22 Mayıs 2026

Reformizmin Stratejisi: Sınıf Mücadelesinin Özünü At İşçileri Rehbersiz Bırak


Bu yazı, kısmen Demokrat Parti yanlısı yorumcu Hasan Piker’in “maviye oy ver” ifadesinde özetlenen konumunu Lenin’le uyumlu gösterme çabalarına bir cevap olarak kaleme alındı. Piker’in safsatalarını çürütmenin en iyi yolu, Lenin’in ortaya koyduğu argümanlara bakmaktır. Burada, konuyla en alakalı argümanları, Piker’in okuduğunu vurguladığı, onun tarafından temsil olunan siyaseti, yani sınıf mücadelesini dar işyeri mücadelelerine ve (Piker’in kampının savunduğu durumda) sosyal programlara indirgeyen ekonomizm siyasetini reddeden “Ne Yapılmalı? adlı eserde bulmak mümkün.

Ekonomistler, kapitalist devlet meselesini göz ardı ederler ama buna rağmen konumlarını devrimci olarak göstermekte mahirdirler. Bu maharetleri, işçi mücadelelerinin politize edilmesine yönelik vurgularından kaynaklanır. Lenin’in, sınıf mücadelesinin ne anlama geldiğiyle ilgili söylemlerinde ya samimiyetsiz ya da gerçekten aptal olarak tanımladığı ekonomistlere yönelik alaycı tavrını ben bu şekilde dile döküyorum.

Ekonomistler, Lenin’in zamanında olduğu gibi bugün de bu özel mücadeleleri burjuvaziyi devirme görevinin yerine koyuyorlar. Demagojiden ibaret söylemlerinde, bu mücadeleleri sınıf mücadelesinin zirvesi, ilham alınacak en büyük eylemler olarak yüceltiyorlar. Sadece ekonomik mücadeleleri yüzeysel bir “siyaset” ile birleştirmenin işçileri özgürleştirebileceği düşüncesiyle, “ekonomik mücadeleye politik bir karakter kazandırmaktan” heyecanla ve coşkuyla bahsedip duruyorlar.

Lenin’in reformist cehalet üzerine yaptığı analizin bu kısmı, Amerika’daki iki partili sistem konusunda dile getirdiği kimi açıklamalara kritik bir bağlam kazandırıyor. Bu açıklamalar, “maviye (Demokratlara) oy ver” konumunu doğrudan itibarsızlaştırıyor ve ABD’de ekonomizmin neye benzediğini ortaya koyuyor. Lenin’in çıkarımı şu şekildeydi:

Tüm burjuva ülkelerinde, kapitalizmi savunan partiler, yani burjuva partileri, çok uzun zaman önce ortaya çıktılar. Politik özgürlüklerin kapsamı ne kadar genişse, o kadar sağlam bir yapıya sahiptirler. [...] Bu iki parti arasındaki mücadele, esas olarak gümrük vergilerinin yüksekliği üzerinden yürümüştür. Bu mücadelenin halk kitleleri için ciddi bir önemi yoktur. Halk, iki burjuva partisi arasındaki gösterişli ve anlamsız düellolar yoluyla aldatılmış, hayati çıkarlarından uzaklaştırılmıştır. Amerika ve İngiltere’de geçerli olan bu sözde iki partili sistem, bağımsız bir işçi sınıfı, yani gerçek anlamda sosyalist bir partinin yükselişini engellemenin en güçlü araçlarından biri olmuştur.”

Bu Amerikalı ekonomist cahiller, Demokrat Parti’yi işçi mücadelesinin bir aracı olarak savunurken, bu konumlarını kitlelerin kendiliğinden oluşan duygularını merkeze alarak meşrulaştırıyorlar. Kitlelerin ne kadarlık bir kesiminin politik radikalleşme sürecinin ilk aşamalarında yüzünü seçim sandığına, seçim siyasetine çevirdiğine işaret etmek suretiyle, seçimlere olan bu ilginin en uygun strateji olduğu sonucuna varıyorlar.

Lenin’in tespitiyle, bu reformist, seçimci siyasetin kaynaklandığı zihniyetle, kitlelerin ruh halini yakalamanın bir yolu olarak akılsız şiddeti savunan aşırı solcuların zihniyeti birdir. Lenin şunları söylüyordu:

“Politik faaliyetin mantığı, en iyi niyetlerle, terörü savunan veya ekonomik mücadeleye politik bir karakter kazandırmaya çalışanların bilincinden tamamen bağımsızdır. Cehenneme giden yol iyi niyetlerle döşenmiştir ve bu durumda iyi niyetler, insanı kendiliğinden ‘en az direnç çizgisi’ boyunca, tümüyle burjuva olan Credo [‘Amentü’] isimli programın belirlediği çizgi boyunca sürüklenmekten kurtaramaz. Şüphesiz ki, birçok Rus liberalinin (alenen liberal olanlar ve Marksizm maskesi takan liberallerin) teröre gönülden sempati duyması ve günümüzde yükselen terörist ruh halini körüklemeye çalışması da tesadüf değildir.”

Sınıf savaşını bu tür kendiliğindenlik tapıncından nasıl uzaklaştırabileceğimize gelince: Bu aşamada yapabileceğimiz en pratik değişikliklerden biri, örgütlenmenin varsayılan biçimini temsil eden dar, içe dönük uygulamanın ötesine geçmektir. Pratiğe iştirakimizi, örgütlenme alanımıza zaten dâhil edilmiş veya henüz dâhil edilebilecek birkaç kişiyle sınırlamayı bırakmalıyız. Şu an için, mevcut dönemde çekirdek kadroların bir parçası olacak herkesi esasen bünyemize kattık. İlerlemenin tek yolu, halk kitleleri arasında geniş, Epstein karşıtı bir koalisyon kurmak, kadroların parçası olmayacak ancak birincil mücadelelerde bizimle çalışmaya istekli olan halk kesimlerine ulaşmaktır. İşçi hareketini durgunluktan, Lenin’in kendi zamanında tespit ettiği ve hareket içindeki bugünkü sorunlarla benzerlik gösteren durgunluktan ancak bu şekilde kurtarabiliriz.

Lenin’in ekonomist ve reformist çevrelerde tanımladığı şey, son derece sınırlı bir düşünce yelpazesiydi ve bu düşünceler de sadece ekonomik mücadeleyle ilgili çalışmalarda karşılık buluyordu:

Son birkaç yılda en yaygın hale gelen Sosyal Demokrat çalışma grubunu ele alalım ve bu grubun çalışmalarını inceleyelim. Bu grup, ‘işçilerle temas halinde’ olup, fabrikalardaki suistimalleri, hükümetin kapitalistlere olan yandaşlığını ve polisin zulmünü şiddetle kınayan broşürler yayınlamakla yetinmektedir. İşçi toplantılarında tartışmalar, bu konuların sınırlarının ötesine asla geçmez ya da nadiren geçer. Devrimci hareketin tarihi, hükümetin iç ve dış politikası, Rusya ve Avrupa’nın ekonomik evrimi, modern toplumdaki çeşitli sınıfların konumu vb. konularda verilen dersler ve tartışmalar, son derece nadir görülür. Toplumun diğer sınıflarıyla sistematik olarak temas kurma ve bu teması genişletme konusunda ise kimse bunu tahayyül bile etmez. Aslında, bu tür grupların üyelerinin çoğunun hayal ettiği ideal lider, sosyalist bir politik liderden çok bir sendika sekreterine daha yakındır.”

Eğer Amerikalı Demokratik Sosyalistler (DSA) örgütünde veya Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi gibi DSA’e yakın “Marksist-Leninist” görünümlü örgütlerde vakit geçirdiyseniz, bu pratik biçiminin nasıl olduğunu tecrübe etmişsinizdir. Buralarda, mücadele için faydalı olabilecek belirli olaylar veya konular sık sık tekrarlanır, oysa bu çalışma gruplarını yönetenler, sınıf savaşının liderliğinin neye benzediğini gerçekten anlasalar, durum değişirdi. Bu, mevcut momentte mücadele için en önemli olan konulara ise değinilmemektedir. Bu konuda ciddi bir ilgisizlik söz konusudur. Buradan da işçi sınıfı tarihi konusunda yüzeysel bir bakış açısı edinilmektedir. Bir örgüt bu şekilde durgunlaştığında, “işçilerle temaslar”ı sadece sendika örgütlenmesine indirgenir ki, proleter devrimci tarihin tamamı, bunun yeterli olmadığını göstermiştir. Ancak bu dar pratik biçimi, hareketi kendi kendini baltalayan bir döngüye hapseder ve onu politik mücadele yürütme konusunda gerçek beceriler edinmek için gereken özbilinçten yoksun bırakır.

Bu aşamada, Epstein karşıtı bir koalisyon kurmak, bu içe kapanık alışkanlıkların üstesinden gelmenin en iyi yoludur. Geleneksel olarak modern sol siyaseti tanımlayan kimlik siyaseti temelli dünya görüşünü reddetseler bile, herkesin içine düşebileceği alışkanlıklardır bunlar. Sınıf mücadelesinin özünü ortadan kaldırmaya çalışan sosyal demokratların yol açtıkları sorunun duyarcılığın varlığına bağlı olmadığını anlamamız gerekiyor. Sosyal demokratlar, son dönemde sol içinde yaygın olan duyarcı tavırlardan uzaklaşıyor, bu sefer de Roosevelt dönemine has sol siyasete benzeyen klasik bir ekonomizm anlayışına başvuruyorlar.

Reformistlerle, Lenin ve Bolşeviklerin onlarla mücadele ettiği gibi mücadele etmeliyiz: bu mücadeleyi, sınıf savaşında fiilen liderlik rolü üstlenmek, kitlelere somut bir rehberlik sunabilmek için kendiliğindenlik fetişizminden tümüyle kurtulmak suretiyle verebiliriz.

Rainer Shea
14 Mayıs 2026
Kaynak

0 Yorum: