İstanbul
1 Mayıs’ı, üç ayrı noktada “kutlandı”. TKP, dört kentte ayrı meydanlarda; DİSK,
KESK, TMMOB, TTB, Birleşik KAMU İŞ ve peşlerine takılan EMEP, TÖP, SMF, YDİ
Çağrı, DEM, SOL, CHP, DP, EHP ve feministler Kadıköy’de; diğer sol parti ve
çevreler Taksim için Mecidiyeköy’de toplandı.
DİSK
merkezini Ankara’ya taşısa da Saraçhane’de kitle tarafından yuhalanan Arzu
Çerkezoğlu, yine Kadıköy'de boy gösterdi. KESK Eşbaşkanı ise kendi üyelerine
geçtiğimiz yıllarda “Seneye Taksim’deyiz” diye gülerek cevap verendir. Valilik,
tertip komitesine ve peşine takılanlara teşekkür eden bir açıklama yayınladı,
bu açıklamayı Aydınlık da paylaştı. Taksim’siz 1 Mayıs ısrarının mimarlarından
biri Perinçek’tir ki onu da Kadıköy’e gidenler dinledi.
Sendika
bürokratlarının bilmediği bir gerçek var. Şark kurnazlıklarının duvara
tosladığı yer burasıdır: Hiçbir üye, aldatmaya gelmez. Her yıl üyelerinin
gözlerinin içine baka baka yalan söyleyenler, bu sendikalardır. Sadece 1 Mayıs
konusunda değil, şimdiye kadar üyeye verdikleri sözlerin hiçbirinde durmadılar.
Aksi ispatlanamaz. Üye sayılarındaki erimenin temel nedeni; kitle
manipülasyonu, popülist taktikler ve yalan üzerine kurdukları siyasettir.
Kadıköy
sürecinin mimarlarından biri, EMEP’tir. Kendinden menkul şekilde ürettiği “alan
fetişizmi” lafı, çarpıtmadan ibarettir. EMEP, gizli Troçkizmin ve sendikalist
fetişizmin ülkemizdeki temsilcisidir. CEO’lara proje üretenlere,
emperyalistlerin bölgeden çıkmaması için imza toplayanlara, Zelenski’yi övenlere
gazetesinde köşe açan EMEP’in işçilerin birliği söylemi palavradan ibarettir,
safsatadır.
Bu
ülkede kendi tarihinden bahsetmeyen tek hareket, EMEP'tir. Bu harekete göre
1995 öncesi hiç bahse açılmaz. 1974-75 sürecinde çıkardıkları Yoldaş
dergisinde Hüseyin İnan’ın tezlerini “Troçkizm ve maceracılık”la
eleştirmişlerdir. Bugün o yazıyı tekrar yayınlamıyorlarsa, halkın gözünün içine
baka baka Denizleri sömürmeye devam ettikleri içindir. O yazı yayınlanırsa EMEP’in
tüm gelenek ve değer sömürüsü gün yüzüne çıkacaktır.
Aynı
şekilde, kendi tarihini bedel ödeyerek yazan insanlarını da anmayan tek hareket
EMEP’tir. Onlar için halk işçiyse değerlidir çünkü partilerine verecek aidata
sahiptir, sendikalist fetişizmin kaynağı burada aranmalıdır, onlar için halk
diye bir gerçek yoktur.
Eleştirdikleri
maceracılık, onlara 2 milletvekili verendir. “İşçilerin birliği” diye
savundukları ve en geri sendikada bile çalışılması yönündeki söylemin gerçekle
uzak yakın ilişkisi yoktur. EMEP’in iki vekili işçi mi, işçi sınıfıyla ilgili
yaptığı çalışma nedir? Ayrıca sendikaların her dediğini “işçilerin birliği” ve “alan
fetişizmi” karşıtlığı söylemine sığınıp uygulamak mı işçi sınıfının partisinin
tarihî görevi? Bunu CHP de yapıyor: “Sendikalar nereyi gösterirse biz oraya
gideriz, inisiyatif onlarındır” diyor. Bu denkleme göre CHP, EMEP özelinde
Kadıköy’e giden çevrelerden daha mı “ileri” oluyor?
Halktan
insan kazanmak için emek harcamayanlar, işçilerin aidatının ve marjinallerin
imkânlarını kullanmak için Kadıköy’e gidiyor. EMEP’in bugüne kadar halkla
ilgili geliştirdiği bir çalışması yoktur. Uyuşturucuyla ilgili göstermelik bir
haber yapacaklarsa “Genç bir işçi konuşuyor” diyerek içerik üretirler.
Mahallelerin ve halkın yozlaştırılması EMEP’in umurunda değildir, yozlaştırma
politikalarına karşı çıkan kitle çalışması yoktur ama bu parti, kendisinin açık
kitle partisi olduğunu savunur.
EMEP’in
keşfettiği akıllı solculuk yolunda ilerleyenlerin başında DY oportünizmi ve
tasfiyeci ÖDP gelir. Birgün gazetesinin geçmişin söylemiyle kitleleri
sömürmesi “fındıkta, çayda, madende sömürüye son” gibi sloganlar üzerinden
yürüyor. Koç grubunu İlim Yaymacılarla bir araya geldiği için eleştiriyor. Onun
savunduğu laiklik, sermayenin sekülerleştirilmesi ve kaynağın kendilerine
verilmesi üzerinedir. Koç’un şirketinde çalışan işçinin patrondan daha çok
vergi ödediği yönünde haber yapmalarının hiçbir önemi yoktur.
Geçtiğimiz
hafta Koç’un reklâmını tam sayfa basan, Birgün’dür. Doğuş Çay’ın, pizza
şirketlerinin reklâmını yayınlayan, Birgün’dür. 2006-2008 sürecinde
gazete kapanmasın diye Kavala’dan para aldıklarını söyleyen, ÖDP
bürokratlarıdır. TMMOB’a belirli sayıda gazete bırakıp oradan beslenen, Birgün’dür.
SOL
Parti’nin Kadıköy'e gitmesinin nedeni, tasfiyecilik ve sınıf işbirlikçiliğidir.
Ancak bu şekilde egemenlerden teşekkür, Koç’tan ilan alabilir. EMEP’in
işçiciliğiyle SOL Parti’nin laiklik savunuculuğunun hiçbir geçerliliği yoktur.
Tek hedefleri, burjuvazinin sofrasından kendilerine yer ayrılmasıdır.
DY,
tasfiyecidir, bugün o tasfiyecilik, translara hormon hakkını savunan Halkevleri
ve SOL Parti üzerinden ilerlemektedir. TİP gibi Halkevleri’nin de Mecidiyeköy’e
gelmesi ideolojik olarak öze dönmenin değil, politik olarak kartların yeniden
dağıtılma sürecinde belirli yerlere ve ittifaklara mesaj vermek içindir. Ankara
1 Mayıs’ını haber yapan Sendika sitesi “Halkevleri ve TİP’ten kitlesel
kortej” diye başlık atıyor. Bu, pazarlık için el yükseltmenin, kitle
sermayesini dayatmanın en açık göstergelerinden biridir. Her ikisinin de
manevrası politiktir ve geçicidir.
2026’nın
1 Mayıs’ı sendikaların işçi-emekçi nezdinde hükümsüz kılındığını net şekilde
göstermiştir. Mecidiyeköy’de yaşlı bir Anadolu insanı o yağmur altında
saatlerce bekliyor. En sonunda niye beklediği anlaşılıyor, amacı kitleyi
izlemek değil; kitle dağıtılırken yol gösteriyor: “Gençler, bu taraftan bu
taraftan” diyerek. Reformistlerin, marjinallere siyaset örenlerin, üyesine her
yıl yalan söylemekten utanmayan sendika değnekçilerinin, oportünistlerin, kitle
kuyrukçularının anlayamadığı gerçek bu: Halka güvenmek, kitlelere açık olmak
gerek. Doğru ideolojik-politik hat, dediğini yapmak, yaptığını savunmakla
mümkündür. Ne sendikalar ne de bu sol, dediğini yapar, yaptığını savunur.
* * *
Bu
çevrelerin doktoru da öğretmeni de sömürgeci anlayışa sahiptir. Özel hastane ve
okullarda çalıştıklarında en güleryüzlü olanlar, muayenehane ve okullarda
halkla karşılaştığında azarı basıp onları insan yerine koymayandır. Doktorları
halkı yük olarak görür, öğretmenleri yoksulların çocuklarına çocuk muamelesi
yapmaz. Kendisine verilen “eğitim” ne kadar geriyse aynısını öğrencisine
uygular. Sabahtan akşama kadar disiplin memuru gibi davranan solcu öğretmen,
çocuğun bütün itiraz kapasitesini törpüleyecek araçları devreye koyar. Sonra da
“Bu halk niye hiçbir şeye ses çıkarmıyor” der. O halkı eğip büken, tüm
dinamiklerini yerle bir eden, kendi solcu anlayışıdır.
Aşırı
özgürlükle aşırı despotluk arasında salınan öğretmen arasında fark yoktur. Her
ikisi de disiplini yanlış anlar, uygular. Bu anlayışla törpülenen çocuk,
yetişkinlik sürecinde kamu hastanesinde doktora gittiğinde itiraz dahi edemez.
Hekim de öğretmen de halkın içinde ama ona yabancı ve sömürgeci bir role
bürünür.
Bugün
bu sol, ne Fakir Baykurt ne de Ceyhun Atuf Kansu yetiştirebilir. Hiçbir zaman
halk çocuklarının yeteneğine inanmaz. Bir münazara yarışmasında akademik olarak
başarısız öğrencilerin okuduğu bir okulun en başarılı ve popüler bir okulu
münazara yarışmasında mağlup etmesine “O okulun çocukları hazırlanmamıştır,
bizimkiler yoksa kazanamazdı” diyen solcu öğretmenlerdir.
Elinde
ıslak mendille öğrencilerinin yüzlerindeki en küçük makyajı silmek için okul
kapısında bekleyenler, o solcu sendikalara üye öğretmen kadınlardır. En
özgürlükçü yaşam biçimini savunanlar ve buna uygun yoz yaşam sürenlerin
aydınlığı ve ileriliği okulda sona erer çünkü sömürgeci anlayışın temel
motivasyonu güç dengesi üzerinden insanları sınıflandırmaktır. Kendi halkına
oryantalist yaklaşır, yetki kullanmakta sınırsızlık ister. Esasında faşist
anlayış, en çok da bu sola yetki verildiğinde palazlanır.
Bir
kez daha hatırlatmak gerekirse, Sendika sitesinin filtresi, sadece anti
emperyalizm ve anti-sınıfsal duruş için geçerlidir. 168 kız çocuğunu katleden
emperyalistleri aklayan yazıların yayınlanmasında bir beis yoktur, marjinalizm,
siyasetten meslek icrasına kadar bataklıktır.
Asıl
verimli toprak halktır, o toprağa ter dökülünce tohum filize, filiz meyveye,
meyve tekrar tohuma döner. O toprak Kadıköy’de yoktur. O toprağı yeşertecek tek
güç proleterleşen soldur. Ağzı alkol, dili yoz, düşüncesi tasfiyecilik
kokmayan.
Sınıf
siyasetinin en temel değerlerine ihanet edilmesine izin vermeyeceğiz. Solun,
tüm değerleri kirletmesine ve sınıfı tasfiye etmesine müsaade edersek, bizden
geriye kırıntı almaz.
Sinan Akdeniz
4 Mayıs 2026


.png)

0 Yorum:
Yorum Gönder