Victoria Holmes, Virginia’dan Harlem’e taşındı. Büyük Buhran’ın en yoğun döneminde orada büyüdü. Harlem’deki hayatı, ABD ve dünya genelinde süren adalet mücadelesince örüldü. Daha sonra Vicki Garvin olarak tanınan Victoria Holmes, tarihin en büyük ayaklanmalarından bazılarının içinde yer aldı. Ölene dek devrimci faaliyetlerine devam etti. O ait olduğu devrimci momentlerin her birini, tarih, siyaset ve adalet anlayışını güçlendirmek için kullandı.
Sistematik eşitsizliğin detaylarını
idrak etti. Her cephede adaletsizlikle mücadele eden yaratıcı stratejiler
geliştirdi. farklı ülkelere yaptığı seyahatlerle siyahi Amerikalı radikallerle
uluslararası devrimciler arasında dayanışmacı bağlar kurdu.
Vicki
Garvin, 18 Aralık 1915’te Virginia’da doğdu. O dönemdeki birçok siyahi aile ve
birey gibi, ailesi de Virginia’dan Harlem’e taşındı. Annesi varlıklı beyaz
ailelere hizmet eden bir ev işçisi, babası ise sıvacıydı. Her iki ebeveyn de
işlerinde derin bir ırkçılıkla karşı karşıya kaldı, özellikle babası, inşaat
sendikalarındaki ırkçılık nedeniyle, adil iş fırsatlarından mahrum bırakıldı.
Garvin, kendisi de yazları ailesinin gelirine destek olmak adına giyim
sektöründe çalıştı. Garvin’in ailesi, Abyssinian Baptist Kilisesi’ne gidiyordu.
Garvin de bu kiliseye bağlı, başında, ileride kongre üyesi olacak olan, solcu
Adam Clayton Powell Jr.’ın yönettiği gençlik programının parçasıydı. 16 yaşında
liseyi bitirdi. Sonra Hunter Koleji’nde siyaset bilimi bölümünden mezun oldu.
Vicki
Garvin, hayatı boyunca siyahilerin yurttaşlık hakları ve işçi haklarının iç içe geçtiğini gördü. İlk protestosu, Adam Clayton Powell
Jr.’ın 1939’da Dünya Fuarı sırasında siyahilerdeki işsizliği protesto etmek
için Harlem’in 125. Caddesi’nde düzenlediği “Çalışamadığınız Yerden Alışveriş
Yapmayın” protestosuydu. Garvin, örgütlü işçi hareketine olan ömür boyu
bağlılığına 1936 yılında, Amerikan Barış ve Demokrasi Birliği’nde santral
operatörü olarak çalışırken başladı. Endüstriyel Örgütler Kongresi’ne (CIO)
bağlı ABD Büro Emekçileri ve Profesyonel İşçiler Sendikası’nın (UOPWA) aktif
bir üyesiydi. İşyeri örgütlenmesinin gücünü bizzat deneyimledi.
Garvin,
Marksist iktisat ve Marksizm-Leninizm çalışmalarını ilk olarak Smith College’da
İktisat alanında yüksek lisans yaparken keşfetti. Bu keşif, işçi sınıfının
sömürülmesini merkezine alan dünya siyaseti ve ekonomisine bakış açısını
derinden etkiledi. Bu yeni dünya görüşünü ve UOPWA’den edindiği dersleri, bir
sonraki görevi olan Ulusal Savaş Dönemi Çalışma Kurulu’na taşıdı. Burada
bağımsız bir kurum içi sendika kurdu ve başkanlığını yaptı. İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra Garvin, UOPWA’in ulusal araştırma direktörü olarak işçi hareketindeki
çalışmalarına devam etti. Adil İstihdam Uygulamaları Komitesi’nin eş
başkanlığını yaptı.
1947’de
Garvin, hayatındaki önemli bir dönüm noktası olarak tanımladığı Komünist Parti’ye
katıldı. Vicki Garvin, hem bir işçi örgütleyicisi hem de Soğuk Savaş
politikalarının açık sözlü bir eleştirmeni olarak, hatta McCarthyizme bile meydan okuyarak, New York’taki siyahi solun merkezi figürlerinden biri
oldu. Garvin’in sendikacılık dönemi, kırkların sonlarında CIO’nun anti-komünist
tasfiyeleri sırasında sona erdi, ancak gidişi sessiz olmadı. Son CIO
kongresinde Garvin, CIO liderliğini siyahi işçilerin hakları için mücadeleyi
militan bir şekilde desteklememek ve Güney’de örgütlenmemekle suçlayan bir
konuşma yaptı.
Garvin’in
işçi sendikasından ihraç edilmesi aktivizmine ket vurmadı, bilâkis, bağlılığı
daha da yoğunlaştı. Freedom gazetesinin kurucu yönetim kurulu üyesiydi. Burada
Paul Robeson ile ömür boyu sürecek bir dostluk kurdu. Gazetenin ilk sayısında
Garvin, Afrikalı-Amerikalı kadın işçiler hakkında bir makale yazdı. Amerika’nın
demokrasi düzeyini sorgulayarak, Amerikan demokrasisinin başarısızlıklarının, “en
kirli, en istenmeyen işlerde” çalışan ve hâlâ en düşük ücretleri alan,
sendikalardan ve sendika liderliğinden dışlanan siyahi kadın işçilerin
durumunda karşılık bulduğunu dile getirdi. İlerici sendikaları ve kadın
örgütlerini bu eşitsizlikleri gidermeye ve sendikaların her düzeyinde siyahi
kadınların liderliğini desteklemeye çağırdı.
Ellilerde
Garvin’in aktivizmi, siyahilerin yurttaş hakları mücadelesi ve işçi sorunlarını
giderek daha fazla bir araya getirdi. 1951 yılının büyük bir bölümünü
Cincinnati’de ilk Ulusal Siyahi İşçi Konseyi (NNLC) kongresini organize etmekle
geçirdi. Kongre, üçte biri kadın olmak üzere, bin delegeyi bir araya getirmek
suretiyle epey başarılı oldu. Garvin, siyahi işçilerin yorulmak bilmez bir
savunucuydu. Militan siyasi inançlarını açık yüreklilikle dile getirmeye devam
etti. NNLC’nin ulusal başkan yardımcısı olarak, Sears-Roebuck mağazalarında siyahi
kadınlar için sekreterlik ve satış elemanlığı pozisyonları elde etme konusunda
örgütün ilk ulusal kampanyasına öncülük etti. Bu süre zarfında Paul Robeson, W.
E. B. Du Bois, Thelma Dale ve Malcolm X ile de dostluklar kurdu. 1954’te,
Robeson ve işçi örgütleyicisi Elizabeth Gurley Flynn ile birlikte, hapisteki
Komünist Parti üyelerinin özgürlüğünü talep etmek için Union Square’deki 1
Mayıs mitinginde sahneye çıktı. 1956’daki AFL-CIO birleşme kongresinde NNLC
üyeleriyle birlikte broşür dağıtarak, yeni kurulan örgütün CIO’nun siyahi işçilere verdiği desteği sürdürmesi gerektiğini savundu. Yaygın siyasi baskı,
Garvin üzerinde büyük bir siyasi ve kişisel etki bıraktı. Ayrıca 1953’te
Temsilciler Meclisi Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi (HUAC) huzurunda
ifade vermeye çağrılması, gelecekteki iş imkânlarını sınırladı.
Garvin’in
ABD’de yüzleştiği siyasi zulüm, onu yeni bir yuva, çalışan ve ezilen insanların
özgürlüğü için mücadele etmenin yeni yollarını bulmaya zorladı. Siyahilerin
özgürlük mücadelesindeki birçok arkadaşı gibi, Garvin de enternasyonalist bir
işçi sınıfı bilincinin oluşmasını sağlayacak dayanışmacı bağların ve umudun
Afrika’da belirdiğini gördü. Nijerya’ya taşındı, burada yeni sömürgeciliğin
etkilerine bizzat tanık oldu. Nijerya’da iki yıl geçirdikten sonra tam ABD’ye
dönmeyi planlarken ancak dostları W. E. B. Du Bois ve Shirley Graham Du Bois’u
görmek için Gana’nın Accra şehrini ziyaret etti. Garvin, siyahi aydınların Gana’ya
ve Kvame Nkruma’nın vizyonuna ilgi duyduğunu gördü ve Accra’da kalmaya karar
verdi. Başlangıçta Maya Angelou ile aynı evde kaldı ve daha sonra Du Bois’un
yanındaki bir eve taşındı. Amerika'yı terk etmiş olsa da, Vicki Garvin
mücadeleyi hiçbir şekilde bırakmamıştı. Önemli uluslararası ilişkiler kurdu,
devrimci tarihin ortasında yaşadı ve dünya sahnesinde önemli bir komünist lider
haline geldi.
Malcolm
X 1964’te Gana’ya geldiğinde, Vicki Garvin, ona “annelik” yaptı. Siyasi akıl
hocası olarak bir dakika X’in yanından ayrılmayan Garvin, dünyanın dört bir
yanındaki devrimcilerle bağ kurmasına yardımcı oldu. Garvin, Küba ve Cezayir
büyükelçiliklerindeki yetkililer arasında onun için görüşmeler ayarladı, ayrıca
onu Çin büyükelçisi Huang Hua ile tanıştırdı. Malcolm X’in Afrika turu, siyasi
görüşlerinin ve siyahilerin özgürlük mücadelesinde enternasyonalizmin ve
birliğin önemine dair bakış açısının evrimi için kritik öneme sahipti. Vicki
Garvin, bu evrim sürecinin merkezinde duran isimdi.
Malcolm
X’in Huang Hua ile görüşmesini organize ettikten sonra, büyükelçi Garvin’e Çin’i
ziyaret etmesi için bir davet gönderdi. Garvin bu teklifi 1964’te kabul etti ve
Şanghay’da İngilizce öğretmeni olarak Çin'deki görevine başladı. Çin’de Robert
F. Williams ve Mabel Williams ile dostluk ve yoldaşlık kurdu. Peking Review dergisinin
İngilizceye çevrilmesine yardımcı oldu ve Şanghay Yabancı Diller Enstitüsü’nde
Afrika-Amerika tarihi üzerine dersler verdi. Mao Zedong, Martin Luther King Jr.’ın
suikastından sonra “Afrikalı-Amerikalıların Şiddetli Baskıya Karşı Mücadelesine
Destek” bildirisini yayınladığında, Garvin, öğrenciler tarafından bildirinin
yayınlanması üzerine düzenlenen toplantıda milyonlarca insanın önünde konuşma
yapmaya davet edildi. Bu anı, onu gözyaşlarına boğan bir “ayrıcalık” olarak
tanımladı. Ülkede hissettiği ve gördüğü dayanışma nedeniyle Vicki Garvin, Çin’i
“her yerde sömürülen ve ezilen, ortak noktaları çok fazla olan halklar için
değerli bir kaynak” olarak nitelendirdi.
Çin’de
geçirdiği altı yılın ardından Vicki Garvin, ABD’ye döndü. ABD Halkların Dostluğu
Derneği tarafından yayınlanan New China dergisinin yayın kuruluna
katılarak, siyasi aktivizmine devam etti. Çin’e birkaç kez daha seyahat etti,
ayrıca Afrika ve Karayipler'e de birçok gezi yaptı. Birçok çevrede faaliyet
yürüttü. Güney Afrika Irk Ayrımcılığına Karşı Kız Kardeşler (SASAA), Afrika
Halkına Karşı Medya Saldırılarını Ortadan Kaldırma Komitesi (CEMOTAP), Adalet
Yanlısı Siyahi İşçiler ve Anayasal Haklar Merkezi gibi örgütler içinde çalıştı.
ABD’ye
döndükten sonra Garvin, çeşitli mücadelelerde genç aktivistlere paha biçilmez
bir rehberlik sağladı. Kadınların eşit haklarına ve siyahilerin özgürleşmesine
kendini adamış bir işçi lideri ve enternasyonalist olarak Garvin, üç kıtada süren
toplumsal hareketlerde önemli bir stratejist, akıl hocası ve lider olarak
hatırlanıyor. 2007’deki ölümünü duyuran bir açıklamada şunlar söyleniyordu:
“Hayattaki tabii ki iniş
çıkışlar olacak, ancak yarışta zafer, kısa mesafe koşucularına değil, uzun
mesafe koşucularına aittir. Her yerde şu haklı slogan yankılanıyor: Adalet
yoksa barış da yok!”
Yoldaş
Vicki Garvin işte böyle biriydi!
N. Liu
1
Şubat 2022
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder