05 Mayıs 2026

, ,

1871: Komün ve Kabiliye

Fransız sömürgeciliğinin ilk gününden itibaren Cezayir, birçok isyana tanık oldu. Şeyh Mikarani önderliğindeki isyan en önemli isyanlardan biriydi. Bu isyan, onun öldürülmesi öncesinde ülkenin dörtte üçüne yayıldı.

Özgürlük, en bulaşıcı arzulardan biridir. Bir halkın ayaklanması, her daim başka yerlerde isyan ateşini tutuşturur. 

Komün, Cezayir’de Fransız sömürgeciliğini durdurabilecek bir ayaklanmayla aynı döneme denk gelmiştir. Mart 1871’de, Sedan yenilgisinin yol açtığı istikrarsızlık ve Paris’i saran isyancı hava nedeniyle, Akdeniz’in diğer yakasında, Kabiliye bölgesinde, kabile konfederasyonları, işgalciye karşı gerçek bir savaş başlattı.

1830’da başlayan fetih sürecinden bu yana büyüklük ve (trajik) sonuç açısından en önemli ayaklanma olan bu isyan, gerçek adı Muhand Ait Mikarani olan, gizemli ve korkulan bir şef olarak Şeyh Mikarani tarafından yönetildi.

“Büyük Kılıç Ustası”

1815’te doğan ve [orta-kuzey] Medjana’nın geleneksel bir şefinin oğlu olan Mikarani, öncesinde Fransız işgalcilere karşı değildi. Ailesi, 1830’da bile Emir Abdülkadir’in bayrağı altında toplanmayı reddetti. Sömürgeci tarih yazımı, Mikarani’yi “şövalyelik cesareti”ne sahip, “kabilesinin topraklarına komşu tüm toprakların efendisi” olarak kabul edilen bir “büyük kılıç ustası” şeklinde resmeder. Öyle ki Fransa, başlangıçta destek vermese de tarafsız kalmasını istedi. Ancak fatihlerin barbarlığı, sömürge düzeninin keyfiliği ve adaletsizliği, bu sözsüz saldırmazlık anlaşmasını kırılma noktasına kadar zorladı.

1857’de, üst üste gerçekleştirilen on dört askeri seferin ardından, alışılmadık bir vahşetle yıkıma uğrayarak boyun eğdirilmiş olsa da, Kabiliye, aslında hiçbir zaman sömürgeci egemenliğine tam anlamıyla teslim olmadı.

İsyan Yoksulluğun Eseri

Daha önce de aşağılanmaya, toprakların gasp edilmesine, nüfusun yerinden edilmesine, sosyal yapının yıkılmasına, her şeyden önemlisi, özellikle 1857’deki büyük kıtlık olmak üzere, halkın yoksulluğa düşmesine ve bu durumun isyanları körüklemesine tepki olarak sayısız isyan çıkmıştı. Ancak Just-Jean Étienne Roy, 1880 tarihli Histoire de l'Algérie [“Cezayir Tarihi”] adlı eserinde, “Aslında isyan ateşi sönmüştü, onu Prusya’ya karşı yürütülen savaşla birlikte yerliler arasında bağımsızlık fikrinin yeniden canlandığı süreç körükledi” diyordu.

“Dahası, o dönemde ülke, Afrika’da bulunması gereken, saygı kazanmak için gerekli olan orduya sahip değildi. Dolayısıyla, her daim sadece sabırla egemenliğimizi desteklemiş, fırsatını bulunca güç biriktirip ayağa kalkacak olan, boyun eğmeyi bilmeyen halklar bu durumdan istifade ettiler.”

On Bin Kişilik Bir Ordu

Önceki yıl boyunca köy topluluklarında bir isyan çığlığı yükselmişti. Sömürge yetkililerinin resmi yasağına rağmen, köy meclisleri seçimi yapılmıştı. 12 Haziran 1869’da Mareşal MacMahon, Paris’e şu uyarı notunu gönderdi: “Kabiller, bizi ülkelerinden kovma olasılığını görmedikleri sürece sakin kalacaklar!”

15 Mart 1871’de 10.000 kişilik bir ordunun başına geçen Mikarani, isyanın sinyalini verdi. İsyan, ilk olarak 8 Nisan’da Rahmaniyye konfederasyonunun ruhani lideri yaşlı Şeyh Ahiddad’ın ayaklanma çağrısıyla muazzam gücünü gösterdi. Bu çağrıya 250 kabile cevap vererek, on binlerce savaşçıyı bir araya getirdi.

İsyan, ülkenin doğusuna ve güneyine, kıyı boyunca hızla yayılarak Konstantin halkına ulaştı. Batıda ise isyancılar, Cezayir’in kapılarına kadar yaklaştılar, ancak Paris Komünü’nün ezilmesi, Cezayirli isyancıların yenilgisi için gerekli zemini teşkil etti. Paris halkının katledilmesiyle askeri otorite, güçlü bir Afrika ordusunu yeniden kurmak için harekete geçti: Amiral Gueydon, 100.000 asker ve 1857’de Kabiliye’nin boyun eğdirilmesinde kullanılan ordudan bile üstün bir askeri gücü seferber etti.

Öldürüldüler, Sınır Dışı Edildiler, Zorla Askere Alındılar

5 Mayıs’ta Mikarani öldürüldü, onun ölümüyle isyanın direnci kırıldı. Ancak isyan, sonraki dokuz ay boyunca devam etti, ta ki acımasızca bastırılana dek. Tüm nüfus hedef alındı. On binlerce isyancı öldürüldü. Köylerin tamamı yıkıldı, aileler yok edildi veya sağa sola dağıldı. İsyan bastırıldıktan sonra 450.000 hektar araziye el konuldu, bu araziler, Alsace-Lorraine’den gelen yeni yerleşimclere dağıtıldı. 1873’te 200’den fazla isyancı lider Konstantin mahkemesinde yargılandı. Komünarlarla buluşacakları Cayenne veya Yeni Kaledonya ceza kolonilerine sürgüne mahkûm edildi. Louise Michel anılarında şöyle yazıyordu:

“Onları büyük, beyaz Mağrip pelerinleri içinde gelirken gördük. Baskıya karşı ayaklandıkları için sürgüne gönderilen Araplardı bunlar. Bu Doğulular [...] saf ve iyi insanlardı, büyük bir adalet duygusuna sahiplerdi. Onlara karşı nasıl davrandığımızı anlamıyorlardı.”[2]

İsyan hareketine katılan bazı erkekler zorla Madagaskar seferine alındılar. “İsyancı kabilelerin kolektif sorumluluğu” adı altında, Kabiliye için 36 milyon altın franklık bir savaş tazminatı belirlendi. Yaralı ve ezilmiş köy toplulukları korkunç bir trajedi yaşamıştı ve bu trajedinin anısı, edebiyat ve sözlü şiir yoluyla nesilden nesle aktarıldı.

Rosa Moussaoui
31 Mart 2021
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Tafna’da, “Antlaşmanın hükümleri, Fransızların Emir’in topraklarını egemen olarak yorumladığını ve Cezayir devletinin kurulması fikrinin altını çizdiğini ortaya koydu. Ayrıca, Abdülkadir’in silah satın alabileceğini de öngördü. Hızlı müzakere ve Emir ile Fransızların çelişen hırsları göz önüne alındığında, antlaşma, sadece iki yıl yürürlükte kaldı” Naylor, Historical Dictionary of Algeria, 1994.

[2] “Aussi ne comprenaient-ils rien à la façon dont on avait agi avec eux”: Kanaatimizce bu ifadesinde Michel, Paris Komünü’nün Cezayir’deki ayaklanmayla ilişkisinden ya da Fransız devletinin kabile liderleri olarak onlara yönelik muamelesinden değil, sürgündeki insanların arasındaki ilişkilerden bahsediyor.

0 Yorum: