Muhammed
Halil Kasım’ın hayat hikâyesi, Mısır’da 1952’de gerçekleşen devrim öncesi
yüzleşilen toplumsal ve politik güçlüklerin tezahürüdür. Halil Kasım’ın hayatı, o
dönemde Nübalıların yaşadıkları dışlanmaya tanıklık etmiştir. İngiliz destekli
Mısır monarşisi, ülkenin kuzeyindeki kentsel alanların geliştirilmesine
odaklanırken, Nüba, toplumsal ve politik dışlanmadan muzdarip olmuştur.
Monarşik sistemde, zengin kültürel tarihi ve eşsiz kimliğiyle Nüba, Mısır’ın politik
alanından dışlanmış, sefalet içinde yaşamış, Nübalılar ikinci sınıf vatandaş
muamelesi görmüşlerdir.
Muhammed Halil Kasım, siyasi ve edebi çalışmalarıyla farklı bir Nüba kimliği ortaya koydu. Nüba’nın kültürel kimliğinin korunmasını, Mısır devrimci kurtuluş projesine aktif katılım ile birleştirmeye çalıştı.
Demokratik Ulusal Kurtuluş
Hareketi’ne (“Haddato” olarak anılır) bağlılığı, Nüba toplumunun karşılaştığı
koşullara bir cevap niteliğindeydi, zira devrimci bir devlet kurma hedefine
ulaşmak için bölgesel kimliğin ötesine geçmenin önemini fark etmişti.
Bir
Marksist olarak Kasım, devrimci projesinin temel bileşenleri olarak sosyal
adalet ve ekonomik eşitliğe odaklandı. Bu vizyon, siyasi değişimle sınırlı
değildi, aynı zamanda kuzeyden veya güneyden, şehirden veya kırsaldan olsun,
her bireyin temel haklarını koruyan sosyo-ekonomik bir sistem kurmayı
amaçlıyordu. Ayrıca, Nübalıların maruz kaldıkları sınıf temelli sömürü ve ırk
ayrımcılığının ortadan kaldırılmasını da savunuyordu.
Kasım,
radikal değişimin ancak hayatın tüm yönlerini kapsayacak kapsamlı bir devrimle
sağlanabileceğine inanıyordu. Şamandıra adlı romanı ve “Haddato”ya
katılımıyla Kasım, Mısır toplumunun kenarında yaşayan Nübalıların hayatlarının
doğru bir tasvirini sunmaya çalışarak, kendi toplumunun dertlerine ses oldu.
1968’de yayımlanan roman, bilhassa Asvan Barajı’nın ikinci kez yapılışı ve
büyütülmesine dönük çalışmaların ardından, yoksulluk ve ayrımcılığın sert
koşulları altında Nübalıların çektiği acıları ve yaşadıkları yalnızlığı dile
getirir.
Kasım,
Nübalıların varlığını, onları gerçekten kendi halkı olarak tanımayan bir
vatanda savunmak için mücadele etti. Kasım, sadece Nübalıların haklarını
savunmuyordu. Adil ve eşitlikçi bir Mısır toplumu tahayyül ediyordu. Sınıfsal eşitsizliklerden
ve ırkçılıktan arınmış, kültürel ve toplumsal çeşitliliğe açık bir toplumdu
düşündeki.
Katta
Muhammed
Halil Kasım, 15 Temmuz 1922’de Nüba’nın Katta köyünde doğdu. Babası çiftçiydi,
ancak Asvan Barajı’nın ikinci kez yükseltilmesinin yol açtığı sel felâketinin
ardından tüccar oldu. Sel, büyük bir afete yol açtı. Evleri sular altında kaldı,
topraklarda büyük yıkıma yol açtı, her yerde enkaz ve tahribata sebep oldu. Bu afet,
Nübalıların kalplerinde büyük bir üzüntüye neden oldu. Birçoğu, daha sonra
yakındaki kayalık arazilerde ve Nil Nehri kıyısındaki dağlık bölgelerde yeni
bir hayat kurmaya çalıştı. Sağlıklı insanlar da derin bir acı ve yabancılaşma
duygusu içinde iş aramak için başka bölgelere kaçtı. Geride sadece bazı
zayıflıklar veya kısıtlamalar nedeniyle bir yere gidemeyenler kaldı.
Çocukken
Kasım, çeşmenin üzerinde oturur, kalbi ağırlaşır, gözleri ufka doğru uzanır,
geçmişin anılarını hatırlar, kökünden sökülmüş ve dağılmış hurma ağaçlarını
incelerdi.
Alfabeyi
öğrenir öğrenmez, Kasım, perakende dükkânını işletme konusunda babasına yardım
etmeye başladı. Çok geçmeden, göçmen aileleri için mektuplar yazsın, onlara
aldıkları mektupları okusun diye evlere davet edilmeye başladı. Böylece Kasım,
köy halkının sırlarına ve acılarına ortak oldu. Hatta kadınların uzun bir
aradan sonra köye dönmeleri için yalvaran gurbetçi eşlerine duydukları sevgi ve
şefkati bile öğrendi. Tüm bu sırlar kalbine kazındı. Kasım, ilköğretimini
köydeki ilkokulda tamamladı. Daha sonra Aniba köyündeki ortaokula kaydoldu.
İlkokul diplomasını aldıktan sonra, Asvan’da bulunan liseye kaydolmak için
kuzeye gitmek zorunda kaldı. Köyden ayrılmaya hazırlanırken evini saran o hüzün
duygusu aklından hiç çıkmayacaktı.
Bu
dönemde Kasım’ın şair olarak edebi yeteneği gelişmeye başladı. Şiirleri isyan
ve doğa imgeleriyle doluydu, Nil kıyılarında vakit geçiriyordu. Şiir yeteneği
sayesinde liseye girdi. Lise diplomasını aldıktan sonra, Kasım, üniversiteye
gitmek için Kahire’ye taşındı. Asvan’da kalmaya pek istekli görünmüyordu
(İskhak, 1995).
Kahire
Üniversite
yıllarında Kasım, edebiyat, felsefe ve siyaset üzerine kitaplar okudu.
Anlattığına göre, katıldığı dersler ve seminerler onu, kısa bir süreliğine de
olsa, Müslüman Kardeşler’e katılmaya yönlendirdi. Asıl dikkatini, Kahire’nin
merkezindeki Nübalılar Kulübü’nde Nübalı hemşehrilerinin düzenledikleri
toplumsal ve politik faaliyetler çekiyordu. Şimdilerde adı Cumhuriyet olan İbrahim
Paşa Caddesi’ndeki kulüp merkezinde yoldaşları Zeki Murad ve Mahir Zeki ile ilginç
sohbetler gerçekleştiriyordu. Farklı köylerden gelen Nübalılar bir araya gelir,
1933’teki sel öncesi kendi toplumlarının hayatına dair hikâyeler ve gerçekler
üzerine sohbetler ederlerdi.
İngiliz
işgalinin iyice kökleştiği koşullarda Marksist fikirler, onun ve yoldaşlarının
zihinlerine işlemeye başladı. Kitleler; yoksulluk, cehalet, hastalık ve
sömürünün pençesindeydi. İngilizlerin yıllarca sürdürdükleri oyalama
taktiklerinin ardından, Mısır’ın asla ateşkesler, tavizler, ittifaklar veya
uzlaşmalar yoluyla değil, silahlı mücadele ve devrim yoluyla
özgürleştirilebileceğinin farkına varılmasıyla sömürgecilik karşıtı duygular alabildiğine
arttı.
Sömürgeciliğe
ne pahasına olursa olsun son vermeye kararlı kişilerle, işgal güçlerinin Mısır’da
kalmasını isteyen, etkili toprak sahiplerini temsil eden Kraliyet Ailesi,
partiler ve örgütler arasına kalınbir çizgi çekilmişti. Bu sınıflar,
sömürgecilerden çok halktan korkuyorlardı, zira onlar, kendi vatanlarından ziyade
ortak çıkarları sebebiyle işgalcilere daha fazla bağlılardı.
Kasım,
sosyalizmin Nüba halkının kaygı ve çıkarlarıyla örtüştüğüne inanıyordu. Ayrıca,
sosyalizmin milyonlarca yoksul emekçi insanın sosyal adaletsizlikle mücadele
etmeye yetecek kapsama sahip bir yol sunacağını düşünüyordu. Bu nedenle Kasım, kırkların
başlarında Demokratik Ulusal Kurtuluş Hareketi’ne katıldı. Harekete katıldıktan
sonra Kasım, bazı Nübalı arkadaşlarıyla birlikte hareketin Nüba Şubesi’ni
kurdu. Şubenin faaliyetleri, Kahire’de yaşayan Nübalıların büyük bir bölümünün
ilgisini çekti, ancak bu kişiler Abdin, Bulak Ebu’l-Ula ve Misrü’l-Kadime (“Eski
Mısır” bölgesi) gibi çeşitli bölgelere dağılmışlardı. Nüba Şubesi’nin
faaliyetleri, Nüba’da önceden var olan hayır kurumlarını, dernek ve kulüpleri
kurmaktan ibaretti. Bu kurumlar, genelde Nüba topluluğundaki ölenlerin
ailelerine yardım ve teselli sunmayı amaçlayan dayanışma kampanyaları düzenliyorlardı.
1945-1948
arası dönemde Kasım ve yoldaşları, eğitim, kültür ve spor faaliyetlerini de dâhil
ederek bu Nübalı hayır kurumlarını canlandırmaya çalıştılar. Nüba Şubesi,
Kahire ve İskenderiye’deki Nübalı işçilerin olumsuz çalışma koşullarını ortadan
kaldırmaya, Asvan çevresindeki bölgelerde yaşayan, yerinden edilmiş kişilere
çok az maddi tazminat verilen Nübalıların çektikleri acıları dindirmeye
çalıştı. Haddato tarafından benimsenen ve dile dökülen slogan, Nil Vadisi
halklarının İngiliz askeri güçlerinin Mısır ve Sudan’dan çekilmesi için
verdikleri mücadelenin birliğine ve Sudan halkının kendi kaderini tayin hakkına
inanıyordu. Bu slogan, liberal partilerin ve büyük toprak sahiplerinin
temsilcilerinin “tek halk, tek taç” sloganına tamamen zıttıydı.
Kasım,
Haddato’nun Sudan Şubesi’nce çıkartılan Umm Durman dergisi için
makaleler yazıyordu. Bu şubede Abdülhalik Mahcub, Ebubekir Muhammed Ali Fadl, Cüneyd
Ali Ömer ve Ahmed Selman gibi isimler yer alıyordu. Bu şubenin kurulmasının
amacı, Sudan komünistlerini yeterince bağımsız hale gelene kadar geliştirmekti.
Sonunda “Sudan Ulusal Kurtuluş Hareketi” (kısaca “Hasstu”) adını aldı, daha
sonra kendisini Sudan Komünist Partisi ilan etti. İngilizler, Abdu Dahab’ın
yayın yönetmenliğini yaptığı Umm Durman dergisinin Sudan’a girişine mani
oldular. Daha sonra, 8 Temmuz 1946’da diğer gazetelerle birlikte tamamen
yasaklandı (El-Sayed, 1978).
Kasım,
ayrıca parti hücreleri de kurdu. Kahire Üniversitesi’ndeki bir öğrenci
konferansının ardından binlerce öğrencinin katıldığı, 9 Şubat 1946 günü
gerçekleştirilen kitlesel gösterinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynadı.
Ardından, İngilizlerle tüm müzakerelerin durdurulmasını ve İngiliz güçlerinin
Mısır ve Sudan’dan derhal çekilmesini talep eden kararlar alındı. Öğrenciler,
kararları Kral Faruk’a sunmak için Abdin Sarayı’na doğru yürüyüş
gerçekleştirdiler. Gösteri, Abbas Köprüsü’nden geçerken, köprüyü yöneten
şirket, köprüyü açtı, ardından askerler kitleye saldırdı. Birçok öğrenci Nil'e
düştü, çok sayıda kişi yaralandı. Bu olay, Mısır’ın çeşitli şehirlerinde halkta
büyük bir öfkeye yol açtı. 10 Şubat ile 4 Mart 1946 tarihleri arasında yoğun gösterilere neden oldu.
Şubat ayı boyunca öğrenci hareketi kök saldı ve yeni
bir sınıf bilinci
boyutu kazandı. Bunun en açık ifadesi, 18 ve 19 Şubat 1946’da Ulusal İşçi ve Öğrenci
Komitesi’nin kurulmasıydı. Vefd partisi üyelerini,
Marksistleri, işçileri ve
sendikacıları bir
araya getiren Komite, 21 Şubat 1946’da “Tahliye Günü” olarak adlandırılan genel
grev çağrısında bulundu. O gün, yaklaşık 100.000 kişilik büyük bir kalabalık
toplandı. Bu kitlenin içinde sadece Şubrat’ül-Hiyme’den 15.000 işçi vardı
(Şubratü’l-Hiyme şehrinde çalışan tekstil işçileri bu harekette öne çıkan güçtü).
Eylemcilerle çatışan İngiliz işgal güçleri 23 göstericiyi öldürdü, 121 kişiyi
yaraladı. Ertesi gün, Ulusal Öğrenci ve İşçi Komitesi, 4 Mart 1946’da “Şehitler
Günü” olarak bilinen ikinci bir genel grev çağrısında bulundu.
Ardından
İsmail Sıdki hükümeti, yüzlerce komünist öğrenciyi, yazarı, gazeteciyi, Ulusal
Komite üyesini ve sendika aktivistini tutukladı. Fecrü’l-Cedid (“Yeni
Şafak”), Umm Durman, Vefdü’l-Masri ve Zamir (“Vicdan”)
gibi gazeteler kapatıldı. Kasım, İskenderiye Valiliği’ndeki Hadra
hapishanesinde beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu hapishane, Mısır Marksist
hareketinin kurucularından Anton Marun’un 1924’te öldüğü yerdi.
Kasım,
1953’te hapisten çıktı. Bu romancı-aktivist, Afrika ve Arap dünyasında ulusal
kurtuluş hareketlerinin dalgalandığı bir dönemde yaşadı. Mısır ve Sudan
sınırında yer alan ve Afrika bağlamına derinden bağlı bir bölge olan Nüba’da
doğmuş olması nedeniyle, sömürge sınırlarının yapaylığının son derece
farkındaydı. Avrupa sömürgeciliğine karşı mücadelenin her iki bölgenin
halklarını birleştirebileceğine inanıyordu. Yazıları, Araplar ve Afrikalılar
arasındaki ortak noktaları ve sömürgeciliğe karşı ortak mücadelelerini yansıtan
ulusal kurtuluş söylemine katkıda bulundu.
Kenyalı-Ummanlı
tarihçi Ali Mazrui’nin aksine, Muhammed Halil Kasım, Afrika ve Arap
kimliklerinin kaynaşması üzerinde duran bir isim değildi. Bir Nübalı olarak,
güçlü bir Afrika kimliğine sahip, ancak Arap kültürüyle derinden iç içe geçmiş
bir toplumda büyüdü. Bununla birlikte, yaşamı ve çalışmaları, Arap ve Afrika
siyasetinin ve milliyetçiliğinin arasında yaşanan karşılaşmanın cisimleşmiş
halleriydi.
1952
Devrimi
Kasım’ın
1952 devrimine ve Hür Subaylar Hareketi’ne verdiği destek, uzun bir militanlık
geçmişinden kaynaklanıyordu. Başından itibaren Kasım’ın tutumu milli burjuva
devrimini desteklemek üzerine kuruluydu. Ancak, Hür Subaylar rejimi ve Cemal
Abdünnasır ile ayrışıyordu. Onların anti-komünist eğilimlerini ve sert
yöntemlerini eleştiriyordu. Demokrasi kavramına ve kitle hareketlerine, siyasi
partilere ve kimi aydın çevrelerine yönelik düşmanlıkları konusunda da onlarla
aynı fikirde değildi. İşçilere baskı yapmalarını ve Kefrü’d-Devvar şehrinde
mücadele eden iki aktivisti idam etmelerine de onay vermedi.
Kasım,
1954’te tekrar tutuklandı. 64’ler Davası olarak bilinen olaydan sonra askeri
hapishanede on yıl hapis cezasına çarptırıldı. Askeri hapishaneden, 1959’da
Haddato örgütünün üyelerini harekete geçirdiği Vahatü’l-Harga’daki (Harga
Vahası) Maharik hapishanesine nakledildi. 1962’nin sonuna gelindiğinde, tüm
komünist akımlar, savunucuları ve sempatizanlarıyla birlikte, Vaha
hapishanesinde toplanmıştı. Muhammed Halil Kasım, 1964 yılına kadar bu
hapishaneden çıkamadı. O yıl aynı zamanda tek romanı olan Şamandıra’yı (El-Qosair,
2009) tamamladı.
Roman
ve Gözaltı Merkezi
Kasım,
tutukluluğu sırasında oldukça üretken bir şekilde yazdı. Polonya asıllı
Amerikalı siyaset bilimci ve politika yapıcı Zbigniew Brzezinski’nin eserlerini
tercüme etti. Yazdığı şiirler, Zeki Murad, Kemal Abdülhalim, Mahmud Tevfik ve
Filistinli şair Muayin Bsisu’nun birlikte yayımladıkları “Kassîd Masriya”(“Mısır
Şiirleri”) adlı antolojide yayımlandı. Nübalı şairlerden oluşan (Muhammed Şindi,
Zeki Murad, Abdidaim Taha ve İbrahim Şaarui’yi içeren) grupla birlikte “Sirbü’l-Balaşun”(“Balıkçıl
Sürüsü”) adlı ikinci antolojiyi çıkarttı.
Kasım,
hapishaneyi insanlara bir şeyler öğretebileceği ve onlardan bir şeyler
öğrenebileceği bir yer olarak görüyordu. Okuma-yazma bilmeyen gardiyanlara
okuma-yazma öğretti. Bu haber, hızla diğer gözaltı merkezlerine yayıldı ve kısa
süre sonra gardiyanlar, Kasım ve komünist tutsakların okuma-yazma dersleri
verdiği Vaha gözaltı merkezine nakledilmeyi talep ettiler. Kasım, bu okulun
müdürü olarak görev yaptı. Gardiyanlar ona "Saygıdeğer Müdür” diye hitap
edene kadar eğitim sürecini başarıyla yönetti. Arkadaşlarıyla birlikte bir
sahne de kurdu ve burada çeşitli oyunlar sergiledi.
Gözaltındayken
Kasım, uzun zamandır üzerinde çalıştığı en önemli edebi eseri olan Şamandıra
romanını da tamamladı. 1946 ile 1961 yılları arasında Kasım, aylarca, belki
de yıllarca, mum ışığında, küçük Bafra kağıtlarına (sigara sarma kağıdına)
yazarak uzun geceler geçirmişti. Haddato Merkez Komutanlığı, Kasım’a
Şamandıra’yı tamamlaması için gerekli tüm imkânları sağladı, onu tüm parti
sorumluluklarından muaf tuttu, romanını yazması için kendisine tek kişilik bir
oda tahsis etti, çay ile sigarasını eksik bırakmadı (Adab ve Nakd, 1994).
Kasım,
tüm çileye katlandı çünkü halkının hayatını, tarihte Nübalılar hakkında
yazılmış ilk romanda ölümsüzleştirmek istiyordu. Roman, bir Nüba köyü olan Katta’nın
durumuna odaklanmasına rağmen, Nüba hayatının ve çeşitli Nüba köylerinin
çektiği acıların kapsamlı bir resmini sunar. Şamandıra, bir Nüba köyünün
dünyasını, doğayla mücadelesini, adaletsizliği, baskıyı ve sel felâketini
gözler önüne serer. Kasım, olayları kolay ve sade, ancak şiirsel bir üslupla
kurgulamıştı. O kurgu, betimlemeler, kahramanlar arasındaki diyaloglarla can
bulmuştu.
Siyasi
bilinci ve devrimci düşüncesiyle Kasım, bir yandan Mısır kırsalının ve Nüba
köylerinin yerel mücadelelerini, diğer yandan da sömürgeci baskı ve istibdata
karşı makro düzeydeki mücadeleleri birbirine bağlamayı bildi. Sel felâketi,
egemen sınıf tarafından yaratılan bir toplumsal afet olarak görülmeye başlandı.
Trajedi, Şamandıra romanının merkezinde duran ana unsurdu. Roman, sel
felâketini ve Nüba toplumunun hayatta kalma mücadelesini açıkça tasvir eden ilk
Nübalı edebiyat eseriydi.
Yolculuğun
Sonu
10
Haziran 1968’de Kasım, Bulakü’d-Dakrur’daki evinde geçirdiği şiddetli bir kalp
krizi sonucu vefat etti. Cenazesine kendisi için yas tutan Nübalılar ve sıradan
insanların yanı sıra aydınlar, yazarlar ve gazeteciler de katıldı.
Hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde okuma-yazmayı öğrettiği öğrencilerinin
ona son bir veda için orada bulunmaları dokunaklı bir görüntüydü. Cenaze alayı,
Kahire şehir merkezindeki Nübalılar Kulübü’nden hareket etti. Ölümünden kırk
gün sonra, Babü’l-Lavk’taki Ticaret Odası’nda bir anma töreni düzenlendi.
Burada ünlü yazar Yusuf Subai onun onuruna, yazarı öven bir konuşma yaptı.
Kasım’ın
vefatından sonra, ölüm, hızla ailesinin geri kalanını da aldı (Shaarawi, 2006).
Ona anne gibi olan ablası da kısa süre sonra vefat etti. Üremi hastası olan
küçük üvey kız kardeşi de hayatını kaybetti. Bağımlılığın pençesine düşen üvey
kardeşi, son günlerine kadar Kahire sokaklarında dolaştı.
Vatanını
ve halkını seven, hayatını inandığı davalara adayan kararlı komünist Kasım Hamid
Halil Kasım’ın kaybıyla, direncin ışıltılı bir simgesi söndü. Onun hatırasını
onurlandırmak isteyenler, işe Nüba tarihinin yanı sıra Mısır ve Afrika
edebiyatında da eşsiz bir eser olan Şamandıra’nın yeniden basılması ve tercüme
edilmesi çabasıyla başlamalı.
Kribsu Diallo
Kaynak
Kaynakça:
Adab wa Naqd, Fourth Book. (Ocak 1994). Bu önemli aydına ve yaratıcı
edebiyat insanına özel bir dizi tahsis edildi. Kahire: Al-Ahali Foundation.
Iskhak,
S. G. (1995). Searching for the Shamandora. Cairo.
El-Sayed,
R. (1978). The Egyptian Left and the National Movement: 1940-1950. Kahire.
El-Qosair,
A. (2009). Haddato: Memory of a Nation. Kahire.
Shaarawi, H. (2006). Readings in “Al-Shamandoura” and the Biography of Mohamed Khalil Qassem. Kahire: Arab and African Research Center.



0 Yorum:
Yorum Gönder