07 Mayıs 2026

,

Yeni Vietnam: İran


COINTELPRO’nun Yeni Hedefi İranlı Öğrenciler Derneği

“İÖD: COINTELPRO’nun Yeni Hedefi” derken amacımız, İranlı Öğrenciler Birliği’nin (İÖD) FBI tarafından, özellikle altmışların sonu ve yetmişlerin başlarında Üçüncü Dünya Hareketlerini ve Siyahi Hareketini hedef alan, günümüzde de devam eden COINTELPRO Programı kapsamında saldırıya uğradığını belirtmek değil; ABD Hükümeti’nin, COINTELPRO Programı’nda olduğu gibi, Üçüncü Dünya’daki bir hedefi her türlü yolla “yok etmeyi, itibarsızlaştırmayı ve etkisiz hale getirmeyi” amaçladığını göstermektir. CIA, Göçmenlik Servisi ve yerel polis, planlı uygulanan bu merkezî stratejide iş birliği yapmaktadır. CIA’in eğitip donattığı İran Gizli Polisi SAVAK’ın da katılımı, ABD Hükümeti’nin İran’daki kurtuluş mücadelesiyle dayanışma içinde olan bir hareketi ezme girişiminin bir parçasıdır. Bu mücadele büyüdükçe, ABD’deki İÖD’e yönelik saldırıların yoğunluğu da artmıştır.

Ortadoğu, ABD emperyalizmi için çeşitli nedenlerden dolayı son derece önemli bir bölgedir; bunların en önemlisi, petrol bolluğudur. Ortadoğu’dan gelen petrol, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 80’ini karşılıyor, ABD tarafından çalınan petrol gelirleri, Ortadoğu halklarının hilafına olacak şekilde, muazzam miktarda aşırı kâr sağlıyor. Dünyanın bu bölgesi, Afrika ve Asya’ya kara ve su bağlantısı olması nedeniyle ABD için siyasi ve stratejik olarak da hayati önem taşıyor. Ortadoğu’nun kontrolü ve egemenliği, ABD’nin Afrika ve Asya’yı aşırı sömürme yeteneğinin devamı için hayati öneme sahiptir. İran, Eritre, Zufar, Filistin ve Umman’daki ulusal kurtuluş hareketleri, toprakları, kaynakları ve emekleri üzerinde kontrol arayışında olup, ABD’nin Ortadoğu’daki egemenliğinin devamına büyük bir tehdit teşkil etmektedir. Emperyalizm perspektifinden bakıldığında, bu hareketler, her ne pahasına olursa olsun ezilmelidir. ABD emperyalizminin İran’da oynadığı rolü ve bu ülkedeki çıkarlarını söz konusu bağlam dâhilinde kavramamız gerekmektedir.

1953’te CIA’nın İran’da Ulusal Cephe ve Dr. Musaddık’ın ilerici hükümetini devirerek Şah’ı iktidara getirdiğini itiraf ettiği bir darbe düzenlendi. Bu, İran’ın yarı feodal, yarı sömürge bir ülkeden ABD emperyalizminin yeni bir sömürgesine dönüşümünün başlangıcını işaret etti. 1963’teki Beyaz Devrim (ABD ve Şah’ın sahte toprak “reformu” programı) kırsal kesimdeki kapitalist üretim ilişkilerini daha da pekiştirdi. ABD emperyalizminin egemenliği altında İran, Şah’ın ve komprador burjuvazinin mutlak yönetimi altında bağımlı bir kapitalist devlet haline geldi.

1953’ten beri İran, ABD tarafından Ortadoğu’da jandarma rolünü oynaması için bilinçli olarak geliştirildi. İran Gizli Polis Gücü SAVAK, CIA ve İsrail tarafından eğitilip donatıldı. Yöntemleri ve taktikleri arasında, ABD emperyalizminin kuklaları olarak hizmet eden faşist diktatörlüklere karşı tüm iç muhalefeti acımasızca bastırmakla görevli, üçüncü dünya ülkelerindeki tüm ABD’den eğitimli gizli polisler gibi işkence, terör ve cinayet yer almaktadır. Şah rejiminin Azanya (Suudi Arabistan), Zimbabve (Rodezya), Pakistan, Fas dâhil tüm Ortadoğu’da faal olduğuna dair elde raporlar mevcuttur. İran ordusu, donanması ve özel askeri kuvvetlerinin tamamı ABD tarafından donatılıp eğitilmiştir. Şu anda İran’da 40.000 ABD askeri “danışman”ı bulunmaktadır. Şah rejimi, ABD askeri eğitimi ve ekipmanının en büyük alıcısıdır, gerektiğinde İsrail, Azanya ve Zimbabve’ye ABD silahlarının satışları için bir kanal görevi görmektedir. Sadece son üç yıl içinde İran’a 15 milyar dolardan fazla silah tedarik edilmiştir.

1971 yılında Halkın Fedai Gerillaları Örgütü (HFGÖ), İran’ın kuzeybatısındaki Siyahkel’de bir askeri kışlaya saldırarak, Şah rejimine karşı silahlı mücadele başlattı. Şah’ın gerillaları yok etmek için elindeki tüm gücü ve zulüm araçlarına kullanmasına rağmen, silahlı mücadele temelli hareket istikrarlı bir şekilde büyüdü, ancak kurucularının ve liderlerinin çoğu şehit oldu. Şah rejiminin yenilmezliği efsanesi tarihe karıştı. Bugün HFGÖ ve silahlı mücadele hareketi kendisini inşa etmeyi bilmiştir, giderek daha fazla insanı seferber edebilmektedir.

İran’da son dönemde, Şah’ın askerlerinin bir gösteri sırasında 15.000 silahsız vatanseveri katlettiği 1963 yılından bu yana en büyük kitlesel ayaklanmalara şahit olundu. İran halkının yoksulluğa, sömürüye ve zulme karşı militan direnişi kesinlikle yükselişte. Tahran, Tebriz, Kum, Şiraz gibi birçok şehirde düzenli olarak kitlesel gösteriler düzenleniyor. Bu ayaklanmaların hedefleri arasında Polis Genel Merkezi, Şah’ın Yeniden Diriliş Partisi’nin (ülkede izin verilen tek partinin) büroları ve baskıcı rejimin diğer sembollerinin yanı sıra ABD kontrolündeki bankalar ve şirket ofisleri de yer alıyor.

“Şah’a ölüm”, “Ya özgürlük ya ölüm” ve “ABD emperyalizmine son” gibi sloganlar, halkın taleplerini dile getiriyor, bu taleplere tanklar, askerler ve modern ABD silahlarıyla karşılık veriliyor. Hint Okyanusu’ndaki ABD filosu, son altı ay içinde en az bir kez alarma geçirildi. Militan kitlesel mücadelenin artması ve silahlı örgütlerin artan rolü, İran halkının ABD’ye, emperyalizme ve Şah rejimine duyduğu nefretin kanıtıdır. Ayrıca, halkın gerici, baskıcı ve sömürücü güçleri yok etme kararlılığını da temsil etmektedir.

İran’daki mücadele yoğunlaştıkça, İÖD’e karşı baskı da artmaktadır. İran’daki devrimci hareket ve kitlesel mücadeleyle militan dayanışma kurma taahhüdümüz de güçleniyor. İran Devrimci Hareketiyle Dayanışma Komitesi, temel amacı olarak eğitim yoluyla, halkı seferber ederek, somut destek örgütleyerek ve ABD ile İran’daki düşmanlarına karşı çıkarak İran’daki silahlı mücadele ve ezilen kitlelerle dayanışma kurmayı görüyor. Dünyanın dört bir yanındaki ilerici insanları şu taleplerde bulunmaya çağırıyoruz:

Kahrolsun Şah!

Kahrolsun ABD Emperyalizmi!

Zafer silahlı mücadelenin olsun.

İranlı halk kitleleri, silahlı örgütler ve İranlı Öğrenciler Derneği ile dayanışma.

FBI, CIA, Polis ve Göçmenlik Bürosu’nun SAVAK’la kurduğu işbirliğine son verilsin.

* * *

ABD hükümeti, ABD’de İran’ın Kurtuluş Mücadelesi’ne verilen desteği neden ve nasıl ezmeye çalışıyor? “Neden?” sorusunun en iyi cevabı, İran’daki kurtuluş mücadelesinin giderek güçlenmesi ve İranlı Öğrenciler Derneği (İÖD) önderliğinde İran dışında bu harekete verilen desteğin artmasıdır. Şah’ı iktidarda tutmak için giderek daha fazla ABD kaynağına ihtiyaç duyulurken, ABD içinde İranlılar tarafından yönetilen güçlü ve iyi organize edilmiş bir destek hareketinin varlığı, emperyalizmin boğazına takılan büyük bir diken haline geliyor.

İÖD, Şah yönetiminde İran halkına uygulanan zulmü ifşa ediyor, İran’da giderek güçlenen ve halk desteği bulan bir kurtuluş hareketinin olduğunu ortaya koyuyor. Bu hareket, Şah ve ABD hükümetinin her türlü çabasına rağmen yok edilemez.

İran’daki mücadeleye verdikleri örnek teşkil eden destek çalışmalarıyla İÖD, İran halkının tüm anti-emperyalist mücadelesi için bir toplanma noktasıdır; emperyalizmin krizde olduğunu ve yenileceğini; İran’daki hareketin yok edilemeyeceğini, ABD hükümetinin de onu destekleyen öğrenci hareketini yok edemeyeceğini göstermektedir. Emperyalizm, bu gerçeğin bu kadar geniş çapta ortaya çıkmasına tahammül edemez, bu nedenle onu ezmek zorunda.

Vietnam’da olduğu gibi, ABD hükümeti iki cephede savaşmaya mecbur. Gene Vietnam’da olduğu gibi, ABD içindeki ve dışındaki tüm Üçüncü Dünya kurtuluş mücadeleleri, ortak düşmanları olan ABD emperyalizminin zayıflaması ve faaliyet alanını daha da genişletmesiyle güçlenir.

İÖD’e Saldırılar

ABD’nin ülke içindeki İÖD’e nasıl tepki verdiğini en iyi şekilde, Şah ve Jimmy Carter’ın geçen Kasım ayında Washington’daki buluşmalarında binlerce İÖD göstericisinin varlığından dolayı yerin dibine geçtikleri olaydan bu yana yaşanan kimi örnekleri inceleyerek görebiliriz.

Oklahoma: Öğrencilere aniden Şah karşıtı materyal dağıtamayacakları söyleniyor, ısrar etmeleri üzerine topluca tutuklanıyorlar. Onlara karşı isyana teşvik suçlamasıyla dava açılıyor, Bölge Savcısı ve Vali, İranlıları “hırsız ve ayaklanmacı” olarak nitelendiren bir açıklama yayınlıyor. İranlılar adına ön duruşmada ifade veren bir Southwestern Üniversitesi profesörü derhal işten çıkarılıyor.

Teksas: Teksas’ın Bee City şehrindeki (birçok İranlı öğrencinin kayıtlı olduğu) küçük bir üniversitenin rektörü, İÖD’ü KGB (Rus Gizli Polisi) paravanı olarak nitelendiriyor ve İranlılarla birlikte yaşayan kasaba halkı öğrencileri eşyalarını sokağa atıyor. Başkan, daha sonra açıklamayı kimin yaptığını bilmediğini söylüyor ancak kamuoyu önünde geri çekmeyi reddediyor.

Kalamazoo, Michigan: SAVAK provokatörü, İÖD üyelerine saldırıyor, okulun çıkarttığı gazetenin yayın yönetmeni, gazetede İÖD’e saldırmaya başlıyor.

Dekalb, Illinois: Kuzey Illinois Üniversitesi’nde yabancı öğrenciler dekanı, İran konsolosluğu için İranlı öğrencilerin faaliyetlerini izlediği ortaya çıkıyor.

Şikago, Illinois: Central YMCA Koleji’nde, SAVAK ajanları, Farşid Muham ve Corç Yusufi, okul içinde İÖD destekçilerine ve üyelerine saldıran bir çeteye liderlik ediyor. Polis eşliğinde İÖD üyelerini tahrik eden bu ajanların kışkırtması sonrası İÖD üyelerinin bazıları okuldan atılıyor. Dekan Cuellar, İÖD’ün kolejdeki faaliyetlerini yasaklıyor, derslerini tamamlayamayan Farşid Muham’ın okula geri dönmesini bizzat kendisi sağlıyor. Polis, FBI ve Göçmenlik Bürosu, Orta Y bölgesindeki İranlı öğrencilerin tacizine açıkça katılıyor.

Şikago, Illinois Üniversitesi’ndeki Yuvarlak Kampüs’te SAVAK ajanları Muham ve Yusufi, 3 kişiyle (Corç Karbasi, Abbas Gacar ve Duruş Ali Muhammed Haui) birlikte çalışarak, İÖD üyelerine ve destekçilerine Şah yanlısı yayınlar dayatmaya çalışıyorlar. Bu provokatörler öğrenci olmamalarına rağmen, daha önce uygulanan üniversite kurallarına göre kampüsten atılmıyorlar. Bunun ardından, tüm İranlı öğrencilere Yabancı Öğrenciler Direktörü tarafından, SAVAK provokatörlerine karşı hoşgörülü davranmamaları durumunda (a) okul disiplini, (b) cezai suçlamalar, (c) “Göçmenlik Bürosu ile Konsolosluğa” bildirilme ve (d) “Okulun yabancı öğrencilerle ilgili kabul politikasının gözden geçirilmesi” ile tehdit eden bir mektup gönderiliyor.

Şikago’da ve ABD genelinde polis, FBI, Göçmenlik Bürosu ve savcıların SAVAK ile işbirliği yaptığı açıkça görülmektedir. ABD hükümetine bağlı kurumlar ve polis, SAVAK’ı İÖD’ü terörize etmek için kullanmaktadır.

SAVAK’ın İÖD’ü terörize etmesinin birkaç nedeni var. Bunlardan biri, SAVAK’ın Şah’ın muhaliflerine karşı her türlü taktiği kullanmaya açıkça istekli olmasıdır. Gözdağı vermek ve terörize etmek en etkili yollardır. Bir diğer neden ise, SAVAK’ın “Uluslararası İranlı Yurtsever Öğrenciler Örgütü” adı altında yayınladığı literatürün, İran Öğrenci Hareketi’ne karşı histerik bir tepki yaratma girişimi olmasıdır; zira onlar, İÖD’ü “terörist” ve “yabancı komünist güçlerin ajanları” olarak nitelendiriyorlar. SAVAK’ın bu öncü gruplarının taleplerinden biri de “Bu büyük ülkeyi zehirleriyle kirletmeden önce tüm İÖD üyelerini sınır dışı edin” şeklindedir. Ek bir neden ise, hükümet ve polis teşkilatlarının, SAVAK’ın eylemleri ifşa edildiğinde sorumluluktan kaçınabilmesidir. Son olarak, medya, yaşananları İranlılar arasında bir iç savaş olarak açıklamak için manipüle edilmektedir. Tıpkı Vietnam’da ABD hükümetinin ABD emperyalizmine karşı mücadeleyi Vietnamlılar arasındaki bir savaş olarak göstermeye çalışmasında olduğu gibi, İran’ın Kurtuluşu Mücadelesini de İranlılar arasındaki bir mücadele olarak göstermeye çalışıyor.

ABD’nin Üçüncü Dünya Hareketlerine Yönelik Saldırıları

ABD hükümetinin üçüncü dünya hareketini yok etmeye yönelik merkezi ve hesaplı bir planı için diğer polis teşkilatlarını ve gerici örgütleri ön cephe olarak kullanması, FBI’ın çalışma biçiminin bir özelliğidir. Elliler, altmışlar ve yetmişlerde FBI’ın gizli programlarının bir kısmı, ordunun “karşı istihbarat” teriminden esinlenerek, COINTELPRO olarak adlandırılıyordu. COINTELPRO’yu ayırt edici kılan şey, altmışlarda, kendi kibirlerinden, ABD içinde ve dışında yükselen üçüncü dünya mücadelelerinden dolayı, FBI’ın kendi notlarında üçüncü dünya hareketlerini ve destekçilerini etkisiz hale getirme planları ve bunu başarmak için izledikleri yasadışı yöntemleri açıktan dile getirmesiydi.

“Porto Riko bağımsızlık hareketindeki liderliğin kalitesini, özellikle de faaliyetlerini sekteye uğratma ve etkinliklerini tehlikeye atma çabalarımızla ilgili olarak değerlendirebilmek için, etkili liderleri bireysel olarak ayrıntılı ve yakından tanımamız gerekmektedir. [...] Biz, onların hayatlarının yüzeyde görünmeyen kısmına derinlemesine inmeliyiz; örneğin, başkalarını etkileme yeteneklerini, gerçek liderlik yeteneklerini, Porto Riko’nun bağımsızlığına duydukları yoğun arzunun nedenini, bağımsızlıktan ne elde etmeyi beklediklerini, diğer liderlerden ve sıradan üyelerden aldıkları desteği belirlemeliyiz. Zayıf yönleri, ahlakları, sabıka kayıtları, eşleri, çocukları, aile hayatları, eğitim nitelikleri ve bağımsızlık faaliyetleri dışındaki kişisel faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olmalıyız.”

FBI başkanı Edgar Hoover, 1967’de tüm FBI bürolarına benzer bir not göndererek, teşkilâtın Siyahilere yönelik politikasını özetlemişti. Notta şu ifadeler yer alıyor:

“Bu yeni karşı istihbarat girişiminin amacı, siyahi milliyetçi, nefret içerikli örgütlerin ve grupların, liderlerinin, sözcülerinin, üyelerinin ve destekçilerinin faaliyetlerini ifşa etmek, bozmak, yanlış yönlendirmek, itibarsızlaştırmak veya başka bir şekilde etkisiz hale getirmektir. [...] Faaliyetler, sürekli olarak takip edilmelidir, böylece karşı istihbarat için tüm fırsatlardan derhal yararlanabilecek ve koşulların gerektirdiği durumlarda harekete geçmeye ilham verebilecek bir konumda olacağız. [...] (Herhangi bir bağımsız siyahi örgütü veya hareketi ‘siyah milliyetçi nefret grubu’ olarak etiketlendi.)”

Mart 1968’in başlarında Hoover, tüm saha bürolarına gönderilen başka bir notta amacını daha da net bir biçimde ortaya koyuyordu. “Hedefler” başlığı altında şunları yazılıydı:

“Bu uzun vadeli hedefler, karşı istihbarat programının azami ölçüde etkili olabilmesi ve boşa harcanan çabaların önlenmesi için paylaşılmaktadır.

1. Militan siyahi milliyetçisi grupların koalisyonuna mani olun. Birlik güçtür; tüm klişeliğine rağmen geçerliliğini koruyan bir gerçektir. Siyahi milliyetçisi grupların kuracağı etkili bir koalisyon, Amerika’da “Mau Mau” benzeri bir siyahi devrimini tetikler.

2. Militan siyahi milliyetçisi hareketi birleştirebilecek ve canlandırabilecek bir ‘mesih’in ortaya çıkmasını önlemek. Malcolm X, böyle bir ‘mesih’ olabilirdi. X, bugünkü hareketin şehididir. Martin Luther King, Stokely Carmichael ve İlyas Muhammed’in hepsi bu konuma talip.

3. Siyahi milliyetçisi grupların şiddet eylemlerini önlemek gerek. Bu, son derece önemlidir, soruşturma faaliyetlerimizin bir hedefi de budur. İlgili hareketi önlemek, aynı zamanda karşı istihbarat programının da bir hedefi olmalıdır. Karşı istihbarat yoluyla potansiyel sorun çıkarıcıları tespit etmek ve şiddet potansiyellerini kullanmadan önce etkisiz hale getirme imkânına kavuşulmalıdır.

4. Militan siyahi milliyetçisi grupların ve liderlerinin toplumun farklı kesimleri nezdinde saygınlık kazanmasını engellemek için onları itibarsızlaştırmak gerekmektedir. Siyahi milliyetçilerini itibarsızlaştırma hedefi, üç şekilde taktiksel olarak ele alınmalıdır. İlk olarak, sorumlu toplum ve sadece siyah oldukları için militan siyahi milliyetçilerine sempati duyan ‘liberaller’ nezdinde gruplarını ve bireylerini itibarsızlaştırmalısınız. Üçüncüsü, bu gruplar, hareketin takipçileri olan siyah radikallerin gözünde itibarsızlaştırılmalıdır. Bu son alan, ilk ikisinden tamamen farklı taktikler gerektirir. Şiddet eğilimleri ve radikal açıklamalar hakkındaki kamuoyu duyuruları, siyahi milliyetçilerini son gruba daha da yakınlaştırır; onlara farklı bir şekilde ‘saygınlık’ kazandırır.

5. Son bir hedef, özellikle gençler arasında militan siyahi milliyetçisi örgütlerin uzun vadeli büyümesini engellemek olmalıdır. Bu grupların gençleri kendi saflarına çekmesini önlemek için özel taktikler geliştirilmelidir.

Karşı istihbarat operasyonları Büro tarafından onayını almalıdır. Bu programın doğası gereği, her operasyon, Büro’nun çıkarlarını koruyacak şekilde tasarlanmalı, Büro’nun herhangi bir şekilde zor durumda kalmasına neden olmamalıdır (yani, bu programı gizli tutun. -yn). Bunun ötesinde, Büro, önerilerinizi her türlü şekilde değerlendirecektir.”

Üçüncü dünya hareketlerinin her veçhesine yönelik gerçekleştirilen topyekûn saldırılara ek olarak, üçüncü dünyadaki kurtuluş mücadelelerini destekleyen beyaz ve çok uluslu örgütler de hedef alındı, onlara karşı yıkıcı eylemler gerçekleştirildi. Aynı şekilde, üniversiteler de onları susturmak veya uzaklaştırmak için kullanıldı. Bu durum, özellikle ABD’deki savaş aygıtına doğrudan saldıran gruplar ve bireyler için geçerliydi.

FBI ve SAVAK’ın Ortak Stratejisi

Karşı İstihbarat Programı’nın ABD kamuoyuna ifşası, 1972’de Vietnam savaşı protestocularının FBI bürolarını işgal etmesiyle gerçekleşti. Aynı şekilde, SAVAK’ın İÖD’e ilişkin planları da Cenevre’deki SAVAK Avrupa Karargâhı’nın işgal edilmesi sonucu ifşa edildi. (1971’de Şah’ın İÖD üyeliğini 3 ila 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılacak bir suç haline getiren bir yasa çıkardığını bu noktada belirtmek gerek.)

İÖD, SAVAK’ın kendi belgelerine ve SAVAK’ın eylemlerinin gözlemlenmesine dayanarak, SAVAK’ın yöntemlerini şu şekilde analiz etmiştir:

Birincisi, öğrencilerin eğitim finansmanlarını keserek, pasaportlarını uzatmayı reddederek, öğrencileri ve ailelerini korkutarak baskı uygulamak. SAVAK’ın bu yöntemi, az önce okuduğumuz Porto Riko Hareketi ile ilgili FBI notunda ifade edilen yönteme benziyor. Artık çoğumuz, FBI’ın Martin Luther King gibi liderleri sindirme ve şantaj yapma yönünde ortaya koyduğu çabalara aşinayız.

SAVAK’ın ikinci bir yöntemi ise İÖD’e karşı çıkmak için gerici gruplar oluşturmaktır. Şikagor’da SAVAK ajanları, Corç Yusufi ve Farşid Muham, İran Uluslararası Vatansever Öğrenciler Örgütü’nü kurdular. Bu, İÖD karşıtı propaganda ve İÖD üyelerine yönelik saldırılar için bir kılıf görevi görüyor.

Şikago’daki FBI, solcu grupların ofislerini soyan, kayıtları polise teslim eden ve üçüncü dünyaya mensup insanları terörize eden Adalet Lejyonu ile doğrudan çalıştı. Dahası, FBI’ın en sevdiği taktiklerden biri de üçüncü dünya grupları ve insanları arasında şiddet olaylarını kışkırtmaktır. FBI, iki siyahi siyasi örgüt arasında düşmanlığı körükleyerek kurguladığı cinayetlerin sorumluluğunu üstlendikten sonra, artık ünlü olan 1968 tarihli San Diego notunda şunları söylüyor:

“Güneydoğu San Diego’nun getto bölgesinde silahlı çatışmalar, dayaklar ve yüksek derecede huzursuzluk devam ediyor.” Bu genel duruma katkıda bulunan belirli bir karşı istihbarat eylemi olmasa da, huzursuzluğun önemli bir kısmının doğrudan bu programa bağlanabileceği üzerinde durulmaktadır.

Üçüncü bir SAVAK yöntemi ise yayınları kullanmak ve İÖD konfederasyonuna karşı propaganda çalışmaları yürütmektir. Farşid ve Yusufi’nin grubu bu yöntemi mümkün olan her yerde denedi; kampüslerdeki ilan panolarına İÖD’e yönelik iftira niteliğinde saldırılar ve Şah yanlısı materyaller astılar. Medyanın ve kamuoyunun bilinçli manipülasyonu, COINTELPRO’nun önemli bir yönüydü. (Şikago gazetelerinin baş sayfalarında İÖD faaliyetleri ve hedefleri hakkında sık sık yer alan yanlış ve iftira niteliğindeki açıklamalar göz ardı edilemez.) Kamusal figürlerin FBI pozisyonlarını dile getirmesinden, dost basın mensuplarına uygun sızıntılara kadar, FBI üçüncü dünya liderlerini itibarsızlaştırmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Örneğin, Mississippi eyaletinin Jackson şehrinde FBI, Yeni Afrika Cumhuriyeti örgütünün (RNA) konferansından hemen önce eyaletin en büyük gazetesine RNA hakkında son derece aşağılayıcı materyaller sızdırdı. FBI, daha sonra şunları söyledi:

“Kaynaklar, bu makalelerin 31 Temmuz 1970 ile 02 Ağustos 1970 tarihleri arasında Jackson’da düzenlenen bölgesel RNA konferansını sekteye uğrattığını bildirdi. Bu makaleler, Jackson sakinlerinin desteğini neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. [...] Bu son derece başarılı bir karşı istihbarat operasyonu olduğundan, sorumlu özel ajanın yürüttüğü bu önemli ve değerli çalışmanın tanınmasını sağlaması gerektiğine inanılıyor.”

SAVAK’ın dördüncü yöntemi, İÖD’ün faaliyetlerini zorla bastırmak için diğer ülkelerin polisleriyle işbirliği yapmaktır. Bu, Şikago’daki son olaylarda açıkça görülmüştür. Yerel polisin bu bilinçli kullanımı ve manipülasyonu muhtemelen FBI’ın COINTELPRO Programı’nın temel taşıydı. Philadelphia’da Büro, militan bir siyahi örgüt olan Devrimci Eylem Hareketi (RAM) üyelerini, kefalet ödeyemeyecekleri noktaya kadar her türlü uydurma suçlamayla tutuklatmakla övünüyordu. FBI, 1968’in başlarında tüm FBI bürolarına gönderdiği bildirimlerde, Philadelphia’daki programlarının etkinliğini tüm şehirler için bir model olarak kullandı.

Son olarak, gerektiğinde veya uygun olduğunda, hem SAVAK hem de FBI, hedeflerini etkisiz hale getirmek için doğrudan harekete geçer. Şikago’da Farşid ve Yusufi’nin İÖD üyelerine fiziki saldırılar düzenlediklerini görüyoruz. Daha önce SAVAK ajanları, Batı Almanya’da İran, Yeni Emperyalizm Eylemde adlı kitabın yazarı Dr. B. Niroumand’a yönelik suikast girişimi gibi suikastlar için görevlendirilmiş ve bu suikastları gerçekleştirmişlerdir; ayrıca Londra’daki İran büyükelçisi Muhammed Rıza Emirteymur’a karşı da başarılı bir suikast düzenlemişlerdir.

Şikago’da FBI, yerel polise Fred Hampton’ın dairesinin kat planını, hatta uyuyacağı yatağın yerini bile gösterdikten sonra onu öldürmeleri için kışkırtmıştır. Pine Ridge’de Amerikan Yerlileri Hareketi (AIM) lideri Anna Mae Aquash, FBI’dan tehditler aldıktan sonra öldürülmüştür. Mississippi’de FBI, RNA Karargâhı’na silahlı bir saldırı düzenlemiş; New Jersey Turnpike’ta ise polisi Assata Şakir ve Sundiata Acoli’ye ateş açmaları için kışkırtmıştır.

Şikago’da önde gelen bir yargıç tarafından görülen ve hâlâ gizli tutulan bir FBI belgesinde, FBI’ın kent polisi ile Kara Panter üyeleri arasında silahlı çatışmalar düzenlediğinden bahsedilmiştir. Notta, muhtemelen meydana gelecek polis ölümlerinin, Kara Panter Partisi’ne (KPP) karşı duyguları daha da artırmak için kullanılabileceği belirtilmektedir.

Emperyalizmin kendi varlığını hem yurt içinde hem de yurt dışında daimi kılmak için yoğun bir çaba içinde olduğu görülüyor. Şikago sokaklarında İÖD üyelerine ve destekçilerine yönelik saldırılarda SAVAK elemanları kullanılıyor. Bu, SAVAK’ın İran halkına her gün uyguladığı zulmün küçük bir örneği. CIA’in eğittiği, ABD’nin finanse ettiği İran gizli polisi, ABD’deki akıl hocalarının dizlerinin dibine oturuyor. FBI’ın ABD’deki üçüncü dünya halklarına karşı kullandığı taktiklerin benzerleri kullanılıyor. Pine Ridge Rezervasyonu’nda FBI, bölgeyi işgal etti ve yerli Amerikan topluluğunu açıkça terörize etti. ABD genelinde, üçüncü dünya halkları, giderek artan sayılarda yakalanıp hapse atılıyor. Üçüncü dünya gençliğini kontrol etme ve yok etme girişimi, hükümetin üçüncü dünya halklarını kontrol etme planının bir parçasıdır. Üçüncü dünya ülkelerinde kullanılan taktikler, ABD’deki üçüncü dünyadan gelmiş topluluklara karşı uygulanıyor, aynı şekilde yereldeki programlar, ABD destekli yurtdışındaki gizli polis için model haline geliyor.

Ya İşbirliği Ya da Dayanışma

COINTELPRO gibi üçüncü dünya hareketlerine ve topluluklarına karşı yürütülen operasyonlar, beyazların desteği ve kabulü olmadan yürütülemezdi. FBI, beyaz topluluğunun farklı kesimlerini farklı yöntemlerle kullanabilmekte veya etkisiz hale getirebilmektedir.

Sağcı, yani gerici ve açıkça ırkçı olan beyaz insanlar, hükümet tarafından üçüncü dünya hareketlerine ve halklarına karşı doğrudan veya dolaylı olarak kullanılabilmekte veya manipüle edilebilmektedir. Vietnam gazileri, İran’da eğitim almak üzere işe alınıyor ve sıklıkla oradan Zimbabve’de beyaz paralı asker olarak savaşsınlar diye görevlendiriliyorlar. ABD içinde sağ, hükümetin dolaylı olarak yapmayı tercih ettiği şeyi doğrudan yapıyor, ABD hükümeti, sorumluluğu üstlenmiyor, insan haklarına saygı duyduğuna dair imajını muhafaza ediyor.

Şu anda Şikago’da SAVAK ajanlarıyla ilişki de bu düzlemde kurulmaktadır. Polis, FBI ve Savcı her şeyden habersizmiş gibi davranıyor. Bu, polis, cezaevi yetkilileri ve politikacıların, Klan'ı, Nazileri veya diğer beyaz üstünlükçüsü örgütleri üçüncü dünya insanlarını terörize etmeye teşvik etme ve böylece kontrol sağlama amacıyla kullandıkları klasik bir taktiktir. Polis, bu konuda hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranırken, politikacılar da bu gruplara karşı çıkıyormuş gibi yaparak, kendileri daha da sağa kayıyorlar. Vali Thompson, ölüm cezasını destekliyor, bunun Illinois’a “medeniyet”i geri getirdiğini söylüyor, ancak Nazilere karşı kararlı bir duruş sergiliyormuş gibi davranıyor.

Beyaz baskıcı ulusun diğer kesimleri, üçüncü dünya halklarına destek vermiyorlar. Hükümetin onlara karşı şiddetini hoş görüyorlar. Üçüncü dünya halklarının hedefleri, şiddet yanlısı, ahlaksız, deli veya hükümetin kurbanlarını nesneleştirmek ve izole etmek için kullanabileceği diğer her türden aşağılayıcı sıfatla tasvir ediliyor. Bu çabaların, KPP’ye, Pine Ridge’deki AIM liderlerine, Mississippi’deki RNA’e ve Denver’daki Meksikalı-Çikano örgütüne Adalet Mücadelesi üyelerine yönelik saldırıları ve katliamları haklı çıkarmak için sistematik olarak kullanıldığını görüyoruz.

Hükümetin mahkûmların rehinelerinin boğazlarını kestiği, Şikago’da hepimizin duyduğu gibi Fred Hampton’ın dairesine giren polislere saldırdığı yalanlarını, kurbanları itibarsızlaştırma ve kendi eylemlerini haklı çıkarma çabaları takip eder. Ancak bu yalanlar faş olduğunda, hükümet, nihayetinde beyaz insanları, üçüncü dünya halklarına karşı yasadışı eylemler gerçekleştirmenin hem kendi çıkarlarına hem de gerekli olduğuna ikna etmeye çalışır. Şu anda New York ve Şikago’da ABD hükümeti, Porto Riko’nun bağımsızlığı için dövüşen Ulusal Kurtuluşun Silahlı Kuvvetleri (FALN) eliyle gerçekleştirilen bombalı saldırıları ve hapishaneleri incelemek amacıyla yürütülen soruşturma kapsamında Porto Riko ve Meksika-Şikano halkının bağımsızlık hareketlerinin liderlerini birbirine düşürme ve itibarsızlaştırma yönünde çalışma yürütmektedir. Mahkemeye çağrılanların kararlı direnişi ve sergiledikleri birlik, bu son “COINTELPRO” hamlesini ortaya çıkardı. Üçüncü dünya hareketlerinin kendi kaderini tayin hakkını desteklemek, ABD solunun COINTELPRO’ya yönelik itirazının temelidir. Bu dayanışmanın içeriği şu başlıklardan oluşmaktadır:

a. Somut destek;

b. Potansiyel dost güçlerin eğitimi ve seferber edilmesi;

c. Üçüncü Dünya hareketlerini yok etmeye çalışan sağa ve ABD hükümetine ait kurumlarına karşı mücadele.

Bu başlıklar, ABD'deki ilerici beyaz insanların ve örgütlerin sorumluluğundadır.

ABD hükümetinin gizli polisinin (FBI ve CIA’in) gerçekleştirdiği suikastlar, terörizm ve manipülasyon girişimleri tümüyle ifşa olmuş olmasına karşın, bu suçların faillerini hapse atmak için ciddi bir çaba ortaya konulmamıştır. Evet, eski CIA direktörü ve İran Büyükelçisi Richard Helms, Şili darbesinde ABD’nin oynadığı rol konusunda yalan söylediği için küçük bir para cezası ödemek zorunda kaldı. New York’ta FBI ajanı John Kearney, beyaz radikallere yönelik hırsızlıklar nedeniyle yargılanıyor. Her iki olayda da hükümetin ve ulusal güvenliğin savunulması gerektiğinden söz edildi. Savunmaları, ABD gizli polisinin ülkenin çıkarları doğrultusunda gördüğü her türlü yasadışı eylemde haklı olduğu görüşünü destekleyenlerin yüreğine su serpti.

Bu nedenle, birkaç hafta önce Şikago Emniyet Müdürlüğü’ne gidip polisle SAVAK arasındaki işbirliğine son verilmesini talep ettiğimizde, başkanın altmışların sonlarında COINTELPRO’yu yöneten FBI’ın Şikago şubesinin eski müdürü Marlin Johnson olduğunu görmemiz şaşırtıcı değil. Aynı Marlin Johnson, FBI’ın Dick Gregory’yi Mafya’nın suikast listesine alma girişimini onaylayan kişiydi. Aynı Marlin Johnson, Blackstone Rangers’ın başı Jeff Fort’a, Kara Panterler’in onu öldürmeyi planladığını söyleyen isimsiz bir FBI mektubunu onaylayan kişiydi. Aynı Marlin Johnson, Fred Hampton’ı öldürme, ardından FBI’ın suikasttaki rolünü örtbas etme girişimini yöneten kişiydi. Aynı Marlin Johnson, Fort’a gönderilen isimsiz FBI mektubundaki imzasıyla yüzleştirildiğinde, “suikast”ın şiddet içermeyen bir saldırı olduğunu söyleyen kişiydi.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Marlin Johnson, Şikago Emniyet Müdürlüğü’nün SAVAK ile ilgili politikasının kamuoyunda tartışılamayacak bir güvenlik meselesi olduğunu söyledi. Kendisine Şikago polisi-SAVAK-FBI işbirliğinin ayrıntılarına ilişkin dört sayfalık bir belge sunmamıza rağmen, suçlamalarımızda yeterince net ifadeler kullanmadığımızı dile getirdi.

SAVAK, FBI, Şikago Emniyeti ve Savcılık arasındaki işbirliğini ortaya çıkarmak için çabalarken, Yusufi, Farşid ve İran hükümeti henüz bu adamların Şah’tan emir aldığını kabul etmedikleri için zor ve garip bir konumdalar. FBI, Şikago Emniyeti ve Savcılık da İran gizli polisini desteklediklerini kabul etmiyor. Ancak Farşid ve Yusufi ne kadar korunursa, bu durum o kadar belirgin hale geliyor. Şah, Jimmy Carter ve Dışişleri Bakanlığı’nın emrettiği şeylerle, SAVAK teröristlerini açıkça destekledikleri için kamuoyunun baskısına boyun eğmeye hazır olan yerel kurumlar arasında çelişkiler açığa çıkabilir.

Bu nedenle, yerel polis ve savcılara ya işbirliğini tamamen ortaya çıkarmaları ya da SAVAK’ı desteklemeyi bırakmaları için baskı yapmalıyız.

Ulusal Kurtuluşu Destekleyin

Neden “İran Yeni Vietnam” diyoruz?

* İran’ı ABD hükümetinin başa kukla bir lider getirdiği, iktidarda tuttuğu bir üçüncü dünya ülkesi olarak görüyoruz.

* İran’da halkların kurtuluş hareketinin ve ABD’de İÖD önderliğindeki destek hareketinin güç kazandığını görüyoruz.

* ABD emperyalizmi ile üçüncü dünya halklarının kurtuluş özlemleri arasındaki çelişkileri tespit ediyoruz; bu çelişkiler, yurtdışında ve ABD içinde artan baskıyla kendini gösteriyor.

* ABD hükümetinin aynı savaşı iki cephede, hatta birçok cephede yürütmek için mücadele ettiğini görüyoruz.

ABD’deki beyaz insanlar, bir kez daha iki seçenekle karşı karşıya: ya faşizmi destekleyecekler ya da onunla mücadele edecekler. Ya üçüncü dünya halklarına karşı gizli polis yöntemleri kullanılarak yurtdışında ve yurt içinde yürütülen faşizmi aktif veya pasif olarak destekleyecekler ya da üçüncü dünyadaki kurtuluş mücadelelerini destekleyerek faşizme karşı çıkacaklar.

ABD’deki insanlar, ya İran halkına destek vermek konusunda kritik bir rol oynayacaklar ya da ABD hükümetinin faşist taktiklerini destekleyerek onunla uzlaşma yoluna gidecekler. Ortada sadece iki seçenek var!

İran halkının özgürlük mücadelesi başarılı olacaktır. Bu mücadele, şu anda Şah’ın taktikleriyle yenilemeyecek olan Halkın Fedaileri liderliğinde ilerliyor. Aynı şekilde, İÖD’ün SAVAK, ABD ve yerel polisin birlikte gerçekleştirdiği saldırılardan da sağ çıkacak.

Tarih, özgürlükleri için savaşan insanların yanındadır. Bu mücadeleleri desteklemeyi seçmeliyiz.

Kahrolsun Şah!

Kahrolsun SAVAK!

İran halklarının mücadelelerini destekleyin.

İranlı Öğrenciler Derneği’ni destekleyin.

Gizli Siyasi Polis’i ABD’de durdurun.

İranlı Öğrenciler Derneği
1978
Kaynak

0 Yorum: