Şimdi
mutlak butlan tartışıla dursun, solun önemli bir bölümü, CHP’nin ön bahçesinde
toplanıyor. Öte yandan, kapatılan özel üniversiteye işçi sınıfının biricik
gazetesi Evrensel ve demokrasi timsali KESK sahip çıkıyor. Bu
sahipleniş, Evrensel’de aynı karede buluşuyor. Murat Belge’lerin tez
yönettiği, AB K3 projeleriyle post modernizmin ve yeni solun literatürünü
çevirip kurslar düzenleyen özel üniversitelere sol sahip çıksın, çıkıyor.
“Öğrenci
mücadelesi” dedikleri bile sınıfsal açıdan burjuvaziye denk düşüyor. Patronu ve
zengin çocuklarını savunan sol ve sendikacılık, bu ülkenin emperyalizmle ilişki
kuranlarının gerçeği.
Bu
gerçekle Gazete Duvar’da yazanlar, şimdi Gazi ve Okmeydanı’nın
dönüşümünü betimlemek için haber dosyası hazırlıyor. Tüm bu süreç, birbirinden
bağımsız düşünülemez. Acaba CHP’ye sahip çıkan kalabalıkta kitle arayan Partizan
ne zaman sahneye çıkacak? Ekrem maskesini takanlar, bugün CHP genel merkezinin
önüne biriktiler.
Filiz
Gazi’nin haber dosyasını Sendika sitesi yayınlıyor.[1] Haberin bir
yerinde geçmişteki bir olay hatırlatılıyor: Mahallede hırsızlık yapan birinin
kapı kapı gezdirilip teşhir edilmesi. Bu pratik, korkunç olarak
değerlendiriliyor.
Onur,
ancak ve ancak onu koruyarak yaşayanlar için savunulur. İlke olmayınca hırsız
ile emekçinin onuru eşitlenir. Korkunç olan bir durum yok, Gazi’de hırsızlık
yapmak, yoksulun yoksulu soyma gerçeğinde değerlendirilmelidir. Korkunç olan,
Aleviliğin adalet mekanizmasını gerici kabul edip, içini boşaltmaktır.
Şu
an Özgür Özel, canlı yayında, “Boykotsa boykot, grevse grev!” diyor. Kime
güveniyor? Sendikalara! Özgür Özel, sendikaların gölge başkanıdır. Ona bunu
söyleten, Gazi’nin bu dönüşümüne direnmeyenler, özel üniversite patronlarına
sahip çıkan sendikalar ve 1 Mayıs’ta Özel’e kürsü verenler, İmamoğlu için İBB
önüne çekilen otobüsün üstüne çıkıp konuşan parti başkanlarıdır.
Sol,
diye bu çete siyaset yürütüyor. Yayınları Marksizm Leninizme ait kavramlardan
geçilmez. Mızrakların ucuna Das Kapital’den sayfa takanların ufku CHP
kadardır. CHP’li belediyelerde işçiler greve çıkmasın diyedir bu siyaset.
Özgür
Özel, meydan okurken sendikalara ve onları yöneten sol partilere güveniyor.
İşçi sınıfının bekası söz konusuysa “Sendikalar nereye derse biz oraya gideriz”,
CHP’nin bekası tehlikedeyse “Grevse grev!” denir.
Halen
Troçkist SEP’ten ve işçi sınıfı siyasetini yürüten ve kendisini Stalinist diye
pazarlayan EMEP’ten medet uman varsa CHP’ye kol kanat gerebilir.
Seksen
öncesinde Çorum’da katliam yaşanması üzerine egemenler “Çorum’u bırakın, siz
Fatsa’da yaşananlara bakın!” demişti. Siz, Anadolu’da yaşananlara bakın. Çığlık
nereden ve nasıl yükseliyor da neden ve ne biçimde bastırılıyor?
Anadolu’nun
bir köyünde 65 yaşındaki bir çoban, köydeki piknik yerinin iyi bakılmadığını,
alkol kullananların arabayla geçerken bira şişelerini yola fırlattığını, köyün
piknik alanında gençlerin motorla gürültü yaptığı için araç girişini
kapattıklarını, hatta 15-16 yaşındaki gençlere babalarının artık hiçbir söz
edemediğini, uyuşturucunun her yere yayıldığını, engellenmesinin zor olmadığını
söylüyor. Köylüye kulak verdiğinizde, size ayran ikram eder, Kaldıraç’ın
yayınevine gittiğinizde, size "Buraya kadar gelmenize gerek yoktu,
kitapçılardan da yayınlarımızı temin edebilirsiniz, Gazi’de dergi bıraktığımız
yer var, aramızda ‘Hızır’ın Meyhanesi’ diyoruz" der.
Yaşamın
gerçeğiyle solun aymazlığı arasındaki çizgi burada kalınlaşıyor. Tokat’ın bir
köyüne maden ocağı açılmasına yönelik yaylaya giden sendikadan bir emekçi
anlatıyor: “Yaylaya davul zurnayla gittik. Ardından zaten yanlarında
getirdikleri rakılar içkiler çıkarıldı, içtik. Tokat küçük yer, meydanda
göstermelik basın açıklaması dışında bir şey yapılmaz.”
Bu
yerel örnekler, ülke siyasetinin örneklemidir. Hatta bir örnek daha verelim:
Birbiri ardına sıralanmış köy yollarındaki minibüs duraklarında üç hilal ve MHP
yazılamaları var.
Ortada
sol yok, sosyalist mücadele yok. Bir dönem sol çevreler, İstanbul ve Ankara’dan
Anadolu şehirlerine kadrolu insanını yollardı. Halkla ilişkilerin kurulup
yerelde kökleşmek için yerel basın faaliyetleri yürütülürdü. Önce İstanbul’a,
sonra Kadıköy’e, o da olmazsa Avrupa’ya göç edildi. Geride kalanlar da CHP’nin
kanatları altına, Ekrem maskesinin ardına sığındı.
Bir
de Yenilgi Yılları Okulu diye kitap yazanlar, hemen her kültür sanat
dergisinin ilk sayısında yazanlar var. Ortalık, bu aydın tiplemesi gölge
şeflerle doldu. Yenilgi, sol siyaset adına yapılıyorsa, yazar, hangi kolektif
pratikten geçmiştir? Dışarıdan içeri adına konuşmanın mantığı nedir? Yenilgi,
mücadele edenler için geçerlidir. O nedenle yenilgi, kolektif adına yazılır.
Kitap yazılacaksa, başka konular bulunabilir birey solcular için.
Öncelikle
çocuğuna müdahale edemeyen ve aile kavramını birey toplamına dönüştüren söylemi
sol yaydı. Bireysel özgürlük ve kutsal aile karşıtlığı sloganlarını bu ülkenin
zihnine sol işledi.
Bugün
Z Kuşağı diye uydurulan kitle, yetişkin solcuların fantazyalarının ve
heveslerinin karşılık bulmuş hâlidir. Z denilen kuşağın tanıtılan özellikleri,
tamamen kendilerinden bağımsız şekilde kendilerine yüklenendir. Bir türlü birey
olamadıklarını iddia edenler, bugün Z Kuşağı güzellemesi üzerinden kendi
yozlaşmasına alan açıyorlar. Küreselleşmenin gençliğini sol yüceltemez.
Ege’nin
köyünde de başka bir bölgenin köyünde de sorunlar az çok ortaktır. Artık
köylerde tarlada, bağda ve bahçede; şehirlerde atölyelerde ve teknik alanlarda
çalışacak genç kuşak bulunamıyor. Köyler, sadece doksanlarda boşaltılmadı,
bugün Batı illerinin köyleri de genç kuşaktan arındırıldı. Sadece ekonomik alt
yapıyla sorunları açıklamak, kültürün dönüşüp alt yapıya indirdiği darbeyi
görmezden gelmeye neden olur.
Topraktan
anlamayan, basit bir tamiratı bile beceremeyen Z kuşağı ama dijital
serserilikten sosyal medya protestoculuğuna maharet sahibi bir gençlik. Hâlen
köylerde sayıları az da olsa topraktan anlayan üretimde işbilir gençler var ve
gelirini erken yaşta bu şekilde kazanıyorlar. UNICEF solculuğuna rağmen elde
kalan son umut.
Bu
denklemde Partizan’ın ne kadar ilgisini çeker, bilmeyiz ama
uyuşturucudan yozlaşmaya ve üretimin tıkanmasına kadar köylünün sorunu ortada. Neticede
köylü, sadece Dersimli değil!
Ayrıca
Gazi örneğine dönecek olursak, mahallelerin geçmiş pratikleri halkın zihninde
tazeliğini koruyor fakat köylü mücadelesini şablondan öteye geçiremeyenler, en
başta Kaypakkaya’nın mirasına ihanet ediyor. Köylerle ilgili canlı tanıklıklara
dayanan ne belge yazıyor ne siyaset üretiyor.
Çizdiğimiz
tabloda hiçbir konu birbirinden bağımsız gelişmeyip biri diğeri olmadan
değerlendirilemez. Aksi hâlde CHP’ye bakan, sadece onu görür, dün Kılıçdaroğlu’nu
“Ya Hızır” diye savunup bugün Özel’e sahip çıkar.
İstanbul-Ankara
hattına sıkıştırılmış sol siyasetin bizim nezdimizde bir önemi yok. Mutlak
butlandan söz edilecekse o da mevcut sol siyasetin pratikleridir. EMEP, EHP, Sol
Parti, Troçkist SEP ile HKP; KESK, DİSK ile Birleşik Kamu İş, CHP genel
merkezinin ön bahçesinde toplanıyorsa, tarihsel olarak sınıf siyaseti mutlak
butlan olarak ilan edilmiştir.
Sinan Akdeniz
22 Mayıs 2026
Dipnot:
[1] Filiz Gazi, “Siyasi Mahalleden Çete Ağına Gazi Mahallesi-1”, 24 Nisan 2026,
Sendika.


.png)

0 Yorum:
Yorum Gönder