04 Mayıs 2026

, ,

Şanslı Çark

İstanbul 1 Mayıs’ı, üç ayrı noktada “kutlandı”. TKP, dört kentte ayrı meydanlarda; DİSK, KESK, TMMOB, TTB, Birleşik KAMU İŞ ve peşlerine takılan EMEP, TÖP, SMF, YDİ Çağrı, DEM, SOL, CHP, DP, EHP ve feministler Kadıköy’de; diğer sol parti ve çevreler Taksim için Mecidiyeköy’de toplandı.

DİSK merkezini Ankara’ya taşısa da Saraçhane’de kitle tarafından yuhalanan Arzu Çerkezoğlu, yine Kadıköy'de boy gösterdi. KESK Eşbaşkanı ise kendi üyelerine geçtiğimiz yıllarda “Seneye Taksim’deyiz” diye gülerek cevap verendir. Valilik, tertip komitesine ve peşine takılanlara teşekkür eden bir açıklama yayınladı, bu açıklamayı Aydınlık da paylaştı. Taksim’siz 1 Mayıs ısrarının mimarlarından biri Perinçek’tir ki onu da Kadıköy’e gidenler dinledi.

Sendika bürokratlarının bilmediği bir gerçek var. Şark kurnazlıklarının duvara tosladığı yer burasıdır: Hiçbir üye, aldatmaya gelmez. Her yıl üyelerinin gözlerinin içine baka baka yalan söyleyenler, bu sendikalardır. Sadece 1 Mayıs konusunda değil, şimdiye kadar üyeye verdikleri sözlerin hiçbirinde durmadılar. Aksi ispatlanamaz. Üye sayılarındaki erimenin temel nedeni; kitle manipülasyonu, popülist taktikler ve yalan üzerine kurdukları siyasettir.

Kadıköy sürecinin mimarlarından biri, EMEP’tir. Kendinden menkul şekilde ürettiği “alan fetişizmi” lafı, çarpıtmadan ibarettir. EMEP, gizli Troçkizmin ve sendikalist fetişizmin ülkemizdeki temsilcisidir. CEO’lara proje üretenlere, emperyalistlerin bölgeden çıkmaması için imza toplayanlara, Zelenski’yi övenlere gazetesinde köşe açan EMEP’in işçilerin birliği söylemi palavradan ibarettir, safsatadır.

Bu ülkede kendi tarihinden bahsetmeyen tek hareket, EMEP'tir. Bu harekete göre 1995 öncesi hiç bahse açılmaz. 1974-75 sürecinde çıkardıkları Yoldaş dergisinde Hüseyin İnan’ın tezlerini “Troçkizm ve maceracılık”la eleştirmişlerdir. Bugün o yazıyı tekrar yayınlamıyorlarsa, halkın gözünün içine baka baka Denizleri sömürmeye devam ettikleri içindir. O yazı yayınlanırsa EMEP’in tüm gelenek ve değer sömürüsü gün yüzüne çıkacaktır.

Aynı şekilde, kendi tarihini bedel ödeyerek yazan insanlarını da anmayan tek hareket EMEP’tir. Onlar için halk işçiyse değerlidir çünkü partilerine verecek aidata sahiptir, sendikalist fetişizmin kaynağı burada aranmalıdır, onlar için halk diye bir gerçek yoktur.

Eleştirdikleri maceracılık, onlara 2 milletvekili verendir. “İşçilerin birliği” diye savundukları ve en geri sendikada bile çalışılması yönündeki söylemin gerçekle uzak yakın ilişkisi yoktur. EMEP’in iki vekili işçi mi, işçi sınıfıyla ilgili yaptığı çalışma nedir? Ayrıca sendikaların her dediğini “işçilerin birliği” ve “alan fetişizmi” karşıtlığı söylemine sığınıp uygulamak mı işçi sınıfının partisinin tarihî görevi? Bunu CHP de yapıyor: “Sendikalar nereyi gösterirse biz oraya gideriz, inisiyatif onlarındır” diyor. Bu denkleme göre CHP, EMEP özelinde Kadıköy’e giden çevrelerden daha mı “ileri” oluyor?

Halktan insan kazanmak için emek harcamayanlar, işçilerin aidatının ve marjinallerin imkânlarını kullanmak için Kadıköy’e gidiyor. EMEP’in bugüne kadar halkla ilgili geliştirdiği bir çalışması yoktur. Uyuşturucuyla ilgili göstermelik bir haber yapacaklarsa “Genç bir işçi konuşuyor” diyerek içerik üretirler. Mahallelerin ve halkın yozlaştırılması EMEP’in umurunda değildir, yozlaştırma politikalarına karşı çıkan kitle çalışması yoktur ama bu parti, kendisinin açık kitle partisi olduğunu savunur.

EMEP’in keşfettiği akıllı solculuk yolunda ilerleyenlerin başında DY oportünizmi ve tasfiyeci ÖDP gelir. Birgün gazetesinin geçmişin söylemiyle kitleleri sömürmesi “fındıkta, çayda, madende sömürüye son” gibi sloganlar üzerinden yürüyor. Koç grubunu İlim Yaymacılarla bir araya geldiği için eleştiriyor. Onun savunduğu laiklik, sermayenin sekülerleştirilmesi ve kaynağın kendilerine verilmesi üzerinedir. Koç’un şirketinde çalışan işçinin patrondan daha çok vergi ödediği yönünde haber yapmalarının hiçbir önemi yoktur.

Geçtiğimiz hafta Koç’un reklâmını tam sayfa basan, Birgün’dür. Doğuş Çay’ın, pizza şirketlerinin reklâmını yayınlayan, Birgün’dür. 2006-2008 sürecinde gazete kapanmasın diye Kavala’dan para aldıklarını söyleyen, ÖDP bürokratlarıdır. TMMOB’a belirli sayıda gazete bırakıp oradan beslenen, Birgün’dür.

SOL Parti’nin Kadıköy'e gitmesinin nedeni, tasfiyecilik ve sınıf işbirlikçiliğidir. Ancak bu şekilde egemenlerden teşekkür, Koç’tan ilan alabilir. EMEP’in işçiciliğiyle SOL Parti’nin laiklik savunuculuğunun hiçbir geçerliliği yoktur. Tek hedefleri, burjuvazinin sofrasından kendilerine yer ayrılmasıdır.

DY, tasfiyecidir, bugün o tasfiyecilik, translara hormon hakkını savunan Halkevleri ve SOL Parti üzerinden ilerlemektedir. TİP gibi Halkevleri’nin de Mecidiyeköy’e gelmesi ideolojik olarak öze dönmenin değil, politik olarak kartların yeniden dağıtılma sürecinde belirli yerlere ve ittifaklara mesaj vermek içindir. Ankara 1 Mayıs’ını haber yapan Sendika sitesi “Halkevleri ve TİP’ten kitlesel kortej” diye başlık atıyor. Bu, pazarlık için el yükseltmenin, kitle sermayesini dayatmanın en açık göstergelerinden biridir. Her ikisinin de manevrası politiktir ve geçicidir.

2026’nın 1 Mayıs’ı sendikaların işçi-emekçi nezdinde hükümsüz kılındığını net şekilde göstermiştir. Mecidiyeköy’de yaşlı bir Anadolu insanı o yağmur altında saatlerce bekliyor. En sonunda niye beklediği anlaşılıyor, amacı kitleyi izlemek değil; kitle dağıtılırken yol gösteriyor: “Gençler, bu taraftan bu taraftan” diyerek. Reformistlerin, marjinallere siyaset örenlerin, üyesine her yıl yalan söylemekten utanmayan sendika değnekçilerinin, oportünistlerin, kitle kuyrukçularının anlayamadığı gerçek bu: Halka güvenmek, kitlelere açık olmak gerek. Doğru ideolojik-politik hat, dediğini yapmak, yaptığını savunmakla mümkündür. Ne sendikalar ne de bu sol, dediğini yapar, yaptığını savunur.

* * *

Bu çevrelerin doktoru da öğretmeni de sömürgeci anlayışa sahiptir. Özel hastane ve okullarda çalıştıklarında en güleryüzlü olanlar, muayenehane ve okullarda halkla karşılaştığında azarı basıp onları insan yerine koymayandır. Doktorları halkı yük olarak görür, öğretmenleri yoksulların çocuklarına çocuk muamelesi yapmaz. Kendisine verilen “eğitim” ne kadar geriyse aynısını öğrencisine uygular. Sabahtan akşama kadar disiplin memuru gibi davranan solcu öğretmen, çocuğun bütün itiraz kapasitesini törpüleyecek araçları devreye koyar. Sonra da “Bu halk niye hiçbir şeye ses çıkarmıyor” der. O halkı eğip büken, tüm dinamiklerini yerle bir eden, kendi solcu anlayışıdır.

Aşırı özgürlükle aşırı despotluk arasında salınan öğretmen arasında fark yoktur. Her ikisi de disiplini yanlış anlar, uygular. Bu anlayışla törpülenen çocuk, yetişkinlik sürecinde kamu hastanesinde doktora gittiğinde itiraz dahi edemez. Hekim de öğretmen de halkın içinde ama ona yabancı ve sömürgeci bir role bürünür.

Bugün bu sol, ne Fakir Baykurt ne de Ceyhun Atuf Kansu yetiştirebilir. Hiçbir zaman halk çocuklarının yeteneğine inanmaz. Bir münazara yarışmasında akademik olarak başarısız öğrencilerin okuduğu bir okulun en başarılı ve popüler bir okulu münazara yarışmasında mağlup etmesine “O okulun çocukları hazırlanmamıştır, bizimkiler yoksa kazanamazdı” diyen solcu öğretmenlerdir.

Elinde ıslak mendille öğrencilerinin yüzlerindeki en küçük makyajı silmek için okul kapısında bekleyenler, o solcu sendikalara üye öğretmen kadınlardır. En özgürlükçü yaşam biçimini savunanlar ve buna uygun yoz yaşam sürenlerin aydınlığı ve ileriliği okulda sona erer çünkü sömürgeci anlayışın temel motivasyonu güç dengesi üzerinden insanları sınıflandırmaktır. Kendi halkına oryantalist yaklaşır, yetki kullanmakta sınırsızlık ister. Esasında faşist anlayış, en çok da bu sola yetki verildiğinde palazlanır.

Bir kez daha hatırlatmak gerekirse, Sendika sitesinin filtresi, sadece anti emperyalizm ve anti-sınıfsal duruş için geçerlidir. 168 kız çocuğunu katleden emperyalistleri aklayan yazıların yayınlanmasında bir beis yoktur, marjinalizm, siyasetten meslek icrasına kadar bataklıktır.

Asıl verimli toprak halktır, o toprağa ter dökülünce tohum filize, filiz meyveye, meyve tekrar tohuma döner. O toprak Kadıköy’de yoktur. O toprağı yeşertecek tek güç proleterleşen soldur. Ağzı alkol, dili yoz, düşüncesi tasfiyecilik kokmayan.

Sınıf siyasetinin en temel değerlerine ihanet edilmesine izin vermeyeceğiz. Solun, tüm değerleri kirletmesine ve sınıfı tasfiye etmesine müsaade edersek, bizden geriye kırıntı almaz.

Sinan Akdeniz
4 Mayıs 2026

0 Yorum: