23 Mayıs 2026

,

Bozuk Terazi

 

Şimdi mutlak butlan tartışıla dursun, solun önemli bir bölümü, CHP’nin ön bahçesinde toplanıyor. Öte yandan, kapatılan özel üniversiteye işçi sınıfının biricik gazetesi Evrensel ve demokrasi timsali KESK sahip çıkıyor. Bu sahipleniş, Evrensel’de aynı karede buluşuyor. Murat Belge’lerin tez yönettiği, AB K3 projeleriyle post modernizmin ve yeni solun literatürünü çevirip kurslar düzenleyen özel üniversitelere sol sahip çıksın, çıkıyor.

“Öğrenci mücadelesi” dedikleri bile sınıfsal açıdan burjuvaziye denk düşüyor. Patronu ve zengin çocuklarını savunan sol ve sendikacılık, bu ülkenin emperyalizmle ilişki kuranlarının gerçeği.

Bu gerçekle Gazete Duvar’da yazanlar, şimdi Gazi ve Okmeydanı’nın dönüşümünü betimlemek için haber dosyası hazırlıyor. Tüm bu süreç, birbirinden bağımsız düşünülemez. Acaba CHP’ye sahip çıkan kalabalıkta kitle arayan Partizan ne zaman sahneye çıkacak? Ekrem maskesini takanlar, bugün CHP genel merkezinin önüne biriktiler.

Filiz Gazi’nin haber dosyasını Sendika sitesi yayınlıyor.[1] Haberin bir yerinde geçmişteki bir olay hatırlatılıyor: Mahallede hırsızlık yapan birinin kapı kapı gezdirilip teşhir edilmesi. Bu pratik, korkunç olarak değerlendiriliyor.

Onur, ancak ve ancak onu koruyarak yaşayanlar için savunulur. İlke olmayınca hırsız ile emekçinin onuru eşitlenir. Korkunç olan bir durum yok, Gazi’de hırsızlık yapmak, yoksulun yoksulu soyma gerçeğinde değerlendirilmelidir. Korkunç olan, Aleviliğin adalet mekanizmasını gerici kabul edip, içini boşaltmaktır.

Şu an Özgür Özel, canlı yayında, “Boykotsa boykot, grevse grev!” diyor. Kime güveniyor? Sendikalara! Özgür Özel, sendikaların gölge başkanıdır. Ona bunu söyleten, Gazi’nin bu dönüşümüne direnmeyenler, özel üniversite patronlarına sahip çıkan sendikalar ve 1 Mayıs’ta Özel’e kürsü verenler, İmamoğlu için İBB önüne çekilen otobüsün üstüne çıkıp konuşan parti başkanlarıdır.

Sol, diye bu çete siyaset yürütüyor. Yayınları Marksizm Leninizme ait kavramlardan geçilmez. Mızrakların ucuna Das Kapital’den sayfa takanların ufku CHP kadardır. CHP’li belediyelerde işçiler greve çıkmasın diyedir bu siyaset.

Özgür Özel, meydan okurken sendikalara ve onları yöneten sol partilere güveniyor. İşçi sınıfının bekası söz konusuysa “Sendikalar nereye derse biz oraya gideriz”, CHP’nin bekası tehlikedeyse “Grevse grev!” denir.

Halen Troçkist SEP’ten ve işçi sınıfı siyasetini yürüten ve kendisini Stalinist diye pazarlayan EMEP’ten medet uman varsa CHP’ye kol kanat gerebilir.


Seksen öncesinde Çorum’da katliam yaşanması üzerine egemenler “Çorum’u bırakın, siz Fatsa’da yaşananlara bakın!” demişti. Siz, Anadolu’da yaşananlara bakın. Çığlık nereden ve nasıl yükseliyor da neden ve ne biçimde bastırılıyor?

Anadolu’nun bir köyünde 65 yaşındaki bir çoban, köydeki piknik yerinin iyi bakılmadığını, alkol kullananların arabayla geçerken bira şişelerini yola fırlattığını, köyün piknik alanında gençlerin motorla gürültü yaptığı için araç girişini kapattıklarını, hatta 15-16 yaşındaki gençlere babalarının artık hiçbir söz edemediğini, uyuşturucunun her yere yayıldığını, engellenmesinin zor olmadığını söylüyor. Köylüye kulak verdiğinizde, size ayran ikram eder, Kaldıraç’ın yayınevine gittiğinizde, size "Buraya kadar gelmenize gerek yoktu, kitapçılardan da yayınlarımızı temin edebilirsiniz, Gazi’de dergi bıraktığımız yer var, aramızda ‘Hızır’ın Meyhanesi’ diyoruz" der.

Yaşamın gerçeğiyle solun aymazlığı arasındaki çizgi burada kalınlaşıyor. Tokat’ın bir köyüne maden ocağı açılmasına yönelik yaylaya giden sendikadan bir emekçi anlatıyor: “Yaylaya davul zurnayla gittik. Ardından zaten yanlarında getirdikleri rakılar içkiler çıkarıldı, içtik. Tokat küçük yer, meydanda göstermelik basın açıklaması dışında bir şey yapılmaz.”

Bu yerel örnekler, ülke siyasetinin örneklemidir. Hatta bir örnek daha verelim: Birbiri ardına sıralanmış köy yollarındaki minibüs duraklarında üç hilal ve MHP yazılamaları var.

Ortada sol yok, sosyalist mücadele yok. Bir dönem sol çevreler, İstanbul ve Ankara’dan Anadolu şehirlerine kadrolu insanını yollardı. Halkla ilişkilerin kurulup yerelde kökleşmek için yerel basın faaliyetleri yürütülürdü. Önce İstanbul’a, sonra Kadıköy’e, o da olmazsa Avrupa’ya göç edildi. Geride kalanlar da CHP’nin kanatları altına, Ekrem maskesinin ardına sığındı.

Bir de Yenilgi Yılları Okulu diye kitap yazanlar, hemen her kültür sanat dergisinin ilk sayısında yazanlar var. Ortalık, bu aydın tiplemesi gölge şeflerle doldu. Yenilgi, sol siyaset adına yapılıyorsa, yazar, hangi kolektif pratikten geçmiştir? Dışarıdan içeri adına konuşmanın mantığı nedir? Yenilgi, mücadele edenler için geçerlidir. O nedenle yenilgi, kolektif adına yazılır. Kitap yazılacaksa, başka konular bulunabilir birey solcular için.

Öncelikle çocuğuna müdahale edemeyen ve aile kavramını birey toplamına dönüştüren söylemi sol yaydı. Bireysel özgürlük ve kutsal aile karşıtlığı sloganlarını bu ülkenin zihnine sol işledi.

Bugün Z Kuşağı diye uydurulan kitle, yetişkin solcuların fantazyalarının ve heveslerinin karşılık bulmuş hâlidir. Z denilen kuşağın tanıtılan özellikleri, tamamen kendilerinden bağımsız şekilde kendilerine yüklenendir. Bir türlü birey olamadıklarını iddia edenler, bugün Z Kuşağı güzellemesi üzerinden kendi yozlaşmasına alan açıyorlar. Küreselleşmenin gençliğini sol yüceltemez.

Ege’nin köyünde de başka bir bölgenin köyünde de sorunlar az çok ortaktır. Artık köylerde tarlada, bağda ve bahçede; şehirlerde atölyelerde ve teknik alanlarda çalışacak genç kuşak bulunamıyor. Köyler, sadece doksanlarda boşaltılmadı, bugün Batı illerinin köyleri de genç kuşaktan arındırıldı. Sadece ekonomik alt yapıyla sorunları açıklamak, kültürün dönüşüp alt yapıya indirdiği darbeyi görmezden gelmeye neden olur.

Topraktan anlamayan, basit bir tamiratı bile beceremeyen Z kuşağı ama dijital serserilikten sosyal medya protestoculuğuna maharet sahibi bir gençlik. Hâlen köylerde sayıları az da olsa topraktan anlayan üretimde işbilir gençler var ve gelirini erken yaşta bu şekilde kazanıyorlar. UNICEF solculuğuna rağmen elde kalan son umut.

Bu denklemde Partizan’ın ne kadar ilgisini çeker, bilmeyiz ama uyuşturucudan yozlaşmaya ve üretimin tıkanmasına kadar köylünün sorunu ortada. Neticede köylü, sadece Dersimli değil!

Ayrıca Gazi örneğine dönecek olursak, mahallelerin geçmiş pratikleri halkın zihninde tazeliğini koruyor fakat köylü mücadelesini şablondan öteye geçiremeyenler, en başta Kaypakkaya’nın mirasına ihanet ediyor. Köylerle ilgili canlı tanıklıklara dayanan ne belge yazıyor ne siyaset üretiyor.

Çizdiğimiz tabloda hiçbir konu birbirinden bağımsız gelişmeyip biri diğeri olmadan değerlendirilemez. Aksi hâlde CHP’ye bakan, sadece onu görür, dün Kılıçdaroğlu’nu “Ya Hızır” diye savunup bugün Özel’e sahip çıkar.

İstanbul-Ankara hattına sıkıştırılmış sol siyasetin bizim nezdimizde bir önemi yok. Mutlak butlandan söz edilecekse o da mevcut sol siyasetin pratikleridir. EMEP, EHP, Sol Parti, Troçkist SEP ile HKP; KESK, DİSK ile Birleşik Kamu İş, CHP genel merkezinin ön bahçesinde toplanıyorsa, tarihsel olarak sınıf siyaseti mutlak butlan olarak ilan edilmiştir.

Sinan Akdeniz
22 Mayıs 2026

Dipnot:
[1] Filiz Gazi, “Siyasi Mahalleden Çete Ağına Gazi Mahallesi-1”, 24 Nisan 2026, Sendika.

0 Yorum: