Bu
yazı, kısmen Demokrat Parti yanlısı yorumcu Hasan Piker’in “maviye oy ver” ifadesinde
özetlenen konumunu Lenin’le uyumlu gösterme çabalarına bir cevap olarak kaleme
alındı. Piker’in safsatalarını çürütmenin en iyi yolu, Lenin’in ortaya koyduğu argümanlara bakmaktır. Burada, konuyla en alakalı argümanları, Piker’in
okuduğunu vurguladığı, onun tarafından temsil olunan siyaseti, yani sınıf
mücadelesini dar işyeri mücadelelerine ve (Piker’in kampının savunduğu durumda)
sosyal programlara indirgeyen ekonomizm siyasetini reddeden “Ne Yapılmalı?
adlı eserde bulmak mümkün.
Ekonomistler,
kapitalist devlet meselesini göz ardı ederler ama buna rağmen konumlarını
devrimci olarak göstermekte mahirdirler. Bu maharetleri, işçi mücadelelerinin politize
edilmesine yönelik vurgularından kaynaklanır. Lenin’in, sınıf mücadelesinin ne
anlama geldiğiyle ilgili söylemlerinde ya samimiyetsiz ya da gerçekten aptal
olarak tanımladığı ekonomistlere yönelik alaycı tavrını ben bu şekilde dile
döküyorum.
Ekonomistler,
Lenin’in zamanında olduğu gibi bugün de bu özel mücadeleleri burjuvaziyi
devirme görevinin yerine koyuyorlar. Demagojiden ibaret söylemlerinde, bu
mücadeleleri sınıf mücadelesinin zirvesi, ilham alınacak en büyük eylemler
olarak yüceltiyorlar. Sadece ekonomik mücadeleleri yüzeysel bir “siyaset” ile
birleştirmenin işçileri özgürleştirebileceği düşüncesiyle, “ekonomik mücadeleye
politik bir karakter kazandırmaktan” heyecanla ve coşkuyla bahsedip duruyorlar.
Lenin’in
reformist cehalet üzerine yaptığı analizin bu kısmı, Amerika’daki iki partili
sistem konusunda dile getirdiği kimi açıklamalara kritik bir bağlam
kazandırıyor. Bu açıklamalar, “maviye (Demokratlara) oy ver” konumunu doğrudan
itibarsızlaştırıyor ve ABD’de ekonomizmin neye benzediğini ortaya koyuyor. Lenin’in
çıkarımı şu şekildeydi:
“Tüm burjuva
ülkelerinde, kapitalizmi savunan partiler, yani burjuva partileri, çok uzun
zaman önce ortaya çıktılar. Politik özgürlüklerin kapsamı ne kadar genişse, o
kadar sağlam bir yapıya sahiptirler. [...] Bu iki parti arasındaki mücadele,
esas olarak gümrük vergilerinin yüksekliği üzerinden yürümüştür. Bu mücadelenin
halk kitleleri için ciddi bir önemi yoktur. Halk, iki burjuva partisi
arasındaki gösterişli ve anlamsız düellolar yoluyla aldatılmış, hayati
çıkarlarından uzaklaştırılmıştır. Amerika ve İngiltere’de geçerli olan bu sözde
iki partili sistem, bağımsız bir işçi sınıfı, yani gerçek anlamda sosyalist bir
partinin yükselişini engellemenin en güçlü araçlarından biri olmuştur.”
Bu
Amerikalı ekonomist cahiller, Demokrat Parti’yi işçi mücadelesinin bir aracı
olarak savunurken, bu konumlarını kitlelerin kendiliğinden oluşan duygularını
merkeze alarak meşrulaştırıyorlar. Kitlelerin ne kadarlık bir kesiminin politik
radikalleşme sürecinin ilk aşamalarında yüzünü seçim sandığına, seçim
siyasetine çevirdiğine işaret etmek suretiyle, seçimlere olan bu ilginin en
uygun strateji olduğu sonucuna varıyorlar.
Lenin’in
tespitiyle, bu reformist, seçimci siyasetin kaynaklandığı zihniyetle,
kitlelerin ruh halini yakalamanın bir yolu olarak akılsız şiddeti savunan aşırı
solcuların zihniyeti birdir. Lenin şunları söylüyordu:
“Politik faaliyetin
mantığı, en iyi niyetlerle, terörü savunan veya ekonomik mücadeleye politik bir
karakter kazandırmaya çalışanların bilincinden tamamen bağımsızdır. Cehenneme
giden yol iyi niyetlerle döşenmiştir ve bu durumda iyi niyetler, insanı
kendiliğinden ‘en az direnç çizgisi’ boyunca, tümüyle burjuva olan Credo
[‘Amentü’] isimli programın belirlediği çizgi boyunca sürüklenmekten
kurtaramaz. Şüphesiz ki, birçok Rus liberalinin (alenen liberal olanlar ve
Marksizm maskesi takan liberallerin) teröre gönülden sempati duyması ve
günümüzde yükselen terörist ruh halini körüklemeye çalışması da tesadüf
değildir.”
Sınıf
savaşını bu tür kendiliğindenlik tapıncından nasıl uzaklaştırabileceğimize
gelince: Bu aşamada yapabileceğimiz en pratik değişikliklerden biri,
örgütlenmenin varsayılan biçimini temsil eden dar, içe dönük uygulamanın ötesine
geçmektir. Pratiğe iştirakimizi, örgütlenme alanımıza zaten dâhil edilmiş veya
henüz dâhil edilebilecek birkaç kişiyle sınırlamayı bırakmalıyız. Şu an için,
mevcut dönemde çekirdek kadroların bir parçası olacak herkesi esasen bünyemize
kattık. İlerlemenin tek yolu, halk kitleleri arasında geniş, Epstein karşıtı
bir koalisyon kurmak, kadroların parçası olmayacak ancak birincil mücadelelerde
bizimle çalışmaya istekli olan halk kesimlerine ulaşmaktır. İşçi hareketini
durgunluktan, Lenin’in kendi zamanında tespit ettiği ve hareket içindeki
bugünkü sorunlarla benzerlik gösteren durgunluktan ancak bu şekilde
kurtarabiliriz.
Lenin’in
ekonomist ve reformist çevrelerde tanımladığı şey, son derece sınırlı bir
düşünce yelpazesiydi ve bu düşünceler de sadece ekonomik mücadeleyle ilgili
çalışmalarda karşılık buluyordu:
“Son
birkaç yılda en yaygın hale gelen Sosyal Demokrat çalışma grubunu ele alalım ve
bu grubun çalışmalarını inceleyelim. Bu grup, ‘işçilerle temas halinde’ olup,
fabrikalardaki suistimalleri, hükümetin kapitalistlere olan yandaşlığını ve
polisin zulmünü şiddetle kınayan broşürler yayınlamakla yetinmektedir. İşçi
toplantılarında tartışmalar, bu konuların sınırlarının ötesine asla geçmez ya
da nadiren geçer. Devrimci hareketin tarihi, hükümetin iç ve dış politikası,
Rusya ve Avrupa’nın ekonomik evrimi, modern toplumdaki çeşitli sınıfların
konumu vb. konularda verilen dersler ve tartışmalar, son derece nadir görülür.
Toplumun diğer sınıflarıyla sistematik olarak temas kurma ve bu teması
genişletme konusunda ise kimse bunu tahayyül bile etmez. Aslında, bu tür
grupların üyelerinin çoğunun hayal ettiği ideal lider, sosyalist bir politik
liderden çok bir sendika sekreterine daha yakındır.”
Eğer
Amerikalı Demokratik Sosyalistler (DSA) örgütünde veya Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi
gibi DSA’e yakın “Marksist-Leninist” görünümlü örgütlerde vakit geçirdiyseniz,
bu pratik biçiminin nasıl olduğunu tecrübe etmişsinizdir. Buralarda, mücadele
için faydalı olabilecek belirli olaylar veya konular sık sık tekrarlanır, oysa
bu çalışma gruplarını yönetenler, sınıf savaşının liderliğinin neye benzediğini
gerçekten anlasalar, durum değişirdi. Bu, mevcut momentte mücadele için en
önemli olan konulara ise değinilmemektedir. Bu konuda ciddi bir ilgisizlik söz
konusudur. Buradan da işçi sınıfı tarihi konusunda yüzeysel bir bakış açısı
edinilmektedir. Bir örgüt bu şekilde durgunlaştığında, “işçilerle temaslar”ı
sadece sendika örgütlenmesine indirgenir ki, proleter devrimci tarihin tamamı,
bunun yeterli olmadığını göstermiştir. Ancak bu dar pratik biçimi, hareketi
kendi kendini baltalayan bir döngüye hapseder ve onu politik mücadele yürütme
konusunda gerçek beceriler edinmek için gereken özbilinçten yoksun bırakır.
Bu
aşamada, Epstein karşıtı bir koalisyon kurmak, bu içe kapanık alışkanlıkların
üstesinden gelmenin en iyi yoludur. Geleneksel olarak modern sol siyaseti
tanımlayan kimlik siyaseti temelli dünya görüşünü reddetseler bile, herkesin
içine düşebileceği alışkanlıklardır bunlar. Sınıf mücadelesinin özünü ortadan
kaldırmaya çalışan sosyal demokratların yol açtıkları sorunun duyarcılığın
varlığına bağlı olmadığını anlamamız gerekiyor. Sosyal demokratlar, son dönemde
sol içinde yaygın olan duyarcı tavırlardan uzaklaşıyor, bu sefer de Roosevelt
dönemine has sol siyasete benzeyen klasik bir ekonomizm anlayışına
başvuruyorlar.
Reformistlerle,
Lenin ve Bolşeviklerin onlarla mücadele ettiği gibi mücadele etmeliyiz: bu
mücadeleyi, sınıf savaşında fiilen liderlik rolü üstlenmek, kitlelere somut bir
rehberlik sunabilmek için kendiliğindenlik fetişizminden tümüyle kurtulmak
suretiyle verebiliriz.
Rainer Shea
14 Mayıs 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder