre sonra yaklaşık
12.000 kişinin ölümüne neden olan bir kolera salgınıyla karşı karşıya kaldı.[25]
Acil durumla başa çıkma girişimleri kısmen başarılı oldu. Halk, valinin 1893’te
eyaleti terk etmesine epey üzüldü. Başa gelen bir dizi vali de halktan
olabildiğince çok şey almaya çalıştı. 1897-1898 yıllarında, Şah’ın ikinci oğlu
Şua Sultane, Gilan’ı yönetti. Yönetimi gasp, dayak ve işkenceyle anıldı.[26]
Ocak
1899’da ciddi bir sorun çıktı. Bunun doğrudan nedeni, Gilan’daki Rus Karayolu
Şirketi yetkililerinin, köylülerin her zaman ücretsiz olarak kullandıkları bir
yolda geçiş ücreti talep etmeleriydi. Protesto amacıyla geçiş ücreti istasyonu
yakıldı, ancak vali, olaylara şiddet uygulayarak son verdi. Halkın tutumu
değişmişti, zira artık Gilanlılar, düşmanlıklarını sadece içteki despotizme
değil, giderek içteki zulmün temeli olan yabancı işgalcilere yöneltiyorlardı.
Ayrıca,
artık Reşt’teki Rus konsolosu, halkın gözünde, sık sık genel valiye emirler
veren gerçek yöneticiydi. Rus-Pers savaşlarının sonunda imzalanan ve Rus
diplomatik temsilcilerine kapitalizasyon hakları tanıyan antlaşmalardan bu
yana, İranlı yurttaşlar dezavantajlı bir durumda kalmışlardı. Yargı, her zaman
Rus tebaasını destekliyordu, üstelik Ruslar, İran yetkilileri tarafından
yargılanamıyordu. Bu durum, Rus çarlığının azılı muhalifleri haline gelen Gilanlılar
için aşağılayıcı bir durumdu.[27]
Bu
nedenle, yereldeki toprak sahiplerinin ekonomik baskısı, İran’ın kuzey
komşusunun politik boyunduruğu, tekrarlayan kolera salgınları ve
ipekböceklerinde görülen muskarin hastalığı nedeniyle ipek endüstrisinin yok
olması (1864 ve 1877)[28] gibi birçok faktör, zengin Gilan eyaletini zayıf ve
umutsuz kılmıştı. Bu yüzden, Tahran’da Anayasa Devrimi patlak verdiğinde, hem
kentli hem de köylü Gilanlılar, bu devrime hemen katıldılar ve devrimde
belirleyici bir rol oynadılar.
Hazar
Kıyılarında Anayasacılık
Gilanlıların
Anayasa Devrimi’ndeki rolüne dair elimizde henüz ciddi ve güvenilir bir kayıt yok.
Dolayısıyla, aşağıda sunulan kısa özet, bilinen az miktardaki bilgiye
dayanmaktadır.[29]
Gilan’daki
anayasacı hareketin ilk tezahürü, demokratik hükümet davasını savunan
gazetelerde ortaya çıkmış gibi görünüyor. Gazeteler, okuryazar nüfusun ötesinde
de güçlü bir etkiye sahipti, çünkü gazetede çıkan makaleler, genellikle aile
üyelerince veya halka açık çayhanelerde okuma-yazma bilmeyenlere okunuyordu.
Fahrai’nin verdiği bir listeye göre, 1906’da anayasanın hazırlanması ile Aralık
1911’de Rusların verdikleri ültimatom arasında geçen sürede Gilan eyaletinde
yaklaşık otuz gazete çıkmış.[30]
Bunlardan
Nesim-i Şimal (Kuzeyin Esintisi) görünüşe göre en etkili olanıydı. Dini
batıl inanç ve bağnazlığa karşı doğrudan bir saldırıyla halkı aydınlatmaya
çalıştı. Dinle mücadele, bu dönemde önemliydi çünkü eyaletteki din adamları,
birinci sınıf bir müçtehit ayrıca anayasa karşıtı olan ve demokratik hükümete
karşı halkı kışkırtmak için hiçbir çabadan kaçınmayan Hacı Hümami tarafından
yönetiliyordu.[31] “Özgürlük ve Sovyet yasası”nın[32] İslam şeriatına aykırı
olduğunu belirten, anayasa karşıtı fetva yayınladı.[33] Gilan’daki demokratik
hükümete karşı diğer muhalifler (anlaşılabilir bir şekilde) büyük toprak
sahipleriydi, ancak bunlar nadiren açıkça harekete geçtiler. Perde arkasında
entrikalar çevirirken, bekle-gör tavrını benimsediler.
Ancak
anayasa kabul edildikten sonra, demokratik hükümeti savunanlar, bunun kalıcı
olacağını varsaydılar, bu nedenle, olası tepkilere karşı kendilerini
silahlandırmadılar. Süreç içinde doğaçlama hareket ettiler. Gilanlı
anayasacıların en önemli eylemi, Encümeni Milli-i Eyaleti-yi Gilan’ın
(Gilan Eyaleti Ulusal Konseyi) kurulmasıydı.
1908
darbesinden önceki meşruti hükümetin ilk aşaması hakkında çok az şey biliyoruz.
Reşt’teki İngiliz konsolosu Rabino, başlangıçta şehirde iki il encümeninin
olduğunu öne sürüyor[34] Farsçada “encümen”, meclis veya toplantı anlamına geliyor.
Ancak farklılıklar giderildikten sonra, demokratik hükümeti destekleyen muhtelif
toplumsal unsurları birleştiren tek bir encümen meydana getirildi. Yeni Şah
Muhammed Ali kaynaklı, giderek artan tehdit karşısında birlik şarttı. Encümen,
tüccarların ve zanaatkârların ödeme gücüne göre yaptıkları katkılarla finanse
edildi. Lahican, Langerud ve Enzeli gibi diğer şehirlerde de anayasa
destekçileri encümenler kurdular.[35] İran’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi,
kısa süre sonra otokrasi destekçileri de kendi encümenlerini örgütlediler.[36]
Gilan’daki
Milli Encümen’in ilginç bir özelliği de yukarıda bahsedilen 1876 skandalının
aksine, Müslüman nüfusun dini azınlıklara (Yahudilere ve Hristiyan Ermenilere) gösterdiği
eşi benzeri görülmemiş hoşgörüydü. Haziran 1907’de, Reşt’teki Mücahitler
Partisi, dini çekişmeyi kışkırtmak ve anayasacılar arasında ihtilaf yaratmak
amacıyla yazılmış tahrik edici broşüre cevap olarak, Yahudilerin ve
Ermenilerin, dini inançlarına rağmen, İranlı olduklarını, bu nedenle, İslam’ın
koruması altında olduklarını ilan etti. Nihayetinde Yahudi ve Ermeni topluluklarının
temsilcileri encümene katıldı. Temsilciler, encümenle dayanışma içinde
olduklarını ilan ettiler.[37] Hatta Gilanlı Ermeni Harun Gülistan, yürütme
kurulunun resmi üyesi yapıldı.[38]
Bu
encümenler veya halk konseyleri, o dönemde Tahran’daki Meclis’in yetkisini bile
aşan önemli bir güce sahipti. Hazar bölgesindeki eyaletler içinde Mazenderan,
halkın kendi kendini yönetmesi konusunda sınırlı bir çaba ortaya koyabilmişti.[39]
Buna karşılık, Azerbaycan’dan sonra Gilan, konsey hareketinin en önemli ikinci
merkeziydi.[40] Tahran’daki Rus elçisi, Reşt’te faal olan encümenlerin önemli
ve artan gücünden bahsediyordu. Bir raporda, aralarında Milli Encümen’in en
merkezi ve belirleyici olduğu on iki encümen olduğu dile getiriyordu.[41] Muhtelif
toplumsal gruplardan anayasacılarca oluşturulan halk encümenleri, toplumsal
bileşimleri, rolleri ve idealleri bakımından farklılık arz ediyorlardı.[42]
Bunların içinde en güçlüsü ise Mücahitlerin encümeniydi.
Reşt’teki
Milli Encümen, yavaş yavaş eyaletin işlerini devraldı, köylülerin kendilerini
örgütlemelerine yardımcı olmak için kırsal kesime temsilciler gönderdi.[43]
Ayrıca, eyaletin en büyük nehri Sefid Rud’dan suyun dağıtılması ve eyalette
hayati bir endüstri olan ipek kozalarının alım satımı gibi işlerin
sorumluluğunu üstlendi.[44] Konseyin aldığı önemli önlemlerden biri de İngiliz
konsolosuna ait mektuplardan öğrenildiği kadarıyla, yasadışı yollarla
zenginleşmiş olan valinin gücünü azaltmaktı. Encümen, valinin halkın mallarını
yağmalamasına son verdi. Neticede eyalet, onun ayrılmasından sonra kendi
işlerini düzenli bir şekilde yürütme imkânı buldu.[45] Özetle, Tahran’daki
İngiliz bakanının aktardığına göre, 1907 yılının sonlarına doğru Gilan’da,
ülkenin diğer bölgelerinde olduğu gibi, gerçek iktidar encümenin eline
geçmişti.[46]
Reşt’teki
Encümen-i Milli’nin artan gücü, yalnızca politik bilince sahip halkın artan
gücünü değil, aynı zamanda merkezdeki ve eyalet düzeyindeki otokratik
yöneticilerin azalan gücünü de yansıtıyordu. Nitekim, eyalette halk, kendi
genel valilerini veya yerel valilerini atama hakkı için ısrar ediyordu.[47]
Genel Vali Emir Azam’ın Encümen-i Milli karşısındaki zayıflığı, onun utanç
verici bir şekilde ayrılmasına yol açtı. Mart 1908’de güçlü bir kişiliğe sahip
olan Zahir Devlet’in atanması, Reşt’teki Rus konsolosluğunca gerekli görülmüştü.
Zahir Devlet, gelişinin hemen ardından, protestocuların Hamid Hümayun’daki
pirinç depolarını ateşe vermesinin ardından, yiyecek stoklamak ve halkı aç
bırakmakla suçlanan birkaç Mücahidi tutukladı. Ancak yeni genel vali, Encümen-i
Milli’den güçlü bir direnişle karşılaştı.[48] Encümen-i Milli, Zahir’in ekmek
fiyatlarını düşürmek ve bölgedeki hijyen koşullarını iyileştirmek gibi
uzlaşmacı önlemler teklif etmesine rağmen, yeni yönetime kendi iradesini
dayatmaktan çekinmedi.[49] Encümen-i Milli, Reşt’teki işlerin yanı sıra, taşra
bölgelerinin işlerini de denetledi ve ilde yaşayan yabancı konsolosluk
temsilcileriyle müzakerelerde bulundu. Çalışmalarının bir parçası olarak, Encümen-i
Milli’nin radikal üyeleri, yerelliklerdeki encümenleri örgütlemek için tarım
alanlarına ve köylere gönüllü olarak gittiler. Köylüleri, toprak sahiplerinden
ürünlerin geleneksel paylarını ödemeyi reddetmeye teşvik etme stratejisi
benimsendi. Ödemeyi reddetme eylemi yayıldıkça, ulusal bir mesele haline geldi,
neticede konu, Tahran’daki Meclis'te gündeme getirildi.
Yaygın
görüşün aksine[50], köylüler, devrimci harekete güçlü bir şekilde karşılık
verdiler ve taleplerini Kuzey’de şiddetle dile getirdiler. Reşt’teki İngiliz
konsolosuna göre, köylü konseyi hareketi, zalim toprak sahiplerine karşı bazen
şiddet içeren bireysel eylemlerle yola koyuldu. Bir köylünün çoğu zaman toprak
sahibinin önünde diz çökmek veya gelinlik çağına gelmiş kızını evlenmeden önce
toprak sahibinin oğluna teslim etmek zorunda kaldığı bir ülkede, devrimci
hareketin patlak vermesinin kısa sürede kolektif eyleme yol açması hiç de şaşırtıcı
değildi. Köylüler, hasatlarının büyük bir kısmını teslim etmeyi reddettiler ve
kendilerini icra memuruna, silahlı adamlarına veya hükümet tarafından
gönderilen Kazaklara karşı savundular.
Köylülerin
tekil eylemleri genellikle az ilgi gördü, ancak bu tür eylemler, büyük bir
toprak sahibini etkilediğinde kayıt altına alındı. Bir örnek, Reşt’teki Kahar-i
İmam Camii’nde bulunan kutsal alanın (best) yaklaşık yüz köylü
tarafından ele geçirilmesiydi. Bu eylem, köylülerin toprak sahiplerine
ürünlerinden eskiden verdikleri payı teslim etmeyeceklerine dair bir işaretti.[51]
Encümen-i Milli, başta köylülerin talepleri konusunda tereddütlü olsa da,
onlara doğrudan karşı çıkmadı. Ancak toprak sahipleri ve din adamları, bilhassa
Reşt milletvekillerinin Meclis’teki baskıları arttıkça, köylüleri karşısına
alan encümen, ürün vermeme eylemlerine son verilmesini talep etti.
Çoğunluğu
tüccar olan Reşt konseyinin çoğunluğundan hoşlanılmamasının nedeni, kentte
hüküm süren toprak mülkiyeti türleri (yani, bazı tüccarların aynı zamanda
toprak sahibi olması olgusuna) ve dini vakıflara ait toprakların varlığına
bağlanır. Sonrasında Cengeli Hareketi sırasında görüldüğü üzere, bu faktörler,
toprak sorununun çözümü önünde büyük engeller çıkartıyorlardı.[52] Ancak Encümen-i
Milli’nin muhalefeti köylüleri caydırmadı. Encümenin radikal üyelerince
desteklendiği anlaşılan köylü hareketi, hızla Gilan’ın her yerine yayıldı.
Artan tehdidi sezen toprak sahipleri, köylülere karşı muhalefeti harekete
geçirme umuduyla, Tahran’a giden önde gelen din adamı Hacı Humami’nin
liderliğinde bir araya geldiler. Kısa süre sonra diğer taşra mollaları da ona
katıldı. Rabino’ya göre, Encümen-i Milli’yi yok etmek için tüm servetini
harcamaya hazır olan zengin bir toprak sahibi olan Hacı Razi, Molla Humami’ye
tam destek verdiğini açıkladı ve köylülerden ürünlerin zorla alınmasını istedi.
Misilleme tehditlerinden sonra, mülkünü terk edip Tahran’a gitmek zorunda
kaldı.[53]
Bu
dönemde kaydedilen en önemli olay, Seyyid Celâl Şehr Aşub tarafından
kışkırtıldığı söylenen Leşt-i Nişa köylülerinin eylemiydi. Emin Devlet’e ait
mülkte çalışan üç bin köylü, kendi kendini yöneten bir örgüt kurdu ve ona eskiden
toprak sahibine verilen payı vermeyi reddetti. Kendisi de Reşt’in esnaf encümeni
içinde yer alan, aynı zamanda Encümen-i Milli’nin gerçek bir temsilcisi olan
Seyyid Celâl, köylü örgütünün kurulmasına karar veren meclise girdi. Toprak
sahiplerinin kendisini “eyaletin şahı” olmak için köylüleri örgütlemekle
suçlaması üzerine S. Celâl, Encümen-i Milli başkanının emriyle tutuklandı.[54]
Molla Humami ve Hacı Razi’nin teşvikiyle, merkezi hükümet, köylü isyanını
bastırmak ve kolektiflerini tasfiye etmek için Gilan’a yaklaşık 200 Kazak
gönderdi. Köylüler ve destekçileri şiddetle karşılık verdiler. Bir toprak
sahibi öldürüldü, katili hiçbir zaman bulunamadı.[55]
Eyalet
konseyinin köylülere karşı tavır almasının nedeni, muhtemelen Ocak 1907’de Emin
Devlet’in Leşt-i Nişa’da bulunan geniş arazilerini Mirza Kerim Han Reşti ve
ortaklarına on yıllığına kiralamış olmasıydı. Bu nedenle, kardeşleriyle
birlikte anayasacı harekete katılan ve göreceğimiz gibi Reşt’te büyük nüfuz
sahibi olan Kerim Han zarar gördü.[56]
Dahası,
yeni şahın artan baskısı ve darbe tehdidi Gilanlılar üzerinde anında etki
yarattı. Encümen, Tahran ve diğer illerdeki olaylara, gerektiğinde çarşıyı
kapatarak veya camilerde ya da diğer kamuya açık yerlerde politik konuşmalar
yaparak tepki gösterdi.[57] Ancak Muhammed Ali Şah ile çatışma korkusunun
artması, hem Tahran’da hem de illerde ılımlı anayasacıları daha uzlaşmacı bir
ruh haline ve daha muhafazakâr pozisyonlara itti. Reşt’te encümenin radikal
kanadının yenilgisiyle birlikte köylüler de uzlaştı ve Emin Devlet’e olan borçları
konusunda müzakere yoluyla bir anlaşmaya vardılar. Bazı köylüler, diğer zorunlu
ödemelerin, bilhassa toprak sahibinin “gelinlik kızlarla ilgili hak”kın iptal
edilmesi şartıyla, toprak sahibinin payını vermeyi kabul etti.[58] Ancak Gilan’ın
başka bir bölgesinde, Dayleman’da köylüler isyan ettiler, toprak sahiplerini
kovdular ve bir direğe kızıl bayrak çektiler. Bu, görünüşe göre yalnızca sosyal
demokrat bir fikir değil, aynı zamanda Arap işgaline karşı isyanlardan kalma
eski bir İran geleneğiydi. Genel Vali Emir Azam, güçlü askeri desteğiyle düzeni
yeniden sağlamak için sert önlemler almak zorunda kaldı.[59]
Vali,
köylü isyanlarını kışkırtmakla, 500 üyesi olduğu söylenen ve S. Celâl Şehr Aşub
ile Rahim Şişehbor’un başkanlığını yaptığı çarşı esnafı konseyi Encümen-i
Abbasi’yi suçladı.[60] Bu iki “radikal” üye, faaliyetleri nedeniyle
cumhurbaşkanı tarafından encümenden uzaklaştırıldı. Bu olay ve Encümen-i
Milli’nin köylülerin toprak sahibinin payını ödemesi gerektiği yönündeki
açıklaması, encümenin üye bileşimi itibarıyla ılımlı olduğunu ortaya koyuyor.
Bu görüşü, encümen üyelerinin listesi teyit ediyor.[62] Ayrıca, Encümen-i
Milli’nin Tahran’daki Meclis’e gönderdiği vekillerin hiçbiri köylüleri veya
esnafı temsil etmiyordu.[63] Ancak köylülerin ve esnafın savunucuları kırsal
kesimle sınırlı değildi. Birçok şehirli de onları destekliyordu. Nitekim, üç
kışkırtıcı tutuklanıp hapsedildiğinde, dükkân sahipleri, zanaatkârlar ve
köylülerin baskısıyla serbest bırakıldılar.[64]
Gilan
halkının devrimci ruhu, başka şekillerde de kendini gösterdi. Örneğin, despotik
yönetimin en güçlü dayanaklarından biri olarak kabul edilen, Kaçar şahlarının
gerici eski başbakanı Atabey Azam’ın Enzeli limanına girmesi engellenmeye
çalışıldı. Sonunda, iki büyük ayetullah, Behbehani ve Tabatabai’nin
müdahalesiyle ülkeye girmesine izin verildi.[65] Gilan’ın encümenlerinin
politik gücü Mart 1908’de zirveye ulaştı.[66]
Halk
arasındaki hoşnutsuzluk, azalıp artsa da bir süre daha devam etti. Gilan’daki
demokratik hükümeti savunmaya hazır olanların devrimci enerjisi, yereldeki
gericilerle yaşanan küçük çatışmalarda ve sembolik eylemlerde tükendi.[67] Hiçbir
zaman programa dayalı bir yola kavuşamadı. Bu kararsız tutum, yeni genel vali
Zahir Devlet’i Encümen-i Milli’ye ve Gilan halkına ait encümenlere zulüm
uygulaması konusunda teşvik etti.[68] Şah, Haziran 1908’de başarılı olan darbesini
gerçekleştirdiğinde, genel valinin tüm encümenleri kapatması ve eyaletin
devrimci liderlerinin kaçmasına neden olması önünde hiçbir engel kalmamıştı.[69]
Ancak
durum, Haziran darbesinden sonra kökten değişti. Tahran’dan, önde gelen
anayasacıların öldürüldüğü, Meclis’in yıkıldığı haberi geldiğinde, Reşt çarşısı
kapatıldı, şehirdeki hava tümüyle değişti. Ağustos 1908’de yaklaşık kırk üç
kişinin halk önünde (ayaklarından asılarak) öldürülmesi, derin bir travmaya yol
açtı.[70] Çarşı, genel valinin emriyle, Reşt’teki Çarlık konsolosunun
gölgesinde, yeniden açılmak zorunda kalsa da, bazı silahlı çatışmalar ve can
kayıplarından sonra mücadele, “devrimci unsurlar”ın yeraltına indiği yeni bir
aşamaya girdi.[71] Nitekim Reşt, Muhammed Ali Şah’ın görevden alınmasını talep
eden ilk şehir oldu.[72] Ekim 1908’e gelindiğinde, Tebriz’de silahlı direniş
şiddetlenirken, Gilan, zaten darbe rejimiyle farklı bir tür çatışmaya
hazırlanıyordu.
Tahran’daki
başarısından cesaret alan Şah, Gilan’ı sakinleştirmek için hizmetindeki en
acımasız adamlardan biri olan Ağ Bala Han Serdar Afham’ı gönderdi. Yeni terör döneminin
başlamış olmasına rağmen, devrimciler kısa sürede örgütlendiler ve ülke
dışından yardım aradılar. Yeni darbeci hükümete karşı silahlı direniş için
güçleri seferber eden gizli örgütlerden biri de Kafkasya’da yaşayan
İranlı-Kafkas sosyal demokratların kurdukları ana örgütün bir kolu olan
Mücahitler’di.[73] Diğerleri ise çeşitli Ermeni devrimci gruplardı.
Başlangıçtaki bazı çekişmelere rağmen, Settar Komitesi’ni kurdular. Bu
komitenin neyin harekete geçirdiği bilinmiyor. İçinden daha sonra Serdar Muhyi
olarak bilinen Muiz Sultan ve ağabeyi Kerim Han Ekıber (Reşti) gibi isimler öne
çıktı. Bunlar, Gilan’daki en büyük iki toprak sahibinden biri olan Sipahdar
Reşti’nin yeğenleriydi (Ek Bölüm’e bakınız).
Encümen-i
Milli’ye kıyasla, Settar Komitesi, bileşimi değilse de, görüş bakımından biraz
daha radikaldi. Encümen-i Abbasi’den gelen radikal bir unsuru içeriyor olsa da,
ağırlıklı olarak küçük toprak sahipleri ve küçük tüccarların egemenliğindeydi.[74]
E.
G. Browne’a göre, küçük bir toprak sahibi olan Kerim Han, devrimci hazırlıklar
için özel fonlarından gelen yaklaşık 20.000 ruble harcadı. Kendisi ve güvenilir
yoldaşlarından bazıları, silah ve mühimmat temin etmek için Kafkas şehirlerine
beş gizli yolculuk yaptı. “Dağ yollarından ve ıssız patikalardan kılık
değiştirerek geçip geri döndü.”[75] Görüleceği üzere, bu aktivistlerden
bazıları Cengeli Hareketi’nde önemli roller oynadılar.
Bu
hazırlıklara daha az bilinen diğer kişiler de dâhil oldu. Mirza Küçük Han’a[76]
ek olarak, Ermeni sosyal demokrat Hınçak partisi aktivistleri, bu silahlı
direnişte belirleyici bir rol oynadılar. Güvenilir bir Ermeni kaynağı, Kasım
1908’de İranlı Mücahitler, Hınçak partisi ve Kafkas sosyal demokratları
arasında, anayasayı yeniden tesis etmek için güçleri birleştirmek amacıyla bir
anlaşma imzalandığını söylüyor. Esasında Settar Komitesi, birçok görüşün ve
çabanın ortaklaştığı kavşaktı.[77] Koalisyonun görevi; devrimcileri eğitmek,
silahlandırmak ve yaklaşan savaş için patlayıcılar hazırlamaktı. Operasyonların
tümüyle gizli tutulması mümkün değildi, çünkü Kasım 1908’de bir Rus sosyal
demokrat, Reşt’in ana meydanındaki bir dükkânın bodrumunda bomba yaparken ölmüştü.[78]
Eyalet
hükümeti ve yereldeki Rus yetkililerinin artan gözetimi ve baskısına rağmen,
gizli ağ, kısa sürede eyaletin diğer bölgelerine yayıldı ve yerel komiteler
kurdu. Enzeli’de küçük tüccarlar kendi komitelerini oluşturup, Kafkas
devrimcileriyle temasa geçtiler.[79] Gilan’a gelenler arasında, on yıl sonra Cengelilerle
daha ciddi bir ittifakın temelini oluşturan, Gilan devrimcileriyle kalıcı bir
dostluk kuran Mişa Caparidze[80] ile Sergo Orjonikidze[81] gibi Bakû ve Tiflis’in
önde gelen sosyal demokratları da vardı.
Komitenin
faaliyetleri, radikal anayasacıların genel amacına uygun olarak, anayasayı
yeniden tesis etmeyi hedefliyordu. Başlangıçta gizli bir organ olan komite, Şii
dini liderlerinin, inananların şah hükümetine vergi ödemekten kaçınmaları
gerektiğine dair bir fetva yayınlamasıyla açığa çıktı. Bu fetva, şahın
meşruiyetini ortadan kaldırmıştı. 8 Şubat 1909’da devrimciler, zalim genel
valinin evini bombalayarak onun ölümüne neden oldular. Olayda her iki taraftan
da yaklaşık yirmi kişi daha öldü.[82] Başkentten Kazak kuvvetlerinin gelip
düzenleyecekleri saldırıya mani olmak adına komite, Reşt’ten Tahran’a giden
yola mayın döşedi.[83] Reşt’te bir “devrimci” hükümetin kurulması, yereldeki
Rus yetkililerini ürküttü. Bu yetkililer, tebaalarının güvenliği ve eyaletteki binalarının
güvenliği konusunda endişeliydiler. Bu nedenle, konsolosluk muhafızlarının takviye
edilmesini istediler.[84]
Komite,
ayrıca eyalet hükümetinin merkezini de ele geçirdi.[85] Bir Rus diplomatına ait
rapora göre, yaklaşık 200 Kafkas “komplocu”sunun yardımıyla Reşt’teki
operasyonların başarısı, başkent halkı üzerinde “derin bir iz” bıraktı, onları
şaha karşı mücadeleyi sürdürmeleri konusunda teşvik etti.[86] Komite, Sipahdar
Azam’ın (Sipahsâlâr olarak da anılır) yeni genel vali olmasını istedi.[87]
Hatırlatmak gerekirse, Kuzey’in en zengin iki toprak sahibinden biri olan Sipahdar
Azam, şahla işbirliği içinde hareket eden, ona yakın bir isimdi ve Tebriz’deki
direnişi bastırmak için bizzat şah tarafından gönderilmişti.[88] Görevi,
yalnızca Azerbaycan’ın zalim genel valisi Ayn Devlet ile olan anlaşmazlığı
nedeniyle terk etmişti.
Mevcut
kayıtlar, komitenin onu seçmesinin taktiksel bir seçim olduğuna dair çok az
şüpheye yer bırakıyor. Yani, Kerim Han gibi önde gelen isimler, Gilan’ın
devrimci güçlerinin başında Sipahsâlâr’ın olmasıyla şahı daha hızlı
yenebilecekleri hesabını yaptılar. Hesapları ne olursa olsun, müthiş bir
kişiliğe sahip güçlü bir toprak sahibinin seçimi, devrimci ordularının
hazırlıksızlığını ve özellikle düşman kampında diğer İranlıların saygısını
kazanabilecek ulusal çapta tanınmış bir figüre duydukları ihtiyacı ortaya
koyuyor.[89]
Sipahsâlâr’ın
politik akrabalarından kopup anayasacı olmayacağını anlayamadılar. Direniş
sırasında Çarlık gazetesi Russkoie Slovo’ya [Rusların Sözü] verdiği bir
röportajda şunları söyledi:
“Ulusal Savunma Bakan
Yardımcısı olarak, Ayn Devlet ile birlikte Milliyetçilere karşı gerçekleştirilen
Tebriz yürüyüşüne katıldım. Sonunda, büyük bir şiddet ve mantıksız bir
inatçılıkla karşılaşınca hizmet ettiğim her şeyden vazgeçmek zorunda kaldım.
Altmış üç yaşında, devrimci denilen insanların arasına katılmak zorunda kaldım.
İran’ın mutlakiyetçiliğe ihtiyacı olduğuna ikna oldum. Tüm hayatım boyunca şaha
ve tahtına hizmet ettim, yaşlılığımda adalet adına şahla savaşacağım. Tahran
yürüyüşüne katılacağım ve tam zaferden eminim.”[90]
Şahla
temasını sürdürmüş, şah da onu devrimcilere karşı kışkırtmaya çalışmıştı.
Tebriz, İsfahan ve Gilan’daki anayasacıların Kafkasya’dan gelen silahlı
adamlarıyla başarı şansından emin olan Sipahsâlâr, şahın taleplerine boyun
eğmedi.[91]
1909
yılının başlarında, Bahtiyari aşiret liderlerinin yönetimindeki İsfahan ve
görünüşte hoşnutsuz toprak sahiplerinin komutasındaki Gilan, gasıp şahı
devirmek için Tahran’a yürüyerek, Tebriz direnişini desteklemeye hazırmış gibi
görünüyordu. Mart 1909’a gelindiğinde, muhalefetin üç merkezi de (Tebriz, Gilan
ve İsfahan) birlikte hareket ediyordu. Kısa süre sonra Gilanlı-Kafkas güçleri,
Tahran’a doğru ilerlemeye başladılar.[92] Durumun ciddiyeti göz önüne
alındığında, Tahran’daki İngiliz ve Rus bakanları, şahı gerici isimlerden
oluşan ekibinden uzaklaşmaya, anayasayı yeniden tesis etmeye, etrafına güvenilir
bakanları ve danışmanları toplamaya ve farklı partilerin politik sürece
katılmasına izin vermeye zorladılar.[93]
Öte
yandan, İngilizler, Sipahsâlâr gibi halk temsilcilerine “aşırı talepler”inden vazgeçip
şahla uzlaşmalarını tavsiye ettiler. Daha önce ihanete uğramış olan
devrimciler, şaha karşı mücadeleyi bırakmayı reddettiler. Savaş, 16 Temmuz 1909’da
şah ve maiyetinden bazılarının Tahran’daki Rus elçiliğine sığınmasıyla sona
erdi.[94] Şah, sürgüne gönderildi, yerine genç oğlu Ahmed tahta geçirildi. Görünüşe
göre radikaller sadece cumhuriyetçiliği terk etmek ve şahın yerine prensin
geçmesine razı olmak konusunda tavizde bulunmuşlardı.[95]
Zafer,
esas olarak Azerbaycanlıların ve bir ölçüde de Gilanlıların cesur direnişiyle,
tabii İranlı ve Kafkas sosyal demokratlarının yadsınamaz yardımıyla elde
edilmiş olsa da, zaferin meyvelerini birlikte toplayanlar, “demokratik aydınlar”la”
birlik kuran hoşnutsuz toprak sahipleri ve savaş ağaları oldu. Direnişin
temelini encümenlerle atmış olan halk güçleriyse iktidardan uzaklaştırıldılar.[96]
Kısa
süre sonra İkinci Meclis açıldı ve politik durum normale döndü.[97] Başarılı
devrimciler politik örgütler kurdular. Hayat normale döndü ve hareketin radikal
unsurları, yeni kazandıkları demokratik alanı ve politik organları kullanarak
halkı eğitmeye çalıştılar. 15 Kasım 1909’a gelindiğinde, İkinci Parlamento, iki
siyasi eğilim arasında bölündü: İtidalliyun (kelimenin tam anlamıyla “ılımlılar”.
Aslında bunlar muhafazakârlardı)[98] ve Demokratlar (veya ılımlı sosyal
demokratlar).[99] Nihayet görüşmeler başladı. Demokratlar, kısa süre sonra
Avrupa modeline göre bir politik parti kurdular. Özü itibarıylaa Bismarkçı,
hatta Jakoben merkeziyetçilikle tanımlı bir reform programı önerdiler.[100]
İngilizlere
göre, zafer kazanan “ulusal” Demokratlar, “daha önce
onlara pek sempati duymayan veya destek vermeyenlerden bile sıcak övgüler alan öz denetim
ve ılımlılıkla hareket
ettiler.[101] Bu “ılımlılık”, inatçı gericilerin ve Rus destekçilerinin, tahttan indirilen şahın tahtı yeniden ele geçirme girişimlerine aktif olarak yardım etmelerine mani olmadı. Şah, 1910 sonbaharında ve 1911 yazında iki
kez İran’ı işgal etti, ancak önemli can kayıpları ve boş hazineye
büyük bir
masraf çıkartan Şah yenilgiye uğradı.
Ülkenin
mali durumunu düzeltmek amacıyla, İkinci Meclis, gerekli mali reformları
üstlenmesi için Amerikalı bir uzman olan Morgan Shuster’ı ülkeye davet etti.
Ancak Rus hükümeti, İran’daki nüfuzunu kaybetme korkusuyla, Shuster’ın
reformlarına karşı çıktı ve İran’a, İngilizlerin ve Rusların rızası olmadan
görevlendirilen Amerikalı danışmanların sınır dışı edilmesini talep eden bir
ültimatom verdi. Meclis, ültimatomu reddetti. Bunun üzerine Rus birlikleri,
İran’ı işgal etti ve Tahran’a doğru ilerledi.
Tahran
çarşısı, diğer şehirlerde olduğu gibi, İran’ın egemenliğini ihlal eden bu
girişimi protesto etmek amacıyla kepenk indirdi. İnsanlar, “Ya istiklâl ya ölüm!”
diye bağırdılar. Tebriz ve Reşt’te işgalci Rus birlikleri ile gönüllüler
arasında çatışmalar çıktı. Ruslar, birçok vahşete imza attılar. Tebriz’de
saygın vatandaşlar halkın gözü önünde idam edildiler.[102] Meşhed’deki İmam
Rıza Türbesi bombalandı, birçok insan ve hacı öldü. İranlılar, Rusların
kibirine ve dünyanın geri kalanının, özellikle de dışişleri bakanı 1907’de St.
Petersburg ile gizli bir anlaşma imzalayan İngilizlerin kayıtsızlığı karşısında
tamamen şok oldular.
Lord
Grey’in ihanetinden dolayı hayal kırıklığına uğrayan genç İran demokrasisinin
birçok İngiliz dostu, Lord Curzon gibi kalibreli bir adamın onlarla aynı safta
yer almasından memnuniyet duydu, zira İngiliz dışişleri bakanı, Avam Kamarası’nda
İran politikasını savunmuştu: konuşması, Rusların İran’da yaptıklarının
tamamını onaylıyordu. Birinin dediği gibi (Mısır’daki İngiliz yöneticisi Lord
Cromer’e atıfta bulunarak), Grey, aslında “İran’ı Kromerleştirmeyi,
bağımsızlığının biçimini korurken özünü yok etmeyi” amaçlıyordu. “Rusya bunu
İran’da, bizim Mısır’da yaptığımız gibi yapacak.”[103] Bu koşullar altında, “ılımlılar”,
parlamentoyu feshettiler ve Çarlık hükümetinin isteklerine uydular. Shuster,
Aralık 1911’de görevden alındı. İran’ın demokratik hükümet konusunda yaptığı ilk deneme böylece sona
erdi.[104]
Rusların
elit kesim üzerinde kendi iradelerini dayatmalarının ardından İran, en karanlık
dönemlerinden birine girdi. Bir İngiliz analistin de belirttiği gibi, bu
yıllarda İran’ın içinde bulunduğu durumdan daha sefil bir durum hayal etmek
neredeyse imkânsızdı.[105] Meclis askıya alınmışken, hükümet, Rus baskısına
boyun eğdi. Enflasyon ve yolsuzluk, ülkeyi kasıp kavuruyordu. Hazine boşalmıştı.
Ruslar, bu tür girişimlere karşı çıktığı için İran yabancı yardım bile alamadı.
Kuzey İran, artık fiilen bir Rus sömürgesiydi, İranlılar, en aşağılayıcı
koşullar altında yaşıyorlardı.
Aralık
1911’deki Rus ültimatomu, halkı bir kez daha güçlü bir düşmanla karşı karşıya
getirdi. Bununla birlikte, Rusya, bu sefer aleni düşman olmasına rağmen,
direniş Haziran 1908’dekinden daha büyüktü. Gilan halkı; iş bırakma eylemleri,
kamu gösterileri ve konuşmalar yaparak, pazarları kapatarak, şeker gibi Rus
mallarını boykot ederek ve okul çocuklarının vatanları için ölmeye hazır
olduklarını göstermek için onlara beyaz kefen giydirerek tepki gösterdi.
Devrimcilerin
iki yıl önce yeniden canlandırdıkları meclisin seçtiği demokratik hükümet
sıkıyönetim ilan edince, Rus kuvvetleri, işgalci birlikler olarak kuzey İran’a
girdiler. 1911 yılının Noel arifesinde Tebriz’de bir terör eylemleri süreci
başlattılar. Shuster’ın sözleriyle:
“Sınırsız infazlar, idamlar,
işkenceler, toplarla insanların havaya uçurulması ve şehirlerin sokaklarında
kadın ve çocukların acımasızca katledilmesi -ve daha da kötü şeyler,
mahkemelerin kurulmasını teşvik eden, insanlığın dostuymuş gibi davranan bir
ulusun subayları ve askerlerinin siciline kaydoldu. [...] Yüzlerce kilometre
uzaktaki Reşt ve Enzeli’deki Rus askerleri, herhangi bir uyarı veya provokasyon
olmaksızın, İranlı polisleri ve birçok insanı vurdu.”[106]
Shuster’a
göre Enzeli, Rus konsolosunun kontrolü altındaydı.[107]
Rusların
son bir eylemi de İran Dışişleri Bakanlığı’na bir ültimatom daha vererek, çok
sayıda Rus karşıtı Gilanlı’yı zorla sürgüne yollamaktı. Liste, 1908-1909
ayaklanmasının liderlerini de içeriyordu.[108] Rusların istekleri gerçekleşti.
Devrimcilerin ve reformistlerin eyalette kalmalarına yasak getirilmesiyle
birlikte Gilan, Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine dek sürecek yeni bir
kış uykusuna girdi. Gilan halkı, diğer İranlılar gibi, acılarını ve öfkelerini
alışılmış dirençleriyle birlikte yaşadı.
Sonuç
1.
Gilan halkının yüzleştiği zorluklar otuz-kırk yıldır artıyor olsa da, 1905 Rus
devrimi’nin ve Tahran ile Tebriz’deki anayasa devriminin patlak vermesinden
önce bölgede köylü veya kent isyanına dair gözle görünür bir işarete rastlamak
mümkün değildi. Reşt veya Enzeli’de bir veya iki gizli örgüt veya bunların
Mücahitler türünden rüşeym hallerine rastlamak mümkün olsa da süreklilik arz
eden örgütlü bir eylemlilikten eser yoktu. Halkın tek çaresi sabır gösterme
haricinde göç etmekti. Rus devriminin patlak vermesi ve Rusya’nın Japonya
tarafından yenilgiye uğratılmasıyla, tüm İranlılar gibi Gilanlıların içini de,
Çarlık denilen düşmana karşı zafere ulaşma umudu sarmış olmalıydı.
2.
Halkın kendini ifade etmek ve yönetmek için alelacele encümenler (konseyler
veya sovyetler)[109] kurması, muhtemelen Ruslara ve yereldeki otokrasiye karşı
halkın iktidarını yeniden gündeme getirme iradesinin yansımasıydı. Evet, encümenler
neticede sadece başlangıç için atılmış bir adımdı. Ama tüm eksikliklerine
rağmen, düşmanlarını sadece genel vali, merkezi hükümet, hatta Meclis ile
değil, aynı zamanda taşra hükümetinin yerine yabancı elçilerle de yürütülen
müzakerelerde kendilerini ortak olarak kabul etmeye zorlamayı başardılar. Bu,
önemli bir başarıydı. Bu halk organlarının etki düzeyinin bir delili de zengin
tüccarlar, toprak sahipleri ve önde gelen din adamları gibi mülk sahibi
sınıfların bile halk organlarına karşı koymak için kendi encümenlerini kurmuş
olmalarıydı.
3.
Halk encümenleri, toplumda varolan mesleklere göre belirlenmiş hatlar uyarınca
oluşturuldu. Bu durum, geleneğin sürdürülmesinin bir yansıması ama aynı zamanda
bu sürekliliğin altında yatan bir yönü de ortaya koyuyor. Her toplumsal grubun
büyüklerinin bu örgütlere rehberlik etme eğiliminde olduğu doğru, ancak
girişimci ve cesur olanların liderliğe yükselmesi için bolca alan vardı. Orta
tabaka (toprak sahibi tüccarlar ve orta düzey toprak sahipleri) dümeni elinde
tutarken (Encümen-i Milli’nin ve İkinci Meclis’e gönderilen temsilcilerin toplumsal
yapısında yansıtıldığı gibi), Muhammed Ali Şah’ın kısa süreli istibdatına karşı
verilen sert mücadele, encümen hareketini radikalleştirdi, daha az güçlü olan
toplumsal unsurların yükselmesini sağladı. Dahası, köylüler, uygun koşullar
altında zalimlerine karşı ayaklanabileceklerini ve kendi işlerini
yönetebileceklerini gösterdiler.
4.
Anayasal Devrimi’nde, başkentte veya illerde tek bir karizmatik lider yoktu.
Genel olarak, encümenler, kolektif liderlik ve işbirliği, bu dönemin ayırt
edici özellikleriydi. Sipahsâlâr’ın Tahran’a yürüyen Gilanlı devrimci güçlerin
başına getirilmesi, görünüşte biçimsel ve ciddi olmayan bir seçim olsa da, bu
atama, bazı Gilanlıların karizmatik bir lidere ihtiyaç duyduğunun deliliydi.
Fakat genelde bu, İran’da tek bir karizmatik liderin varlığıyla güç kazanmayan
ilk ve son modern hareketti.
Settar
Komitesi’nin Sipahsâlâr’ı Gilanlı devrimcilerin başkomutanı olarak seçmesi,
ciddi bir hataydı.[110] Eğer Sipahsâlâr ve Bahtiyari hanları yerine devrimci
liderler seçilmiş olsaydı, ortaya çıkacak sonuç Tahran’daki güç dengesini
değiştirebilirdi. Sipahsâlâr gibi liderler, İran’ın mali danışmanı Shuster’ın
çabalarını boşa çıkarmak istiyorlardı çünkü onun İsveçli subayların
komutasındaki jandarmaların desteğiyle vergi tahsilatını yürürlüğe koyacağını
biliyorlardı. Neticede Sipahsâlâr, Kavam ve Vusuk, artık devlete borçlu
oldukları devasa vergilerden kaçınamazlardı.[111] 72.000 tomanlık gecikmiş
vergiyi ödemesi istendiğinde, Sipahsâlâr, Shuster’dan “vatanseverlik hizmetleri
ve şahı deviren ulusal gücün bir parçası olan ‘Reşt ordusu’nu donatma çabaları
üzerinden oluşan masraflar için” bir milyon toman istedi. Gerçekten de, “yaptıklarına
minnettar olması gereken bir hükümetin kendisini ve soyundan gelenleri on nesil
boyunca tüm vergilerden muaf tutması gerektiğini” düşünüyordu.[112] Sipahsâlâr,
elbette yalnız değildi. O dönemde bir Alman diplomat şu gözlemini aktarıyor:
“Ülkenin büyük toprak
sahipleri, din adamları ve varlıklı iş adamları, gönüllerinin derinliklerinde,
iktidardaki parlamentocu demagojiden bıkmış usanmış haldeler, çünkü bu demagoji,
artık geleneksel ayrıcalıklarını ve en kutsal varlıklarını, yani vergilerden
çalma özgürlüğünü bile sorgulamaya başlıyor.”[113]
Bu
gerçekler ışığında, anayasacıların Sipahsâlâr gibi isimleri reform hareketine dâhil
etmeleri aptallıktı. 1911 sonlarında ve 1912 başlarında Rus işgaline karşı
kendiliğinden gelişmiş olan bir halk direnişinin belirli bir yöne kanalize
edilip kontrol altına alınması gayet doğal bir gelişmeydi. Ancak zimmete para
geçirme suçuyla hiçbir ilgisi olmayan bir hükümet, ABD’li mali danışmanın
görevden alınması konusunda Rusya’nın verdiği ültimatomu elinin tersiyle
itebilir, Rus işgaline şiddetle karşı koyabilirdi. Gilan köylüleri, Sipahsâlâr’ın
gerçek yüzü konusunda görünüşte hiçbir yanılsamaya kapılmamışlardı. 1907’de
Reşt valisi iken kendilerine verdiği cezaları hiç unutmamışlardı. Dolayısıyla
devrimci cenaha liderlik ettiğinde onu görmezden geldiler.[114] Ancak Settar
Komitesi’nin politik liderleri, okuma-yazma bilmeyen köylülerden daha az kurnaz
olduklarını kanıtladılar. Bu nedenle, Gilan ayaklanmasının lider kadrosu, İran
siyasetinde yaygın olan belirli bir politik beceriksizlikten, hatta aleni bir oportünizmden
muzdaripti.
İnsanların
demokrasiyi kurmak ve savunmak için sonuna dek gitmeye hazır olmadıklarını kimse
iddia edemez. İran’ın mali sistemini reforme etme ve yolsuzluğu ortadan
kaldırma çabaları, Rus askerlerince İranlıların katledilmesine neden olan
Morgan Shuster, İran’ın kuzeydeki düşmanıyla uzlaşma çağrısında bulunanları eleştirdi.
İranlıları, “uluslarının onurunu ve egemenliğini devretmeyi” reddetmek için
gerekli olan “ulusal ruh”a sahip oldukları için savundu. Shuster, sözlerine
şunları ekledi:
“Farsların kendi
kendilerini yönetme kapasitesi, inkârın sorgulamayı geride bıraktığı çevrelerde
asılsız bir şekilde saldırıya uğramıştır. Farsların pratik siyasette ve temsili
anayasal hükümet tekniğinde beceriksiz olduklarını kimse inkâr edilemez; ancak
gelenekleri, karakterleri, mizaçları ve eğilimleri doğrultusunda gelişme
hakkına sahip oldukları da aynı derecede açıktır. [...] İran halkı, tüm
zorluklarına rağmen ve sözde dost güçlerin tacizine maruz kalarak, bir müstebitin
iyi planlanmış, zor kazanılmış özgürlüklerini ellerinden alma girişimini
engellemeyi başaran sadece beş yıllık bir çabanın ardından, iki Avrupa ülkesi,
dünyaya bu adamlarınistikrarlı ve düzenli bir hükümet biçimi üretemeyecek denli
yoz, uygunsuz ve beceriksiz olduklarını söylüyor.
Persya’nın çöküşüyle
ilgili gerçekleri öğrenince, en şüphecilerin bile gözlerindeki perde kalkıyor.
Persya’nın, yüzyıllardır süregelen pratiklerin oluşturduğu beceriyle, zayıf
ulusları birer bahis olarak masaya koyan, tüm ırkların canlarını, onurunu ve
ilerlemesini feda eden birkaç Avrupalı gücün oynadığı sefil iskambil oyununun
çaresiz kurbanı olduğu açıkça görülüyor.”[115]
Yıllar
sonra Gilan köylüleri ve encümenleri “insanlar encümenlere, mütevazı bir öğle
yemeği veya basit bir çay için örgütlendiler” diyerek alaya alan Reşt’teki
İngiliz konsolosu Rabino, köylülerin kendi çıkarlarını anladıklarını kabul
etmek zorunda kaldı. Şunu söyleyen oydu: “Köylü, idaredeki genel düzensizlikten
ve karmaşadan istifade ederek, yavaş yavaş kirasını veya taksitlerini düzenli
olarak ödemeyi bıraktı. Ona göre mülk sahibi, bir hırsız ve düşmandı.” Her ne
kadar Meclis’in köylünün üzerine yağdırdığı bombalarla “düzen” sağlanmış olsa
da, bu uzun sürmedi. Gerici hareketin yenilgisinden sonra köylüler, gene kira
ve toprak sahibinin payını ödemeyi reddettiler. “Tüm gelirlerinden mahrum
bırakılan toprak sahipleri, giderlerini karşılamak için acı dolu bir hayat
sürdüler.”[116] Bu köylüler, başta radikal unsurları olmak üzere, encümenleri
desteklediler, hem İngiliz hem de Rus gözlemcilerin yoksul kitlelerin “zalimleri
ve sömürücüleri” olarak tanımladıkları unsurlar yerine onlara yaslanmamak için
hiçbir neden yoktu.
Bir
dizi faktör, bağımsızlık hareketi 1912’de yenilgiye uğrayan Gilan halkını
derinden yaraladı. Bunlar şunlardı:
1.
Halkın katılım düzeyini düşüren, encümenlere yönelik ilgisizlik;
2.
Uzak başkentte bulunan Meclis’in ve kitlelerle ilgilenmeyen Avrupa tarzı politik
partilerin politik faaliyet üzerinde kurdukları tekel;
3.
Sömürü ve zulümle tanımlı toplumsal güçler ve bireylerle yapılan akıllıca
olmayan uzlaşmalar;
4.
Bir avuç liderin konumlarını kendilerini zenginleştirmek için kullanırken halk
arasında devam eden acı.
Neticede
politikaya ve kolektif eyleme olan inançlarını yitiren insanlar, yüzlerini karizmatik
liderlere çevirdiler. Bu arada, yolsuzluk ve politik oportünizm daha da
yaygınlaştı. Dahası, düşman güç olarak Rus, gene yenilmez görünüyordu. Halkın
hayal kırıklığı ve öfkesi derinden hissediliyordu.
Tüccar,
toprak sahibi ve din adamı kökenli İranlı “aydınlar”ın çoğu, meşruti hükümet
arayışında, Avrupa’daki anayasal gücün kökenlerine dair bilinci oluşturmadan,
tasarımlarını Avrupa örneklerinden esinlenerek şekillendirdiler. Aydınlanma’nın
derslerini edinmediler, belki de bu derslerin hiç farkında değillerdi. Avrupai
biçimlerin yalnızca yüzeysel taklidiyle yetindiler. Batılı modelleri taklit
ederken bile, ABD’nin federal yapısından veya Fransızların cumhuriyet
sisteminden ziyade, Rus ve Alman meşruti monarşilerine daha çok ilgi duydular.
İran’ın despotik yönetiminin önemli bir dayanağının, özellikle her İranlının
maruz kaldığı geleneksel örgün eğitim olmak üzere, toplumsal yetiştirme tarzında
yattığını anlamakta başarısız oldular.
Böylece,
(hem kendi ülkelerinde hem de toplumda sürekli olarak pekiştirilen) Asya’ya has
düşünce tarzından kesin bir şekilde kopmak yerine, İranlı aydınlar, hızlı bir
zafer elde etmek için onlarla “taktiksel bir ittifak” kurarak “ilerici” din
adamlarını ve hoşnutsuz toprak sahiplerini güçlendirdiler. Aynı eleştiri,
Maniheist düşünce tarzından kurtulmayı başaramayan sosyal demokrat hareketin
radikal kanadına da yöneltilmelidir. Çarlık İmparatorluğu’nun Asya bölgesinde
eğitim görmüş, Rus Marksizminden büyük ölçüde etkilenmiş olan bu kişiler,
devrimi “demokratik burjuvazi”ye ve “liberal toprak sahipleri”ne teslim
edilmesi gereken bir şey olarak algıladılar, oysa kendileri gasıp şahı deviren
hareketin ikinci aşamasında belirleyici olmuşlardı.[117]
Bu
düşünce tarzıyla aydınlar, kent ve taşradaki encümenleri dağıttılar, otokrasiye
karşı zaferi borçlu oldukları mücahitleri ve fedaileri silahsızlandırdılar.
Göreceğimiz üzere, Cengeli Hareketi’nin gelecekteki lideri Mirza Küçük Han,
İkinci Meclis’in arifesinde dağıtılan bu mücahitlerden biriydi. Gilan’ın fiili
yöneticisi olan, Reşt’teki Çarlık konsolosunun emriyle memleketi olan eyaletten
kovulmuştu.
Hüsrev Şakiri
[Kaynak:
Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921,
University of Pittsburgh Press, 1995, s. 22-42.]
Dipnotlar:
[1] On sekizinci yüzyıl başlarında İran’daki sosyopolitik yozlaşma konusunda
bkz.: L. Lockhart, The Fall of the Safavi Dynasty and the Afghan Occupation
of Persia (Cambridge, 1958), 2, 4, 31. bölümler.
[2]
Nadir Şah dönemi konusunda bkz.: L. Lockhart, Nadir Shah, A Critical Study
Based Mainly Upon Contemporary Sources (Londra, 1938).
[3]
Bkz.: J. Perry, Karim Khan Zand, A History of Iran, 1747-1779 (Şikago,
1979).
[4]
Ayrıca bkz.: Gavin Hambly, “An Introduction to the Economic Organization of
Early Qajar Iran,” Iran, Journal of British Institute of Persian Studies 2
(1964): s. 69-81.
[5]
Tüm bu anlaşmaların metinleri için bkz.: yayına hz.: J. C. Hurewitz, Diplomacy
in the Near and Middle East (Princeton, 1956); ve R. K. Ramazani, The
Foreign Policy of Iran, 1500-1941 (Charlottesville, Va., 1966).
[6]
Sovyetler Birliği’nde çalışma yürüten Petroşevski gibi İran tarihçilerinin
iddiasının aksine İran’da prekapitalist üretim tarzı feodal değil Asyatikti. İran
kendi başına, sömürgecilerin müdahalesi olmaksızın dinamik bir kapitalist
ekonomi kuramazdı. İran’daki geleneksel tarım, özel toprak sahipliğinin
eksikliği üzerine kuruluydu. Ekilebilir arazilerin büyük bir kısmı ya devlete
ya da hazineye aitti, hamba (köy komünü) adına köylülerce ortaklaşa
işleniyordu. Arazinin önemli bir kısmı vakıf için ekiliyordu. Vakıflarda kısmen
özel mülkiyet mevcuttu. Bu üretim biçimi nihayetinde 1906-1909 devrimi sonrası
hâkim hale geldi. Asyatik üretim tarzı ile ilgili bir tartışma için bkz.: The
Ethnological Notebooks of Karl Marx, yayına hz.: L. Krader (Assen, 1972);
A. Sultanzade, ERPAI (Iran’s Economic Development and English Imperialism) (Moskova,
1930), çeviri: Ecrits Economiques, yayına hz.: C. Chaqueri (Floransa,
1980); ve F. Tokei, Essays on the Asiatic Mode of Production (Budapeşte,
1979).
[7]
Rusların İran’daki ticaret hayatı içerisindeki alanının genişlemesi konusunda
bkz.: D. Krahmer, Russland in Asien, vol. 6, Die Beziehungen
Russlands zu Persien zu Persien (Leipzig, 1903); ve G. I. Ter’-Gukasov, Politicheskie
i Ekonomicheskie Interesy Rossii v’ Persii (Petrograd, 1916).
[8]
Bkz.: C. Issawi, The Economic History of Iran, 1800-1914 (Şikago, 1971),
s. 112-258.
[9]
A.g.e., s. 80-81.
[10]
Babi isyanı konusunda bkz.: E. G. Browne, Materials for the Study of Babi
Religion (Cambridge, 1918) ve A Traveller’s Narrative (Cambridge,
1891); J. A. de Gobineau, Les Religions et Philosophies dans I’Asie Centrale
(Paris, 1865); M. Bayat, Mysticism and Dissent, Socio-religious Thought
in Qajar Iran (Siraküza, 1982); M. Momen, “The Social Basis of Babi
Upheavals in Iran, 1848-53,” International Journal of Middle Eastern Studies
15 (1983): s. 159-83.
[11]
Tütün Protestosu ile ilgili iki özgün değerlendirme için bkz.: Ann K. S.
Lambton, “The Tobacco Regie, a prelude to revolution,” Studia Islamica 22-23
(1965, 1966), ayrıca: Qajar Persia (Londra, 1987); ve F. Adamiyat, Şureş
bar İmtiaz-i Rezhi (Tahran, 1360/1981).
[12]
Issawi, The Economic History of Iran, s. 209. Toprak kirası ve özel
mülkiyetin aşama aşama genele yayılması sürecinin sonucunda köylülerin payının
azalması konusunda bkz.: Sultanzade, Iran’s Economic Development ve A.
Tchilinkirian, “Die Persische Revolution, ihre Ursachen, ihr Charakter und ihre
Kampfmethoden,” Die Neue Zeit 28 (20 Mayıs 1910).
[13]
Bkz.: Issawi, The Economic History of Iran, s. 267-69; ve George N.
Curzon, Persia and the Persian Question (Londra, 1966), 2:41-42; ve J.
E. Po- lack, Persien und Seine Bewohner (Leipzig, 1865).
[14]
Bkz.: C. Chaqueri, La Social-Democratie en Iran (Floransa, 1978), and Social
Democracy in the Persian Constitutional Revolution, 1905-1911.
[15]
Anayasa Devrimi’nin tarihi konusunda bkz.: E. G. Browne, The Persian
Revolution of 1905-1909 (Londra, 1910; rpt. 1966).
[16]
Madde V, Temel Kanunlara Eklemeler.
[17]
1907 tarihli İngiltere-Rusya anlaşması konusunda bkz.: Browne, The Persian
Revolution, Bölüm 6; R. P. Churchill, Anglo-Russian Convention of1907 (Cedar
Rapids, Iowa, 1939); ve R. W. Cottam, Nationalism in Iran (Pittsburgh,
1979), s. 164-75.
[18]
İranlı sosyal demokratların rolüne dair detaylı bir çalışma için bkz.:
Chaqueri, Social Democracy in the Persian Constitutional Revolution,
1905-1911 ve “The Role and Impact of Armenian Intellectuals in Iranian
Politics, 1905-1909,” Armenian Review 2, 4 (1988).
[19]
Safeviler döneminde yürürlükte olan, birçok İran şehrinde hüküm süren
haydarilere karşı nimetiler husumeti ilk Pehlevi şahının iktidarı sırasında
sonlandırıldı. Öfkeyi devletten uzaklaştırıp halka yöneltmek, insanları
galeyana getirmek için kullanıldı.
[20]
H. L. Rabino, “Les Provinces Caspiennes de la Perse,” RMM 32 (1916-1917):
s. 479-80.
[21]
A.g.e.; ayrıca bkz.: Rabino, “Tanzimat Hasene,” RMM 26 (1914): s.
135-36. Bu makale, Gilan’daki toprak sahibi din adamlarının ilk Sipahsâlâr,
Mirza M. H. Müşir Devlet’in idarede yaptığı reformlara yönelik itirazlarıyla
kurduğu ilişkiyi ele alıyor. Bu süreçte din adamları cahil insanları
reformcuların üzerine saldı, çünkü reformcular, devlet gelirleri ile ilgili
suiistimalleri kontrol etmeyi amaçlıyorlardı.
[22]
Rabino, “Les Provinces Caspiennes,” s. 482.
[23]
A.g.e.
[24]
A.g.e., s. 483.
[25]
Eylül 1904’te Reşt’te yeni bir kolera salgını baş gösterdi ama salgın hızla
kontrol altına alındı, böylelikle ölü sayısı asgari düzeyde tutuldu. A.g.e.,
s. 485.
[26]
A.g.e.
[27]
E. Fakhrai, Gilan dar Conbeş-i Meşrutiyyet (Gilan) (Tahran, 1973), Bölüm.
3.
[28]
Issawi, The Economic History of Iran, s. 231. Ayrıca bkz.: A. Seyf, “The
Plague of 1877 and the Economy of Gilan,” Iran, Journal of British Institute
of Persian Studies 27 (1989): s. 81-86.
[29]
Bkz.: Browne, The Persian Revolution; A. Taddayyon, Nakş-i Gilan dar
Nehzat-i Meşrutiyyet-i İran (Teheran, 1974); Gilan; H. L. Rabino, Meşruti-
yi Gilan (Resht, 1973); A. Kasravi, Tarih-i Meşruti-yi İran (Tahran,
1967); M. Malekzadeh, Tarih-i Meşruti-yi İran (Tahran, 1979), Cilt. 5,
7. Bu kitaplar ideolojik önyargıların güdümündedirler ve gerçekleri çoğunlukla
yanlış aktarırlar.
[30]
Gilan, Bölüm. 16; ayrıca bkz.: Taddayyon, Nakşi-i Gilan, s.
324-27. Fahrai’nin ve E. G. Browne’ın (The Press and Poetry of Modem Persia -Los
Angeles, 1983) bahsini ettiği önemli gazetelerden biri de Mücahid. Bu
gazete ancak beş sayı çıkabilmiş. Bkz.: Historical Documents: The Workers',
Social Democratic, and Communist Movement in Iran, 23 Cilt. Yayına hz.:. C.
Chaqueri (Floransa ve Tahran, 1969-1993), 6:11-15, ilk sayı.
[31]
Taddayyon, Nakşi-i Gilan, s. 234-36; Gilan, Bölüm. 7.
[32]
Bu dönemde Sovyet’in İran’daki muadili meşruti hükümet anlamında
kullanılıyordu. İlk Rus devrimince kendiliğinden benimsendi.
[33]
Gilan, s. 95-97; ve Malekzadeh, Tarih-i Meşruti-yi İran, Cilt. 5,
Bölüm. 8. Devrimcilerin 1909’da zafere ulaşması sonrası Hacı Humami ilk
tutumundan vazgeçip anayasayı destekledi. Ancak bu tavrını ciddiye almayan
devrimciler kendisini vurdular.
[34]
Rabino, Meşruti, s. 8-10.
[35]
Hablu’l-Metin gazetesinin 3 Haziran 1907 tarihli nüshasına göre,
Enzeli’deki “Milli Encümen” 1907 yılında yirmi bir üyeye sahipti. Fakat zamanla
birçok üye, aşağılık kabul ettikleri marangozluk ve taş ustalığı gibi meslekler
icra eden “sıradan” insanlarla yan yana oturmak istemediklerini söyleyerek
encümenden ayrıldı. Bu “aristokrat tavrın vatanseverce olmadığını düşünen kimi
üyeler, “ilgili tavrın milli duyguları incittiğini, İslam diniyle çeliştiğini”
söylediler. “Le Club National d’Enzeli,” RMM 5 (1907): s. 552.
[36]
Reports from Persia to the Russian Ministry for Foreign Affairs (M.I.D.) were
published as Sbomik’ DiplomaticheskikW Dokumentov, Kasayushchikhsiya Sobytii
v Persii, 7 vols. (St. Petersburg, 1911). İlk dört cilt Farsçaya “Turuncu
Kitap” (Tahran, 1988) olarak çevrildi. Rusça versiyonuna (R), Farsça
versiyonuna (P) denildi. Encümenlerin nüfuzu ve sayıları konusunda bkz.: (R),
1:40-41 ve (P), 1:52-53; Gilan, s. 114.
[37]
Rabino, Meşruti, s. 26-28.
[38]
Gilan, s. 139.
[39]
M. Ali Şah’ın ilk başarısız darbesinin gerçekleştiği Aralık 1907 ve Ocak 1908
döneminde Meclis, Tonekabun şehrindeki anayasacılara silahlı adamlarını başkent
savunmasına göndermelerini istedi. On gün içerisinde 400 asker seferberedildi
ama şah ile meclis arasındaki anlaşma gereği bu askerlere Tahran’a gitmemeleri
söylendi. Tonekabun’a Mükerrem Devlet isminde zalim bir valinin geldiği haberi
üzerine kentteki insanlar kaygılandılar, zira kent halkı, merkezi hükümetin
atadığı bir valiyi öldürmeye ant içmişti. Mazenderan’da olan bitenden hoşnut
olmayan insanlar, kolayca teslim oldu. Bu kişiler Nisan 1909’daki yürüyüşe
katılmadılar. Bkz.: Orange Book (P), 1: s. 114, 138 ve 280. Mazenderan’da
birkaç encümen kuruldu. Sari şehrinde bir Hakikat Meclisi teşkil edildi (Vakıat-i
İttifakiye dar Ruzegar, yayına hz.:. M. Ettehadiyeh ve S. Sa‘dvandian [Tahran,
1984], 1: s. 151); diğer encümen, 1909 başlarında şahtan kopan Sipahsâlâr
eliyle Tonekabun şehrinde kuruldu.
[40]
Bu noktada akla, 1908-1909’da anayasayı yürürlüğe koymak için verilen silahlı
mücadeleye öncülük etmiş, gerekli kararları alan kurulun ve harekete yön veren
ruhun Azerbaycan Milli Encümeni olduğu gelsin.
[41]
Orange Book, (R), 1:40-41; (P), 1: s. 52-53. Rabino, “Notes sur la
Perse,” RMM 28 (1914): s. 221. Bu çalışmada kendisinin 30 kadar encümeni
bildiğini söylüyor ama isimlerini vermiyor; M. S. Ivanov (Iranskaia
Revoliutsia [Moskova, 1957], s. 45-55) ise zaten bilinen bazı encümenlerin
listesini veriyor: Mücahidan (devrimciler), Safa (toprak sahipleri), Hakikat (gençlik),
Kabir (zanaatkârlar), Fatima (seyyidler), Azerbaycanlı Nusret (asiller), Sedakat
ve Ruhani (ilahiyat öğrencileri), Şerafat (mollalar), Hayriye (memurlar) Hasan
(pişnamazan ve imamlar). Teddeyyün (Nakşi-i Gilan, s. 34) birkaç
isim daha veriyor. Fahrai, kentteki doktorlardan oluşan, hijyen işleriyle
ilgilenen bir kesimin encümeni olduğunu söylüyor (Gilan, s. 141).
Mamontov, (Bombaran-i Meclis-i Şura-yi Milli... Hükümet-i Tezar ve Muhammed
Ali Şah, yayına hz.: H. Shahidi (Tahran, 1984), s. 338) Tahran’da 140 kadar
encümen olduğunu, bunların toplamda 30.000 üyesinin bulunduğunu iddia ediyor.
[42]
Encümenler ve Anayasa Devrimi’nde oynadıkları rol konusunda bkz.: C. Chaqueri,
“Pişine-ha-yi Conbeş-i Encümenin” (Konsey Hareketinin Arka Planı), Kitab-i Cumeha
5 (Kış 1985).
[43]
Rabino, Meşruti, s. 22.
[44]
A.g.e., s. 23; Gilan, s. 139.
[45]
FO, Blue Book (Tahran, 1984), 1: s. 43.
[46]
İngiliz bakanın düşüncesine göre Tahran’daki Meclis gücünü artık kentler ve
eyaletlerdeki encümenlerden alıyordu (A.g.e., s., 1:80, 91, 187, 301,
307, 396).
[47]
Orange Book (P), 1: s. 139.
[48]
A.g.e., s. 1:163, 222.
[49]
A.g.e., s., 1:179.
[50]
M. S. Ivanov (Iranskaia Revoliutsia, s. 146) İran köylülerinin devrimci
olmadıklarını iddia eden ilk İranolog. E. Abrahamyan ve F. Kazemi bu görüşü
paylaşır, ama Gilan’ı bu konuda istisna olarak görür (“The Nonrevolutionary
Peasantry of Modern Iran,” Iranian Studies 11 [1978]).
[51]
Üç yıl Ruslar adına Reşt’te konsolos yardımcısı olarak görev yapmış olan B.
Nikitin, köylülerin, Rusların kendilerini konsolosluğa sığınmalarını sağlamak
suretiyle zalim toprak ağalarına karşı korumalarını istediklerini söylüyor. Bkz.:
B. Nikitin, Irani keh Men Şenahte Em (Tahran, 1950), s. 91.
[52]
Esasında toprak sahipliğinin mevcut koşulları İran’ın bugüne dek yüzleştiği
toprak sorununa makul bir çözüm bulunmasına mani olmuştur.
[53]
Rabino, Meşruti, s. 13, 37.
[54]
A.g.e., s. 31-32; Bu hususu şu çalışma da teyit eder: Blue Book, 1:
s. 37, 66.
[55]
Orange Book (P), 1: s. 122.
[56]
Leşt-i Nişa’daki mülkleri konusunda Kerim Han ile Emin Devlet arasında para
konusunda yaşanan tartışma konusunda bkz.: Kerim Han’ın Emin’e karşı kaleme
aldığı broşür, Kabale- yi Tarih, yayına hz.: I. Afshar (Tahran, 1990), s. 353-98.
[57]
Blue Book, 1: s. 54; Orange Book (P), 1: s. 215, 259.
[58]
Rabino, Meşruti, s. 50.
[59]
A.g.e., s. 52.
[60]
Blue Book, 1: s. 126; Rabino, Meşruti, s. 54.
[61]
Rabino, Meşruti, s. 30.
[62]
Fahrai (Gilan, s. 114) Malik-i Tüccar üyelerini şu şekilde sıralıyor:
Meşhedi Cabbar, Şeref Mülk, Hacı Ağa Rızazade, Ebulkâsım Han İmam Cuma, Vekil
Rüaya, Hacı Muhammed Taki Hamsi, Hacı Naki, Aslan, İsa Sigarcı, Molla Gulam Ali
ve Meşhedi Ebulkâsım.
[63]
Herkesin katıldığı oylama neticesinde belirlenmeyen Milli Encümen bir “seçmen
kurulu”nca seçiliyordu. Kurul üyeleri şu şekildeydi: (1) Mirza Muhammed Han Rahmetabadi;
(2) Şeyh Hüseyin Malik Maali (toprak sahiplerinin temsilcisi); (3) Bahir Ulum
(gerici bir toprak sahibi), Hacı Ağa Mir Reşti (babası din adamı, din
adamlarının temsilcisi ve anayasaya karşı); (4) Hüsam İslam, köylülere karşı;
(5) Dabir Resul Lahici; ve (6) Muhammed Yezdi, tüccar vekili. Mazenderanlı
vekiller de toprak sahibi sınıflara mensuplardı. Bahir Ulum, Tahran’daki
faaliyetleriyle kendisini bu şehre göndermiş olan Milli Encümeni ortadan
kaldırmak için uğraşıyordu. Bu noktada Tebriz Milli Encümeni’nin iki haftada
bir çıkarttığı şu yayına bakılabilir: Encümen, Nisan 1907 (aktaran: M.
Rafii, Encümen [Tahran, 1983], s. 234-35). Meclis vekilleri konusunda
bkz.: Z. Shacii, Nameyandegan-i Meclis-i Şura-yi Milli dar Bistoyek Dore-yi Kanunguzari
(Tahran, 1965).
[64]
Rabino, Meşruti, s. 31-32, 35, 56. Üç isimden biri S. Celâl, biri camcı
Rahim biri de Muhammed Ursiduz (kunduracı).
[65]
Malekzadeh, Tarih-i Meşruti-yi İran, s. 461-62; Rabino, Meşruti, s.
15-16. Enzeli’deki Milli Encümen’in Tahran’daki Milli Encümen’e çektiği telgraf
için bkz.: H. Muhit Mafi, Tarih-i İnkılab-i İran (Tahran, 1984), 1: s. 240-41.
[66]
Tahran’da bulunan İngiliz bakanın 27 Mart 1908’de bildirdiğine göre geçici
genel vaki eyalette güvensizliğin artması ve encümenlerin sayısının çoğalması
sebebiyle istifa etti (Blue Book, 1: s. 174).
[67]
Şah Aralık 1907’deki ilk darbe girişiminde başkente gönüllüleri göndermişti. (Orange
Book [P], 1: s. 210).
[68]
A.g.e., 1:s . 259.
[69]
A.g.e., 1:s . 279.
[70]
“A Recht,” RMM 16 (1908): s. 191-92.
[71]
Ağustos 1908’de çıkan bir habere göre Reşt’te evinde patlayıcılar bulunan bir
Ermeni tutuklandı. (A.g.e.)
[72]
Irak’ın Necef kentindeki dini liderlere çekilen bir telgrafta Reşt Milli
Encümeni şahın tahttan indirilmesini talep etti (Vakıat, s. 203).
[73]
Ayrıntılar için bkz.: Chaqueri, La Social-Democratie en Iran and Social
Democracy in the Persian Constitutional Revolution.
[74]
Melikzade (Tarih-i Meşruti-yi İran, s. 1051) Settar Komitesi üyelerini
şu şekilde aktarıyor: Serdar Muhyi ve üç kardeşi, Kerim Han, Ahmed Ali Han ve
Hamid Sultan (toprak sahibi bir aileye mensup), Nasır İslam Nemadani (küçük toprak
sahibi ve din adamı), Mirza Ali Muhammed Han Tarbiyat (görünüşe göre bir aydın),
Mirza Hüseyin Kasmai (küçük bir toprak sahibi tüccar ailenin Fransa’da eğitim
görmüş üyesi), S. Eşrefeddin (Nesim-i Şimal’in yayın yönetmeni),
Rahim Şişehbor (Milli Encümen’in radikal üyesi), Hacı Hüseyin Ağa İskenderi (küçük
bir tüccar), Ağa Gül İskenderi (çivi tüccarı). Fahrai (Gilan, s. 113) S.
Eşref’in adını anmıyor ama listeye Cevad Han Nasır Mülki, Meşhedi Muhtar
Erdebili ve MuhammedAli Magazi gibi kimlikleri ve politik görüşleri bilinmeyen
isimleri ekliyor. Tedeyyün (Nakş-i Gilan, s. 228-29) ise Fahrai’nin listesini
doğruluyor.
[75]
Browne, The Persian Revolution, s. 436. Malekzadeh, Tarih-i Meşruti-yi
İran; Kasravi (Tarihi-i Meşruti-yi İran), Fahrai (Gilan) ve Tedeyyün
(Nakş-i Gilan) de bu bilgiyi teyit ediyor. Muhtemelen kendisi, bilgiyi
Browne’dan alıyor ama kaynağı belirtmiyor.
[76]
Küçük Han’ın yeğeni Mirza İsmail Han veriyor bu bilgiyi: Kıyam-i Cengel,
Yad-deşt-hayi Mirza İsmail Cengeli [Hatırat], yayına hz.: ve takdim eden:
E. Ra’in (Tahran, 1978), s. 56.
[77]
Kaynaklar bu yakınlaşma üzerinde durmuyorlar. Hınçakçılar takip eden ay
içerisinde İranlı yoldaşlarına tüfek verdiler. Bkz.: Chaqueri, La
Social-Democratie en Iran, s. 237-44; ayrıca bkz.: Malekzadeh, Tarih-i Meşruti-yi
İran, s. 1041; ve Hist. Doc., Cilt. 6. Toplamda Gilan operasyona
yedi grup katıldı: (1) Velikov liderliğinde hareket eden Gürcü sosyal
demokratlar 23 kişi; (2) Andreasyan liderliğinde hareket eden Hınçakçılar 21
kişi; (3) Gulam Hüseyin Han liderliğinde hareket eden İranlı sosyal demokratlar
50 kişi; (4) Yefrem Han liderliğinde hareket eden Ermeni Taşnaklar 17 kişi; (5)
muhtemelen başında Reştli liderlerin bulunduğu Reşt’te faal olan Settar
Komitesi 45 kişi; (6) Bakû grubu 46 kişi olarak katıldı; (7) operasyona katılan
Kafkas Türklerinin sayısı verilmemiş (Chaqueri, La Social-Democratie en
Iran, s. 239).
[78]
Bu kişi, Potemkin savaş gemisindeki isyana katılmış olan bahriyeli Vladimir.
İngilizlerin 8 Aralık 1908 tarihli raporuna göre Sebze Meydan’da kazara
patlayan bomba sonucu Vladimir öldü. Muhtemelen bombayı bir Ermeniye ait dükkânda
tezgâh altında bizzat hazırlıyordu. İngilizlerin başka Kafkaslıları da benzer
koşullarda öldürdüğü veya üzerinde bomba bulunduğu ya da bomba patlattığı için tutukladığı
biliniyor. (FO 248/970).
[79]
Gilan, s. 114.
[80]
Taddayyon, Nakş-i Gilan, s. 231; Malekzadeh, Tarih-i Meşruti-yi İran,
s. 1051.
[81]
Orjonikidze İran’da en a iki kez bulundu. Muhammed Ali Şah’ın devrilmesi
sonrası reşt’teki politik kulüplerde faal olan devrimcileri eğitti. Komünist
Manifesto’yu ilk o Farsçaya tercüme etti (Chaqueri, Social Democracy in the
Persian Constitutional Revolution; S. Javid, Nehzat-i Meşrutiyyet-i İran
ve Nakş-i Azadi-kahan-i Cihan [Tahran, 1969], s. 72-74).
[82]
Blue Book, 2:108; Orange Book (P), 2:94; Kasravi, Tarih-i Meşruti-
yi İran, s. 9.; Gilan, s. 117-19; Taddayyon, Nakş-i Gilan, s.
240-41. Bu önemli olayı en canlı şekilde şu çalışma anlatıyor: A. H. Nava’i, “İnkılab-i
Gilan Çegune Ağaz Şod?,” Mecelle-yi Yadigar 3 (1947): s. 41-55.
[83]
Orange Book (P), 2:103.
[84]
A.g.e., 2: s. 107-08, 121, 132.
[85]
Milli Encümen de faaliyetlerine başladı ama artık ana karar alıcı kurul
değildi. Mutedil bir çizgi tutturan encümen “devrimci” toprak sahipleriyle kurulan
yeni ittifakla uyumlu hareket etti.
[86]
Orange Book (P), 2: s. 105.
[87]
Günlüklerinde Sipahsâlâr, Reşt ve Tebriz’de insanların Tahran yürüyüşünde
kendilerine öncülük etmesini istediğini söyüyor. (A. S. Khatatbari, Zendegani-yi
Sipahsâlâr-i Azam [Tahran, 1949], s. 24).
[88]
Ek Bölüm’e bakınız. İntihar ettiği vakit Tahran basını Sipahsâlâr’ı “İran’ın
bir numaralı toprak sahibi” olarak andı (A.g.e., s. 101).
[89]
Fakhra’i (Gilan, s. 122) Sipahsâlâr’ın eyalet valisi olması
devrimcilerin başına geçmesi talebinin komitece yapılmış “zekice” hamle olduğu
iddiasında!
[90]
21 Nisan 1909. G. Il’inskii, “Iranskii Azerbaijan v Revoliutsii 1905-1911,” Revoliutsionniy
Vostok 4 (1936): s. 109. 1911’de başbakan ve savaş bakanı iken iktidara gelmesinde
katkısı bulunan insanları günlüklerinde yerden yere vurur. Birkaç makaleyle destek
verdiği Demokratlara ait programı eleştirir, onları çocukken “eşcinsellikle
meşgul” olmuş, şimdilerde ise “şarlatandan ve dolandırıcıdan” başka bir şey
olmayan bir avuç şehzade olarak niteler” (Khatatbari, Zendegani-yi Sipahsâlâr-i
Azam, s. 45).
[91]
Blue Book, 2: s. 459-61.
[92]
Ermeni lider Yefrem Han Kazvin’deki Rus konsolosunu neden ziyaret ettiğine dair
bir açıklama sunamaması üzerine üç devrimci Tahran’a yönelik saldırıya
katılmayıp Reşt’e döner. Bu üç devrimci, Bulgar “devrimci gazeteci” Panov,
Gürcü Velikov ve Serdar Muhyi ile birlikte Mücahidler hareketi içinde yer almış
olan Mirza Küçük Handır (Gilan, s. 151-52).
[93]
Browne, The Persian Revolution, s. 294.
[94]
A.g.e., s. 294-321.
[95]
Bu dönemde cumhuriyet davası ile ilgili bir tartışma için bkz.: C. Chaqueri,
“Republicans and Federalists, Lone Voices in the Intellectual History of Iran,”
makale Aralık 1987’de Amerika Tarih Derneği’nın yıllık toplantısı için kaleme
alınmıştı.
[96]
Encümenlerin rolü konusunda bkz.: Ann K. S. Lambton, “Secret Societies in the
Persian Revolution,” St. Antony's Papers 4 (1958) ve “Persian Political
Societies,” in A.g.e. içinde, 16 (1963); C. Chaqueri, “Pişine-ha-yi Conbeş-i
Encümenin,” Kitab-i Cumeha 5 (1985).
[97]
İkinci Meclis’teki Gilan vekilleri Ebulkâsım Han Muaz Sultan Pimia (liberal
görüşlere sahip önemli bir toprak sahibi), S. Yahya Nemadani (din adamı ve
Settar Komitessi üyesi), Muhammed Yezdi (tüccar, ilk mecliste vekil ve Şubat
1909 sonrası kurulan Milli Encümen’in üyesi), Dr. İsmail Marzban, Muhattap
Sultani (Enzelili küçük bir toprak sahibi) ve Mirza Muhammed Ali Han Vezirzade.
Nemadani hariç “devrimciler” arasında bulunan herhangi bir kişiye vekillik ya
da bakanlık koltuğu verilmedi. Sipahsâlâr başbakan oldu, Yefrem Han Tahran
emniyet müdürü olarak atandı. Mazenderanlılar şahın yıkıldığı ve anayasanın
yeniden yürürlüğe girdiği süreçte pek bir rol oynamadılar. Yeni vekilleri
tümüyle mülk sahibi ve din adamıydı. İkinci Meclis vekillerinin listesi için
bkz.: Shaji‘i, Nemayandegan-i Meclis.
[98]
Bkz.: Hist. Doc., Cilt. 13; ve İçtimaiyun-İtidaliyun, Destur-i Meşru-i
Maslaki ya Meramname-yi Hizb (Tahran, n.d.).
[99]
Bkz.: Chaqueri, La Social-Democratie en Iran, Hist. Doc., Cilt. 3,
6,13,19, ve “The Role and Impact of Armenian Intellectuals in Iranian Politics,
1905-1932.”
[100]
Program ve manifestoları için bkz.: Hist. Doc., Cilt. 13,19.
[101]
FO Persia (Historical Section of the Foreign Office, Sayı. 80, Londra, 1919)
, s. 38.
[102]
Bir İngiliz liberal, Grey’i yaşanan “rezalet”ten sorumlu tutuyor. Dediğine göre
1908 darbesi “şahın Çar ziyaretinin ve Grey’in 1907’de Rusya ile yaptığı
anlaşmanın semeresi”. Bu kişi 26 Aralık 1911 günü şunları söylüyor: “Ruslar
Tebriz’de katliam yaptı. Kadın erkek çoluk çocuk 500 kişiyi öldürdü, kadınlara
tecavüz edildi, akla gelebilecek her türden zulme imza atıldı. Grey aslında aldığı
talimatlara göre hareket etmedi. Ama basın ona hiç tepki göstermedi, kendisini
eleştireceğimiz bir toplantı bile yapılmadı.” W. S. Blunt, My Diaries, Being
a Personal Narrative of Events, pt. 2, 1900-1914 (Londra, 1920) , s.
213, 388-89.
[103]
A.g.e., s. 389.
[104]
M. W. Shuster’ın değerlendirmesine bakılabilir: The Strangling of Persia, N.Y.,
1912; daha kapsamlı teorik analizi için bkz.: R. A. McDaniel, The Shuster
Mission and the Persian Constitutional Revolution (Minneapolis, 1974).
[105]
FO Persia, s. 44.
[106].
Shuster, The Strangling of Persia, s. 220-29.
[107]
A.g.e., s. 229. Rusların Gilan’da yaptığı zulümler konusunda İranlıların
kaleme aldığı değerlendirmeler şu çalışmada mevcut: Gilan, Bölüm. 14; ve
Malekzadeh, Tarih-i Meşruti-yi İran, Cilt. 7, Bölüm. 10. İran’ın
bağımsızlığı konusunda İngilizlerle Ruslar arasında varılan mutabakatın detaylı
ve belgelere dayalı sunumu için bkz.: B. de Siebert, Entente Diplomacy and
the World (New York, 1921).
[108]
Bu isimler Hüseyin Kasmai, Mirza Küçük Han, Rahim Şişehbor, Serdar Muhyi, iki
kardeşi (Gilan, s. 252-53).
[109]
Anayasa karşıtı Müçtehid Humami’nin encümenlere yönelik sert muhalefeti,
encümenlerin o dönem halktan gördüğü desteğin ve sahip olduğu etkinin delili.
[110]
Browne şunları söylüyor: “Genel varsayıma göre, Sipahsâlâr gerçekte Reşt
devriminde tali bir rol oynadı ama devrimde büyük bir şevkle çalıştı. Kendisinden
cesur ve diri güçlerce bir koçbaşı olarak kullanıldı. [...] Ama şimdilerde
(Temmuz 1910) kendisi, davasına kani ve sebatkâr bir milliyetçi değil, bir
oportünist olarak görülüyor. Hemşehrileri kendisine bir Serdar Esad kadar
güvenmiyorlar.” (The Persian Revolution, s. 437).
[111]
Rusların ültimatomunu iki bakan kabul etti: Kavam ve kardeşi Vusuk. Vusuk Shuster’ın
görevden alınmasını istedi, çünkü Shuster, Azerbaycan Gelirler İdaresi’nden
alınan kamu fonlarını zimmetine geçiren babası ile ilgili bir soruşturma
yürütüyordu (Shuster, The Strangling of Persia, s. 210).
[112]
A.g.e., s. 300-01.
[113]
AA, Akten Persien, Sayı. 21, “Die Persische Frage,” IX, Report A164 (3
Kasım 1911), akt.: McDaniel, The Shuster Mission, s. 190, n. 1.
[114]
Rabino, “Notes sur la Perse,” s. 226; Anjoman (Tebriz), s. 229.
[115]
Shuster, The Strangling of Persia, pp. 203-04. Benzer görüşler için bkz.:
E. G. Browne, Origine et Developpement du Mouvement Constitutionnel ou
Nationaliste Person, Conference Faite a la British Academy le 6.2.1918 (Paris,
1919); Independent Labour Party, Persia and Finland and our Russian Alliance
(Londra, 1915).
[116]
Rabino, “Notes sur la Perse,” s. 219-20.
[117] Tarihi aktarım için bkz.: Chaqueri, Social Democracy in the Persian Constitutional Revolution.


0 Yorum:
Yorum Gönder