Giriş
Haziran
1974’te geçirdiği şiddetli sıtma nöbeti, Fransız Guyanası’nda dünyaya gelmiş
olan tarihçi Walter Rodney’yi Darüsselam’daki Muhimbili Ulusal Hastanesi’nde
yatağa mahkûm etti. Otuzlu yaşlarının ortalarında hasta yatarken, Rodney’nin
aklında belki de Frantz Fanon’un 36 gibi erken bir yaşda kanserden ölmüş olduğu
gerçeği vardı. Bu kader, başucunda duran yoldaşlarının hayal gücünde büyük bir
yer tutuyordu. Horace Campbell’ın sonrasında aktardığına göre, Avrupalı bir
doktor, onu Washington’da bulunan (Fanon’un 13 yıl önce öldüğü) Walter Reed Hastanesi’ne nakletmeyi teklif
ettiğinde, Rodney’nin yoldaşları bu teklife sert tepki göstermişlerdi. Nihayetinde
bir aktivist arkadaşının baktığı Rodney, onun sayesinde iyileşti (Campbell 1974,
s. 178-179).
Rodney, sadece erken yaşta ölmüş olma konusunda ortaklaşmıyordu Fanon’la. Aralarında 17
yıl yaş farkı olmasına rağmen, her iki adam da oldukça benzer yollar yürümüştü:
Karayipler’den gelen köleleştirilmiş Afrikalıların torunları olarak, Afrika’nın
kurtuluşunu kendi kurtuluşları için elzem gördüler. Her iki isim de teorik
eleştiriden devrimci örgütlenme aşamasına geçti: Fanon, Cezayir’de faal Ulusal
Kurtuluş Cephesi’nde aktivist, Rodney ise Guyana’nın İşçi Halk İttifakı’nın
Marksist lideri olarak faaliyet yürüttü (Lewis 1998; Boukari-Yabara 2018;
Zeilig 2021, 2022).
Bu
makale, Fanon’un Afrika’nın bağımsızlığın arifesinde olduğu dönemde yazılmış
olan Yeryüzünün Lanetlileri (1961) adlı eserinin, Rodney’yi 1968-1978
yılları arasında sömürgecilik sonrası Afrika ve Karayipler’deki
anti-emperyalist mücadelelerde strateji ve sınıf meseleleri üzerine düşünmeye
nasıl teşvik ettiğini inceliyor. Walter Rodney Belgeleri (WRP) ve diğer
kaynaklardan yararlanan makale, Rodney’nin Fanon’un eseriyle kurduğu, değişime
açık ilişkisinin, siyasi gelişimindeki önemli kalıpları ve incelikleri açıklığa
kavuşturduğunu söylüyor. Başlarda Rodney, Fanon’un birçok fikrini benimsemiş
olsa da, bunları kademeli olarak geliştirmiş, sorgulamış, kimi zaman redde tabi
tutmuştur. Anti-emperyalist mücadelelerin tuzakları bağlamında bu fikirlerin mevcut
sınırlarını gören Rodney, devrimin güçlü rehberi olarak Marksist teoriye
yönelmiştir.
Makale,
Rodney’nin 1968’de Karayipler’deki Siyahi Güç hareketinden Afrika’nın kurtuluşu
mücadelesine geçişinin belirleyici bir siyasi evrimi temsil ettiği iddiasını
desteklemek için, tarih yazımının Fanon’un Rodney üzerindeki etkisini zaman
zaman ya küçümsediğini ya da abarttığını sorgulayarak başlıyor. Rodney, Fanon’un
kendiliğindenliği yüceltmesinden uzaklaşarak, silahlı mücadelenin siyasi
örgütlenmesine odaklandı. Daha sonra, Rodney’nin başta Fanon’un Afrika’daki
küçük burjuvaziyi kitlelerle ittifak kurabilecek veya onlara ihanet edebilecek
bir komprador sınıfı olarak görmesini kabul etmesine rağmen, 1971 sonlarından
sonra otoriter bir yola sapan Tanzanyalı muadilini reform yapamayan bir
yönetici sınıf olarak yeniden tanımladığını ortaya koyuyoruz. Son olarak,
Rodney ve Fanon, Afrika işçi sınıfı hakkındaki görüşlerinde baştan beri farklı
konumdaydı, ancak burjuva sınıfını reddetme konusunda birleşiyorlardı. Fanon’un
aksine, Rodney, yetmişlerde Tanzanya’da patlak veren grevler ve işgaller
ışığında, işçi sınıfının emperyalizme karşı mücadelede merkezi bir öneme sahip
olduğunu fark edecekti.
Kendiliğinden
Gelişen Devrimci Şiddetten Örgütlenme Sorununa
1968
ile 1980’deki ölümüne kadar geçen süre içinde Rodney, siyaseten gelişmiş,
kendiliğinden ayaklanmaların sınırlılıklarıyla ilgili hesaplaşmasını
yoğunlaştırmış, ardından örgütlenme sorununa yönelmiştir. Bu değişim, Fanon’un
fikirleriyle diyalog halinde gerçekleşmiş olsa da, bu alışverişin derinliği ve
önemi, Rodney üzerine yapılan çalışmalarda sıklıkla göz ardı edilmiş, Fanon’un
siyasi düşüncesi üzerindeki etkisi bazen küçümsenmiş, bazen de abartılmıştır.
Rodney’nin
1968’de Jamaika’daki aktivizmine dair anlatılar, onu genellikle gezgin bir
siyahi aydın olarak romantize eder (Campbell 1987; Lewis 1998; Gibbons 2010; Boukari-Yabara
2018). Bu anlatılar, Rodney’nin işsiz gençler, topluluk grupları ve
Rastafaryanlarla birlikte Afrika ve Karayip tarihi, siyaseti ve küresel Siyahi
özgürlük hareketlerini tartıştığı, “topraklama pratikleri” olarak bilinen gayri
resmi taban toplantılarına katılımına odaklanır. Rodney’nin hayat hikâyesini
kaleme alan Rupert Lewis’in öncü çalışmasında belirttiği gibi, “Afrika
konusundaki uzmanlığı ve bu bilgiyi siyahi insanların direniş gelenekleriyle
ilişkilendirme yeteneği, genç bir Jamaikalı kitleyi bir araya getirdi” (Lewis
1994, s. 23). Bu anlatılar, gayet anlaşılır biçimde, Rodney’nin Ekim 1968’de
ülkeden sınır dışı edilmesini haklı çıkarmaya çalışan Jamaika devletinin
anlatısına karşı koymak için dile dökülmüşlerdir. Devlet, Rodney’yi hükümeti
devirmek için komplo kuran kötü niyetli ve şiddet yanlısı bir demagog olarak
tasvir etmiştir (West 2005). Ancak bunlar, Rodney’nin siyasi kimliğinin çok
önemli bir boyutunu gizlemektedir. Bu boyut onu, Fanoncu olmaktan asla ödün
vermeyen, sınır dışı edilmesinin ardından çıkan isyanlara katılan Jamaikalı
gençler arasında popüler kılan bir unsurdu.
Aslına
bakılırsa, 1968’deki Rodney, Siyahi Güç hareketinin Jamaika’nın yeni sömürgeci
yönetime karşı bir sonraki şiddetli, kendiliğinden ayaklanmasının zeminini
hazırlamaya yardımcı olacağını umuyordu. Jamaika’dan sınır dışı edildikten
aylar sonra, muhtemelen Küba’dan yazılmış, yayınlanmamış bir taslak metin olan “Jamaika’daki
Afrikalılar”da Rodney, neden sınır dışı edildiğine dair kendi fikirlerini aktarıyor.
Rodney’nin
hükümet tarafından bir tehdit olarak görülmesinin nedeni, hem üniversite içinde
hem de dışında siyahi güç hareketinin hizmetine kendini adaması ve adaletsizliğe
son vermenin bir yolu olarak devrimci şiddet meselesini tartışmaya hazır
olmasıydı. (Rodney, tarih belirtilmemiş, WRP, Kutu 13, Klasör 11, vurgu bize
ait)
Rodney,
kendini nazik bir öğretmen değil, Fanon’un şiddet ve kendiliğindenlik
hakkındaki fikirlerine son derece önem veren bir kışkırtıcı olarak görüyordu.
Taslağın büyük bir bölümünde, Kingston’ı birkaç saatliğine felç eden,
kendiliğinden gelişen “Rodney İsyanları”nı över (Rodney, tarih belirtilmemiş,
WRP, Kutu 13, Klasör 11). Bu isyanların, siyahi gençliğin yüksek derecede
yaratıcı yetenek gösterdiği, teoriden pratiğe geçişte önemli bir adım olduğunu
savundu. “Jamaika’daki siyahi kitleler, silahlı mücadele teorisini yavaş da
olsa geliştiriyor” (Rodney, tarih belirtilmemiş, WRP, Kutu 13, Klasör 11).
Dahası, bu ayaklanma, öğrencileri ve akademisyenleri şiddetsizlik konusundaki
saf yaklaşımlarından uzaklaştırdı.
Rodney,
bu dönemde Fanon’un şiddetin sağaltıcı faydalarına ilişkin iddialarını da
tamamen kabul ediyordu. Bu husus, David Austin’in kitabında yer alan ve Rodney’nin
Jamaika’ya yeniden girmesine mani olunmasından kısa bir süre önce katıldığı,
1968 tarihli Montreal Kongresi’nde Alvin Poussaint’nın soru-cevap oturumundaki
müdahalesinde açıkça görülüyor (Austin 2018). Fanon’un tezini özetleyen Rodney,
şiddetin ırkçı emperyalist bir dünyanın özünde yattığını vurguluyor. Rodney,
siyahi insanların “güç ve şiddet konusunda çok dengesiz bir anlayışa sahip
olduğunu, bunu yalnızca kurban olarak deneyimlediklerini” söylüyor: “Bu,
insanların bize her zaman yaptığı bir şeydir” diyor (Rodney, aktaran: Austin
2018, s. 121). Şiddeti bir direniş aracı olarak yeniden sahiplenerek,
ezilenlerin dengeyi yeniden sağlayabileceğini, hem kolektif hem de bireysel
düzeyde özgürlüğe ulaşabileceğini öne sürüyor.
Daha
da önemlisi, Fanon’un devrimci lümpenproletaryayı kucaklayan yaklaşımı, Rodney’nin
Jamaika’daki siyahi kitlelerle olan etkileşiminde karşılık buluyor. Rodney,
Jamaika’daki yeni sömürgeci toplumun ayrıntılı bir sınıf analizini yapmamış
olsa da, işsiz siyahi gençleri, yeni sömürgeciliğin yüzüstü bıraktığı insanları
potansiyel bir devrimci öncü olarak tanımlıyor (bkz. Rodney 2019; Rodney nd,
WRP, Kutu 13, Klasör 11). Montreal Kongresi’nde, şiddetli bir ayaklanmanın
yakın olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ülke genelinde siyahi gençler,
kendi çıkarları doğrultusunda silahlı mücadele başlatma olasılığının farkına
varıyorlar” (Rodney 2019, s. 29).
1968’de
Jamaika’da ve 1970’te Trinidad’da yaşanan başarısız ayaklanmalar, Rodney’yi
kendiliğinden isyanın sınırlarını yeniden düşünmeye sevk etti. 1972’de bu
olaylar üzerine şu düşüncelerini paylaştı:
“Bu durumda çok güzel
kardeşler ortaya çıktı, buna meydan okudular ve her açıdan bana öyle geliyor
ki, bir noktada dostumuz Başbakan Eric Williams iktidardan düşmüştü; fiilen
Trinidad hükümeti yıkılmıştı. Keşke iktidarı ele geçirecek başka bir örgütsel
yapı olsaydı. Ama bu yapı, belki de ilgili kişilerin suçu olmaksızın,
kurulmamıştı.” (Rodney 1972b, s. 12)
Rodney,
kendiliğinden gelişen isyanların siyasi açıdan patlayıcı olsa da, iktidarı ele
geçirmek için gerekli örgütsel temele sahip olmadığını gördü. Rodney’ye göre,
bir ayaklanmanın görevi, sadece iktidara meydan okumak değil, kitlelerin
iktidarı ele geçirmesiydi. Bu bağlamda, örgütlenme sorununu Karayipler’in karşı
karşıya olduğu merkezi ve acil bir sorun olarak tanımlayan Rodney, Küba’yı,
diğerlerinin çok şey öğrenebileceği önemli bir istisna olarak takdim etti.
Rodney’nin
örgütlenme meselesine yüzünü çevirmesi, Fanon ile olan ilişkisinin niteliğini
de değiştirdi. Bu değişimi anlamak için, Fanon’un silahlı mücadelenin
örgütlenmesi konusunda Rodney üzerindeki etkisinin önemli bir açıdan
abartıldığını kabul etmek gerekiyor. Leo Zeilig, Rodney biyografisinde, Fanon’un
silahlı mücadeleyi yüceltmesinin, Rodney’nin devrimci şiddeti nihai mücadele
biçimi olarak gören yaklaşımı üzerinde ömür boyu süren bir etki yarattığını,
hem teorik bakış açısını hem de 1979-1980’de Guyana’da silahlı mücadeleye yönelimine
katkıda bulunduğunu öne sürüyor (Zeilig 2022, s. 324). Oysa Karayip isyanlarının
yaşandığı dönemin ardından Rodney’nin siyasi gidişatına dair okumamız farklı
bir hikâye anlatıyor. Rodney’nin kendiliğinden devrimci şiddeti nasıl teşvik
edeceğinden ziyade, şiddetin siyasi, devrimci bir örgütlenme yoluyla nasıl
yönlendirilebileceğiyle daha çok ilgilendiğini görüyoruz.
Belki
de Zeilig’in de düşündüğü gibi, Rodney’nin Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri adlı
eserindeki kendiliğindenliğin ihtişamı ve zayıflıklarına dair bölümüne
başvuracağını düşünebiliriz . Orada Fanon, kendiliğinden isyanı, kitleler
arasında radikal sömürge karşıtı bilincin güçlü bir ifadesi olarak methediyor.
Milliyetçi partilerin siyasi sığlığını ve uyuşukluğunu ortadan kaldıran, cana can
katan bir öz disiplin ve özgecilik eylemi olarak tanımlıyor. Ancak
kendiliğindenliğe tapınmıyor. Bilâkis Fanon, bunu örgütlenme yoluyla daha
istikrarlı bir eyleme yerini bırakması gereken geçici bir dinamik olarak
tanımlıyor (Fanon 1963). Fanon kendiliğindenliği, kitlelerin faaliyetine ve
radikal aydınların çabalarına dayanan, siyasi eğitim yoluyla bilinç
uyandırabilen, açık bir program ve metodolojiyle mücadeleyi sürdürebilen bir
siyasi parti için savunuyordu (Fanon 1963). Rodney de benzer bir sonuca
varırken, Fanon’u kendiliğindenliğin bir savunucusu olarak gösteriyor, görünüşe
göre Yeryüzünün Lanetlileri’nin ilgili bölümlerini gözden kaçırıyor.
Rodney’nin
1973 başlarında öldürülen Gineli lider Amílcar Cabral’ın anısına yaptığı, övgü
dolu konuşması, bu konuda oldukça açıklayıcıdır. Burada Rodney, Cabral’ın Gine
toplumuna ilişkin ayrıntılı sınıf analizinin, Fanon’un köylülüğün kendiliğinden
devrimci bir sınıf olduğu varsayımına meydan okuduğunu söyler: “Cabral aslında
devrimci kendiliğindenlik kavramına karşı mücadeleyi yeniliyor, en bilinçli
olanlar tarafından titiz bir seferberliğin gerekliliğini yeniden ortaya
koyuyordu” (Rodney 1973a, WRP, Kutu 13, Klasör 13). Rodney için tartışma,
köylülüğün anti-emperyalist mücadeledeki rolünü inkâr etmekle değil, bilâkis, kitleler
arasında ciddi bir siyasi çalışma yürütecek radikal bir aydın öncüye duyulan
ihtiyacı vurgulamakla ilgiliydi.
Rodney’nin
Fanon’u yanlış bulması ve Cabral’a yakın durması, onun siyasetinin başka bir ilham
kaynağından beslendiğini ortaya koyuyor. 1969 ile 1974 yılları arasında
Tanzanya’da kalan Rodney, Darüsselam’daki Güney Afrikalı gerilla
hareketleriyle, örneğin Mozambik Kurtuluş Cephesi (FRELIMO) liderliğiyle kalıcı
ilişkiler geliştiriyor. Yetmişlerin ortalarında Portekiz sömürgeciliğine karşı
gerilla mücadelesinin zafere ulaşması, Rodney’nin ifadesiyle, “siyasetin en
yüksek biçimi” olan devrimci şiddete dair fikrini teyit ediyor (Rodney 1990).
Rodney, 1978 tarihli Hamburg konferanslarında bu görüşünü Fanon’dan farklı bir
analizle gerekçelendiriyor. Eski öğrencisi Yaveri Museveni’nin yazdığı “Fanon’un
Kurtarılmış Olan Mozambik'te Doğrulanan Şiddet Teorisi” (Museveni 1971) başlıklı
makaleye yaptığı yorumda Rodney şunları söylüyor:
“Devrimci şiddetin
kendisi, Frantz Fanon’un analiz ettiği anlamda önemlidir. Bu anlamda devrimci
şiddet, insanların şahsiyetlerini bulmalarını sağlayacak, süreçte o şahsiyetleri
dönüştürecek ana unsurdur. Ancak silahlı mücadelenin üstünlüğü ve önderlik rolü
konusundaki ısrarım, şiddetin kendisinden ziyade, devrimci şiddetin siyasi
boyutunu temel almaktadır.” (Rodney 1978b, WRP, Bölüm VIII, Kaset 8)
Rodney,
konferanslarında sosyalist siyasi eğitime ve gerilla hareketlerinin köylüleri
savaş çabalarına destek vermeye seferber etmek için kurtarılmış bölgelerde
geliştirdiği devlet kurma deneyine duyduğu hayranlığı dile getirdi. Rodney,
argümanını desteklemek için Lars Rudebeck’in Gine-Bissau’daki PAIGC (Gine ve
Yeşil Burun Adaları Bağımsızlık Afrika Partisi) tarafından yönetilen kurtarılmış
bölgeler üzerine yaptığı ünlü çalışmasına değindi (Rudebeck 1974; Rodney 1984).
Rodney, PAIGC’nin demokratik köy komitelerini, halk mahkemelerini, okullarını,
hastanelerini ve takas üzerine kurulu gıda mağazalarını, yalnızca kitlelerin
sömürgeciliğe karşı aktif desteğini sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda sömürge
yönetiminin yerleşmiş olduğu cinsiyet ve etnik bölünmeleri aşmalarına yardımcı
olan yeni kolektif katılım biçimleri yaratan girişimler olarak görüyordu (Rodney
1984).
Rodney,
Guyana’da Forbes Burnham rejimine karşı verilen mücadeleye katılmış olmakla,
önceki aktivizminin sınırlarını aşmıştı. Bunun yerine, aktivizmini, kitleleri
iktidarı ele geçirmeye hazırlamak için köklü bir siyasi eğitim yürütebilecek
devrimci bir sosyalist parti kurmaya yöneltti. Rodney, devrimci şiddeti kontrol
altına alacak bir siyasi örgüt kurmanın önemini fark ederken, daha temel bir
soru açığa çıktı: Anti-emperyalist mücadeleye hangi sınıf önderlik etmeliydi?
Bu noktada, Rodney’nin Fanon ile olan etkileşimi özellikle önemliydi. Fanon’un
en büyük etkisi, Rodney’i, Cabral’ı ve onların nesline mensup düşünürleri,
Afrika’daki sınıf sorununa odaklanmaya teşvik etmesinde yatıyordu. Fanon bunu,
birçok Afrika devlet başkanının, hatta ilerici olarak kabul edilenlerin bile,
kıtada sınıf çatışmasının varlığını inkâr ettiği bir dönemde yapıyordu (bkz. Shivji
1976).
Fanon’un
Ulusal Burjuvaziyle İlgili Fikirlerinin Geliştirilmesi
Fanon,
Yeryüzünün Lanetlileri adlı eserinin son bölümü olan “Ulusal Bilincin
Tuzakları”nda, Rodney’nin yetmişlerde Afrika’da karşılaştığı kasvetli sömürge
sonrası gerçekliği kehanetvari bir netlikle tasvir etmişti. Çalınmış bir
bağımsızlığın, eski sömürge bağlarını korurken, yeni emperyalist efendilerle
yakınlaşan yozlaşmış, sevilmeyen rejimlere yol açacağı konusunda uyarıda
bulunmuştu. Her şeyden önce, sömürge eğitimi, kültürel asimilasyon ve idari
güce yakınlığı nedeniyle kurtuluş mücadelesine öncülük eden tabakayı, yani ulusal
burjuvaziyi ağır bir dille eleştirmişti (Fanon 1963).
Fanon,
köylü halk kitlelerinden uzaklaşmış, “dünün sömürgeciliğinin ve bugünün ulusal
hükümetinin şımarık çocukları” olarak gördüğü bu ayrıcaklı, küçük kentli elit
kesimi eleştirdi (Fanon 1963, 48). Sermayeye sahip olmayan bu sınıf, yabancı
sermayeye olan bağımlılığını sorgulamak yerine, eski sömürgeci güçlerin
dağıttığı kâr paylarını kabul etmeye hazır, “küçük ve açgözlü bir kast” olarak hareket
ediyordu (Fanon 1963, s. 175).
Fanon’un
tüm yazıları arasında, Rodney’nin Tanzanya’daki sosyalist deneyimini ve
sömürgecilik sonrası Afrika’nın genel gidişatını yorumlamak için en sık
başvurduğu eser, “Ulusal Bilincin Tuzakları” olmuştur. Bu durum, Rodney’nin kritik
öneme sahip 1969-1974 döneminde ve ayrılışından sonra da geçerliliğini
korumuştur. Rodney, Fanon’un analizini kabul etmiş, ancak özellikle Tanzanya
devriminin otoriterleşmesiyle karşı karşıya kaldığında, bu analizi daha sonra
geliştirmiştir. Bu evrimi anlamak için, yetmişlerin başlarındaki Rodney ile
1974 sonrasındaki Rodney arasında ayrım yapmamız gerekiyor.
Rodney,
ilk başlarda Fanon’un ulusal burjuvaziyi, kendi çıkarları olan tam gelişmiş bir
sınıf yerine, Afrika kitleleri ile uluslararası burjuvazi arasında asalak bir
tabaka olarak gören yaklaşımını benimsemişti. Rodney, “Üçüncü Dünyada Kalkınma
Sorunları”nda (Rodney 1972s, s. 125) “Ben, onları uluslararası kapitalist
sınıfa hizmet eden bir tabaka olarak tasvir etmeyi tercih ederim” diyordu. Her isim
de aynı toplumsal oluşuma atıfta bulunuyordu. Rodney, Fanon’un’ulusal
burjuvaziden bahsettiği yerde küçük burjuvazi terimini kullanıyordu. Rodney’nin
1972 tarihli konuşması, Fanon’un 1961’deki ölümünden bu yana ortaya çıkan yeni
bir gerçekliğe, yani Üçüncü Dünya genelinde üretim araçlarını kontrol altında
tutan gerçek bir ulusal burjuvazinin yükselişine değindiği için terminolojideki
değişikliğe işaret eder. Gene de, çoğu ülkede yalnızca yeni-sömürgecilik
dönemine has bir küçük burjuvazinin var olduğunu, “tümüyle dış desteklere” ve “toplayabildikleri
yerel polis gücü”ne bağımlı olduğunu ısrarla dile getirir (Rodney 1972a, s. 121).
Ayrıca,
ilk döneminde Rodney, Fanon’un ulusal kurtuluş mücadelesinde küçük burjuva aydınlarının
karşı karşıya kaldıkları iki varoluşsal seçim hakkındaki tezini tamamen benimsedi:
bu aydınlar ya kitlelerin arasına karışacak ya da onlara ihanet edeceklerdi.
1972’de şunu söylüyordu: “Fanon, Afrika küçük burjuvazisinin kendi kendini
tasfiye etmesini ve devrimci bir aydın sınıfı olarak yeniden doğmasını savundu,
ancak elbette, Afrika kıtasının tamamında durum bu şekilde cereyan etmedi” (Rodney
1972c). Burada Rodney, Fanon’a atfettiği, Cabral’dan duyduğu ifadelerden birine
atıfta bulunuyor, küçük burjuvazinin ayrıcalıklarından vazgeçerek ve kitlelerin
özlemleriyle özdeşleşerek sınıf intiharı gerçekleştirmesi gerektiğinden söz
ediyordu (Cabral 1979). Afrika’daki örnekler sınırlı olsa da, Soğuk Savaş
dönemi, Fidel Castro’nun Küba'sı, Mao Zedong’un Çin’i, Séku Ture’nin Gine’si,
Güney Afrika’daki sömürgecilik karşıtı gerilla hareketleri ve en önemlisi de Tanzanya
gibi anti-emperyalist küçük burjuvazinin devrimci değişime öncülük ettiği
örneklere değiniyordu.
Rodney’nin
Fanon’un fikirlerini benimsemesi, Tanzanya’nın sosyalist deneyimine eleştirel
destek sunma isteğiyle örtüşüyordu. Julyus Nyerere’nin önderliğindeki küçük
burjuvazinin yönettiği tek partili devleti, anti-emperyalist ve sosyalist
gelişmenin ana itici gücü olarak görüyordu. Rodney, Tanzanya’yı Güney Afrika’daki
kurtuluş hareketleri için bir üs haline getiren Nyerere’nin Pan-Afrikanizme ve
bağlantısızlar hareketine olan bağlılığına hayranlık duyuyordu. Tanganyika
Afrika Ulusal Birliği’nin (TANU) sosyalizme ve kendi kendine yeterliliğe olan
bağlılığını teyit eden, yabancı sermayeye olan yeni sömürgeci bağımlılığı sona
erdiren, bankaların, ithalat-ihracat firmalarının, çokuluslu iştiraklerin ve un
değirmenlerinin millileştirildiğini ilan eden 1967 tarihli Aruşa Deklarasyonu’na
tanık olan Rodney bu girişimlere onay verdi (Coulson 2013). Son olarak Rodney,
köylüleri tekil evlerden elektrik, su ve modern tarım yöntemlerine erişimi olan
kolektif köylere taşıyarak geçim kaynaklarını iyileştirmeyi ve Tanzanya’da
ihracat için verimliliği artırmayı amaçlayan Ucema toprak reformu politikasını
da destekledi (Hirji 2010). Rodney, Nyerere rejiminde, iktidarı köylüler ve
işçilerle paylaşmaya çalışan ilerici bir devlet görüyordu.
Rodney,
Ucema’nın yavaş uygulanmasını ve millileştirme sürecindeki aksaklıkları
eleştirse de, bu başarısızlıkları tümüyle küçük burjuvazinin suçu olarak görmüyordu.
Bunun yerine, Tanzanya’nın emperyalizmden kopmasındaki zorluğun, küçük
burjuvazinin kendi içindeki ideolojik bölünmelerden kaynaklandığına inanıyordu.
Bu bölünme, siyasi bürokraside Nyerere’nin etrafındaki ilerici kesim ile
emperyalist güçlerle bağlarını sürdürmeyi amaçlayan Batı yanlısı gericilerin
egemen olduğu ekonomik bürokrasi arasında yer alıyordu. Bunların arasında ise
Rodney’nin teorik düzlemde tembel ve siyasi değişime bağlı olmayanlar olarak
gördüğü kişiler vardı. Rodney’nin 1971’de dediği gibi:
“Siyasi eylem için
başlangıç noktası olarak küçük
burjuvazinin içindeki bu ideolojik ayrılığı ele
almak gerekiyor. Mesele, devrimci güçlerin küçük burjuvaziye karşı mücadele
yürütmeleri değil, o toplumsal tabaka içinde mücadele
vermek.” (Rodney 1971b, s. 6)
Rodney,
siyasi eylemi, küçük burjuvazinin karşı-devrimci fikirlerini ifşa etmek ve
ekonomik bürokrasinin izlediği politikaların daha geniş kapsamlı sonuçlarını
incelemek için aralarında fikir savaşı yürütmekle eşdeğer tutuyordu.
Rodney’nin
bu argümanı, kapitalist toplumsal ilişkilere dair dar anlayışı ve Tanzanya’nın
devlet öncülüğündeki sosyalizmine dair iyimser görüşü üzerinden dillendiriyordu.
Kendisinden önce Fanon gibi, Rodney de kapitalizmi yalnızca büyük ölçekli özel
sanayi ile eşdeğer tutuyordu. Sonuç olarak, her ikisi de devlet mülkiyetini
burjuva toplumunun gelişmesi için bir yol değil, bir engel olarak görüyordu.
Fanon, ulusal burjuvazinin kamu hizmetinde temellenerek maddi ayrıcalıklar
kazandığını anlamıştı. Bununla birlikte, bürokratları “gerçek bir burjuva
toplumu doğurmaktan aciz unsurlar” olarak görüyordu (Fanon 1963, s. 176). Aynı
şekilde, Rodney de Aruşa Deklarasyonu’nun, toprak, mülk ve işyerlerinin özel
mülkiyetine sıkı kontroller getirerek, küçük burjuvazinin yönetici sınıf olma
özlemlerini kısıtladığını düşünüyordu. Dahası, TANU elitleri içindeki ilerici
kesimin sayısının arttığını ve ideolojik mücadele kazanıldıktan sonra
gericileri geride bırakacaklarını düşünüyordu (Rodney 1971b, 1972c; Hirji 2017).
1974
sonrası Rodney, tamamen farklı sonuçlara ulaştı. Fanon’un fikirlerini derinleştirip
geliştirerek, Tanzanya bürokrasisinin tamamını, komprador bir elit yerine
üretime dayalı bir yönetici sınıf olarak görmeye başladı. Sonuç olarak, küçük
burjuvazinin ayrıcalıklarından vazgeçip kitlelerle özdeşleşebileceğini söyleyen
Fanoncu düşünceyi terk etti. Zeilig’in, , 1978 tarihli Hamburg konferanslarının
analizini yapan biyografisi, Rodney’nin siyasetindeki bu değişimleri ilk kez
ortaya koyan çalışmadır (Zeilig 2022). Rodney orada, “TANU dönüşüme uğramadı. Esas
olarak, küçük burjuvazinin kontrolü altındaki bir milliyetçi parti olarak
kaldı. Aslında sürdürülebilir bir sosyalist dönüşümün temelini sağlayamıyor”
diyordu (Rodney 1978a, WRP, Bölüm VIII, Kaset 8).
Rodney’nin
verdiği dersler, TANU’nun üç veya dört yıl önce başlayan otoriter dönüşü
nedeniyle Tanzanya’nın sosyalist deneyimine duyduğu hayal kırıklığının
yansımasıydı. 1970 sonları ile 1972 yılları arasında Rodney, bağlı olduğu
Marksist öğrenci grubunun kampüste yasaklanmasına, öğrencilerin demokrasiyle
alakalı bir eyleminin bastırılmasına ve arkadaşı Zanzibarlı devrimci Muhammed
Abdürrahman Babu’nun tutuklanıp yargılanmasına tanık oldu (Hirji 2010). TANU’nun
artan hoşgörüsüzlüğüne dair bu örnekler, Afrika’nın kurtuluşunun merkezi rolü
nedeniyle Tanzanya üzerinde beliren emperyalist işgal tehdidinden
kaynaklanıyordu. Ucema adını taşıyan toprak reformunun hayal kırıklığı yaratan
sonuçlarıyla birlikte TANU, 1971’de devrimi yeniden canlandırmayı vaat eden ama
bir yandan da, partinin tüm kitlesel faaliyetleri kontrol etmesi gerektiğini
savunan, çelişkilerle malulbir politika broşürü Mwongozo’yu yayınladı (TANU
1971; Roberts 2022). 1973 yılının sonlarına doğru, tek partili devlet,
köylülerin gönüllü olarak taşınacaklarına dair önceki umutlardan vazgeçerek,
zorunlu köyleştirme ve köylülerin Ucema köylerine zorla yerleştirilmesini
emretti (Shivj, Yahya-Othman ve Kamata 2020).
Rodney,
Tanzanya’dan ayrıldıktan altı ay sonra, 1975’te yaptığı “Tanzanya’da Sınıfsal
Çelişkiler” başlıklı konuşmasında, bu önlemlere onay vermediğini söyledi.
Köylüleri tarıma elverişsiz bölgelere yerleşmeye zorlayan, direnenlerin
karşısına orduyu çıkartan TANU bürokrasisini açıktan kınadı. Rodney’nin TANU’ya
karşı karamsarlığı birkaç sebebe dayanıyordu. Onun tepkileri, İktidarı işçilere
teslim edemeyen millileştirme sürecine yönelik artan eleştirilere bir cevap
niteliğindeydi. 1973’te Rodney şöyle diyordu:
“Başka yerlerde olduğu
gibi Tanzanya’da da devletin güçlenmesi, kendileri de iktidar ve birikim için
devlet mekanizmasına aşırı derecede bağımlı olan ayrıcalıklı sınıfların ortaya
çıkmasıyla birlikte ilerleyen bir süreçti” (Rodney 1973c, s. 32).
Tüm
açıklamaları, Darüsselam Üniversitesi’nde genç bir Marksist öğretim üyesi olan İssa
Şivci’nin, Nyerere’nin Tanzanya’sını burjuva sosyalizmi uygulayan bir ülke
olarak tanımlayan, çığır açıcı “Sınıf Mücadelesi Devam Ediyor” başlıklı
makalesine cevap vermek içindi (Shivji 1973). Şivci, bu argümanı Class
Struggles in Tanzania [“Tanzanya’da Sınıf Mücadeleleri”] adlı eserinde (Shivji
1976 ) daha da geliştirerek, Tanzanya’da bürokratik bir burjuvazinin
ortaya çıktığını söyledi. Bu burjuvazi, devlet eliyle işleyen millileştirme
sürecini sermaye biriktirmek ve kendisini bir sınıf olarak yeniden üretmek için
kullanan küçük burjuvazinin üst düzey bir tabakasıydı. Devlet aracılığıyla
üretim araçlarını giderek daha fazla kontrol eden bürokratik burjuvazi,
işçileri ve köylüleri sömürüyordu. Aynı zamanda bu bürokrasi, Batı
emperyalizmine olan ekonomik bağımlılığı nedeniyle, yeni-sömürgeci yönetici
sınıf vasfını hiç yitirmedi (Shivji 1976).
Şivci’nin
analizi kimi sorunlarla maluldü. Diğer hususların yanı sıra, bürokratik
burjuvaziyi hem muktedir sınıf hem de yeni sömürgecilik dönemine ait “bağımlı”
bir elit tabaka olarak tasvir ederek kendi içinde çelişiyordu. Şivci, TANU’yu yeni-sömürgecilik
üzerinden tanımlayarak, Mao’nun Çin'inin yaptığı gibi, emperyalizmden tam
ekonomik bağımsızlık elde edememesini ve sosyalizme geçiş yapamamasını
vurgulamayı amaçlıyordu (Shivji 1976). Ancak, yeni-sömürgeciliğe bağımlılığa
yapılan bu vurgu, Nyerere rejimini veya herhangi bir devlet kapitalizmi
biçimini değerlendirmek için yanlış bir ölçüttü. Çokuluslu şirketler ve
emperyalist güçlerin egemen olduğu bir dünyada gelişen Tanzanya bürokrasisi
için tam ekonomik bağımsızlık gerçekçi değildi. Batı ile ortaklığına rağmen
Tanzanya bürokrasisini bağımsız bir yönetici sınıf yapan şey, tam da devlet,
yani polis, ordu, millileştirilmiş işletmeler ve toprak üzerindeki kontrolüydü,
bu da emekçi kitleleri sömürmesini sağlıyordu.
Bununla
birlikte, Şivci’nin çalışmaları, Rodney için bir dönüm noktası teşkil etti,
zira Rodney, küçük burjuvazinin bürokratik kesimini kitlelere karşı çalışan bir
egemen sınıf olarak görmeye başladı. Rodney, bunu 1978’deki Hamburg
konferanslarında ayrıntılı olarak ele aldı:
“Tanzanya ve Gine’nin
bürokratik burjuvazinin gelişimini temsil ettiğini söyleyebiliriz. [...]
Bürokratik burjuvazi, Afrika'nın bazı bölgelerinde egemen olmuşken, özel ve
ticari burjuvazi, ulusal burjuvazi diğer bölgelerde egemen olmuştur. Bu durum,
belirli politikalarda fark yaratmaktaysa da sömürü ve yabancılaşmanın temelinde
çok az farka yol açmaktadır.” (Rodney 1978b, WRP, Bölüm XIII, Ses Kaydı)
Bu
bağlamda Rodney, Fanon’un Afrika elitine dair anlayışını geliştirdi. Ancak
siyasi değişimi sınırlı kaldı. Angola, Mozambik ve Zimbabve’de sömürgeciliğe
karşı savaşan gerilla hareketlerine verdiği destekte Rodney, Fanon’un kitleler
için kendini feda eden Afrikalı ilerici aydın sınıfına vurgu yapan fikrine hâlâ
bağlıydı. 1978’de Guelph Üniversitesi’nde, Güney Afrika’daki kurtuluş
savaşlarının, bürokratik burjuvazinin iktidarı pekiştirdiği ülkelerdeki
savaşlardan neden daha fazla iyimserlik uyandırdığını şöyle açıklıyordu: “Silahlı
mücadele [...] askeri klik, kitleler üzerindeki hegemonyasını kaybettiğinde,
bir umut ışığı haline geliyor” (Rodney 1978a, WRP, Kutu 31, Kaset 20).
Rodney
burada, gerilla mücadeleleri içinde yaşanan siyasi seferberliğin, küçük burjuva
liderliğini halka karşı sorumlu hale getirdiği imasında bulunuyordu. Kendisini
önceleyen Fanon gibi, silahlı mücadelenin müzakere yoluyla bağımsızlığa göre
daha iyi sonuçlar vereceği yanılsamasını taşıyordu. Hamburg’daki
konferanslarında, on yıl önce Fransa’ya karşı kazandığı kurtuluş savaşına
rağmen, Fanon’un Cezayir’inde Tanzanya’dakine benzer bürokratik bir
diktatörlüğün yükselişini bile açıklamaya çalıştı. Rodney bu başarısızlığı,
Cezayir’in silahlı mücadelesinin sekiz yıl sürmesine rağmen tam sosyalist
dönüşümü gerçekleştirecek kadar uzun sürmemesine ve mücadeleye önderlik etmeden
iktidara gelen oportünistlere bağladı (Rodney 1978a, WRP, Bölüm VIII, Kaset 8).
Esasında
Cezayir’in başarısızlığının savaşın süresi veya bireylerin oportünistliğiyle
pek ilgisi yoktu. Bu başarısızlık, gerilla hareketinin kendisinde var olan
sınıfsal ayrılıklardan kaynaklanıyordu. Kentli küçük burjuvazi, köylülüğü
harekete geçirerek, devlet iktidarının dizginlerini ele geçirme, dolayısıyla,
ekonomiyi kontrol etme yönündeki tarihi misyonunu yerine getirdi (Birchall 2012).
Köylüler, birbirlerinden izole kalmış küçük, yoksul üreticiler olarak, gerilla
liderliği bir bürokrasi haline geldiğinde onu sorumlu tutamadılar (Cliff 1986).
Tüm muazzam öngörüsüne rağmen, Rodney, Cezayir’de gözlemlediklerinden sonra
bile gerilla mücadelesine dair görüşünü değiştiremedi. Bununla birlikte,
Nyerere’nin Tanzanya’sını yeniden değerlendirme yeteneği dikkat çekiciydi.
Birkaç yıl içinde, tek partili devleti ilerici olarak görmekten vazgeçen Rodney,
1978’de “1973-1978 arası dönemde cereyan eden olayların seyri, bürokratların
kitleler üzerindeki zaferinin delilidir” (Rodney 1978a, WRP, Kutu 31, Kaset 20)
diyordu. Tüm yanılsamalar geride kalmıştı.
Rodney
ve Fanon’un İşçi Sınıfı Üzerine Görüşleri
Fanon,
Rodney’nin Afrika elitine yönelik eleştirisini derinden etkilemiş olsa da,
Afrika işçi sınıfına dair anlayışları en başından beri farklıydı ve zamanla bu mesafe
daha da açıldı. Fanon ve ilk dönem Rodney başlarda işçi sınıfının
eylemliliğinin önemini göz ardı etme konusunda ortaklaşıyorlardı. Bunun nedeni
büyük ölçüde, ulusal kurtuluş politikalarını, işçi sınıfının sayısal olarak
küçük, örgütlenmemiş, bu nedenle toplumsal ağırlığı az olan tarım toplumlarında
geliştirmiş olmalarıydı. Aynı zamanda, Üçüncü Dünya’daki en başarılı sosyalist
devrimler, özellikle Mao’nun Çin'i ve Castro’nun Küba’sı, kırsal kesimdeki
köylü tabanlı gerilla mücadeleleriyle kazanılmıştı. Bu örnekler, Marksizmin
küresel Güney’e uygulandığında revizyona ihtiyaç duyduğu fikrini güçlendirdi.
Rodney’nin
Tanzanya işçi sınıfına ilişkin ilk görüşleri, TANU’nun küçük burjuva
bürokrasisini sosyalizmin itici gücü olarak görmesiyle yakından bağlantılıydı.
Proletaryayı büyük ölçüde, kendini özgürleştirebilecek bir sınıf olmaktan
ziyade, reformun pasif bir alıcısı olarak görüyordu. Sömürge dönemindeki az
gelişmişliğin, Tanzanya işçilerini ulusun kurtuluş mücadelesine aktif liderlik
sağlamak için gerekli sayısal güçten, örgütlenmeden ve eğitimden mahrum
bıraktığını savundu (Rodney 1968). Bunu 1968’de açıkça ifade etti: “Çünkü
Tanzanya’da proletaryanın elindeki imkân ve beceriler henüz tam olarak
gelişmemiştir, mevcut işçi sınıfı, endüstriyi kontrol edecek büyüklükte
değildir” (Rodney 1968, s. 78).
Dört
yıl sonra Rodney, Ucema programının kolektif tarım politikasının sosyalizme
giden yeni bir tarımsal yol çizdiğini, bunun da işçi devrimini engelleyeceğini
savunan bir makale yazdı (Rodney 1972c). Rodney, Tanzanya işçi sınıfını zayıf
olarak algılasa da, Jamaika bağlamındaki işçi mücadelelerini kutladı (Rodney nd,
WRP, Kutu 13, Klasör 11). Ancak onları, halkın devrimci kesimlerinden sadece
biri olarak görüyordu.
Fanon’un
Afrika işçi sınıfına yaklaşımı, Rodney’nin durumunda olduğu gibi sadece
küçümseyici değil, açıkça düşmancaydı. Hemşirelerin, liman işçilerinin ve taksi
şoförlerinin “sömürgeleştirilmiş halkın ‘burjuva' kesimini’ temsil ettiğini
söyleyen Fanon, sınıfın “sömürgeci rejimince şımartıldığını” düşünüyordu (Fanon
1963 , 108-109). Fanon, sendika mücadelelerini kabul ettiğinde bile,
işçilerin daha yüksek ücret ve daha iyi yaşam koşulları ile ilgili taleplerini,
toplumun maddi olarak ayrıcalıklı bir kesiminden kaynaklanan, yoksul köylüler
için önemsiz olan bir rezalet ve açgözlülük olarak tasvir ediyordu. Maoist
Marksizm yorumlarına benzer şekilde, Fanon, köylülüğü ve kentli lümpen
proletaryayı sömürge toplumundaki tek devrimci sınıflar olarak tanımladı (Fanon
1963). Fanon’un sınıf anlayışı, en yoksulların aynı zamanda en çok sömürülenler,
dolayısıyla, sömürgeciliğe karşı silahlanmaya en istekli olanlar olduğuna dair
inanca dayanan belirli bir romantik idealizm taşıyordu.
Fanon’un
burjuva Afrika işçi sınıfı mitine yönelik inancı, Nyerere ve TANU’nun Tanzanya
işçileri ve küresel proletaryanın bir işçi aristokrasisini temsil ettiğine dair
masalını andırıyordu. Tanzanya cumhurbaşkanı 1976’da şöyle demişti: “Dünyanın
işçileri şimdi çok zengin; zengin sınıfa mensuplar. [...]Dünyanın yoksullarının
sömürüsüne ortak oluyorlar” (Akt.: Shivji 2017, s. 212). Nyerere, sınıfın
varlığını kabul etse de, sınıflar arasında uzlaşmaz bir mücadele olduğunu kabul
etmiyordu. Fanon’dan daha kaba bir şekilde, Nyerere, kentli sınıfların sadece
yoksul köylülerden kopmakla kalmayıp, aynı zamanda onların sömürüsüne aktif
olarak katıldıklarını savunuyordu (Shivji 1976, 2017). Dolayısıyla, Tanzanya
işçi sınıfı, yetmişlerin başında, millileştirilmiş ve özel işletmelerde
kendiliğinden bir grev hareketi başlattığında, Nyerere, onları devletin ve
köylülerin malını çalmakla suçladı (Shivji 1976).
Rodney,
Afrikalı işçilerin bir işçi aristokrasisi teşkil ettikleri fikrine hiçbir zaman
katılmadı. Tanzanya işçilerinin bağımsız örgütlenmeden mahrum bırakıldığını çok
iyi biliyordu. Nyerere’nin tek partili devleti, 1964’te bir asker isyanını
desteklemekle suçladığı sendika liderlerinden sonra bağımsız sendikaları
yasaklamıştı (Shivji, Yahya-Othman ve Kamata 2020). Rodney ve Darüsselam
Üniversitesi’ndeki Marksist yoldaşları için dönüm noktası olan olay, 1971 ve
1973 yılları arasında patlak veren işçi hareketiydi ve bu hareket, işçi
sınıfına bakış açısını değiştirdi. Sayısız iş bırakma, lokavt ve fabrika
işgali, Mwongozo’nun çelişkilerini açığa çıkardı. Bu yasa, aynı anda
TANU’nun başta olduğu devletin otoriterliğe sapmasını kutsadı ve
anti-emperyalist bir Tanzanya’da fabrika yöneticilerinin nasıl davranması
gerektiğine dair yönergeler belirledi (TANU 1971; Shivji 1976; Roberts 2022).
İşçiler, bu yönergeleri yalnızca ücret taleplerini değil, aynı zamanda iş
yerinde tacize karşı korunma haklarını da savunmak için kullanmışlardı.
Devletin yeni hareketi bastırması, Rodney’nin Tanzanya’nın yönetici elitine
olan güvensizliğini daha da artırdı.
Zeilig,
1978 tarihli Hamburg konferanslarına ilişkin analizinde, olgun Rodney’nin bu
grevleri ve işgalleri yalnızca Tanzanya’nın tek partili devletine doğrudan bir
tehdit değil, aynı zamanda aşağıdan örgütlenmiş yeni bir topluma giden yol
olarak da gördüğünü tespit ederken haklı (Zeilig 2022):
“Fabrika işçileri ve
ekonominin çeşitli diğer dallarındaki işçiler [...] ilginç bir şekilde, sadece
daha yüksek ücretler için mücadele etmiyorlardı: 1973/1974’te işçiler, zaten
üretim hiyerarşisine karşı mücadele ediyorlardı. Kendi üretimlerini daha fazla
kontrol etmek için mücadele ediyorlardı.” (Rodney 1978b, WRP, Bölüm VIII, Kaset
8)
Rodney,
işçilerin taleplerinin sadece temel geçim sorunlarının ötesine geçtiğini, bunun
yerine, gerçek anlamda sosyalist bir toplumda üretim araçlarını hangi sınıfın
kontrol etmesi gerektiği temel sorusunu gündeme getirdiğini söylüyordu.
Rodney’nin
bu yeni harekete duyduğu hayranlık, sadece geriye dönük bir tespit değildi.
Daha önce, 1972’de, işçilerin hareketinin gerçek zamanlı olarak gelişmesiyle
ortaya çıkan sağlıklı iddialarından bahsetmiş, proletaryanın sözde
kayıtsızlığına ilişkin önceki duruşundan vazgeçmişti (Rodney 1972a). Ancak, yetmişlerin
ortalarına kadar Nyerere rejimine iyimser bakmaya devam ettiği için, tek
partili devleti, işçilerin bürokrasiyi hesap verebilir hale getirebileceği,
ancak ona karşı kesin bir devrimci çatışmaya girmeden bunu başarabileceği bir “mücadele
alanı” olarak görmeye devam etti (Rodney 2022). 1978 tarihli Hamburg
konferansları bir dönüm noktası oldu, çünkü Rodney, artık böyle bir olasılığı
görmüyordu.
Rodney’nin
Tanzanya’da işçi sınıfının merkeziliğine ilişkin gelişen siyasi görüşleri,
Marksist teori ve analizle derin bir etkileşimi ortaya koyuyordu. Bu durum,
sömürge Afrika’sındaki sınıfı anlamak için Marksizmi ısrarla sağa sola çekiştiren
Fanon’la (Fanon 1963) tezat teşkil ediyor. Fanon, devrimci sınıf olarak
işçilerden ziyade köylülere işaret ederek, sınıf analizinin sınırlarını ortaya
koymuştur. Açık bir yöntemden yoksun olan Fanon, tarihsel gelişmenin analizine
dayanmak yerine, içgüdüsüne, gözlemine ve pratik deneyimine güvenerek ampirizme
teslim olmuştur. Yeryüzünün Lanetlileri adlı eseri, iddialarını
desteklemek için çok az veri veya ülkeye özgü tarihsel kanıt sunmuştur. Bu
nedenle Fanon, Afrika’daki sınıf hakkında genellikle öznel ve izole
sosyoekonomik faktörlerden, bilhassa zenginlik ve yoksulluktan türettiği uçsuz
bucaksız genellemeler yapabilmiştir.
Ancak
Rodney, sınıfı, üretim alanında oluşan, insanlar arasındaki nesnel bir ilişki
olarak gören Marksist bir anlayış geliştirdi. Marksist görüşe göre, bir bireyin
sınıfsal konumu, zenginlik üretme araçlarıyla olan özel bağlarına dayanıyordu: birey
ya mülk sahibiydi ya da mülkiyetten mahrumdu. Bu kişiler arasında işçi sınıfı
mensupları en öne çıkanlardı (Rodney 1986; Choonara 2017). Üretim araçlarının
tahsisindeki bu değişen kalıplar, toplum içindeki sömürücü üretim ilişkilerinin
karakterini şekillendiriyordu. Rodney, Tanzanya’daki işçi sınıfı militanlığını
anlamak için tarihsel materyalizmi uyguladı ve onu, iş gücünü satmaya zorlanan,
ödenmemiş emeğinden kâr elde edilen mülksüzleştirilmiş bir sınıf olarak
tanımladı. İşçi hareketinin en yoğun yılları olan 1973 ve 1974’te Darüsselam
Üniversitesi’nde yürüttüğü araştırmalara dayanan World War II and the
Tanzanian Economy “İkinci Dünya Savaşı ve Tanzanya Ekonomisi” -Rodney 1976b]
ile başka isimlerle birlikte kaleme aldığı Migrant Labour in Tanzania during
the Colonial Period [“Sömürge Döneminde Tanzanya’da Göçmen İşçiler” -Rodney,
Kapepwa ve Sago 1983], bu odak noktası üzerinden kaleme alınmışlardır (ayrıca
bkz.: Rodney 1973b).
Her
iki kitap da sömürge toplumunda işçi sınıfının oluşumunun tarihini ve sömürgecilik
karşıtı mücadeledeki kritik rolünü ortaya koyuyor. Bu çalışmalarda Rodney,
sömürge yetkililerince köylülükten sisal tarlalarında çalışmak üzere işe alınan
göçmen işçilerin ortaya çıkışına ve çalışma koşullarından kaynaklanan
huzursuzluğa ağırlık veriyor (Rodney 1976b; Rodney, Kapepwa ve Sago 1983). Bunu
yaparken, göçmen işçi sistemini görünüşte görmezden gelen Fanon’dan çok farklı
bir işçi sınıfı tablosu sunuyor. Rodney, Afrika işçi sınıfının büyük
çoğunluğunu yarı proleterleşmiş ve kırsal olarak tasvir ederek “ayrıcalıklı
işçi” efsanesini ortadan kaldırıyor. Rodney’nin Tanga’daki göçmen işçiler
üzerine başka isimlerle birlikte yazdığı kitap, “örgütlü sisal işçilerinin
istikrara doğru eğilimi önemli ölçüde güçlendirdiği ve kendi tarihlerinin
oluşumunda aktif aktörler haline geldiği 1956-1958 yıllarındaki işçi sınıfının
temposuna dikkat çeker” (Rodney, Kapepwa ve Sago 1983, s. 28). Rodney, göçmen
işçilerin plantasyonlarda istikrarlı iş bulma mücadelesinin, ellilerde
Tanganyika’da sendikal hareketin ortaya çıkmasında çok önemli bir rol
oynadığını söylüyor. Ancak, İkinci Dünya Savaşı ve Tanzanya Ekonomisi adlı
eserinde Rodney, sömürgecilik karşıtı direnişin özünün, ekonominin
ithalat-ihracat fonksiyonlarıyla yakından bağlantılı olan kırklardaki liman ve
demiryolu işçilerinden geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu konum, onlara
dünyayı anlama, Batılı meslektaşlarının yürüttüğü sınıf mücadelelerinden ve
örgütlenme biçimlerinden ilham alma imkânı sunuyor (Rodney 1976b).
Rodney’nin
araştırması, TANU’nun işçi sınıfını köylülüğün sömürücüleri olarak tasvir
etmesini sorgulamasına yol açtı. Bu görüşteki tuhaflığa dikkat çekerek, kent ve
kır işçilerinin yalnızca asgari ücret kazandıklarını, “sömürgeciliğe karşı
mücadelenin ön saflarında” yer aldıklarını dile getirdi (Rodney 1978b, WRP,
Bölüm VIII, Kaset 8). Yetmişlerdeki işçi grevleri ve işgalleri, Rodney’ye,
Tanzanya toplumunda proleterlerin sürekli olarak servet üretme araçlarının
mülkiyetinden dışlandığını açıkça gösterdi. Daha da önemlisi, bu olaylar, işçi
sınıfının stratejik gücünü ortaya koydu. Bu güç, bürokrasinin toplumun temel
mal ve hizmetlerini üretmek için bağlı olduğu sınıf olma özelliğinden
kaynaklanıyordu (Rodney 1976b; Rodney 2022).
Rodney
ve Fanon, Afrika işçi sınıfı konusunda farklı sonuçlara varmış olsalar da, her
iki ismin de işçi sınıfı enternasyonalizminin savunucusu olduklarını belirtmek gerekiyor.
Fanon’a göre, insanlığın kapitalist emperyalizmden kurtuluşu, Batı işçi sınıfı
ile Üçüncü Dünya’nın ezilen halkları arasında tesis edilecek ittifaka bağlıydı.
Kapitalist ülkelerdeki proletaryayı “kaybedecek hiçbir şeyi olmayan” devrimci
bir sınıf olarak görüyordu, ancak bu sınıfın öncelikle hem yurtdışında hem de
kendi ülkesinde zulmün yol açtığı dehşetin bilincine varması gerektiğini
düşünüyordu (Fanon 1963, s. 109). Fransız işçilerinin sömürgeci düzeni
sürdürdükleri sürece gerçek özgürlüğe asla ulaşamayacaklarına inanıyordu.
Fransız işçilerinin kurtuluşu, Cezayir mücadelesinin önemini tanımaya ve onu
desteklemeye bağlıydı (Fanon 2004, 2007). Fanon, sömürgecilik karşıtı silahlı
mücadelede, sömürge halklarının insanlıklarını geri kazandıkları, Avrupa işçi
sınıfının ise kendi sömürgeci ırkçılığından kurtulduğu, karşılıklı bir tanıma
eylemi görüyordu (Fanon 2004, 2007).
Buna
karşılık, Rodney, ilk dönem yazılarının büyük bir bölümünde emperyalist
ülkelerdeki işçi sınıfının ilerici potansiyeli konusunda derin bir karamsarlık
hâkimdi. Her fırsatta Batı işçi sınıfını, emperyalizmin kârlarıyla satın
alınmış, Afrika ile küresel Güney’deki emekçilerin yüzleştikleri baskıya suç
ortaklığı eden bir işçi aristokrasisi olarak tasvir etti (Rodney 1971a, 2001, 2012).
Ancak, yetmişlerin ortalarına doğru, Pan-Afrikanizmin sınırlarıyla yüzleşmeye
başlamasıyla birlikte, Rodney bu karamsarlıktan uzaklaştı. Bu değişimin bir
nedeni, bilhassa 1974’teki Altıncı Afrika’nın Birliği Kongresi’nden sonra, “Pan-Afrikanizm”
ve “Siyahi Güç” sloganlarının baskıcı Afrika ve Karayip hükümetleri tarafından
sahiplenildiğini fark etmesiydi (Rodney 1976a; Markle 2017). Bu durum Rodney’yi,
proleter militanlığa dair yeni yaklaşımına uygun olarak uluslararası sınıf
dayanışmasını inşa etmeye daha fazla önem veren, daha radikal bir enternasyonalizm
biçimi aramaya itti. 1976’da yazdığı bir makalede şunları söylüyordu:
“Afrika’nın kurtuluşuna
verilen destek, Portekiz’de oluşan imkânlar göz önüne alındığında, Şili,
Güneydoğu Asya, Ortadoğu, hatta Avrupa’nın kendisindeki anti-emperyalist
mücadelelere kadar uzanan tarihsel sorumluluğun parçası olarak tasvir ediliyor.”
(Rodney 1976a, s. 4)
Bu
çarpıcı ancak az bilinen ifade, Rodney’nin eski Portekiz sömürgelerindeki
gerilla hareketlerinden doğan ve beyaz işçileri silah arkadaşı olarak gören enternasyonalist
fikirlerle olan yakınlığını paylaştığı bir makalede yer almıştır. Bununla
birlikte, Afrika’nın kurtuluşuna desteğin, Karanfil Devrimi sırasında sokaklara
ve iş yerlerine dökülen Portekizli işçilerden de gelebileceğine dair kısa ama
önemli bir kabul de yer almıştır (Rodney 1976a). Görünen o ki işçi sınıfı
ayaklanması ve bunun neticesinde ilerici sınıfın kurtuluş hareketlerine verdiği
destek, Rodney’nin Batı işçi sınıfı konusunda önceden dile getirdiği
tespitlerini gözden geçirmeye başlamasına neden olmuş.
Rodney’nin
Fanon’la Muhabbeti
Rodney,
Küresel Güney’de kendiliğinden şiddet, sınıf ve devrim gibi temel meselelerde fikirler
geliştirdi. Bu teorik faaliyet, Rodney’nin farklı coğrafi alanlarda ve farklı
zamansal kesitlerde yürüttüğü politik faaliyetle birlikte, onu Fanon’dan
ayrıştırdı. 1968’de Karayipler’de yaşanan kendiliğinden ayaklanmaların
başarısızlığıyla yüzleştikten sonra, Rodney, odağını Fanon’un şiddete dair
öğretilerinden, bu tür mücadeleleri etkili bir şekilde yönlendirmek için
gereken örgütlenme biçimlerini araştırmaya kaydırdı. Tanzanya’da, Rodney,
kendisini işçi kitleleriyle aynı hizaya getirecek ulusal bir burjuvazi olduğuna
inandığı bir yapıyla karşılaştı. Bununla birlikte, TANU’ya yönelik, giderek derinleşen
hayal kırıklığı, onu dolaylı olarak, Fanon’un Afrika ülkelerindeki sınıfla
alakalı tespitlerini eleştirmeye itti. Tanzanya’daki bürokratik eliti, üretim
araçlarını kontrol etmede çıkarı olan bir yönetici sınıf olarak tanımlayan
Rodney, bu yönetime karşı koyma konusunda işçi sınıfı militanlığının sahip
olduğu merkezi öneme vurgu yaptı.
Rodney,
Guyana’daki aktivizminin zirveye ulaştığı, 1979’dan Haziran 1980’deki suikasta
dek uzanan dönemde Fanon’a daha az atıfta bulundu. Kendisi ve siyasi partisi Emekçi
Halkın İttifakı (WPA), ırksal farklılıkları aşıp, ezilmiş bir işçi sınıfını
birleştirerek örgütlemeyi amaçlıyordu. Bu değişim Fanon’un onun üzerindeki
tesirinin azaldığının deliliydi. Gene de Rodney’nin siyasetinin kimi yönleri,
Fanon’unkine hâlâ fazlasıyla benziyordu. Fanon gibi Rodney de kapitalizme karşı
uluslararası dayanışmanın güçlü bir savunucusu olarak hareket etti. Ölümüne dek
Rodney, kendisini önceleyen Fanon gibi, silahlı mücadelenin en yüksek mücadele
biçimi olduğuna olan inancını sıkıca muhafaza etti. Bu pozisyon, yalnızca
Afrika’daki gerilla hareketlerine verdiği destekte değil, aynı zamanda kendi
partisinin Guyana’daki Burnham hükümetine karşı bir ayaklanmaya hazırlık olarak
silah biriktirmek için attığı adımda da karşılık buldu (Chukwudinma 2024).
Ancak, WPA’nın silahlı mücadeleye yönelmesi, işçilerin sokaklarda ve iş
yerlerinde aşağıdan yukarıya doğru verdikleri mücadelelere olan güçlü
vurgusuyla çoğu zaman ters düşüyordu, zira bu durum, küçük bir devrimci grubun
işçi kitlelerinin yanında değil, onların adına hareket etme riskini taşıyordu (Chukwudinma
2024).
Ancak
tüm bu sorunlara rağmen, Rodney’nin Fanon ile kurduğu muhabbet,
anti-emperyalist mücadelede sınıfın rolü konusunda siyasi bir netlik
kazanmasına yardımcı oldu. Rodney’ye göre, Yeryüzünün Lanetlileri, Afrika’nın
kurtuluş mücadelesinin başarısızlıklarını ciddi bir şekilde eleştirmek ve
gerçek bir devrimci hareket üretebilecek Marksist teoriye yönelmek için bir
temel teşkil ediyordu.
Chinedu Chukwudinma
Baindu Kallon
Kaynakça:
Austin D. 2018. Moving Against the System: The 1968 Congress of Black
Writers and the Making of Global Consciousness. Londea: Pluto Press.
Birchall
IH. 2012. European Revolutionaries and Algerian Independence. Londra:
Merlin Press.
Boukari-Yabara
A. 2018. Walter Rodney, un historien engagé, 1942-1980. Paris: Présence
Africaine.
Cabral
A. 1979. Unity and Struggle: Speeches and Writings of Amilcar Cabral.
New York: Monthly Review Press.
Campbell
H. 1974. Pan-Africanism: The Struggle against Imperialism and
Neo-Colonialism: Documents of the Sixth Pan-African Congress. Ontario:
C.N.T.U.
Campbell
H. 1987. Rasta and Resistance: From Marcus Garvey to Walter Rodney.
Trenton: Africa World Press.
Choonara
J. 2017. “Class and the Classical Marxist TraditionConsidering Class”,
Theory, Culture and the Media in the 21st Century. O’Neill D, Wayne M. s.
13–30. Leiden: Brill.
Chukwudinma
C. 2024. Marxism, Anti-Imperialism and Radical Transformations: A
Life-Geography of Walter Rodney’s Political Thought and Activism (1968–1980).
University of Oxford. İngiltere:
Cliff
T. 1986. Deflected Permanent Revolution. Şikago: International Socialist
Organization.
Coulson
A. 2013. Tanzania: A Political Economy. Oxford: Oxford University Press.
Fanon
F. 1963. The Wretched of the Earth. New York: Grove Press.
Fanon
F. 2004. Toward the African Revolution: Political Essays. New York:
Grove Press.
Fanon
F. 2007. A Dying Colonialism. New York: Grove Press.
Gibbons
A. 2010. The Legacy of Walter Rodney in Guyana and the Caribbean.
Lanham: University Press of America.
Hirji
KF. 2010. Cheche: Reminiscences of a Radical Magazine. Darüsselam: Mkuki
na Nyota Publishers.
Hirji
KF. 2017. The Enduring Relevance of Walter Rodney’s ‘How Europe
Underdeveloped Africa’. Montréal: Daraja Press.
Lewis
R. 1994. “Walter Rodney: 1968 Revisited.” Social and Economic Studies. Cilt.
43(3): s. 7-56.
Lewis
R. 1998. Walter Rodney’s Intellectual and Political Thought. Kingston:
University of the West Indies Press.
Markle
SM. 2017. A Motorcycle on Hell Run: Tanzania, Black Power, and the Uncertain
Future of Pan-Africanism, 1964–1974. East Lansing: Michigan State
University Press.
Museveni
Y. 1971. “Fanon’s Theory of Violence: Its Verification in Liberated Mozambique”,
Essays on the Liberation of Southern Africa. Shamuyarira NM. s. 1–24.
Darüsselam: Tanzania Publishing House.
Roberts
G. 2022. Revolutionary State-Making in Dar es Salaam: African Liberation and
the Global Cold War, 1961–1974. Cambridge: Cambridge University Press.
Rodney
W. 1968. “Education and Tanzanian Socialism,” Tanzania: Revolution by
Education. Resnik I. s. 71-84. Arusha: Longmans of Tanzania.
Rodney
W. 1971a. George Jackson, “Black Revolutionary.” Maji Maji. Cilt. 5: s. 4-6.
Rodney
W. 1971b. “Some Implications of the Question of Disengagement from Imperialism.”
Maji Maji. Cilt. 1: s. 3-6.
Rodney
W. 1972a. “Problems of Third World Development.” Ufahamu: A Journal of
African Studies. Cilt. 3(2): s. 27-47
Rodney
W. 1972b. “Some Thoughts on the Political Economy of the Caribbean”, Speech
delivered at the Caribbean Unity Conference; Howard University. Washington DC. 21
Nisan; PDF.
Rodney
W. 1972c. Ujamaa and Scientific Socialism. African Review. Cilt.
1(4): s. 61–76. MIA.
Rodney
W. 1973a. Amílcar Cabral – Revolutionary Intellectual, Walter Rodney Papers,
Series H, Box 13, Folder 13, Robert W. Woodruff Library. Atlanta University
Center.
Rodney
W. 1973b. M.A History ProgrammeWalter Rodney Papers, Series G, Box 7, Folder
18, Robert W. Woodruff Library. Atlanta University Center.
Rodney
W. 1973c. State Formation and Class Formation in Tanzania. Maji Maji. Cilt.
11: s. 25-34.
Rodney
W. 1976a. Southern Africa and Liberation Support in Afro-America and the West
IndiesThe Socio-Economic Trend and Policies in Southern Africa. Dar es
Salaam: United Nations African Institute for Economic Development and Planning.
Rodney
W. 1976b. World War II and the Tanzanian Economy. Ithaca: African
Studies and Research Center, Cornell University.
Rodney
W. 1978a. “Africa’s Struggle for Economic and Political Liberation with a Brief
Insight into the Historical Background” Africa Week, African Students
Association, University of Guelph (Ontario, Canada). Walter Rodney Papers,
Series K, Box 31, Folder 20, Robert W. Woodruff Library. Atlanta University
Center.
Rodney
W. 1978b. One Hundred Years of Development in Africa [tapes labelled ‘African
Development Lecture’], Part VIII, Tape 8, Side A & B, 1978 June 22Walter
Rodney Papers, Series K, Robert W. Woodruff Library. Atlanta University
Center.
Rodney
W. 1984. A Tribute to Walter Rodney: One Hundred Years of Development in
Africa. Hamburg: Universität Hamburg.
Rodney
W. 1986. Marxism and African Liberation. MIA.
Rodney
W. 1990. Walter Rodney Speaks: The Making of an African Intellectual.
Trenton: Africa World Press.
Rodney
W. 2001. “African History in the Service of the Black Liberation.” Small Axe.
Cilt. 5(2): s. 66-80.
Rodney
W. 2012. How Europe Underdeveloped Africa. Cape Town: Pambazuka Press.
Rodney
W. 2019. The Groundings with my Brothers. Rodney AT, Benjamin JJ. New
York: Verso.
Rodney
W. 2022. Class Contradictions in Tanzania Decolonial Marxism: Essays from
the Pan-African Revolution. New York: Verso.
Rodney
W. n.d. Africans Abroad in Jamaica Walter Rodney Papers, Series H, Box 11,
Folder 11, Robert W. Woodruff Library. Atlanta University Center.
Rodney
W, Kapepwa T, Sago L. 1983. Migrant Labour in Tanzania during the Colonial
Period: Case Studies in Recruitment and Conditions of Labour in the Sisal
Industry. Hamburg: Institut für Afrika-Kunde.
Rudebeck
L. 1974. Guinea-Bissau: A Study of Political Mobilization. Uppsala:
Scandinavian Institute of African Studies.
Shivji
IG. 1973. Tanzania: The Class Struggle Continues. Dar es Salaam:
Development Studies Department, University of Dar es Salaam.
Shivji
IG. 1976. Class Struggles in Tanzania. New York: Monthly Review Press.
Shivji
IG. 2017. “Mwalimu and Marx in Contestation: Dialogue or Diatribe?” Agrarian
South: Journal of Political Economy. Cilt. 6(2):s. 188-220.
Shivji
IG, Yahya-Othman S, Kamata N. 2020. Development as Rebellion: A Biography of
Julius Nyerere. Dar es Salaam: Mkuki na Nyota Publishers.
TANU
(Tanganyika African National Union). 1971. TANU Guidelines on Guarding,
Consolidating and Advancing the Revolution of Tanzania, and of Africa, Journals.
West
MO. 2005. “Walter Rodney and Black Power: Jamaican Intelligence and US
Diplomacy.” African Journal of Criminology and Justice Studies. Cilt.
1(2): s.1-50.
Zeilig
L. 2021. Frantz Fanon: A Political Biography. 3. Baskı. Londra: I.B.
Tauris.
Zeilig L. 2022. A Revolutionary for Our Time: The Walter Rodney Story. London: Haymarket Books.


0 Yorum:
Yorum Gönder